Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | Türkiye Nasıl Kalkınabilir? (İkinci Bölüm)

Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | Türkiye Nasıl Kalkınabilir? (İkinci Bölüm)

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere Devrim Gazetesi'nde "Türkiye Nasıl Kalkınabilir?" başlığı ile yayımlanan yazının devamını paylaşacağım.

Mevcut yazıda Sol Kemalizm'in kalkınma stratejisinin temel unsurları ifade edilmiştir. Mevcut yazının kalan kısımları ilerleyen günlerde paylaşılacaktır.

Kalkınmaya Yönelmiş Savaş Ekonomisi

Gelişmiş kapitalist ülkeler dahi, savaş yıllarında bu tip merkeziyetçi bir planlamaya başvurmuşlardır. Bütün kaynaklar savaş amaçlarına yöneltilmiştir. Temel ihtiyaç maddeleri vesikaya bağlanmıştır.

Otomobil ve buzdolabı gibi lüks sayılan dayanıklı üretim maddelerinin üretimi yasaklanmıştır. Çalışma saatleri uzatılmış, işgücü prodüktivitesini yükseltmek ve çalışma disiplinini sağlamak üzere, çalışanların vatanseverlik duygularına seslenilmiştir.

Bu metotlarla, milli gelir içinde tüketim payı ABD’de 1940 yılında yüzde 75.4 iken 1944’te yüzde 53.9’a düşürülmüştür.

Tüketimin azaltıldığı oranda yatırımlar artmıştır. Yatırımlardaki büyük artış sonucudur ki, 1931-1940 döneminde durgunluk içinde bulunan ABD’de çok hızlı bir ekonomik gelişme görülmüş, milli gelir 1940-1945 döneminde iki kata yakın artmış ve ABD, savaştan çok güçlü ve rakipsiz bir sanayi devleti olarak çıkmıştır.

Az gelişmişlikten kurtulma, 1940-1945 savaşından çok daha güç ve çetin bir savaştır. Az gelişmiş ülkeler bu savaşta, başları sıkışınca ileri kapitalist ülkelerin dahi başarıyla uyguladıkları savaş ekonomisi metotlarını benimsemek zorundadırlar.

Fiziki Planlama Gereklidir

Savaş ekonomisi şartlarının başta gelen özelliklerinden biri,

  • Şu kadar lira tüketim,
  • Şu kadar lira yatırım,
  • Şu kadar lira milli gelir

gibi genel plandaki milli muhasebe rakamlarıyla yetinmeyip, sınırlı demir, çelik, çimento, enerji vb. ni belli amaçlar uğuruna en rasyonel biçimde kullanmaktır.

İleri kapitalist ülkeler, bir savaş kazanmak söz konusu olunca, uçak ve tank imalinde ihtiyaç duyulan demir ve çeliğin binek otomobili ve mesken yapımında kullanılmasına izin vermeyi reddetmişlerdir.

Oysa Türkiye’nin bugün demir, çelik, çimento vb. gereksiz lüks mesken inşaatında ve tüketin sanayisinde israf olunmaktadır.

Hızla kalkınma iddiasında bir ülke, sınırlı miktarda ürettiği demir, çelik, kömür vb’ini bir an önce kalkınmayı sağlayacak alanlarda kullanma durumundadır. Bu malzemeyi villalar inşasında değil; motor, makine ve kimyevi madde üretimine yöneltmek zorundadır.

Piyasa mekanizmasına bel bağlayan ekonomistler, kaynakların piyasa mekanizmasını hiçe sayarak bu biçimde kullanılmasını eleştirirler. Ne var ki, az gelişmiş bir ülkede piyasa mekanizmasına bel bağlandığı sürece, kaynakların gerçek bir sanayileşmenin aleyhine olarak, gereksiz tüketim alanında israfını önlemeye imkan yoktur.

Kısa sürede kalkınma iddiasında bir ülke, piyasa mekanizmasına güvenilemeyeceğinden bir kilo demir ve çekliği bile kalkınmayı en çabuk sağlayacak biçimde kullanmak gerektiğinden, ülke çapında ir fiziki planlamaya yönelme durumundadır.

  • Ne kadar demir, ne kadar çelik, ne kadar kömür, ne kadar bakır, ne kadar ve ne vasıfta işgücü ve ne kadar döviz var?
  • Bunları motor, makine, kimya vb. gibi temel sanayiyi kurmak için nasıl değerlendirebilirim?

Merkezi Planlama Örgütü, parayla ifade edilen global rakamlarla yetinmeyip bu soruyu en iyi biçimde cevaplandırmaya çalışacaktır.

Diyelim ki, 10 makine fabrikası, 20 enerji santrali, 15 kimyevi madde fabrikası, çelik tesisi, 2 motor fabrikası vb. kurma kararı alınmıştır. Bunlar için yalnızca mali hesaplarla yetinmeyip gerekli demir, çelik, kömür, çimento, işgücü, döviz vb’nin de ayrıntılı hesabını yapmak ve bu fiziki kaynakların ikici derecede önemli alanlarda kullanılmasını yasaklayıp hayati sayılan alanlara kaydırılmasını sağlamak gereklidir.

