u/Immediate_Stable_837

Image 1 —
Image 2 —
Image 3 —
Image 4 —

​

Tukultīninib. Assyrian king n.c. ca. 1300. KK. 2673 (p. 464). 8549 (? p. 938).

— Assyrian king n.c. 890-884. K. 4526 (p. 639), 56-9-9, Nos. 152 (p. 1691). 136 (p. 1691). 142 (p. 1692). I R 17, 28. I R 19, 105. I R 23, 125. I R 26, 113. I R 28, II, 29. I R 35, No. 3, 19. III R 1, 21. III R 3, 39. III R 4, No. 8, 2. III R 7, 1, 11. V R 69, 2.

Tukulti ..... Ancient Babylonian rulers. V R 44, 41 b. 42 b.

— Assyrian king (?). Rm. 2, 261 (p. 1661).

Tukultuaššur. Male proper name. II R 63, XII, 4.

Tullis. v. Dulliz.

Tultul. City. II R 52, 68 d.

Tul ..... , Tulu ..... , Tullu ..... v. Til .....

Tu'muna. Aramean tribe. I R 36, 18.

Turqulītar. Male proper name. III R 48, 30 c.

Turuki. Country. IV R 39, obv. 16.

Turušpâ (var.: Turušpia). City in the country of Mannai. KK. 194 (p. 51). 574 (p. 132). 1907 (p. 368). 4677 (p. 653). Sm. 760 (p. 1433). 81-2-4, Nos. 55 (p. 1756). 60 (p. 1757).

Tušamīlki (var.: Pišamīlki). King of Miṣri, [Hieroglyphic Symbol] V R 2, 114.

Tušħa (varr.: Tušḫan, Tušḥi). Assyrian city and district. I R 20, 2. 6. 8. 12. I R 22, 100. 101. 102. 103. 118. II R 52, 6 a. 46 a. 23 c. II R 53, 42 a. II R 69, No. 6, 3. III R 2, 19. 23. 26. III R 6, rev. 18. 19. 21. 36. 48.

Tutammû (var.: Tutamû). Governor of Uṅqi. III R 9, No. 1, 5. 8.

Tu'ya ..... v. Tu'ummu.

Tu ..... nu. City. III R 10, No. 3, 93.

5321 [Çivi yazısı işareti] (ešgallu). V R 20, 94 d (qāti). — cf. 3657 a.

[Silinmiş/okunamayan kısım]

5322 [Çivi yazısı işareti] (qāti). PATÊ KABRI. II R 30, 1 R 2 K 10 51 (1) T 81 1. — [Silinmiş kısım]

5323 [Çivi yazısı işareti] (qāti). ZAMĀTU. V R 30, 1 R 1 (2 Z 2 15 52(?)) 1. — [Silinmiş kısım]

5324 [Çivi yazısı işareti] (qāti). DUŠŠÛ (šanû). ENÊSU (šanû). MULLÛ (šanû). — cf. Bu. 91-5-9, 20.

5325 [Çivi yazısı işareti] (qāti). MUŠEBRÛ. V R 30, 1 R 1 K 5 53 60 1 1. — BABBAR. — cf. YBC 7417.

— cf. 1 R 21 32 f.

5326 [Çivi yazısı işareti] (qāti). ŠUKAMMUMU. II R 30, 1 K 53 (tak) šu-ka-ma-nu-um; K 5385 (tak) šu-ka-ma-nu. — cf. 1 R 28 33.

5327 [Çivi yazısı işareti] (qāti). ZAMĀRU. V R 30, 1 R 1 30 54 1 48 1 1. —

5328 [Çivi yazısı işareti] (qāti). MAŠ. II R 30, 1 R K 6 31 44 59 1.[?] — cf. 1 R 41 11 (1 B 8 K 48).

5315 [Çivi yazısı işareti] (qāti). tamû. II R 30, 1 R 12 52 (a) K 1 (ya) ta-mu-ú; 126; II R 67 30 (?), 1 T 44 51 (?), ... D (ya) tamû. — cf. 1 R 21 15 7.

5329 [Çivi yazısı işareti] (qāti). MUTAMÛ. V R 30, 1 R 1 20 T 12 (ya-u) 1. — mutammû.

5330 [Çivi yazısı işareti] (qāti). MUTAMÛ. II R 30, 1 R 1 (ya-u) 1. — mu-ta-am-mu-ú.

5331 [Çivi yazısı işareti] (qāti). TURGUMANNU. II R 30, 1 R 1 45 52 43 1. — ú. BABBAR.

5332 [Çivi yazısı işareti] (qāti). UṢṢATU. II R 30, 1... (?) uṣ-ṣa-tú. — cf. YBC 7986.

(155)

(gâr) ... (qq)

gâr MĀT PALÊ. II R 30, 1 R 1 30 53 (ta[m]) mi 1. — V R 30, 2 (a).

gâr PUḪU ZA ZINNIŠTI. II R 30, 1 R 1 40 45 (a) K [...].

gâr PILAKKU. II R 30, 1 R 1 60 (gâr) pilak-ki: 1. — "spindle". ZK II 44, Del. BAU 194; ZA I 90.

gâr (maš). PILAKKU. K 4393 II 30, 23 51 (gâr) pilak-ki [...]; — "spear" 44122, 54 (a-a) ... II 27 (gâr) mār. — "axe".

gâr NŠ PILAKKI. II R 30, 40 1 1 (gâr) mun ... tâ-šá. — "axe-bearer". — DAR 188.

gâr ZAKÛ ŠA QIŠURRI. II R 30, 1 R 1 52 (gâr) zag(!)-gu-ru 1. — cf. K 8368.

gâr ZAPALU.

gâr ŠUPULU ZA ZINNIŠTI. II R 30, 90 1 (gâr) K [gâr] šu-pul-ti 1. — ...

gâr ŠUPULTU. II R 30, 1 R 12 (gâr) ŠR-ra-ti; "foundation".

gâr ZAPLU, ZAPULTU. II R 30, 1 (gâr). II R 30, 1 R 44 41 (gâr) S K 1 ... gâr 1. — "tent". 1 R 44 44 45, 1, 44, 256, 34 (gâr) ... (ZR T 31) 1 R 50, 75 a, 1 R 72 8.

gâr MUŠPILU. II R 30, 1 R 51 (gâr) muš-pi-lu. — cf. ZK II 451.

gâr TABĀKU. II R 30, 1 R 52 (gâr) tab-ku. II R 30, 1 R 1 59 (gâr) ti-tab-ku. II R 30, 1 R 57 (gâr) ti-tab-ba-ku ... — "to pour out".

gâr TAMÛ. II R 30, 1 (gâr) ta-mu-ú. V R 30, 9 (gâr) tamû; "murmur". — cf. IV R 9 (3 O 7) 49 b c ...; cf. 1 R 1, 2 I R 24, 16.

gâr TAMÛ; cf. TAMÛ.

gâr TURGUMANNU. II R 30, 1 R 23 2 (gâr) 1. — ú. BAB.

gâr UṢṢATU. II R 30, 1 (gâr) uṣ-ṣa-tú. — ú. BAB.

gâr gâr ENO, NABALKÛTU, NAKÛ, TAMÛ. cf. 1 R 41 20 (2 H 12) 72. 55.

gâr ATMU. II R 30, 1... — cf. R 49, 1 20.

gâr ŠAZU ŠA ŠUḪU. ZK II 52 ZK 52 (m) PAŠ 1 XIII II (m) K 2 — cf. V R 48, 49 1, 37.

gâr ŠUNU. ZK 2 150, (m) "Tum Assyrian".

gâr BIRT! NĀRI. II R 29, 1 (m) "fortress of the river".

gâr DALÛ BAPILTI. cf. V R 44, 33.

