r/filoloji

Voynich el yazması neden okunamıyor eski tarihlerdeki yazıtlar bile okunabilirken 15.yy da yazılmış bu kitap ne özelliği varda çözülemiyor?

Voynich el yazması neden okunamıyor eski tarihlerdeki yazıtlar bile okunabilirken 15.yy da yazılmış bu kitap ne özelliği varda çözülemiyor?

Evet 1 kişi yazmış olabilir kendi alfabesini üretmiş olabilir ama bir mantık çerçevesinde yazmışsa eğer çözümlenebilmesi gerekmiyor mu? Yazıtları okumanın taktikleri vardı aynı desen buralarda kullanılmış tarzında çözümleyebiliyorlar bu yazının özelliği ne?

u/AverageOk6319 — 22 hours ago

Türkçe Sözlük Mobil Uygulaması

Merhaba.

Ben kullanışlı, işlevsel, çoklu özellikli ve tamamen reklamsız TümTürkçe isimli yeni Türkçe sözlük mobil uygulaması geliştirdim. Uygulamada; kelime arama, favorileme, listeler oluşturma, öneriler girme, notlar alma, geçmişi görüntüleme, PDF çıktıları oluşturma, bulut senkronizasyonu ve arayüzü kişiselleştirme özellikleri bulunuyor.

Uygulamayı aşağıdaki bağlantılardan indirebilirsiniz.

Geri bildirimleriniz benim için çok değerli olacaktır. Şimdiden teşekkür ederim.

Link 1 (Google Play): https://play.google.com/store/apps/details?id=com.panstudio.tumturkce

Link 2 (App Store): https://apps.apple.com/app/t%C3%BCmt%C3%BCrk%C3%A7e-t%C3%BCrk%C3%A7e-s%C3%B6zl%C3%BCk/id6766435077

u/GloomyNetwork2864 — 23 hours ago
▲ 15 r/filoloji+2 crossposts

Dedemin evinden çıktı.

Tükenmez kalemle yazılmış rika notlar. Ben okuyamadım, okuyabilen olursa ne yazdığı konusunda yardımcı olursa çok sevinirim.

u/GrandBrainForever — 3 days ago
▲ 144 r/filoloji+6 crossposts

κλέος and ἔργον

For most people in the ancient world, death did not come with the cremation or burial of the body. It came when your name was spoken for the last time. When your glory (κλέος) disappeared, so did you. Perhaps this is why deed (ἔργον)—one's deeds—became such a central value in Greek thought.

This raises an interesting question.

Ancient literature often portrays beauty as dangerous. Exceptional beauty attracts the attention of the gods, invites envy, and frequently leads to misfortune. Heroes are remembered for what they do, not for how they look.

For Inscription

u/deniz_aydiner — 3 days ago

"y" grafeminin fonetik çeşitliliği

Türkçe’de “y (fonetik gösterimle: /j/ )” olarak okuduğumuz bu grafem Fransızca’da çoğunlukla “i (fonetik gösterimle /i/ )” olarak, Rusça’da “u (fonetik gösterimle /u/ )” olarak, Çekce’de “ı (fonetik gösterimle: /ɪ/ )” olarak telaffuz ediliyor. Ancak IPA’nın transkripsiyon olarak kullandığı /y/’nin karşılık geldiği ses ise “ü”...

Bu kadar fonetik çeşitlilik sağlayan başka grafem var mı bilmiyorum.

u/Party-Condition-3664 — 4 days ago

Çözebilecek var mı

Esin kaynağım köktürk alfabesiydi ama uzun zamandır defterlerimin hepsinde her şeyi bunla yazdığımdan başlangıç noktasından çok evrimleşti. Bu arada kesinlikle köktürk alfabesi gibi çalışmıyo sadece harf sembollerini oluştururken temel olarak kullanmıştım.

u/couldntpickausarname — 5 days ago

Dün paylaştığım yazıda kullandığım yazı sistemi

Büyük harfler sadece önemli bi kelimeyi belirtmek için o kelimenin başında kullanılır.

Ünlü harflerin büyük halleri aynı küçük halleri gibi sadece kelime başında kullanılır.

Harflerin altlarına ve üstlerine konulan semboller o harften sonra hangi ünlünün okunacağını belirtir (yalnız ünlüde gösterilen semboller).

Bunu yapmaktaki tek amacım eğlenmekti o yüzden aşırı işlevsel veya mantıklı olması için çabalamadım ama uzun zamandır defterlerimi bununla tutuyorum en azından benim için işlevsel.

u/couldntpickausarname — 4 days ago

Zengin mi fakir mi sizce?

