
Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | Türkiye Nasıl Kalkınabilir? (İkinci Bölüm)
Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.
Bugün sizlere Devrim Gazetesi'nde "Türkiye Nasıl Kalkınabilir?" başlığı ile yayımlanan yazının devamını paylaşacağım.
Mevcut yazıda Sol Kemalizm'in kalkınma stratejisinin temel unsurları ifade edilmiştir. Mevcut yazının kalan kısımları ilerleyen günlerde paylaşılacaktır.
Kalkınmaya Yönelmiş Savaş Ekonomisi
Gelişmiş kapitalist ülkeler dahi, savaş yıllarında bu tip merkeziyetçi bir planlamaya başvurmuşlardır. Bütün kaynaklar savaş amaçlarına yöneltilmiştir. Temel ihtiyaç maddeleri vesikaya bağlanmıştır.
Otomobil ve buzdolabı gibi lüks sayılan dayanıklı üretim maddelerinin üretimi yasaklanmıştır. Çalışma saatleri uzatılmış, işgücü prodüktivitesini yükseltmek ve çalışma disiplinini sağlamak üzere, çalışanların vatanseverlik duygularına seslenilmiştir.
Bu metotlarla, milli gelir içinde tüketim payı ABD’de 1940 yılında yüzde 75.4 iken 1944’te yüzde 53.9’a düşürülmüştür.
Tüketimin azaltıldığı oranda yatırımlar artmıştır. Yatırımlardaki büyük artış sonucudur ki, 1931-1940 döneminde durgunluk içinde bulunan ABD’de çok hızlı bir ekonomik gelişme görülmüş, milli gelir 1940-1945 döneminde iki kata yakın artmış ve ABD, savaştan çok güçlü ve rakipsiz bir sanayi devleti olarak çıkmıştır.
Az gelişmişlikten kurtulma, 1940-1945 savaşından çok daha güç ve çetin bir savaştır. Az gelişmiş ülkeler bu savaşta, başları sıkışınca ileri kapitalist ülkelerin dahi başarıyla uyguladıkları savaş ekonomisi metotlarını benimsemek zorundadırlar.
Fiziki Planlama Gereklidir
Savaş ekonomisi şartlarının başta gelen özelliklerinden biri,
- Şu kadar lira tüketim,
- Şu kadar lira yatırım,
- Şu kadar lira milli gelir
gibi genel plandaki milli muhasebe rakamlarıyla yetinmeyip, sınırlı demir, çelik, çimento, enerji vb. ni belli amaçlar uğuruna en rasyonel biçimde kullanmaktır.
İleri kapitalist ülkeler, bir savaş kazanmak söz konusu olunca, uçak ve tank imalinde ihtiyaç duyulan demir ve çeliğin binek otomobili ve mesken yapımında kullanılmasına izin vermeyi reddetmişlerdir.
Oysa Türkiye’nin bugün demir, çelik, çimento vb. gereksiz lüks mesken inşaatında ve tüketin sanayisinde israf olunmaktadır.
Hızla kalkınma iddiasında bir ülke, sınırlı miktarda ürettiği demir, çelik, kömür vb’ini bir an önce kalkınmayı sağlayacak alanlarda kullanma durumundadır. Bu malzemeyi villalar inşasında değil; motor, makine ve kimyevi madde üretimine yöneltmek zorundadır.
Piyasa mekanizmasına bel bağlayan ekonomistler, kaynakların piyasa mekanizmasını hiçe sayarak bu biçimde kullanılmasını eleştirirler. Ne var ki, az gelişmiş bir ülkede piyasa mekanizmasına bel bağlandığı sürece, kaynakların gerçek bir sanayileşmenin aleyhine olarak, gereksiz tüketim alanında israfını önlemeye imkan yoktur.
Kısa sürede kalkınma iddiasında bir ülke, piyasa mekanizmasına güvenilemeyeceğinden bir kilo demir ve çekliği bile kalkınmayı en çabuk sağlayacak biçimde kullanmak gerektiğinden, ülke çapında ir fiziki planlamaya yönelme durumundadır.