8' Gegen mich aber [zogen (od.: erhoben sich feindlich)]

gerade zu jener Zeit die Länder insgesamt:

9' Anmana-ila, König von GÜ.ŠÛ.Aˡˡ; Bunana[-ila(?)],

König von Pakk[i(-)...];

10' Lapana-ila, König von Ulliyi; [...¹⁹-]nnipa-ila, König

vo[n ....]

11' Pamba, König von Ĥatti; Zipani, K[önig v]on Kaneš;

Nur-[...., König von ....];

12' Ĥuýāruýaš, König von Amurru; Tišš[e]nki, König von

Paraši; [...., König von ....];

13' Madakina, König von Armanu; Isqipp[u], König von

Zedergebirge; Tešš[i-..., König von ....];

14' Ur-Larak, König von Larak; Ur-[b]anda, König von

Nikku;

15' Ilšunail, König von Turki; Ti[š]binki, König von Kur-

ša ura. (Şartamhari Metni'nin Almancası)

Kaynakça;

__________________________________________________

Carl Bezold, (1898) Catalogue of the cuneiform tablets in the Kouyunjik Collection of the british museum. London: Sold at the British Museum.

Rudolf Ernst Brünnow, (1889) A classified list of all simple and compound cuneiform ideographs occurring in the texts hitherto published, with their Assyro-Babylonian equivalents, phonetic values, etc. Leyden: E.J. Brill.

Hans Gustav Güterbock, (1938) 'Die historische Tradition und ihre literarische Gestaltung bei Babyloniern und Hethitern', Zeitschrift für Assyriologie und verwandte Gebiete, 44(10), pp. 45–149.

u/Immediate_Stable_837 — 16 days ago

"Sizi bir ocaklı kalbiyle selâmlamış olmaktan bilistifâde birkaç söz söylemek isterim. Biz açık milliyetperveriz. Bunu gerek dâhilde, gerek hâriçte söylemek için artık vehim ve vesvese gösterecek hiçbir nokta yoktur. Milliyet, yegâne vâsıta-i iltisâkımızdır (bağlanma aracımızdır). Diğer anâsır, Türk ekseriyeti karşısında hiçbir sûretle hâiz-i tes'ir değildir (güce sahip değildir). Vazifemiz, bu vatan içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anâsırı kesip atacağız.

Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf, her şeyden evvel bir adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.

Bizi dinî cereyanlara mübâlâtsızlıkla (ilgisizlikle, saygısızlıkla) itham ediyorlar, dini vâsıta kullanarak karşımıza çıkanları ezer geçeriz. Bu cereyanlara karşı ocaklar behemehal uğraşacaklardır. Ocakların, müşkülâtı gördükçe cesâretleri artmalıdır. Bizim yolumuz ile onların yolu teâruzda (çelişiklikte) değildir. Bize mutlaka yol vermek lâzımdır. Bu yolu verecekler, millî cereyan mutlaka yol alacaktır." [1]

-Milli Şef İsmet İnönü

"Bizim devrimimiz, bir ihtilal olmaktan öte, bir milli yenilenmedir. Türk devriminin amacı, bir taraftan Türk ırkının hayat ve bekasını tehlikeye atan sebepleri ve Türk'ün refah ve mutluluğuna engel olan unsurları ortadan kaldırmak; diğer taraftan, eskimiş, yaşam gücü sönmüş temellere dayanan Doğu milletleri sınıfından çıkarak, hayatını çağdaş esaslar üzerine kuran, medeni bir Batı milleti olmanın gereklerini yerine getirmektir. Eski hukukumuzun kaynağı Arap İslam hukuku idi. Dini bakış açısı bu hukukun ölçüsü idi. Dini görüş sadece medeni hukukta değil, anayasalarda bile hükmünü yürütüyordu. Yeni hukukumuzun esin kaynağı, bir taraftan Türkçülük, diğer taraftan Batıcılıktır." [2]

Kaynakça;

[1] Cumhuriyet, "Türk Ocakları", 28 Nisan 1925, numara 349, sayfa 2

[2] Atatürk'ün Not Defterleri. Cilt: 12. Genelkurmay ATASE Yayınları. ss. 17-18.

u/Immediate_Stable_837 — 18 days ago

Giriş

Eski çağlardan beri dünyanın çeşitli bölgelerinde izlerine rastladığımız Türk topluluklarının Azerbaycan’da da yerleşmeleri milattan önceki tarihlere kadar gitmektedir. Bölgede yaşayan toplulukların dillerinde Türklerin kullandıkları sözcüklere tesadüf edilmesi, arkeolojik malzemelerinin Türk kavimlerinin eşyaları ile aynı olması ve toponimlerinde Türk boylarının isimlerinin varlığı dolayısıyla Azerbaycan’da Türklerin geçmişi çok eskilere dayanmaktadır Araştırmamıza konu olan süreçte MÖ. binli yıllarda Türk kökenli kavimlerin Azerbaycan'da yaşadığı bilinmektedir. [1] Urmiye Gölü havzasında yaşayan Turukki kavminin Türk dilinde konuşmalarının yanında “Turukki” etnoniminin Türk isminin eski biçimi olduğu keşfedilmiştir.[2] Bu keşif hem "Türk" adıyla kurulan ilk Türk elinin Göktürkler olmadığını göstermiş, hem de İsa'dan evvel Ön-Asya'da Türk-Turani varlığını ispat etmiştir. Mamafih yakın havzalarda M.Ö. 1. Binyıl Yakın Doğu dünyasının süper gücü konumundaki Asur İmparatorluğu’na karşı çetin mücadeleler veren Urartular, aslında Hurriler’in torunlarıdır. Hurriler’in dili ile Urartular’ın dili, tıpkı Türkçe gibi Asyenik dillerden olup, Ural-Altay dil grubuna mensupturlar. [3] Demek oluyor ki, Hurriler-Turukkular Anadolu’da yaşayan en eski Proto-Türk kavimleri arasında yer almaktadırlar. Bu çalışma, hakkında pek az bilgi bulunan ve soyunun Hurrilere dayandığı tespit edilen Turukku Kavmi [4] ve menşei üzerinedir. Pek çok makaleden müteşekkil bu yazı, okuyucuya Ön-Asya hakkında yeni bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. İyi okumalar dilerim efendim.

