u/IcyHomework9610

SÜLÜN OSMAN
▲ 59 r/WorldPanorama+1 crossposts

SÜLÜN OSMAN

28 Ocak 1962’de hapiste verdiği “Alınteri ile Yaşamak” konulu konferansta şu sözleri söyler:

“Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. Kuyumcunun kapısındayız. Ve dükkân kapalı. Karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı 1000 lira. Diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın... Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. O arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. Telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, bende kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. Ben aranıyorum. Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı, diye. Gayet açık ki, beni dolandırmayı planlamıştı. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”

https://preview.redd.it/97ypagozl1rh1.jpg?width=397&format=pjpg&auto=webp&s=7fd3ae82d947b756768f4a49d8d229c38fb4f8f5

reddit.com
u/IcyHomework9610 — 23 days ago

Ayn randı okudum ve çok haklı olduğunu düşünüyorum.

Ayn Rand’ı okumayı bitirdim. Üzerine birkaç video, yazı falan da okudum ve açıkçası gayet haklı buluyorum. Haklı bulmayanları ise gerçekten anlamadım. Bu postun altına siz de neden sevmediğinizi yazabilirsiniz, tartışabiliriz.

BÖCEKLERİN ANATOMİSİ

Mesela grup çalışması örneği vardır ve tüm mesele bu kadar. Ayn Rand'ı anlamak için bunu anlamanın yeterli olduğunu düşünüyorum.

Üniversitede grup projesi yaparken bence en büyük sorun, herkesin aynı emeği vermediği halde aynı sonucu alması. Objektivist etik ve rasyonel bencillik açısından bakarsak aslında sağlıklı bir grup çalışmasının mantığı oldukça basit. Herkes kendi emeğini ortaya koyar, karşılığında da grubun diğer üyelerinden bilgi, fikir ve emek alır. Yani kimse kendini başkasına feda etmek zorunda değildir ama kimse de çalışmadan başkasının emeğinden pay beklememelidir.

Hiçbir şey yapmadan grubun geri kalanının çalışmasına yaslanıp aynı notu almak isteyen kişi burada aslında grubun bir parçası gibi değil, başkalarının emeğinden faydalanan bir böcek gibi davranıyor.

Daha da kötüsü, diğerlerinin bu kişiyi sürekli idare etmesi ve onun yapması gereken işleri üstlenmesi, sırf grup bozulmasın diye kendi emeklerini feda etmeleri anlamına geliyor.

Bana göre asıl adaletsizlik de öğretmenin herkese tek bir ortak not vermesiyle başlıyor. Çünkü biri gerçekten uğraşıp projeyi taşırken diğerinin hiçbir şey yapmadan aynı notu alması, kimin neyi hak ettiğini tamamen ortadan kaldırıyor. Eğer biri daha çok çalışmış, sorumluluğunu yerine getirmiş ve ortaya gerçekten bir değer koymuşsa bunun karşılığını almalı. Kısacası adalet herkese aynı şeyi vermek değil, kişinin kendi emeğinin ve ortaya koyduğu değerin karşılığını almasıdır.

Böceklerin bunu anlaması zordur. Çünkü o sadece sizden geçinmeye çalıştığı için nasıl bir yük olduğunun farkında değildir. Bir de projenin %90’ını siz yaptıktan sonra sanki ortak yapmışız gibi davranmaları ve gerçekten buna inanmaları, gerçekten projeye bir şey kattıklarını sanmaları var. Bu böceklerin en belirgin davranışıdır.

BÖCEKLER NEDEN BÖYLE?

Kendi başlarına hayatlarını sürdürme gücünden yoksundur ve ancak akıllarını kullanıp üretmeyi seçen insanların can damarını emerek varlıklarını sürdürebilirler. Rand'ın felsefi çerçevesinde bu kişiler, insanı insan yapan rasyonel ve kavramsal düşünme yeteneğini reddederek tıpkı algısal düzeyde yaşayan hayvanlar gibi sadece anı kurtarmaya odaklanır ve zamanlarını sinsice birer avcı gibi üreten insanları gözleyerek geçirirler.

Kendi zihinlerini çalıştırma sorumluluğundan kaçan bu zihinsel parazitler, üretken bir çaba göstermek yerine başkalarından öğrendikleri ses ve hareket kalıplarını eğitimli hayvanlar gibi taklit edip tekrarlayarak yaşarlar; bu nedenle de hayatta kalmaları tamamen kör bir şansa ve taklit edecek birilerini bulmalarına bağlıdır.

