u/Hakan0109

[Zihin Karmaşası] Boğa Güreşleri: Kaosun Kontrolsüz Güçle Dansı | Yaratıcı Kaos, Katı Erilliği Nasıl Törpüler?

[Zihin Karmaşası] Boğa Güreşleri: Kaosun Kontrolsüz Güçle Dansı | Yaratıcı Kaos, Katı Erilliği Nasıl Törpüler?

Boğa güreşleri doğanın işleyişinin bir temsili gibidir. Ve çoğu insan bu ritüelin maskülen bir ağırlığı olduğunu söyler. Ama gerçekten öyle mi? Matadorun zarif pelerin hamleleri, doğadaki dişil gücün katı erilliği cezbeden titreşimleri değil midir?

Arenadaki boğa güreşi, yükselen kaostan bir düzen çıkarma hikâyesidir. Matador, zarif ve akışkan hareketlerle kontrolsüz gücü bir estetiğe sokar ve kaos yeni bir forma bürünür.

Konuya böyle yaklaştığımızda, kiminin spor kiminin trajedi kabul ettiği boğa güreşleri bize doğaya ait hangi sırları açıklar? Bu kültür neyin devamıdır?

Sohbete, boğa güreşlerinin gladyatör dövüşleriyle bağlantısını açıklayarak başlıyoruz. Devamında, kaosun ve gücün dansından nasıl yeni düzenler çıktığını mitolojik hikâyelerle anlatıyoruz.

Tanrılar neden boğayı en güzel hediye olarak kabul eder?
İnsanların da etkileyici bulduğu boğayı bu kadar özel kılan nedir?
Minos’un karısı Pasiphae neden bir boğaya âşık oldu?
Ariadne’nin ipini kullanarak Minotauros’u öldüren Theseus, bugünün modern matadoru mudur?

Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

podbean.com
u/Hakan0109 — 6 days ago

Boğa Güreşleri: Kaosun Kontrolsüz Güçle Dansı | Yaratıcı Kaos, Katı Erilliği Nasıl Törpüler? - Zihin Karmaşası

Boğa güreşleri doğanın işleyişinin bir temsili gibidir. Ve çoğu insan bu ritüelin maskülen bir ağırlığı olduğunu söyler. Ama gerçekten öyle mi? Matadorun zarif pelerin hamleleri, doğadaki dişil gücün katı erilliği cezbeden titreşimleri değil midir?

Arenadaki boğa güreşi, yükselen kaostan bir düzen çıkarma hikâyesidir. Matador, zarif ve akışkan hareketlerle kontrolsüz gücü bir estetiğe sokar ve kaos yeni bir forma bürünür.

Konuya böyle yaklaştığımızda, kiminin spor kiminin trajedi kabul ettiği boğa güreşleri bize doğaya ait hangi sırları açıklar? Bu kültür neyin devamıdır?

Sohbete, boğa güreşlerinin gladyatör dövüşleriyle bağlantısını açıklayarak başlıyoruz. Devamında, kaosun ve gücün dansından nasıl yeni düzenler çıktığını mitolojik hikâyelerle anlatıyoruz.

Tanrılar neden boğayı en güzel hediye olarak kabul eder?
İnsanların da etkileyici bulduğu boğayı bu kadar özel kılan nedir?
Minos’un karısı Pasiphae neden bir boğaya âşık oldu?
Ariadne’nin ipini kullanarak Minotauros’u öldüren Theseus, bugünün modern matadoru mudur?

Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

https://www.podbean.com/eas/pb-8gtnb-1ac5327

İyi dinlemeler

Arenada kontrolsüz gücü temsil eden boğayı, yani eril gücü, matadorun, yani dişil kaosun, zarif pelerin hamleleri törpüler. Onu bir estetik forma sokar.

reddit.com
u/Hakan0109 — 6 days ago

Boğa Güreşleri: Kaosun Kontrolsüz Güçle Dansı - Monolog

Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde'de ilişki kurduğu insanların çehresinde ve eğilimlerinde atalarının izlerini arar. Sanki dünyadaki milyarlarca insan birkaç arketipin devamıymış gibi düşündürür insana.