Turukkuların Tarih Sahnesine Çıkışları ve Turukku Memleketinin Ana Hatları

Turukkularla ilgili bilgi edindiğimiz çivi yazılı vesikaların çoğunluğu, Semsara [5] ve Mari [6] arşivlerinden ele geçmiştir. Söz konusu arşiv vesikalarına göre, ilk defa M.Ö. 19. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başlarından itibaren tarih sahnesinde görülen Turukkular doğuda Urmiye Gölü ile batıda Dicle Nehri arasındaki alanda, konar-göçer hayat sürmüşlerdir. Özellikle Mari Arşivi [7] vesikaları Turukkuların Dicle’nin orta kesimindeki dağlık alanda yaşayan pek çok etnik gruptan birisi olduğuna işaret ederek, onların Zagros bölgesi halkı olabilecekleri düşüncesine yol açmaktadır. Nitekim Dossin, Mari Arşivi belgeleri üzerinde yaptığı çalışmada Turukkuların Zagros bölgesinde yaşadıklarını ve çeşitli sebeplerle komşu toplumların topraklarını yağmaladıklarını ifade etmektedir. [8] Bu noktada onların tam teşkilatlı bir devlet haline gelememelerini de yaşadıkları mekânın coğrafi faktörlerine bağlamak gerekmektedir. Nitekim Turukkuların idari sistemi hakkında önemli bilgiler veren, J. Eidem - Læssøe [9] , onları bir çeşit boy teşkilatına göre yapılandırmış ve boylar halinde yaşayan bir topluluk olarak tanımlamışlardır. Söz konusu idari sistem her biri kendi hedefleri doğrultusunda ve lideri etrafında teşkilatlanmış yarı göçebe bir yaşam tarzına sahip Türk Oğuz boylarını akla getirmektedir. [10] Gerçekten Turukkuların, Gutiler’in saldırılarını durdurma gayesiyle ortak hareket etmeleri, onların güçlü merkezi bir teşkilata sahip olmadıklarını, ayrıca tam anlamıyla yerleşik hayat tarzına geçemediklerini yani yarı göçebe bir yaşam sürdürdüklerini göstermektedir. Çünkü tehlike anında bir araya gelebilme ve birleşip tek bir güç haline dönüşebilmek aynı kökten gelen ve boy esasına göre teşkilatlanmış konar-göçer toplumların özeliğidir. Her ne kadar Semsara Arşivi belgelerine dayalı olarak Turukkular'ın politik bir merkezinin olduğu ve başlarında da nuldān(um) unvanını taşıyan idarecilerin bulunduğu kanaati oluşturmaya çalışılsa da [11] onların tamamen yerleşik bir yaşama sahip olduklarını söylemek pek mümkün değildir. Aynı şekilde Mari (Tel el-Hariri) Arşivi’nden A.649 numaralı belgede geçen, “Turukkuların kendi evlerinde yaşadıkları ve dağlara gitmenin onlar için acı olduğu” [12] ifadesi de bu noktada yanlış yorumlara yol açmış ve araştırmacıların bir kısmı onları yerleşik hayat tarzına sahip bir toplum olarak tanımlamıştır. Bununla birlikte aynı arşivden çıkan diğer çivi yazılı belgelerden, Turukkuların merkezi bir teşkilata sahip olmadıkları anlaşıldığı gibi, onların yayılım alanının ise Dicle’nin doğu sınırındaki “Kalah, Ninive, Kavilhum ve Ninet” gibi şehirlerin içinde bulunduğu bölge olduğu vurgulanmıştır. [13] Diğer bir ifadeyle, Turukkuların yayılım alanı, Ninive (Ninova)’nin doğu sınırından başlayıp, güneyde Dicle Nehri’nin yataklarına kadar genişlemektedir. Buna karşın Semsara [14] tabletlerinden edinilen bilgilere göre ise, Turukkularla bağlantılı olan çok sayıda krallık ve şehir tam olarak Rāniya Ovası’nın kuzey ve kuzeydoğusundaki küçük dağlık alana lokalize edilememektedir. [15] Ancak Šemšāra arşivinde geçen bu şehirlerin ve krallıkların Turukkularla ilişkilerini yok saymak da mümkün değildir. Nitekim Turukkularla ilişkilendirilen Kunšum (Itabalhum), Aliae, Ardamekum, Ilalae, Sasharsum ve Zukula gibi şehirler ile Zutlum Kusanar(h)um, Šudamelum krallıkları Itabalhum krallığıyla yakın ilişkiler içerisinde bulunmuşlardır. [16] [17]

Hurriler’in Kimliği Meselesi ve Turukki Krallığı [18]

