r/filoloji

Azgı

Erzurumlu bir arkadaşımın dedesi, arkadaşım çocukken çok ağladığı bir vakit ona "Geçmişini ***tiğimin azgısı, ne ağlıyor bu?" diye söylemiş. Arkadaşım bana "azgı" kelimesinin kökeni hakkında soru sordu fakat bende hem dijital sözlüklerde hemde elimdeki tarihsel-günümüz sözlüklerinde bu kelimeyi bulamadım. Köken olarak az- fiilinden geldiğini düşünüyoruz. Peki kökeni nedir?

reddit.com
u/Mertasa — 15 hours ago

Akrabalarınızdan Nasıl Bahsediyorsunuz?

Selamlar. Evinizde, yörenizde, çevrenizde alışılagelmiş akraba sözlerinin dışında kullanımlar var mı?

Şahsen anneanne yerine nine diyen kimseyi duymadım. Hala yerine bibi diyeni duydum. Dede değil de büyükbaba diyenle konuştum ama çok yargıladık.

Var mı daha farklıları?

reddit.com
u/Turkish_Teacher — 15 hours ago
▲ 120 r/filoloji

Babamda bu dovmeler var, cocuklugumdan beri ne anlama geldigini soylemiyor. Ne anlama geliyorlar ?

u/R-papelli — 3 days ago
▲ 51 r/filoloji+1 crossposts

Varlığın belirişini Türkçe üzerinden izah etmek.

Mühimsemek ve boğuşmak; dilin kurulma aşamasında tüm varlık müessesesine eşlik etmiş iki temel nosyon, bu takım çantasının iki demirbaşıdır. Ön Türkçede bunlar *ö- ve *u- biçimlerinde karşılık bulur.

​*ö:- ‘mühimsemek’, ‘ihtimam etmek’, ‘özen göstermek’ ve dağarcığa geç katılan ‘dikkat kesilmek’ ve ‘düşünce konusu etmek’ şeklinde çok katmanlı bir semantik güzergâha sahiptir. Dilciler, örneğin G. Clauson, işbu kökü ‘to think; to think of (something Acc.)’vari tanımlamalarla geçiştirip oldu bittiye getirmeyi sevseler de Eski Türkçe ö:g uzantısının ‘müfekkire’ anlamının yanı sıra ‘anne, valide’ anlamına da geliyor olması ve ö:g-/*ö:k- ‘övmek’ türevinin varlığı meselenin salt ‘düşünmek’ değil, ‘birini(n iyiliğini) düşünmek’ olduğunu gün gibi açığa çıkarır. Edilgen çatısı *ö:l- ‘düşünülmek ve hatırlanmak, hatırda yaşamak, yâd edilmek’ olmalıdır, ki bu bugün bildiğimiz öl- ‘to death’ fiilinin ta kendisidir.

​*u- ‘muktedir olmak, kapasitesi kafi gelmek’; dolayısıyla direnç (Widerstand) ile girişilen muharebeyi, itiş kakışı anlatır. İstek, sözünü geçirmek isteyip geçiremediği özge bir mevcudiyet ile kafa kafaya geldi mi bu boğuşma cereyan eder ve tosladığı duvarın etrafından dolaşmak veyahut kurnazca tertipler icat etmek gibi manevralara başvurur. Nitekim bu, isteğin hâlihazırda hükümran olduğu ve bu tarz manevraları gereksindirmeyen bir iç krallığın varlığını faş ettiği gibi bunun bir de çeperi, hudutu, dolayısıyla kendinden gayrı -hükmünün geçmediği- bir hariciyesi olduğu fikrini dimağa aşılar. İşte Descartes'ın özne-nesne dikotomisi, bizzat bu dirence çarpma ânının mührünü bastığı düzmece bir yarılmadan artığı değildir.

Mühendis ve sanatçılarımız, tam da bu sağır direnci layığıyla yontup ehlileştirmeleriyle nam salmışlardır. Mevzubahis kökten neşet eden Eski Türkçe u:z da, kaba atılımın tıkandığı yerde direnci yontabileni, eşyanın inadına maksatlı bir şekil kazandıranı; yahut ikincil bir veçheyle, irade eliyle hakkıyla yontulmuş olan direncin kendisini imler: ‘1. mahir, usta 2. güzel, bedii (başat anlamıyla Eski Yunanca τέχνη muadili)’. Bununla aynı ekten nasibini almış bir başka sözcüğümüz daha var: Eski Türkçe ö:z ‘ruh, iç ve merkez, kendilik’, ancak bu semantik durağa, varlığın ‘ihtimam eden’ fâili üzerinden mi yoksa ‘ihtimam edilen’ nesnesi üzerinden mi varıldığını kestirmek ilk bakışta zordur. Üstte sözünü ettiğimiz ö:g ‘ihtimam eden > anne’ uzantısı göz önüne alındığında, aynı anlam hattını takip etmemelerinden ötürü ikinci senaryo çok daha muhtemeldir. Öte yandan pre-dikotomik bir fazda, retrospektif bir projeksiyonla kendimizi ihtimam eden merci tahtında vehmedebilmek aklen muhal değildir; önce mühimseyeni, akabinde ihtimam edimini, nihayetinde meful kendimizi görürüz. İlk faile ö:g demiş oluşumuz birçok açıdan manidardır.

