Almanya’da okumak yerine Türkiye’yi seçiyorum, delilik mi?
Türk kökenli bir Almanım: Almanya’da doğup büyüdüm. Türkçemin bu seviyede olmasını ise büyük ölçüde kitaplara duyduğum sevgiye borçluyum.
Almanya’da okuyabilirim, şartlar oluştuğunda ABD seçeneğini de değerlendirebilirim. Buna rağmen üniversite eğitimimi Türkiye’de, özellikle Eskişehir’de almak istiyorum.
Türkiye’de birçok genç Almanya’yı kurtuluş olarak görüyor. Fakat burada yaşayan biri olarak Almanya’nın dışarıdan fazlasıyla idealize edildiğini düşünüyorum. Ekonomik imkânlar daha güçlü olabilir; ancak hayat tekdüze, insan ilişkileri mesafeli ve sosyal ortam sanıldığı kadar sıcak değil. Yüksek maaş tek başına güzel bir hayat anlamına gelmiyor.
Bana göre Türkiye: doğası, iklimi, tarihi, denizleri, mutfağı ve insan ilişkileriyle gerçekten cennet gibi bir ülke. Bazen Türkiye’de yaşayanların ellerindeki güzelliğe alıştıkları için bunun değerini göremediğini, Avrupa’yı ise uzaktan gereğinden fazla büyüttüğünü düşünüyorum. Düzenli fakat soğuk ve renksiz bir hayat yerine, bütün sorunlarına rağmen insanın kendisini canlı hissedebildiği Türkiye bana daha yakın geliyor.
Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal sorunlarından habersiz değilim. Yine de iyi bir Türk üniversitesinin sıradan bir Alman üniversitesinden mutlaka daha zayıf olduğuna inanmıyorum. Hatta öğrencilik hayatı, sosyal çevre ve aidiyet açısından Türkiye’nin daha fazlasını sunabileceğini düşünüyorum. Belki Almanya’dan sıkıldığım için Türkiye’yi romantikleştiriyorumdur.
Eskişehir’i istememin bir diğer nedeni de pilot olmam. Havayolu pilotluğundan bahsetmiyorum: şahsi olarak küçük uçaklarla uçup farklı yerlere gidebilme imkânım var. Uçmak hayatımdaki en büyük tutkularımdan biri ve Eskişehir’de buna devam edebilirim.
Türkiye’deki bölüm tercihleri de ayrıca dikkatimi çekiyor.
Tıp tercihini anlayabiliyorum: Eğitimi çok zor olsa da sonunda insanın elinde belirli ve toplumda karşılığı bulunan bir meslek oluyor.
Mühendisliğin ise Türkiye’de gereğinden fazla yüceltildiğini düşünüyorum. Pilotluk çevresinde karşılaştığım insanların önemli bir kısmı mühendislik öğrencisi veya mezunu. Dört yıl boyunca ağır matematik ve teknik dersler gördükten sonra her şeyi geride bırakıp pilotluk eğitimine sıfırdan başlamak istemeleri oldukça ilginç.
Mühendislik gerçekten anlatıldığı kadar sağlam, kazançlı ve tatmin edici bir kariyerse neden bu kadar fazla mühendis kokpite geçmenin hayalini kuruyor? İnsan, geleceği çok parlak olan bir mesleği bırakıp neden tamamen farklı ve ayrıca son derece masraflı bir alana yönelir? Yoksa mühendislik çoğu kişi için gerçek bir ideal değil de aileye “mühendis oldum” diyebilmek ve asıl hedef gerçekleşmezse elde güvenli bir diploma bulundurmak için mi okunuyor? Diploma bu kadar güçlü olsaydı mezunları başka mesleklere geçmek için bu kadar istekli olur muydu?
Hukukun hâlâ bu kadar gözde olmasını da anlamıyorum. Binlerce mezun, çok sayıda fakülte ve büyük ölçüde Türkiye’ye bağlı bir diploma… Hâkimlik veya savcılık hedefi olmayan biri için hukuk gerçekten mantıklı mı, yoksa geçmişten kalan “saygın meslek” algısı mı devam ediyor?
İşletme ve iktisat ise daha da düşündürücü. Çok fazla mezun var ve diploma insana belirli bir meslek kazandırmıyor. Almanya’da insanlar çoğu zaman önce Ausbildung yaparak bir meslek ve iş tecrübesi kazanıyor, ardından gerekirse üniversite okuyor. Buna rağmen iyi üniversitelerden mezun işletmeciler bile zorlanabiliyor.
İşletme ve iktisat gerçekten güçlü imkânlar sunduğu için mi bu kadar tercih ediliyor, yoksa ne istediğini bilmeyenlerin “alanı geniş, mutlaka bir şey olur” seçimi mi? İnsanlar yönetici olma hayaliyle başlayıp sonunda sıradan bir beyaz yakalıya mı dönüşüyor?
Siz benim yerimde olsaydınız Almanya veya ABD yerine Türkiye’yi seçer miydiniz? Ayrıca bugün yeniden tercih yapacak olsaydınız aynı bölümünüzü tekrar yazar mıydınız?