KADRO |Geri Teknik ve Geri Emeğin Sefaleti

KADRO |Geri Teknik ve Geri Emeğin Sefaleti

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere, Bugün sizlere, Şevket Süreyya Aydemir tarafından 1932 yılında kaleme alınan ve Kadro dergisinde "Geri Teknik ve Say'in Sefaleti" başlığı ile yayımlanan bir yazıyı paylaşacağım.

Bu yazıda, geri tekniğe ve geri emeğe sahip olan memleketlerin tarihsel akıbetlerine, bu iki unsura karşı yürütülecek mücadelenin temel esaslarına, Büyük Buhran'ın milli kurtuluş hareketleri >!(ve onun en başta gelen örneği olan genç Türkiye Cumhuriyeti)!< için ne anlama geldiğine değinilmiştir

Keyifli okumalar dilerim.

Geri Teknik ve Say'in Sefaleti

Bizim fikri telakki >!(görüş)!< tarzımız ile hükümlerimizi tayin eden, kendi felsefi kültürümüzdür.

Halbuki bu kültür, harpten evvelki Avrupanın hayat ve cemiyet şartlarının felsefi izahına istinat eder >!(dayanır)!<. Bunun içindir ki, Türk münevverlerinin >!(aydınlarının)!< alemi telakki tarzı, harpten evvelki Avrupanın klasik inkişaf kanunlarından tamamıyla gayri >!(başka)!< bir istikamet takip eden yeni Türk cemiyetinin >!(toplumunun) !<ideolojisini idrakte, bir felsefi engel oluyor.

Binaenaleyh >!(bundan ötürü)!<, Türkiye'nin yeni inkişaf >!(gelişim) !<istikametlerinin izahı davasında bizim ilk mücadele edeceğimiz şey, Türk münevverinin, eski bir alemin telakki tarzına istinat eden felsefi kültürüdür.

Bugünkü Türkiye nasıl bir tarihi seyrin mahsulüdür ve bugünkü Türkiye nasıl bir tarihi inkişafa gebedir?

Bu bir davadır ki, bu davanın gerek konuluşunda, gerek tahlilinde, gerek hükümlere raptedilişinde >!(bağlanışında)!<; fikir mekanizması eski bir alemin telakki usulleriyle işlenen münevver, tamamıyla kuvvetsiz ve teçhizatsızdır denilebilir.

Mesela, gafil Avrupalı müverrih, bize son asrın Çin tarihi diye, 1841'de bir Afyon Harbi, 1900'de bir Boxer Muharebesi veren 400.000.000'luk bir insan kütlesinin bir asırlık uykusunu tasvir eder.

Halbuki bu devrin Çin tarihi, Çin tezgahı ile Manchester dokuma makinası, Çin "Kuli"si ile, Manchester'daki mensucat amalesi >!(işçisi)!< ve sanayicisi arasındaki amansız harbin; Çin'de Çin sayinin >!(emeğinin)!< kıymetsizleştirilmesi ve sefilleştirilmesi seyrinin hazin hikayesidir.

Öyle ki, 1841'de, afyon içmek istemeyen Çinlilerin kurşuna dizilişi ve 1900'de Pekin sarayının bir takım üniformalı generaller tarafından yağma edilişi, Çinin bütün bir asır boyunca soyulması ve müstemlekeleştirilmesi >!(sömürgeleştirilmesi)!< macerasının ancak bir nümayişidir.

Fakat gafil Türk münevveri, gafil Avrupalı müverrihin >!(tarihçinin)!< bu hikayesini aynen alır ve bir lokma afyon gibi yutar ve uyuşur. Bu yarı uykulu adamı konuşur ve yazar gibi göründüğü zaman dinlerseniz, birden bir şeyleri aynen alan ve aldıklarını aynen satan bir medyumun karşısındayım sanırsınız:

Onun bize anlattığı şeyler, adeta bir afyonlu uykunun bir sarı perdeye akseden hayali kadar kabuslu ve hazindir.

Siz, tam bir asır süren bir soyulma hikayesi tasavvur eder misiniz?

Meksika'da Fernand Kortez "Aztek" medeniyetinin bütün meyvelerini bir yağmada bitirdi ve medeni kisvesinden soyulan Aztekli, bir gün içinde, Roşoz çalılıklarına sürülmüş bir "Kırmızı Derili Vahşi" haline geldi.

Halbuki Sarıdeniz kıyılarından Ege denizi sahillerine kadar yayılan bütün ülkelerde "Hayat Hakkı"nın ve "Say Kıymeti"nin >!(emeğin kıymetinin)!< sıfıra indirilmesinin seyri tam bir asır sürer.

Bu ülkelerin bütün şehirlerinde, her çeşit maden üstüne minyatür işler yapan sanatkarın; sanatında kudretli bir sır halini alan ipek dokuyucusunun ve mensucat >!(tekstil)!< işçisinin; toprağa "çini"nin derinliğini ve deriye ateşin rengini veren haysiyet ve itibar sahibi sanayi erbabının; Çay, pirinç, pamuk tarlalarında açlığını bir din haline getirip bedavaya çalışan bir adam yahut büyük bir şehrin sokaklarında hamallık arayan birer perişan gurbetçi tipine gelmesi için tam bir asır geçmiştir.

Garpta sanayinin inkişafı, Şarkın ve o meyanda memleketimizin sanayisizleşmesi ve hakirleşmesi hesabına mal oldu.

Garptaki sınai >!(endüstriyel)!< inktişafın >!(gelişimin) !<neticesi, bütün müstemleke ve yarı müstemlekelerde "Say"in kıymetsizleştirimesi oldu.

Milli kurtuluş hareketlerinde ve o meyanda >!(sırada)!< bu hareketlerin en ileri örneğini veren Türkiye'de, sınai inkişafın gayesi, "Say"in kıymetlendirilmesi olacaktır.

"Kıymetsiz say" geri tekniğin ve geri teknik ise müstemleke rejiminin ifadesidir.

Bunun içindir ki Türk inkılabının; cemiyetin yeniden kuruluşu bahsinde objektif mevzusu, her şeyden evvel, geri teknikli Türk cemiyetinin ileri teknikli Türk cemiyetine istihalesi >!(ileri teknikli Türk cemiyetine doğru değişim geçirmesi) !<ve bu suretle de Türkiye'de "Say"in "Kıymet" ve "İtibar" kazanışıdır.

Binaenaleyh Türk inkılabının şimdi içinde yaşadığımız merhalesi>! (aşaması)!<, ileri tekniğin geri teknikle, ileri tekniğe has olan usul, kaide ve müesseselerin, geri tekniğe has olan usul kaide ve müesseselerle mücadelesi devridir.

Türk inkılabının kendi tarihi misyonunu tamamlayabilmesi için, ileri tekniğe has olan usul, kaide ve müesseselerin bu mücadelede galebesi>! (baskın çıkması!<) ve Türkiye'de yerleşmesi lazımdır.

Bir zaman müstemleke ve yarı müstemlekelerin sefalet haddini, büyük sanayi memleketlerindeki tekniğin terakki >!(gelişim)!< derecesi tayin ederdi.

Şimdi müstemleke ve yarı müstemlekelerle iktisaden tabi >!(bağımlı)!< memleketlerde tekniğin terakki derecesi, büyük sanayi memleketlerindeki sanayi dağılışının haddini ve şiddetini tayin edecektir.

Metropollerin, yani başka memleketlerden çekilen fazla kıymetler hesabına yaşayan memleketlerin teknik temeli günden güne sarsılıyor. Müstemleke ve yarı müstemlekelerin istismarına istinat eden rejim, artık tabii ömrünü yaşamıştır.

Bize "buhran" diye anlatılan şey, hakikatte, eski istismar >!(sömürü)!< nizamına göre kurulmuş eski metropol hegemonyasının teknik bazının bir sarsıntısından başka bir şey değildir.

Binaenaleyh buhran, bünyeleri dağılmaya yüz tutan büyük sanayi memleketleri için bir ızdırap, fakat kendi milli iktisat sistemlerini kurabilmeleri, ancak bu müesses sanayi hegemonyasının tasfiyesine bağlı olan bizim gibi memleketler için sadece bir "doğum ağrısı"dır.

Siyaseten olduğu kadar iktisaden de müstakil bir Türkiye'nin teessüs edebilmesi için, Garpta "buhran" denilen şeyin biraz daha devamı ve biraz daha derinleşmesi lazımdır. Çünkü bizim ve bize benzer memleketlerin iktisadi inkişafı, garptaki sanayi buhranının baş amillerinden biridir.

Garp tarihinde sanayinin ve tekniğin mihaniki bir inkişaf seyri vardır.

Mihaniki inkişaf >!(Mekanik gelişim)!<; cemiyetin tabiata karşı mücadelesinin değil, cemiyetin kendi parçaları, yani şahıslar, zümreler ve sınırlar arasındaki rekabetin ve menfaat mücadelesinin zaruri kıldığı teknik inkişaftır.

Vakıa >!(bununla birlikte)!< tekniğin bu fütuhatı da >!(zaferi de)!< bir bakışta, insanın tabiata karşı bir zaferidir gibi görünür. Filvaki >!(gerçekten de) !<bu görüş de tam hatalı değildir.

Fakat şu da var ki, cemiyetin tabiata karşı bu zaferi bir takım cemiyet parçalarının, yani öte taraftaki fertler ve zümreler karşısında beri tarafta, topyekün memleketlerin esirliği ve sefaleti pahasına mal olmuştur.

Türkiyenin ve Türkiye'ye benzer memleketlerin iktisadi esareti, Garpta tekniğin bu mihaniki ve mütearrızane >!(saldırganca) !<inkişafının bir neticesi ve binaenaleyh Türkiye'de ve Türkiye'ye benzer memleketlerdeki Milli kurtuluş hareketleri de her şeyden evvel tekniğin bu mihaniki inkişafının bir reaksiyonudur.

Mihaniki inkişafın zıttı, cemiyet içinde teknik terakkilerin bir kısım cemiyet unsurlarının diğer kısım cemiyet unsurlarına karşı bir rekabeti değil, cemiyetin tabiata karşı bir mücadelesi şeklinde seferber edilişidir.

İleri teknik, kıymetli say ve planlı inkişaf,

Türk inkılabının bugünkü merhalesini karakterize eden ve bize bu inkılabın kendine has inkişaf istikametini veren üç semboldür.

Binaenaleyh bizim için milli iktisadiyat demek: her türlü müdahalelerden masun bir milli hudut içinde bir milli hükümet, ileri teknik, planlı inkişaf ve kıymetli say demektir.

Türk vatanının ovalarını, dağlarını dolduran insan kalabalığının adele (kas) kuvveti, her türlü tezatlardan tasfiye edilmiş ileri bir ziraat ve sanayi tekniği içinde ne zaman bir "kıymet" iktisap ederse, Türk inkılabının milli iktisat sistemi o vakit kurulmuş olur.

Hinditan'da "fakir", geri tekniğin ve kıymetsiz insan sayinin bir sembolüdür ve "fakirizm" istismar norması >!(ölçüsü)!< yüzde 1000'e varan bir cemiyette "Say"in ve dolayısıyla hayatın bedavalaşması demek olan "Say Sefaleti"nin bir mezhep haline getirilişidir.

Bir cemiyette insan ne kadar hakirleşebilir?

Bir cemiyette sefaletin hududu ne mertebe genişler?

Bir cemiyette istismar norması ne hadde kadar artabilir?

Bunu görmek isteyenler, Avrupanın on dokuzuncu asırdaki teknik terakkilerinin bütün Şark memleketlerine hediye ettiği acı ve insanlık için haysiyetsizleşen hayat seviyesini bir defa gözden geçirebilirler:

Benares meydanlarında akrobatik marifetler gösteren bir "fakir" ile, dağ başında inzivaya çekilmiş derviş ve yeraltı inlerinde bir okkası bir kuruşa iplik büken çulha, Şarkın ücra köşelerinde bin ilmiği bir kuruşa halı dokuyan kız, iptidai tekniğe mahkum kılınmış cemiyetin ve kıymetsizleştirilmiş insan sayinin hazin misalleridir.

Fakir, derviş, inde çalışan çulha ve halı tezgahında köle olan kız, bizim tipimiz değildir!

Kadro, Haziran 1932

u/InevitableEarly5348 — 9 days ago

Ümraniye'de Yaşanan Saldırı Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Yakın bir zamanda, İstanbul'da düzenlenen bir Japon kültür festivaline, ne idüğü belli olmayan bir grup tekbir getirerek saldırdı.

Aralarında çocukların da bulunduğu katılımcılar ve aileler bu saldırının hedefi oldu ve polis saldırganlara müdahale etmek zorunda kaldı.

Siz bu yaşanan olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?

u/InevitableEarly5348 — 9 days ago

KADRO | Sanayi Planından Sonra Ziraat Planı

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere, Vedat Nedim Tör tarafından kaleme alınan ve 1935 yılında Kadro dergisinde yayımlanan "Sanayi Planından Sonra Kalkınma Planı" başlıklı yazıyı paylaşacağım.

Mevcut yazıda, Türk Köyü'nün o dönemki >!(ve ondan sonraki 40 senenin de)!< ekonomik sorunlarına değinilmiş ve bu sorunları çözmeye yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Kadrocuların ziraat ve kırsal kalkınma politikalarının "İskan ve Yapı Planı" konularını özetlemesi bakımından bu yazı, oldukça değerli bir metindir.

İyi okumalar dilerim.

Türk Köyü'nün Görünümü

Saltanat çağının, Türk ulusuna karşı, barbarlığa varan kaygusuzluğunu, hiçbir şey “Türk Köyü” kadar canlandıramaz:

Türk köyü, saltanatın “Halep Çıbanı” gibi, toprağımızın üstünde yaşıyor.