Yer-suda, direnenlerle birlikte ihtimam edenlerin de varlığını kabul ettiğimizde, bu iki kutupla kuracağımız iki farklı irtibat biçimimiz olacaktır: Ön Türkçe *ye:- ve *te:-; birinde tahakküm yoluyla özünü besleme esastır, öbür kipte muhatap sayarak refakat tesisi. Nitekim Sartre'ın Varlık ve Hiçlik'te *ye:- edimini tahripkâr temellük olarak okuması tesadüf değildir; ne de olsa yeme edimi, özerkliği lağvedip onu bizzat kendi özünde asimile etmeye, başkalığı feshederek öze katmaya matruf bir hamledir. Hâlbuki şu ağır lafları bir anlığına rafa kaldırırsak, altı üstü karnımızı doyurmaya yönelik en sıradan, en masum hamleden söz etmiyor muyuz? Evet, öyle; fakat bu en masum ve primitif reaksiyon dahi tahakkümün filizlendiği kalelerden biridir. Buna mukabil *te:-, sınırları yutmak ya da çiğnemek şöyle dursun, onları tasdik eder ve hatta diyalojik mübadeleye girişir. Dil Devrimi kadrolarının, logos (< Eski Yunanca λόγος) mefhumunu karşılamak üzre bu köke müracaat edip deyi sözcüğünü arz etmeleri boş yere değildir.

Görseldeki Tablo: The Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp

u/mahiyet — 3 days ago

Ölü başka bir dilin diriltilmesi: Moriori dili

Moriori dili, Avustronezya dillerinin Polinezya dilleri içerisinde sınıflandırılan, bir zamanlar Yeni Zelanda’nın güney doğu açıklarındaki Chatham adalarının yerlisi olan Moriorilerin dili olup 1898 yılında son konuşucusunun ölmesi üzerine ölü diller arasında yerini almış, ancak 2014 yılında dil diriltme çabaları ile artık yaşayan diller arasında yerini almış bir dildir.

Maorilerin yakın akrabası olan Moriorilerin 15. yüzyıl dolaylarında Chatham adalarına vardığı tahmin edilmektedir. Morioriler, kendi içlerinde yaşadıkları çatışmalar üzerine 16. yüzyılda yaşamış olan Moriori şefi Nunuku-whenua’nın ortaya koyduğu, şiddeti yasaklayan Nunuku Yasalarını benimsemişlerdir. 300 yıllık süreç boyunca anakaradan yalıtık ve barış içinde yaşamışlardır.

Öte yandan İngilizlerin Avusturalya ve Yeni Zelanda’ya varması ile bölgedeki Maoriler ateşli silahlarla tanışmış, geçmişin intikamını almak ve hakimiyet kurmak amacıyla Maoriler, bugün Misket Savaşları olarak anılan savaş ve kıyım zincirini başlatmışlardır.

Chatham adalarına 1835 yılında varan Maoriler, toprak üzerine hak iddia etmişlerdir. Moriorilerden bazıları karşı çıktıklarındaysa öldürülmüşlerdir. Bunun üzerine Morioriler kendi aralarında yaklaşık 1000 kişiden oluşan bir konsey kurmuşlar ve Nunuku yasalarına bağlı kalınması gerektiğine karar vermişlerdir. Ancak Maoriler, bu barışçıl tutumdan bağımsız olarak Moriorilere karşı kıyım, tutsaklık ve kölelik eylemleri başlatmışlardır.

1835 yılları dolayında yaklaşık 2000 kadar Moriori bulunuyorken 1862 yılına gelindiğinde kıyımlara ek olarak anakaradan gelen hastalıklarla birlikte yalnızca 101 kişi sağ çıkabilmiştir.

1898 yılında Moriori dilinin son konuşucusun yaşamını yitirmesiyle Moriori dili ölü diller arasında yer almıştır. Anne-babası Moriori olan son birey ise 1933 yılında yaşamını yitirmiş, sağ kalan Morioriler başka ulustan insanlarla kaynaşarak bugüne dek gelmişlerdir. Yeni Zelanda’daki 2018 nüfus sayımlarında 996 Moriori bulunduğu tahmin edilmektedir.

2001 yılında Moriori dilinin diriltilmesine ilişkin ilk adımlar atılmış, POLLEX (Çevrimiçi Polinezya Söz Dağarcığı Projesi) veri tabanına Moriori dili sözcükleri aktarılmıştır. 2014 yılında çocuklara derslerde Moriori dili okutulmaya başlanmış, internet siteleri kurulmuş, medyalar üretilemeye başlanmış, uygulama bile çıkarılmıştır.

Aşağıya bu dile ilişkin oluşturulmuş kaynaklardan bir bölümünü bırakıyorum. Yukarıdaki ilk 5 görüntüde uygulamaları ve uygulama içi görüntüleri görmektesiniz. 7. görüntüde 1933'te ölen son safkan Moriori bireyini görmektesiniz.

Kaynaklar

https://en.wikipedia.org/wiki/Moriori\_language

https://en.wikipedia.org/wiki/Moriori

https://www.omniglot.com/writing/moriori.htm

https://interactives.stuff.co.nz/2019/01/divided-tribe/

https://theconversation.com/waking-a-sleeping-language-our-plan-to-revive-the-speaking-of-ta-re-moriori-218023

https://glottolog.org/resource/languoid/id/mori1267

Moriori dilinde sözlük ve kaynaklar

https://paperspast.natlib.govt.nz/parliamentary/AJHR1889-I.2.2.5.6

https://books.google.com.tr/books?id=lFW1BwAAQBAJ&pg=PA173&redir\_esc=y#v=onepage&q&f=false

https://paperspast.natlib.govt.nz/books/ALMA1911-9917503443502836-The-Moriori-people-of-the-Chatha

https://www.taiuru.co.nz/wp-content/uploads/Dictionary-of-Moriori.pdf#:\~:text=This%20is%20not%20an%20academic%20or%20linguist%20publication%2C,digital%20format%20from%20Auckland%20City%20Libraries%20web%20site.

