r/KemalistTurkey
Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını iptal eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Osman Bülent Zülfikar'a protesto
Tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptaline imza atan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, mezuniyet töreninde yaptığı konuşma nedeniyle protesto edildi.
İstanbul Üniversitesi Çapa Dış Hekimliği Fakültesi'nin mezuniyet töreninde Rektör Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar'ın konuşması öğrenciler tarafından protesto edildi.
Zülfikar'ın konuşmasında öğrencilere yönelik aile ve siyasi içerik temalı mesajlar verdiği öğrenildi. Söz konusu konuşma üzerine öğrenciler rektöre sırtını döndü, bazı veliler de öğrencilere destek gösterdi.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, mezuniyet töreninden görüntüleri paylaşarak Zülfikar'a tepki gösterdi.
Emir, şu ifadeleri kaydetti:
"İmamoğlu’nun diplomasını siyasi talimatla iptal ettiren, mezuniyette gençlere 'çocuk yapın' demeyi nasihat sanan liyakatsiz zihniyet, üniversitelerimizin üzerindeki karanlık bir gölgedir.
O gölgeyi hep birlikte kaldıracağız! Kendi hür törenini yapan genç meslektaşlarımı ve ailelerini yürekten kutluyorum."
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu bazı kişilerin diplomalarının iptaline karar vermişti.
Rektör Osman Bülent Zülfikar, kararın üniversitenin yetkisi kapsamında ve hukuki değerlendirmeler sonucunda alındığını savunmuştu.
unutMADIMAKlımda
2 Temmuz 1993
Türkiye Cumhuriyeti topraklarında külleri asla gitmeyecek iğrenç katliamın yaşandığı gün.
Aynı candan, aynı kandan olduğumuz insanların Allahu Ekber nidaları eşliğinde canlı canlı yakıldığı o gün.
Ateş sadece düştüğü yeri değil, insanlığını kaybetmeyen herkesin içini yakmaya devam ediyor.
"SÜRGÜN EDİLEN İNEK'
Sen duydumu neden sürgün yemiş olabilir..?
Deniz Göktaş, Kemal Kılıçdaroğlu ile adliyede yaptığı görüşmede “CHP’yi salın” dedi.
Kemalist ve türkçü kardeşlerimizi subımız olan
r/SteppeCrusaders bekliyoruz
Kaynak: (Barış Pehlivan) https://x.com/i/status/2073023097612222500
Why do Turkmens and Uzbeks say "I am Turkmen" or "I am Uzbek" instead of "I am Turkish"? Why is there such a division?
reddit.comMaskeler düştü. Sen de milli boykota ortak ol!
Apo'ya "Babam" Diyen Sırrı Süreyya'ya Methiye Dizenler, Amedspor'u Kutlayan Ünlülere Televizyonda ve Medyada Yer Vermiyoruz!
Medeniyet cihanına bu azim vakayı ve bu manzarayı veren rejim Atatürk İnkılabıdır!
Son Zamanlarda Kâmalizm'e Salça Olmuş Faşist Bozması Küçük Delüzyon Grubu Hakkında Kısa Bir Reddiye
Giriş
Efendim, hepimiz bu sapkınların ismini biliyor, yakından tanıyoruz. Fakat biz bugün bu yazıda onlara meydan vermemek adına, namlarına yakışır bir şekilde "Delüzyon" demeyi uygun gördük. Bu yazı bendenizin Delüzyon hakkındaki incelemeleri ve bunun sonucunda ortaya inen sisi dağıtmak, çarptımalar ve gri progandaya karşın, hakikati tüm çıplaklığıyla siz bilinçli ve değerli üyesi genç zihinlere sunmaktır.
Hatırlıyorsunuz ki geçmişte Delüzyon'un sistematik bir biçimde bu topluluk içerisine sızma girişimleri yaşanmıştır. Ve maalesef yaşanmaya devam ediyor. Biz moderatör ekibi olarak bu hastalıklı zihniyeti her daim topluluğumuzdan atmaya gayret ediyoruz. Fakat banlamak ancak ve ancak Delüzyon'u ertelemektir. Baki olan insanları bilinçlenlendirmek, gri propagandayı tanımalarını sağlamak ve tarih metodolojisini, tasnif ve teyit kavramlarını zihinlerde yer etmektir. İşte o zaman bu tür sayfalarca yazı ve reddiyelere lüzum kalmaz.
Bu kısa ama öz yazının maksadı, Delüzyonu tanımak, Delüzyonu anlamak ve nihayet Delüzyonu parçalamaktır. İyi okumalar dilerim efendim.
Bölüm 1: Delüzyonu Tanımak; Fantezinin Kökleri Neye Dayanıyor?