Bu, kültür için de böyledir. İnsanların eğlendiği boğa güreşleri, acaba hangi devasa katmanın yüzeyidir? Ve o devasa yapıyı katmanlarına ayırsak, en altta hangi temel dürtüye ulaşırız?

Bugün boğa güreşleri ile gladyatör dövüşleri arasındaki bağ, bizi Etrüsklerin cenaze törenlerine kadar geriye götürür.

Ancak tarihin daha ötesine uzanamadığı o sınırın eşiğine geldiğimizde, sözü içimizdeki hikâye anlatıcısı devralır. Hafızamızda ölüm, yeniden doğum ve doğaya karşı kurmaya çalıştığımız o katı, sarsılmaz “eril otorite” temalı çok daha eski imgeler uyanır.

Bu yazıda, bir eğlence olarak gördüğümüz boğa güreşlerinin aslında doğadaki temel kuvvetlerin, dişil ve eril güçlerin bir dansı olduğunu anlatıyoruz. Dişil kaosu temsil eden matadorun zarif pelerin hamlelerinin, eril gücü (boğayı) cezbeden titreşimler olduğunu mitolojiden örnekler vererek açıklıyoruz.

Europa neden sürünün içinden ak boğa kılığındaki Zeus’u seçti?
Minos’un Denizler Tanrısı Poseidon’a verdiği sözü tutmasını engelleyen neydi?
Kontrolsüz güç, neden önce kendisini yaratana zarar verir?
Doğanın simyasından yaşam nasıl fışkırır?
İçimizdeki Minotauros’u nasıl özgürleştiririz?

Daha fazlası için yazının tamamına linkten ulaşabilirsiniz

İyi Pazarlar ve keyifli okumalar..

https://monologblg.com/boga-guresleri-kaosun-kontrolsuz-gucle-dansi/

u/Hakan0109 — 6 days ago

[Zihin karmaşası] Paralimpik Oyunlar: Biyolojik Sınırların Sonu mu? | Kaostan Düzene, Biyolojiden Makineye

Paralimpik disiplinlerde önemli teknolojik gelişmeler var. Öyle ki, biyolojimizin koyduğu sınırları artık aşabiliyoruz. Kendimizi sınırladığımızın ötesinde başka bir dünya olduğunu fark ediyoruz.

Muazzam bir potansiyelin üzerinde oturuyoruz. Belki bir uzvumuzu kaybettiğimizde bütünlüğümüz bozuluyor, ama kullanamadığımız bu potansiyel bizi zaten eksik bırakıyor.

Bu sohbette Paralimpik Oyunlar’daki gelişmeleri anlatmak istedim. Ancak yapay zeka teknolojileri devreye girdiğinde, sorular ister istemez konuyu felsefi bir boyuta taşıyor. Sadece yeni teknolojileri konuşmak bize bir vizyon katmıyor.

Şu anda tam kavrayamadığımız ama teknolojiyle parça parça açığa çıkardığımız o bütüne doğru ilerliyoruz. Spor, bu teknolojileri kullanarak doğadaki gerçek potansiyelimizi açığa çıkaran test aracımız.

Bölümde doğanın entropiyi nasıl bir hammadde gibi kullandığını ve kaostan bir yaşamı nasıl çıkardığını konuşuyoruz. Kaosu doğanın teknolojisi gibi düşünüyoruz. İnsanın da entropinin arttığı o ‘bozulma’ veya ‘sakatlık’ anlarında teknolojiyi bir çıkış kanalı olarak inşa ettiğini savunuyoruz.

Ve şunu söylüyoruz: Yaşamımızı engelleyen hiçbir şeyi kabul etmiyoruz.

Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

İyi dinlemeler..

podbean.com
u/Hakan0109 — 13 days ago

Paralimpik Oyunlar: Biyolojik Sınırların Sonu mu? | Kaostan Düzene, Biyolojiden Makineye- Zihin Karmaşası

Paralimpik disiplinlerde önemli teknolojik gelişmeler var. Öyle ki, biyolojimizin koyduğu sınırları artık aşabiliyoruz. Kendimizi sınırladığımızın ötesinde başka bir dünya olduğunu fark ediyoruz.