YouTube Kanalı

https://youtube.com/@moriori4237?si=t7RG4z3b9LJeu5mT

Uygulamalar

https://www.scoop.co.nz/stories/AK2103/S00027/ta-re-moriori-language-app-launched.htm

https://apkpure.com/ta-re-moriori/com.devign.teremoriori (Google Play’de yok)

https://apps.apple.com/dm/app/ta-re-moriori/id6473668978

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kiwamedia.android.qbook.MMT0001

u/YZCTEK — 3 days ago

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu.

u/mahiyet — 4 days ago

Namaz kelimesinin kökeni

Kelimenin nâm ve salât kelimelerinden oluştuğunu okudum. Ama onlar tam olarak ne anlama geliyor ve muslumanliktan öncede namaz, yapilan bir ibadet icin kullanılan bir sözcükmüydü yoksa farklı bir anlamımı vardı mümkünse araştırabileceğim belgeler ile bana açıklarsanız sevinirim.

reddit.com
u/drarararararra — 3 days ago

"Göynükbelen" İsminin kökeni ve anlamı nedir?

Kendi köyümün adıdır. E devlet kayıtlarında da atalarımın son 150 200 yıldır da(daha eski kayıtlar yok) burada yaşadıklarını biliyorum. Tabiri caizse de biraz ırkçı bir insanım o yüzden kökenimle ilgili merak ettiğim şeyler var :)

reddit.com
u/SikiciZenci — 3 days ago
▲ 176 r/filoloji

Bu yeni değişiklik hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayrıca zar yerine sayı küpü kullanılmaya başlanmış.

Benim tek yorumum: :d?

u/mahiyet — 6 days ago

Sizce esenlikler kullanmak siyasi görüş belirtiyor mu?

Eski TRT videolarını izlerken duyduğum esenlikler sözcüğü çok hoş geliyor. Esen diliyorsun.

Ama malesef günümüzde bunu kullanan çoğu kişi türkçü/milliyetçi oluyor, şahsen türkçü değilim.

Ben esenlikler kullanmak istiyorum ama bu sözcük bir ideolojiye bağlı olmuşmudur günümüzde?

reddit.com
u/believewhatisayy — 5 days ago

Ve anlamındaki ile öncesi hal ekini tekrarlama

Aşağıdaki cümlelerde sorun yok gibi.

Sebzeyi ve eti ayrı yerlere koydu.
Ayşe'ye ve Güneş'e selam söyle.

Ama ve'nin yerine ile kullandığımızda

Sebzeyi ile eti ayrı yerlere koydu.
Ayşe'ye ile Güneş'e selam söyle.

Bu cümleler doğru mu, yoksa gramer hatası mı? Ve'den önce vurgu amaçlı hal eki tekrarlanabiliyor ama ile'den önce biraz tuhaf kaçıyor sanki. O yüzden mutlaka "sebze ile eti" veya "Ayşe ile Güneş'e" şeklinde mi kullanmak gerekir? Emin olamadım ve sorayım dedim.

reddit.com
u/Bright_Quantity_6827 — 4 days ago

Yunancadan Arapçaya ve Arapçadan Türkçeye geçen bir kaç sözcük:

Yunancadan Arapçaya ve Arapçadan Türkçeye geçen bir kaç sözcük:

Kanun

Kırtas

Defter

Kimya

Felsefe

Kalem

Burç

Harita

İklim

Namus

Cins

Bodrum

İksir

Diplom

Mendil

Elmas

Sirat (Sirat köprüsü)

reddit.com
u/KulOrkhun — 4 days ago

PDFsi elinde bulunan varsa paylaşabilir mi? Bulamadım ben

u/mahiyet — 5 days ago
▲ 18 r/filoloji+1 crossposts

Yaşname Geleneği

&#x200B;

Yaşnameler, Türk halkları arasında insan hayatını doğumdan ölüme kadar yaşlara göre anlatan destansı şiirlerdir. Genellikle âşıklar tarafından koşma biçiminde söylenir ve âşık edebiyatı ürünleri arasında yer alırlar. Yaşnamelere ayrıca Yaş Destanı, Yaş Türküsü, Ömür Destanı, Hayat Destanı, Vücudname ve Mahrasnâme adları da verilmiştir.(Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya, Yasnameler, s.1) (Esma Şimşek, Türk halk şiirinde Yaşnameler ve Yunus Emre'nin "Düşdi Gönül" adlı şiiri üzerine bir değerlendirme, Prof. Dr. Bayram Durbilmez'e Armağan, c.1, 2023, İstanbul, Kriter Yayınevi, s.439)

İlk çalışmalar:

Türkiye'de Yaşnameler üzeri çalışmalar ilk Veysel Arseven tarafından yapılmıştır. Arseven ayrıca Aşık Ömer'e ait bir yaşname şiirini de yayınlamıştır. (Veysel ARSEVEN, Yaş Çağları, Türk Folklor Araştırmaları, C. 2, s. 48, Temmuz, 1953.) İkinci çalışma Hayrettin İvgin (Hayrettin İVGİN, Halk Şiirinde Yaş, Çağrı, Sayı 267, Nisan 1980, s. 16), Üçüncü çalışma ise değişik tarihi yazarlardan derlenmiş 57 yaşname tarzı şiiri bir araya getiren Alim Çelebioğlu tarafından yapılmıştır. (Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 151-286.)