Grubu araştırmaya başlar başlamaz ilk ilgimi çeken şey, sıradan bir internet forumuna nazaran gelişmiş teşkilatlı yapıları yapıları oldu. Ki askeri üniforma giyip larp yapan bu zihniyete üye herkesin cümle kalıplarına kadar tepeden tırnağa aynı olduğuna göre işe yaramış demektir. Bir delüzyon üyesinin belirtileri aynen şu şekildedir;
-Tartışmayı desteklemeksizin yoğun biçimde alıntı kullanımı
-Sol Kemalizm'e olan nefret ve karşı tarafı öteki olarak etiketleme (Sanki Resmi Kemalizm gerçekten kendi hülyalarında gibiymiş de biz bu yüzden Sol Kemalist mişiz(!))
-Karşı tarafı münazaraya davet etme (Açıkçası neden böyle bir arzu içerisindeler biliyor değilim fakat delüzyon üyeleri arasındaki en güçlü belirti budur. Muhtemelen kuruculardan gelen bir yönlendirme olmalı. Eğer aramızda bu konu hakkında malumat sahibi biri varsa paylaşmaktan çekinmesin.)
-Karşı tarafı tahrike yönelik gereksiz biçimde iğneleci üslup ve narsist tavır
Kabataslak bir biçimde bunu böyle olduğunu söyleyebilirim. Şimdi birazda şizofreninin ideolojik yönüne temas edelim; Grup "Türk İnkılabı'nı imtiyazsız bir şekilde savunduğunu" iddia etmekle beraber, İtalya'da ki Faşizm ve Almanya'da ki Nasyonal Sosyalizmi tabiri caizse "kardeş/yoldaş (comrade)" olarak görmekte. Temelde Kemalizm ve bu asla uzlaşamayacak iki karşı devrimci saplantının "ortak noktalarını aramak" derdindeler. (Aşağıda işleyecek olduğum Solidarizm mebhasında göreceksiniz.)
Mamafih tahmin edebileceğiniz üzere şiddetli bir Anti-Semitizm ve ilginç bir biçimde Nihal Atsız ve Rıza Nur çizgisinde bir Irkçı-Turancılığa raslıyoruz. Bundan başka, Fütürizm, Üçüncü Görüş vb. gibi Faşist menşeli akımları ve birtakım Faşist isimleri Kemalizm'e yamama kaygısı yaşadıklarını söyleyebiliriz.
Sonuç olarak yukarıdaki tahlilin gösterdiği şey şudur; Denklemden Kemalizm'i çıkardığımızda elimizde sadece Avrupada yükselmekte olan Aşırı Sağ'ın bir yansıması olarak Alt-Right kalmaktadır. Uzun sözün kısası tüm milli olma iddiasına karşın Delüzyonunun ideolojik arkaplanı tamamen yabancılardan ithal edilmedir.
Bölüm 2: Delüzyonu Anlamak: Kullanılan Safsatalar Neler?
Delüzyonunun deli saçması iddialarını çürütmek için ilk başta onların kullanmış olduğu safsatalara göz atmamız gerekir;
l) Çarpıtma: bir bilgi, olay, veri veya sözün gerçek anlamından saptırılması, eksik kısımlarının kullanılarak yanıltıcı bir şekilde sunulmasıdır.
ll) Cımbızlama (cherry picking): Belirli bir görüşü onaylayan durum veya verilerin kullanılmasını, ancak konu ile ilişkili ama bu görüşle çelişki içinde olabilecek önemli miktarda durum veya verinin görmezden gelinmesi.
lll) Gri Propaganda Kaynağı resmi olarak açıklanmayan, doğru ile yanlış bilginin ustalıkla harmanlandığı ve genellikle karşı tarafın hedef kitlede kafa karışıklığı yaratmak amacıyla kullandığı bir psikolojik savaş yöntemidir. Doğrudan yalan içermek zorunda değildir; ancak bilgilerin bağlamı koparılarak veya abartılarak sunulur.
Bana kalırsa en tehlikeli propaganda türü budur. Çünkü Verilen bir bilginin %90'ı doğru verilirken, ortaya atılmıştır olan o %10'luk bilgi tüm konunun bağlamını değiştirecek durumdadır.
Bölüm 3: Delüzyonu Parçalamak
A) Delüzyonun Safsatalarına Cevap:
Bu bölüm Delüzyonunun ortaya attığı safsataları çoğunluğu birincil kaynaklardan olmak üzere çürütmektedir.
•Irkçılık Safsatası:
1) Askeri Baytar Mektebi Safsatası
Delüzyonun aktardığına göre Atatürk döneminde sadece Türk ırkından olanlar orduya alınmaktaymış(!)