MÖ. 3. Binyılın son çeyreğinden itibaren, Eski Yakın Doğu dünyasının en eski yazılı kayıtlarında Hurriler [19] adıyla anılan bir halk grubundan bahsedilmeye başlanır.Hurriler’in asıl anayurtlarının neresi olduğu sorusunun kesin bir cevabı yoktur. Bazı bilim insanları Transkafkasya’daki Kura-Aras Bölgesi’ni önerirken, bazıları da onların anayurdunun Doğu Anadolu Bölgesi olduğunu öne sürerler. Bu arada şunu da belirtelim ki, eskiden Hurri kültürünün kökeninin Transkafkasya ve Kuzeybatı İran’da olduğu iddia ediliyordu. Dolayısıyla bu kültürün kuzeyden Doğu Anadolu Bölgesi’ne ve buradan da güneydeki Kuzey Suriye’ye kadar indiği sonucu çıkarılıyordu. Ancak Transkafkasya ve Kuzeybatı İran’da yapılan kazılarda, en eski kültürün Kalkolitik devre ait olduğu ve bundan daha eskiye, yani Neolitik devire gidemediği kesinlikle tespit edilmiştir. Buna karşılık Elâzığ bölgesindeki höyüklerde yapılan arkeolojik kazılarda, Kalkolitik devirden önceki Neolitik devir kültürünün mevcudiyeti kanıtlandığı gibi, Neolitik-Kalkolitik ve Tunç Devri kültürleri arasında da hiçbir kopukluğun olmadığı anlaşılmıştır. Üstelik bu üç kültürün aynı karakteri taşıdığı, dolayısıyla bu kültürlerin yaratıcılarının aynı kavim olduğu sonucuna varılmıştır. Prof. Dr. Kılıç Kökten’in Eşkini-Sefini’de bulduğu Paleolitik öncesine ait aletler, bu bölgedeki yaşamın, Paleolitik devir öncesine indiğine işaret ettiği gibi, Pulur ve Tepecik’te rastlanan Neolitik tabakalar, bölgenin kültür tarihini MÖ. 6000’lere kadar geriye götürmektedir. Kazılarda çıkan hububat çeşitleri ve ehli hayvan kalıntıları ise burada MÖ. 5000’lerden itibaren geniş çaplı bir tarım kültürünün varlığını ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Afif Erzen’e göre, yukarıdaki bulgular şu sonucu ortaya çıkarmaktadır:” Çok geniş bir coğrafi alana yayılan Erken Hurri Kültürü’nün köklerinin Doğu Anadolu Bölgesi’nde olduğu ve böylece buradan güneyde Kuzey Suriye’ye, kuzeyde Transkafkasya’ya ve doğuda da Kuzeybatı İran içlerindeki Urmiye Gölü’ne kadar yayıldığı, bugün artık kesinlikle anlaşılmıştır.”[20] Prof. Dr. Afif Erzen, yukarıdaki bilgileri bize Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında neşredilen Doğu Anadolu ve Urartular isimli eserinde aktarmaktadır. Afif Erzen, adı geçen eserinde [21] Hurriler’in konuştuğu Hurrice’nin de tıpkı Türkçe ve Sümerce gibi Asyenik dillerden olduğunu ve Ural-Altay dil grubuna girdiğini vurgulamaktadır ki, bu, çok önemli bir tespittir. Zira bu durum, Hurriler’in en eski Türk kavimlerinden biri olduğunu ve Anadolu’nun da en az 8000 (sekiz bin) yıldan beri Türk yurdu olduğunu kanıtlamaktadır. Bir başka ifade ile Proto-Türk kavimlerinden biri olduğu anlaşılan Hurriler, Anadolu’nun en eski sahiplerinden biridirler. Bu kavmin Anadolu’daki kültürel geçmişinin 8000 (sekiz bin) yıl geriye gitmesi, Anadolu’nun Orta Asya ile birlikte en eski Türk yurtlarından biri olduğunu göstermektedir. Hatta Akkad metinlerinden tanıdığımız Doğu Anadolu’daki Türki Krallığı’nı kuranlar da Hurriler’den bir gruptu. O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Anadolu, Türk’ün en eski yurtlarından biri olmanın yanı sıra, Türk adını taşıyan ilk devletimiz de Anadolu toprakları üzerinde kurulmuştur. Üstelik Anadolu’nun 26 Ağustos 1071’de kazanılan Malazgirt Zaferi’nden sonra Türk yurdu olduğu tezi de kesinlikle doğru değildir. Proto-Türk kavimlerinden biri olduğu anlaşılan ve Anadolu’nun en eski kavimleri arasında gösterilen Hurriler, MÖ. 16. yüzyılın ortalarında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde güçlü bir devlet olarak ortaya çıkan Mitanni Devleti’nin kuruluşunda da etkin bir rol üstlenmişlerdir.[22] Öyle ki, MÖ. 14. yüzyılın süper güçleri arasında Mitanni Devleti de vardır. MÖ. 13. yüzyılın sonları ile 12. yüzyılın başları arasında cereyan eden ve yaklaşık 50 yıl sürdüğü anlaşılan Ege Göçleri (Deniz Kavimleri Göçü)[sonunda Hitit Devleti başta olmak üzere, Mitanni ve III. Babil (Kaslar) devletleri yıkılmışlardır. Firavunların yönetimindeki Mısır Devleti ise vermiş olduğu uzun soluklu ve amansız mücadele sonunda güçlükle ayakta kalmayı başarırken, Asur Devleti, göç yolları üzerinde bulunmadığı için, hiçbir zarar görmeden ayakta kalmayı başarmıştı. [23] Şimdi o, Eski Yakın Doğu’nun en güçlü devleti olarak kendisini görüyordu ve yegâne amacı, Anadolu’ya hâkim olmak ve Akdeniz ticaretinde de söz sahibi olabilmekti. [24] Fakat Asur Devleti, kolaylıkla gerçekleştirebileceğini sandığı bu amacının tahakkukunda ummadığı yeni bir bela ile karşılaşmıştı. Bu bela, Arami Göçleri idi. [25] Gerçekten de Ege Göçleri’nin sebep olduğu kaos ortamından çöl sakinleri de yararlanmağa kalkışmışlar ve kültür merkezlerine doğru akın etmeğe başlamışlardı. Tarihte Sami kavimlerin üçüncü büyük göçünü teşkil eden Arami Göçleri’nin karakteri, Ege Göçleri gibi yakıp yıkıcı bir akın şeklinde değil, tersine aralıksız bir sızıntı halinde asırlarca devam etmesidir. İşte bu yüzdendir ki, Asur Devleti, gelişimini istikrarlı bir şekilde sürdürememiş, bazen ilelerken bazen de geri adım atmak zorunda kalmıştır. Özellikle MÖ. 11. ve 10. asırlar, tam anlamıyla Aramiler’in pek çok bölgeyi istila ettiği bir zaman dilimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu zaman dilimi içerisinde Aramiler’den Bit-Zamani Kabilesi doğuda Diyarbakır civarına, Bit-Adini Kabilesi Fırat nehrinin büyük kıvrımı içerisine, Bit-Agusi Kabilesi Fırat ile Karasu arasına, Bit-Gabbar Kabilesi Gaziantep civarına, Bit-Brutaş Kabilesi de Kayseri civarına kadar sokulmuş idiler. [26] Eğer Asur kralları, bu bedevilere karşı amansız bir mücadele vermeselerdi, belki de Anadolu’nun tamamı Arami çapulcularının eline geçecekti. Gerçekten, başta Asur kralı I. Tiglat-Pileser (MÖ.1114-1074) olmak üzere, MÖ. 11. ve 10. yüzyıllarda iktidar olan tüm Asur kralları, Arami yürüyüşünü durdurabilmek için büyük çaba harcamışlardır. Ancak Asur krallarının onları durdurma konusunda kesin bir başarı elde ettikleri söylenemez. MÖ. 9. yüzyıl ortalarında ortalık durulduğu zaman, Asur Devleti, rafa kaldırdığı hayallerini yeniden gerçekleştirmeye koyuldu. Fakat bu, biraz zor olacak gibi görünüyordu. Çünkü bu iki asırlık zaman dilimi içerisinde Eski Yakın Doğu’nun ve özellikle de Anadolu’nun siyasi tablosu tamamen değişmişti. Gerçekten, bir zamanlar Hurriler’in yaşadığı Doğu Anadolu Bölgesi’nde şimdi güçlü bir devlet olarak Urartular sahneye çıkmışlardı. Orta Anadolu Bölgesi’nde Frig Devleti hakimdi. Frig Devleti ile Urartu Devleti arasındaki topraklarda ise kendilerini Hititler’in bakiyesi olarak kabul eden Geç Hitit Şehir Beylikleri vardı. Ayrıca Kuzey Suriye’de bir zamanlar Hitit tabiyetinde yaşamış olan Halep ve Karkamış gibi büyük şehir devletleri de mevcudiyetlerini devam ettiriyorlardı.[27] Asur’un Anadolu’yu ele geçirebilmek ve sıcak denizlere inebilmek için, şimdi bütün bu güçlere karşı mücadele etmesi gerekiyordu. Ancak Asur’a karşı en büyük direnci, Urartular gösterecektir. Bu yüzden, Urartular’ı biraz daha yakından tanımakta fayda vardır.[28]