Türleri:

Yaşnameler genelde insanın ana rahmine düşmeden ve ya doğumdan sonra başlayarak, ölüme kadar bir insanın hayatını anlatır. Çoğunluğu erkek yaşamını ele alırken kadınların yaşamı ile ilgili yazılmış yaşnameler de bulunmaktadır. Bazı yaşnameler dini ve tasavvufi görüşlerle ele alınmışken, diğerleri düpedüz şairin hayatını işlemektedir.(Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 153) ( Mehmet Vefa Nalbant,Yaşname Geleneği İçinde Kutadgu Bilig

ve Kutadgu Bilig’de Yaş Konusu, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 13. Sayı 4. Aralık 2016, s.180)

Tarihi:

Yaşname geleneği ilk Türkistan'da ortaya çıkmıştır. İlk temsilcileri Yusuf Has Hacib ve Ahmet Yesevi olan (Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 154) bu gelenek, Oğuzların batıya göçmesi ile Azerbaycan sahası ve Anadolu 'da da ortaya çıkmıştır, hatta Alevi - Bektaşi olan bir çok temsilci de kazanmıştır. (Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 154) Kırgızların Manas destanında da geçen bu gelenek, Azerbaycan ve Orta Asya'da Sovyet dönemine kadar sürdüğü gibi (Elmira Memmedova-Kekeç, Sovyetler dönemi Yaşnamelerin Muhteva Özellikleri,folklor/edebiyat, cilt:22, sayı:88, 2016/4, s.218), Anadolu(Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya, Türk edebiyatında Yaşnameler, s.18-31), (Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 155) ve Kıbrıs sahasında da 20. yüzyıla kadar halk şairleri tarafından sürdürülmüştür.(Elmira Memmedova, Kıbrıs yaş destanları üzerine genel değerlendirme, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi / 2013-1,Ocak-Haziran, Kıbrıs Özel Sayısı-I, s.243-259). Şiir olarak ilk yaşname örnekleri Yusuf Has Hacib ve Ahmet Yesevi'ye dayanırken, Türkçede yaşname olarak adlandırabileceğimiz ilk yazılı kayıt, Bilge Kağan yazıtının doğu yüzünde bulunan bilgilerdir. Bilge Kağan orada, kendi hayatlarından sözeden yaşname şairleri gibi, 8 yaşından kırk yaşına kadar yaptıklarını anlatmaktadır. (Talat Tekin, Orhon yazıtları, Simurg Yayınevi, 2. Baskı, 1998, İstanbul, s.67-77)

"Kangım (D 14) kaan uçdukda özüm sekiz yaşda kaltım. Ol törüde üze ecim kaan olurtı. [...]yegirmi yaşımka Tarduş bodun üze şad olurtum. Ecim kaan birle ilgerü Yaşıl ügüz Santung yazıka tegi süledimiz, kurıgaru Temir Kapıka tegi süledimiz, Kögmen asa Kırkız yiringe tegi süledimiz.

[...]Yeti yegirmi yaşıma Tangut tapa süledim. Tangut bodunug buzdum. Oğlın, yultuzın, yılkısın barımın anta altım. Sekiz yegirmi yagzıma altı çub [Soğdak] (D 25) tapa süledim. Bodunug anta buzdum."

Aktarım:

"Babam kağan uçtuğunda(öldüğünde) kendim sekiz yaşındaydım. Töreye göre amcam kağan oldu. On dört yaşımda Tarduş budunu üzeri şad oturdum. Amcam kaan ile Yeşil Irmak (Sarı Irmak) Şantung ovasına kadar sefer ettik, batıda demir kapıya kadar sefer ettik, köğmen ötesinde Kırgız ülkesine kadar sefer ettik. On yedi yaşında Tangut'a kadar sefer ettim, Tangut budununu bozguna uğrattım. Oğullarını, kadınlarını, at sürülerini ve varlıklarını aldım. On sekiz yaşında Soğdak'a sefer ettim. Budunu (soğdakları) orada bozdum."

Türkistan ve Azerbaycan:

Yaşname geleneğinin İlk temsilcileri Yusuf Has Hacib ve Ahmet Yesevi olmuştur. (Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 154) 11. yüzyılda Yusuf Has Hacib'in Hakani Türkçesi ile yazdığı Kutadgu Bilig adlı eserin 6391‑6408 arası beyitlerinde insanın dünyaya gelişi, yaşlanması ve sonunda ölümden kurtulmayarak göçmesi ele alınmıştır. (M. Vefa Nalbant, Yaşname Geleneği İçinde Kutadgu Bilig’de Yaş Konusu, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi

Cilt 13, Sayı 4,Aralık 2016, ss. 181)

361‑377. beyitlerinde gençlikten başlayarak kırktan altmışa kadar süren yaşam macerası ve ölüm korkusu ele alınmıştır. (M. Vefa Nalbant, Yaşname Geleneği İçinde Kutadgu Bilig’de Yaş Konusu, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 13, Sayı 4,Aralık 2016, ss. 182)

Metin örneği:

"Küsüş tut yigitlik keçer sinde terk

Kaçar bu tiriglik neçe tutsa berk

Seniŋde yava bar erken yigitlik küçi

Yava kılma ta̒at tapug kıl tuçı

Küser men yigitlikke öknür özüm

Ökünçüm asıg yok keser men sözüm

Kimiŋ kırkta kesçe tiriglik yılı

Esenleşti erke yigitlik tili

Tegürdi maŋa elgin elig yaşım

Kugu kıldı kuzgun tüsi teg başım

Okır emdi altmışmaŋa kel tiyü

Busug bolmasa bardım emdi naru

Otuz yıgmışın yandru aldı elig

Negü kılgay altmış tegürse elig

Negü kıldım erki elig men saŋa

Nelük türdüŋ emdi bu öçke maŋa

Tatıg erdi barça yigitlik işim

Agu kıldı emdi maŋa yir aşım

Yigitlik negü yıgdı erse maŋa

Karılık kelip aldı kelgey saŋa

Aya çergüçi kel mini çergüle

Yıl ay tutgunı boldum emgek bile"

Aktarım:

361 Sıkı tut gençliği, çabuk geçer

Nice sıkı tutsan da gençlik kaçar

362 Sende varken gençlik gücü

İbadet et, boşa geçirme bunu

363 Pişmanım, gençliğe öykünür özüm

Öykünmek yararsız, keseyim sözüm

364 Kimin kırkı geçerse yaşanmış yılı

Esenleşir onunla gençliğin dili

365 Elli yaşım değdirdi bana elini

Kuğu tüyüne döndürdü kuzgun gibi saçımı

366 Altmış yaş çağırır gel diye beni

Ecel pususu olmasa giderim şimdi

367 Kimin yaşı geçmişse altmışı

Tadı yok onun, kış olur yazı

368 Otuza dek koruduğumu aldı elli

Ne yaparım altmış değdirirse elini

369 Ne yaptım ki elli yaşım ben sana

Neden geldin şimdi bu öçle bana

370 Tatlı gelirdi bana gençlikte her işim

Zehir oldu şimdi yediğim aşım

371 Bedenim ok gibiydi, gönlüm yay

Gönlümü ok gibi yapmalıyım, bedenim oldu yay

372 Gençlik ne topladıysa bana

Yaşlılık gelip aldı, gelir sana da

373 Ey çergeci, gel beni çergile

Yıl, ay tutsağı oldum eziyet ile

İkinci örnek 12. yüzyılda yaşamış olan Haci Ahmet Yesevi'nin Hakani Türkçesi ile yazılan hikmetleridir. Bir hikmetinde bir yaşından 63 yaşına kadar hayatını anlatır.

(Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 254-267)

Metin örneği:

Bir yaşımda ervâh menge uluş berdi

(Bir yaşımda ruhlar bana pay verdi;)

İki yaşta peygamberler kelip kördi

(İki yaşta peygamberler gelip gördü;)

Üç yaşımda çil-ten kelip hâlim sordı

(Üç yaşımda Kırklar gelip halimi sordu)

Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge

(O sebepten altmış üçte girdim yere.)

Tört yaşımda Hak Mustafa berdi hurmâ

(Dört yaşımda Hakk Mustafa verdi hurma.)

Yol körsettim yolğa kirdi neçe gümrâh

(Yol gösterdim, yola girdi, nice günahkar)

Kayda barsam Hızr babam menge hemrâh

(Nereye varsam Hızır Baba'm bana yoldaş)

Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge

(O sebepten altmış üçte girdim yere.)

Beş yaşımda belim bağlap ta'at kaldım

(Beş yaşımda belimi bağlayıp ibadet eyledim)

Tatavvu ruze tutup âdet kıldım

(Nafile oruç tutup âdet eyledim)

Keçe kündüz zikrin aytıp râhat kıldım

(Gece gundüz zikrini deyip rahat eyledim)

Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge

(O sebepten altmış üçte girdim yere.)

Alta yaşda turmay kaçtım halâyıkdın

(Altı yaşta durmadan kaçtım insanlardan)

Kökke çıkıp ders örgendim melâyikdin

(Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden;)

Dâmen kesip hemme ehl-i alâyıkdın

*İlgimi kesip bütün tanıdık bağlardan;)

Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge

(O sebepten altmış üçte girdim yere)

Orta Asya'nın üçüncü büyük yaşname yazarı, 18. yüzyılda yaşayan Türkmen Mahtumkulu'dur. Mahtumkulu da yaşname geleneğine uygun olarak insan hayatını doğumdan ölüme kadar anlatmıştır. (G. Selcan Sağlık Şahin, Mahtumkulu’nun Yaşnâme Türünde Yazılmış Şıırlerınde İnsanoğlunun Yaş Yılları, Foklor Akademi Dergisi, Doğumunun300. Yılında Mahtumkulu Firaki ve Türkmen Edebiyatı Özel Sayısı. Cilt:7, s.34)

Metin örneği:

Dokuz ay yatmışam enem garnında,

(Dokuz ay yatmışım anne karnında)

Göz açıp dünyäge düşen günlerim,

(Göz açıp dünyaya düşen günlerim)

Dört ayakda gezdim enem elinde,

(Emekleyip gezdim anam elinde)

Sekiz ayda hem gülüşen günlerim.

(Sekiz ayda da gülüşen günlerim)

bebeklikten ilk çocukluk çağına uzanan 1-3 yaşı, bebeğin artık dişlerinin çıkıp sütten kesildiği ve katı gıdalar yediği bir dönem olarak “Sana Geldiñ” (İnsan Oldun) şiirinde ele alır:

Birden ikä gitdi yaşıñ

(Birden ikiye gitti yaşın)

Yıglamakdır seniñ işin

(Ağlamaktır senin işin)

Üç yaşında çıkdı dişi

(Üç yaşında çıktı dişin)

“Düşen Günlerim” şiirinde 2 yaşında anne-babasını seçebildiğini, tanıdığını; 3 yaşında konuşmaya başladığını ifade eder:

Birimde bilmedim yagşı-yamanı

(Birimde bilmedim iyiyi-kötüyü)

İkimde tanıdım ata-enäni

(İkimde tanıdım ata-anamı)

Üç yaşımda Tañrı berdi zıbanı

(Üç yaşımda Tanrı verdi dili)

Dört yaşımda daş atışan günleri

(Dört yaşımda taş atışan günlerim)

Azerbaycan sahasında tanınan yaşnamecilerden biri, 16. yüzyılda yaşamış Kurbani'dir.(Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s.204)

Metin örneği :

Beğim sana sayım çağ evranını

Uşağa ilk ana ata yahşıdır

Bir yaşından üç yaşına yetende

Komşular kolunda yata yahşıdır

2

Beş yaşında uyar eş yoldaşına

Oynar toz toprakta gider hoşuna

Altısında aklı gelir başına

Tezden bir hocaya yete yahşıdır

3

Yedisinde büyük küçüğü sayar

Benliklenir kavim kardeşin öğer

Sekizinde her bir ahvali duyar

Zihni hoş fikire çata yahşıdır

4

Dokuzunda artık ilme ulaşır

Binbir hayal kurar gamsız dolaşır

On yaşında kuvvet tapar güleşir

Canın koşmasa zahmete yahşıdır

Kazaklar arası 18., 19. ve 20. yüzyılda yazılmış Yaşname örnekleri de bulunmaktadır.