Demek ki, şu kadar ton çelik, şu kadar ton kömür diye ifade olunan kalkınma için hayati kaynakların ülke çapında fiziki planlamasını yapmak gereklidir.

Piyasa mekanizmalarına göre düşünmeye alışmış batılı ekonomistler, kıt stratejik kaynakların idari kararlarla tahsisine yönelinmesini reddederler. Oysa, gelişmiş kapitalist ülkelerde dahi, fiziki planlamaya ve idari kararlarla tahsise dayanan savaş ekonomisi, belli amaçlara ulaşmada rasyonelliğini kanıtlamıştır.

Piyasa mekanizması çok daha kötü işleyen ve ürettiği mallar sınırlı bulunan az gelişmiş bir ülkede ise “kalkınmaya yönelmiş savaş ekonomisi” metotları daha kolay uygulanabilir.

Nihayet 100 ile 1500 stratejik maddenin ve kilit sektörleri sıkı sıkıya planlaması ve belli miktarlarının fiziki olarak tespiti söz konusudur.

Ayrıca sistemin katıldığı, temel maddelerde stratejik ihtiyatlar tesisi ve aksamalar olduğu takdirde ikinci derecede önemli kesimlerden önemli kesimlere kaynak kaydırılması ve malların standardizasyonuna gidilmesi yoluyla yumuşatılabilir. Böyle bir planlama mümkündür ve gereklidir.

Mali planlama ise, fiziki planlamaya tabi olarak düzenlenir. “Şu kadar paramız var, şu kadar yatırım yapabiliriz” denmez, mevcut demir, çelik, kömür vb. ile istenen yönde ne kadar yatırım yapılabileceği hesaplanır.

Sınırlayıcı unsur para değil, fiziki kaynaklardır. Para hiçbir zaman kaynakların tam ve istenilen yönde kullanılmasına engel teşkil etmez.

İktisadi Suç ve Ceza

Teşebbüsler düzeyinde de fiziki planlama etkin bir çalışma ve denetleme sağlar. Bu teşebbüslerin ne miktar malzeme, işgücü vb. kullanarak ne miktar üretim yapacağı önceden planlanmış bulunmakta ve gerekli kaynaklar onlara öncelikle sağlanmaktadır.

Bu şartlarda teşebbüs yöneticilerine geniş inisiyatif bırakılmakta, .eşitli teşvik tedbirlerine başvurulmakta, fakat onlardan plan hedeflerine erişmeleri beklenmektedir.

Plan hedeflerine erişemeyen yöneticilere ise hesap sorulmaktadır. Bir “iktisadi suç” ve ceza söz konusudur. Türkiye’de bugün 3-5 kuruş alan cezalandırılmakta, fakat kötü ve beceriksiz yönetimiyle yüz milyonları kaybına yol açanlara hiçbir şey denilmemektedir.

Devlet teşebbüsleri, bu sorumsuzluk yüzünden kötü işlemektedir.

Sorumsuzluk, cezalandırılmalıdır.

u/InevitableEarly5348 — 10 days ago
▲ 28 r/KemalistTurkey+1 crossposts

İnkılap ve Kadro | Faşizm

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere Şevket Süreyya Aydemir'in kaleme aldığı İnkılap ve Kadro isimli eserin "Faşizm" isimli bölümünü paylaşacağım. Mevcut bölüm, Sol Kemalizm'in ve Sol Kemalistlerin Faşizm'e karşı olan bakış açısını güzel bir biçimde göstermektedir.

Faşizm

Bizde çok defa aydınlar, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve ona iktisadi kuruculuk ve teşkilatçılık vazifesi vermek görüşü ile, faşist devleti birbirine karıştırırlar. Hâlbuki faşizm, sömürgeci bir memlekette, sömürgecilik ihtiraslarının, hazmedilemeyecek kadar şahlandırılmasında başka bir şey değildir.

Faşizm, bir devlet istibdadı şeklinde bir sınıf ve zümre istibdadıdır.

Faşizm, mesela İtalya’da olduğu gibi bir emperyalizmdir. Yahut da böyle bir güce de erişemeyen, mesela bazı Güney Amerika memleketlerinde olduğu gibi pis, müsrif, zalim bir oligarşidir. Hatta yağmacı bir oligarşi ile, işsiz güçsüz birtakım askeri güçlerin, memleket hem soymak, hem dışarıya da saymak pahasına pis bir işbirliğidir. Mesela Meksika’da veya Arjantin’de olduğu gibi.

Özetle faşizm, millet üstünde ve millet aleyhine bir mütekabille nizamıdır. Ya otokrasi, ya da plütokrasi şeklinde ve hatta bazen teokratik güçlerle de işbirliği yapan millet dışı bir nizamdır^((1)).

