CHP yeni bir parti mi kurmalı, Zafer'le mi, İyi ile mi birleşmeli, yoksa mevcut CHP içinde kayyuma direnerek mi devam etmeli?
İnce'nin Memleket Partisi duruyor mu?
İnce'nin Memleket Partisi duruyor mu?
CHP İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan, ehliyetsiz araç kullanan bir şahsa ceza yazdığı için mobbing gördüğü ileri sürülen polis memuru Mehmet Erbil'in intiharını Meclis gündemine taşıdı.
CHP İçişleri Politika Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, mobbing nedeniyle intihar ettiği ileri sürülen polis memuru Mehmet Erbil'in ölümüne ilişkin TBMM Başkanlığı'na İçişleri Bakanı Mehmet Çiftçi'nin yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Bakan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye "Başakşehir Kaymakamı, ehliyetsiz araç kullanan bir şahsa ceza yazan polis memurunu İlçe Emniyet Müdürüne şikayet etti mi?" diye sordu.
İddiaya göre; Başakşehir Kaymakamı İlçe Emniyet Müdürünü aradı, cezai işlem uygulanan kişinin cezayı yazan polis memuruna "Kendisinin kim olduğunu söylemesine rağmen" ceza yazıldığını söyledi ve bundan sonra polis memuru Mehmet Erbil mobbing görmeye başladı.
"Seninle çalışmak istemiyoruz" dendi... Arkadaşlarıyla bir kafede otururken amiri geldi, kendisini uyardı, arkadaşlarına GBT yaptı... Amirlerinin mobbingine maruz kaldı...
Jet hızıyla görev yerinin Bağcılar olarak değiştirilmesi "uygun bulundu."
Her şey birkaç gün içinde oldu.
İddialar sarsıcı, soruşturulmaya muhtaç...
Tüm iddiaları Meclis'e taşıdım, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye sordum:
Başakşehir Kaymakamı, "ehliyetsiz araç kullanan" bir şahsa kanun uyarınca yazılan bir trafik cezası için İlçe Emniyet Müdürünü aramış mıdır? Kaymakam cezai işlem uygulanan kişinin cezayı yazan polis memuruna "Kendisinin kim olduğunu söylemesine rağmen ceza yazıldığını" söyleyerek polis memurunu müdürüne şikayet etmiş midir? Bu iddialar araştırılacak mıdır?
Kaymakam tarafından aranan İlçe Emniyet Müdürü, görevini yapan polis memuruna mobbing uygulamış mıdır? Polis memuru Mehmet Erbil'e görevli olduğu müdürlükte "Seninle çalışmayacağız, seni istemiyoruz" gibi beyanlarda bulunulduğu doğru mudur?
Mehmet Erbil'in izinli olduğu bir günde arkadaşlarıyla bir kafede otururken bir başkomiserin mekana gelip Erbil'i uyardığı, birlikte oturduğu arkadaşlarına GBT yaptığı ve tayininin çıkacağını söylediği iddiaları doğru mudur?
Ceza işleminin uygulandığı gün ve saatten, polis memuru Mehmet Erbil'in intihar girişiminde bulunduğu ana kadar; iddiaların odağındaki Başakşehir Kaymakamı, Başakşehir İlçe Emniyet Müdürü ve ilgili Trafik Denetleme Büro Amiri arasında gerçekleşen telefon görüşmelerine ait HTS (arama/mesaj) kayıtları geriye dönük incelenecek midir?
Polis memuru Mehmet Erbil'in izinli gününde arkadaşlarıyla oturduğu kafeye giderek GBT sorgulaması yaptığı iddia edilen başkomiserin, bu işlemi hangi yasal gerekçe, emir veya ihbara dayanarak yaptığı resmi kayıtlarda mevcut mudur? Söz konusu kafenin güvenlik kamerası görüntüleri ve o esnada sistem üzerinden yapılan GBT sorgulama kayıtları güvence altına alınmış mıdır?
Polis memuru Mehmet Erbil'i intihara sürüklediği iddia edilen tüm bu olaylar zincirinin ve iddiaların araştırılarak gerçeğin ortaya çıkması amacıyla; Başakşehir Kaymakamı, İlçe Emniyet Müdürü ve söz konusu başkomiser ile ilgili adli ve idari soruşturma başlatılmış mıdır? Konuyla ilgili Bakanlığın ilgili teftiş kurulları harekete geçirilmiş midir?
Polis memuru Mehmet Erbil'in İstanbul Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Büro Amirliği'nden Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü Koruma Büro Amirliği'ne görevlendirilmesinin gerekçesi nedir?
https://www.sozcu.com.tr/kaymakam-yakinina-ceza-kesen-polisin-esrarengiz-intihari-p321354
Sn. İç İşleri Bakanım
Bugün bir Polisimiz intihar etti Başakşehir ilçede çalışan Trafik Polisi. Biri otizmli 2 evlat babası bir kardeşimiz. Çok üzücü iddialar var.
Bu konuyla alakalı müfettiş atayıp olayı soruşturacağınıza eminim. Müfettişe ifade vermek ve olayı anlatmak isteyen memurlar var.
Bu hususa ehemmiyet göstereceğinizi umuyoruz
CHP'nin gündeme taşıdığı, AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy'un eşinin bir tapu davasında mahkeme harçlarından muaf tutulmak amacıyla muhtarlıktan "fakirlik ilmühaberi" aldığı iddiasına ilişkin tartışmalar sürerken yeni bir skandal daha ortaya çıktı.
Eşine aldığı fakirlik belgesiyle gündem olan AKP Aksaray Milletvekili Altınsoy; kamuoyundan özür dilerken bir yandan da CHP'yi suçladı. CHP suçlamalara sessiz kalmadı. Yeni bir usulsüzlük daha ortaya çıktı.
AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy skandala ilişkin özür dilerken CHP'yi şu sözlerle suçlamıştı:
"Siyasi sebeplede olsada kamuoyuna bu şekilde gündeme gelmemden dolayı derin bir üzüntü duyduğumu ve kamuoyundan özür dilediğimi açıkça ifade etmek istiyorum.
-CHP'liler tarafından konunun istismar edilerek, tarafımın bilgisi ve ilgisinin olmadığı bir hususun bu şekilde dile getirilmesi nedeni ile ayrıca üzüntü duyduğumu belirtmek istiyorum."
"-Hem eşimin hem de benim adli yardımı hukuken ve vicdanen kabul etmemiz mümkün değildir. Yargısal süreç içerisinde mahkeme ara kararı gereğince mahkeme harcı, -verilen süre içerisinde (2026.9. ay) tamamlanacak ve yasal süreç devam ettirilecektir.
-CHP kendi içerisinde de bu hassasiyeti sağlarsa memnuniyet duyarım. Bu hassasiyetlerini, Uşak, İstanbul, Antalya gibi illerdede devam eden hukuki süreçleri takip etmelerini hatırlatır, kamuoyuna saygılarımla arz ederim."
CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan:
"AKP'li vekil özür diledi ama bize de iftirada bulunmaktan çekinmedi. Biz bu istismarı ortaya çıkardık. İstismar etmedik. Ya nasıl konudan haberin olmadı kardeşim? Buna kim inanır. Bir ailede 4 kardeşin 3'ü yoksul diyorsun. Peki bu yoksulluk belgesi için şartları sağlamış mı? Sağlamamış.
Bir ailede 4 kadından 3'ünün aylık geliri asgari ücretin 3'te birinden aşağısındaysa sen iktidar partisi milletvekili olarak buna da cevap vermek zorundasın.
Ve eşinizi kendi mali müşavirlik büronuzda usulsüz şekilde sigortalı olarak göstermişsiniz. Başka bir usulsüzlük böylece peydah oldu.
Kabahatinizle oturmadınız bir de CHP'ye iftira attınız. İstifa edeceksiniz. Sayın meclis başkanımız, sayın cumhurbaşkanı gereğini yapınız."