Muazzam bir potansiyelin üzerinde oturuyoruz. Belki bir uzvumuzu kaybettiğimizde bütünlüğümüz bozuluyor, ama kullanamadığımız bu potansiyel bizi zaten eksik bırakıyor.

Bu sohbette Paralimpik Oyunlar’daki gelişmeleri anlatmak istedim. Ancak yapay zeka teknolojileri devreye girdiğinde, sorular ister istemez konuyu felsefi bir boyuta taşıyor. Sadece yeni teknolojileri konuşmak bize bir vizyon katmıyor.

Şu anda tam kavrayamadığımız ama teknolojiyle parça parça açığa çıkardığımız o bütüne doğru ilerliyoruz. Spor, bu teknolojileri kullanarak doğadaki gerçek potansiyelimizi açığa çıkaran test aracımız.

Bölümde doğanın entropiyi nasıl bir hammadde gibi kullandığını ve kaostan bir yaşamı nasıl çıkardığını konuşuyoruz. Kaosu doğanın teknolojisi gibi düşünüyoruz. İnsanın da entropinin arttığı o ‘bozulma’ veya ‘sakatlık’ anlarında teknolojiyi bir çıkış kanalı olarak inşa ettiğini savunuyoruz.

Ve şunu söylüyoruz: Yaşamımızı engelleyen hiçbir şeyi kabul etmiyoruz.

Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

https://www.podbean.com/eas/pb-kuzg2-1abb907

Paralimpik atletlerin kullandığı teknolojiler, biyolojik sınırlarımızı aştığımızı gösteriyor. Görsel: Flow

reddit.com
u/Hakan0109 — 13 days ago

Paralimpik Oyunlar: Biyolojik Sınırların Sonu mu?- Monolog

2024 Paris Olimpiyatlarında atletizmde 12 rekor kırıldı. Oysa Paralimpik Oyunlarda atletler 80’den fazla rekor kırdı.

Oyunların çeşitlenmesi bu rekorlarının artmasında etkili oldu. Fiziksel engeller nedeniyle kenara itilen her birey, aslında insanlığın kaybettiği muazzam bir enerji kaynağıdır. Teknolojik erişilebilirlik arttıkça milyonlarca yetenekli insan topluma katılır. Üretim, sanat ve bilim çeşitlenir. Ancak bu, rakamlar arasındaki farkı yine de açıklamaya yetmez.

Paralimpik Oyunlar'a katılım sayısındaki artış, kırılan rekorlar ve oyunların çeşitlenmesi artık Paralimpik'in Olimpiyatların kardeşi olmadığını gösteriyor. Rakamlar başka bir şeyi daha gösteriyor: Biyolojimize dair bildiğimiz sınırların artık bir efsaneden ibaret olduğunu.

Bir paralimpik atletin karbon fiber proteziyle yere vurduğu her adım, doğada muazzam bir potansiyel enerjinin üzerinde oturduğumuzu anlatıyor. Paralimpik alanda gördüğümüz o küçük gelişimler, aslında insan türünün büyük dönüşümünün laboratuvar aşamasıdır.

Doğada bize ait, keşfedilmeyi bekleyen bir potansiyel var. Biz şu anda tam kavrayamadığımız şeyin bir kısmıyız ve teknolojiyle bu bütünü parça parça açığa çıkarıyoruz. Spor, bu teknolojileri kullanarak doğadaki gerçek potansiyelimizi açığa çıkaran test aracımız.

Günümüzde bir alanda yaşanan her gelişme konuyu felsefi bir tartışmaya taşıyor. Paralimpikteki teknolojik gelişmelere odaklanan bu yazıda da aynı şey oldu. Sorular, konuyu bir beynin etrafında oluşmaya başlayan biyonik yapıya kadar götürdü.

Bu yolculuğun detayları linkte.  