- Ne kadar demir, ne kadar çelik, ne kadar kömür, ne kadar bakır, ne kadar ve ne vasıfta işgücü ve ne kadar döviz var?
- Bunları motor, makine, kimya vb. gibi temel sanayiyi kurmak için nasıl değerlendirebilirim?
Merkezi Planlama Örgütü, parayla ifade edilen global rakamlarla yetinmeyip bu soruyu en iyi biçimde cevaplandırmaya çalışacaktır.
Diyelim ki, 10 makine fabrikası, 20 enerji santrali, 15 kimyevi madde fabrikası, çelik tesisi, 2 motor fabrikası vb. kurma kararı alınmıştır. Bunlar için yalnızca mali hesaplarla yetinmeyip gerekli demir, çelik, kömür, çimento, işgücü, döviz vb’nin de ayrıntılı hesabını yapmak ve bu fiziki kaynakların ikici derecede önemli alanlarda kullanılmasını yasaklayıp hayati sayılan alanlara kaydırılmasını sağlamak gereklidir.
Demek ki, şu kadar ton çelik, şu kadar ton kömür diye ifade olunan kalkınma için hayati kaynakların ülke çapında fiziki planlamasını yapmak gereklidir.
Piyasa mekanizmalarına göre düşünmeye alışmış batılı ekonomistler, kıt stratejik kaynakların idari kararlarla tahsisine yönelinmesini reddederler. Oysa, gelişmiş kapitalist ülkelerde dahi, fiziki planlamaya ve idari kararlarla tahsise dayanan savaş ekonomisi, belli amaçlara ulaşmada rasyonelliğini kanıtlamıştır.
Piyasa mekanizması çok daha kötü işleyen ve ürettiği mallar sınırlı bulunan az gelişmiş bir ülkede ise “kalkınmaya yönelmiş savaş ekonomisi” metotları daha kolay uygulanabilir.
Nihayet 100 ile 1500 stratejik maddenin ve kilit sektörleri sıkı sıkıya planlaması ve belli miktarlarının fiziki olarak tespiti söz konusudur.
Ayrıca sistemin katıldığı, temel maddelerde stratejik ihtiyatlar tesisi ve aksamalar olduğu takdirde ikinci derecede önemli kesimlerden önemli kesimlere kaynak kaydırılması ve malların standardizasyonuna gidilmesi yoluyla yumuşatılabilir. Böyle bir planlama mümkündür ve gereklidir.
Mali planlama ise, fiziki planlamaya tabi olarak düzenlenir. “Şu kadar paramız var, şu kadar yatırım yapabiliriz” denmez, mevcut demir, çelik, kömür vb. ile istenen yönde ne kadar yatırım yapılabileceği hesaplanır.
Sınırlayıcı unsur para değil, fiziki kaynaklardır. Para hiçbir zaman kaynakların tam ve istenilen yönde kullanılmasına engel teşkil etmez.
İktisadi Suç ve Ceza
Teşebbüsler düzeyinde de fiziki planlama etkin bir çalışma ve denetleme sağlar. Bu teşebbüslerin ne miktar malzeme, işgücü vb. kullanarak ne miktar üretim yapacağı önceden planlanmış bulunmakta ve gerekli kaynaklar onlara öncelikle sağlanmaktadır.
Bu şartlarda teşebbüs yöneticilerine geniş inisiyatif bırakılmakta, .eşitli teşvik tedbirlerine başvurulmakta, fakat onlardan plan hedeflerine erişmeleri beklenmektedir.
Plan hedeflerine erişemeyen yöneticilere ise hesap sorulmaktadır. Bir “iktisadi suç” ve ceza söz konusudur. Türkiye’de bugün 3-5 kuruş alan cezalandırılmakta, fakat kötü ve beceriksiz yönetimiyle yüz milyonları kaybına yol açanlara hiçbir şey denilmemektedir.
Devlet teşebbüsleri, bu sorumsuzluk yüzünden kötü işlemektedir.
Sorumsuzluk, cezalandırılmalıdır.