Kaynak olarak 1937 tarihli "Ankara Askeri Baytar Mektebine Kayıd ve Kabül" formu kaynak gösterilmiş (Görsel 2 Bkz. https://ibb.co/QvJg1Prr) [1] Formda yazan "Türk ırkından olmak" ifadesini kaynak alınmaktadır. Lakin burada cımbızlama yapılmıştır. Cümlenin tam hali şöyledir; "Türkiye Cumhuriyeti tebaasından ve Türk ırkından olmak" Türkiye Cumhuriyeti tebaası=Türk vatandaşı
2) Medeni Bilgiler Safsatası
Medeni Bilgilerde yer alan bir bölüm Atatürk'ün millet tanımı olarak lanse edilmeye çalışılmıştır. (Görsel 3. https://ibb.co/Rk72bPGn) [2] Lakin yukarıdaki "Türk Milletinin teessüsünde müessir görülen tabii ve tarihi vakıalar" cümlesi es geçilerek cımbızlanmıştır. (Bkz. Görsel 4: https://ibb.co/fY9x733G) Ayrıca Atatürk'ün Medeni Bilgiler kitabındaki millet tanımı iddialardakinin tam aksinedir;
"Milletin Genel tanımı;
a) Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan;
b) Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimî olan;
c) Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete millet namı verilir." [4] (Görsel 5: https://ibb.co/g5gzBXG)
3) Anti-Siyonizm Safsatası
Özellikle Delüzyonun sözde "resmi yayın organı" tarafından sıkça kullanılan bir Safsatadır. Safsatacılar şu sözden yola çıkar;
“En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de falan milletlerdir. Bilakis bu, adeta alemi şümul bir yahudi saltanatı halinde bütün dünyaya hâkim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de idrak ediliyor. Bu günlerde başımıza musallat edilen Yunan, düşman âleminin parçasından başka bir şey değildir.
Daha doğrusu kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur. Nitekim bundan evvel üzerimize ordular saldırmış olan düşmanlar yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka bir şey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları hulâsa (özetle) bütün düşmanlarımız kâmilen kapitalizm tarafından ayaklandırılmışlardı.
Tarihin eski devirlerinde dünya bir takım zalim hükümdarların istibdatları altında ezilirlerdi." [5]
Atatürk'ün Yahudi düşmanı olduğu iddia edilmektedir. Burada da çarpıtma söz konusudur. Öncelikle söz konu paragraftan herhangi bir ırk ırkından mütevellit aşağılanmamış, bir tespit yapılmıştır. Mamafih Yahudi bir ırkın adı değil, bir dinin farklı söyleyişidir. Örneğin Musevilik gibi. Ayrıca Falih Rıfkı Atay ve Atatürk'ün 16-17 Ocak 1923'te İzmir Kasrı'nda yapmış olduğu mülakat bu safsatanın tam aksinedir;
Falih Rıfkı Bey: Paşa Hazretleri! Meclis bahsinde bir şeyimiz daha var. İstanbul'da iken bir yabancı muhabirle görüşmüştüm. Vatandaşlığı kabul eden Hristiyanlar, mesela İstanbul'da yoğun Yahudiler var vs. var.
"Gazi [Mustafa Kemal] Paşa: Teşkilatı Esasiye Kanunu bunu reddetmiyor. Vatandaşlar seçilirlerse onları Meclis'ten çıkarmak için bir sebep yok.
Falih Rıfkı Bey: Asker de olmasınlar, mebus da olmasınlar.
Gazi [Mustafa Kemal] Paşa: Hayır, asker de olabilirler, mebus da olabilirler. Bu bahsin kâfi olmadığını görüyorum. Fakat bunu ileride derinlemesine inceleriz efendim." [6]
•Turancılık/Pan-Türkizm Safsatası
Diğer iftiralar kadar olmasada bir takım Delüzyonun grubunun Atatürk'ü Turancı iddia ettiğini görebilmekteyiz. İddiaların kullanmış oldukları alıntı ilginç bir şekilde Atatürk'e ait olmayıp Mehmet Saffet Engin'in yanlış tespitlerine dayanmaktadır;
**"**Atatürk ve Türk Bütüncülüğü (Pantürkizm) Ülkümüz. Şimdi gelelim büyük Atamızın bu yöndeki düşüncelerine :O, bu işi Dil ve Tarih Devrimleriyle bilimsel kıvamına getirmiştir.Atatürkün siyasa gereğince ve o günlerde bulunduğumuz durum ve koşullara göre, Türk bütüncülüğünü (Pantürkizmi) açıkça ortaya atmaması, ve bir bakıma ona karşıt bile düşecek bir kaç beylik söz söylemesi bir yana, o büyük Türkçü, Geçmişbilim ve Dil Devrimleri gibi Türk türcülüğünü (ırkçılığını) ve bütün Türklerin birleşmesi ülküsünü en yüksek yerlere çıkaran iki eşsiz devrimle, Kızıl Moskof sömürgeciliği altında inleyen soydaşlarımızın bir gün kurtarılarak Türk bütünlüğünün sağlanacağını anlatmıştı. Bu güdüm okul kitaplarında bile bütünlüğüyle beliren bir Türk türcülüğü (ırkçılığı), bir Türk bütüncülüğü ülküsü olmaktan başka bir şey değildir." [7] Lakin Engin'in görüşleri Atatürk ile tam tersidir. Bunu bizzat Atatürk'ün kendi sözlerinden görmek mümkün;
"Panislamizm, din ortaklığını temel alan bir federasyon demekti.
Panturanizm ise, ırkı temel alan aynı çeşit bir çaba ve ihtiras ortaklığını temsil ediyordu.
Her ikisi de yanlıştı.
Panislamizm fikri, asırlar önce Viyana kapılarında, Türklerin Avrupa'da ulaştıkları en kuzey noktada öldü.