Yüzlerce yıldan beri veren, yalnız veren ve karşılık olarak hiçbir şey almayan Türk köyü, nasıl istiyorsunuz ki bugünden başka görünsün?

Kerpiç kulübe, tezek izbe, kağnı, kara saban...

Tabii ya, en soylu Kırım ineği bile, bir tutam kuru otunu bulamayınca sütünü kesiyor, en asil zeytin ağacı bile, tımar edilmezse vahşileşiyor ve zeytin vermez oluyor.

Türk köyü kerçipleşti, tezekleşti de, hiçbir vakit “Vermem” demedi. Karşılıksız vermenin asaletini, kendini harcayarak vermenin yüceliğini ve daima verecek tükenmezliğinin mucizesini hiçbir şey, Türk köyü kadar sembolize edemez.

Cumhuriyet Türkiyesi’nde köy, ulusal ekonomimizin temelidir.

Kurduğumuz sanayi, ilk maddelerini köyden isteyecek, fabrikaların barındıracağı iş gücü, köy ürünlerimizle beslenecek. Büyüyen ve demiryolları ile birbirlerine bağlanan şehirlerimiz, köyden daha çok yiyecek çekecek ve dış pazarlar, köy ürünlerimizden daha çok özen bekleyecek, yükümleri artan Uluş (devlet), köyden daha çok gelir arayacak...

Bütün bu saydıklarımız, köyün üretim ve satım fonksiyonlarına bağlı işler. Köyün bir de “alım” fonksiyonuna bağlı işleri vardır.

Çünkü iç pazara dayanacak olan sanayimizin en büyük alıcısı de yine köy olacaktır. Demek ki, satıcı köyün kazançlı satışlar yapması, alım gücünün artması için gereklidir.

Bir yandan ulusal ve yabancı pazarlara çok satan köy, bir yandan da ulusal pazardan çok alan köy, ekonomik ve soysal kalkınmamızın ilk şartıdır.

Köy-Sanayi Kördüğümü

Bugün köy, ne yetiştiriyorsa satıyor, köylünün elinde stok mal kalmıyor. Fakat alıcı köy olarak köy, gittikçe pazarlardan çekiliyor.

Demek ki, burada çözülmesi gerekli olan bir kördüğüm var. Bu kördüğüm, köre karşı işleyen fiyat makasından doğuyor.

Köy ürünlerinin satış fiyatlarıyla, sanayi ürünlerinin alım fiyatları arasında bir denksizlik, bir açılış vardır.

Bir ucu, köyün satım fiyatlarını, bir ucu da köyün alım fiyatlarını gösteren makasın birbirinden çok açık bulunan ağızlarını birbirine yaklaştırmak, ekonomi siyasetimizin ana savıdır.

Bu kördüğü çözülünce, yani köyün alım gücü artınca, yurtta bir “mal açlığı”nın baş göstereceğine inanalım. Çünkü o vakit köy, yani nüfusumuzun yüzde yetmişi, ulusal pazardan mal çeken kocaman bir “tulumba” gibi işleyecektir.

Bugün ancak sayılı birkaç ihtiyacı için pazara alıcı olarak çıkan köy, o vakit gittikçe artan ve çeşitlenen ihtiyaçlarını doyurmak için pazara adeta saldıracaktır.

Bugün evini topraktan yapan köylü, o vakit pazardan tuğla, kiremit, kereste, cam, çimento gibi yapı malzemesi satın alacaktır. Bugün ocağında tezek ve orman yakan köylü, o vakit pazardan kömür ve soba satın alacaktır.

Bugün, çarığını ham deriden kendi yapan köylü, o vakit fabrikalarımızın ayakkabılarına müşteri olacaktır.

Bugün, giyeceğini çok kere kendi dokuyan köylü, o vakit pazardan daha çok pamuklu, yünlü ve ipekli kıyafet satın alacaktır.

Bugün, pazardan pek az şeker ve sabun alan köylü, o vakit büyük bir şeker ve sabun alıcısı olacaktır.

Bu misalleri çoğaltabiliriz. Bunları yazarken bile orunç (övünç) duyuyorum:

Düşünün bir kez dostlarım, bu kör düğüm çözülünce, yurdumuzda nasıl baş döndürücü bir iş genişliği doğacak!

Bugünkü ve beş yıllık planla kuracağımız fabrikalar bile alıcı köyün mal açıklığını gideremeyecek ve daha büyük çaplarda yeni yeni fabrikalar kurmak gerekliliği duyulacaktır.

Kısaca, matematik bir doğrulukla diyebiliriz ki:

Türkiye’nin sanayileşme ve soysal kalkınma temposu, köyün alım gücüne bağlıdır.

Türk soysallığının manivelası, köydür.

Bu özlediğimiz “köy” kendiğinden oluvermez. Onu oldurmak ve yaratmak gerekmektedir.

Eski köy tipi, arap harfleri ve mecelle gibi, reforma gelmeyen bir varlıktır. Nüfusumuzun yuvarlak hesap on milyonu, kırk bin köye dağılmıştır.

Köy başına ortalama 250 kişi düşüyor. 250 kişilik köy, uluş (devlet) için ekim, sağlık, bayındırlık, kültür bakımından üzerinde işlenmesi ekonomik olmayan çok masraflı bir ünitedir.

Uluş (devlet), böyle bir köye mektep yaptıramaz, muallim, doktor, ziraatçi gönderemez. Acunun hiçbir yerinde 250 kişilik bir köyün mektebi, muallimi, doktoru, ziraatçisi yoktur.

Nasıl ki, belli bir fabrikanın rantabl (verimli) olabilmesi için, belli bir prodüksüyon kertesine bağlı olması gerekiyorsa, ekim, kültür, sağlık, bayındırlık kurumlarının da verimli olabilmesi için belli bir nüfus kesafeti (yoğunluğu) gereklidir.

Bu kesafetin (yoğunluğun) oluşunu, nüfusumuzun tabii çoğalışına bırakamayız. Onu, bir plan dairesinde gerçekleştirmeliyiz.

İşte burada, bir “köy yapı planı” ve bir “iskan planı” ihtiyacı ile karşılaşıyoruz.

İskan ve Yapı Planı

Belli başlı üretim çevrelerinde her bakımdan köy denmeye elverişli modern köyler kurmak ve bu köylere dağınık ve az nüfuslu köyleri taşımak, hem üretim, hem kültür, hem sağlık, hem bayındırlık yönlerinden çok verimli neticeler verecektir.

Sanayileşme alanında varılması özlenen noktaya, tek ve dağınık sermayelerin bir araya gelerek büyük ve ileri sanayi kurumlarını kendiliğinden yaratmalarını beklemedik. Devlet, mütekasif (yoğunlaşmış) ulus sermayesinden başka bir şey olmayan bütçesine dayanarak rasyonel bir tarzda sanayi planının tatbikine geçti.

Ve yurt için en gerekli, en faydalı sanayi kurumlarını, en ileri ve en doğru bir biçimde kurmaya başladı.

Acunun (Dünyanın) hiçbir ülkesi, sadece iç pazarına dayanarak sanayileşmemiştir.

Liberal ekonomi çağında sanayileşen ülkeler hep açık pazarlara dayanarak sanayileşmişlerdir. Buna karşılık Türkiye, sadece iç pazarına dayanarak sanayileşen ilk ülkedir, denebilir.

O halde iç pazarının büyük bir yüzdesi köye dayanan Türkiye de, köyün alım gücünü arttıracak ve köyün üretimini tanzim edecek köy planı, sanayi planının en tabii bir kardeşidir.

Köy üretimini ve köyün alım gücünü hesaba katmayan sanayi planı, ham madde ve sürüm yönlerinden buhranını hazırlıyor demektir.

Bunu şimdiden göz önünde tutalım.

Yapı planı ve iskan planı ile yaratılacak ideal köylerde bile, köylü yine kendi bilgisine, kendi yöntemine bırakılırsa, beklenilen verimler alınamaz.

Üretimin, satımın ve alımın da bir plan içinde organizasyonu gereklidir.

İleri ekim işlerinin, ileri yetiştirme, anıksama (manipülasyon) ve satım işlerinin de birer bilgi işi olduğunu onadığımız gün, sadece göreneğe ve geri tekniğe dayanan köylü bilgisinin yetmeyeceği kendiliğinden anlaşılır.

Köylüye modern ekim, yetiştirme, anıklama ve satım işlerini öğretmek mecburiyetindeyiz.

Dağınık ve az nüfuslu köylerde bu işi başarmak ne kadar güçse, köylülerin modern ziraat bilgilerini kendi kendilerine öğrenmeleri de o kadar imkansızdır.

Onun için modern köyler yapılıncaya kadar, hiç olmazsa toplu üretim çevrelerinde köylüleri şimdiden teşkilatlandırmaya mecburuz.

Bir yandan ekim işlerinde verimi arttırmak, kaliteyi yükseltmek, hastalıklara ve zararlı hayvanlara karşı bilgili dövüşmek, manipülasyon işlerini teknikleştirmek, bir yandan da satımı ve alımı köylü lehine yapabilmek, yeni fiyat makasını hem satım, hem alım bakımından köylü lehine kapamak ve böylelikle köylünün alım gücünü arttırmak yalnız ve yalnız “Zorunlu Devlet Kooperatifleri” kurmak ile başarılabilir. Mecburi devlet kooperatifleri, ziraat planının tatbik organları olacaktır.

Bugünkü başıboş ve görenek ziraatimizin, planlı sanayileşme temposuna ayak uyduramamasından korkulur.

Planlı sanayi, planlı ziraat ister.

u/InevitableEarly5348 — 20 days ago

KADRO | Milli Kurtuluş Hareketlerinin Ana Prensipleri

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere, Şevket Süreyya Aydemir tarafından 1932 yılında kaleme alınan "İnkılap ve Kadro" isimli eserinde yer alan "Milli Kurtuluş Hareketlerinin Ana Prensipleri" isimli bölümü paylaşacağım.

Alıntı yaptığım bölümler, Sol Kemalizm'in ve Sol Kemalistlerin başta Türk Devrimi olmak üzere Dünya üzerinde var olan milli kurtuluş hareketlerine olan bakış açılarını gözler önüne sermektedir.

>!Spoiler etiketi!<ile kapatılmış olan kısımlar, mevcut eserin 1968 tarihli ikinci baskısında Aydemir tarafından eklenen notlardır.

Keyifli okumalar dilerim.

Giriş

İnkılabımızın ideolojisi, milli kurtuluş hareketimizin, gerek tarihi şartlarından, gerek çağımızın icap ve zaruretlerinden gelen prensiplerden manasını alır.

Bu prensipler, yalnız Türk Milli Kurtuluş Hareketi’nin değil, bize benzer bütün milletlerin kurtuluş hareketlerinin de tarihi yapısını ve hedeflerini verir.

Milli kurtuluş hareketlerimizin prensipleri, bu hareketleri tarih içinde veya çağdaş, bütün hareketlerden ayırt eden, ona asli vasıflarını ve manalarını veren kutsal anlamlardır.

Buraya kadar verilen izahlardan sonra, milli kurtuluş hareketlerinin ana prensiplerini artık özetleyebiliriz:

1- Milli kurtuluş hareketleri, tarihi orijinleri bakımından, uluslararası bir çelişmenin eseridir. Yani sömürgeci ülkelerle, sömürge ve yarı sömürgeler arasındaki iktisadi ve siyasi çelişmenin bir neticesidir.

Bu çelişme, tarih içinde kaynağını, bir taraftan Batı ülkelerinde makinaların sanayiye uygulanması ile başlayan Büyük Sanayi Devrimi'nden, diğer taraftan bu sanayinin, dünyanın belirli yerlerinde yoğunlaşması ve buna karşılık dünyanın asıl büyük parçalarının, eski sanayi varlıklarını da kaybetmeleri şeklinde beliren eşitsizlikten almaktadır.

2- Milli kurtuluş hareketlerinin başlangıç noktası, dünya ölçüsünde ve uluslararası bir çelişme olduğu gibi, hedef ve gayeleri de, bu dünya ölçüsünde çelişmenin çözülmesi ve tasfiyesidir.

Yani bir kısım memleketlerin, diğer kısım memleketlere karşı iktisadi ve dolayısıyla da siyasi bağımlılığı şeklinde meydan alan sömürgecilik tezadının hallidir (çözülmesidir).

Bu bakımdan milli kurtuluş hareketleri, gerek tarihi kaynakları, gerek gelişme yönleri itibariyle, dünyada ve dünya ölçüsünde bir davayı temsil ederler.

Milli kurtuluş hareketleri, herhangi diğer bir akımın veya çelişmenin uydusu, yedek kuvveti veya tabii (tebası) değildirler...

3- Tarihi mahiyetleri bakımından milli kurtuluş hareketleri, dünyanın iktisadi birliğini parçalamasını ve dünya iktisadi varlığını teşkil eden ünitelerin, kendi kabukları içine çekilerek, gittikçe iptidaileşmelerini (ilkelleşmelerini) hedef tutan olumsuz ve geriletici birer faktör değildirler.

Bu hareketler, milli kurtuluş mücadelesine giren sömürge ve yarı sömürgelerin, yani iktisaden ve hatta siyaseten bağımlı ülkelerin basit birer ham madde üreticisi ve pasif birer pazar olmaktan çıkmalarını hedef tutar.

Bu arada proteksiyonizmi (korumacılığı) şiddetle uygulamak durumunu güden otarşik varlıklar halinde de görünürler. Ama bu otarşi, yukarıda işaret edilen amaçlara ulaşmak için, geçici bir oluş devridir.

Bu akım, bu oluş, bu ülkelerin kendilerini, dünyanın diğer ülkeleriyle ebediyen işbirliğinden kaçınmaları ve ebediyen, dünya mübadeleleri dışında kalmaları demek değildir.