>^((1))  Bu son şeklin en iyi misalini, bugünkü Franko İspanyası verir

Faşizm ne bir inkılaptır, ne de bir milli harekettir; bir istibdattır.

O kendisine atfedilen, yahut ortaya attığı özellikleri, o memlekette ve olayların kendisini sürüklediği gelişmeler içinde, kendi iradesi haricinde benimser. Faşizmin değil bir ideolojisi, hatta müstakil bir stratejisi bile yoktur.

Denebilir ki bu rejim, ölçüsüz şahlanışları ile harekete getirdiği düşmanlarının veya karşı güçlerin karşısında, teşebbüsü er veya geç, onlara kaptırmak zorunda olan, ordulaşmış bir sokak hareketidir.

Özetle bütün bu ve bunlara benzer sebeplerledir ki, Milli Kurtuluş Hareketlerinin faşizm ile hiçbir ilgisi yoktur. Biz, inkılap davamızda bütünü ile, ne örnek alacağımız, ne adapte edeceğimiz, diğer bir inkılap şekli aramak ihtiyacında değiliz.

İnkılabımızın ideolojik prensipleri ve bu prensiplerin ifadeleri olan müesseseler üzerinde de, taklit edeceğimiz yabancı şekillere ihtiyacımız yoktur. İnkılabımız, kendi prensipleri gibi, kendi siyasi ve iktisadi müesseselerini de, kendi akışı içinde ve kendi niteliklerine uygun olarak kendisi, adım adım verecektir…

Gerçi, Türk toplumunun yaşamakta olduğu inkılabın asaletine, soyluluğuna ve Türk milletinin yaratıcılık kudretine inanmayan bahtsız vatandaşlara her adımda rastlanır. Fakat bunları da inkılabın, Türk milletinin kaderi ve insanlık medeniyeti için mana ve önemine inandırmak, onları da millet kütlesi içinde millet varlığına kazanmak, inkılap işinde bir zerrenin bile feda edilmemesi hesabına bir borç ve bir vazifedir.

u/InevitableEarly5348 — 12 days ago
▲ 35 r/B1RTURK+1 crossposts

Doğan Avcıoğlu'nun Devrim Gazetesi Yazıları | Kemalizm’i İyi Anlamak Gerek

Hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere Doğan Avcıoğlu tarafından kaleme alınan ve Devrim Gazetesi'nde "Kemalizm'i İyi Anlamak Gerek" başlığı ile yayımlanan bir yazıyı paylaşacağım. Şimdiden iyi okumalar dilerim.

Kemalizm’i İyi Anlamak Gerek

Atatürkçü bildiğimiz bazı çevrelerden dahi gelen bir eleştiri var:

  • “Neden hala Kemalizm?”
  • “Kemalizm, bugünkü sorularımızı cevaplandırmaya yeterli mi?”
  • “Kemalizm geride kalmadı mı?”
  • “DEVRİM Gazetesi, neden hala Kemalist Devrim’de ısrar eder?”

Türkiye, politik bağımsızlığını ekonomik bağımsızlık temeline oturtarak tam bağımsızlığını gerçekleştirmiş, feodalizmin ülke çapında alt ve üst yapılardaki etkilerini kesinlikle silmiş, geniş kitleleri ekonomik özgürlüklerine kavuşturmuş ve kalkınmasını tamamlamış bulunsaydı, bu eleştiriler bir ölçüde geçerli sayılabilir; Kemalist devrimin amaçlarına eriştiği ileri sürülebilirdi.

Oysa bağımsız, kalkınmış, uygar ve gerçekten demokratik bir Türkiye, dün olduğu gibi bugün de bütün halkçı ve ulusçu güçlerin ortak özlemini teşkil etmektedir. Kemalizm, bu ortak özlemin ifadesidir. O halde Kemalist devrim daha tamamlanmış değildir. Devrimcilerin baş görevi, ulusçu ve halkçı güçlerin bu ortak özlemini bir an önce hayata geçirmeye çalışmak olmalıdır.

Kemalizm, her şeyden önce, bazılarının “Batılılaşma” adını verdikleri Tanzimat’la birlikte başlayan uydulaşma ve sömürgeleşme sürecine karşı milliyetçi bir tepkidir.

Bu tepki, daha Namık Kemal günlerinde “Avrupa neden üstün?” ve “Türkiye Avrupa gibi üstün duruma nasıl gelebilir?” sorusuna cevap arama biçiminde ortaya çıkmıştır.

Namık Kemaller, Ziya Gökalpler gibi vatansever düşünürler, bu soruyu cevaplandırmaya çalışmışlardır.

  • Namık Kemal “Kurtuluş Yolu” olarak, “İçeride şeriat düzeninden ayrılmayalım; Avrupa’nın demiryolunu, buhar makinesini alalım” görüşünü ileri sürmüştür.
  • Ziya Gökalp, “harsa bağlı kalma, medeniyeti ithal etme” formülüyle bu düşünceyi geliştirmiştir.