Panturanizm de, Doğu ovalarında mahvolup gitti.
Bu hareketlerin her ikisi de yanlıştı; çünkü, kuvvet ve emperyalizm anlamına gelen fetih fikrine dayanıyorlardı." [8]
Görüldüğü üzere Gazi hz. Pan-Türkizm'i Emperyalist görmekle beraber yanlış olduğunu beyan etmektedir. Bunun daha pek çok örneği sıralanabilir;
"Muhtelif milletleri müşterek ve genel bir ünvan altında toplamak ve bu muhtelif unsur kütlelerini aynı hukuk ve şartlar altında bulundurarak kuvvetli bir devlet tesis etmek, parlak ve cazip bir siyasi görüştür; fakat aldatıcıdır.
Hatta, hiçbir sınır tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, elde edilmesi imkansız bir hedeftir.
Bu, asırların ve asırlarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı hadiseler ile meydana koyduğu bir hakikattir.
Ümmetçilik ve turancılık siyasetinin muvaffak olduğuna ve dünyayı tatbik sahası yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir" [9]
•Solidarizm Safsastası
Delüzyonistlerin en meşhur iddiası belkide bu olabilir. Bu safsatanın temel aracı Faşizm'deki Solidarizm ile Kemalizm'deki Solidarizm'in aynı olduğunu ispat etmeye çalışmaktır. Böylece akıllarınca Kemalizm ve Faşizm yoldaş olacak (!)
Solidarizm prensibinin sanki salt faşizmin tekeline girmiş gibi konuşmak bilgisizlikten başka bir şey olmadığı gibi, Halkçılık bizdeki kullanış biçimiyle daha kapsamlıdır. "Medeni Bilgiler" okuduğunu iddia edenlerin Atatürk'ün bizzat Halkçılık ilkesinin yanına parantez içine "Demokrasi" yazmış olduğunu bizzat görmezden gelmekteler. Mamafih Atatürk'ün almış olduğu Solidarizm Hars milliyetçliğine Türkçü ve Demokrat Ziya Gökalp'in Tesanüdçülüğünden başka birşey değildir.[10]
Kaynakça
[1] Cumhuriyet Gazetesi, 24 Temmuz 1937, s. 8
[2] Atatürk, M. K. ,Medeni Bilgiler Türk milletinin El Kitabı, s. 45
[3]A.g.e, s. 44-45
[4] A.g.e., s. 47
[5]Hâkimiyet-i Milliye, 20 Temmuz 1920 Not; Kaynakta verilen bu sözlerin altında M. K. Atatürk'ün imzasının bulunmamadı şüphelidir.
[6] İzmit Kasrı 16/17 Kânunusani 1339 [16/17 Ocak 1923] Saat 9.5 Sonra bkz. https://ibb.co/RkHJh00v
[7]Arın Engin, Promete: Türk - Avrupa Kültür Güneşleri Nasıl Doğdu? Nasıl Parladı?, Atatürkçülük Kültür Yayınları, Sayı: 25, Atatürkkent (İstanbul), s. 16-252.
[8]Atatürk'ün Bütün Eserleri 16. Cilt, s.37
[9]Atatürk'ün Bütün Eserleri 20. Cilt, s.24-25
[10] Gökalp, Z. (2025). Türkçülüğün Esasları (Haz. M. Kaplan). Ötüken Neşriyat., s. 199
Sırrı Süreyya anan, Amedspor destekleyen ünlüler ve siyasiler için oluşturduğumuz site bitti. 300 isimle beraber açtık. Sizden yeni kişilerin tespiti ve siteye girilmesi için yardım istiyoruz. Üstümüze düşeni yapalım.
Erdoğan 2028 cumhurbaşkanı adayı ilan edildi
ALTKULTUR TERORİSTLERİNİ BANLAMAK İÇİN TOPLANALİM
Lütfen daha önceden bu tip sub yonetimini devralma, subredditi yasaklama gibi olaylara girisen kişiler yorumlarda destek olabilir mi? bu itler çok havlıyor susturmak gerekli. Bilen bilmeyen herkes lütfen yorumlarda toplanabilir mi nasıl bunları banlatabiliriz?
Önerilerinizi dikkate aldık! Sitemize artık kişi kartları, paylaşım özelliği, öneri kutusu, SSS ve ek sınıflandırma getirdik. Yeni önerilerinizi bekliyoruz.
İnkılap ve Kadro | Faşizm
Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.
Bugün sizlere Şevket Süreyya Aydemir'in kaleme aldığı İnkılap ve Kadro isimli eserin "Faşizm" isimli bölümünü paylaşacağım. Mevcut bölüm, Sol Kemalizm'in ve Sol Kemalistlerin Faşizm'e karşı olan bakış açısını güzel bir biçimde göstermektedir.
Faşizm
Bizde çok defa aydınlar, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve ona iktisadi kuruculuk ve teşkilatçılık vazifesi vermek görüşü ile, faşist devleti birbirine karıştırırlar. Hâlbuki faşizm, sömürgeci bir memlekette, sömürgecilik ihtiraslarının, hazmedilemeyecek kadar şahlandırılmasında başka bir şey değildir.