Bilakis, dünyada milli kurtuluş hareketlerinin gelişme istikametleri, sömürge ve yarı sömürgelerle iktisaden kayıt altına alınmış (bağımlı kılınmış) memleketlerin kendi milli üretim cihazlarını, imkanların azami haddinde geliştirmek ve bu suretle de dünya üzerinde iktisadi bütünler, Cüz-ü Tam’lar halinde dünya mübadelesinde yerlerini almaları içindir.

Bu suretle de, bağımlı ve bağımsız ekonomiler nizamı yerine, bağımsız ve eşit haklı ekonomilerin karşılıklı işbirliklerine dayanan, daha rasyonel bir dünya birliğinin kurulması istenmektedir.

Başka ülkelerdeki sosyal mücadeleleri ve iktisadi buhranları geliştirmek için, milli kurtuluş hareketlerine giren ülkelerin kendilerini dünya ile iktisadi ilişkilerden büsbütün çekmeleri görüşü, bu kurtuluş mücadelesine giren ülkeleri ancak iptidailiğe (ilkelliğe) mahkum eder.

Onları sefilleştirerek, bu sefer de diğer ve daha üstün siyasi ve ekonomik güçlerin nüfuzu altına düşürür...

4- Üretim araçları ve cihazları ile tekniği benimsemek tarzı arasında, toplum aleyhine olan çelişme, yani çağdaş Liberal Kapitalizm, yahut da teknikle insan emeği arasındaki uygunsuzluk, çağdaş dünyada çelişmelerin ve bu arada sömürgecilik nizamının da anasıdır.

İleri tekniğin, büyük iktisadi faaliyetlerin toplumun denetimi ve düzenlemesi altına alınmamış olmaları yüzünden, çağdaş toplumda her teknik terakki (gelişim), gene toplum içinde bir taraftan refah vasıtalarını arttırırken, diğer taraftan çeşitli çelişmelere yol açar.

İleri tekniğin, büyük üretim vasıta ve müesseselerinin, bir devlet planı ve toplum kontrolü altına alınması, milli kurtuluş hareketlerinin objektif mahiyetine ve inkişaf istikametlerine iki sebeple uygun düşer:

  • a- Milletler arasındaki iktisadi bağımlılık düzeninin ve uluslararası kavgaların tasfiyesi;
  • b- Millet yapısı içindeki iktisadi menfaat çatışmalarının ve sınıf kavgalarının tasfiyesi.

Dünyada sanayinin yalnız az sayıda memleketlerde yoğunlaştığı ve o memleketlerde de başıboş gelişen sanayinin, sanayici ülkeler arasında da hammadde ve pazar kavgalarına meydan verdiği müddetçe, dünyada sömürgecilik çelişmesinin tasfiyesine imkan yoktur.

Bu suretle de milli kurtuluş mücadelelerinin en esaslı gayesi, ulaşılmamış olarak kalır.

Uluslar arasındaki bu iktisadi bağımlılık-bağımsızlık çelişmesinin tasfiyesi için, şimdi ancak bazı sanayici ülkelerde gelişmiş ve yoğunlaşmış olan sanayinin ve yüksek tekniğin, bütün dünyaya yayılışı, yani bütün dünya ülkelerinin, tekniğe ve sanayiye sahip ülkeler haline gelişi, bu sebeple bu hareketlerin asli gayelerinden birini teşkil eder.

Bununla birlikte, toplum içinde sosyal gelişmelerin ve bu sosyal yapının temelini teşkil eden iktisadi münasebetlerin, devletin planlı bir düzenlenmesine dayanan rasyonel bir nizam altına alınışı, milli kurtuluş hareketlerinin asli gayelerinden biridir.

İleri sanayi ülkelerini sosyal çelişmeler içinde yaşatan sınıf kavgaları, ancak bu suretle parçalayıcı etkilerini kaybeder.

Zaten Türkiye’de ve Türkiye’ye benzer memleketlerde, sermayedar ülkelerdeki büyük mülkiyet münasebetleri, sanayi, kredi, ulaştırma alanlarında esasen gelişmiş değildir.

Batı ülkelerinde keskin sınıf farklılaşmalarının ve dolayısıyla sınıf kavgalarının besleyici temeli olan bu aşırı sermayedarlık mülkiyeti şekillerinin doğmasının ve zararlarının önlenmesi, planlı bir iktisat devletçiliğinin tanzim ve murakebesi altında pekala kabildir.

Türkiye’de ve bize benzer memleketlerde devlet, geçen yüzyılda bilinmeyen bir yeni vasıfla, yani sahip olucu, planlayıcı ve çelişmeleri önleyecek şekilde toplumu yönetici vasfı ile sahnede yerini alacaktır.

Büyük sanayi, büyük istihsal üniteleri ve en büyük mülkiyet, milletin adına ve milletin malı olarak bu yeni devletin elinde ve yönetiminde olacaktır.

Özel sektör, yani karma ekonominin gerektirdiği, fakat toplum içinde aşırı sınıf farklılaşmaları ve çelişmeler yaratmayacak iktisadi faaliyetler, elbette ki kendi alanlarında devam edeceklerdir.

Ama asıl olan, önde olan, bütün milli ekonomiye hakim etkisini vuran, büyük iktisadi faaliyetler alanında elbette ki devlettir...

5- Tekniğin yoğunlaştığı büyük sanayi memleketlerinde sınıf çelişmelerinin çözümlenmesi, ihtilalden, çeşitli reform tedbirlerine kadar muhtelif yollar ve şekiller ile işlenip araştırılmıştır. Fakat milli kurtuluş hareketleri ve onların objektif şartlarına uyan sosyal devlet bakımından bu mesele, ancak bir plan, önceden düzenleme ve iktisadi denge meselesidir.

Eğer bu planlama yapılmaz, bu düzenleme sağlanarak aşırı sınıflaşmalar önlenmez ve sosyal adalete dayanan bir denge sağlanmazsa, o zaman milli kurtuluş hareketlerine sahne olan ülkelerin sosyal yapılarının da, illetli (hastalıklı) bir şekilde gelişmeleri elbette ki mukadderdir.

Bu ülkelerde bugün, gerçi ortaçağ artığı sınıflar ve sınıf kalıntıları vardır. Fakat milli kurtuluş hareketleri, kendi tarihi zaruretlerine uygun bir gelişme ile sosyal devleti kurduğu ve yarattığı takdirde, bir taraftan sanayi alanında, yahut diğer çağdaş iktisadi faaliyetler alanında yeni ve aşırı sınıf farklılaşmalarını önleyebileceği gibi, diğer taraftan da bu ortaçağ kalıntılarını, toprak reformları ve diğer reformcu, fakat kesin ve müsamahasız ıslahat tedbirleri ile tasfiye edebilecektir.

6- Büyük sanayinin yoğunlaştığı memleketler ile sanayiden yoksun memleketler arasındaki iktisadi ve siyasi bağımlılığı sürdürecek bir hareket, hatta bu hareket bir inkılap olsa bile, milli kurtuluş hareketleri bakımından olumsuz ve geri bir toplum hareketi olacaktır.

Bize göre bu ülkelerde ilerici bir hareket ancak, bir taraftan millet içinde, diğer taraftan milletler arasındaki çelişmelerin, yani keskin sınıf kavgaları ile, sömürge şartlarını tasfiye edecek bir hareket olabilir.

7- Milli kurtuluş hareketleri, bugünkü dünya nizamının çarklarından ve gidişatından ızdırap çeken bütün milletlerin, yani siyasi ve iktisadi hakları kayıt altına alınmış bütün memleketlerin müşterek davasıdır.

Bu bakımdan, milli kurtuluş hareketlerine girişen veya er ya da geç girişecek olan millet ve memleketlerin, aralarında ne kadar mesafe veya ne kadar ırk, dil, kültür veya sosyal yapı farkı olursa olsun, davaları mahiyet ve hedef bakımından birdir.

Yani aralarında bir mukadderat (kader) iştiraki vardır.

Bu mukadderat birliğinin anlaşılması ve ruhen benimsenmesi, milli kurtuluş hareketlerinin dünya ölçüsündeki önem ve etkilerini her vesile ile ilanı ve savunulması, bu hareketleri yürütenlerin tarihi vazifesi olduğu kadar, bu hareketlerin itibarı ve zaferi için de şarttır.

8- Bir milli kurtuluş hareketi, ne yalnız siyasi, ne yalnız iktisadi ve hukuki bir hadisedir. Bu hareket, milletin siyasi, iktisadi, hukuki istiklalini ve bu istiklale dayanan müstakil (bağımsız) bir devlet yapısını hedef tutar. Bu sistemin bütün ideolojik unsurlarını ve prensiplerini kendinde toplar.

Böylece de bir milli kurtuluş hareketi, bir toplumun, bir milletin doğruş, yahut da yeniden doğuş hareketidir. Yani toplumun tam bir yapı değiştirmesidir.

Kısaca bir inkılaptır.

Bu dava, milli kurtuluş mücadelesine giren bir milletin, kendi üzerinde sömürgecilik şartlarını devam ettirmeyi güden bütün dış kuvvetlere karşı silaha sarılmasıdır. Bu esareti içeride devam ettirmek isteyen ve dış esaretin de temsilcileri olan bütün iç kayıtlara, yani saltanat hukukuna, feodal kalıntılara, kompradorluk imtiyaz ve inhisarlarına, kapitülasyonlara ve daha binbir küçük düşürücü müessese ve zihniyetlere karşı isyan ve ihtilalidir...

Dar görüşlü kombinezonların, köke inmeyen ıslahat edebiyatının, aracılık ve uzlaştırıcılık ruhunun, özetle çeşitli maskeler altında iç ve dış bağımlılığı sürdürmek isteyen her türlü uzlaşıcılık zihniyetinin, milli kurtuluş cidallerinde yeri yoktur.

Bu mücadelenin pasif kombizenonlar (önlemler), siyasi idari maslahatlar, oyalayıcı parti politikacılığı, sokak veya diplomasi gösterileri ile kazanılacak bir tarafı da yoktur.

Milli istiklale ancak ve Türk milletinin yaptığı gibi, bir İstiklal Savaşı ile varılır. Milli istiklale çıkan yol, istiklal savaşının meydan muharebelerinden geçer (1)

>!(1) Şimdi bu gerçek, bilhassa Çinhindi (Vietnam, Kamboçya ve Laos topraklarını kapsayan coğrafi bölge), Cezayir ve hala devam eden Vietnam savaşlarından sonra, artık tam bir açıklıkla ortaya serilmiştir. Ve bir daha meydana çıkmıştır ki, emperyalizmin ruhu ve vicdanı yoktur. O yalnız silahtan anlar. Bütün bir milletin kanı pahasına da olsa menfaatlerinden bir zerresini bile, silah teraziye konmadıkça terketmez.!<

9- Milli kurtuluş hareketleri, milletin millet olarak istiklalini hedef tutar. Bu istiklalin, yalnız kazanılması için değil, muhafaza ve devam ettirilebilmesi için de, millet birliğini zedeleyen fertçi, zümreci ve sınıfçı menfaat çabalarına karşı uyanık bulunması şarttır.

Bir milletin tarihinde milli kurtuluş hareketi devri, o milletin siyasi ve sosyal disipline en ziyade muhtaç olduğu devirdir. Bu mücadele, her şeyden önce, onu anlayan, benimseyen, kendini ona adayan, şuurlu, feragatlı ve idealist bir avangardın, yani öncü liderin ve öncüler kadrosunun varlığını zaruri kılar.

Bütün fert, zümre, sınıfların üstünde ve yalnız milletin umumi menfaat ve hayrını kendisine rehber eden böyle bir lider ve liderler kadrosudur ki, bu mücadeleyi zaferle sona ulaştırılabilir.

İnkılap prensiplerini kavramış ve bu prensiplerin ruh ve manasını kendisine ahlak edinmiş böyle bir öncü kadrodan yoksun bir milli hareketin, başarıya ulaşmasına imkan yoktur.

Ancak böyle bir kadro ve bu kadro içinde müşterek hedefler ve heyecanla beslenmiş, hatta standartlaşmış bir öncüler ekibidir ki, bir milli kurtuluş hareketini zafere ulaştırabilir. O halde KADRO, bir inkılabın, asli şartı ve dinamik gücüdür...

10- Çağdaş nizamın zaruri birer çelişmesi olarak milli kurtuluş hareketleri, dünyanın bugünkü gidişi ve yarınki kaderi ve manzarası üzerinde etki ve ağırlıklarını gittikçe arttırmak suretiyle, dünya üzerinde ve tarihinde yerini her gün biraz daha almaktadırlar.

Bu hareketler, yayılmaya ve kemale doğru her gün biraz daha gelişeceklerdirler (2)

>!(2) Bu sayfaların yazıldığı sırada, dünya milli kurtuluş mücadeleleri alanında, Türk Milli Kurtuluş Mücadelesi’nden başka ve onun kadar şanlı bir misal vermemişti.!<

Bu hareketlerden her birinin, yarın kendi iç yapısını, olayların akışı ve şartları içinde alabilecekleri iç yapıyı, sosyal karakteri, daha şimdiden ve teferruatıyla incelemeye, elbette ki imkan yoktur. Bu hareketlere karışan ve karışacak olan her millet, yarın kendi toprakları üstünde kendi iç yapısını, olayların akışı ve şartların yoğruluşu içinde, gene kendisi işleyecektir.

Ama bu yapı ne olursa olsun bu toplumlarda, içeriye karşı halk hakimiyeti ve halkın yararı, dışarıya karşı da kayıtsız şartsız siyasi istiklal, elbette ki asli ve değişmez unsurlar olarak kalacaktır...