Urartular ve Hurri-Urartu Bağlantısı

Urartu dili üzerinde yapılan filolojik tetkikler göstermiştir ki, bu dil, Hurri dilinin bir devamı olup, Asya kökenli dillerdendir. Başka bir anlatımla Urartular, Hurriler’in torunlarıdır ve Batılı birtakım sözde bilim insanlarının kasıtlı olarak uydurdukları gibi Urartular’la Ermeniler arasında hiçbir bağ yoktur. Çünkü az önce de ifade ettiğimiz gibi, Urartu dili Hurri dilinin devamıdır ve Türkçe’ye akraba dillerden biridir. [29] Daha da açık söylemek gerekirse, Urartular da Proto-Türk kavimlerinden biridirler ve onlar, MÖ.9.-6. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu’daki Van Gölü’nden İran’daki Urmiye Gölü’ne kadar uzanan topraklar üzerinde yaklaşık üç asır egemen olmuşlardır. Van bölgesinde kazı ve araştırmalar yapan Prof. Dr. Afif Erzen, Prof. Dr. M. Taner Tarhan, Prof. Dr. Oktay Belli, Prof. Dr. Veli Sevin, Prof. Dr. Altan Çilingiroğlu ve daha birçok Türk bilim insanının gayretleriyle Urartu tarihini aydınlatacak yazılı ve arkeolojik belgeler ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca çağdaş Asur krallarının bırakmış olduğu kitabeler de Urartular’a ilişkin bilgilerimizi önemli ölçüde artırmıştır. Söz konusu belgelerden öğrenildiğine göre, Urartular, MÖ. 13. yüzyılın başlarından MÖ. 9. yüzyıl ortalarına kadar, “Nairi” ve “Uruatri” adlarını taşıyan iki ayrı konfederasyonun çatısı altında küçük beylikler halinde yaşamışlardır. Bu döneme, “Urartu’nun Proto Tarihi” ya da “Urartu’nun Arkaik Çağı”[30] gibi isimler verilmektedir. Bu toplumların ırki kökenleri, yukarıda da belirttiğimiz gibi, MÖ. 3. Binyılda Anadolu’da yaşayan Hurri halkına dayanmaktadır. MÖ. 13. yüzyılda, gelecekteki Urartu Devleti’nin temellerini oluşturan “Uruatri” ve “Nairi” adlarını taşıyan iki büyük siyasi birliğin, “Feodal Beylikler Konfederasyonu” şeklinde tarih sahnesine çıkmasının en başta gelen sebebi, Asur tehlikesi idi. [31] Gerçekten, MÖ. 2. Binyılda Kerkük civarı merkez olmak üzere, Kuzey Mezopotamya’ya hâkim olan Hurri-Mitanni Devleti’nin[32], Hitit kralı I. Şuppiluliuma (MÖ. 1380-1335) tarafından yıkılması ve parçalanması neticesinde, bu politik güç tarih sahnesinden çekilmiş, Asur kralı I. Salmanassar (MÖ. 1274-1245) da varlığını devam ettirmeye çalışan bu devletin kalıntısına son darbeyi indirmişti.[33] MÖ. 13. yüzyılın sonları ile 12. yüzyılın başlarında olmak üzere iki aşamada cereyan eden Ege Göçleri ise, bu tampon devletin tamamen ortadan kalkmasına neden olmuştu. Bu olayla birlikte Eski Yakın Doğu’nun siyasi dengesi bozulmuş ve göçlerin yıkıcı etkisinden coğrafi konumunun uzaklığı dolayısıyla kurtulan Asur Devleti, Eski Yakın Doğu’nun “Süper Gücü” olabilmek için çaba sarf etmeye başlamıştı. Eğer Asur bu hayalini gerçekleştirebilirse, tarihi boyunca değişmez bir doktrin olarak gönlünde yaşattığı Doğu Akdeniz Bölgesi’ni ve ticaretini ele geçirdiği gibi, Anadolu topraklarının zenginliklerine de yeniden kavuşabilirdi. Bu doktrine işlerlik kazandırabilmek için, her şeyden önce ekonomik yönden güçlü olmak gerekiyordu. Ekonomik yönden güçlü olmak için de ilk aşamada, Asur’a daha yakın olan Doğu Anadolu’nun madenlerine sahip olmak ve onları işletmek, yapılabilecek en akıllıca işti. Ayrıca bu bölgede oturan kavimler vergiye bağlanarak iyi bir gelir temin edilebilirdi.[34] Doğu Anadolu üzerine yapılan seferlerle ilgili Asur kaynakları incelendiğinde görülecektir ki, bu seferlerin temel gerekçesi, ekonomik kaygılardır. İşgale yönelik devamlı ve kalıcı bir Asur egemenliği söz konusu değildir. Böylece, bu tarihe kadar aralarında herhangi bir siyasi birlik bulunmayan Doğu Anadolu’daki bağımsız “Feodal Beylikler”, güneyden gelen bu yeni tehlike ile yani Asur tehlikesi ile karşı karşıya kalmışlardı. Bu tehlike onları, aralarında birleşerek güç birliği yapmaya zorlamış ve önce “Uruatri”, kısa bir zaman sonra da “Nairi” adı altında tarih sahnesindeki yerlerini almışlardı. Bu olay, MÖ. 13. yüzyıldan itibaren, Asur etkisine yönelik bilinçli bir karşı tepki olarak yorumlanabilir.[35] Asur Devleti, Anadolu’yu her bakımdan ele geçirmeyi planladığı MÖ. 11. yüzyıl ortalarında, daha önce sözünü ettiğimiz Arami tehlikesi ile karşı karşıya kalmış, bu tehdidi bertaraf edebilmek için yaklaşık iki asır uğraşmak zorunda kalmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak, MÖ. 11. yüzyıl ortalarından MÖ. 9. yüzyıl ortalarına kadar, Asur kralları, Doğu Anadolu ile ilgilenmeye fırsat bulamamışlardır. Bu ise Uruatri ve Nairi konfederasyonlarının işine yaramış, giderek güçlenmelerini ve hakimiyet alanlarını genişletmelerini mümkün kılmıştır.[36]

Türkçe’nin Hurrice’yle Paylaştığı Tipolojik Ayrıntılar (Marcel Erdal)

Hurrice M.Ö. 2300 ile 1200 yılları arasında Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde konuşulmuş ve kaynaklarının çoğu çivi yazısıyla yazılmış olan bir dildir. En ünlü Hurrice metin 1889 yılından beri bilinen ve M.Ö. 1365 yılında Mısır hükümdarına hitaben yazılmış olan bir mektuptur. Bu metnin bazı Akatça mektupların yardımıyla okunmasından sonra Boğazköy, Mari, Nuzi, Ugarit gibi şehir kazılarında Hurrice kaynaklar bulunmuş, bu dille ilgili bilgiler özellikle 30’lu ve 40’lı yıllarda ilerlemiştir. İlk Hurrice gramerler 60’lı yıllarda, ilk sözlük 1980’de yayınlanmış, 80’li yıllarda Hurrice-Hetitçe çift dilli bir kaynağın ortaya çıkmasıyla bu dil hakkındaki bilgiler daha yoğunlaşmıştır. Bugün Hurricenin birkaç lehçeden oluştuğunu, tarihsel bir gelişmesi olduğunu görüyoruz. Hurrice’yle birlikte bir aile teşkil etiği bilinen tek dil, M.Ö. 9.- 7. yy. arasında Van Gölü çevresinde ve Ermenistan’da kaya yazıtları şeklinde elimizde kalmış olan Urartu dilidir; Urartuca, Hurrice’nin geç bir safhası olmaktan ziyade bazı Eski Hurrice türlerine benzerlik gösteren bir lehçeden gelişmiştir.