Faşizm, bir devlet istibdadı şeklinde bir sınıf ve zümre istibdadıdır.
Faşizm, mesela İtalya’da olduğu gibi bir emperyalizmdir. Yahut da böyle bir güce de erişemeyen, mesela bazı Güney Amerika memleketlerinde olduğu gibi pis, müsrif, zalim bir oligarşidir. Hatta yağmacı bir oligarşi ile, işsiz güçsüz birtakım askeri güçlerin, memleket hem soymak, hem dışarıya da saymak pahasına pis bir işbirliğidir. Mesela Meksika’da veya Arjantin’de olduğu gibi.
Özetle faşizm, millet üstünde ve millet aleyhine bir mütekabille nizamıdır. Ya otokrasi, ya da plütokrasi şeklinde ve hatta bazen teokratik güçlerle de işbirliği yapan millet dışı bir nizamdır^((1)).
>^((1)) Bu son şeklin en iyi misalini, bugünkü Franko İspanyası verir
Faşizm ne bir inkılaptır, ne de bir milli harekettir; bir istibdattır.
O kendisine atfedilen, yahut ortaya attığı özellikleri, o memlekette ve olayların kendisini sürüklediği gelişmeler içinde, kendi iradesi haricinde benimser. Faşizmin değil bir ideolojisi, hatta müstakil bir stratejisi bile yoktur.
Denebilir ki bu rejim, ölçüsüz şahlanışları ile harekete getirdiği düşmanlarının veya karşı güçlerin karşısında, teşebbüsü er veya geç, onlara kaptırmak zorunda olan, ordulaşmış bir sokak hareketidir.
Özetle bütün bu ve bunlara benzer sebeplerledir ki, Milli Kurtuluş Hareketlerinin faşizm ile hiçbir ilgisi yoktur. Biz, inkılap davamızda bütünü ile, ne örnek alacağımız, ne adapte edeceğimiz, diğer bir inkılap şekli aramak ihtiyacında değiliz.
İnkılabımızın ideolojik prensipleri ve bu prensiplerin ifadeleri olan müesseseler üzerinde de, taklit edeceğimiz yabancı şekillere ihtiyacımız yoktur. İnkılabımız, kendi prensipleri gibi, kendi siyasi ve iktisadi müesseselerini de, kendi akışı içinde ve kendi niteliklerine uygun olarak kendisi, adım adım verecektir…
Gerçi, Türk toplumunun yaşamakta olduğu inkılabın asaletine, soyluluğuna ve Türk milletinin yaratıcılık kudretine inanmayan bahtsız vatandaşlara her adımda rastlanır. Fakat bunları da inkılabın, Türk milletinin kaderi ve insanlık medeniyeti için mana ve önemine inandırmak, onları da millet kütlesi içinde millet varlığına kazanmak, inkılap işinde bir zerrenin bile feda edilmemesi hesabına bir borç ve bir vazifedir.
Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | Türkiye Nasıl Kalkınabilir? (İkinci Bölüm)
Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.
Bugün sizlere Devrim Gazetesi'nde "Türkiye Nasıl Kalkınabilir?" başlığı ile yayımlanan yazının devamını paylaşacağım.
Mevcut yazıda Sol Kemalizm'in kalkınma stratejisinin temel unsurları ifade edilmiştir. Mevcut yazının kalan kısımları ilerleyen günlerde paylaşılacaktır.
Kalkınmaya Yönelmiş Savaş Ekonomisi
Gelişmiş kapitalist ülkeler dahi, savaş yıllarında bu tip merkeziyetçi bir planlamaya başvurmuşlardır. Bütün kaynaklar savaş amaçlarına yöneltilmiştir. Temel ihtiyaç maddeleri vesikaya bağlanmıştır.
Otomobil ve buzdolabı gibi lüks sayılan dayanıklı üretim maddelerinin üretimi yasaklanmıştır. Çalışma saatleri uzatılmış, işgücü prodüktivitesini yükseltmek ve çalışma disiplinini sağlamak üzere, çalışanların vatanseverlik duygularına seslenilmiştir.
Bu metotlarla, milli gelir içinde tüketim payı ABD’de 1940 yılında yüzde 75.4 iken 1944’te yüzde 53.9’a düşürülmüştür.
Tüketimin azaltıldığı oranda yatırımlar artmıştır. Yatırımlardaki büyük artış sonucudur ki, 1931-1940 döneminde durgunluk içinde bulunan ABD’de çok hızlı bir ekonomik gelişme görülmüş, milli gelir 1940-1945 döneminde iki kata yakın artmış ve ABD, savaştan çok güçlü ve rakipsiz bir sanayi devleti olarak çıkmıştır.
Az gelişmişlikten kurtulma, 1940-1945 savaşından çok daha güç ve çetin bir savaştır. Az gelişmiş ülkeler bu savaşta, başları sıkışınca ileri kapitalist ülkelerin dahi başarıyla uyguladıkları savaş ekonomisi metotlarını benimsemek zorundadırlar.
