
KADRO |Geri Teknik ve Geri Emeğin Sefaleti
Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.
Bugün sizlere, Bugün sizlere, Şevket Süreyya Aydemir tarafından 1932 yılında kaleme alınan ve Kadro dergisinde "Geri Teknik ve Say'in Sefaleti" başlığı ile yayımlanan bir yazıyı paylaşacağım.
Bu yazıda, geri tekniğe ve geri emeğe sahip olan memleketlerin tarihsel akıbetlerine, bu iki unsura karşı yürütülecek mücadelenin temel esaslarına, Büyük Buhran'ın milli kurtuluş hareketleri >!(ve onun en başta gelen örneği olan genç Türkiye Cumhuriyeti)!< için ne anlama geldiğine değinilmiştir
Keyifli okumalar dilerim.
Geri Teknik ve Say'in Sefaleti
Bizim fikri telakki >!(görüş)!< tarzımız ile hükümlerimizi tayin eden, kendi felsefi kültürümüzdür.
Halbuki bu kültür, harpten evvelki Avrupanın hayat ve cemiyet şartlarının felsefi izahına istinat eder >!(dayanır)!<. Bunun içindir ki, Türk münevverlerinin >!(aydınlarının)!< alemi telakki tarzı, harpten evvelki Avrupanın klasik inkişaf kanunlarından tamamıyla gayri >!(başka)!< bir istikamet takip eden yeni Türk cemiyetinin >!(toplumunun) !<ideolojisini idrakte, bir felsefi engel oluyor.
Binaenaleyh >!(bundan ötürü)!<, Türkiye'nin yeni inkişaf >!(gelişim) !<istikametlerinin izahı davasında bizim ilk mücadele edeceğimiz şey, Türk münevverinin, eski bir alemin telakki tarzına istinat eden felsefi kültürüdür.
Bugünkü Türkiye nasıl bir tarihi seyrin mahsulüdür ve bugünkü Türkiye nasıl bir tarihi inkişafa gebedir?
Bu bir davadır ki, bu davanın gerek konuluşunda, gerek tahlilinde, gerek hükümlere raptedilişinde >!(bağlanışında)!<; fikir mekanizması eski bir alemin telakki usulleriyle işlenen münevver, tamamıyla kuvvetsiz ve teçhizatsızdır denilebilir.
Mesela, gafil Avrupalı müverrih, bize son asrın Çin tarihi diye, 1841'de bir Afyon Harbi, 1900'de bir Boxer Muharebesi veren 400.000.000'luk bir insan kütlesinin bir asırlık uykusunu tasvir eder.
Halbuki bu devrin Çin tarihi, Çin tezgahı ile Manchester dokuma makinası, Çin "Kuli"si ile, Manchester'daki mensucat amalesi >!(işçisi)!< ve sanayicisi arasındaki amansız harbin; Çin'de Çin sayinin >!(emeğinin)!< kıymetsizleştirilmesi ve sefilleştirilmesi seyrinin hazin hikayesidir.
Öyle ki, 1841'de, afyon içmek istemeyen Çinlilerin kurşuna dizilişi ve 1900'de Pekin sarayının bir takım üniformalı generaller tarafından yağma edilişi, Çinin bütün bir asır boyunca soyulması ve müstemlekeleştirilmesi >!(sömürgeleştirilmesi)!< macerasının ancak bir nümayişidir.
Fakat gafil Türk münevveri, gafil Avrupalı müverrihin >!(tarihçinin)!< bu hikayesini aynen alır ve bir lokma afyon gibi yutar ve uyuşur. Bu yarı uykulu adamı konuşur ve yazar gibi göründüğü zaman dinlerseniz, birden bir şeyleri aynen alan ve aldıklarını aynen satan bir medyumun karşısındayım sanırsınız:
Onun bize anlattığı şeyler, adeta bir afyonlu uykunun bir sarı perdeye akseden hayali kadar kabuslu ve hazindir.
Siz, tam bir asır süren bir soyulma hikayesi tasavvur eder misiniz?
Meksika'da Fernand Kortez "Aztek" medeniyetinin bütün meyvelerini bir yağmada bitirdi ve medeni kisvesinden soyulan Aztekli, bir gün içinde, Roşoz çalılıklarına sürülmüş bir "Kırmızı Derili Vahşi" haline geldi.