İyi Pazarlar ve keyifli okumalar..

https://monologblg.com/paralimpik-oyunlar-biyolojik-sinirlarin-sonu-mu/

reddit.com
u/Hakan0109 — 13 days ago

Teknoloji geliştikçe insan daha mı çok yalnızlaşıyor, yoksa insan her zaman yalnız mıdır? Tarihçi Jill Lepore'un düşüncelerinde yol aldığımızda karşımıza şöyle bir manzara çıkar: Yeni bir teknoloji insanı önce yalnızlaştırır. Ardından bu yalnızlığın içinden yepyeni bir sosyal ve ekonomik mimari doğar. Bu, bir “koza” evresidir.

İnsan her yeni teknolojiyle birlikte yeni bir yalnızlık üretir. Bu yüzden yaşamımız boyunca kendimizi adeta daimi bir gri alanda yaşıyormuş gibi hissederiz. Oysa bu gri alan, aslında doğamızın özü olan değişimle ördüğümüz kozamızdır; bizi kendimizden kurtaran mutlu yuvamızdır. Ve insan, bu gri alanı anlamlı kılacak bir nesneyi her zaman bulur. Kimi zaman bir arkadaş, kimi zaman bir hayvan, kimi zaman sadece bir nesne.

İnsanın bu uyum stratejisi, geliştirdiği ekonomik sistemlere de yansır. Kapitalizm, insan ruhunun bu gelgitli duygularına uyum göstermeyi en hızlı öğrenen sistemdir.

Korktuğumuzda, kaygılandığımızda veya sevindiğimizde, kapitalizm o anki psikolojimize en uygun maskeyi takınır. Belki de onun en “verimli” bulduğu anlar, insan ruhunun kırılma ve belirsizlik anlarıdır.

Bizim “kriz” dediğimiz süreçler, onun için kendi kozasını yenilediği ve yeni pazarlar keşfettiği birer fırsat alanıdır. Bugün de kapitalizm yalnızlık ekonomisiyle bu kaygımızı bir madene çeviriyor.

• Tek kişilik haneler artıyor, evlilik yaşı yükseliyor.
• Ortak yaşam alanları artık bir yaşam standardı olarak pazarlanıyor.
• Dijital platformlar içeriklerine milyarlarca dolar harcıyor. Bu, sıradan bir medya hamlesinin ötesidir.
• Bugün bir mikrofon ve ekranla başlayan yolculuklar 250 milyar dolarlık içerik pazarı yaratmış durumda.

Kendini yalnız hisseden insan aslında kendi kozasını yeniden düzenliyor. Kendini küresel ağa bağlayacak nesnesini özümsemeye çalışıyor.

Yazının devamına bıraktığım linkten ulaşabilirsiniz.

İyi Pazarlar ve keyifli okumalar..

https://monologblg.com/yalnizlik-ekonomisi-kapitalizmin-kesfettigi-yeni-maden/

reddit.com
u/Hakan0109 — 20 days ago

Her teknoloji devriminde yeni bir yalnızlığın içine düşüyoruz. Bunun hiç bitmediğini düşündüğümüzde ömrümüz boyunca gri bir alanda yaşadığımızı söyleyebiliriz. Yeni teknolojilerle yeniden ördüğümüz bir kozanın içindeyiz.

Matbaanın bulunmasıyla insanlar okumaya başladığında dönemin aydınları bunu tehlikeli bir melankoli hastalığı olarak gördü. Sanayi devrimiyle apartmanlarda tek başına yaşamaya başlayan insanların topluma yabancılaştığı düşünüldü. Her dönüşümde kendi ürettiğimiz teknolojileri kendimiz için riskli gördük.

Ancak o gri alan içinde yalnızlığımızı gideren bir nesneyi de hep bulduk. Bugün yapay zekâ çağında da aynı korkuları yaşıyor ve çözümlerini buluyoruz.

Kapitalizm duygularımızdan beslenen bir iktisadi sistem.  Korktuğumuzda, sevindiğimizde ya da üzüldüğümüzde bize bunun çözümünü mutlaka bulur. Tıpkı bugün  bir “Yalnızlık Ekonomisi”ni yarattığı gibi.

“Yalnızlık Ekonomisi” aslında yalnızlığı ortadan kaldırmayı değil, onu sürdürülebilir, verimli ve konforlu bir “ürün” haline getirmeyi amaçlıyor. Kurumların değil, bireylerin "Yapay Zeka Zihin Gücü" kaldıracını kullanarak kurumsallaştığı bir dönemdeyiz.