1971 yılında I. M. Diakonoff Hurrice-Urartuca’nın Doğu Kafkasya’da konuşulan Nahi ve Lezgi dilleriyle akraba olabileceğini öne sürmüş, 1986’da aynı araştırmacı S. A. Starostin adlı bir Nostratist’le birlikte neşrettiği bir araştırmada [37] Doğu Kafkas dillerinin tümünün Hurrice-Urartuca’yla akrabalığını savunmuştur. Sadece şüpheli birkaç sözcük benzerliğine dayanan bu tezi Hurrice uzmanları benimsememiş, son yıllarda Hurrice bilgilerin ilerlemesiyle bu benzerliklerin bazılarının büsbütün yanlış olduğu tespit edilmiştir. Örneğin anlamının önceden "toprak" olduğu zannedilen ve Diakonoff’la Starostin’in Doğu Kafkasça "tarla" sözcüğüne benzettikleri Hurrice sözcüğün yeni metinlerden toplanan bilgilerle doğru anlamının "toprak" değil "gök" olduğu ortaya çıkmıştır. Hurrice-Urartuca birkaç sözcüğün bazı bugünkü Kafkas diline intikal etmiş olduğu düşünülse de bunların komşu diller arasında göç etmiş unsurlar da olabileceği açıktır.

Biz söz dağarcığını bir yana bırakıp Hurrice-Urartuca’nın ses, sözcük ve cümle yapıları, yani gramer özellikleri bakımından Türkçe’ye olan benzerliklerini araştıracak, Hurrice-Urartuca’nın Türkçe’ye gramer yapısı bakımından en azından Moğolca kadar yakın olduğunu öne süreceğiz. Bu tebliğimiz Urartu diline az değinecek, tezimiz şimdilik (daha eski ve kaynak bakımından çok daha zengin olan) Hurrice’ye dayanacaktır. Bir yandan Hurrice’nin Türkçe’ye benzeyen yapı hususiyetlerini tarif ederken öte yandan Doğu Kafkas dillerinin gramerinden farklı olan yönlerine değineceğiz. Amacımız bu dillerin tipolojilerine katkıda bulunmaktır; söz varlığına hiç dayanmadan herhangi iki dilin akraba olduğunu kanıtlamanın mümkün olmadığını biliyoruz. Dünya dilleri arasında Hurrice’nin aldığı tipolojik yeri son yıllarda Frans Plank adlı bir dilbilimci işlemiş [38], dili bir Avustralya dili olan Dyirbal’a benzetmiştir. İleride görüleceği gibi, bu iki dilin birçok özelliği değişiktir.

Ses Özellikleri

Doğu Kafkas dillerinin aksine Hurrice’de l ve r sesleri sözcük başında görülmez; başka dillerden alınma sözcükler l veya r’yle başlarsa önlerine i gibi bir ünlü getirtilir. Bu iki husus Türk dillerinin çoğunda da öyledir. Çift ünsüzle başlayan kökler Türk dilleriyle Hurricede hiç yok, Doğu Kafkas dillerindeyse çoktur.

Morfolojik Özellikler

Türk dilleriyle Hurrice’de isim ve fiil tabanları çekimde değişmez; sadece ek alırlar. Doğu Kafkas dillerinde ise eski Hint-Avrupalı ve Sami dillerde olduğu gibi köklerin içindeki ünlüler gramatik içerikleri belirttikleri için değişirler.

Hint-Avrupa ve Sami dillerinde gördüğümüz erkeklik ve dişilik şeklindeki morfolojik ayırım Hurrice’yle Türk dillerinin ne isim / zamir, ne de fiil sisteminde görülür. En eski Moğolca’day sa bazı fiil şekilleri öznelerinin eril veya dişil oluşuna göre önümüze değişik şekillerde çıkar. Doğu Kafkas dillerinin tümünde ve Dyirbal’da (Bantu dilleri ve Çince’de olduğu gibi) isimler anlamlarına göre çeşitli gruplara ayrılır; Hint-Avrupa ve Sami dillerindeki gibi Doğu Kafkas dillerinde de bir ismin ait olduğu grup birlikte olduğu sıfat ve fiillerin morfolojisinde görülür. Bu grup işaretleri hem sıfat, hem fiil tabanlarına ön ek olarak eklenir.

Hurrice’yle Türk dillerinde ön ek yoktur; morfolojinin tümü ardarda eklenen son eklere dayanmaktadır. Doğu Kafkas dillerinin tümündeyse sözcüklerin başında genellikle (Afrika’daki Bantu dillerinde olduğu gibi) grup gösteren ön ekler görülür. Doğu Kafkas dillerinin bazısında ayrıca yön ifade eden ön ekler de vardır.

Hurrice son eklerin birkaçında ünlü uyumu göze çarpmaktadır; örnek olarak tan-ašt- ‘yapmak’ (anlamı ‘yapmak’ olan tan- şeklindeki bir fiil Volga Bolgarca’sında da bulunmaktadır), an-ašt- ‘sevinmek’, tex-ešt- ‘yükselmek, yükseltmek’, šurv-ušt- ‘kötülük yapmak’ fiillerini verebiliriz. Yine Türkçedeki gibi eklerin arasına belirli durumlarda yardımcı ünlüler gelir veya eklerin belirli bazı ünlüleri düşer. Bu son eklerin tabana yakın olanları Türk dillerinde de olduğu gibi türetim eki, daha uzak olanlar çekim ekidir.

Hurrice’de Türk dillerindeki gibi sadece tekil ve çoğul vardır; Sami dillerinde, Dyirbal’da ve en eski Hint-Avrupa dillerinde tekil ve çoğulun yanında ikilik belirten isim ekleri de görülür.