11- Milli kurtuluş hareketlerinin bugün, tam ve gerçek temsilcisi Türkiye’dir. Bir taraftan çağdaş nizamın en keskin çelişmesi olan sömürgecilik şartlarına, diğer taraftan bu çelişmenin içeride temsilcisi ve koruyucusu olan saltanat döküntülerine, teokratik zümrelere, feodal kalıntılara karşı, milletin fiilen ve silahla savaşı, bugün yalnız Türkiye’de en büyük ölçüsünü almış ve zafere ulaşmıştır.

Bütün bu mücadele ve zaferlerin ifadesi olan Türk İnkılabı, yalnız milli tarihimizin değil, insanlık tarihinin de bu alanda ilk ve şanlı hadiselerinden biridir.

Bütün bu mücadele ve zaferlerin ifadesi olan Türk İnkılabı, yalnız milli tarihimizin değil, insanlık tarihinin de bu alanda ilk ve şanlı hadiselerinden biridir.

Taktik ve stratejik zikzaklar ve milletlerin coğrafi ve tarihi şartlarından gelen farklar göze alınırsa denilebilir ki, yaşadığımız yıllarda cereyan eden ve yarın cereyan edecek olan milli kurtuluş hareketleri, ana prensiplerinin ve Türk İnkılabının açtığı yoldan yürüyecektir.

Onun açtığı çığır üzerinden, onun prensipleri üstünden yürüyecektir (3)

>!(3) Bu görüşleri bugün, inkılabımızın ancak asli prensipleri bakımından değerlendirmekle yetinmek zarureti vardır. Yoksa ülkemizin halen içinde bulunduğu gelişmelerle, bu asli prensipleri karşılaştırmak bahsinde, gerek iç çelişmeler, gerek dış etkiler bakımından memleketimizin düşündürücü bir akım içinde olduğunu görmemek elbette ki kabil değildir.!<

Milletimizin, vatan sınırlarının nispeten darlığına ve sayıca nispeten azlığına rağmen, tarihinde daima büyük hareketler yaşamış bir millet olmanın verdiği gururla, tarihinin bu yeni devrinde de, dünya ölçüsünde yeni bir hareketin öncüsü ve temsilcisi olmak vasfını yaşamaktadır.

Müstakil milleti, tezatsız milleti, ana fonksiyonları planlı bir milli nizam altına alınmış bir millet yapısını yoğurmaya çalışmak işi, bugün bu milletin, yeni ve haklı bir gururunu teşkil etmektedir...

Hem kendisi ile diğer milletler arasında siyasi ve iktisadi eşitliğin, hem kendi içinde ve karma bir ekonomi düzeni içinde olsa da ana iktisadi faaliyetleri planlı bir kontrol altında geliştirerek ahenkli bir millet yapısının ve böylece, üstünde yaşadığı tabiata karşı şanlı bir mücadelenin ilk ve mutlu misalini, dünyaya elbette ki Türk Milleti verecektir...

u/InevitableEarly5348 — 23 days ago

KADRO | İleri Teknik ve İleri Sanayi Amacımız

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere, Mehmet Şevki Yazman tarafından Ocak 1935 tarihinde kaleme alınan "İleri Teknik ve İleri Sanayi Amacımız" başlıklı yazıyı paylaşacağım.

Mevcut yazıda, Sol Kemalizm'in "İleri Teknik ve İleri Sanayi" siyasetinin ve bu siyasetin temel unsurlarından biri olan "Enerji Siyaseti"nin kaba hatları ile izah edilmiştir.

Bu alıntının uzun olmasından ötürü, normalde "KADRO" serisinin kalan çalışmalarından aşina olduğunuz "Paint'den Bozma" bir görsel çalışma ile değil de doğrudan yazı formatında yayınlamayı tercih ettim. Keyifli okumalar dilerim.

İleri Teknik ve İleri Sanayi Amacımız

Bir tarafta yaşadığımız yüz seneyi karakterize eden ileri bir teknik, diğer tarafta kültürlü fakat geri teknikli bir ulus var.

Bizim amacımız, bu kültürlü fakat geri teknikli ulusu toptan ileri tekniğe ulaştırmaktır. Ekonomide ve soysal gidişteki en büyük inkılâpçılık isteğimiz buradan gelir.

Biz ileri tekniği bir bütün, ulusu ileriye ulaştıracak vasıtaların yekûnu >!(toplamı)!< olarak kabul ettiğimiz için onda şu veya bu hesaba uysun diye tavizler düşünemeyiz. Bizim için ileri teknikli bir sanayi nasıl bir zaruretse, ileri teknikli bir ziraat, ileri teknikli bir muvasala >!(ulaşım)!< ve ileri teknikli bir ticaret de aynı sureyle bir zarurettir.

Nihayet bir memlekette muhtelif yollardaki teknik ileriliğinin el ele ve at başı (birlikte) beraber olması tabii bir netice olmakla beraber bizde farzı muhal olarak sanayinin ileri teknikli olmasına mukabil ziraatın bugünkü geri halinde devamının daha karlı olacağı hesapla ispat edilse veya ileri teknik amacımızı anlamamışlardan birçoklarının iddiası veçhile>! (üzerine)!< dünya sanayi istihsalini >!(üretimini)!< azaltırken ve çok ucuz emtianın tedariki her an mümkün iken yeniden sanayi kurumunun çok zararlı olacağı bezirgân zihniyetiyle önümüzde dökülse dahi biz ileri teknik amacımızdan aksayamayız, dönemeyiz.

Çünkü isteğimiz yalnız bezirgânca karlar yapmak değil, özke bir ulus kurmaktır.

Yurdun korunmasında nasıl kurbanlar vermekten çekinilmezse, ulusun gelişmesine, öteki ulusların arasında kendi yerini almasından da eziyetten, fedakârlıktan çekinmeyiz.

Tekmil bu işlerin ise nihayet topyekün bir devlet işi olduğu ve ancak onun eliyle organize edilebileceği, biri diğerini korur ve karşılar hale konulacağı meydandadır.

Planlı, hesaplı devletçiliğin zaruretine olan imanımız da buradan geliyor.

Beş senelik sanayi programımızın tatbikine girişildikten sonra bizdeki sanayi hareketini tek cümle ile hülasa etmek>! (özetlemek)!< mümkündür:

Parçalı sanayiden köklü sanayiye dönüş.

Filhakika >!(aslında) !<“Sanayiyi Teşvik Kanunu” ile girişilen memlekette yerli veya ecnebi sermayelerle sanayi kurumu teşebbüsü, uzun emeklerden ve pek de hafif olmayan fedakârlıklardan sonra nihayet parçalı, yamalı, verimi ve kazancı az, ekseriyetle >!(genellikle)!< devletin ihtiyar ettiği fedakârlık üzerine tünemiş ve en ufak sarsıntı ile yıkılmaya mahkûm cılız bir sanayi meydana çıkardı. [*]

[*] Bu hususta bir fikir edinmek için şu rakamlara bakalım: 1932 Sanayi İstatistiği’ne nazaran Sanayi Teşvik Kanunu’ndan istifade eden sanayiden %41’inin binası kendisine ait değildir, gezicidir, bina kıymetleri makine kıymetinin iki mislidir, beher fabrikaya isabet eden kuvvet vasati olarak 80 beygirdir.

Bununla iktifa etmek (yetinmek) kabil (mümkün) olmadığı gibi bunu yaşatmak ve düzeltmek için yeni fedakârlıklara girişmek, yaşamayacak çocuğu beslemek için suni şırıngalar vermek kabilinden >!(türünden)!< bir şey olurdu.

Bunun yerine özlü, geniş, daha kuruluştan itibaren rasyonel çalışan sanayiyi korumak hususunda devletin aldığı tedbir, tekmil inkılâp ve kurum işlerimiz için örnek tutulacak bir prensiptir.

Köklü sanayi ve ileri teknik denince akla enerji meselesinin gelmemesi mümkün değildir.

Vakıa enerji, sanayi işinde diğer birçok faktörler yanında mevki alan bir unsur olmakla beraber, sanayinin diğer faktörleri, mesela cihan piyasasında ham madde fiyatları ve amele yevmiyelerinin memleketteki içtimai seviyeye ve iş derecesine bağlı olduğu için bunlar üzerinde büyük değişiklikler yapmak elimizde olmadığı halde enerji tamamen hususi şartlara tabii bulunur.

Bu şartlar değiştirilip iyileştikçe enerjide de bariz değişiklikler ve iyilikler meydana getirilebilir. Her iş nihayet bir enerji sarfı neticesinde vukua geleceğine göre de bu değişiklik ve iyilik derhal sanayi istihalatı üzerinde kendini gösterir.

Diğer taraftan iyi ve ucuz enerji, tesirini yalnız sanayi ve onun mahdut >!(sınırlı) !<sahaları üzerinde göstermez. İleri tekniğin bütün kısımları da çok ucuz enerji sayesinde inkişaf etmiş ve etmekte (gelişim göstermiş ve göstermekte) bulunmuştur: Mesela mayi mahruk>! (akaryakıtın)!< pahalılığı ve memleket dâhilinden >!(içerisinden) !<tedarik edilmeyişi bizim muayyen mıntıkalarımızda >!(belirli bölgelerimizde)!< hayli inkişaf etmiş bulunan>! (gelişmiş olan)!< motorlu ziraati derhal durdurdu.

Buna zirai mahsulât >!(ürünlerin)!< fiyatının düşüşü sebep gösterilemez.

Eğer zirai mahsulât fiyatının düşüşüne mukabil >!(karşılık)!< enerji, yani mayi mahruk >!(akaryakıt)!< fiyatı da kâfi derecede ucuz tutulabilmiş olsaydı bu defa motorlu ziraat fiyat düşüşü dolayısıyla olan zararını rasyonel istihsal >!(imalat) !<sanayisinden fazlalaştırmak ve maliyet fiyatını düşürmek suretiyle telafiye koyulacak, ziraat de bu suretle daha rasyonel bir şekle girmiş olacaktı.

O halde son senelerde bazı mıntıkalarda >!(bölgelerde) !<gördüğümüz zirai gerileme her şeyden evvel bir enerji meselesi yüzünden meydana gelmiştir.

Keza memleket dâhilindeki >!(içerisindeki)!< nakliyat dolayısıyla ticaret işi, konfor dolayısıyla içtimai >!(toplumsal)!< inkılâp ve kültür işi ve daha buna benzeyen diğer birçok işlerde enerji meselesine irca olunabilir >!(indirgenebilir)!<.

Memleketin güzelleştirilmesi su, hararet >!(buhar)!< ve kuvvet temini, iyi ev ekonomisi, geniş inşaat ve bozkırın verimli hale getirilmesinde ucuz enerjinin ehemmiyeti söz götüremezdir.

Sanayi planımızın enerji işini de göz önüne aldığı malumdur.

İkinci beş sene zarfında olmakla beraber yine bir elektriklendirme planının tanzimine ve bunun için lazım olan ilk işlerin yapılmakta olduğunu biliyoruz.

Keza kömür, kok, linyit, petrol gibi enerji kaynakları hakkında da köklü tedbirler ve tarifeler tatbikine gidildiğini ve hatta şimdiden gösterilen bazı kolaylıklarla katı madeni mahrukun>! (katı-madeni yakıtın)!< memlekette yavaş da olsa yayılmakta olduğu görülmektedir.

Ancak biz şuna kaniiyiz (>!inanıyoruz) !<ki; köklü sanayi ve milli nakliyat işinde ne kadar kökten iş yaparak bunları derhal devletleştirmek, devlet eline vermek, mesela demiryollarında yabancı şirketlerin memleket iktisadiyatına>!(ekonomisine)!< verdikleri zararları bertaraf etmek için nasıl en kestirme yoldan gittik ve büyük sanayiyi nasıl en kestirme yoldan devlete kurduruyorsak, ileri teknik ve ileri sanayinin bel kemiğini teşkil eden enerji işinde de bu yolu takip etmemiz ötekilerden daha lüzumlu ve daha zaruridir.

Çünkü yukarıda söylediğimiz gibi enerji meselesi hepsinin köklü bir biçimde işlemesinde en büyük rolü oynamaktadır.

Şurası da var ki, enerji istihsalatı >!(üretimi)!< hemen daima müşteri bulduğu ve kolaylıkla satış yaptığı için bunların devlete veya mahalli idarelere mal edilmelerinin bir masrafı değil, belki kolayca bir karı da mucip olacaktır.

Enerji istihsal >!(üretimi)!< ve satışı üzerine çalışan hususi >!(özel)!< ve yabancı şirketlerin sermayelerini haddinden çok fazla göstermelerine ve normalden hayli yüksek sermaye servisleri ayırmalarına mukabil karlar bunun bir delilidir.

O halde biz bir taraftan bütün memleketin ve bütün iktisadi çalışmaların çehresini değiştirecek olan enerji meselesini en iyi bir şekilde halletmek için lazım gelen tetkikleri ve planları hazırlamaya çalışırken diğer taraftan da daha bugünden verimli olabilecek ve yine daha bugünden birçok ilerlemeleri imkân dâhiline sokacak enerjinin bollaştırılması ve ucuzlaştırılması işine el koyabiliriz.

Filhakika bugün memleket sanayisi ve memleket iktisadiyatının >!(ekonomisinin)!< mühim bir kaynağı olan enerji işini üzerine almış hususi ve yabancı ellerin [burada enerjiyi bütün manasıyla kastediyor, kömür, linyit, havagazı, elektrik ve benzeri kül olarak >!(bir bütün olarak) !<ele alıyoruz.] her şeyden evvel kendi hususi >!(şahsi)!< menfaatlerini düşünmeleri dolayısıyla milli iktisadiyata verdikleri zararlar hiçbir vakit demiryolu, rıhtım veya bir fabrika işinden geri değildir.