Kahve Soğumadan: Türkçede Tartışmanın Altı Hâli

Anadolu’da tartışma çoğu zaman bir masada başlamaz. Bazen kahvenin önünde, bazen köy odasında, bazen belediye meclisinde, bazen de adliye koridorunda başlar. Konu değişir, ses değişir, insanların birbirine karşı aldığı konum değişir. Fakat İstanbul Türkçesi bütün bu sahnelerin üzerine çoğu zaman aynı fiili örter:

Tartıştılar.

Oysa aynı eylem değildi.

Bir sonbahar akşamı Kars’tan gelen yolcu trenden indiğinde kahvehanenin önünde üç kişi oturuyordu. Çaylar ince belliydi; masanın üzerinde yarım kalmış bir okey dizisi, pencerenin yanında da sesi biraz fazla açık bir televizyon vardı. Konu, kasabanın içinden geçirilecek yeni yoldu.

Muhtar haritayı açtı.

“Bakın,” dedi, “yol buradan geçerse çarşı rahatlar. Ama şu üç dükkânın önü daralır.”

Kimse bağırmıyordu. Biri eski yolu anlattı, biri kışın karın nerede biriktiğini, öteki minibüslerin nereden döndüğünü söyledi. Sorular soruldu, cevaplar verildi, mesele evirildi çevrildi.

Onlar TARTIŞIYORDU.

Buradaki tartışmak, kavga etmek değildir. Sözcüğün taşıdığı temel zihinsel hareket, bir meseleyi farklı yönleriyle ele almak, görüş ve bilgi alışverişinde bulunmaktır. İngilizcedeki discuss alanına yaklaşır.

Fakat kahvenin kapısı açıldı.

İçeri ilçeden iki öğretmen girdi. Biri yolun yapılmasını, öteki eski çarşının korunmasını savunuyordu. Birkaç dakika sonra konuşmanın yapısı değişti. Artık yalnızca fikir alışverişi yapılmıyordu. Her iki taraf da kendi tezini gerekçelendiriyor, karşı tarafın gerekçesindeki açığı göstermeye çalışıyordu.

“Çarşıyı rahatlatacağını söylüyorsun ama trafik ölçümü yaptın mı?”

“Peki sen koruma diyorsun; esnafın mal indirdiği kamyon nereye girecek?”

Bu kez KARTIŞIYORLARDI.

KARTIŞMAK, burada tartışmak ile aynı semantik kutuya atılmamalıdır. Mesele artık yalnızca konuşulmaz; karşıt savlar düzenli biçimde karşı karşıya getirilir. Sözcük bu nedenle İngilizcedeki debate kavramına ayrılabilir.

Gece ilerledi.

Çaycı üçüncü demliği koyduğunda dükkân sahiplerinden biri ayağa kalktı.

“Ben sana geçen sene de söyledim. O yol benim dükkânın önünden geçemez.”

Karşı masadan cevap geldi:

“Geçer. Tapu senin olabilir, yol senin değil.”

Artık kimse bir konuyu serinkanlı biçimde incelemiyordu. Herkes kendi iddiasının lehine neden gösteriyor, karşısındakinin iddiasını çürütmeye uğraşıyordu.

Onlar ÖCEŞİYORDU.

ÖCEŞMEK, bu kullanımda argue alanına yerleştirilebilir. Kartışmakta iki görüşün düzenli karşılaşması öne çıkarken, öceşmekte taraflaşma ve karşılıklı iddia belirginleşir. İnsan yalnızca bir görüş bildirmez; görüşünün arkasına geçer.

Kahveci o sırada boş bardakları topladı.

“Yahu,” dedi, “siz sabaha kadar öceşirsiniz. Yol yine yerinde durur.”

Bir cümleyle bütün akademik terminolojiyi devirdi.

Ertesi sabah taraflar belediyeye çağrıldı.

Bu defa masanın başında belediye başkanı vardı. Harita yeniden açıldı fakat amaç değişmişti. Kimse diğerini yenmek için konuşmuyordu. Dükkân sahipleri iki metre geri çekilmeyi, belediye servis yolunu genişletmeyi, minibüsçüler de güzergâhı değiştirmeyi önerdi.

“Sen bundan vazgeç, ben şuradan çekileyim.”

“Burayı korursanız buna razıyız.”

Taraflar GERİŞİYORDU.

GERİŞMEK, stratejik karşılıklılığın fiilidir. İngilizcedeki negotiate gibi, karşıt çıkarların bulunduğu fakat nihai hedefin bir uzlaşma veya anlaşma olduğu konuşma biçimini adlandırır. Öceşmekte insan kendi mevzisini savunurken, gerişmekte gerekirse o mevzinin sınırını değiştirir.