İş adamları canlı yayında ağlıyor. Tesisatçı arkadaşı 4,8 milyar $ kazanmıştı... Şimdi panik var!
İddiaya göre Serap Altınsoy’un babası tüm mal varlığını erkek çocuklarına bıraktı. Babanın vefatının ardından kız kardeşler haklarını aramak için tapu iptal davası açtı.
AKP’li Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy’un eşi Serap Altınsoy, tapu harcı ödememek için muhtarlıktan fakirlik belgesi aldı.
Aksaray 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davada hakim, Altınsoy’a eşinin milletvekili olması nedeniyle fakirlik ilmuhaberi verilmesini yasaya aykırı buldu. Hakim, Taşpazar Mahalle Muhtarı Menderes Tunç hakkında belgeyi ne için verdiğine yönelik araştırma yapılmasına karar verdi.
Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının hem bu belgeyi veren kişiyle ilgili hem bu belgeyi alan milletvekilinin eşiyle ilgili soruşturma başlatıldığı kaydedildi.
450.854 Lira Maaş Alıyor
2023 seçiminde Aksaray Milletvekili seçilen Hüseyin Altınsoy, bugün itibarıyla 273 bin 196 TL milletvekili maaşı alıyor. Bu ücrete temmuz ayında yıllık enflasyon farkı oranında zam da yapılacak.
Altınsoy, 2023 öncesinde çıkan EYT yasasından yararlanarak emekli de olduğu öğrenildi.
Yasaya göre milletvekilleri, TBMM’de iki yılını doldurması ve sigorta prim gününü tamamlaması halinde “emekli milletvekili” olmaya hak kazanıyor. Mayıs 2023’te seçilen Altınsoy da Mayıs 2025 itibarı ile emekli milletvekili oldu. Altınsoy, 177 bin 658 TL de emekli aylığı alıyor.
Böylece Altınsoy’un aylık geliri en az 450 bin 854 TL’ye ulaştı.
Altınsoy, konuya ilişkin NEFES’in sorularını ise yanıtsız bıraktı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yılın ikinci enflasyon raporunu yayımladı.
Raporda yıl sonu enflasyon ara hedefi %24'e yükseltildi.
Bu hedef şubat ayındaki ilk raporda %16 olarak açıklanmıştı.
Yıl sonu enflasyon beklentisi ise ara hedefin iki puan üstünde, %26 oldu.
Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) 2025 sonunda %30,9 olmuştu.
Bu beklenti gerçekleşirse, Aralık 2025 - Aralık 2026 arasında yıllık enflasyon yalnızca 4,9 puan düşmüş olacak.
Merkez Bankası 2027 sonu için enflasyon beklentisini %15, 2028 sonu beklentisini ise %9 olarak açıkladı.
Türkiye'de en son 2019'da tek haneli enflasyon gerçekleşmişti.
Kürtlerin taleplerini ve görüşlerini Demirtaş'ın mı yoksa Öcalan'ın mı daha iyi temsil ettiğini düşünüyorsunuz?
Demirtaş: %63.9
Öcalan: %22.6
Fikrim Yok: %13.5
https://x.com/i/status/2054549725945221414
"Abdullah Öcalan Kürt Halkının Lideridir" Görüşüne Katılıyor Musunuz?
Dem: Katılıyorum %35 **Katılmıyorum %62** Fikrim Yok %3
https://x.com/i/status/2054603168776884538
Adalet Politikalarını Kim Daha İyi Yönetir?
Akp: Cumhur İttifakı: %57 **CHP: %12** Hiçbiri: 31
https://x.com/i/status/2054467883283976308
Sizce ekonomiyi kim daha iyi yönetir?
Akp: CHP: %4, Cumhur İttifakı: %67, **Hiçbiri: %29**
https://x.com/i/status/2054603168776884538
İYİ, Anahtar ve Zafer Partisi İttifak Yapsa Bu İttifaka Oy Verir Misiniz?
Oy veririm: %16.5
Oy vermem: %75.0
Kararsızım: %4.7
Olası bir milliyetçi İttifak doğrudan %16.5, ileri potansiyel düşünüldüğünde %21 civarında oy potansiyelini içerisinde bulunduruyor.
https://x.com/i/status/2054164519090372882
Saadet, Yeniden Refah ve Gelecek Partisi İttifak Yapsa Bu İttifaka Oy Verir Misiniz?
Oy Veririm %9.5
Oy Vermem %81.5
Kararsızım %4.6
Milli görüş partilerinin müstakbel ittifakı durumunda %9.5 oy oranı elde etmesi muhtemel Nisan ayı itibarıyla. Oy potansiyeli ise %14 civarında.
https://x.com/i/status/2054119825484443663
Ekrem İmamoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı adayı olması durumunda oyunuzu hangi adaya verirsiniz?
Kararsızlar dağıtıldıktan sonra:
İmamoglu: %55.6 Erdoğan: %44.4
https://x.com/i/status/2052293105563357348
Enflasyonla Mücadelede Kimin Başarılı Olacağını Düşünüyorsunuz?
CHP %26.5 Ali Babacan (DEVA) %26.0 Mehmet Şimşek %13.4 İYİ Parti %6 Diğer %8.4
Akp: Mehmet Şimşek (Hükümet) %39 **Ali Babacan %28**
https://x.com/i/status/2051215766477791672
2004 kişidir. %95 güven sınırı ve hata payı ±2.11 olarak hesaplanmıştır.
https://x.com/i/status/2051180729753653371
Yarın Milletvekili Genel Seçimi Olsa Oyunuzu Hangi Partiye Verirsiniz?
AKP: **Akp %67** Kararsız %19
"Bu rejimi yerle bir edeceğiz!"
Madenci Anıtı'nda düzenlenen anma programında konuşan Özel, şu ifadeleri kullandı:
"AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİNİ İLK SOMALILAR TANIDI"
"Olay olduğu gün koştuk ve buraya geldik. O günden bugüne de 13 Mayısları bir arada geçiriyoruz. Şeklen burada olanlar vardı, ilk yıldönümünde ikinci yıldönümünde. Bugün yoklar burada, o zaman yerelde iktidardaydılar, büyükşehirde varlardı. Protokol olarak buradaydılar. O gün protokolde yeri olmayan ama burada olan birçok kişi şimdi protokolde onların yerinde. Benim büyük üzüntülerimden biri bugün iki avukat kardeşimizin Silivri zindanlarında olmasıysa, bir tesellim de o günden son güne kadar Soma ailelerinin yanında bir avukat olarak mücadele etmiş, Somalı bir avukat olarak onları hiç yalnız bırakmamış olan Sercan Okur'un şimdi bu kentin belediye başkanı olarak onlara omuz veriyor olmasıdır. Soma yaşandıktan hemen sonra seçim gecelerinde lince uğrardı. Çünkü AK Parti'nin kara düzenini ilk Somalılar tanıdı.
AK Parti'nin kara düzeni 'Patronlar daha çok para kazansın' diye yapılacak denetimlerin önceden haber verildiğini; içeride kullanılmaması gereken yangın çıkarabilecek ekipmanın, örneğin elektrikli olması gerekirken mazotlu, benzinli olan araçların o yüzden saklandığını ve gömüldüğünü; gelen müfettişlerin turistik gezilere çıkarılıp, ağırlanıp göstermelik raporlar tuttuklarını; sermayenin, sendikanın siyasetle oluşturduğu 'bermuda şeytan üçgeni'nin 301 canımızı nasıl yuttuğunu; AK Parti'nin kurduğu kara düzeni, ilk Somalılar biliyordu. Seçim akşamları yine buralardan AK Parti lehine bazı sonuçlar gelince, Türkiye, Somalılara kızmaya kalkıyordu. Ben de seçim geceleri o kızanlarla kavga ediyordum. 'Soma öyle bir yer değil. Soma her gün biraz daha değişiyor. Soma bambaşka bir şeye dönüşüyor. Kimse Soma'nın hakkını yemesin' diyorduk. Soma'nın bugünlere gelmesinde Sosyal Haklar Derneği'nin, 301 Madenci Derneği'nin, Bağımsız Maden İş Sendikası'nın ve bu yapılarda emek veren, gayret gösteren herkesin alınteri vardır.
