

Bulgaristan köyünde Osmanlı yazısı
Esenlikler,
Bu iki taşı Bulgaristanda bir köyün camisinde gördüm. Camii ye çıkan eski merdivenlerin en üstünde bulunuyor ve birbirlerine bakıyorlar. Sizce ne yazıyorlar?


Esenlikler,
Bu iki taşı Bulgaristanda bir köyün camisinde gördüm. Camii ye çıkan eski merdivenlerin en üstünde bulunuyor ve birbirlerine bakıyorlar. Sizce ne yazıyorlar?
Kitabın orjinalinde Türkler deniyor. Ama ben onu 70’lerde çevirirken Türkler demek içimden gelmedi. Zaten askerdim. Orduda Rusça öğretmenliği yapıyordum. Sıkıyönetim olduğu dönemlerdi. Ya o bölümü anlatacak ya da ismimi değiştirecektim. Yayınevine sormadan Türkler kelimesini kullanmadım. Yazara ihanet ettiğimi düşünmüyorum. Çünkü Dostoyevski orada Türkler’i değil, insanları kötülemek istiyor. Ha Türkler demişim, ha Çerkezler. Ha tecavüz demişim, ha akıl almaz işkenceler...
Ergin Altay’ın bu açıklamasını görünce sizin de fikrinizi merak ettim. Dostoyevski’nin orijinal metninde “Türkler” geçmesine rağmen, Altay 70’lerdeki çevirisinde dönemin koşulları ve kendi askerlik deneyimi nedeniyle bu ifadeyi kullanmamış. Üstelik bunu yayınevine danışmadan yaptığını da açıkça söylüyor.
“Yazara ihanet ettiğimi düşünmüyorum; çünkü Dostoyevski orada Türkler’i değil, insanları kötülemek istiyor” şeklindeki gerekçesi filolojik açıdan sizce ne kadar savunulabilir?
Bir çevirmenin, metnin anlamını koruduğunu düşündüğü gerekçesiyle kaynak metindeki etnik bir ifadeyi değiştirmesi nerede çevirmen inisiyatifi olmaktan çıkıp metne müdahaleye dönüşür? Özellikle de bu değişiklik tarihsel ve siyasal koşullardan etkilenmişse.
Siz bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
If i should be biting my tongue
Are we lost in translation?
Bu iki cümleyi grameri ve bağlamı bozmadan Türkçeye anlamlı bir şekilde nasıl çevirebilirim? Okuduğum kaynaklarda "lost in translation" ifadesinin direkt karşılığının "çeviride kaybolmak" anlamına geldiği yazıyor ancak ben iki cümleyi bağlayınca bu ifadeyi mantıksız buluyorum . Sizce bağlamı kaybetmeden daha farklı nasıl çevrilebilir ?