Fakat anlaşma olmadı.

Üç ay sonra aynı insanlar bu kez adliye koridorundaydı.

Dosyalar açıldı. Tapu kayıtları çıkarıldı. Bilirkişi raporu masaya kondu. Artık “bence” demenin değeri azalmıştı; parsel numaraları, mevzuat maddeleri ve resmi itiraz süreleri konuşuyordu.

Mesele artık kahvehanenin meselesi değildi.

Taraflar MARKIŞIYORDU.

MARKIŞMAK, uyuşmazlığın kurumsallaştığı noktayı karşılar. İngilizcedeki dispute kavramına yaklaştırılabilir: hak, mülkiyet, yükümlülük veya yetki gibi bir konuda ciddi ve çoğu zaman resmî süreçlere taşınabilen anlaşmazlık.

Dikkat edilirse aynı yol hakkında konuşan aynı insanlar vardı.

Ama fiil beş kez değişmişti.

Tartıştılar.

Kartıştılar.

Öceştiler.

Geriştiler.

Markıştılar.

Sonra iş değişti.

Mahkeme kararından birkaç hafta sonra belediyenin iş makineleri sokağa girdi. Eski dükkânın duvarına kepçenin ağzı değince dükkân sahibi kendini aracın önüne attı. Belediye görevlileri onu çekmeye çalıştı. Esnaf toplandı. Birkaç saniye içinde sözlü anlaşmazlık fiziksel karşılaşmanın sınırına dayandı.

İki taraf ERİLEŞTİ.

Burada artık fikirlerin karşılaşmasından değil, tarafların sert ve dramatik biçimde birbirine çarpmasından söz ediyoruz. ERİLEŞMEK, bu semantik düzen içinde İngilizcedeki collide fiilinin çatışmalı kullanımına yaklaşır.

İşte mesele tam burada ilginçleşir.

Modern Türkçede bütün hikâye rahatlıkla şöyle anlatılabilirdi:

“Yol konusunda tartıştılar. Sonra yine tartıştılar. Belediyeyle tartıştılar. Mahkemelik oldular. En sonunda kavga çıktı.”

Anlaşılırdı.

Ama çözünürlük düşerdi.

Çünkü TARTIŞMAK, KARTIŞMAK, ÖCEŞMEK, GERİŞMEK, MARKIŞMAK ve ERİLEŞMEK aynı olayın eş anlamlı altı süsü değildir. Önerilen bu ayrım kabul edildiğinde, her biri çatışmanın başka bir evresini adlandırır:

TARTIŞMAK → mesele üzerinde düşünsel alışveriş

KARTIŞMAK → karşıt tezleri düzenli biçimde karşılaştırma

ÖCEŞMEK → iddia ve gerekçelerle karşılıklı çekişme

GERİŞMEK → çıkarları uzlaştırmak için pazarlık etme

MARKIŞMAK → ciddi veya resmî uyuşmazlığa girme

ERİLEŞMEK → sert ve dramatik biçimde karşı karşıya gelme

Bu bakımdan Türkçenin zenginliği yalnızca “aynı şeyi söyleyen çok kelimeye sahip olmak” değildir. Asıl zenginlik, insan davranışındaki küçük farkları ayrı fiillere dönüştürebilme imkânıdır.

Kahvehanede tartışırsın.

Münazarada kartışırsın.

Sinirlenip delillerini masaya vurunca öceşirsin.

“Sen bir adım gel, ben bir adım geleyim” dediğinde gerişirsin.

Dosya adliyeye düşünce markışırsın.

Masa devrilince işler değişir:

Erileşirsin.

Ve Türkçenin asıl gösterisi tam burada başlar. Aynı iki insan, aynı mesele, aynı gün bile olabilir; fakat aralarındaki ilişkinin geometrisi değiştiği anda fiil de değişir.

Dil yalnızca ne olduğunu söylemez.

Nasıl olduğunu da adlandırır.