Halbuki Sarıdeniz kıyılarından Ege denizi sahillerine kadar yayılan bütün ülkelerde "Hayat Hakkı"nın ve "Say Kıymeti"nin >!(emeğin kıymetinin)!< sıfıra indirilmesinin seyri tam bir asır sürer.
Bu ülkelerin bütün şehirlerinde, her çeşit maden üstüne minyatür işler yapan sanatkarın; sanatında kudretli bir sır halini alan ipek dokuyucusunun ve mensucat >!(tekstil)!< işçisinin; toprağa "çini"nin derinliğini ve deriye ateşin rengini veren haysiyet ve itibar sahibi sanayi erbabının; Çay, pirinç, pamuk tarlalarında açlığını bir din haline getirip bedavaya çalışan bir adam yahut büyük bir şehrin sokaklarında hamallık arayan birer perişan gurbetçi tipine gelmesi için tam bir asır geçmiştir.
Garpta sanayinin inkişafı, Şarkın ve o meyanda memleketimizin sanayisizleşmesi ve hakirleşmesi hesabına mal oldu.
Garptaki sınai >!(endüstriyel)!< inktişafın >!(gelişimin) !<neticesi, bütün müstemleke ve yarı müstemlekelerde "Say"in kıymetsizleştirimesi oldu.
Milli kurtuluş hareketlerinde ve o meyanda >!(sırada)!< bu hareketlerin en ileri örneğini veren Türkiye'de, sınai inkişafın gayesi, "Say"in kıymetlendirilmesi olacaktır.
"Kıymetsiz say" geri tekniğin ve geri teknik ise müstemleke rejiminin ifadesidir.
Bunun içindir ki Türk inkılabının; cemiyetin yeniden kuruluşu bahsinde objektif mevzusu, her şeyden evvel, geri teknikli Türk cemiyetinin ileri teknikli Türk cemiyetine istihalesi >!(ileri teknikli Türk cemiyetine doğru değişim geçirmesi) !<ve bu suretle de Türkiye'de "Say"in "Kıymet" ve "İtibar" kazanışıdır.
Binaenaleyh Türk inkılabının şimdi içinde yaşadığımız merhalesi>! (aşaması)!<, ileri tekniğin geri teknikle, ileri tekniğe has olan usul, kaide ve müesseselerin, geri tekniğe has olan usul kaide ve müesseselerle mücadelesi devridir.
Türk inkılabının kendi tarihi misyonunu tamamlayabilmesi için, ileri tekniğe has olan usul, kaide ve müesseselerin bu mücadelede galebesi>! (baskın çıkması!<) ve Türkiye'de yerleşmesi lazımdır.
Bir zaman müstemleke ve yarı müstemlekelerin sefalet haddini, büyük sanayi memleketlerindeki tekniğin terakki >!(gelişim)!< derecesi tayin ederdi.
Şimdi müstemleke ve yarı müstemlekelerle iktisaden tabi >!(bağımlı)!< memleketlerde tekniğin terakki derecesi, büyük sanayi memleketlerindeki sanayi dağılışının haddini ve şiddetini tayin edecektir.
Metropollerin, yani başka memleketlerden çekilen fazla kıymetler hesabına yaşayan memleketlerin teknik temeli günden güne sarsılıyor. Müstemleke ve yarı müstemlekelerin istismarına istinat eden rejim, artık tabii ömrünü yaşamıştır.
Bize "buhran" diye anlatılan şey, hakikatte, eski istismar >!(sömürü)!< nizamına göre kurulmuş eski metropol hegemonyasının teknik bazının bir sarsıntısından başka bir şey değildir.
Binaenaleyh buhran, bünyeleri dağılmaya yüz tutan büyük sanayi memleketleri için bir ızdırap, fakat kendi milli iktisat sistemlerini kurabilmeleri, ancak bu müesses sanayi hegemonyasının tasfiyesine bağlı olan bizim gibi memleketler için sadece bir "doğum ağrısı"dır.