O halde birincilerde nasıl köktenci hareket ederek devlete mal ettikse ikincilerde de aynı yolu takip etmekten başka çare yoktur.

Bu arada şunu da söyleyelim ki; enerji sahasında iyi idare sayesinde bugünkü satış fiyatları da bir yükseliş yapmadan dahi elde edilen karlarla bunların mubayaa >!(satın alma)!< taksitlerini ödemek ve başka fedakârlıklara girişmeden enerjiyi toptan devlete mal etmek mümkündür.

Bir taraftan daha iktisadi bir idare, diğer taraftan enerji sarfiyatını çoğaltmak için devlet demiryollarında takip edilene benzer bir tarife indirilmesinin sebep olacağı bol satış da bu hususta bir hayli şeyler vaat etmektedir.

Bir misal olmak üzere zikredelim ki, bugün senede takriben 100.000.000 kilovat saat satan elektrik santrallerimiz, eğer ucuz bir tarife tatbik ederek satışı teşvik edebilseler, bu miktar senede 5.000 saat intifa >!(kullanım)!< zamanına göre [bu vasati >!(ortalama)!< bir rakamdır] tam beş misline, yani 500.000.00 kilovat saate çıkarılabilir. Bu da en az bir hesapla üç misli ucuzlamaya müsaittir.

“Kadro”nun muhtelif sayılarında tafsilatlı hesabını verdiğimiz bu bahse bugün tekrardan dönüşümüzün yegâne sebebi şudur:

Bizde enerjinin devlet eline geçmesi sayesinde ucuzlaması mümkündür.

Ve her sahada ucuzlayan enerji, kendiliğinden her sahada ileri tekniğe doğru bir adım atmayı mucip olur.

İleri tekniğe ve sanayiye giderken; kendi elemanlarımızın kabiliyetine olan imanımızı da bir kere daha ifade etmek isteriz. Dünyanın en eski kültürüne sahip olan bu milletin öz çocukları bize her gün, her sahada kabiliyetlerini gösterip durmaktadırlar.

Yeni kurulan sanayi; amele, mühendis ve idareci yüzünden hiçbir aksaklık göstermiyor. Her yeni kuruluş bizi bu hususta biraz daha teçhiz edecek ve kuvvetlendirecektir.

Çünkü ileri tekniğin en mühim amillerinden biri de muhittir. Ancak bu işin daha ilk mekteplerden başlayarak okutma siyasamızın >!(siyasetimizin)!< esasını teşkil etmesi, pratik olarak okullarımızın yüksek teknik ile temasa getirilmesi lazım olduğu gibi kurulmuş ve kurulacak teknik ilk, orta ve yüksek okullarını ona göre seçmemiz ve okurlarını ona göre vazifelendirmemiz lazımdır.

Büyük sanayinin devlet eline geçmesi ise bunların en güzel birer teknik mektep şeklinde inkişafına >!(gelişimine) !<imkan hazırlar.

Ve kabiliyetli fakat ele alınıp uğraşılmamış Türk köylüsü nasıl üç beş ay içinde ordu saflarında okuma yazma ve hesap öğretiyorsa, sanayi ordusunun içerisinde de kısa bir zamanda tekniğin inceliklerini öğrenip iyi bir amele ve usta olma kabiliyetini göstereceğine şüphe yoktur.

Sanayi tekniğinde ilerleyiş, köylüyü tabiatıyla ziraat tekniğinde de ilerlemeye kabiliyetli kılacaktır. Yukarıda da dediğimiz gibi teknik ilerlemenin en büyük amillerinden birisi olan muhit hazırlanmış olacaktır.

Hülasa (Özet)

En kestirme yoldan ve en kısa zamanda ulusa ileri tekniği ve ileri teknikli sanayiyi, ziraati, ekonomiyi vermek, en büyük amacımızdır. Ve bu amacı elde etmek için icap eden her fedakarlığın yapılması, her tedbirin alınması ise milletin kurumu ve korunması bahsinde çok zaruri olan bir iştir.

Mehmet Şevki Yazman

KADRO, Ocak 1935

u/InevitableEarly5348 — 2 months ago

Teorik Okuma Konusunda Daha Fazla Çaba Göstermeliyiz

Çoğumuzun Kemalizm hakkındaki teorik birikimi yetersiz olduğunu, bu yetersizlik ise Kemalizm üzerine yapılan spekülasyonlara ve dezenformasyonlara karşı bizleri savunmasız bıraktığını düşünüyorum.

Bu sebepten ötürü Kemalizm teorisi hakkında daha fazla okuma yapmamız gerektiğini, bu okumayı ise 2. ve 3. el kaynaklardan değil, doğrudan Atatürk Dönemi'nde yazılan ve yayımlanan teorik çalışmalardan yapmamız gerektiğini savunuyorum.

Sizin bu konu hakkındaki görüşleriniz ne yöndedir?

Kendimizi teorik okuma konusunda nasıl geliştirebiliriz?

u/InevitableEarly5348 — 2 months ago

Kadro Dergisinin Bibliyografyası

Bu paylaşımda, Kadro dergisinde yayımlanan tüm yazılar ve mevcut yazıların yazarları listelenmiştir.

Kadro dergisinin tüm sayılarına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

>https://digitale-sammlungen.ulb.uni-bonn.de/ulbbnioa/periodical/structure/3137049

Sayı: 1 [İkinci Kanun (Ocak) 1932]

Yazı Adı: Müstemleke İktisadiyatından Millet İktisadiyatına

Yazarı:Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Ham Madde Memleketlerindeki Para Buhranının Karakteri

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Dünya Buhranı Ne Halde?

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Amerika Sanayiinde Buhranın Tesirleri

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Çökmekte Olan Cihan Nizamı

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Şairin, Bize Anlatacağı Şey Kaldı Mı?

Yazarı: Yakıp Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Bir Ruh Fantazisi Yahut Yerli Peygamber

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: İnkılabımız ve Hilafet

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Kitap Günü

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Ümmilikle Mücadele İçin Köy Kampları

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Çin ve Hindistan

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Tasarruf ve Yerli Malı Haftası

Yazar: ...

Sayı: 2 (Şubat 1932)

Yazı Adı: İnkılap Heyecanı (Antuziasm)

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Müstemleke İktisadiyatından Millet İktisadiyatına (2)

Yazarı:Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Köy İktisadiyatında Teknik İnkılap

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Merhumun Dolaşık İşleri

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Milli Tasarruf ve Halk Edebiyatı

Yazarı: Yakıp Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Ziya Gökalp

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Türk Tütüncülüğü ve İktisadi Devletçilik

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Gümüş Para Meselesi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Mutahassıs

Yazarı: Yakup Kadri

-

Yazı Adı: Dünya Buhranı Hakkında Bazı Rakamlar

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

Sayı: 3 (Mart 1932)

Yazı Adı: İnkılap Bitti mi?

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Asya

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ham Madde ve Halkla Sanatkar

Yazarı: Yakıp Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Tabiata Tahakküm

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Türkiye Köy İktisadiyatında Borçlanma Şekilleri

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Halk Evleri

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Leipzig Sergisinde Türk Sesi

Yazarı:...

-

Yazı Adı: Cumhuriyet Merkez Bankası

Yazarı: M. Z.

-

Yazı Adı: Birkaç Söz

Yazarı:...

Sayı: 4 (Nisan 1932)

Yazı Adı: Genç Nesil Meselesi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Türkiye Köy İktisadiyatında Toprak Rantı

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Afyon Meselesi

Yazarı: Mümtaz Ziya

-

Yazı Adı: Haile Unsuru

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Kreuger, Hitler, Göthe

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Benerji Kendini Niçin Öldürdü?

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Zeytindağı

Yazarı: Y.K.

-

Yazı Adı: Asyada Nüfus Hareketleri

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Eskiler Almayalım

Yazarı: Y.K.

-

Yazı Adı: Dünya Konjonkturuna Umumi Bir Bakış

Yazarı: ...

Sayı: 5 (Mayıs 1932)

Yazı Adı: Plan Mefhumu Hakkında

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Değişen Cihan Münasebetleri İçinde Türkiye

Yazarı:Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türkiye'de El Sanayii

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Emtia Krediler ve Türk'ün Alınteri

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Maxim Gorki ile Mülakat

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Çok Nüfuslu Anadolu

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: (Kadro)yu Teyit Eden Bir Eser

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: 1932=1913

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Türkiye'de Ziari Kooperatifler

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Ottawa Konferansı

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Japonya ve Mançuri Meselesi

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Üçüncü Milli Sanayi Sergisi Münasebetiyle

Yazarı: Vedat Nedim Tör

Sayı: 6 (Haziran 1932)

Yazı Adı: Kadro ve Die Tat

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Ankara, Moskova, Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Geri Teknik ve Say'in Sefaleti

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Değişen Cihan Münasebetleri İçinde Türkiye

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Bedii Heyecan

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Cemiyeti Akcam İstikrazları ve Mali Müdahaleler

Yazarı:İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Bir İcmal

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Derebeyi ve Dersim

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Kadro ve İzvestiya

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Kadro ve Elmuhadenet

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

Sayı: 7 (Temmuz 1932)

Yazı Adı: "Europacentrisme"in Tasfiyesi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Donan Ziraat Kredilerine Karşı

Yazarı:Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türkiye'de Derebeylik Rejimi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Ferdiyet ve Şahsiyet

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Makina Medeniyeti

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara, Moskova, Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Lausanne'daki Anlaşmaların İç Yüzü

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Plan Mefhumu Hakkında

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

Sayı: 8 (Ağustos 1932)

Yazı Adı: Milli Kurtuluş Hareketlerinin Ana Prensipleri

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Mefhum Teşkilatı Değil Madde Teşkilatı

Yazarı:Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: 592-inci Konferans'ın Zabıtlarından Çıkarılmış Bir Parçadır

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Edebiyat Buhranına Dair

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Türkiye'de Derebeylik Rejimi II

Yazarı:İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Faşizm ve Türk Milli Kurtuluş Hareketi

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Yarı Münevverler Kulübü

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Üzüm Meselesi

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Arkada Kalan Darülfünun

Yazarı: Burhan Asaf Belge

Sayı: 9 (Eylül 1932)

Yazı Adı: İş Hasreti ve 500.000.000 Liralık Türk Bütçesi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Fındıkta Devlet Kooperatifi

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türkçe

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Türkiye'de Toprak Ağalığı

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Fırka Mektebi

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara-Moskova-Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Milli Kurtuluş Hareketleri ve Bunların İnkılap Nazariyeleri (G. Safarof'a Cevaptır)

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Falih Rıfkı ve Son Eseri

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: İnkılap ve Kadro (5.9.1932 tarihli Hakimiyeti Milliye'den)

Yazarı: Falih Rıfkı Atay

Sayı: 10 [Birinci Teşrin (Ekim)]

Yazı Adı: İçpazar vve İktisatta "Bütün"lük

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: İktisat İşlerinde Devlete Veto Hakkı ve İktisat Vekaleti

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türkiye'de Milli Sermaye Hareketi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Enderun Şairleri ve Halk Edebiyatı

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Cihan Buhranı Bitti mi?

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara-Moskova-Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: İnkılap ve Kadro (6 Eylül 1932 Tarihli Hakimiyeti Milliye Gazetesinden)

Yazarı: Neşet Halil-

-

Yazı Adı: Bir Eser

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

Sayı: 11 [İkinci Teşrin (Kasım) 1932]

Yazı Adı: Şeker İstiklali ve 160.000 Ton Türk Şekeri

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Sınıflaşmamak ve İktisat Siyaseti

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Şark Vilayetlerinde Derebeylik

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Yalın Söz

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: İnkılabımızın Sesi

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara, Moskova, Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Milyonların Marşı

Yazarı: Behçet Kemal

-

Yazı Adı: Bir Tenkit Münasebetiyle Bergsonizm yahut Bir Korkunun Felsefi İfadesi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

Sayı: 12 [Birinci Kanun (Aralık) 1932]

Yazı Adı: Enflasyon Değil İş Bolluğu

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Serbest Ticaretten Bağlı Ticarete

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Şark Vilayetlerinde Derebeylik

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Eski-Yeni

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Rejimler Nasıl, Niçin Değişiyor?

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara-Moskova-Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Kötürüm

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Milli Kurtuluş Hareketleri Hakkında Bizim Tezimiz

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

Sayı: 13 [İkinci Kanun (Ocak) 1933]

Yazı Adı: Ergenekon Efsanesi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Bizde Hususi Teşebbüsün Zaferi

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Anadoluda Bir Köy Tipi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Mübadelenin Rolü ve Karakteri

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara-Moskova-Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Niçin Sanatsızız?

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Elektrikli Türkiye II

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Bergson Bahsi ve Hürriyet Telakkimiz

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Bir Rüya...

Yazarı: Vedat Nedim Tör

Sayı: 14 (Şubat 1933)

Yazı Adı: Darülfünun-İnkılap Hassasiyeti ve Cavit Bey İktisatçılığı

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Türk İktisadiyatının Erkanı Harbiye Dairesi Ali İktisat Meclisi

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Anadolu Köyünde Bünya Tahavvülü

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Bir Kıssa ve Bir Hisse

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Para Tezimiz ve Prof. Wagemann

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara-Moskova-Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Türkiye'de Elektrik Sanayisi Nasıl Olmalıdır?