Bu açıdan bakınca,gelecekte “yalnızlık” kelimesinin bugünkü negatif ve melankolik havasını
tamamen yitirdiğini görebiliriz. Veriler bunu destekliyor.

Bugün yapay zekânın gücünü kaldıraç olarak kullanan 200 milyon içerik üreticisi var. Bu insanlar yakın çevresinde bulamadığı düşünce ikizlerini dünyada arıyor.

Yapay zekâ temelli arkadaşlık ve dijital refakatçi uygulamalarında 2022-2025 arasında önemli bir artış yaşandı (bazı kaynaklara göre %700’e varan oranlarda) Dijital asistanına duygusal olarak bağlanan insanlar var.

İş dünyasında solo girişimciler, yapay zekâyla yaptıkları iş birlikleriyle küresel markalar yaratabiliyor.

Veriler çoğaldıkça şu soru aklımıza geliyor: İnsan yalnızlığını bir arkadaş, evcil bir hayvan ya da nesneyle giderebildiğine göre yapay zekâ da yalnızlığımızı gidereceğimiz yeni sosyal nesnemiz olabilir mi?

Yalnızlık bizim doğal arkadaşımız. Eğer onu iyi yönetemezsek kendi potansiyelimizi bir illete
çevirebiliriz. Ya da bu ekonomiden kendi küresel anlamımızı çıkarabiliriz.

Bu sohbette yalnızlığı ve kapitalizmin bu duygumuzu bir madene nasıl çevirdiğini konuşuyoruz.

Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz: Eğer izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

İyi pazarlar ve iyi dinlemeler.           

u/Hakan0109 — 20 days ago

Her teknoloji devriminde yeni bir yalnızlığın içine düşüyoruz. Bunun hiç bitmediğini düşündüğümüzde ömrümüz boyunca gri bir alanda yaşadığımızı söyleyebiliriz. Yeni teknolojilerle yeniden ördüğümüz bir kozanın içindeyiz.

Matbaanın bulunmasıyla insanlar okumaya başladığında dönemin aydınları bunu tehlikeli bir melankoli hastalığı olarak gördü. Sanayi devrimiyle apartmanlarda tek başına yaşamaya başlayan insanların topluma yabancılaştığı düşünüldü. Her dönüşümde kendi ürettiğimiz teknolojileri kendimiz için riskli gördük.

Ancak o gri alan içinde yalnızlığımızı gideren bir nesneyi de hep bulduk. Bugün yapay zekâ çağında da aynı korkuları yaşıyor ve çözümlerini buluyoruz.

Kapitalizm duygularımızdan beslenen bir iktisadi sistem.  Korktuğumuzda, sevindiğimizde ya da üzüldüğümüzde bize bunun çözümünü mutlaka bulur. Tıpkı bugün  bir “Yalnızlık Ekonomisi”ni yarattığı gibi.

“Yalnızlık Ekonomisi” aslında yalnızlığı ortadan kaldırmayı değil, onu sürdürülebilir, verimli ve konforlu bir “ürün” haline getirmeyi amaçlıyor. Kurumların değil, bireylerin "Yapay Zeka Zihin Gücü" kaldıracını kullanarak kurumsallaştığı bir dönemdeyiz.

Bu açıdan bakınca,gelecekte “yalnızlık” kelimesinin bugünkü negatif ve melankolik havasını
tamamen yitirdiğini görebiliriz. Veriler bunu destekliyor.

Bugün yapay zekânın gücünü kaldıraç olarak kullanan 200 milyon içerik üreticisi var. Bu insanlar yakın çevresinde bulamadığı düşünce ikizlerini dünyada arıyor.

Yapay zekâ temelli arkadaşlık ve dijital refakatçi uygulamalarında 2022-2025 arasında önemli bir artış yaşandı (bazı kaynaklara göre %700’e varan oranlarda) Dijital asistanına duygusal olarak bağlanan insanlar var.