O günlerde bizler muhalefet partisiydik, bugün Türkiye'nin birinci partisiyiz. Soma Belediyesi'nin ve Manisa Büyükşehir'in, Manisa'daki neredeyse tüm belediyelerin yönetimini almış partiyiz.
"ADALET CELLADI BUGÜN ADALEΤ BAKΑΝΙ"
Ama hep beraber büyük bir saldırı ve taarruz altındayız. Çünkü sistem, rejim değişikliğe karşı direnmenin, kara düzeni sürdürmenin niyetinde ve telaşında. Selçuk Kozağaçlı'nın içeride olmasının müsebbibi olan, Can'ın serbest bırakılması gerekirken AYM kararına rağmen onun içeride tutulmasına sebep olan Soma davası, ilk önce çok iyi bir hakimle giderken, hakimi değiştiren, gelen hakime kötü bir karar aldıran ancak biraz önce ifade edildiği gibi Yargıtay'da 'Olası kast kararı vermeyeceksen bu davada, nerede vereceksin?' diye düzeltilip, aileler lehine bir karar alındığında, kararı buradaki mahkemeye tebliğ etmemek için 5 ay tutan, 5-0 karar veren o heyetin üç üyesinin yerine AK Parti'nin emrinde üç üye yollayan, 5-O'lı kararı 3-2 ile bozan, olası kastı kaldırıp, 'Bu bir kaza' diyen, sorumlulara, 'Beşer gün yattınız kişi başı, şehit başı, yeter, çıkın, hayatınızı yaşayın' diyen düzen, kara düzen kendini sürdürmek için faaliyetlerine devam ediyor. O yüzden geçmişimizde ne acı varsa, ne kötü karar varsa, ne adalet yoksulu karar varsa hepsinin bir yerinde olan adalet celladı, bugün rejimin Adalet Bakanı olarak görev yapmakta.
"BU REJİMİ YERLE BİR EDECEĞİZ"
"Buradan, Soma'dan, 12'inci yılında bu büyük acının, şunu söylüyorum: Biz nasıl Soma'nın kaderini değiştirdiysek, nasıl Soma'yı hep beraber büyük bir birliktelikle, inançlı, namuslu ve kararlı bir birliktelikle Soma'nın yerelde kaderine el koyduysak, hiç ayrılmadan, ayrı düşmeden, yapılacak ilk seçimlerde AKP'nin kara düzeninin değiştirmek üzere, elbette haksız yere tutuklu avukatları, siyasetçileri, aktivistleri, gazetecileri, hepsini serbest bırakmak üzere, elbette hangi dava yeniden görülecekse ama ant içmiştim davanın çıkışında gözyaşlarıyla en başta Soma ve 301'in davası olmak üzere nerede haksız hukuksuz bir dava varsa, o davalar yeniden görülmek üzere, alın terinin karşılığını vermek üzere, anaların gözyaşını dindirip o gün 14 yaşında olup bugün burada haykıran Berkan'ın haklılığına sonuna kadar sahip çıkmak üzere bu AKP'nin kara düzenini ilk seçimde değiştireceğiz.
Bu rejimi yerle bir edeceğiz!"
Metallica'nın dün gece Atina'da on binlerce hayranına unutulmaz bir deneyim yaşatması, Türkiye'deki müzikseverlerin aklındaki o malum soruyu yeniden alevlendirdi. Bu tablonun ardından sürece açıklık getiren organizatör Cengizhan Yeldan, 2 Mayıs'ta yapılması planlanan ancak iptal edilen İstanbul konserinin perde arkasını tüm detaylarıyla paylaştı.
Metallica dün Yunanistan'da verdiği konserle gündem oldu.
Derken, birçok kişi bundan aylar önce konuşulan Metallicas Avrupa Turnesi planını hatırladı. Orijinal plana göre Metallica, 2026 Avrupa turnesine Atina ile değil, 2 Mayıs 2026'da İstanbul'da vereceği konserle başlayacaktı. Hatta grup, devasa 360 derecelik sahneyi kurup provalarını yapmak için İstanbul'a 4 gün önceden gelip toplam 5 gün kalacaktı.
Ancak Cengizhan Yeldan'ın açıklamalarına göre, Türkiye'ye girişte ve çıkışta tır başına yaklaşık 3750 Euro ekstra gümrük masrafı çıkmasının yanı sıra, tırların Yunanistan sınırında takılma ve Atina konserine yetişememe ihtimali çok büyük bir risk oluşturdu.
Metallica yönetimi haklı olarak, dün gerçekleşen bu Atina konserini riske atmak istemedi.
Türkiye'de stadyum kirasının 600 bin Euro seviyelerine çıkması ve stadyumlarda alkol satışı/ek sponsorluk gibi gelir kalemlerinin kapalı olması organizasyonun belini büktü. Buna karşılık, dün konserin yapıldığı Atina Olimpiyat Stadyumu sadece 75 bin Euro civarına kiralandı ve AB içinde oldukları için gümrük/lojistik problemleri sıfıra indi.
Bonus:
Metallica Türkiye'ye konsere değil, gezmeye geldi
https://www.diken.com.tr/metallica-turkiyeye-konsere-degil-gezmeye-geldi/
İşine gelen karşısındakine terörist, düşünceye terör diyor o yüzden neymiş bu kanunen diye araştırdım sizin de bilginiz olsun.
**TERÖR NEDİR?**
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu:
"Terör tanımı
Madde 1– (Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."
Yani,
cebir ve şiddet kullanmadan,
baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleri kullanmadan,
bir örgüte mensup olmadan,
suç teşkil etmeyen eylemler
terör değildir.
**TERÖRİST KİME DENİR?**
"Terör suçlusu
Madde 2 - Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır"
Örgüt mensupu olmadan,
Örgüt adına suç işlemeden
Terörist olunmaz.
**HANGİ SUÇLAR TERÖR SUÇUDUR?**
"Terör suçları
Madde 3 – (Değişik: 29/6/2006-5532/2 md.)
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.
Terör amacı ile işlenen suçlar[2]
Madde 4 – (Değişik: 29/6/2006-5532/3 md.)
Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:
a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç."
Bu maddeler şunlar:
Devletin Birliğine ve Egemenliğine Karşı Suçlar
* 302 (Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma): Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya, devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya yönelik elverişli bir fiil işlemek.
* 307 (Askerî Tesisleri Tahrip ve Düşman Askerî Hareketleri Yararına Anlaşma): Devletin silahlı kuvvetlerine ait tesisleri, araçları veya yolları tahrip etmek; düşman devletle, Türkiye aleyhine askerî hareketlerde bulunmak üzere anlaşmak.
* 310/1 (Cumhurbaşkanına Suikast): Cumhurbaşkanına karşı suikastta bulunmak. Bu suçun fiili saldırı ve diğer halleri ikinci fıkradadır.
Anayasal Düzene ve İşleyişine Karşı Suçlar
* 309 (Anayasayı İhlal): Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya yerine başka bir düzen getirmeye teşebbüs etmek.
* 311 (Yasama Organına Karşı Suç): Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek.
* 312 (Hükûmete Karşı Suç): Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek.
* 313 (Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine Karşı Silahlı İsyan): Halkı, hükûmete karşı silahlı bir isyana tahrik etmek veya bu isyanı yönetmek.
Örgütlü Suçlar ve Destek Eylemleri
* 314 (Silahlı Örgüt): Anayasal düzene karşı yukarıdaki suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgüte üye olmak.
* 315 (Silah Sağlama): Silahlı örgütlere veya bu örgütlerin suç işlemesi için kullanılmak üzere silah ve mühimmat temin etmek, bunları sevk etmek veya imal etmek.