1840 yılında doğmuş ve 1915 yılında ölmüş Kultuvma Sarmuratulı'nın 'Ömir Tuvralı' şiiri (Bes Gasır Jarlaydı, Ekinşi Tom, Almatı, 1989, s.83-84), 1939 yılında ölmüş Turmuğambet İzzelevov'un iki şiiri( Yard. Doç. Dr. Ali Akar, Kazak Türkçesinden Dört Yaşname Örneği, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 12/2, Güz/II, 2001,s.578), 18. yüzyılda yaşamış Bukar Jırav'ın "Tilek" adlı şiiri (Bes Gasır Jarlaydı, Birinşi Tom, Almatı, 1989, s.94-95), 18. ve 19. yüzyılda yaşamış Şal Akın'ın bir "Kerilik" adlı yaşname türü şiiri bulunmaktadır. (Bes Gasır Jarlaydı, Birinşi Tom, Almatı, 1989, s.145-146)

Metin örnekleri:

Sarmuratulı, Ömir Tuvralı:

On jastan jiyırma degen bastıq jasqa

(On yaştan yirmiye kadar bastık yaşa)

Joq boldı jumısımız qızdan basqa

(Yoktu yumuşumuz=işimiz, kızdan başka)

Kisini qırıqqa kelgen şal devşi edik

(Kişi kırka gelince yaşlı derdik)

Bul künde son beri keldi basga

(Bu günde sonunda geldi başa)

Jiyırmadan sıqgannan son otız bardıq

(Yirmiden çıkıp sonunda otuza vardı)

Sol kezde qabındadı urlıq-garlıq

(Şu kuz baş gösterdi uğurluk-hırsızlık, arsızlık)

Subardın argımağın mise tutpay

(Şubarın atından memnun olmayıp)

At bar dep tekejavmıt, Şambıl bardıq

(At var deyip, Şambıl'a vardık)

Otızdan sığıp bardıq del qırıqgqa

(Otuzdan çıkıp vardık kırka)

Sol künde tanıs boldıq talay jurtga

(Şu günde tanıştık bütün herkesle)

Buvindip, almas qılış golıma alıp

(Güçlenip, elmas kılıcı kola aldık)

Qayratka şıday almay sıqtık sırtga

(Arzuyu yenemeyip düştük yola)

( Yard. Doç. Dr. Ali Akar, Kazak Türkçesinden Dört Yaşname Örneği, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 12/2, Güz/II, 2001,s.577)

Bukar Jırav, Tilek:

Ay Abılay sen on bir jasında

Aseyin aq ul edin.

(O zaman ak oğul idin)

On bes jasga kelgende

Argada Äbilmembet törenin

(Abilmembet törenin arkasında)

Tüyesin baqgan qul edin.

(Devesine bakan kul idin)

Abılay adın joq edi,

(Abılay, atın yoktu)

Sabalaq atpen jür edin.

(Yeleli atla yürürdün)

Onı da körgen jerim bar

(Onu da gördüğüm yerin var)

Janıs Qarabaydın golında

(Janıs Karabay'ın elinde)

Tünde tuvgan ul edin.

(Gece doğan oğuldun)

Jiyırma beske kelgende

Baqıt berdi basında.

(Baht verdi başına)

Taqıt berdi astına.

(Taht verdi altına)

Otız jasga kelgende

...

(Yard. Doç. Dr. Ali Akar, Kazak Türkçesinden Dört Yaşname Örneği, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 12/2, Güz/II, 2001,s.581)

Bundan başka Yaşname geleneği Orta Asya ve Azerbaycan'da sovyetler dönemine kadar devam etmiştir. Örneğin 1879-1930 yılları arası yaşamış Mollamurt, yazarı belli olmayan ve Karakalpak dilinde Kontrobay adlı kişi için yazılmış bir yaşname ve 1901 - 1976 yılları arası Kuzey Azerbaycan'da yaşamış Aşık Behmen. (Elmira Memmedova-Kekeç, Sovyetler dönemi Yaşnamelerin Muhteva Özellikleri,folklor/edebiyat, cilt:22, sayı:88, 2016/4, s. 218-223)

Anadolu :

Anadolu bölgesinde yaşname geleneği 13. ve 14. yüzyılda yaşamış Yunus Emre ve 14. yüzyılda yaşamış Aşık Paşa ile başlamıştır.

(Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s.154-155) Yunus Emre'nin yaşname tarzında şiiri için "Düşdi Gönül" şiiri (Tatçı, Mustafa (2005), Yûnus Emre Külliyâtı II / Yûnus Emre Divânı / Tenkitli Metin (Gözden Geçirilmiş İlaveli Baskı), İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, s.152-153) örnek gösterilmektedir. (Çapan, Pervin, 1991, “Yunus’un Yaşnâmesi Üzerine Bir Tahlil”, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler), C. 5, S. 2, s. 181-195.) Bu Yaşname geleneğine daha sonra Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet Üstadım, Dadaloğlu, Kul Mehemmed (17. yy), Aşık Ömer (17. ve 18. yy), Türkçe yazan Ermeni kökenli Aşug Vartan (18. yy), Ispartalı Aşık Seyrani (19. yy), Develili Aşık Seyrani (19. yy), Zahmi (19. yy) Aşık Mustafa Lutfi (19. yy) gibi şairler katılmış ve aynı gelenek 20. yüzyılda Çankırılı Ali Rıza, Aşık Hüseyin, Kul Ahmed, Aşık Reyhani gibi aşıklar tarafından sürdürülmüştür.(Âlim ÇELEBİOĞLU, Türk Edebiyatında Yaşnameler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 1, İstanbul, 1984, s. 154-155)

(Yrd. Doç. Dr. Elmira Memmedova-Kekeç, Türk Tasavvuf Şiirinde Elifname - Yaşnamenin Senkretik Bir Örneği Üzerine,

  1. yüzyılda Türk Dünyası Uluslararası Sempozyumu, 02-05 Aralık, 2010, Lefke - KKTC, s.231-243)

(Tulgar, Yıldız ve Nihat Öztoprak. “Seyrânî’ye Ait Yeni Bir Yaş Destanı.” Zemin, s. 9,2025: 84-109.)