Kaynak zemini: Eski Uygur Türkçesi, Türkiye Türkçesi, tarihî ve çağdaş Türkçe söz varlığı, türetmeler ve Deniz Karakurt'un Aktarma Sözlüğü. Metindeki İngilizce eşleştirmeler bire bir tarihsel etimoloji iddiası olarak değil, semantik alanları görünür kılan işlevsel karşılaştırmalar olarak kullanılmıştır.

reddit.com
u/Quirky-Expert141 — 5 days ago

Manṭıḳu’ṭ-Ṭayr-ı Gülşehrî’den Ḥikāyet-i Kelebek — Eski Anadolu Türkçesi Okumaları 2

1. Giriş

Okumalarımıza Gülşehrî ile devam ediyoruz. Bu kezki tıpkıbasımı BilgeSu’yun (‘nun?) bastığı Aziz Merhan ve Funda Şan’ın hazırladığı Eski Anadolu Türkçesi – Notlar ve Metinler kitabından alıyorum ve daha sonraki okumalarda da buradan yararlanacağım. Telefon kamerası ile çekmeme rağmen görüntü kalitesi epey iyi, metin okunaklı. Önceki Yûnus okumamda da belirttiğim gibi sonuca değil sürece odaklanacağım. İlk okumam satır numarası yanında, yorum denemelerim ve okuma düzeltmelerim ise bir alt satırda ≪:≫ devamında vereceğim. Daha sonra yine bir gözden geçirme (bu sırada birincil yorumlara ek, köşeli parantez içinde verdiğim yorumlarım) ve önceki seferde atladığım topluca metni yorumlama bölümü olacak. En sonda aynı metnin başka bir okuması ile karşılaştırma yapacağım.

Manṭıḳu’ṭ-Ṭayr’ı Attâr’dan ilk kez Türkçe’ye çeviren Gülşehrî, içerikte epey liberal davranmış ve pek çok hikaye çıkarıp eklemiş, veznin fāilātün/fāilātün/fāilūn kalıbı ile yazmış ve 1317’de kitabı tamâm etmiş. Bilinen altı nüshasından Agâh Sırrı Levend’in TDK nüshasına ait iki sayfalık bir kısmı okuyacağım. Yine tıpkıbasım görselleri vereceğim ve isteyen kendi de okuyup takıldığım/yanlış okuduğum yerlerde bana yardımcı olabilecek. Ya da herhangi bir soru ya da sohbet için de yorumlara gelebilirsiniz.

2. Buyuralım, Okuyalım

Aziz Merhan ve Funda Şan, Eski Anadolu Türkçesi Notlar ve Metinler (BilgeSu, 2016), 155.

155a

  1. ḥikāyet-i kelebek

: “Kelebek Hikayesi”

 

  1. söze bismillāhile başladuk / dāsitānı ḥikmetile sāz idük

: Son kısımdan emin değilim. Orada gördüğüm şedde ise sāz iddük olması gerekir ancak bu şekilde vezne uymaz (fāilūn ile bitmeli). İlk mısrada da bir hece eksik kalıyor. Erken dönemde vezne pek dikkat etmemişler diyerek şimdilik bunu es geçelim. sāz eylemek “anlatmak”, ancak burada eydük “söyledik” olması yine vezn nedeniyle beklenmez.

 

  1. tāyeḳīn? ola size kim ni gümān / ni nişāndan virmeye kimse nişān

: “? olsun size ki ne şüphe / ne nişandan (iz, belirti) vermesin kimse nişan.” Belki tā yaḳīn ola size kim “bilesiniz ki” ya da “siz bilene dek.” Böylece “Tanrı’dan ve onun belirtilerinden şüphe yoktur, siz de bunu bilesiz.” ya da “Siz bilene dek ne şüpheden ne nişandan belirti vermesin kimse.” Anlamı oturtamadım.

 

  1. kelebekler bir gice mūmdan ḫaber / işidürler bir kişiden muʿteber

: “Kelebekler bir gece mum hakkında, itibarlı birinden haber işidirler.” Üç imâle dışında vezin temiz.

 

  1. kim sizüŋ bir şāhidüŋüz var durur / kim yüzi günden daḫı enver durur

: “Sizin bir şahidiniz vardır ki yüzü güneşten dahi aydınlıktır.”

 

  1. altun aġaç yemişi gevherligi / maḥfilüŋ? şāhı ve meclisler begi

: Kubbealtın’da* maḥfil/maḥfel “Konuşup görüşmek, çeşitli konularda fikir alış verişinde bulunmak vb. amaçlar için bir araya gelinen yer, toplantı yeri.” Böylece “Altın ağaç meyvesi ve mücevheri; mahfilin şahı ve meclisler beyi.”

*Özel isme geldiğinde 3. kişi iyelik ekinin, –(s)In, son sesi /n/nin kesme işaretinden sonra yazılması mantıksızdır.

 

  1. gevdesi gümişden ? ucı / bizem? būstānında bir nār aġacı

: Okuyamadığım yerler dışı anlaşılıyordur.