Fiziki Planlama Gereklidir
Savaş ekonomisi şartlarının başta gelen özelliklerinden biri,
- Şu kadar lira tüketim,
- Şu kadar lira yatırım,
- Şu kadar lira milli gelir
gibi genel plandaki milli muhasebe rakamlarıyla yetinmeyip, sınırlı demir, çelik, çimento, enerji vb. ni belli amaçlar uğuruna en rasyonel biçimde kullanmaktır.
İleri kapitalist ülkeler, bir savaş kazanmak söz konusu olunca, uçak ve tank imalinde ihtiyaç duyulan demir ve çeliğin binek otomobili ve mesken yapımında kullanılmasına izin vermeyi reddetmişlerdir.
Oysa Türkiye’nin bugün demir, çelik, çimento vb. gereksiz lüks mesken inşaatında ve tüketin sanayisinde israf olunmaktadır.
Hızla kalkınma iddiasında bir ülke, sınırlı miktarda ürettiği demir, çelik, kömür vb’ini bir an önce kalkınmayı sağlayacak alanlarda kullanma durumundadır. Bu malzemeyi villalar inşasında değil; motor, makine ve kimyevi madde üretimine yöneltmek zorundadır.
Piyasa mekanizmasına bel bağlayan ekonomistler, kaynakların piyasa mekanizmasını hiçe sayarak bu biçimde kullanılmasını eleştirirler. Ne var ki, az gelişmiş bir ülkede piyasa mekanizmasına bel bağlandığı sürece, kaynakların gerçek bir sanayileşmenin aleyhine olarak, gereksiz tüketim alanında israfını önlemeye imkan yoktur.
Kısa sürede kalkınma iddiasında bir ülke, piyasa mekanizmasına güvenilemeyeceğinden bir kilo demir ve çekliği bile kalkınmayı en çabuk sağlayacak biçimde kullanmak gerektiğinden, ülke çapında ir fiziki planlamaya yönelme durumundadır.
- Ne kadar demir, ne kadar çelik, ne kadar kömür, ne kadar bakır, ne kadar ve ne vasıfta işgücü ve ne kadar döviz var?
- Bunları motor, makine, kimya vb. gibi temel sanayiyi kurmak için nasıl değerlendirebilirim?
Merkezi Planlama Örgütü, parayla ifade edilen global rakamlarla yetinmeyip bu soruyu en iyi biçimde cevaplandırmaya çalışacaktır.
Diyelim ki, 10 makine fabrikası, 20 enerji santrali, 15 kimyevi madde fabrikası, çelik tesisi, 2 motor fabrikası vb. kurma kararı alınmıştır. Bunlar için yalnızca mali hesaplarla yetinmeyip gerekli demir, çelik, kömür, çimento, işgücü, döviz vb’nin de ayrıntılı hesabını yapmak ve bu fiziki kaynakların ikici derecede önemli alanlarda kullanılmasını yasaklayıp hayati sayılan alanlara kaydırılmasını sağlamak gereklidir.
Demek ki, şu kadar ton çelik, şu kadar ton kömür diye ifade olunan kalkınma için hayati kaynakların ülke çapında fiziki planlamasını yapmak gereklidir.
Piyasa mekanizmalarına göre düşünmeye alışmış batılı ekonomistler, kıt stratejik kaynakların idari kararlarla tahsisine yönelinmesini reddederler. Oysa, gelişmiş kapitalist ülkelerde dahi, fiziki planlamaya ve idari kararlarla tahsise dayanan savaş ekonomisi, belli amaçlara ulaşmada rasyonelliğini kanıtlamıştır.
Piyasa mekanizması çok daha kötü işleyen ve ürettiği mallar sınırlı bulunan az gelişmiş bir ülkede ise “kalkınmaya yönelmiş savaş ekonomisi” metotları daha kolay uygulanabilir.
Nihayet 100 ile 1500 stratejik maddenin ve kilit sektörleri sıkı sıkıya planlaması ve belli miktarlarının fiziki olarak tespiti söz konusudur.
Ayrıca sistemin katıldığı, temel maddelerde stratejik ihtiyatlar tesisi ve aksamalar olduğu takdirde ikinci derecede önemli kesimlerden önemli kesimlere kaynak kaydırılması ve malların standardizasyonuna gidilmesi yoluyla yumuşatılabilir. Böyle bir planlama mümkündür ve gereklidir.
Mali planlama ise, fiziki planlamaya tabi olarak düzenlenir. “Şu kadar paramız var, şu kadar yatırım yapabiliriz” denmez, mevcut demir, çelik, kömür vb. ile istenen yönde ne kadar yatırım yapılabileceği hesaplanır.
Sınırlayıcı unsur para değil, fiziki kaynaklardır. Para hiçbir zaman kaynakların tam ve istenilen yönde kullanılmasına engel teşkil etmez.