Hurricede isimler 1., 2. ve 3. şahıs iyelik ekleri alır; örneğin +iw ‘benim’, +iwaž ‘bizim’ anlamındadır. Hurrice ve Urartuca’da iyelik eklerinden önce bazan ismin değindiği belli olan durumlarda -ni- şeklinde bir ek görülür; -n şeklinde böyle bir ek Moğolca’da da bulunur ve bize Türk dillerinde zamirlerde gördüğümüz -n- ‘yi hatırlatmaktadır. Bunların yapı bakımından Türkçeye benzediği görülmektedir; öte yandan iyelik ekleri ne Doğu Kafkas dillerinde, ne de Eski Moğolcada bulunur; Modern Moğol dillerinin bazısında gördüğümüz iyelik eklerinin Türk dillerinin tesiri altında ortaya çıktığı bellidir. Hurrice tekil ve çoğul iyelik eklerinden sonra (yönelme +va, yön gösterme +ta / +da / +uda, çıkma +tan / +dan / +udan, birliktelik bildiren +ra eki vs. şeklindeki) hal ekleri gelmektedir. Urartuca’da +ni şeklinde bir vasıta hal eki vardır. Eklerin bu sırası bölgede sadece Türk dillerinde ve Hurricede görülür; Ural dillerinde veya Arapçada hal ekleri iyelik eklerinden önce gelir.

Urartuca’da hal eklerinden sonra işlevi Türkçe’nin +ki ekine benziyen bir ek, ve sonra yine hal eki ekleme imkânı vardır. Hurrice’nin ilginç bir özelliği, isim tamlamasında ilgi hali ekinden sonra tamlayanın bir de tamlananın ekini almasıdır; yani ilgi hal ekinden sonra tamlayan ikinci bir hal eki alır. Bu olay günümüzün Türk dillerinde bulunmasa da Eski Uygurca’da çeşitli örneklerle önümüze çıkmaktadır [39]: Örneğin Eski Uygurcada män+iŋ+lär ol ‘benimkilerdir’, amtı+kı+lar+nıŋ+da ‘şimdikilerinkinde’, ädgün bar+mış+lar+nıŋ+ın+da öŋi ‘iyi yaşamış olanlarınkinden ayrı’ v.b.

Hint-Avrupa dillerinde ve Dyirbal’da fiiller çekimlerine göre çeşit çeşit gruplara ayrılır ve ayrı ayrı fiil çekimi tipleri vardır; Türkçede ise bütün fiillerin çekimi bir tek kurala bağlıdır. Hurrice’de bütün geçişli fiiler aynı şekilde çekilir; geçişsiz fiillerde özneyi belirten şahıs eki eksiktir.

Hurrice fiilde kökten sonra ilk gelen türetim eklerinden bazıları Altay dillerindeki gibi dönüşlülük, ettirgenlik, işteşlik gibi içerikler belirtir. Örneğin -ul- eki hem Hurrice, hem de Urartuca’da geçişsiz fiiller yaratır. İşteşlik belirten ve yeri fiil köküne yakın olan bir ek Türkçe dahil Altay dillerinde de vardır; öte yandan Hint-Avrupa ve Sami dillerinde veya Dyirbal’da yoktur.

Fiiil ekleri sırasında bundan sonra gelen görünüş ve geçişlilik / geçişsizlik eklerinden sonra geçişli fiillerin 1. ve 2. şahıslarına -u- / -wa- şeklindeki, 3. şahıslarına -ma- şeklindeki bir olumsuzluk eki eklenebilmektedir; -ma- eki, son eklerin en sonuncusu durumundadır. Geçişsiz fiillere (ses uyumuna göre) -kki-, -kka- veya -kko- şeklinde başka bir olumsuzluk eki eklenir. -we- / -me- şeklindeki bir olumsuzluk eki Urartu dilinin fiillerine de gelir. Böyle bir ek Türk dillerinin tümünde -mA- / -bA- / -pA- şeklinde bulunur ve çoğu Güney Hindistan’da konuşulan Dravida dillerinde de görülür; Pakistan’da konuşulan, Dravida ailesine bağlı Brahuy dilinde şekli -pa-’dır. Diğer Altay dilleriyle Doğu Kafkas dillerinde veya Dyirbal’da ise olumsuzluk belirten bir fiil eki yoktur. Hurrice zaman ve şahıs ekleri Türkçe’de olduğu gibi fiil sözcüğünün sonundadır. Avrasya dilleri arasında fiil cümlesinde olumsuzluğu ek yoluyla belirten diğer dil bir Hint-Avrupa dili olan Ermenice’dir; Ermeniler ise dillerinin bu hususiyetini kendilerinden önce vatanlarında konuşulan Urartu dilinden almış olmalıdırlar.

Türkçe’de olduğu gibi Hurrice’de de sıfat işlevli yan tümceler ortaçlara dayanarak kurulur. Türkçedeki gibi fiilin emir şekilleri sadece ikinci şahısta değil birinci ve üçüncü şahıslarda da vardır.

Sözdizimi ve Sentaks Özellikleri

Hurrice’de öntakılar değil Altay dillerinde olduğu gibi sontakılar vardır; bunların bir kısmı Türkçe iç+in+de sözcüğünde gördüğümüz şekilde isim, 3. şahıs iyelik eki ve bulunma hal ekinden oluşur. Böyle yapılar Sami dillerinde varsa da örneğin Moğolca’da – iyelik eki olmadığından – bulunmamaktadır.

Hurrice’nin sözdizimi bakımından Türk dillerine benzeyen bir yönü ismi niteleyen sıfat ve ilgi halindeki isimlerin genellikle isimden önce gelmesi, bir başka yönü fiilin genellikle cümlenin sonunda olmasıdır. Urartu dilinin Türk dillerine benzeyen bir özelliği sayı sözcüğüyle beraber kullanılan isimlerin tekil şeklinde kullanılmasıdır; Hurrice’de böyle bir kural olmadığına göre Urartuca’nın bu özelliği nisbeten geç bir gelişme sonucu ortaya çıkmıştır.

En iyi bilinen ve Hurrice dilbilgisinin dayandığı Geç Hurrice’nin cümle yapısı Gürcüce, Çerkesçe veya Kürtçe gibi ergatif tipten olsa da Eski Hurrice’nin ergatif olmayan bir dil olduğu ortaya çıkmıştır. Eski Türkçe’de fiilden türemiş isimlerin bazı ergatif özellikleri vardır [40]. Saydığımız hem Hurrice, hem Türkçe’de bulunan özelliklerin başlıca önemi tipoloji alanındadır; yapı benzerlikleri, aralarında tarihi hiç bir ilişki olmayan diller arasında da görülebilmektedir.