(Emel Şimşek, Alevi Sözlü Kültüründen Derlenen Develili Seyrani'ye ait Yaşname'nin İncelenmesi, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi,Yaz-Haziran 2025, Sayı 114, 111-132

Yunus Emre metin örneği:

"Ata belinden bir zamân anasına düşdi gönül

Hak’dan bize destûr oldı hazîneye düşdi gönül

Anda beni cân eyledi et ü sünük kan eyledi

Dört on günü diyicegez değirtmege düşdi gönül

Yürüridüm anda pinhân Hak buyruğı virmez amân

Vatanumdan ayırdılar bu dünyaya düşdi gönül

Beni beşige urdılar elim ayagum sardılar

Öndin acısın virdiler tuz içine düşdi gönül

Günde iki kez çözerler başıma akça dizerler

Agzuma emçek virdiler nefs kabzına düşdi gönül

Bu nesneyi terk eyledüm yürimege ‘azm eyledüm

On’iki sünügüm yazarlar elden ele düşdi gönül

Oglan iken sultân kopar kim elin kim yüzin öper

‘Akıl bana yoldaş oldı sultânlıga düşdi gönül

Bu çagılasakal biter görenün gülregi tutar

Güzeller katında biter sev-sevüye düşdi gönül

Hayırdan şerri çok sever işlemege becid iver

Nefsinün dilegin kovar nefs evine düşdi gönül

Kırk beşinde sûret döner kara sakala ak iner

Bakup şeybetin göricek yoldurmaga düşdi gönül

Yola gider başaramaz yiğitlige eli varmaz

Bu nesneleri koyuban yavunmaga düşdi gönül

Ogl eydür bunadı ölmez kız eydür yirinden durmaz

Hîç kendü hâlinden bilmez hâlden hâle düşdi gönül

Ölicegez şükr edeler sinden yana iledeler

Allah adın zikr edeler çok şüküre düşdi gönül

Su getüreler yumaga kefen saralar komaga

Agaç ata bindireler teneşire düşdi gönül

Eger varısa ‘amelün gin olısar sinün senün

Eger yogısa amelün oddan şarâb içdi gönül

Yûnus anlayuvar hâlün şuna ugrayısar yolun

Bunda elün ireriken hayr işlere düşdi gönül"

(Esma Şimşek, Türk halk şiirinde Yaşnameler ve Yunus Emre'nin "Düşdi Gönül" adlı şiiri üzerine bir değerlendirme, Prof. Dr. Bayram Durbilmez'e Armağan, c.1, 2023, İstanbul, Kriter Yayınevi, s.446, 447)

Tatçı, Mustafa (2005), Yûnus Emre Külliyâtı II / Yûnus Emre Divânı / Tenkitli

Metin (Gözden Geçirilmiş İlaveli Baskı), İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı

Yayınları, s. 152-153)

Develili Aşık Seyrani'ye ait Yaşname.

Gerçek adı Mehmed olan Seyrani, 19. yüzyılda Kayseri'nin Develi (Everek) ilçesinde doğmuştur. Yaşadığı dönemde adı Balkanlara kadar yayılmıştır.

  1. Bir yaşında açar gözlerin biraz

İkisinde olur bir şāh-ı mümtāz

Üç yaşında olur bir ṭatlu āvāz

Dört yaşında ḳumrı lisāna döner

  1. Beş yaşında ana baba yavrusı

Altısında siyāh gözler āhūsı

Yedisinde olur ṭatlu ḳamusı

Sekizinde şehlā mestāna döner

  1. Ṭoḳuzunda ider ḫocaya ḫiẕmet

On yaşında oḳur elīf-bā ‘ibret

On birinde bulur Ḳur’ān’da leẕẕet

On ikide ebrū kemāna döner

  1. On üçünde olur ba‘żılar ḥaset

On dördünde ma‘lūm [ol] henūz ceset

On beşinde oḳur sūret-i ebcet

On altı yaşında ‘irfāna döner

  1. On yedi yaşında olur merdāne

On sekiz yaşında döner insāne

On ṭoḳuzda ḳarşı ṭurur düşmāne

Yigirmi(sin)de yigit aṣlana döner

  1. Yi(gi)rmi beşinde ol(ur) ajder ḳuvvetlü

Otuzunda devlet-vār ‘aṭūfetlü

Otuz beş yaşında ḫūb sa‘ādetlü

Ḳırḳ yaşında kemālcenāna döner

  1. Ḳırḳ beşinde olur kemāl-i insān

Ellisinde belli her ḥāli el-‘ān

Elli beş yaşında gözedir īmān

Altmışında özi Raḥmān’a döner

  1. Altmış beş yaşında aġır ebsemce

Yetmişinde olur şeyṭān edhemce

Yetmiş beş yaşında biraz sersemce

Sekseninde ‘aḳlı dīvāne döner

  1. Seksen beş yaşında Mevlā’dır ẕikri

Doḳsanında artar dilinden şükri

Doḳsan beş yaşında āḫretdir fikri

Yüz yaşında ṣābī ṣıbyāna döner

  1. Yüz beşinde ümīd kesmiş Ḫudādan

Yüz onunda ḫaber gözler uḫrādan

Yüz on beşde göçer ba‘ẓı dünyādan

Yüz yi(gi)rmide ölü giryāne döner

(Tulgar, Yıldız ve Nihat Öztoprak. “Seyrânî’ye Ait Yeni Bir Yaş Destanı.” Zemin, s. 9,2025: 84-109)