Kaba kuvvet ya da hileye başvurarak; üreten insanları yağmalayan, soyan, aldatan veya onları köleleştirmeye çalışan bu asalaklar, aslında kendilerini var etme gücünden tamamen yoksun olan ve varlıkları yalnızca kurbanlarının üretkenliğine bağlı olan asalak birer yıkıcıdırlar.

Eğer bir böcek değilseniz neyden bahsettiğimi zaten anlamışsınızdır. Hayatınızdaki böcekleri de biliyorsunuzdur.

ÜRETEN İNSAN

Böceğin karşısında ise üretken insan var.

Ayn Rand'ın felsefi sisteminde üretkenlik, insanın rasyonel aklını ve düşünme yeteneğini dış dünyadaki maddi değerleri elde etmek için aktif olarak kullanması erdemidir. Diğer tüm canlılar ve hayvanlar sadece çevrelerindeki koşullara uyum sağlayarak hayatta kalmaya çalışırken; insan, rasyonel aklını kullanarak çevresini kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirir ve dış dünyayı kendisine uyarlayarak yaşar.

Bu nedenle üretken çalışma, rasyonel bir bireyin yaşamının en merkezi amacıdır; çünkü bu ana amaç, insanın hayatındaki diğer tüm değerlerin önem sırasını belirleyen ve onları anlamlı bir bütün haline getiren temel odaktır.

Nihayetinde üretken çalışmak, insanın kendi bilinciyle varoluşunu kontrol ettiği ve aklındaki fikirleri fiziksel dünyaya aktararak yeryüzünü kendi rasyonel değerlerinin bir yansıması olarak yeniden inşa ettiği aktif bir yaratım sürecidir.

Bugün ulaştığımız noktada çoğunluğun değil üretken azınlığın payı vardır. Zihinsel olarak üretken olmayan kesimler, aslında bu rasyonel akılların keşfettiği eylem ve düşünce rutinlerini taklit ederek yaşamlarını sürdürürler

BÖCEKLERİN SONU

Ayn Rand’ın adalet anlayışına göre, sistemdeki bu böceklerle mücadele etmenin tek yolu tavizsiz bir ahlaki adalet uygulamaktır.

Böcekleri idare etmeyim “Boşver, onun kısmını da ben yaparım.”, “Sonuçta grup projesi.”, “Hocaya söylemeyelim.”, “Çocuk zaten anlamıyor.”, “Notumuz düşmesin.” Bunların hepsi ilk bakışta mantıklı bahaneler gibi geliyor. Ama aslında ne yapıyorsunuz? Böceğin yapması gereken işi siz yapıyorsunuz. Onun sorumluluğunu siz üstleniyorsunuz. Onun üretmemesinin bedelini siz ödüyorsunuz. Üstelik bunu iyi bir şey yaptığınızı düşünerek yapıyorsunuz.

Adaletin temel emri, insanlardaki ve onların ortaya koyduğu eserlerdeki iyiyi (yani akla uygun olanı) ve kötüyü (akıl dışı olanı) dürüstçe tanımlamaktır; bu tanımın ardından yapılması gereken ise iyiyle ilişki kurup onu desteklemek ve ödüllendirmek, kötüyü ise kesin bir biçimde boykot etmek, kınamak ve cezalandırmaktır.

Çünkü böcekler, özünde bağımsız ve üreten insanlardan beslenmek zorundadır; dolayısıyla iyinin kötülüğe sunduğu her türlü destek, kötünün hayatta kalabilmesi için vazgeçilmez bir can damarıdır ve bu destekten mahrum bırakılan kötülük eninde sonunda çökmeye mahkumdur.

Kötülüğe göz yummak ya da ahlaki onay (sanction) vermek, ona varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu hayat öpücüğünü kendi ellerimizle sunmaktır.

Sürekli uzlaşma ve orta yol arayan tavizkar insanlar, kötülüğe tam da can havliyle arzuladığı o şeyi, yani bizzat sömürdüğü "kurbanın onayını" (the sanction of the victim) verirler.

Nihayetinde, adalet ilkelerini bir kenara bırakıp sadece acıma duygusuyla hareket edildiğinde, aslında cezalandırılan ve zarar gören taraf her zaman iyiler olur; çünkü eğer bir suçlu yaptığı kötülüğün bedelini ödemiyorsa, bu faturayı kaçınılmaz olarak hiçbir suçu olmayan masum insanlar ödemek zorunda kalacaktır.

reddit.com
u/IcyHomework9610 — 1 month ago