Siyaseten olduğu kadar iktisaden de müstakil bir Türkiye'nin teessüs edebilmesi için, Garpta "buhran" denilen şeyin biraz daha devamı ve biraz daha derinleşmesi lazımdır. Çünkü bizim ve bize benzer memleketlerin iktisadi inkişafı, garptaki sanayi buhranının baş amillerinden biridir.
Garp tarihinde sanayinin ve tekniğin mihaniki bir inkişaf seyri vardır.
Mihaniki inkişaf >!(Mekanik gelişim)!<; cemiyetin tabiata karşı mücadelesinin değil, cemiyetin kendi parçaları, yani şahıslar, zümreler ve sınırlar arasındaki rekabetin ve menfaat mücadelesinin zaruri kıldığı teknik inkişaftır.
Vakıa >!(bununla birlikte)!< tekniğin bu fütuhatı da >!(zaferi de)!< bir bakışta, insanın tabiata karşı bir zaferidir gibi görünür. Filvaki >!(gerçekten de) !<bu görüş de tam hatalı değildir.
Fakat şu da var ki, cemiyetin tabiata karşı bu zaferi bir takım cemiyet parçalarının, yani öte taraftaki fertler ve zümreler karşısında beri tarafta, topyekün memleketlerin esirliği ve sefaleti pahasına mal olmuştur.
Türkiyenin ve Türkiye'ye benzer memleketlerin iktisadi esareti, Garpta tekniğin bu mihaniki ve mütearrızane >!(saldırganca) !<inkişafının bir neticesi ve binaenaleyh Türkiye'de ve Türkiye'ye benzer memleketlerdeki Milli kurtuluş hareketleri de her şeyden evvel tekniğin bu mihaniki inkişafının bir reaksiyonudur.
Mihaniki inkişafın zıttı, cemiyet içinde teknik terakkilerin bir kısım cemiyet unsurlarının diğer kısım cemiyet unsurlarına karşı bir rekabeti değil, cemiyetin tabiata karşı bir mücadelesi şeklinde seferber edilişidir.
İleri teknik, kıymetli say ve planlı inkişaf,
Türk inkılabının bugünkü merhalesini karakterize eden ve bize bu inkılabın kendine has inkişaf istikametini veren üç semboldür.
Binaenaleyh bizim için milli iktisadiyat demek: her türlü müdahalelerden masun bir milli hudut içinde bir milli hükümet, ileri teknik, planlı inkişaf ve kıymetli say demektir.
Türk vatanının ovalarını, dağlarını dolduran insan kalabalığının adele (kas) kuvveti, her türlü tezatlardan tasfiye edilmiş ileri bir ziraat ve sanayi tekniği içinde ne zaman bir "kıymet" iktisap ederse, Türk inkılabının milli iktisat sistemi o vakit kurulmuş olur.
Hinditan'da "fakir", geri tekniğin ve kıymetsiz insan sayinin bir sembolüdür ve "fakirizm" istismar norması >!(ölçüsü)!< yüzde 1000'e varan bir cemiyette "Say"in ve dolayısıyla hayatın bedavalaşması demek olan "Say Sefaleti"nin bir mezhep haline getirilişidir.
Bir cemiyette insan ne kadar hakirleşebilir?
Bir cemiyette sefaletin hududu ne mertebe genişler?
Bir cemiyette istismar norması ne hadde kadar artabilir?
Bunu görmek isteyenler, Avrupanın on dokuzuncu asırdaki teknik terakkilerinin bütün Şark memleketlerine hediye ettiği acı ve insanlık için haysiyetsizleşen hayat seviyesini bir defa gözden geçirebilirler:
Benares meydanlarında akrobatik marifetler gösteren bir "fakir" ile, dağ başında inzivaya çekilmiş derviş ve yeraltı inlerinde bir okkası bir kuruşa iplik büken çulha, Şarkın ücra köşelerinde bin ilmiği bir kuruşa halı dokuyan kız, iptidai tekniğe mahkum kılınmış cemiyetin ve kıymetsizleştirilmiş insan sayinin hazin misalleridir.
Fakir, derviş, inde çalışan çulha ve halı tezgahında köle olan kız, bizim tipimiz değildir!
Kadro, Haziran 1932