* 320 (Yabancı Hizmetine Asker Yazma/Yazılma): Hükûmetin izni olmaksızın bir yabancı devlet lehine çalışmak üzere ülke içinde asker toplamak veya vatandaşları silahlandırmak.
Kişilere Karşı Suçlar
79 (Göçmen Kaçakçılığı): Maddi menfaat için yasal olmayan yollarla yabancıyı ülkeye sokmak veya ülkede kalmasına imkan sağlamak.
80 (İnsan Ticareti): Tehdit, baskı veya kandırma yoluyla kişileri zorla çalıştırmak, esarete tabi kılmak veya organlarını satmak.
81 (Kasten Öldürme): Bir insanı kasten öldürmek (Müebbet hapis).
82 (Nitelikli Kasten Öldürme): Öldürme eyleminin canavarca hisle, tasarlayarak, akrabaya karşı veya işkenceyle işlenmesi (Ağırlaştırılmış müebbet).
84 (İntihara Yönlendirme): Başkasını intihara teşvik etmek, yardım etmek veya kararını kuvvetlendirmek.
86 (Kasten Yaralama): Bir kimsenin vücuduna acı vermek veya sağlığını bozmak.
87 (Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama): Yaralama sonucu kalıcı iz, organ kaybı veya hayati tehlike oluşması.
96 (Eziyet): Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çektiren sistematik davranışlar.
Hürriyete, Şerefe ve Dokunulmazlığa Karşı Suçlar
106 (Tehdit): Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle korkutmak.
107 (Şantaj): Bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamak için hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi açıklayacağı veya kullanacağı tehdidinde bulunmak.
108 (Cebir): Bir şeyi yapması veya yapmaması için bir kişiye karşı fiziki güç kullanmak.
109 (Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma): Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmekten veya bir yerde kalmaktan alıkoymak.
Hak ve Özgürlüklerin Engellenmesi
112 (Eğitim ve Öğretim Hakkının Engellenmesi): Cebir veya tehditle eğitim faaliyetlerini engellemek.
113 (Kamu Hizmetlerinden Yararlanma Hakkının Engellenmesi): Kamu hizmetinin görülmesine engel olmak.
114 (Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi): Seçme, seçilme veya siyasi faaliyette bulunma hakkını zorla engellemek.
115 (İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Engellenmesi): Dini ibadetlerin veya düşüncelerin açıklanmasının zorla engellenmesi.
116 (Konut Dokunulmazlığının İhlali): Bir kimsenin konutuna rızası dışında girmek veya çıkmamak.
117 (İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali): Cebir veya tehditle birinin çalışmasına veya işçi çalıştırmasına engel olmak.
118 (Sendikal Hakların Engellenmesi): Bir sendikaya üye olmaya veya ayrılmaya zorlamak.
Malvarlığına Karşı Suçlar
142 (Nitelikli Hırsızlık): Hırsızlığın kamu kurumlarında, gece vakti, barınaklarda veya özel beceriyle işlenmesi.
148 (Yağma/Gasp): Bir malı teslim etmeye zorlamak için cebir veya tehdit kullanmak.
149 (Nitelikli Yağma): Yağmanın silahla, gece vakti veya birden fazla kişiyle işlenmesi.
151 (Mala Zarar Verme): Başkasının taşınır veya taşınmaz malını yıkmak, bozmak veya kirletmek.
152 (Nitelikli Mala Zarar Verme): Kamu malına, yakarak veya patlayıcı kullanarak zarar verme.
Kamunun Sağlığına ve Güvenliğine Karşı Suçlar
170 (Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması): Silahla ateş etmek, patlayıcı madde kullanmak veya yangın çıkarmak suretiyle korku/panik yaratmak.
172 (Radyasyon Yayma): Bir başkasını radyasyona maruz bırakmak.
173 (Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme): Nükleer enerjiyle tehlike yaratmak.
174 (Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Bulundurulması): Patlayıcı, yakıcı veya nükleer maddeleri izinsiz üretmek veya saklamak.
185 (Zehirli Madde Katma): İçme suyuna veya gıdaya zehir katarak kişilerin hayatını tehlikeye atmak.
188 (Uyuşturucu Madde Ticareti): Uyuşturucu madde imal etmek, ithal/ihraç etmek veya satmak.
Belgede Sahtecilik ve Kamu Barışına Karşı Suçlar
199 (Kıymetli Damgada Sahtecilik): Damga veya pulların sahtesini yapmak.
200 (Mühürde Sahtecilik): Kamu kurumlarının mühürlerini sahte üretmek.
202 (Mühür Bozma): Yetkili makamlarca konulan mührü kaldırmak.
204 (Resmi Belgede Sahtecilik): Resmi bir belgeyi sahte düzenlemek veya değiştirmek.
210 (Resmi Belge Hükmündeki Belgeler): Bono, çek gibi belgelerde yapılan sahteciliğin resmi belge gibi cezalandırılması.
213 (Kendini Sakatlama): Askerlikten kaçmak veya bir yükümlülüğü yerine getirmemek için kendini yaralamak.
214 (Suç İşlemeye Tahrik): Suç işlemek için halkı alenen tahrik etmek.
215 (Suçu ve Suçluyu Övme): İşlenmiş bir suçu veya failini halk önünde övmek.
Diğer Suçlar
223 (Ulaşım Araçlarının Kaçırılması): Kara, deniz veya demiryolu aracını zorla ele geçirmek.
224 (Kıt'a Sahanlığında veya Münhasır Ekonomik Bölgedeki Sabit Platformların İşgali): Denizdeki sabit platformları ele geçirmek.
243 (Bilişim Sistemine Girme): Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına hukuka aykırı girmek.
244 (Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme): Bilişim sistemini işleyemez hale getirmek veya verileri değiştirmek.
265 (Görevi Yaptırmamak İçin Direnme): Kamu görevlisine görevini yapmasını engellemek için cebir veya tehdit kullanmak.
294 (Kaçmaya İmkan Sağlama): Tutuklu veya hükümlünün kaçmasına yardım etmek.
300 (Devletin Egemenlik Alametlerini Aşağılama): Türk Bayrağını veya İstiklal Marşı'nı alenen aşağılamak.
Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar
310/2 (Cumhurbaşkanına Suikast ve Fiili Saldırı): Cumhurbaşkanına karşı fiili saldırıda bulunmak.
316 (Suç İçin Anlaşma): Devlet güvenliğine karşı suç işlemek için iki veya daha fazla kişinin elverişli vasıtalarla anlaşması.
317 (Askeri Komutanlıkların Gasbı): Bir askeri komutanlığı veya savaş gemisini yetkisiz ele geçirmek.
318 (Halkı Askerlikten Soğutma): Askerlik hizmetine karşı propaganda yapmak veya halkı soğutmak.
319 (Askerleri İtaatsizliğe Teşvik): Askerleri kanunlara veya komutanlarına karşı itaatsizliğe sevk etmek.
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=3713&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
İŞ KAZALARI
Öğrenci Sendikası, Kocaeli'nin Gebze ilçesinde MESEM'li öğrencilerle yapılan araştırmada, ankete katılan 926 öğrencinin yüzde 90,5'unun iş kazası geçirdiğini, iş kazası geçiren öğrencilerin yüzde 89,9'unun olay sonrasında hastaneye götürülmediğini tespit etti.
Raporda, 14-18 yaş arasındaki 926 öğrenci ile yapılan ankette öğrencilerin çoğunluğunun sanayiye bağlı sektörlerde ve fabrikalarda çalıştığı kaydedildi.
MESAİ
Ankete katılan MESEM'li öğrencilerin yüzde 58.1'inin haftanın tüm günlerinde çalıştığı, yüzde 38,7'sinin de 6 gün çalıştığı belirtildi. Öte yandan öğrencilerin yüzde 70.9'unun 12 saat ve üzerinde çalıştığı, %25,6'sının ise 10-12 saat çalıştığı ortaya kondu. Raporda, haftanın her günü günün yarısını iş yerlerinde geçiren öğrencilerin yüzde 95'inin sosyal hayatlarına 0-3 saat arası bir vakit ayırabildiklerini belirtildi. Ankete katılan öğrencilerin yüzde 97'si çalıştıkları işten mutlu olmadığını ifade ettiği görüldü.