Ispartalı Aşık Seyrani (19. yy)

  1. yüzyılın sonlarında Mısır'daki Kaygusuz Abdal dergahında doğan ve Bektaşi bir Gezgin olan Ahmet Bey, çıktığı seyahat sayesinde bir çok yeri gezmiş ve sonunda Isparta'ya yerleşmiştir. Seyrânî'nin Vak'a-i Hayriye Destanı, Seyahatname, Vücutname ve Alemdar Mustafa Paşa adlı eserleri bulunmaktadır.

(Kıyıcı, Mahmut (1998). Ispartalı ve Isparta'ya Hizmet Etmiş Büyük Adamlar. Isparta: Göltaş Kültür Yay.

Kocatürk, Vasfi Mahir (1963). Başlangıçtan Bugüne Kadar Türk Edebiyatının Saz Şiiri Tarzında Yazılmış En Güzel Şiirleri. Ankara: Ayyıldız Matbaası.

Köprülü, Fuat (1940). Türk Saz Şairleri Antolojisi. İstanbul: Kanaat Kitabevi.)

Ispartalı Aşık Seyrani yaşnamesi:

Beşikte sallanır bir esrük aslan

Ne adı bellidir ne misli ayan

Altı ayda söyler lisanı süt nan

Bir yaşına girer hod lisân olur

Bir buçuk yaşında sürünür gezer

İkisinde sütten kesilir bezer

Üç yaşında şirin kelamın düzer

Dört yaşında merd-i yezdân olur

Beş yaşında olur bülbül misâli

Altısında olur tıfl-ı sultâni

Yedisinde olur mektep mekânı

Sekizinde sünnet ve iskân olur

Dokuzunda durmaz okur Kuran’ı

On yaşında anlar yahşı yamanı

Onbirinde yazar nüsha divanı

Onikide hilal kaş keman olur

On üçünde eyler hoş musahabet

On dördünde eder tenhaca sohbet

On beşinde eder hublarla ülfet

On altı yaşında nev-civân olur

On yedi yaşında düşer sevdâya

On sekizde uğrar kuru kavgâya

On dokuzda sunar destin sahbâya

Yirmisinde merd-i sühandân olur

Yirmi beş yaşında olur bir dayı

Otuzunda saymaz adlı ankayı

Otuz beş yaşında yıldırır bayı

Kırk yaşında merd-i merdân olur

Kırk beşinde yiğit erer kemâle

Ellisinde döner Rüstem-i Zal’e

Elli beş yaşında bir başka hâle

Altmışında aklı perişân olur

Altmış beş yaşında ak pak sakalı

Yetmişinde düşer ölüm hayali

Yetmiş beş yaşında kalmaz mecali

Sekseninde pir-i nâtüvân olur

Seksen beş yaşında aziz-i cihan

Doksanında hata çıkmaz lisandan

Doksan beş yaşında kalır nam ü şan

Yüz yaşında ağlar hânümân olur

Cümlemize kerem ede Kirdigâr

Yüz beşinde cürmün anıp eder zâr

Yüz onunda olur ölümü naçâr

Yüz on beş yaşında teslim cân olur

Kimse bilmez hiç kimsenin amelin

Öksüz bırakır da gider eşmelin

Gelir komşuları diker kefenin

Koyarlar tabuta yol revân olur

İşit ben ölmüşüm kınalar yakın

Âşık lisanına dikkatle bakın

Dü cihana gafil aldanma sakın

Mülkü bu dünyanın hep yalân olur

Kurban hayvanının dalı bulunmaz

Gurbette ölenin şalı bulunmaz

Seyrânî’nin başka malı bulunmaz

İki divan koşma bir destân olur

(Namık Açıkgöz, Ispartalı Aşık Seyrani'nin Yaşnamesi, Teke Yöresi Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Cilt 1, s.184-186)

reddit.com
u/KulOrkhun — 5 days ago
▲ 41 r/filoloji+1 crossposts

"taluyka kiçig tegmedim, Tüpütke kiçig tegmedim."

"taluyka kiçig tegmedim, Tüpütke kiçig tegmedim."

Kül Tigin Yazıtı, güney yüzü

Geleneksel çeviri ve görüş:

Talat Tekin: "Denize pek az kala durdum, Tibet'e pek az kala durdum."

Mehmet Ölmez: "Denize bir kez bile varmadım, Tibet'e bir kez bile varmadım."

Tuncer Gülensoy bu görüşe karşı başka bir görüş sunar. Yazıda geçen kiçig, yani küçük sözcüğü "az" ile aynı anlama sahiptir. Gülensoy hocanın örneği ile "babanın ekmeğini az yemedik" gibi bir cümlede az sözcüğü 'çok, epey' anlamında kullanılır. Yani "babanın ekmeğini çok yedik" demektir. Bundan dolayı, Gülensoy hocaya göre, Göktürkçe yazı şöyle okunulmalı:

"Denize pek çok kez eriştim, Tibet'e bir çok kez eriştim."

Yani:

"Denize az erişmedim, Tibet'e az erişmedim"

Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Türk dili araştırmaları, Bilge Kültür Sanat Yayın., İstanbul, Eylül 2020, S.18

u/KulOrkhun — 7 days ago