 

  1. göyünicegiz ḫāṭırı ḫurrem durur / çūn göyünmedi naṣībi ġamdurur

: “Yandıkça gönlü sevinçlenir çünkü yanmazsa nasibi gamdır.” göyünicegiz ve naṣībi kelimelerinde nokta sorunları var, okuması zor oldu.

 

  1. gündüzini yi?icegiz dirilür / gündüzin yimeyicek derhāl ölür

: Yine nokta sorunu var ama tahmin edilebilir, yiyicegiz olmalı. “Gündüz yiyince canlanır, yemezse hemencecik ölür.” İki beyittir vezn hak getire. İlk kelimede yapı olarak akuzatif olmaması gerekirdi, hece eksik kaldığı için konmuş olsa gerek.

[gündüzin değil gendüzin olmalı. “Kendisini yiyerek canlanır, kendisini yemezse hemen ölüverir.”]

 

  1. gündüzin yarasa gibi gizlenür / gice güneş gibi rūşen gizlenür

: “Gündüz yarasa gibi gizlenir, gece güneş gibi aydınlık gizlenir.” İkinci mısrada bir anlam tersliği var, “gece güneş gibi aydınlık yayar” veya benzeri demeliydi. Sevgili Gülşah T. hocam erken dönem metinlerin bayağılığından yakınırdı, bu metinde de doğru düzgün hiçbir edebi sanat yok. Bu beyit tamamen düz cümlelerden oluşuyor. Gerçi mesneviden de sanat şovu beklenmez de.

[Dinî edebiyatta, özellikle erken dönemde, sanatsallığın arka planda olduğunu da unutmamak gerek. Halka din ahlakını ve kaidelerini öğretmek üzere yazılan bu eserler dil olarak yalın, anlamı örtecek/perdeleyecek sanatlı anlatımdan uzak olmuştur ki hem anlaşılsın hem de akılda kalıcılığı artsın. Bunlar herkesin kolayca ulaşabileceği metinler değil, meclislerde icra edilen neredeyse teatral anlatılar, kimi zaman (gazavatname gibi türler bağlamında) eğlencelerdi.]

 

  1. baş olduḳça ölüdür sāzıla / dirilür başın kesicek kārıla

: Burada sāz ve kār hangi anlamlarda kullanıldı anlayamadım.

 

  1. gice aḳdur gündüzin ḳara durur / gendü gendü ölmin? göre durur

: Okuyamadığım kelimede sahıpsız bi’ nokta var, haha.

 

  1. nūr cennet yalıŋı? duzaḥ gibi / gözlerinden yaş aḳar ırmaḳ gibi

: yalıŋ “alev” ya da “yalnız”?

 

Merhan ve Şan, Eski Anadolu Türkçesi Notlar ve Metinler, 156.

155b

  1. gice ansuz nesne görimez kişi / erteye degin göyünmekdür işi

: “Gece aniden bir şey göremez kişi, sabaha kadar yanmakdır işi.” Bu beyit tamamen Türkçe kökenli sözlerden oluşuyor. a.12 beyti de okuyamadığım kelimenin Türkçe olduğunu varsayarsak aynı şekilde.

 

  1. meclis uçmaḳ anda ol ḥūrīdurur / bezm-i gökdür ay anuŋ nūrıdurur

: Tek imâle dışında temiz vezn. “Meclis cennetdir, orada o hûrîdir. Gök meclisidir, ay onun nûrudur.”

 

  1. kelebekler cümle şūra düşdiler / her biri bir vaʿdegāha düşdiler

: şūr “karışıklık, gürültü, kavga, fitne”, vaʿdegāh “buluşma yeri”

 

  1. kim biz ol şāhumuzdan ḫaber / kim getüre ḳatumuza muʿteber

: Kelebeklerin kavgaya tutuşma nedenini söylüyor, “Şahımızdan bize haber getiren muteberdir.” İlk mısrada hece eksiği var.

 

  1. bir kelebek aradan eydür beni / viribiyeŋ aŋa kim bilürem anı

: “Bir kelebek aradan söyler: Beni ona gönderen/gönderecek kimdir bilirim.” viribiy- (vérüp iy-) “göndermek”. Burada viribi- olarak da okunabilir ancak iy- < ET ıd- “göndermek” olduğu için son sesin düşmediğini/varlığını kabul edebiliriz. Yine tamamen Türkî bir beyit.

 

  1. didiler var kim bu iş senden gele / girü dönicek ḫaber getür bile

: “Dediler ki bu iş senden gelir, var git. Geri dönünce de haber getir.”

 

  1. kim nişānına göre dürişevüz / ola kim ol şāhede irişevüz

: “Getirdiğin işarete/bilgiye göre hazırlanalım ve o Şah’a erişelim.”