ŞİDDET
Küfür, hakaret ve fiziksel şiddetin ayrı ayrı değerlendirildiği araştırmada, öğrencilerin yüzde 97,8'i k ve hakarete maruz kaldığını, yüzde 96,6'sı fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtti.
YEMEK
Raporda, iş yerlerinin yüzde 63,9'unda bir öğün yemek verildiği, yüzde 36,1'inde ise yemek verilmediği belirtildi. Öğrencilerle yapılan ankette yemek verilmeyen öğrencilerin yüzde 82,7'sinin yemeğini evden getirdiği kaydedildi.
DENEYİM
Ankete katılan MESEM'li öğrencilerin yüzde 91,4'ü meslek alanı dahilinde çalışamadığını dile getirdi ve çoğunlukla "ayak işleri, angarya işler, temizlik, ağır işler, para sayma, tehlikeli ve ölüm riski olan her iş" gibi işler yaptıklarını belirtti.
Gebze'de ankete katılan MESEM'li öğrencilerinin iş kolları araştırıldığında yüzde 54,5 oranıyla enerji sektöründe, bunun hemen arkasından yüzde 8,7 oranıyla metal sektöründe çalıştıkları görüldü.
DENETİM
MESEM'li öğrencilerin yüzde 88,9'u genellikle iş yerlerine denetime gelinmediğini ifade etti. Raporda öğrencilerden bazılarının denetimlere dair, "yılda bir kez gelindiği", "rüşvet verildiği", "denetimlerde patron ve ustalara önceden haber verildiğinden ötürü yalan söylemek için baskı olduğu", "üstünkörü denetimler yapıldığı, sorumlu bir işleyiş olmadığı" gibi yorumlarda bulundu.
Denetim olduğunu belirten öğrencilerin yüzde 70,2'si denetimden önce patronlara haber verildiğini ifade etti. Ankette yer alan "Denetimlerde sizin çalışma koşullarınızı iyileştirmek için bir müdahale oldu mu?" sorusuna öğrencilerin yüzde 92,1'i "Hayır" cevabı verdi.
İZİN
Öğrencilerin yüzde 91,6'sı işyerinden ücretli izin alamadığını, yüzde 87,6'sı ise izin almak istediğinde kötü muamele ile karşılaştığını ifade etti. Öğrencilerin yüzde 97,6'sı Şubat tatilinde ücretli izne çıkamıyorken bu oran yaz tatili için yüzde 92,7 olarak belirlendi.
MAAŞ
Ankete katılan öğrencilerin yüzde 98,7'si maaşlı çalıştığını belirtti ve maaş alanların yüzde 78'inin aylık 7.000 TL ve civarı maaş aldığı kaydedildi. Bu miktar ise kanunen uygulanması gereken oranın, yani asgari ücretin yüzde 30'unun altında kaldı.
OKULA DEVAM
Haftanın tüm günleri, günün yarısında iş yerlerinde olan MESEM'li öğrencilerin okula devam durumları da raporlandı. MESEM'li öğrencilerin yüzde 95,4'ü okullarının ders devamlılığıyla ilgili bir müdahalede bulunmadığını, yüzde 94,8'i ise ders devamsızlıklarının doğru işlenmediğini belirtti.
İki tantuni satmışız 600 TL’ye… Kesintilere bak; kupon 200 TL, komisyon 30 TL, joker bedeli 83 TL, KDV bedeli 26 TL, KDV dahil reklam bedeli 100 TL. Tahmini kazanç 260 TL. Karttan falan çekerse oradan yüzde 2,5 oradan düş, 600 TL’nin yüzde 10 vergisi 60 TL. Yani bizim elimize geçen 195 TL.
Normalde tantuni 220 TL, bunu 300 TL yapıyoruz ki komisyonlardan az etkilenelim. Ama istediğin kadar yaz, 400 yazsan da adam sana bir şey bırakmıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli grup toplantısında Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin "Bunun adının 'Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır." dedi.
Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun "yakın arkadaşım" dediği tutuklu vali Tuncay Sonel'in o dönem nasıl aklandığı da ortaya çıktı.
Soylu tarafından oluşturulan özel ekibin 6 yıl önce oluşturduğu raporda genç kızın intihar ettiğine dair kuvvetli şüpheler bulunduğu belirtilmiş. Gülistan'ın yurt odasında dolabına vasiyet mektubu bıraktığı, çevresine sık sık intihar içerikli konuşmalar yaptığı öne sürülmüş.
GÜLİSTAN GÜYA BUNLARI YAZMIŞ
"Arkadaşlar sizi çok seviyorum. Dolabımı toplayın. Öldükten sonra arkamdan çok dağınıktı demesinler. Zeinal'ı çok seviyorum, ona söyleyin. Odayı da temiz tutun."
GÜLİSTAN'I YAZAN GAZETECİNİN BABASINI AÇIĞA ALDILAR
Gülistan Doku haberleri yapan BirGün muhabiri Sarya Toprak'ın hedef gösterilmesinin ardından, Bursa'da Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nde müdür yardımcısı olarak görev yapan 30 yıllık kamu emekçisi babası Hasan Toprak görevinden uzaklaştırıldı.
KESK ve çeşitli meslek örgütleri, kararın hukuksuz olduğunu ve basın özgürlüğüne saldırı niteliği taşıdığını belirterek tepki gösterdi. Gazeteciliğin kriminalize edilmesini kınayan kuruluşlar, Toprak'ın derhal görevine iade edilmesini talep etti.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan rapor verilerine göre, Suriye'de Beşar Esad rejiminin devrildiği Aralık 2024'ten bu yana yaklaşık 1 milyon 630 bin Suriyeli sığınmacı ülkesine döndü. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 30 Nisan 2026 tarihine kadar Türkiye'den yaklaşık 640 bin Suriyelinin bu grubun içinde olduğunu kaydetti.
Türkiye'de geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 2021- 2022 yıllarında yaklaşık 3.7 milyon seviyesinde ölçüldü. BM raporları sınır verilerine göre geri dönüş sayısının 640 bini geçmediğini söylüyor.
Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş, göç dalgalarına yol açarak 3.7 milyon düzensiz göçmenin Türkiye'ye sığınmasına neden olmuştur. Avrupa'da en fazla rakam 1 milyon Suriyeli ile Almanya'da görülürken, Almanya Federal Göç ve Mülteciler Dairesinin (BAMF) şubat verilerine göre, geçen yıl 3 bin 678 Suriyeli sığınmacı Almanya'dan ülkesine döndü.
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), 1 Mayıs eylemlerinde gözaltına alınan 576 kişinin tamamının serbest bırakıldığını açıkladı.
Tutuklu İstanbul Büyükşehir (İBB) Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 ismin yargılandığı İBB davasının 30'uncu celsesi bugün görüldü.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tahliye talebi konuşması yapmak için hakimden izin istedi. Ancak hakim İmamoğlu'nun konuşma yapmasına izin vermedi.
İmamoğlu'nun izin verilmeyen tahliye talebi konuşmasında "Yoksa millet nezdinde tükenişinizi, oylarınızın yüzde 1'lere kadar gerileyeceğini gördünüz de ondan mı korktunuz?" ifadeleri de yer aldı.
İmamoğlu'nun izin verilmeyen tahliye talebi konuşmasının tam metni şöyle:
“Sayın Başkan, Değerli Heyet,
Bugün 30 Nisan. Bir ayı daha geride bırakıyoruz. Ancak tutsaklık, zamanı normal akışından koparan bir haldir; 1 saatle 1 günün, 1 ayla 1 yılın birbirine karıştığı, insanın takvim duygusunu yitirdiği ağır bir sınavdır.