Fakat her iki milliyetçi düşünürde de, emperyalizmin boyunduruğu altında açık Pazar haline getirilmiş bir ülkede, medeniyet ithalinin nasıl mümkün olacağı hususunda açık bir fikir yoktur.

Emperyalizm, sömürgeleştirdiği bir ülkenin medeniyet ithaline, yani sanayileşmesine ve kalkınmasına elbette müsaade etmeyecektir. Medeniyeti getirebilmek için her şeyden önce, emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak gereklidir.

Bugün için de geçerli olan bu gerçek. İlk kez Atatürk tarafından tam bağımsızlık ilkesiyle ortaya atılmıştır. Tam bağımsızlık, duygusal bir milliyetçi talep değil, kalkınmanın ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın vazgeçilmez ön şartıdır.

Peki bağımsızlık elde edilince kalkınma nasıl gerçekleşecektir?

Alt ve üst yapısıyla feodal olan bir düzen üzerine, buhar makinesi ve lokomotifiyle medeniyeti ithal edip yerleştirmek mümkün müydü? Namık Kemal ve Ziya Gökalp, bunun mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. İlk kez Atatürk, “Feodal yapı üzerine sanayi uygarlığı aşılanmaz. Uygarlığa giden yol, içeride düzen değişikliği gerektirir” tezini açıkça ortaya koymuştur.

Kısa bir sürede uygarlığa ulaşmak isteyen bir ülke, gerekli düzen değişikliklerini nasıl sağlayacaktır? Devrimle.

İşte Kemalist tez, kısaca bundan ibarettir:

>“Bağımsızlık içinde, devrim yoluyla düzen değişikliğini gerçekleştirmek ve kısa sürede çağdaş uygarlığa ulaşmak”

Ne var ki, üst yapıda esaslı değişiklikler yapılmakla birlikte, devrim alt yapıya indirilmemiştir. Feodalizmi bütün kalıntılarıyla kökünden tasfiye edecek toprak devrimi başarılamamıştır.

Bu başarısızlığın nedeni, kişilerde değil tarihsel şartlarda aranmalıdır. Kurtuluş Savaşımızın, devrimcileri, feodal ve yarı feodal unsurlarla işbirliğine zorlayan şartları, altyapı devrimlerinin başarılmasını önlemiştir. Atatürk’ün devrimleri gerçekleştirme aracı olarak kurduğu parti, halkın değil, eşrafın partisi haline gelmiştir. Devrimci olması gereken parti, bu yüzden kısa sürede tutucu nitelik kazanmıştır.

Ama devrimlerinin başarılamayışı, Kemalist tezin doğru ve bugün için de geçerli olduğu gerçeğini değiştirmez.

Günümüzde çağdaş uygarlığa, halkın ve bütün ulusçu güçlerin el ele verecekleri ve tam bağımsızlık ve düzen değişikliği mücadelesiyle ulaşılacaktır. Bu da, yarıda kalan Kemalist devrimin, günümüzün şartlarında sürdürülmesinden başka bir şey değildir.

Kemalist devrim bitmemiştir, devam etmektedir.

u/InevitableEarly5348 — 14 days ago
▲ 54 r/sirketlerisikeyim+2 crossposts

Anthropic CEO’su okul saldırısındaki kullanım biçiminin şirket politikalarını ihlal etmediğini söyledi.

• Amodei, “Bakın, bu modellere erişimimiz yok; bu modellerin tam olarak nasıl kullanıldığını bilmiyoruz" dedi.

​

• Anthropic CEO’su ayrıca, okul saldırısındaki kullanım biçiminin şirket politikalarını ihlal etmediğini ve askeri liderlerin “en iyi koşullarda bile” hata yapabildiğini söyledi.

​

• Amodei, “Benimsediğimiz ilke ve burada da uygulandığını düşündüğüm ilke şu: Son kararı bir insan verir” diye ekledi.

​

Kaynak:https: //www.forbes.com.tr/yapay-zeka/anthropic-ceo-sundan-aciklama-abd-iran-saldirilarinda-claude-u-nasil-kullaniyor

u/InevitableEarly5348 — 15 days ago
▲ 32 r/KemalistTurkey+1 crossposts

Cemal Madanoğlu’nun Devrim Gazetesi Yazıları | Düzenin Kısır Döngüsü

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere Korgeneral Cemal Madanoğlu tarafından yazılan ve Devrim Gazetesi'nde "Düzenin Kısır Döngüsü" başlığı ile yayımlanan bir yazıyı paylaşacağım. Şimdiden iyi okumalar dilerim.

Sözüm Sömürüp Duranlara Değil, Somurtup Oturanlara!