[Mehmet Kanar EAT Sözlüğün’de dürüşmek “çalışmak, çabalamak”]

 

  1. ol kelebek vardı mūmı görmege / girü gelüben nişānın virmege

: “O kelebek mumu görmek ve geri gelip işareti vermek için gitti.”

 

  1. gendüzini yalıŋına urdı revān / kim meger kim aldandan? bir nişān

: Orada bi’ tadilat dönmüş sanırım, alandan doğrusu olmalı. “Kendini alevine vura koydu,” Haa, ala andan olacak. “ki ondan bir nişan alsın.” Önceki eksik heceleri de bura aşırmış, haha.

 

  1. bir ḳanadıla bir ayaġı tamām / kapkara göyündi anuŋ vesselām

: “Bir kanadı ve bir ayağı tamamen kapkara yandı.”

 

  1. girü yāranlarına geldikim uş / ol nigārüŋ bir nişānın virdi ḫūş

: “Geri dostlarına geldi ve sevgilinin hoş nişanını verdi.”

 

  1. vardum anı ḳaçmaġa nūrı benüm / ḳandum yaḳdı ḳurudı tenüm

: İlk dizeyi anlamlandıramadım. Devamı “Tatmin oldum. Yaktı, kurudu tenim.” Belki vardum ana olmalı. Böylece “Ona vardım ve yandım. Artık nuru benim ve o nur kaçmayacak.”

 

  1. anı ire aḳdan göre meger kişi / yoḳsa yaḳından yavuz ola işi

: Bariz hatayı hemen düzeltelim: ıraḳdan olacak. “Meğer onu uzaktan görmeli imiş, yoksa yakından işiniz yaş.”

 

3. Toparlarısak

155a

  1. ḥikāyet-i kelebek
  2. söze bismillāhile başladuk / dāsitānı ḥikmetile sāz idük
  3. tā yaḳīn ola size kim ni gümān / ni nişāndan virmeye kimse nişān
  4. kelebekler bir gice mūmdan ḫaber / işidürler bir kişiden muʿteber
  5. kim sizüŋ bir şāhidüŋüz var durur / kim yüzi günden daḫı enver durur
  6. altun aġaç yemişi gevherligi / maḥfilüŋ şāhı ve meclisler begi
  7. gevdesi gümişden ? ucı / bizem? būstānında bir nār aġacı
  8. göyünicegiz ḫāṭırı ḫurrem durur / çūn göyünmedi naṣībi ġamdurur
  9. gendüzini yiyicegiz dirilür / gendüzin yimeyicek derhāl ölür
  10. gündüzin yarasa gibi gizlenür / gice güneş gibi rūşen gizlenür
  11. baş olduḳça ölüdür sāzıla / dirilür başın kesicek kārıla
  12. gice aḳdur gündüzin ḳara durur / gendü gendü ölmin? göre durur
  13. nūr cennet yalıŋı? duzaḥ gibi / gözlerinden yaş aḳar ırmaḳ gibi

155b

  1. gice ansuz nesne görimez kişi / erteye degin göyünmekdür işi
  2. meclis uçmaḳ anda ol ḥūrīdurur / bezm-i gökdür ay anuŋ nūrıdurur
  3. kelebekler cümle şūra düşdiler / her biri bir vaʿdegāha düşdiler
  4. kim biz ol şāhumuzdan ḫaber / kim getüre ḳatumuza muʿteber
  5. bir kelebek aradan eydür beni / viribiyeŋ aŋa kim bilürem anı
  6. didiler var kim bu iş senden gele / girü dönicek ḫaber getür bile
  7. kim nişānına göre dürişevüz / ola kim ol şāhede irişevüz
  8. ol kelebek vardı mūmı görmege / girü gelüben nişānın virmege
  9. gendüzini yalıŋına urdı revān / kim meger kim ala andan bir nişān
  10. bir ḳanadıla bir ayaġı tamām / kapkara göyündi anuŋ vesselām
  11. girü yāranlarına geldikim uş / ol nigārüŋ bir nişānın virdi ḫūş
  12. vardum anı ḳaçmaġa nūrı benüm / ḳandum yaḳdı ḳurudı tenüm
  13. anı ıraḳdan göre meger kişi / yoḳsa yaḳından yavuz ola işi

 

3.1. Toplu-Yorum

Kelebeklere itibarlı birinden bir mum hakkında bir haber geliyor. O kişi mumun mahiyetini, neliğini anlatıyor (a5-b1 arası). Kelebekler heyecanlanıp ondan bir işâret getirmek için kavgaya tutuşuyorlar. Aralarından biri çıkıp varıyor ancak vücudunun yarısı yanıyor. Sevinçle dönüp dostlarına sevgiliden aldığı işareti gösteriyor. Hikaye bu iki sayfada bitmiyor, belki başka zaman kaldığı yerden devam ederim. Burada tasavvuf edebiyatında bolca kullanılan pervane-mum metaforu bir kez daha anlatılmış. Âşıklar sevgiliden, Allah’tan, haber alıyorlar ve ondan bir nişâne bekliyorlar. Ancak gerçekten de bu yolu gidebilecek biri, kendinden, benlikten vazgeçip, yanıp kül olan biri o işârete layıktır.

