
Yurtsever Sürü - Albert Libertad
Kışlaya! Doğru kışlaya! Yürü yirmi yaşın delikanlısı! İster tamirci ol ister profesör, ister duvar ustası ister ressam, uzan yatağa… …Prokrustes’in o meşhur yatağına! Kısa mısın… Çeke çeke uzatacaklar seni! Uzun musun… Biçe biçe kısaltacaklar! Kışla ulan burası! Burada delikanlılık sökmez, çalım satılmaz… Herkes eşit, herkes kardeş! Ne kardeşliği peki? Süzme aptallıkta ve koşulsuz itaatte kardeşlik, elbette! Ha! Kişiliğinmiş, kafanmış, özgün biçiminmiş… Kimin umurunda! Duyguların, zevklerin, içgüdülerin; sür gitsin akıntıya… Vatan uğruna… Öyle diyorlar sana. İnsan değilsin artık sen, bir koyunsun! Vatan denilen o şeye hizmet etmek için kışladasın. Ne olduğunu bilmiyorsun ya, ne ala. Zaten bilmene de gerek yok! Senin tek işin boyun eğmek. Sağa bak! Sola bak! Hizayı bozma! Rahat! Ye! İç! Uyu! Haa, kişisel inisiyatifinden, kendi iradenden mi bahsediyorsun? Sökmez burada! Burada yalnızca tek bir ilke vardır: Disiplin! Ne! Ne dedin? Sana akıl yürütmeyi, tartışmayı, insanları ve olayları kendi süzgecinden geçirmeyi mi öğrettiler? Burada çeneni kapar, sesini kesersin! Üstlerinin yargılarından, onların kaygılarından başka hiçbir fikrin, hiçbir kaygın olamaz, olmamalıdır! Yalnızca yetkinliğini bizzat sınayıp kabul ettiğin kişilerin mi peşinden gidersin? Bırak bu ayakları küçüğüm! Kime itaat edeceğini anlamanın çok daha pratik bir yolu var burada… Sayıver bir subay ceketinin kolundaki altın sırmaları! Yine ne var? Sana hiçbir puta tapmamayı, hiçbir şeye körü körüne biat etmemeyi mi öğrettiler? Fark etmez; bük belini, öp toprağı, hürmetle izle o sancağı! İşte 20. yüzyılın putu, demokratik ikonu, vatanın ta kendisi! Bu gördüğün dostum, Jeanne d’Arc’ın dinsel sancağının cumhuriyet ambalajlı halidir! Haydi, zihnini, zekânı, iradeni bırak kapının eşiğinde… Sen artık bir sürüsün… Senden istenen tek şey ise yünün! Gir içeri… Ve düşünmeyi unut!
Kışlaya! Doğru kışlaya!
Ordu—geçenlerde de söylediğim gibi—dışarıdaki düşmanın karşısına dikilmiş değildir; ordu, içerideki düşmanın karşısına da dikilmiş değildir. Ordu doğrudan bizim karşımıza dikilmiştir; irademizin, yani öz “benliğimizin” karşısına! Ordu; kalabalığın bireyden, niceliğin nitelikten aldığı bir intikamdır! Ordu bir suç okulu değildir, bir sefahat okulu da değildir—ya da öyleyse bile bu onun en masum kusurudur; ordu, pısırıklığın, ruhsuzlaştırmanın, karakteri kısırlaştırmanın okuludur! Aileye rağmen, okula rağmen, tezgâha rağmen her insanın içinde kişiliğinden bir kırıntı kalır; zaman zaman içinde bulunulan ortama karşı bir başkaldırı kıvılcımı çakar. İşte kışlayı mesken tutan ordu gelir ve bireyin o son sığınağını da yerle bir eder.
Yirmi yaşındaki insan, kendini bir fikre adamaya hazır o cömert, diri güce sahiptir. Henüz alışkanlıkların prangasına vurulmamış, evin rehavetiyle uyuşmamış, yılların ağırlığıyla ezilmemiştir. Mantığını isyana kadar vardırabilir. İçinde, tomurcukları patlatmaya, çiçekleri açtırmaya hazır gürbüz bir özsu taşır. Ama tam yolun virajında, önüne vatan tuzağını kurarlar; ordunun kapanını, kışlanın fareseliğini! İşte o anda bütün melekeleri felç edilir. Artık düşünmeyeceksin. Okumayacaksın. Yazmayacaksın. Hiçbir koşulda kendi iradeni ortaya koymayacaksın! Saçının telinden ayak tırnağına kadar bütün bedenin orduya aittir artık. Ne giyeceğin şapkaya karar verebilirsin ne giyeceğin ayakkabıya. Ne bol bir giysi giyebilirsin ne de belini saran bir ceket. Kendi uykun geldiğinde yatamazsın… Ayakkabın nizami olacak, şapkan nizami, giysin nizami! Ekmek ortak fırınlarda pişer, dinleneceğin saat bile yıllar öncesinden yönetmeliğe bağlanmıştır.
Sadece bu kadar mı? Bu henüz işin bedensel katlanma kısmı! İşte asıl felaket şimdi başlıyor… Sokakta istediğin kişiyle konuşamazsın! Canının çektiği mekâna adım atamazsın! İlgini çeken gazeteyi okuyamazsın! Düşüp kalktığın insanlar da randevuların da okuyacağın kâğıt parçası da emredildiği gibi olmak zorundadır! Olur da cinsel arzuların mı kabardı? Askerler için ayrı, subaylar için ayrı genel evler mevcuttur; tıpkı demlenmek için ayrılmış farklı meyhaneler olduğu gibi. Her şey nizamnameye bağlanmış, her şey önceden kurgulanmıştır. Birey katledilmiştir. İnisiyatif ölmüştür! Kışla, yurtsever sürünün ağılıdır. Ve o ağıldan çıkan sürü, yarın sandık başına sürülecek olan “seçmen sürüsü” olmaya hazırdır artık.
Ordu, hükümetlerin bireylerin tepesine diktiği korkunç bir baskı aygıtıdır; kışla ise kitlelerin insani gücünü bir avuç muktedirin çıkarına akıtan bir kanaldır. Oraya insan olarak girersin, asker olursun; oradan çıktığında ise artık uysal bir “yurttaş”sındır!