Özgürlüklerin gasp edildiği, hapishanelerin tıka basa doldurulduğu, tutuklamanın bir tedbir olmaktan çıkıp fiili infaza dönüştürüldüğü, algı yaratmak adına her yolun meşru sayıldığı bir süreçten geçen Türkiye'de, zulmün en sert biçimleri yaşanmaktadır.
Bugün siyasetin, yargı eliyle yürüttüğü hukuka aykırı operasyonların anlamı nedir? Kime ne kazandırmaktadır? Bu ağır bedeller neden ödetilmektedir? Bütün bunları anlamaya, çözmeye, bu karanlık tablonun ardındaki amacı kavramaya çalışıyorum.
“KANUNA, HUKUKA VE İNSAN HAKLARINA AÇIKÇA AYKIRIDIR”
Ne yazık ki yaşananların tamamı; kanuna, hukuka ve insan haklarına açıkça aykırıdır. Üstelik bu yapılanların Türkiye'nin bugününe de, yarınına da, geleceğine de hiçbir faydası yoktur. Memlekete kazandırdığı hiçbir şey yoktur ama bir kişinin çıkarına katkısı vardır.
Rakibine, rakibi olan siyasi partiye ve hatta tüm muhalif kesimlere yönelen siyasi operasyonların içindeyiz. Kendisini millet iradesinin üstünde gören, seçimle geldiğini unutup makamı şahsi mülkü sanan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu kibirli anlayış, sandıkta yenemediği rakiplerini yargı eliyle tasfiye etmeyi, hukuk yoluyla devre dışı bırakmayı tek çare olarak görmektedir.
Sonuç olarak bugün yaşanan bütün bu zalimliklerin, hukuksuz operasyonların ve baskı düzeninin temelinde bir kişinin gelecek seçimi de kaybedeceğine dair duyduğu derin korku vardır. Talimatlarla yürütülen bu süreçler dün başladı, bugün sürdürülüyor. Ancak bütün bu çabaların millete karşı hiçbir kalıcı faydası yoktur.
“BENİM BU HEDEF İÇİN ÇALIŞTIĞIMI CÜMLE ALEM BİLMEKTEDİR”
Milletimize duyurmak isterim ki;
Önümüzdeki seçimde; hukukun üstünlüğünü tanıyan, kendisini de hukukla sınırlı gören, millet iradesini yeniden güçlendiren, Meclis'in itibarını ve yetkisini sahibine yani millete iade eden demokratik anlayış kazanacaktır. Kanun önünde herkesin eşit olduğu fikrini yeniden bu ülkenin temeline yerleştiren irade kazanacaktır. Benim bu hedef için çalıştığımı cümle alem bilmektedir.
Bu davanın başlangıcından bugüne 82 gün geçti. 29 celsede 39 kişi ifade verdi. Kaç ay daha sürecek, kaç yıl daha devam edecek belli değil. İBB operasyonunun başladığı günden bu yana aranan şey adalet olmamıştır. Burada çalışan mekanizma hukuku değil, siyasi takvimi esas alan; iktidarın önündeki engelleri kaldırmaya ayarlanmış bir infaz düzenidir. Ve bu düzenin bedelini yalnız sanıklar değil, bütün millet ödemektedir.
Maddi ve manevi ağır yükler bugün her evde, her iş yerinde, fabrikada, atölyede hissedilmektedir. Çocukların, öğrencilerin, gençlerin, emeklilerin, emekçilerin sırtına; bir avuç insanın kaybetme korkusunun faturası yüklenmektedir.
Bakınız, bugün burada yürütülen süreç sıradan bir yargılama değildir. Ben, 12 metrekarelik bir hücrede ağır tecrit koşullarında tutuluyorum. Ekrem İmamoğlu şahsında, 16 milyon İstanbullunun iradesi o daracık dört duvar arasına hapsedilmek, fikren ve bedenen çürütülmek isteniyor.
“HER İKİ YOLUN DA HEDEFİ AYNIDIR”
Şunu herkes bilsin, tarihe de not düşsün: Milyonların oyuyla seçilmiş bir siyasetçiyi, hukuku ayaklar altına alarak zindanlarda çürütmeye çalışmakla onu başka yöntemlerle susturmak arasında özde hiçbir fark yoktur. Çünkü her iki yolun da hedefi aynıdır: milli iradeyi ortadan kaldırmak. Ama kaldıramayacaklar; milletin iradesi dimdik ayakta kalacaktır.
Bu nedenle burada görülen dava, yalnızca şahsıma yönelmiş bir haksızlık değildir. Bu dava, Türkiye'nin demokrasi birikimine karşı kasten planlanmış, siyasi sonuç üretmeye dönük bir müdahale girişimidir. Ama başaramayacaklar; milletimizin iradesi bu kumpası da aşacaktır.
“BU DOSYADA HÂLÂ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ BEKLEYEN ÇOK DAHA FAZLA HAYAT VAR”
Sayın Başkan, Sayın Heyet
Geçtiğimiz ay bu dosyada 18 kişinin tahliye edilmesi, geçtiğimiz hafta ise iddianamesini bekleyen iki şoförün özgürlüğüne kavuşması elbette sevindirici gelişmelerdir; arkadaşlarımızın evlerine dönmesi kıymetlidir. Ama inanın, yetmez. Bir yıldır yaşananların, çekilenlerin, bu insanların maruz kaldığı muamelenin yanında bu tahliyeler yetmez; çünkü bu dosyada hâlâ özgürlüğünü bekleyen çok daha fazla hayat var. Dosyalar ayrılmış olabilir, klasörler bölünmüş olabilir, isimler başka başlıklara taşınmış olabilir; ama adaletin sınırları dosya ayrımlarıyla çizilmez, sorumluluk dosyadan ayrılınca ortadan kalkmaz.
“BU İNSANLAR BİR ANNENİN EVLADI, BİR ÇOCUĞUN BABASI, BİR AİLENİN UMUDU”
Onur Gülin, Doğukan Arıcı, Fikri Murat Demir, Çağatay Takaoğlu, Savaş Can, Arzu Can, Burak Arslan, İlkay Onok, Engin Gönül, Faruk Ceyhan... Bu isimler bir liste değildir; her biri evine dönmeyi bekleyen bir hayat, kapıda bekleyen bir ailedir. Ama o kapılar yaklaşık bir yıldır açılmıyor. Bu insanların dosyaları ayrıldı ama iddianameleri hâlâ yazılmadı; ortada bir iddia yok ama ortada bir tutukluluk var. Neyi savunacaklarını bilmeden, neyle suçlandıklarını bilmeden, ne zaman hâkim karşısına çıkacaklarını bilmeden içeride tutuluyorlar. Bu artık bir tedbir değildir; süresi belirsiz bir cezalandırma halidir. Ve bu süreç giderek daha tehlikeli bir yere evriliyor; insanlar fiilleriyle değil, ilişkileriyle yargılanıyor. Bu insanlar bir annenin evladı, bir çocuğun babası, bir ailenin umudu... İnsan bunlar insan!
“DOĞRUDAN HALKIN İRADESİNE YÖNELİK BİR GASPTIR”
Bir de halkın iradesini temsil eden belediye başkanlarımız var. Seçilmiş bu insanlar aylardır hâlâ iddianame bekliyor, neyle suçlandıklarını dahi bilmeden belirsizlik içinde tutsak ediliyor. Bu artık kişilere dönük bir işlem değil, doğrudan halkın iradesine yönelik bir gasptır. Sandıkta yenemediklerini yargı eliyle etkisizleştirmeye çalışıyor, milletin verdiği yetkiyi masa başında gasp ediyorlar. Seçilmiş başkanları susturarak aslında milyonların sesini kısmaya çalışıyorlar.
“BU SÖZLERİ HİÇ Mİ VİCDANINIZI SIZLATMADI?”