Üçüncü Dünya kurtuluşçulukta giderek etkinleşirken, emperyalizme ilk karşı çıkan Türkiye, kapitalizmin boyunduruğu altında giderek bitkinleşiyor:

  • Devlet kesiminin bütün bölmeleri danışman-uzman dedikleri ajanların denetiminde.
  • Dış yardım; yabancı işletmeleri ve yabancı işletme ortaklıklarını getirmiş, işbirlikçiliğini canlandırmış, tutucular koalisyonunu azdırmıştır.
  • Dışa bağlı tüketmelik sanayi ile döviz kıran ithalat el ele.
  • İhracat geleneksel ve kutsal kemiri görevinde.
  • Tarım yatırım ve yardımları devletten çıkar; gelirleri, gereksiz gösteriş yoğaltımları için toprak ağalarına gider.

İşbirlikçi Tutucular Ortaklığı, Emperyalizmin denetiminde, Kapitalizmin yönetiminde, gericiliğe dayanarak çalışır.

Tutucular Ortaklığı, Müteahhit, komisyoncu nitelikte sanayici, ithalatçı, ihracatçı ile toprak ağası, bunların hükümet ve partiler içerisinde yerleşik temsilcileri, örgütlenmiş-örgütlenmemiş pazar, kredi piyasası ve karaborsasının aracı, tefecileri, bayileri, ticaret-sanayi-ziraat odalarında banka ve sigortalardaki işteşlerden kuruludur.

Tutucular Ortaklığı, gericiliğe ve özel görev derneklerine dışarlak (dışarıdan) ve içerlek (içeriden) köklü destekleme yatırımları yapar;

  • Köstekleme yatırımları ile reklamlar, ilanlar, satın almalarla basının;
  • Bağımlılaştırma yolu ile üniversitelerin;
  • Parçalama yolu yordamı ile gençliğin;
  • Yozlaştırma yöntemi ile sendikaların

ve komünistlik suçlamaları ile kamu algısının üzerinedir.

Gümrük duvarları açılık ucuzluk satışları başlayınca, Ortak Pazar tulumbası borç basıp döviz emerek ortakçı Türkiye’nin satın alma gücüne güç katacak...

...ve daha neler olacak…

Bilincin Gereği

Toplum, evrimin sürünmeceli tutusuna yatkındır, devrimin sürükleyici itişinden çekinir, yaşaya ve alışa geldiği temelsiz dağınız düzenden kendiliğinden çıkamaz.

Atatürkçü temel üzerine yanaşık düzene girmenin bilincine erişilmesine erişilmiştir ama bu bilinç askıda beklemektedir.

Geciktirilemez koşulların gereği; ulusçu, çağcıl, güçlü ve güvenlikli Türkiye için, kurtuluşçu düşünce oluşturup örgütlenmek, güç kümeleşmelerine tırmanan tutuklu çekişmelerin üstünde kadro kurmaktır.

Gerçek aydınlar, düşünürler, sanatçılar, uzmanlar ve bilginler toplumu geleneksel yapısından çıkarmada ve devrimi benimsetmede, bölünüp parçalanmışken bile ters akımlara karşı çıkabilen gençliği toparlayıp ortama uyarlamakta, ordunun ulusal güç ve güvenlik izleminin bilimsel dizgelerini bulup belirtmede Atatürk ödevlisi, devrim görevlisidirler.

Ulusal Ordu Özlemi

Uluslaşma; tarih, dil, dilek ve yurt birliğinde buluşarak kendi kendini tanımanın ve anlamanın yaratacağı dayanışmadır.

Çağcıllaşma; Ekonomiyi toplumsal yarara göre işletip toplumsal, kültürel ve teknik alanlarda bu işleyişe göre “biçimlenme”den doğacak yenileşmedir.

Ulusal güce ulaşmanın, ulusal güvenliğe kavuşmanın yolunu uluslaşma ve çağcıllaşma açacaktır.

Ulusal güç, olanakları bir araya toplayıp üretici yönde kullanarak, sorunları birbirine bindirmeli devrim planlarına bağlayarak sağlanacaktır.

Ulusal güvenlik, ülkenin jeopolitik yapısının ulusal güçlenme ile değerlendirilmesine dayandırılmalıdır. Türkiye’nin tarafsızlıkta diretebilecek kadarlık güçlü olarak taraf tutmaması, tarafların işlerine gelir, taraf tutması yalnız tuttuğu tarafın işine gelir ve tutmadığı tarafın yok yere düşmanlığını çeker.

Jeopolitik yapısını kendisine saklayan, kendisi için kullanan Türkiye, güvenliğini güvenceye almış olduktan başka, kişilikli tutumu ile dengenin güvenliği için de etken bir ağırlık olur. Ülke üzerinde odaklaşan Karadeniz-Akdeniz eksenindeki oluşumlar gelecekteki gelişimlerin öncüleridir, ileri karakolluk ederek geçiştirilecek türden değildir.

Ulusal varlık dengeyi oynaklaştıran saptırıcı bağlantılardan uzak tarihi doğrultunun izlenmesiyle sürdürülür.

Ulusal bağımsızlık ve ulusal ordu özlemleri bu kesenkes gereklerden ve koşullardan doğmaktadır.