İş dünyasında solo girişimciler, yapay zekâyla yaptıkları iş birlikleriyle küresel markalar yaratabiliyor.

Veriler çoğaldıkça şu soru aklımıza geliyor: İnsan yalnızlığını bir arkadaş, evcil bir hayvan ya da nesneyle giderebildiğine göre yapay zekâ da yalnızlığımızı gidereceğimiz yeni sosyal nesnemiz olabilir mi?

Yalnızlık bizim doğal arkadaşımız. Eğer onu iyi yönetemezsek kendi potansiyelimizi bir illete
çevirebiliriz. Ya da bu ekonomiden kendi küresel anlamımızı çıkarabiliriz.

Bu sohbette yalnızlığı ve kapitalizmin bu duygumuzu bir madene nasıl çevirdiğini konuşuyoruz.

Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz: Eğer izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

İyi pazarlar ve iyi dinlemeler.           

https://www.podbean.com/eas/pb-dhatr-1ab208c

Teknoloji geliştikçe kapitalizm yalnızlığımızı giderecek yeni ekonomik modeller yaratıyor. Yakın gelecekte yalnızlığımızı dijital ikizimizle paylaşabiliriz.

reddit.com
u/Hakan0109 — 20 days ago

İnsan her zaman yaratılışını merak etmiştir. Bilimin sınırına dayandığında, yolculuğuna hikayelerle devam eder. Anlamadığı şeylere doğru hikayelerden bir köprü kurar.

Bilimin mayasında hayaller var. Çünkü bizler sezgilerimizle yol alan varlıklarız. Hislerimizde bir gerçeklik payı vardır ve içimizde birisi sürekli bize fısıldar. Bundan dolayı bilim insanları evrenin uzak köşelerine zihnini uzatarak genel göreliliği bulur, zamanın doğasını kavrar.

İnsan, hissetiklerini böylece hikayelere döker ve kavrayamadığı dünyayı önce hayallerinde kurar. Mesela dünyaya çarpan göktaşının hikayesini mitolojide Tanrılarla Titanların savaşında buluruz. Devlerin birbirlerine fırlattıkları dağlardan bir tanesi Dünya’ya çarpmış olmalı.

66 milyon yıl önce Dünya’ya çarpan asteroit bir türün sonunu getirirken memelilerin önünü açtı. Dünyanın en karanlık günü, insanın şafağı oldu. Ancak bu bilimsel gerçeği insan daha önceden hikayelere yükledi. O dağın nereden geldiğini, nasıl milyonlarca yıl yol aldığını ve dünyaya vurduğunda neleri değiştirdiğini önce içimizdeki hikaye anlatıcısı bize fısıldadı.

Bu yazıda Chicxulub’un yolculuğunu, o sırada devlerin cenneti olan Dünya’yı ve asteroitin Dünya’ya çarpma etkisini zaman çizelgesiyle okuyacaksınız.

Yazının tamamını okumak için lütfen linki tıklayın.

İyi Pazarlar ve keyifli okumalar..

https://monologblg.com/chicxulub-icimizdeki-hikaye-anlaticisinin-fisildadigi-yaratilis-hikayesi/

reddit.com
u/Hakan0109 — 27 days ago

Kadim hikayelerle bilimsel gerçekler arasında benzerlikler var. Bilimin keşfedemediği gerçekleri önce hikayeler anlatıyor sanki bize. Mesela 66 milyon yıl önce Dünya’ya çarpan dev asteroit, mitolojide Tanrılarla Titanların savaşını anımsatıyor. Bu doğa olayı devlerin sonunu getirirken memelilerin ve nihayetinde insanın önünü açtı.

Bu sohbette, asteroitin Jüpiter ötesinden başlayan 9 milyon yıllık yolculuğunu, Kretase dönemindeki devler cennetini ve çarpışmanın saniye saniye yarattığı felaketi kronolojik bir anlatıyla keşfedeceksiniz. Mitoloji ile bilimin kesiştiği noktada, içimizdeki hikâye anlatıcısının bize fısıldadığı kadim gerçeği duyacaksınız.

Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

İyi dinlemeler..

u/Hakan0109 — 27 days ago