Zengin mi fakir mi sizce?
Kahve Soğumadan: Türkçede Tartışmanın Altı Hâli
Anadolu’da tartışma çoğu zaman bir masada başlamaz. Bazen kahvenin önünde, bazen köy odasında, bazen belediye meclisinde, bazen de adliye koridorunda başlar. Konu değişir, ses değişir, insanların birbirine karşı aldığı konum değişir. Fakat İstanbul Türkçesi bütün bu sahnelerin üzerine çoğu zaman aynı fiili örter:
Tartıştılar.
Oysa aynı eylem değildi.
Bir sonbahar akşamı Kars’tan gelen yolcu trenden indiğinde kahvehanenin önünde üç kişi oturuyordu. Çaylar ince belliydi; masanın üzerinde yarım kalmış bir okey dizisi, pencerenin yanında da sesi biraz fazla açık bir televizyon vardı. Konu, kasabanın içinden geçirilecek yeni yoldu.
Muhtar haritayı açtı.
“Bakın,” dedi, “yol buradan geçerse çarşı rahatlar. Ama şu üç dükkânın önü daralır.”
Kimse bağırmıyordu. Biri eski yolu anlattı, biri kışın karın nerede biriktiğini, öteki minibüslerin nereden döndüğünü söyledi. Sorular soruldu, cevaplar verildi, mesele evirildi çevrildi.
Onlar TARTIŞIYORDU.
Buradaki tartışmak, kavga etmek değildir. Sözcüğün taşıdığı temel zihinsel hareket, bir meseleyi farklı yönleriyle ele almak, görüş ve bilgi alışverişinde bulunmaktır. İngilizcedeki discuss alanına yaklaşır.
Fakat kahvenin kapısı açıldı.
İçeri ilçeden iki öğretmen girdi. Biri yolun yapılmasını, öteki eski çarşının korunmasını savunuyordu. Birkaç dakika sonra konuşmanın yapısı değişti. Artık yalnızca fikir alışverişi yapılmıyordu. Her iki taraf da kendi tezini gerekçelendiriyor, karşı tarafın gerekçesindeki açığı göstermeye çalışıyordu.
“Çarşıyı rahatlatacağını söylüyorsun ama trafik ölçümü yaptın mı?”
“Peki sen koruma diyorsun; esnafın mal indirdiği kamyon nereye girecek?”
Bu kez KARTIŞIYORLARDI.
KARTIŞMAK, burada tartışmak ile aynı semantik kutuya atılmamalıdır. Mesele artık yalnızca konuşulmaz; karşıt savlar düzenli biçimde karşı karşıya getirilir. Sözcük bu nedenle İngilizcedeki debate kavramına ayrılabilir.
Gece ilerledi.
Çaycı üçüncü demliği koyduğunda dükkân sahiplerinden biri ayağa kalktı.
“Ben sana geçen sene de söyledim. O yol benim dükkânın önünden geçemez.”
Karşı masadan cevap geldi:
“Geçer. Tapu senin olabilir, yol senin değil.”
Artık kimse bir konuyu serinkanlı biçimde incelemiyordu. Herkes kendi iddiasının lehine neden gösteriyor, karşısındakinin iddiasını çürütmeye uğraşıyordu.
Onlar ÖCEŞİYORDU.
ÖCEŞMEK, bu kullanımda argue alanına yerleştirilebilir. Kartışmakta iki görüşün düzenli karşılaşması öne çıkarken, öceşmekte taraflaşma ve karşılıklı iddia belirginleşir. İnsan yalnızca bir görüş bildirmez; görüşünün arkasına geçer.
Kahveci o sırada boş bardakları topladı.
“Yahu,” dedi, “siz sabaha kadar öceşirsiniz. Yol yine yerinde durur.”
Bir cümleyle bütün akademik terminolojiyi devirdi.
Ertesi sabah taraflar belediyeye çağrıldı.
Bu defa masanın başında belediye başkanı vardı. Harita yeniden açıldı fakat amaç değişmişti. Kimse diğerini yenmek için konuşmuyordu. Dükkân sahipleri iki metre geri çekilmeyi, belediye servis yolunu genişletmeyi, minibüsçüler de güzergâhı değiştirmeyi önerdi.
“Sen bundan vazgeç, ben şuradan çekileyim.”
“Burayı korursanız buna razıyız.”
Taraflar GERİŞİYORDU.