Yüzü aşkın insanın yargılandığı bu tabloda; evladının ilk kez "baba" dediğini mahkeme salonunda öğrenen Ramazan Gülten, hiç görev almadığı bir uygulama üzerinden kurgulanan iddialarla aylardır tutuklu olan 26 yaşındaki Iraz Bayrak, 7 yaşındaki kızıyla tehdit edilen Elçin Karaoğlu... "Biz çocuklar çok büyük şeyler istemiyoruz. Ne oyuncak ne hediye... Biz sadece babalarımızı istiyoruz" diyen Çağlar Türkmen'in oğlu Ediz'in bu sözleri hiç mi vicdanınızı sızlatmadı?
Bu insanların her biri ayrı bir hayat, ayrı bir hikâye, ayrı bir umut. Bekliyorlar. Belirsizlik içinde, ailelerine hasret, adaleti bekliyorlar. Ve son üç haftadır bu salonda dinlediğimiz savunmalar artık bu dosyayı sadece hukuki bir metin olmaktan çıkardı; yüzü aşkın avukatın belgeleriyle anlattığı süreç, başta parçalı görünen anlatımların bir bütün haline geldiğini gösterdi. Açıkça söylemek isterim ki ben burada sadece bir dosyayı dinlemedim; bir sürecin nasıl kurulduğunu, nasıl ilerletildiğini ve nasıl sonuçlar doğurduğunu izledim. Bazı anlarda durup nefes almak zorunda kaldım, gerçekten nefesim kesildi; çünkü anlatılanlar yalnızca hukuki tartışmalar değil, insanların hayatına doğrudan temas eden gerçeklerdi. Önyargısı olmayan hiçbir insan bu tabloya kayıtsız kalamaz. Ben kalamadım. Ve bu nedenle bugün burada verilecek kararın, artık bu bütün tabloyu görmezden gelerek verilemeyeceğini düşünüyor, buna inanmak istiyorum.
“ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOL, HUKUKİ DEĞERLENDİRMEDEN Mİ GEÇMEKTEDİR, YOKSA "İTİRAFÇI" OLMA İRADESİNDEN Mİ?”
Şimdi bu tabloyu bütün olarak gördüğümüzde, ortaya çıkan çelişkiyi görmezden gelmek mümkün değildir. Çünkü bir tarafta; neyle suçlandığını bilmeden, iddianamesini bekleyerek aylarca içeride tutulan insanlar var. Diğer tarafta ise aynı dosyada "itirafçı" olarak yer alan kişiler için bambaşka bir süreç işliyor. Bu kişiler açısından ev hapsi kaldırılıyor, yurt dışı yasağı kaldırılıyor, şirketleri üzerindeki kayyumlar kaldırılıyor; hayatları normale dönüyor. Ve bu kararlar, bu salonda günlerdir dinlediğimiz o ağır tabloyla yan yana geldiğinde ister istemez şu soruyu doğuruyor: Aynı dosyada, aynı süreçte, aynı iddiaların gölgesinde bir kısmı belirsizlik içinde tutulurken, bir kısmı için hayatın bütün kısıtları bu kadar kısa sürede ortadan kalkıyorsa, burada uygulanan ölçü nedir? Daha açık söylemek gerekirse; bu dosyada özgürlüğe giden yol, hukuki değerlendirmeden mi geçmektedir, yoksa "itirafçı" olma iradesinden mi?
“SORUYORUM: AKRABA OLMAK SUÇ MU?”
Bu salonda öyle şeyler dinledik ki, insanın kabul etmesi mümkün değil; akrabalığın, aynı aileden olmanın, aynı soyadı taşımanın neredeyse başlı başına bir suç gibi muamele gördüğü bir tabloyla karşı karşıyayız. Soruyorum: Akraba olmak suç mu? Hangi kanunda yazıyor bu, hangi hukuk düzeni bunu kabul eder? Bir baba üzerinden evlada, bir evlat üzerinden aileye baskı kurulur mu; bir insanın iradesi, ailesi üzerinden kırılmaya çalışılır mı? Sadece bir iftiracının beyanları ile bir ailede 3 kişi rehin tutulur mu?
Akrabası içeride, evladı içeride, yeğeni içeride, müvekkilini savundu diye avukatı içeride olan bir düzende insanlar nasıl adalete güvenecek? Delil yokken, sadece iddialarla, sadece beyanlarla insanların aylarca özgürlüğünden mahrum bırakıldığı bir yerde hukuk nasıl ayakta kalacak? Açık söylemek gerekir ki bu, bir yargılama değil; sınırları belirsiz, ölçüsü kaybolmuş bir baskı halidir ve böyle bir tabloyu ne vicdan kabul eder ne hukuk taşır.
“SADECE BEYAN, BEYAN, BEYAN!”
Bu duruşma canlı yayınlansaydı ne olurdu biliyor musunuz?
Bu salonun duvarları arasına sıkıştırılmak istenen gerçekler, 86 milyon insanın vicdanına ulaşırdı. Dizi dizi dizilen iftiralar görülürdü. Birbiri ardına sıralanan yalanlar görülürdü. Hukuksuz müdahaleler, zulüm, kötü muamele, siyasi operasyonun yargıdaki aparatları tek tek açığa çıkardı.
Canlı yayın olsaydı; tek bir somut delil ortaya koyamayanların çaresizliği görülürdü. İddia var, belge yok. Suçlama var, ispat yok. Manşet var, hakikat yok. Nerede delil, nerede para, nerede kamu zararı? Sadece beyan, beyan, beyan!
Canlı yayın olsaydı; talimat verenlerin görgüsüzlüğü de yüzsüzlüğü de milletin önüne serilirdi. Bu davanın, bir kişinin rakibinden korktuğu için kurgulandığını 86 milyon izler, görürdü. Siyasi iktidarın gerçek yüzü saklanamazdı.
“SAYIN ERDOĞAN, SÖZÜNÜZDEN NEDEN DÖNDÜNÜZ?”
Şimdi sormak istiyorum; Sayın Erdoğan, sözünüzden neden döndünüz? Sayın Bahçeli, kamuoyu önünde kabul gören canlı yayın talebiniz neden rafa kaldırıldı? Niçin sözünüzün gereğini yapmadınız? Benim sesimden mi korktunuz? Bir fotoğrafımdan mı korktunuz? Yoksa sandıkta benimle yarışmaktan mı korktunuz? Milletin kararından mı korkuyorsunuz? Yoksa millet nezdinde tükenişinizi, oylarınızın yüzde 1'lere kadar gerileyeceğini gördünüz de ondan mı korktunuz?
Bunun adı şudur: Naklen yayından kaçmak! Bu korkaklıktır. Yüzyılın hukuksuzluğunun ifşa edilmesinden endişe duyulmuştur.
Yüzyılın hukuksuzluğu. Öyle bir metin yazıldı ki; gerçekle ilgisi yok. Öyle isimler yan yana dizildi ki; hukukla bağı yok. Öyle senaryolar kuruldu ki; vicdanla ilgisi yok. Yetmedi... Kopyala yapıştır iddialar, ithal senaryolar, dışarıdan alınmış siyasi ezberlerle dosya şişirildi. Gerçek bulunamayınca kurgu üretildi.
“İFTİRACILARIN BİR KISMI DIŞARIDA, NEREDEYSE TAMAMININ TEDBİRLERİ KALKTI”
Sayın Başkan;
İftiracıların bir kısmı dışarıda. Neredeyse tamamının tedbirleri kalktı. Blokeler kaldırıldı. Yurt dışı yasakları kaldırıldı. Şirketlerine ilişkin kararlar kaldırıldı.
Ama bütün bunların yanında bugün Silivri'de ne var? Bir yıldır iddianame bekleyen emekçiler var. Bu salonda korumalar var. Memurlar var. Bürokratlar var. Belediye başkanları var. Kadınlar var. Hastalar var. Sadece burada 90'a yakın tutuklu insan var. Evlatlar var, anneler var, burada baba olup burada evlenen var. Yazık değil mi bu insanlara?