Ordu, aydın çevre ile bağlaşık, ulusla kaynaşık olarak; komuta kurulunu çekelemelerin, Yardımlaşma Kurulunu itelemelerin nedenlerini anlamaktadır.

Subay, ülkede ordu yönetiminin zor kullanmaya dayandığını, cunta içinde ve cunta ile komutanlar arasında bölünmenin kaçınılmaz olduğunu, zor kullanmanın gerçekliğe uymadığını bilmektedir. Bunun için nasıl olsa parçalanıncaya kadar sürecek bir “Zor Yönetimi”ne karşıdır ve temel devlet kuruluşu olarak yönetiminde kaynaşacağı devlete doğrudur. 

Öncü Devlet

Yurttaş, dününden kopmuştur, gününü kurtaramamış, yarınına bağlanamamıştır.

Yoksuldur, düşkündür. Devletten de yılgındır, yüz yıllar boyudur devlet hep almış, hiç vermemiştir. Devrimci yöntem halkın sıkıntısının giderilmesini, geçiminin kolaylaştırılmasını ilk ölçem (kriter) olarak  getirirken, yurdun olanaklarını sömürenler kendi kemerlerini sıkacakları yerde halkın kemerlerinin sıkılacağını öne sürerler.

Devlet gerçek özgürlüklere saygılı, bilimsel ve toplumsal eleştirinin yargısına açık, gerçekçi, usçu ve halktan yana oldukça, devrimci kalkınma içinde olanakları gelişen halk, devrimin kopmaz destekçisi olur.

Bir kez yurttaş yarınları kendi gücü ile aşmanın ve başarıdan yararlanmanın övüncünü duymaya görsün…

Sonuç

Ulusçu-Devrimci yöntem dışında, dayanışmasız hiçbir uygulama başarıya ulaşamaz.

Devlet öncülüğünde hızla kalkınmak için aydınlar Ulusçu-Devrimci sorumluluklarını yüklenmeli ve bencilliklerini ulusal yararın üstünde tutup çıkar çevresine yaslanmış bilgiçlerin koşutunda ülkeyi köleleşmeye bırakmamalıdırlar.

u/InevitableEarly5348 — 16 days ago

Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | Türkiye Nasıl Kalkınabilir? (Birinci Bölüm)

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim. Bugün sizlere Devrim Gazetesi'nde "Türkiye Nasıl Kalkınabilir?" başlığı ile yayımlanan yazının başlangıç kısımlarını paylaşacağım.

Mevcut yazıda Sol Kemalizm'in kalkınma stratejisinin temel unsurları ifade edilmiştir. Mevcut yazının kalan kısımları ilerleyen günlerde paylaşılacaktır.

Türkiye Nasıl Kalkınabilir?

Türkiye’nin de içinde bulunduğu az gelişmiş ülkeler, sermaye kıtlığından değil, mevcut kaynaklarını israf ettiklerinden dolayı kalkınamamaktadırlar.

Örneğin, kabaca bir hesapla, Türkiye’de milli gelirin üçte birine yakın kısmını alan egemen sınıflar, bunun pek az bir kısmını yatırımlara yöneltmekteler, büyük kısmını yurt içinde ve yurt dışında lüks tüketim için harcamaktadırlar. Yatırımlar da, genellikle lüks mesken inşaatına ve tüketim sanayisine gitmektedir.

Bu durum, emperyalizmin dünya sistemi içinde bulunan azgelişmiş bir ülkede, kapitalist gelişmesinin doğal sonucudur. Yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin çıkarlarına uygun düşen bu gelişme yolu, ülkenin kalkınmasını sağlamadığı gibi, toplumsal adaletsizliği de arttırmaktadır.

Günümüzde kapitalist yoldan kalkınmasını gerçekleştirme yoluna girmiş hiçbir azgelişmiş ülke mevcut değildir. Kalkınmak için, kapitalist olmayan bir kalkınma yolunun izlenmesi zorunludur.

Kapitalist olmayan bir kalkınma modelinin özellikleri nelerdir?

Model, üç bölümde incelenebilir:

1) Modelin ön şartları:

>Gelişmiş kapitalist ülkelerle olan sömürge ya da yarı sömürge ilişkilerine ve yabancı sermaye egemenliğine son verilmesi.

>Bu, ekonomik ve politik gücün, büyük arazi sahipleri ile işbirlikçi sermayenin elinden alınarak, geniş halk kitlelerinin eline geçmesini gerektirir. Demek ki kapitalist olmayan bir kalkınmanın ön şartı, politik ve ekonomik güce el değiştirten bir toplumsal devrimdir.

2) Modelin Kuramsal Özellikleri:

>Kapitalist olmayan bir kalkınma modeli, tarımda büyük kooperatif çiftliklere dayanır. Tarım dışında, devlet teşebbüslerinin egemenliği esastır. Gerek kamu, gerekse özel kesim için, uyulması zorunlu merkezi planlama şarttır.