GERİŞMEK, stratejik karşılıklılığın fiilidir. İngilizcedeki negotiate gibi, karşıt çıkarların bulunduğu fakat nihai hedefin bir uzlaşma veya anlaşma olduğu konuşma biçimini adlandırır. Öceşmekte insan kendi mevzisini savunurken, gerişmekte gerekirse o mevzinin sınırını değiştirir.
Fakat anlaşma olmadı.
Üç ay sonra aynı insanlar bu kez adliye koridorundaydı.
Dosyalar açıldı. Tapu kayıtları çıkarıldı. Bilirkişi raporu masaya kondu. Artık “bence” demenin değeri azalmıştı; parsel numaraları, mevzuat maddeleri ve resmi itiraz süreleri konuşuyordu.
Mesele artık kahvehanenin meselesi değildi.
Taraflar MARKIŞIYORDU.
MARKIŞMAK, uyuşmazlığın kurumsallaştığı noktayı karşılar. İngilizcedeki dispute kavramına yaklaştırılabilir: hak, mülkiyet, yükümlülük veya yetki gibi bir konuda ciddi ve çoğu zaman resmî süreçlere taşınabilen anlaşmazlık.
Dikkat edilirse aynı yol hakkında konuşan aynı insanlar vardı.
Ama fiil beş kez değişmişti.
Tartıştılar.
Kartıştılar.
Öceştiler.
Geriştiler.
Markıştılar.
Sonra iş değişti.
Mahkeme kararından birkaç hafta sonra belediyenin iş makineleri sokağa girdi. Eski dükkânın duvarına kepçenin ağzı değince dükkân sahibi kendini aracın önüne attı. Belediye görevlileri onu çekmeye çalıştı. Esnaf toplandı. Birkaç saniye içinde sözlü anlaşmazlık fiziksel karşılaşmanın sınırına dayandı.
İki taraf ERİLEŞTİ.
Burada artık fikirlerin karşılaşmasından değil, tarafların sert ve dramatik biçimde birbirine çarpmasından söz ediyoruz. ERİLEŞMEK, bu semantik düzen içinde İngilizcedeki collide fiilinin çatışmalı kullanımına yaklaşır.
İşte mesele tam burada ilginçleşir.
Modern Türkçede bütün hikâye rahatlıkla şöyle anlatılabilirdi:
“Yol konusunda tartıştılar. Sonra yine tartıştılar. Belediyeyle tartıştılar. Mahkemelik oldular. En sonunda kavga çıktı.”
Anlaşılırdı.
Ama çözünürlük düşerdi.
Çünkü TARTIŞMAK, KARTIŞMAK, ÖCEŞMEK, GERİŞMEK, MARKIŞMAK ve ERİLEŞMEK aynı olayın eş anlamlı altı süsü değildir. Önerilen bu ayrım kabul edildiğinde, her biri çatışmanın başka bir evresini adlandırır:
TARTIŞMAK → mesele üzerinde düşünsel alışveriş
KARTIŞMAK → karşıt tezleri düzenli biçimde karşılaştırma
ÖCEŞMEK → iddia ve gerekçelerle karşılıklı çekişme
GERİŞMEK → çıkarları uzlaştırmak için pazarlık etme
MARKIŞMAK → ciddi veya resmî uyuşmazlığa girme
ERİLEŞMEK → sert ve dramatik biçimde karşı karşıya gelme
Bu bakımdan Türkçenin zenginliği yalnızca “aynı şeyi söyleyen çok kelimeye sahip olmak” değildir. Asıl zenginlik, insan davranışındaki küçük farkları ayrı fiillere dönüştürebilme imkânıdır.
Kahvehanede tartışırsın.
Münazarada kartışırsın.
Sinirlenip delillerini masaya vurunca öceşirsin.
“Sen bir adım gel, ben bir adım geleyim” dediğinde gerişirsin.
Dosya adliyeye düşünce markışırsın.
Masa devrilince işler değişir:
Erileşirsin.
Ve Türkçenin asıl gösterisi tam burada başlar. Aynı iki insan, aynı mesele, aynı gün bile olabilir; fakat aralarındaki ilişkinin geometrisi değiştiği anda fiil de değişir.
Dil yalnızca ne olduğunu söylemez.
Nasıl olduğunu da adlandırır.
Kaynak zemini: Eski Uygur Türkçesi, Türkiye Türkçesi, tarihî ve çağdaş Türkçe söz varlığı, türetmeler ve Deniz Karakurt'un Aktarma Sözlüğü. Metindeki İngilizce eşleştirmeler bire bir tarihsel etimoloji iddiası olarak değil, semantik alanları görünür kılan işlevsel karşılaştırmalar olarak kullanılmıştır.