Yalnızlık Paradoksu: Sürekli "İletişim" Halindeyken Neden Hiç Olmadığımız Kadar Yalnızız?
Tarihin en çok bağlantıda olan, 7/24 birbirine ulaşabilen kuşağıyız; fakat aynı zamanda tarihin en yalnız hisseden topluluğuyuz.
Sosyal medya bize "bağlantı" vaat etti ama sunduğu tek şey vitrin izlemek oldu. Yüzlerce takipçi, binlerce beğeni ve kaydırılan onlarca hikaye arasında gerçek anlamda anlaşıldığımızı hissettiğimiz kaç an var?
İnsanlarla kurduğumuz ilişkiler derinliğini kaybettiği için mi sürekli ekrana sığınıyoruz, yoksa ekrana sığındığımız için mi derin ilişkiler kurma becerimizi kaybettik?
Toplu bir yalnızlaşma simülasyonunun içinde miyiz, yoksa yalnızlık her zaman böyleydi de sosyal medya mı bunu görünür kıldı?
Herkesin "orijinal" olmaya çalıştığı bir dünyada, samimiyet diye bir şey kaldı mı?
(Görsel Dikkat Amaçlıdır.)
Bugün sosyal medyaya, sanata veya insanların günlük muhabbetlerine baktığımızda herkes sıradan olmaktan ölesiye korkuyor.
Herkes marjinal, farklı, çok "derin" veya aykırı görünme çabasında.
Peki "farklı görünmek" için bu kadar performans sergilenen bir ortamda orijinallik dediğimiz şeyin kendisi de bir metoda, bir modaya dönüşmedi mi?
Bir şey sırf topluma muhalif ya da "farklı" diye otomatik olarak değerli midir?
Farklı olma çabasının kendisi, insanları en çok tek tipleştiren şeye dönüşmüş olabilir mi?