Bu iftiracıların tedbirleri, blokeleri yasakları, şirketlerindeki kayyumları bir bir kalkarken bir emeklinin maaşına konulan blokeyi kaldırmak hiç mi aklınıza gelmedi? Bir öğrencinin yurt dışı yasağını kaldırmak hiç mi aklınıza gelmedi? Babası nedeniyle cezaevinde çürüyen evlatların dramı hiç mi içinizi sızlatmadı? Kardeşi olduğu için, akrabası olduğu için, avukatı olduğu için, yanında çalıştığı için insanların özgürlüğünden edilmesi hiç mi vicdanınızı yaralamadı?
Akraba olmak suç mu? Avukat olmak suç mu? Çalışan olmak suç mu? Bütün bu sorulara, vicdanı sızlatan duruma bugün son vermelisiniz.
“BU İNSANLAR DAHA KAÇ AY TUTSAK KALACAK?”
14 aydır hapiste olan insanlar var. Merak ediyorum, sormak istiyorum: Bu insanlar daha kaç ay tutsak kalacak? Kaç ay daha cezaevinde tutulacaklar? Bir 14 ay daha mı? Bir yıl daha mı? Ortada tek bir somut delil yokken, yalnızca iftiracı beyanlarıyla masum insanları daha ne kadar içeride tutacaksınız? Kaç ay daha tutuklu yargılayacaksınız? Mademki iftiracılar dahi tutuksuz yargılanabiliyor, o halde bu insanlar neden yoksun bırakılıyor özgürlüklerinden? Bırakın, insanlar tutuksuz yargılansın!
Üstelik burada, ceza alsa dahi infazda yatacağı süreyi çoktan doldurmuş insanlar var. Soruyorum: Bu insanları daha ne zamana kadar içeride tutacaksınız? Hangi gerekçeyle, hangi vicdanla, hangi hukuk anlayışıyla özgürlüklerini gasp etmeyi sürdüreceksiniz?
“KURGU ÇOK, İFTİRA ÇOK, MALZEME ÇOK!”
Bu iftiranamenin yazarları kendi payına düşeni, tam da kendine yakışanı yaptı. Hukuku zorladı, insanları rehin aldı, medya eliyle itibar suikastleri yarattı, cezayı yargılamadan önce vermeye kalktı. Daha bu hafta hepimiz gördük; şablon sorularla üretilen cevapları, imzasız ve barkodsuz sözde ifadeleri, delil diye dosyaya sürülen hukuk garabetlerini. Bu dosyada somut delil yok ama kurgu çok, iftira çok, malzeme çok! Soruyorum Sayın Başkan: Bu hukuksuzluğun hesabını kim soracak, bunları kim cezalandıracak?
“BANA ACZİYET NEDİR DİYE SORSANIZ, İŞTE TAM DA BU TABLOYU GÖSTERİRİM”
Bir de ibretlik bir tablo var karşımızda. Yirmi iki yıl önceki tapu kayıtlarını didik didik inceliyorlar. Soruyorum: Bu kadar mı aciz duruma düştüler? Bu kadar mı delilsiz kaldılar? Bu kadar mı çaresizler ki bugünü ispat edemeyip yirmi iki yıl öncesinin kapılarını çalmaya başladılar? Bana acziyet nedir diye sorsanız, işte tam da bu tabloyu gösteririm. Zavallılar...
Peki siz ne yapacaksınız? Aynı kararları vererek bütün bunları onaylayacak mısınız? Yoksa hukukun mahkeme salonunda hâlâ nefes aldığını mı göstereceksiniz? Masumiyet karinesi sizin de mi gündeminizde değil? Tutuksuz yargılama ilkesinin bir hak olduğu sizin de mi aklınızdan çıktı? AYM kararları... AİHM kararları... Bunlar sizin için de mi yok hükmünde?
Sayın Başkan,
Savcılık ne yaptıysa aynısını yapmanızı beklemiyorum. Daha fazlasını yapmanızı hiç beklemiyorum. Tam tersini bekliyorum. Cesaret bekliyorum. Hukuk bekliyorum. Vicdan bekliyorum.
“YETER ARTIK, İNANIN ÖFKEM ÇOK BÜYÜK”
Yeter artık. İnanın öfkem çok büyük. Bu vicdansız iftiranameye karşı öfkem çok büyük. Bu masum insanları hangi delille tutuyorsunuz? Hangi delille tutmaya devam edeceksiniz? Hangi somut gerekçeyle özgürlükleri kaldırıyorsunuz? Sıfır delil, sıfır ispat, sonsuz mağduriyet... Böyle adalet olmaz Sayın Başkan.
Bu salondan her gün feryat yükseliyor. Anaların, babaların, evlatların, özgürlüğünden mahrum insanların feryadı bu salondan her gün yükseliyor. Yazıktır, günahtır. Tutmayın. Yapmayın. Bu zulmü büyütmeyin.
Türkiye'de hukuka, adalete susamış milyonların varlığını ve hukuka hizmet eden, gerçekten devletin adaletine hizmet edenlere nasıl sarılacağını unutmayın.
“DERDİNİZ BENİMLE, BİRİLERİNİN DERDİ BENİMLE”
Defalarca söyledim, arkadaşlarımı bırakın ben buradayım dedim. Bugün bu salonda yine tekrar ediyorum. Derdiniz benimle, birilerinin derdi benimle... Bu masum insanları, arkadaşlarımı bırakın, ben buradayım. Bütün arkadaşlarımı, evlatları, kadınları, akrabaları, emekçileri, bürokratları, siyasileri, herkesi evine yollayın. Yazıktır, günahtır. Kul hakkı yemeyin.
Ben sizden bir lütuf değil; hukuk istiyorum. Bir ayrıcalık değil; eşitlik istiyorum. Kanun önünde herkesin eşitliğine katkı sunmanızı istiyorum. Bir ihsan değil; adalet istiyorum.
“İZİN VERİN, TARİHİN SİZE VERDİĞİ BU ROL İLE ADALET YERİNİ BULSUN”
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Geçtiğimiz ay bu kürsüden söyledim; "Bazen de tarih, adaleti sağlamakla görevli hakimlere, yargıçlara ve mahkemelere rol verir. Onlar verdikleri kararlarla sadece tarihteki yerlerini almazlar; ülkelerinin haysiyetini ve şerefini de kurtarırlar" dedim.
İzin verin, tarihin size verdiği bu rol ile adalet yerini bulsun.
Teşekkür ederim.”
"..Eğer olay günü, 5 No'lu aprondaki bu iki uçağın park pozisyonlarını gören DHMİ'ye ait kameraların çalıştığını iddia ediyorsanız;
Derhal söz konusu 1 saat 41 dakikalık videoyu yayınlarsınız!
İlla, bu iki uçağın aynı aprondaki park pozisyonunu gören, 1 saat 41 dakikalık, özel bir şirkete ait güvenlik kamerası görüntülerini biz mi yayınlayalım?..
Normalde yabancı devlet yetkililerini taşıyan uçaklar ana apron olan ve ViP terminaline en yakın 1 No'lu aprona park ettirildiği halde;
Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan uçak 1 No'lu apron yerine 5 No'lu aprona park ettirilirken,
Ertesi gün, aynı aprona şüpheli bir İsrail jeti yönlendirilirken,
Libya uçağının mürettebatı oteldeyken, İsrail jeti içindekilerle birlikte 1 saat 41 dakika boyunca Libya uçağıyla baş başa bırakılırken,
Tüm bunlar olurken
Burayı gören kameraların çalışmadığını biliyordunuz, öyle değil mi?"
https://x.com/i/status/2049225587395359151
Olayı bilmeyenler için:
Libya Genelkurmay Başkanı Ankara'da uçak kazasında öldü 24.12.2025
Libya Genelkurmay Başkanı ve beraberindeki heyeti taşıyan uçak Ankara yakınlarında düştü. Uçakta bulunan sekiz kişi hayatını kaybetti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.