 

4. Karşılaştırma

Kültür ve Turizm Bakanlığı e-Kitap arşivinden aldığım Kemal Yavuz’a ait okuma ile kendi okumamı karşılaştıralım. Daha ilk beytten anlaşıldığı üzre Kemal Yavuz benim kullandığım TDK nüshasından ayrı bir nüsha kullanmış olsa da hangisi olduğuna dair bir bilgi göremedim. Bulmak isteyene kolaylık olsun diye orijinal numaralandırmayı aynen alıp kendi numaralandırmamı parantez içinde veriyorum.

 

4.1. Kemal Yavuz’un Okuması

(a1) DÂSİTÂN-I ŞEM‘ Ü PERVÂNEGÂN

4170(a2) Söze bismillâh-ıla âgâz idüñ / Dâsitânı hikmet-ile sâz idüñ

4171(a3) Kim yakîn ola size kim bî-gümân / Bî-nişândan kimse virmeye nişân

4172(a4) Kelebekler bir gice mumdan haber / İşidürler bir kişiden mu‘teber

4173(a5) Kim sizüñ bir şâhidüñüz var-durur / Güneş ü aydan dahı enver-durur

4174(a6) Altun agaç yimişi gevher bigi / Mahfilüñ şâhı vü meclisler begi

4175(a7) Gevdesi gümiş-durur köyner ucı / Bezm bostânında bir nâr agacı

4176(a8) Köyneyiçek hâtırı hurrem-durur / Çün köyinmedi nasîbi gam-durur

4177(a9) Kendüzini yiyiçegin dirilür / Kendüzin yimeyiçek derhâl ölür

4178(a10) Gündüzin yarasa gibi gizlenür / Gice güneş gibi rûşen görinür

4179(a11) Başın aldukça uludur sâz-ıla / Dirilür başın kesiçek kâz-ıla

4180(a12) Gice akdur gündüzin kara-durur / Kendü kendü ölümin göre-durur

4181(a13) Yüzi cennet yalıñı dûzah gibi / Gözlerinden yaş akar ırmah gibi

4182(b1) Gice ansuz nesneyi görmez kişi / İrteye degin köyinmekdür işi

4183(b2) Meclis uçmak anda ol hûrî-durur / Bezmi gögdür ay anuñ nûrı-durur

4184(b3) Kelebekler cümle şûra düşdiler / Dükeli bir va‘degâha üşdiler

4185(b4) Kim bize ol şâhidümüzden haber / Kim getüre katumuza mu‘teber

4186(b5) Bir kelebek aradan eydür beni / Viribiñ aña ki bilürem anı

4187(b6) Eytdiler var kim bu iş senden gele / Girü döniçek haber getür bile

4188(b7) Kim nişânına göre dürişevüz / Ola kim ol şâhide irişevüz

4189(b8) Ol kelebek vardı mumı görmege / Girü gelüben nişânın virmege

4190(b9) Kendüzin yalıñına urdı revân / Kim meger kim ala andan bir nişân

4191(b10) Bir kanadıyla bir ayagı tamâm / Kapkara köynidi anuñ vesselâm

4192(b11) Girü yârânlar katına geldi uş / Ol nigâruñ bir nişânın virdi hoş

4193(b12) Vardum anı kuçmaga nûrı benüm / Kanadumı yakdı karardı tenüm

4194(b13) Anı ırakdan meger göre kişi / Yohsa yakından yavuz ola işi

 