Tarihsel İlişkiler

Ancak, teşhis ettiğimiz benzerliğe tarihsel bir izah da aranabilir, çünkü Ploetz, von Soden gibi alimler Hurriler’in Yakın Doğuya İran yoluyla Orta Asya’dan geldiklerini öne sürmüşerdir. Belirli bir tip siyah seramiğin yayılmasına dayanan araştırmacılara göre savaş arabasını iyi kullanmasını bilen Hint-Ariler M.Ö. 4. binyılın sonunda kuzeydoğudan İran’a, özellikle Hazar denizinin güneydoğusundaki Gorgan ovasına varmış, oradan oranın yerlisi olan Hurriler’le birlikte Kuzey Mezopotamya’ya yayılmışlardır [41]. M.Ö. 1500 yılında önce tarif ettiğimiz bölgede kurulan Mittani devleti hükümdarlarının adları Sanskritçe’ydi; ayrıca, Hurrice olan dillerinde özellikle atçılık alanında Sanskritçe’den alınma çeşitli sözcükler bulunuyordu. Mittani devletini kuran Hurrilerin başındaki Hint asıllı aristokrasi, bu isim ve terimleri beraberinde doğudan getirmiş olmalıdır.

İki İsim Benzerliği

Tibetliler Köl Tegin’le Bilge Kagan’ın milletinden bahsederken Drugu adını kullanırlar. Ancak, Tibet kaynaklarında sık sık Hor adı da geçmektedir. Hor derken Tibetliler geç dönemlerde Uygurları, daha da sonra Cengiz Han’ın Moğol devletini kastetmektedirler. Takao Moriyasu’nun araştırması [42], daha erken yüzyıllarda Hor isminin Orta Asya’nın daha batısında oturan bir Türk kavmi için kullanıldığını göstermiştir. Adamoviç, Batı Türkistanda On Ok’ların oturduğunu, On Ok boylarının Oğuz olduğunu göstermiştir. Kaynaklardan, Tibetliler’in bunlara Hor dedikleri ortaya çıkmaktadır. Ben Oğuz ve Hurri isimlerinin aynı kökenden geldiği fikrini savunmak istiyorum. Oğuzların adı Arap kaynaklarında Ġuzz olduğuna göre bunun eski şekli *Γurr olabilir; Ana Türkçede bir /ř/ veya /ry/ sesinin olduğu, bunun özellikle sözcük sonunda /z/’ye dönüştüğü varsayılmalıdır. Bu halde /γ/ sesi çivi yazısı kaynaklarına ħ olarak geçmiş, Tibetliler tarafından da öyle duyulmuş veya yazılmıştır. Bir başka imkân da bu ismin en eski dönemlerde *Hurr olduğudur; Doğu Türkistan’ın güneyindeki Hotan Saka’larının kaynaklarında Tibetliler’in Hor dediği millet için Hura ismini buluyoruz. Yine batıya ve bir binyıl öncesine geçelim: Tevrat’ta Hurrilerin adı Hōri olarak geçmektedir. Bu ismin sonundaki /ri/ sesi M.S. 5. yy.da Güneydoğu Avrupa’ya göç eden iki boyun adlarında da karşımıza çıkar: Kutrigur boyunun adının *Tukri-Gur yani Tokuz Oğuz’dan, Utrigur’ların adının ise Otuz Oğuz’dan geldiği düşünülmektedir. Bolgar-Çuvaş dil grubunda bugüne kadar korunan bu /r/ sesi, Türkçe sözcükleri en eski Doğu Türkçe metinlerden önce benimseyen Moğollar’ın diline de öyle geçmiştir. Bu verilere göre ulaşabileceğimiz sonuç, Oğuzların asıl dilinin Türkçe değil, Türkçe’ye yapı bakımımdan benzeyen, Hurrice’yle akraba bir dil olmuş olmasıdır. Ortaçağda Orta Asya ve Güney Sibirya’da Kırgızlar veya Basmıllar gibi birçok millet, çeşitli Türk konfederasyonlarına katılarak kültür ve dil bakımından Türkleşmişlerdir; bu Türkleşme Güney Sibirya’da 19. yy.a kadar sürmüş, önceden Samoyed olarak bilinen bazı Sibiryalı gruplar sonraları önümüze Türk olarak çıkar.

Hurriler M.Ö. 17. yy.da Asur devletini istila ettiklerinde Turukku adlı bir topluluk tarafından yardım görüyorlardı [43]; Börker-Klähn [44] Turukku’ların Hurri olduklarını yazar. Bu konudaki bir diğer önemli çalışma Horst Klengel'e aittir [45]. Turukku isminin de Tibetçe’ye Drugu olarak, Afganistan’da yeni bulunan ve M.S. 7. yy.da yazılmış Baktrice metinlere ise Truk olarak geçen, bildiğimiz Türk adı olduğu düşünülebilir. Eğer bu isim bir göstergeyse, Hurrilerin "Türk bağlantısı" Oğuz boylarının ötesine uzanmış olabilir.

Mitoloji

Oğuzlarla Hurriler arasında mitolojik bir ilişki de olabilir. Çeşitli Osmanlıca sözlüklerde oğuz sözcüğünün anlamı ‘tosun’ yani ‘genç boğa’ olarak verilmektedir. Yakutça’da da anlamı ‘boğa, öküz’ olan oğus şeklinde bir sözcük vardır. Buna göre Oğuz kağan destanında hayatı anlatılan ve Oğuzların ceddi sayılan Oğuz’un arkasında bir ‘genç boğa’ sembolü olmalıdır; bunu 1950’de Denis Sinor, 1953’te Louis Bazin de öyle yazmışlardır [46]. Bu husus aslında metinde de ortadadır, çünkü anıŋ aŋγusı ušbu turur cümlesinden sonra boğaya benzeyen bir resim vardır. Hurri tanrılarının başı fırtına tanrısı Teşub’un da kutsal hayvanı boğadır. Hurri mitolojisine göre Teşub’un Şerri ve Hurri adlı iki boğası varmış; öte yandan mitolojiden Teşub’un kendisinin de boğa olduğu anlaşılmaktadır. Hem Oğuzların, hem Hurrilerin milli adlarını şüphesiz totemleri olan bir boğadan aldıklarını görüyoruz. [47]

Türk/Türük/Türok/Turuk Adlarının İlk Geçtiği Metinler, Şartamhari Ve Çağdaş Kayıtlarda Turukkular

Akkad kralı Naram-Sin’in ağzından yazılan Şartamhari Metni'nin ön yüzü:

"8- Bana karşı bütün memleketler isyan ettiler. 9- Guşua kralı Anmanailu, Pakki kralı Bumanailu, 10-Ulluwi (Ullama) kralı Lupanailu, sonra………….kralı İnmipailu, 11-Hatti kralı Pampa, Kaniş kralı Zipani, …………kralı Nur-Dagan, 12-Amurru kralı Huwaruwaş, Paraşi kralı Tişenki, 13-Armanu kralı Mudakina, Sedir dağları kralı İşgippu, 14-Larak kralı Ur-Larak, Nikku kralı Ur-Banda, 15-Türki kralı İlşu-Nail, Kursaura kralı Tişbinki, 16-Toplam 17 kral, ki onlar savaşa girdiler ve ben onları vurdum. 17-Hurrilere karşı bütün orduyu seferber ettim ve sonra (tanrılara) şarap takdim ettim. 18-O zaman savaşçılarıma binlerce düşman askeri hiç mukavemet etmedi."

u/Immediate_Stable_837 — 19 days ago