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Dördüncü Buhran Senesine Girerken yahut Üç Senede Otuz Sene Geri

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

Sayı: 15 (Mart 1933)

Yazı Adı: Türkiye'nin İktisadi Mıntıkalara Bölünmesi: Rayonlaştırma

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Devletin Yapıcılık ve İdarecilik Kudretine İnanmek Gerekir

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Müstemleke ve Yarı Müstemlekelerde Buhranın Tesirleri

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Kültür ve Medeniyet

Yazarı: Yakup Kadri

-

Yazı Adı: İman Teşettütü Dalgası Şimdi Fransanın Üzerinde

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara-Moskova-Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Sanat ve Teknik

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Elektrikli Türkiye III

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Türk Edebiyatının İlk Orijinal Eseri: "YABAN"

Yazarı: Ta. Hay.

-

Yazı Adı: İlimlerin Telakkisi, Ortodoks Nazariyeleri Nakzediyor

Yazarı: Lord Mechett (İmperial Chemical Ltd. Adlı Umum İngiltere Kimya Tröstü Reisi) - Türkçeye Çeviren: Z. Zeybek

Sayı: 16 (Nisan 1933)

Yazı Adı: Emperyalizm Şahlanıyor mu?

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Kuvayı Milliye

Yazarı: Falih Rıfkı Atay

-

Yazı Adı: Gene Fındıkta Devlet Kooperatifi

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türk Parasının Kıymeti ve Kemmiyetçiler

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Samimyete Davet

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Liberal Emperyalizmden Dirije Emperyalizme Doğru

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Ankara-Moskova-Roma

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Sanat ve Edebiyat

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Elektrikli Türkiye IV: Evvela Enerji Planı

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: İşte Bir Roman: "Yaban"

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türk Dilinin Ana Çizgileri

Yazarı: İbrahim Necmi

-

Yazı Adı: Bizdeki Azlıklar

Yazarı: Burhan Asaf Belge

Sayı: 17 (Mayıs 1933)

Yazı Adı: Bir Münakaşanın Manası

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Don Kişot'un Yeldeğirmenleriyle Muharebesine, Kürsü Politikacılığına ve Cavit Bey İktisatçılığına Dair...

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Türk Devletçiliği İhtibas Devletçiliği Değildir

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türk Parasının Kıymeti ve Kemmiyetçiler

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Washington-Londra

Yazarı: Burhan Asaf

-

Yazı Adı: İktisadi Devletçilik

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Sanat'ın Salamurası Karşısında (Ankara Resim Sergisi Münasebetiyle)

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: 12.000.000 Liralık Dahili İstikraz Tahvilleri Neden En Sağlam Bir Plasmandır?

Yazarı: A. Şefik

-

Yazı Adı: Fende de İstiklal...

Yazarı: T.

Sayı: 18 (Haziran 1933)

Yazı Adı: Fikir Hareketleri Arasında Türk Nasyonalizmi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Bizim Köy

Yazarı: Falih Rıfkı Atay

-

Yazı Adı: Milli Kurtuluş Hareketleri ve Buhran

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Milli Kurtuluş Devletçiliği

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Milli Kurutluş İnkılabının Cihanşumul Ehemmiyetini Anlayan Anlayana

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Kapitalizm (Emperyalizm) ile Millet İktisat Rejimi ve Ferdiyatçılık ile Devletçliğin Manaları

Yazarı: Ahmet Hamdi

-

Yazı Adı: Milli Mahrukat Meselesi

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Ayarlı Millet ve Plan

Yazarı: Tahir Hayrettin

-

Yazı Adı: Avrupa Bize İdeal mi Örnek mi Olabilir?

Yazarı: Hakkı Mahir

-

Yazı Adı: Demir Yollarımızda Nakil Ücretleri

Yazarı: Mühendis Nazir

-

Yazı Adı: İnkılabı Bilmek

Yazarı: Mehmet İlhan

-

Yazı Adı: İnkılap Edebiyatı

Yazarı: Eflatun Cem

-

Yazı Adı: YABAN

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Eski Türk Hikayelerinden Dil ve Edebiyat İçin Ne Güzel Şeyler Çıkarılabilir?

Yazarı: İbrahim Necmi

-

Yazı Adı: Faydalı Hava Hatları Kar Getirmek İçin Nasıl Olmalıdır

Yazarı: Şakir Hazım

-

Yazı Adı: Buhranda Para Nazariyesi

Yazarı: Zeki Zeybek

-

Yazı Adı: Arkada Kalan Darülfünunun Başına Gelenler

Yazarı: A. B.

Sayı: 19 (Temmuz 1933)

Yazı Adı: Fikir Hareketleri Arasında Türk Nasyonalizmi II: Marksizm

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Ziraat Siyasetimizde Liberalizmden Devletçiliğe

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Milli Kurtuluş Devletçiliği

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Ölü Doğan Çocuk: Londra Konferansı

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Türk İnkılabı Kürsüleşiyor

Yazarı: Tahir Hayrettin

-

Yazı Adı: Milli Mahruk Meselelerinen: Petrol ve Türkiye Petrolleri Hakkında Bir Eser

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Dede Korkut Kitabından: Kanlı Koca Oğlu Kanduralı Boyu

Yazarı: İbrahim Necmi

-

Yazı Adı: Hava Nakliyatının Faydaları: İyi Malzeme, İyi Teşkilat

Yazarı: Şakir Hazım

-

Yazı Adı: Kooperatif Mecmuası

Yazarı: KADRO

-

Yazı Adı: Ahmet Haşim'in Ölümü

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Mimar Yetiştirmek, Mimara İş Vermekle Olur

Yazarı: Vedat Nedim Tör

Sayı: 20 (Ağustos 1933)

Yazı Adı: Fikir Hareketleri Arasında Türk Nasyonalizmi III: Türk Nasyonalizmi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Devletçi Bir Ziraat Siyasetinin Ana Prensipleri

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Dünya Buhranına Umumi Bir Bakış

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Üniversitenin Manası

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: İnkılap ve Köy

Yazarı: Tahir Hayrettin

-

Yazı Adı: Milli Mahrukat Meselesi III: İspirto

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Dede Korkut Hikayeleri Üzerine Bir İki Söz

Yazarı: İbrahim Necmi

-

Yazı Adı: Şehirlerimizin Güzelliğini Zevksiz Ev Sahiplerinin Tecavüzünden Kurtarmalıyız!

Yazarı: Vedat Nedim Tör

Sayı: 21 (Eylül 1933)

Yazı Adı: Beynelmilel Fikir Hareketleri Arasında Türk Nasyonalizmi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Devletçilik Karşısında Zümre Menfaati ve Münevver Mukavemeti

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Türk Köylüsü Bir Toprak Reformu Bekliyor

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Secil Sorel, Marlene Dietrich ve Poul Verlain'in Büstü

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Hürriyet Mefhumu Etrafında

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Milli Mahrukat Meselesi IV: Kömürve Linyit

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Dede Korkut Hikayeleri Üzerine Bir İki Söz

Yazarı: İbrahim Necmi

-

Yazı Adı: Burhanlar ve İnkılaplar Telakkisi

Yazarı: Ahmet Hamdi

Sayı: 22 (Teşrinevvel 1933)

Yazı Adı: Gazi Hazretleri'nin Kadro'ya İltifatları

Yazarı: Mustafa Kemal Atatürk

-

Yazı Adı: Fırkamızın Devletçilik Vasfı

Yazarı: Başvekil İsmet İnönü

-

Yazı Adı: İnkılap Neslinin Şarkısı

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: İktsatta İstiklal

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Milli İktisat Bütünlüğüne Doğru

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin-

-

Yazı Adı: Fikirde İstiklal

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: "Gazi Cumhuriyet"

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Teknikte İstiklal

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Halkın Karşısında Bürokrat

Yazarı: Mehmet İlhan

-

Yazı Adı: Türk Devletçiliği ve Himayeci Ferdiyetçilik

Yazarı: Ahmet Hamdi

-

Yazı Adı: Yine Dede Korkut Kitabından III

Yazarı: İbrahim Necmi

Sayı: 23 (İkinci Teşrin 1933)

Yazı Adı: Makinaların Muhacereti

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Devletçilik Yolunda Aydınlık

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Fotomontaj

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Türk İnkılabında Üslup

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Milli Mahrukat Meselesi V: Komür ve Linyitlerimizden Mayi Mahruk İstihsali

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Türk Köylüsü Topraklandırılmalı, Fakat Nasıl?

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Siirt Mebusu Mahmut Beyefendiye Açık Mektup

Yazarı: KADRO

-

Yazı Adı: Bizde Kürsü İktisatçıları ve İktisat İlmi

Yazarı: Muhlis Etem

Sayı: 24 (Birinci Kanun 1933)

Yazı Adı: Türk İnkılabında Gazi ve Bizim Bir İnancımız

Yazarı: KADRO

-

Yazı Adı: Milli İktisat Planı ve Şeker Sanayimiz

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Sanayileşme Davası

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Bizde Hatiplik

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Anadolu'da Zirai İşletme Şekilleri

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Büyük Sanayi Kuruluşunun Devletleşmesindeki Teknik Zaruretler

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Bir Mektup

Yazarı: İriboz

-

Yazı Adı: Milli Kurtuluş Davasını Tarih, Mikado'ya yahut Mussolini'ye Vermiştir

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: İstikrarlı Para, Mütevazin Bütçe, Zengin ve Dolgun Bütçe

Yazarı: KADRO

Sayı: 25 [İkinci Kanun (Ocak) 1934]

Yazı Adı: Yürüyen Devlet

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Kömürde Devletçilik

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: İnkılap Edebiyatı

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: 1933-1934: Bir Yılbaşı Bilançosu

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Kömür Yakan Türkiye

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Millet İçinde Sınıf Meselesi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Büyük Meclis ve İnkılap

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Ziraatte Planlı Çalışmak Zarureti

Yazarı: İriboz

Sayı: 26 (Şubat 1934)

Yazı Adı: İnkılap Hukuku

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Dış Ticarette Devletçilik

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: İngiliz Tuhaflığı

Yazarı: Falih Rıfkı Atay

-

Yazı Adı: Millet İçinde Sınıf Meselesi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Gene İnkılap Edebiyatına Dair

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Faşizm Niçin Beynelmilelleşmek İstiyor?

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Rakamların Anlattığı Sanayi

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: İncirde Devletin Rolü

Yazarı: İriboz

-

Yazı Adı: Mecmualarımız

Yazarı: ...

Sayı: 27 (Mart 1934)

Yazı Adı: Memleketin Büyük Kaybı

Yazarı: KADRO

-

Yazı Adı: The New History Society Reisliği'ne

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Açık Bütçeden Mütevazin Bütçeye, Mütevazün Bütçeden Zengin Bütçeye

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Çimento Sanayiinde Devletçilik

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Beş Senelik Programın Manası

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Allah ve Şeytan

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: "Makinaların Muhacereti"ne Zeyl.

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Harp Sanayii

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Rakamların Anlattığı Sanayi

Yazarı: ....

-

Yazı Adı: Oklar Neyi Gösteriyor

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Mecmualarımız

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Doktor Reşit Galip

Yazarı: ...

Sayı: 28 (Nisan 1934)

Yazı Adı: İnkılap Kürsüsünde, İnkılap İlimleşmelidir

Yazarı: Şevket Süreyya

-

Yazı Adı: Belediyeleştirme

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Beş Senelik Sanayi Programı ve Kredi Meselesi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Eser ve Halk

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Planlı Dış Ticaret Ofisleri

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Rakamların Anlattığı Sanayi

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Moda ve Sakarya

Yazarı: Y.K.

-

Yazı Adı: Ahmet Hamdi Beyin Mühim Bir Yazısı

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Ankara İkinci Tütün Kongresi

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: ANKARA

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Mansur Tekin

Sayı: 29 (Mayıs 1934)

Yazı Adı: Yeni Devletin İktisadi Fonksiyonları

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Kazançlı İstihsal Seferberliği

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Bir Kredi Ekspansiyonu Bir İnflasyon Yapar Mı?

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Sanat Ölçüleri

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: İnkılap Sanatına Varmak Yolları

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Bizde Kok ve Demir Sanayii

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: İsmail Hakkı Beyin Mefkureciliği

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Biz Avrupanın Hayranı Değil, Mirasçısıyız

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Heba Olan Enerjiler

Yazarı: Y.K.

Sayı: 30 (Haziran 1934)

Yazı Adı: İş Kanunu Yeni Cemiyetin Temel Kanunlarından Biridir

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Pamuk Sanayii, Pamuk Ziraatinde İnkılap İstiyor

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Buğday İşine Bir Bakış

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Yarıda Kalan Bir "Bahariye"

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Bizde Kök ve Demir Sanayii

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Şeker Mütehassısının Raporu Niçin Eksiktir

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Hasta Mahsul

Yazarı: İri Boz

Sayı: 31 (Temmuz 1934)

Yazı Adı: İş Kanunu, Cemiyetin Temel Kanunlarından Biridir II: Kıymetsiz "Sa'y"den Kıymetli "Sa'y"e

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Pamuk Sanayii, Pamuk Ziraatinde İnkılap İstiyor

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Gümüş Meselesi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Sanayi Kuruluşunda Eleman Meselesi

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Hüseyin Cahit beyin Hazin Tarafı

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: İçtimai Zihniyet

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

Sayı: 32 (Ağustos 1934)

Yazı Adı: 1789 İhtilalinin Mezarı Başında

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Demiryolu Tarife Siyasetimizde İnkılap

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Garpta Sermaye Terakümünde Müstemlekelerin Rolü

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Sanayide Norm ve Kalite Meselesi

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Taymis Kıyıları

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Emperyalizmin Telaşı

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Orta Avrupa

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Yapı Heyecanı

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Bir "Kıymet" Kendini Vadediyor

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Dünya Piyasasına Bir Bakış

Yazarı: ...

Sayı: 33 (Eylül 1934)

Yazı Adı: 1789 İhtilalinin Mezarı Başında II: Mahreç Yok...