İktisadi Suç ve Ceza
Teşebbüsler düzeyinde de fiziki planlama etkin bir çalışma ve denetleme sağlar. Bu teşebbüslerin ne miktar malzeme, işgücü vb. kullanarak ne miktar üretim yapacağı önceden planlanmış bulunmakta ve gerekli kaynaklar onlara öncelikle sağlanmaktadır.
Bu şartlarda teşebbüs yöneticilerine geniş inisiyatif bırakılmakta, .eşitli teşvik tedbirlerine başvurulmakta, fakat onlardan plan hedeflerine erişmeleri beklenmektedir.
Plan hedeflerine erişemeyen yöneticilere ise hesap sorulmaktadır. Bir “iktisadi suç” ve ceza söz konusudur. Türkiye’de bugün 3-5 kuruş alan cezalandırılmakta, fakat kötü ve beceriksiz yönetimiyle yüz milyonları kaybına yol açanlara hiçbir şey denilmemektedir.
Devlet teşebbüsleri, bu sorumsuzluk yüzünden kötü işlemektedir.
Sorumsuzluk, cezalandırılmalıdır.
Akp stratejik davranıyor dimi abi? 10 boyutlu satranç dimi abi? idol aldığım bütün önderlerin ingiltere geçmişi var dimi abi? aptal bir oçuz dimi abi?
2352 yılında kudüs bizimdir arkadaşlar rahat olun ben biliyom
Doğan Avcıoğlu'nun Devrim Gazetesi Yazıları | Kemalizm’i İyi Anlamak Gerek
Hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.
Bugün sizlere Doğan Avcıoğlu tarafından kaleme alınan ve Devrim Gazetesi'nde "Kemalizm'i İyi Anlamak Gerek" başlığı ile yayımlanan bir yazıyı paylaşacağım. Şimdiden iyi okumalar dilerim.
Kemalizm’i İyi Anlamak Gerek
Atatürkçü bildiğimiz bazı çevrelerden dahi gelen bir eleştiri var:
- “Neden hala Kemalizm?”
- “Kemalizm, bugünkü sorularımızı cevaplandırmaya yeterli mi?”
- “Kemalizm geride kalmadı mı?”
- “DEVRİM Gazetesi, neden hala Kemalist Devrim’de ısrar eder?”
Türkiye, politik bağımsızlığını ekonomik bağımsızlık temeline oturtarak tam bağımsızlığını gerçekleştirmiş, feodalizmin ülke çapında alt ve üst yapılardaki etkilerini kesinlikle silmiş, geniş kitleleri ekonomik özgürlüklerine kavuşturmuş ve kalkınmasını tamamlamış bulunsaydı, bu eleştiriler bir ölçüde geçerli sayılabilir; Kemalist devrimin amaçlarına eriştiği ileri sürülebilirdi.
Oysa bağımsız, kalkınmış, uygar ve gerçekten demokratik bir Türkiye, dün olduğu gibi bugün de bütün halkçı ve ulusçu güçlerin ortak özlemini teşkil etmektedir. Kemalizm, bu ortak özlemin ifadesidir. O halde Kemalist devrim daha tamamlanmış değildir. Devrimcilerin baş görevi, ulusçu ve halkçı güçlerin bu ortak özlemini bir an önce hayata geçirmeye çalışmak olmalıdır.
Kemalizm, her şeyden önce, bazılarının “Batılılaşma” adını verdikleri Tanzimat’la birlikte başlayan uydulaşma ve sömürgeleşme sürecine karşı milliyetçi bir tepkidir.
Bu tepki, daha Namık Kemal günlerinde “Avrupa neden üstün?” ve “Türkiye Avrupa gibi üstün duruma nasıl gelebilir?” sorusuna cevap arama biçiminde ortaya çıkmıştır.
Namık Kemaller, Ziya Gökalpler gibi vatansever düşünürler, bu soruyu cevaplandırmaya çalışmışlardır.
- Namık Kemal “Kurtuluş Yolu” olarak, “İçeride şeriat düzeninden ayrılmayalım; Avrupa’nın demiryolunu, buhar makinesini alalım” görüşünü ileri sürmüştür.
- Ziya Gökalp, “harsa bağlı kalma, medeniyeti ithal etme” formülüyle bu düşünceyi geliştirmiştir.
Fakat her iki milliyetçi düşünürde de, emperyalizmin boyunduruğu altında açık Pazar haline getirilmiş bir ülkede, medeniyet ithalinin nasıl mümkün olacağı hususunda açık bir fikir yoktur.
Emperyalizm, sömürgeleştirdiği bir ülkenin medeniyet ithaline, yani sanayileşmesine ve kalkınmasına elbette müsaade etmeyecektir. Medeniyeti getirebilmek için her şeyden önce, emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak gereklidir.
Bugün için de geçerli olan bu gerçek. İlk kez Atatürk tarafından tam bağımsızlık ilkesiyle ortaya atılmıştır. Tam bağımsızlık, duygusal bir milliyetçi talep değil, kalkınmanın ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın vazgeçilmez ön şartıdır.
Peki bağımsızlık elde edilince kalkınma nasıl gerçekleşecektir?