3) Kalkınma stratejisi:

  • Sermaye birikiminde çok yüksek oranlara erişilmesi,
  • Temel yatırım malları sanayisine öncelik tanınması,
  • Hayati alanlarda yoğun sermaye kullanan modern teknolojiye, ikinci derecedeki üretim faaliyetlerinde ise bol işgücü kullanan tekniklere yönelinmesi,
  • Uluslar arası ticarette ithalat ikamesine dayalı bir politika izlenmesi,
  • Yılın büyük kısmında atıl kalan tarım işgücünün sermaye birikiminde kullanılması,
  • İnsan sermayesine –onu yetiştirmek için- sağlık ve eğitim gibi alanlarda büyük çapta yatırım yapılması,

kapitalist olmayan kalkınma stratejisinin ana çizgilerini teşkil eder.

Şimdi bu üç noktayı biraz daha ayrıntılarıyla görelim.

Toplumsal Devrim Zorunludur

I. Kalkınmanın ön şartı, politik ve ekonomik bağımsızlıktır.

>Hemen bütün az gelişmiş ülkeler günümüzde politik bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Ne var ki, bu ülkelerin çoğunun ekonomik bakımdan bağımsız olduklarını söylemek mümkün değildir.

>Yeni sömürgecilik, bu ülkelerde egemendir. Emperyalizm, dış yardımlar ve yabancı sermaye yoluyla, az gelişmiş ülkelerde tutucu egemen sınıflara yaslanmakta ve bağımlı bir gelişme yolunu empoze etmektedir.

>O halde bağımsız bir gelişme yolu izleyebilmek için, bu bağımlı kapitalist ilişkilerden kurtulmak ve bu ilişkilerin geliştirdi ya da tasfiye edemediği egemen sınıfları etkisiz kılmak gereklidir.

>Bu nedenle, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesi, yalnız bir duygusal milliyetçi talep değil, kalkınmanın vazgeçilmez ön şartı olmaktadır. Öte yandan tam bağımsızlığın gerçekleştirilmesi, ülke içinde de sınıfsal bir değişiklik, yani bir toplumsal devrimi gerektirmektedir.

>Eski ABD Başkanı Johnson’un dış politika müşaviri olan W. W. Rostow gibi tutucu iktisatçılar (“Ekonomik Kalkınma Aşamaları” kitabı) ile Edward Mason gibi liberal görüşlü ünlü iktisatçılar dahi, kalkınmanın ön şartı olarak bir devrimi zorunlu saymaktadırlar.

>Esasen Batı’da da kapitalizmin gelişmesi, politik ve ekonomik gücün aristokrasiden burjuvaziye geçişini sağlayan bir toplumsal devrim ile mümkün olmuştur.

>1640-1688 İngiliz ve 1789 Fransız Devrimi, Batı ülkelerini kapitalist yoldan kalkınmasının ön şartlarını sağlamıştır. Az gelişmiş ülkelerde ise kapitalizm, emperyalizm yoluyla dışarıdan gelmiştir. Emperyalizmin hegemonyasındaki kapitalist gelişme, dinamik ve yatırımcı bir kapitalist sınıfın gelişmesini engellemiştir.

>Tarımda modernleşmeyi güçlendiren feodal ve yarı-feodal ilişkilerin tasfiyesi çok yavaş olmaktadır. Yabancı sermaye egemenliğindeki kapitalist sınıf, Batıdakinin tersine,feodal ya da yarı-feodal nitelikteki büyük arazi sahiplerini tasfiye etmek yerine onlarla uzlaşmaya gitmekte ve hatta onlarla birlikte hızla kalkınma ve modernleşme için zorunlu toplumsal dönüşümleri engellemek üzere bir “Tutucu Güçler Koalisyonu” teşkil etmektedir.

>Bu Tutucu Güçler Koalisyonu, yatırımcı ve kalkınmacı değil, tüketicidir. Ulusçu değil, işbirlikçidir.

>Bu tutucu güçlerin önderliğinde, azgelişmişlikten kurtulmak mümkün değildir. Bir toplumsal devrim, bunun için zorunludur.

Devrimci Parti, Kalkınmanın Öncüsüdür

>Günümüzde azgelişmiş ülkelerde toplumsal devri çeşitli biçimlerde gerçekleşmektedir. Halk savaşları yoluyla toplumsal devrim, bunun en radikal biçimini teşkil etmektedir.

>Öteki uçta, parlamenter yoldan devrim denemeleri bulunmaktadır. Ne var ki, günümüzde parlamenter usullerde toplumsal devrim yoluna yönelebilmiş tek bir azgelişmiş ülke mevcut değildir.

>Devrimci partilerin parlamenter yoldan iktidara gelebilmeler, pek ender görülmektedir. Geldikleri takdirde de, bu partilerin hiçbiri tutucu güçler koalisyonu çemberini kırmayı başaramamakta, aksine yozlaşarak tutucu güçler çarkının bir dişlisi olmaktadırlar.