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Köylü Kazanmalıdır

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: İç Pazar Meselesi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Moskova Edebiyat Kongresinde

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: Orta Avrupanın Davasızlığı

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Kömür Sanayiine ve Madeni Mahrukata Doğru

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Hüseyin Cahit Bey Öncü...

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Aydın İncir Müstahsillerinin Başvekil İsmet Paşaya Arızaları

Yazarı: ...

Sayı: 34 (Ekim 1934)

Yazı Adı: Programlı Devletçilik

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Devlet İncir Kooperatifine Doğru

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Dünya Konjonkturuna Bir Bakış

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: Artist ve Politikacı

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Orta Avrupanın Davasızlığı

Yazarı: ...

-

Yazı Adı: Avusturyacılık

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Enerjide Tarife Meselesi

Yazarı: M. Şevki

-

Yazı Adı: Bir İlk Eser: Türkiye Köy İktisadiyatı

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

Sayı: 35-36 (Aralık 1934-Ocak 1935)

Yazı Adı: Soysal Milliyetçiliğin Zaferi

Yazarı: Şevket Süreyya Aydemir

-

Yazı Adı: Sanayi Planından Sonra Ziraat Planı

Yazarı: Vedat Nedim Tör

-

Yazı Adı: Sovyet Edebiyatı

Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

-

Yazı Adı: 1934

Yazarı: Burhan Asaf Belge

-

Yazı Adı: Türkiye Endüstrisinde İlk Sermaye Birikmesi

Yazarı: İsmail Hüsrev Tökin

-

Yazı Adı: İleri Teknik ve İleri Sanayi Amacımız

Yazarı: M. Şevki-

-

Yazı Adı: 1935'in Romanı

Yazarı: Burhan Asaf Belge

u/InevitableEarly5348 — 2 months ago

Topluluk Arşivimiz Yenilendi

Topluluğumuzun kitap arşivini yeniledik. Başta TBMM arşivi ve İnternet Archive'da bulunan belli başlı eserleri aşağıdaki konu başlıklarına göre sınıflandırdık.

  • Atatürk'ün Bütün Eserleri (30 Cilt)
  • Kemalizm Teorisi Üzerine Yapılmış Çalışmalar
  • Cumhuriyet Halk Partisi Programları
  • Cumhuriyet Halk Partisi Kongre Zabıtları (1927-1939)
  • Halkevleri Hakkında Kaynaklar
  • Halkevlerinin Süreli Yayınları (TBMM Arşivi)
  • Atatürk Dönemi Çıkan Bazı Dergiler

Şimdilik arşivimiz çok küçük bir vaziyette bulunsa da zaman geçtikçe ve yeni eserler de eklendikçe arşivin hak ettiği büyüklüğe ulaşacağına inanıyoruz.

Aşağıdaki bağlantıdan Topluluk Arşivi'ne ulaşabilirsiniz.

>https://tkt.miraheze.org/wiki/Topluluk_Arşivi

u/InevitableEarly5348 — 2 months ago

Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | 27 Mayıs Öncesi Günlerde Gençliğe Karşı Orduyu Kullanma Çabaları (Birinci Bölüm)

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim. Bugün sizlere 23 Şubat 1971 tarihinde Yassıada Soruşturma Kurulu Üyesi Doğan Tanyer tarafından yazılan ve Devrim Gazetesi'nde yayımlanan "27 Mayıs Öncesi Günlerde Gençliğe Karşı Orduyu Kullanma Çabaları" başlıklı yazının ilk kısımlarını paylaşacağım.

Hepinize iyi okumalar dilerim.

İfşaat

Tüm gençlik yıllarını bir savaşta geçirerek, bugünlere geldik. Demokrasi uygulayıcıları, politikacılar bu yıllar boyunca, ulusa hiçbir gün mutluluk tattırmadılar. En iyi niyetlerle kurulan müesseseleri kısa süre sonra örene benzettiler.

Vatan cephelerinin bu müesseselerinde işi neydi?

Gençliği hırpalamak için, bu müesseseler, cop, bomba imalathaneleri mi olmalıydı?

O gençler ki, devrimciydiler. Atılgan, korkusuz eylem ve fikirleriyle Atatürkçüydüler. Bizim kuşaklar, ancak onlara yardımcı olabilirdi. Yoksa, devrimcilik iddiasında bulunmak şansları yoktu. Atatürk’ün büyük nutku ve Bursa nutku bizim zamanımızda da hüküm ve isteğini sürdürüyordu.

Ne yapabilirdik?

Şimdi size bir belge sunuyorum… Görün ki, değişen bir şey var mı? Bu belgelerdeki eylemler, Anayasaların üzerine titrediği demokrasiyi savunma ve korumak için mi yapılıyor?

Belgede adı geçenlere hiç bir art düşüncem yok. Sadece olayları dinletmek istiyorum size. Ne olmuş ki bu memlekette ki belgenin ortaya konduğu eylemlere gidilmiş…

İç savaş mı? Seferberlik mi var?

Fabrikalar sis bombaları ve coplar imal ediyor. Kentler havadan gözetim altında. Kulelerdeki nöbetçiler raporlar gönderiyorlar. Üniversite gençlerine serseriler deniyor. Sokaklarda cesetler ve yaralılar. Uçaklar havaları tarıyor, tanklar sokakları. Mahkemeler kuruluyor yeni yeni.

Bu görünümü bir belgeden ibretle, sabırla izleyelim isterseniz.

(Milli Savunma Bakanlığı sabık müsteşarı Orgeneral Salih Coşkun’un evrağı arasından)bulunarak Milli Savunma Bakanlığı’nın 7.9.1960 tarih, 456 sayılı yazısı ile gönderilen ve üzerinde Vekâlet İstişare Konseyi yazılı bulunan kırmızı kaplı blok not içindeki notlar)

Sahife: 1

Canip Paşa’dan: 30.4.1960 saat 13.00

a) 30-40 kadar avukat toplantı yapmışlar. Polislerle dağıttık 13.30’da bir toplantı olacağını haber aldık. Buna karşı da hazırız.

b) Birinci Ordu Kurmay Başkanlığı’ndan: Saat 13.45

1-) Üçüncü zırhlı Tugayı Belediye Sarayı önünde taarruza geçti.

Halktan ve talebeden yaralanan ve tanklardan ezilenler var. Topluluk Saraçhanebaşı ile Belediye Sarayı arasındaki kesafet peyda ediyor. İki piyade alayı ile bir piyade alayının, ayrıca Hadımköy’den […] biryiz.

2-) Saat 14.20 Kurmay Başkanlığı'ndan:

Beyazıt kulesinden alınan rapora göre Belediye Sarayı bölgesinde bir hasar yoktur. Yalnız Beyazıt’tan Sultanahmet’e doğru ilerleyen 2000 kişi kadar kuvveti birliğimiz tayzik ediyor. Köprüler açık. Vilayet ile Belediye Sarayı bizim muhafazamız altında.

Çorlu’dan bir piyade alayı İstanbul’a yürümesine, iki topçu taburunun Çatalca’dan bir piyade alayını ve ayrıca Kadımköy’den bir tank bölüğünün İstanbul’a yürümesine, Babaeski’den birinci zırhlı tugayın piyade ve tank taburlarının İstanbul’a yürümesine emir verildi.

Sahife: 2

3-) Fahri Paşa’dan: Saat 15.00

Beyazıt meydanından gelen topluluğu Ankara sinemasının yanında geriye doğru inen yolda kıt’alarımız sıkıştırıyor. Göz yaşartıcı bomba yok. Orada varsa aldıralım. Bu bölgenin emir ve kumandası 61’inci Tümen Kumandanına verildi.

Erkanı Harbiye Reisi de toplantı olan yerleri helikopter ile tespit ediyor ve birliklere ikaz emirleri atıyor. Kule ile irtibat halindeyiz. Duruma hakimiz. Talebeler halk ile karışıktır. Onun için yakalanamıyorlar.

Çemberlitaş’ın karşısında duran bir tanka birkaç talebe atlamıştır. Erler yakalamışlar fakat halkın arasına karışıp kaçmışlar. Bu hadise yurtlarla alakalı semtler civarında oluyor. Asker yürüyünce yurtlara kaçıyorlar ve asker ayrılınca tekrar çıkıyorlar.

Sahife 3:

Refik Tulga rahatsızlık geçirmiş. Kendisine izin verilmiş. 61’inci Tümen Kumandanı kumandayı eline almış. Sis bombalarını toplatalım. Ne kadar varsa.

Köprü açık olduğundan bir kısım insanların kayıklarla Eminönü’ne, Eminönü’nden Karaköy’e geçtiğini öğrendik. Tertibat aldık. Bunun karşı tarafa geçmek isteyen halk olması da muhtemel.

4-) Saat 15.10 Emniyet Umum Müdürüne telefon,

İstanbul’da göz yaşartıcı bomba kalmamış, sizde varsa göndermenizi rica ediyor.

Cevap: Dün sabah 500 bombayı polis aldı. Şimdiye kadar tahminen 100 bombanın sarf edildiğini sanıyorum. Daha 400 bombaları var. Burada da pek az kaldı. Makine Kimya’ya yaptırıyoruz.

Menderes, 5 Bin Lira Yolluyor

Sahife 4:

5-) Saat 15.45 30/4 Ordu Donatım Daire Başkanı Yekta Paşa’dan:

10.000 göz yaşartıcı bomba sipariş etmişler. 3.000 tanesi Çarşamba günü verilecek. 2.000 Ankara’ya, 3.000’i İstanbul’a, 5.000 ihtiyat kalacak.

(Taksim tasavvuru)

 

6-) Canip Paşa’dan: Saat 16.99

Hiçbir şey olmadı, 50-60 kişilik bir grup Bornova’dan İzmir’e gelirken dağıtıldı. Basmahane bölgesinde 50-60 kişilik grup müdahalesiz dağıldı. Şimdi Basmahane civarında ufak tefek gruplar dolaşıyor. Haizi ehemmiyet bir şey yok. Karşıyaka’dan kaymakam kuvvet istedi İhtiyati tedbir olarak.

Oraya Merkez Kumandanı gitmiştir.

7-) Adnan Bey Ordu Kurmay Başkanına 5.000 lira gönderecekti, söyledi. Pazartesi günü muamelesini yapalım

 

Sahife 5:

8-) Kurmay Başkanından: Saat 17.00

Ordu kumandanımız helikopterle dolaşıyor. Henüz dönmedi. Birliklerden aldığımız bilgilere göre 66’ncı tümeni Radyo evini, Valinin evini kordon altına aldık. Spor Sergi Sarayı istikametinde ufak tefek gruplar gidiyor. Kuvvet sevkettik: Endişeyi mucip bir hal yok.

9-) Kurmay Başkanından: Saat 18.35

Şimdi Ordu Kumandanı geldi. Helikopterle dolaşmış, mühim bir şey yok. Yalnız bir küçük yürüyüş grubunun Eminönü’nden […] istikametinde gittiğini görmüş. Şimdi Pangaltı Harbiye istikametinde geliyormuş, Harbiyeye 400 metre mesafede.

İki bölük sevkedildi. Saraçhane-Belediye Sarayı bölgesinde elinde 10 bayraklı ve 100 de erkek olmak üzere bir grup yakalandı.

u/InevitableEarly5348 — 3 months ago

Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | Köy Anketi Sonuçları (İkinci Bölüm)

Hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim. Bugün sizlere 11 Kasım 1969 tarihinde Devrim Gazetesi'nde yayımlanan "Köy Anketi Sonuçları" isimli yazının kalan kısımlarını paylaşacağım.

Hepinize iyi okumalar dilerim.

Köyde Açlık

Köy Anketi’nin ortaya koyduğu başka bir sonuç Türkiye’nin her bölgesinde önemli miktarda köylünün açlık tehlikesinden kurtulamayışıdır. Yıl içinde kısa ya da uzun süre köylü gıda sıkıntısı çekmektedir.

Köylülere geçen yol aç kaldıkları günler olup olmadığı sorulmuştur. Ege ve Marmara gibi bölgelerde dahil köylü ailelerinin dörtte birine yakın kısmı açlık çektiklerini söylemişlerdir.

Açlık oranı, Doğu’da ve Karadeniz Bölgesi’nde iyice yükselmektedir:

Soru: Geçen yıl aç kaldığınız günler oldu mu?        

Tarım Bölgeleri Yüzde Olarak “Evet” Cevabı Verenler
Orta Kuzey 42
Ege 22
Marmara 25
Akdeniz 33
Kuzey Doğu 66
Güney Doğu 48
Karadeniz 52
Orta Doğu 54
Orta Güney 41
Türkiye Ortalaması 42

Dışa Kapalılık

Toprak sıkıntısına ve şehirlere akın isteğine rağmen, Türk köyü hala oldukça hareketsiz bir manzara göstermektedir. Köylü erkeklerin yüzde 88’i bütün hayatlarını kendi köylerinde geçirmişlerdir. Ayrıca yüzde 6 kadar köylü, 16 yıldır aynı köyde yaşamaktadır.

Yakın köy ve kasabalara ziyareti de, daha çok erkekler yapmaktadır. 8 kadından 5’i köyün dışına çıkmadan ömürlerini geçirmektedir. Köylülerin yarısından çoğu hayatında mektup dahi yazmış değildir.

Köylülerin yüzde 56’sı, hayatlarında hiç sinemaya gitmemiştir. Yüzde 52Si hiç gazete okumamış ya da birisi okurken dinlememiştir. Yüzde 56’nın radyodan da haberi yoktur ya da hayatlarında bir iki kez radyo dinlemişlerdir.

Şehre doğru artan göçlere rağmen köylü ailelerin yüzde 77’sinin şehirde yaşayan kimseleri yoktur. Frey, “Kitle haberleşme araçlarından böyle bir nispi habersizlik şartlarında, dünyada olup bitenleri en iyi bildiği sanılan birkaç kişi, pek çok bakımdan önem kazanmaktadır” demektedir.

Aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, muhtarlar ve imamların dahi dış alemle irtibatları pek geniş değildir

(Cevap verenlerin yüzdesi olarak) Muhtar İmam Köy Erkeği
Telgraf Gönderme 33 40 28
Telefonda Konuşma 74 51 46
Doktora Gitme 75 74 59
Tarım Memuruna Danışma 77 29 23
Kredi Alma 63 45 46
Hükümetten Tohum ve Gübre Alma 47 34 34

Hükümetin Dediği Olur

Köylülerin yüzde 62’si hayatlarının kendi kontrollerinin ötesinde dış güçler tarafından tayin edildiğini düşünmektedir.

Köylü okul, yol yapımı, su gibi köy yaşantısını iyileştirebilecek hizmetleri genellikle hükümetten beklemektedir. Köylülerin yüzde 27’si, içinde oturdukları evlerin ıslahını dahi hükümet işi saymaktadır.

Türk köylüsü, daha iyi yaşama şartları için kendine değil, hükümete güvenmektedir.

Köylüler anketçilerin birçok sorularını “Hükümetin dediği olur” diye cevaplandırmıştır. Frey bu tutumu “Pasif ve Kaderci” bulmaktadır.

Köylüde ulusal düzeyde iktidara katılma isteği yoktur. Köy planında da köylülerin yüzde 18’i “köyü bir adam yönetir”, yüzde 36’sı da “birkaç adam yönetir” demektedir.

Resmi kişilere saygı vardır. Muhtar köyde en nüfuslu kişi sayılmaktadır. Bu nedenle Frey, köy kalkınmasının muhtara dayandırılarak yürütülmesi gerektiğini yazmaktadır.

Köylünün köy dışındaki resmi kişilerle teması çok azdır. En çok gördüğü jandarma ve tahsildardır.

Resmi Kişiler En Az Ayda Bir Gelen Ayda Birden Az Gelen Hiç Gelmeyen
Kaymakam, Nahiye Müdürü 25 41 34
Askeri Kişiler 7 19 72
Polis ve Jandarma 91 6 2
Tahsildar 19 77 4
Eğitmen, Öğretmen (Köy Dışından) 7 60 32
Tarım Görevlileri 22 34 42
Sağlık Memuru, Doktor 54 27 18
Postacı 62 11 27

Bu tabloya dayanarak Prof. Frey köylünün hükümet temsilcisi diye en çok jandarmayı gördüğünü belirtmekte, tarım memuru ve doktor köye çok daha sık gittikçe, köylü davranışının değişeceğini ileri sürmektedir.

Köylüde Şehir Özlemi

Buraya kadar Türk köyünden kötümser bir tablo çıkmaktadır. Fakat iyimserlik unsurlarını da hesaba katmak gerektir.

Anket sonuçlarına göre din, köy hayatında aktif bir güçtür. Hemen her köyde cami ve mescit vardır. Bununla birlikte, Türk köylerinde gelenekçilik, kökleşmiş bir ideoloji haline gelmiştir.

Doktrin gereği, yeniye karşı eskinin savunması yapılmamaktadır. Yeniliğe karşı direnme zayıftır.

Köylülerin yüzde 96’sı okulun çocuklar için iyi bir şey olduğunu söylemiştir. Köylülerin yüzde 49’u erkek çocuklarının, yüzde 26’sı kız çocuklarının üniversite öğrenimi yapmasını arzulamaktadır. “İlkokul yeter” diyenlerin oranı yüzde 11’dir. Kızlar için bu oran yüzde 34’ü bulmaktadır.

Cahil erkeklerin yüzde 60’ı okuma yazma öğrenme isteğindedir. Okuma yazmaya “hayır” diyenler, genellikle yaşlı kişilerdir. Erkeklerin yüzde 75’i köyde meslek eğitiminden geçmeye hazırdır.

Yüzde 89 gazetelerin, yüzde 85 radyonun iyi bir şey olduğunu söylemektedir. Gelenekçi cahil kadınlar dahi, gazeteye iyi gözle bakmaktadır.

Köylülerin yüzde 24’ü kendilerini eski kafalı, yüzde 59’u modern saymaktadır.

Köylülerin yüzde 80’i şehir hayatını köy hayatına tercih etmektedir. Bunlara göre, insan şehirde daha mutlu olur, daha iyi para kazanır, sanat öğrenir, çocuklarını daha iyi yetiştirir.

Şehir sevgisi güçlüdür. Köylülerin ancak beşte biri şehrin ahlak bakımından kötü bir yer olduğunu düşünmektedir. Dörtte bir “şehirde insan yalnız kalır” endişesindedir. Beşte iki “şehre giden ailesini unutur, dostunu unutur” demektedir, ama her beş köylüden dördü şehirde yaşamayı arzulamaktadır.

Bu durumda Frey, Türk Köyünde “fikri bakımdan ilerlemeye engel yok” yargısına varmaktadır. İlerlemeyi fakirlik, yalnızlık, hareketsizlik ve cehaletin yarattığı kısır döngü engellemektedir. 

Bununla birlikte “Bir iş seçerken en çok neye önem verirsiniz? Ücretin yüksekliği mi, prestiji m, sağladığı yetki mi, duyulan ilgi mi, işin kolaylığı mi en önemlidir?” sorusuna köylülerin çoğu “işin kolaylığı” cevabını vermişlerdir.

Kadınlardan çok erkekler, en başta işin kolaylığını düşünmektedirler.

Frey, bu tutumda köy hayatının güçlüklerinin büyük rol oynadığını kabul etmekle birlikte, yüksek ücret, prestij, kudret yerine kolaylığı ön planda tutulmasını şaşırtıcı bulduğunu belli etmektedir.

u/InevitableEarly5348 — 3 months ago

Devrim Gazetesi'nden Alıntılar | Köy Anketi Sonuçları (Birinci Bölüm)

Hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim. Bugün sizlere 11 Kasım 1969 tarihinde Devrim Gazetesi'nde yayımlanan "Köy Anketi Sonuçları" isimli yazının belirli kısımlarını paylaşacağım.

Hepinize iyi okumalar dilerim.

Giriş

Amerikan Yardım Teşkilatı ile Devlet Planlama Teşkilatı’nın birlikte yürüttükleri “Büyük Köy Anketi” sonuçları, şimdiye kadar Türk Kamuoyu’ndan gizli tutulmuştur. Anketin amacı, ülke çapında Türk Köylüsünün davranışlarını tespit etmek ve köy hakkında bilgi toplamak idi.

Yüzlerce Türkün yürütülmesine katıldığı anketin yöneticiliğini, Frey başkanlığındaki Hyman, Wayland, Lerner, Pool gibi Amerikalı profesörler, “Danışma Ekibi” adı altında yapmışlardır.

Anket sonuçları Amerika’ya götürülerek orada değerlendirilmiştir. Prof. Frey ilk bulguları yayımlamıştır. Türk Kamuoyu’ndan şimdiye kadar gizli tutulan anket sonuçlarından ilgi çekici bulduklarımızı okuyucularımızı duyuruyoruz.

Köylüler ve Atatürk

Atatürk’ün ölümünün 31. yıl dönümünde, önce anketin Atatürk’le ilgili sorusundan başlayalım. Frey ekibi, muhtarlara, imamlara ve köy erkeklerine “en çok takdir ettikleri iki kişinin” adlarını sormuştur.

Muhtarların yüzde 54’ü bu iki kişi arasında Atatürk’ün adını vermişlerdir. Köy erkeklerinde bu oran yüzde 36’ya, imamlarda ise yüzde 29’a düşmektedir.

Demek ki, köy erkeklerinin yüzde 64’ü ve imamların yüzde 71’i Atatürk’ü en çok takdir ettikleri kişiler arasında görmemektedir. 23 yıllık “Cici Demokrasi” köylerde büyük kurtarıcının adını geniş ölçüde unutturmuştur.

Öğretmen Öncülüğü

Atatürk, “Öğretmen”i köy önderi olarak görmüştü. Fakat Köy Anketi, öğretmenin köyde pek az nüfus sahibi olduğunu, hatta köye yabancı bir kişi sayıldığını göstermektedir. “Köyde en büyük nüfusa sahip olan kimdir?” sorusuna hiç kimse “Öğretmendir” dememiştir.

Toprak anlaşmazlıklarını çözmede öğretmen sayılmaktadır. Çeşitli sorunlarda öğretmene verilen öncem şöyledir.

Soru "Öğretmendir" Cevabı Verenlerin Yüzdesi
Yenilik Getiriciler Kimlerdir? 15
Çiftçilik Sorunlarında Köy Lideri Kimdir? 1
Toprak Anlaşmazlıklarında Köy Lideri Kimdir? 0
Köyde En Nüfuslu Kişi Kimdir? 0
En Büyük Saygı Uyandıran Kişi Kimdir? 3

Bu tabloya dayanarak Frey, “Öğretmen, esas itibariyle köyün iyice oturmuş sosyal yapısının dışındadır” demektedir. 

“Dünyada olup bitenleri en iyi kim bilir” sorusuna dahi, okumuş erkeklerin yüzde 29’u “Muhtar”, yüzde 19’u ise “Öğretmen” cevabını vermektedir. Okumuş kadınların yüzde 43’ü “Her şeyi en iyi muhtar bilir” demektedir.

”Öğretmen bilir” diyenlerin oranı yüzde 13’tür.

Köyün Dört Özelliği

Frey, Türk köyünde gelişmeyi engelleyen dört özellik görmektedir. Bunlar fakirleşme, yalnızlık, hareketsizlik ve cehalettir. Yalnızlık ve hareketsizliği daha önce gördük. Fakirleşmeye gelince, Frey bu konuda şu bilgiyi vermektedir:

  1. Köylülerin yüzde 53’ü yalnız karasaban kullanmaktadır.
  2. Ailelerin yüzde 55’i ikiden az odası olan meskenlerde barınmaktadır. Yüzde 72 kendi kol gücüne ya da öküze dayanmaktadır.
  3. Yüzde 97 tek başına ya da ortak olarak traktöre sahip değildir.

Bu yüzden fakirliğin “kısır döngüsü” işlemektedir. Köylü gelirlerindeki artış, yatırıma değil, tüketime gitmektedir. Ekstra gelir, gıda maddeleri, gaz, giyim ve ev eşyaları için harcanmaktadır.

Aşırı fakirlik, yenilik ve teşebbüs ruhunu öldüren psikososyal baskılar yaratmaktadır. Hareketsizlik, yalnızlık ve fakirliğin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Cehalete gelince, köylülerin yüzde 71’i açıkça okuma yazma bilmediğini söylemektedir. Köylülerin yüzde 28’i okula devam ettiklerini söylemişlerdir. Köylülerin yüzde 28’i okula devam ettiklerini söylemişlerdir. Fakat bunların yüzde 58’i beş yıllık ilkokul öğrenimini yapmış değildir.

UNESCO ölçüleriyle, öğrenilenin unutulmaması için en azından dört yıllık bir öğrenim gereklidir. Daha az bir süre okula gidenler, öğrendiklerini unutmaktadır. Bu nedenle Frey, Türk Köyünde cehalet oranının yüzde 80-85’e yükseldiğini hesaplamaktadır.

Frey’e göre “Cehalet fakirliğin kısır döngüsünü tamamlar, bir anlama göre çıkış yolunu kapar.” Öylece “geleneksel hayat biçimlerinin kendi kendini esleyen hareketsizliği” ortaya çıkmaktadır.

Sandık Demokrasisi ve Köyler

1962 yazında yapılan araştırmada, köylülerin yüzde 79’u genel seçimlerde oy kullandıklarını söylemişlerdir. Fakat köylülerin ancak yüzde 65’i herhangi bir siyasi partinin adını bilmektedir.

Yüzde 35, siyasi partilerin adlarından dahi habersizdir. Oy hakkına sahip köylü kadınlardan yüzde 50’si hiçbir siyasi partinin adını söyleyememektedir. Frey, bu durumda “köylülerin ir kısmı oylamıyor, oylatılıyor” demektedir.

Partilerin adından dahi habersiz seçmenlerin oranı, Güney Doğu ve Orta Doğu Bölgelerinde çok daha yüksektir. Türkiye ortalaması yüzde 34 olduğu halde, bu bölgelerde oran sırasıyla yüzde 46 ve yüzde 55’e ulaşmaktadır.

Ege’de bu oran yüzde 25, Akdeniz bölgesinde ise yüzde 26’dır. Oysa 27 Mayıs Devrimi’ne kadar, köylerin büyük çoğunluğunda DP ve CHP ocakları mevcuttu. Parti adlarının bilinişinde bu ocakların varlığının etkisi büyüktür. Buna rağmen, seçmenlerin önemli bir kısmının, partilerin adlarından dahi habersiz oluşu dikkat çekicidir.

Toprak Reformuna İnanılmıyor

Köylüler, köy ihtiyaçları sorulunca en başta su ve yol demektedirler. Ancak yüzde 10, “en önemli” sorunun toprak yetersizliği, toprakların adaletsiz dağılışı olduğunu söylemekte, hükümetlerin toprak dağıtma vaatlerinin boşluğuna parmak basmaktadır.

Köylülerin yüzde 18’i durumlarının iyiye, yüzde 27’si ise kötüye gittiğini ileri sürmektedir. Yüzde 54 ise, durumlarının değişmeyip aynı kaldığını belirtmektedir.

Mensup olduğu ailenin prestijinin artıp artmadığı sorusuna ise yüzde 38 "arttı", yüzde 44 "azaldı" cevabını vermekte, yüzde 14 ise "değişiklik yok" demektedir.

 

u/InevitableEarly5348 — 3 months ago