Alt ve üst yapısıyla feodal olan bir düzen üzerine, buhar makinesi ve lokomotifiyle medeniyeti ithal edip yerleştirmek mümkün müydü? Namık Kemal ve Ziya Gökalp, bunun mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. İlk kez Atatürk, “Feodal yapı üzerine sanayi uygarlığı aşılanmaz. Uygarlığa giden yol, içeride düzen değişikliği gerektirir” tezini açıkça ortaya koymuştur.
Kısa bir sürede uygarlığa ulaşmak isteyen bir ülke, gerekli düzen değişikliklerini nasıl sağlayacaktır? Devrimle.
İşte Kemalist tez, kısaca bundan ibarettir:
>“Bağımsızlık içinde, devrim yoluyla düzen değişikliğini gerçekleştirmek ve kısa sürede çağdaş uygarlığa ulaşmak”
Ne var ki, üst yapıda esaslı değişiklikler yapılmakla birlikte, devrim alt yapıya indirilmemiştir. Feodalizmi bütün kalıntılarıyla kökünden tasfiye edecek toprak devrimi başarılamamıştır.
Bu başarısızlığın nedeni, kişilerde değil tarihsel şartlarda aranmalıdır. Kurtuluş Savaşımızın, devrimcileri, feodal ve yarı feodal unsurlarla işbirliğine zorlayan şartları, altyapı devrimlerinin başarılmasını önlemiştir. Atatürk’ün devrimleri gerçekleştirme aracı olarak kurduğu parti, halkın değil, eşrafın partisi haline gelmiştir. Devrimci olması gereken parti, bu yüzden kısa sürede tutucu nitelik kazanmıştır.
Ama devrimlerinin başarılamayışı, Kemalist tezin doğru ve bugün için de geçerli olduğu gerçeğini değiştirmez.
Günümüzde çağdaş uygarlığa, halkın ve bütün ulusçu güçlerin el ele verecekleri ve tam bağımsızlık ve düzen değişikliği mücadelesiyle ulaşılacaktır. Bu da, yarıda kalan Kemalist devrimin, günümüzün şartlarında sürdürülmesinden başka bir şey değildir.
Kemalist devrim bitmemiştir, devam etmektedir.
Ak partinin bir tane oturttuğu sosyal mühendislik varsa o da hangi kesimden olduğu farketmeksizin herkesi pezevenk yapması.
Bu postta edep, üslup, dikkatli yazım falan beklemeyin.
Olm bu ülkede bir tane BAĞIMSIZ hareket olmaz mı lan bir tane bir tane?
İslamcısı amerikaya domalır
Seküleri avrupaya
Milliyetçisi natoya (bunları iki kere)
Solcusu amerikan demokratına
Sosyalisti rusyaya domal domal domalıyorlar.
Ülkede herkesin iktidarsızlık problemi var. yok “natoyla iş tutmazsan sovyetler ülkeye çöker”, “amerikaya yakın olmazsan masada yerler seni” diye bir nesili domalmaya ve pezevenkliğe esir ettiler, köle ettiler, hammal ettiler şimdi yemeğini bile uberden söyleyen GİDİP ÇAPULCULARA DOMALAN şerefi alt üst edilmiş bir ülkeye kadar gidildi ama insanlar hala akıllanmadı. “sovyetler tehditi” diye kandırıp kurdukları adana üssünde pkkya mal götürdüler, ırak işgalinde sayısız göçmen aldın plansız bir şekilde say say bitmez seni kandırışları.
Üstte saydığım her kesimin her “Öncelik stratejisi” meselesinin yalan olduğunu burada konuşmayacağım uzun konu fakat ben en çok milliyetçi kesime sinirliyim adamlar “solcular ne diyorsa tersi” diyecekler diye nato övüyorlar ya nato ne demek olm? Irakta, afganistana, libyaya nerede katliam varsa baş karakter olan, HER ZAMAN batının çıkarını düşünen orospu çcouğu bir örgütü nasıl savunabilirsiniz? Umarım bu kişiler sadece çocuktur ve ciddi değillerdir. kendisine “Atatürkçü” diyen bir adamın siyasi yönelimi ne olursa olsun ülkesinde yabancı asker istememesi şarttır.
İranın adana ABD🇺🇸 üssüne attığı füzeyi nato teçhizatlarını tutuyor (double rezillik amk) adam gelip “natodan ayrılalım diyenler merede?” diyor olm senin mal olman çok çok iyi bir senaryo çünkü mal değilsen sen katıksız bir orospu çocuğusun ki bu çifte ezikliği övünülecek bir şey olarak görüyorsun 1900lerde yaşasan anlaşmacı olacak adamın tekisin. Adamlara her türlü istihbaratını veriyorsun üstüne adam fişi çekse casus yazılım yüklerse diye düşünmüyorsun koşulsuz şartsız güveniyorsun.
Sevr, boğazlar ve onlarca rezillik yaşayıp sömürgeye dönmüş bir ülkeden çıkan bir neslin böyle dış etkilere sonsuz karşı olması beklenir, normali budur.
İyi günler.