>Son zamanlarda Orta Doğu ve Güney Amerika ülkelerinde, ilerici askeri rejimlerin, tutucu güçler koalisyonuna karşı cephe alarak, toplumsal devrime öncülük ettikleri görülmektedir.

>Fakat bu rejimlerin de toplumsal devrimi bütün amaçlarına ulaştırma şansı hayli sınırlı kalmaktadır. Bu rejimler, geniş halk kitlelerini seferber edip devrimci bir parti eliyle halkın bilinçli ve örgütlü desteğini sağlayabildikleri ve nihayet gerçek bir halk iktidarını kurabildikleri ölçüde, devrimi başarıya ulaştırmaya namzet gözükmektedirler.

>Bütün bu durumlarda “su içinde balık” gibi kitlelerle kaynaşmış, bilimsel, halkçı bir ideoloji benimsemiş partiler, toplumsal devrimin vazgeçilmez aracını teşkil etmektedirler.

>Devrimci parti, dönüşümlerin gerçekleştirilmesinde, halka devrimci ideolojinin ve yeni değerlerin benimsetilmesinde, eğitim seferberliğinde ve halkın yaratıcı enerjisinin kalkınmaya yöneltilmesinde öncülük yapmaktadır.

Geniş Çapta Millileştirmeler Gereklidir

II. Tarım ve sanayide Yeni Kurumlar: Tarım ve sanayi alanlarında köklü dönüşümler, kapitalist olmayan bir kalkınma yolunun hareket noktasını teşkil etmektedir.

>Az gelişmiş ülkelerde, tarım alanında feodal ve yarı feodal ilişkiler günümüzde de yaşamaktadır. Tefecilik yaygındır. Büyük arazi mülkiyetinin yanı sıra, ilkel şartlarda tarın yapan cüce mülkiyet çoğunluktadır.

>Bu sıralarda, büyük arazileri kamulaştırıp köylüye dağıtma biçiminde bir toprak reformu, tarımın süratle modernleştirilmesine ve hızlı bir kalkınmanın desteği yapılmasına pek az yardımcı olacaktır.

>Köylü kitlesinin büyük kooperatif çiftlikler içinde toplanması, tarımın modernleştirilmesi ve işgücü, sermaye ve döviz sağlayarak hızlı bir kalkınmaya sağlam bir destek olması için gereklidir.

>Ticaret ve sanayi alanında da, tutucu güçler koalisyonunun politik ve ekonomik egemenliğine son verebilmek, bunların elinde israf edilen kaynakları topluma mal edebilme ve herkesçe uyulması zorunlu merkeziyetçi bir planın tam uygulanmasını sağlayacak şartları yaratmak için geniş çapta millileştirmeler zorunludur.

>Gerçekten, azgelişmiş ülkelerde yatırılabilir kaynakların kısa sürede büyük çapta artırılabilmesi, mülkiyetten sağlanan fakat yatırımlara gitmeyen gelirin topluma mal edilmesiyle mümkündür.

>Bir Birleşmiş Milletler incelemesine göre, Brezilya’da mülkiyet yoluyla sağlanan gelir, milli gelirin yüzde 52sine ulaşmaktadır. Bu oran Seylan’da yüzde 47, Kolombiya’da yüzde 54, Ürdün’de yüzde 58 Peru ve Filipinler’de yüzde 55’tir. Venezuella’da nüfusun yüzde 5’i milli gelirin yüzde 30,7’sini, Seylan’da yüzde 31’ini, Rodezya’da yüzde 63,3’ünü, Kenya’da yüzde 50,9’unu almaktadır. Bu gelirin pek az bir kısmı verimli yatırımlara gitmektedir.

>Millileştirmeler, bu kaynakların yatırımlara gitmesini sağlayacaktır.

>Türkiye’de Amerikan Yardım Teşkilatı adına Prof. Enos tarafından yapılan bir inceleme, faal nüfusun yüzde 2’sinin milli gelirin üçte birine yakın bir kısmını aldığını göstermiştir. Fakat bu gelirin ancak dörtte biri kadarı yatırımlara gitmekte, gerisi gösterişçi lüks harcamalarda tüketilmektedir.

>Yatırımların da yarısından fazlası lüks mesken gibi verimsiz yatırımlardır. Dış ticaret, bankacılık, sigortacılık, büyük sanayi ve hatta belli iç ticaret alanlarında millileştirmelere gitmekle, israf edilen bu kaynaklar topluma mal edilebilecek ve verimli yatırımlara yöneltilebilecektir.

>Öte yandan kalkınmaya pek az katkıda bulunan ve getirdiğinden çok fazlasını götüren yabancı sermaye talanına, millileştirmeler yoluyla son verilebilecektir.

>Topluma mal edilen bu geniş kaynakların israf edilmeyip, en verimli biçimde hızlı sanayileşme yolunda kullanılması merkezi bir planlamayı gerektirmektedir. Kaynaklar, Planlama Örgütünün çizdiği temel önceliklere göre kullanılacaktır.

u/InevitableEarly5348 — 17 days ago