4.2. Karşılaştırma Notları

  1. 4170(a2): Beytin sonundaki idüŋ okuması gerçekten de akla en uygun olanı. Ancak TDK nüshasında aynı beytin ilk dizesi açıkça başladuḳ olduğu için uyak ya da redifli bir okuma arayıp idük olarak yanlış okudum.
  2. 4171(a3): İki olumsuzluk önekini de ni “ne” olarak yanlış okudum. En iyi okumam şu: “Destânı hikmet ile anlatın ki şüphesiz ve belirtisiz olandan (Allah’tan) kimsenin size belirti vermeyeceğini bilin.”
  3. 4175(a7): göynür ucı “yanar ucu” doğru okuma ama TDK nüshasında kesinlikle gümiş durur “gümüştür” yazmıyor. Belki gümişden-dür “gümüştendir” olması gereken bir müstensih hatasıdır. bizem yerine bezm doğru okuma, yine TDK nüshasında hareke hatası var.
  4. Benim göyün- ve göynür okumam Kemal Yavuz’un köyin- ve köyne- okumasından farklı olma nedeni (1) ikinci ünlünün yazmalara göre farklılık göstermesi olsa gerek ve (2) Arap alfabesinde ≪ ك≫ harfinin /k/ ya da /g/ seslerinden hangisini imlediğini anlamanın imkansızlığı. Ben orta dönem Oğuz dilinin ön ünlü öncesindeki söz başı ünsüzlerin ötümlüleşmesi kuralını baz alarak /g/ olarak okuyorum.

C[voice-] > C[voice+] / #_V[front+]

Bu kuralın bugün dahi istisnaları varken o dönemde de olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Böylece hangisi olarak okumamız gerektiği biraz da keyfiyete kalıyor.

Kendü, kendüzi ve gendü, gendüzi meselesinde de durum aynı.

  1. 4178(a10): Yukarda da sözünü ettiğim gibi TDK nüshasında anlamsal bir terslik vardır. Burada olduğu gibi görinür olmalı idi, yine müstensih hatası olmalı.

  2. 4179(a11): TDK nüshasında açıkça kāz değil kār yazıyor. ölüdür/uludur hangisi doğru olduğuna beyti anlamlandıramadığım için karar veremiyorum.

  3. 4180(a12): ölümin okuması doğru. Sahıpsız nokta dediğim meğer cezm imiş.

  4. 4181(a13): yalıŋı “alevi” okuması doğru.

  5. 4182(b1): irte/erte “sabah, yarın” kelimesinde üstünlü yazıldığı için ikincisi gibi (/ɛ/, kimine göre /ä/) okudum. Kemal Bey de ya harekeye göre okumuş ya da dönemin şartlarını göz önüne alarak kapalı e (/e/) için /i/ okumuş olabilir.

  6. 4183(b2): bezm-i gökdür/bezmi gögdür. Ben isim tamlaması olarak, Kemal Bey ise iyelik tamlaması olarak okumuş. Nihaî anlamda pek bir ayrım yok. TDK nüshasında ≪ي≫ olmadığı için 3. kişi iyelik eki olarak okumayı uygun görmedim. Nüsha farkı olabilir.

  7. 4185(b4): İlk dizede hece eksiği var dediğim bu imiş. biz değil bize olmalı. Yine müstensih hatası olacak, çünkü açıkça cezm konmuş ve ≪ز≫ sonrasında ne ≪ﺍ≫ ne de ≪ﻩ≫ var.

  8. 4186(b5): viribiyeŋ yerine viribiŋ okuması hem anlamsal olarak hem de vezn bağlamında daha doğrudur ancak TDK nüshasında açıkça fazladan bir üstün var.

  9. 4188(b7): şāhede yerine şāhide okuması daha doğru. TDK nüshasında kesre yerine üstün kullanılmış.

  10. 4191(b10): ḳanadıla yerine ḳanadıyla okuması vezn için daha uygun ancak TDK nüshasında ≪ي≫ için bir cezm yok.

  11. 4193(b12): ḳuçmaġa “kucaklamağa” ve ḳanadum “kanadım” (bunu nasıl yanlış okumuşum ki) okumaları doğru. Böylelikle “Vardım onu kucaklamağa, nûru benim kanadımı yaktı, kurudu tenim.”

 

Kaynakça

https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78427/gulsehri---mantikut-tayr.html

https://lugatim.com/

Kanar, Mehmet. Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü. Say Yayınları, 2018.

Merhan, Aziz ve Funda Şen. Eski Anadolu Türkçesi Notlar ve Metinler. BilgeSu, 2016.

reddit.com
u/MergenKarvaach — 5 days ago

Sizce ne yazıyor çevirebilene helal olsun

Sizce ne yazıyor olabilir bence mil taşı fakat yazıda ne yazdığını çok merak ediyorum yardımcı olabilir misiniz

u/SeaPollution3394 — 6 days ago
▲ 34 r/filoloji+1 crossposts

TDK Sözlüğündeki Kelimelerin Anlamsal Yakınlıklarıyla Oynanan Bir Kelime Oyunu: Bağlaç

Merhabalar,

Geçtiğimiz günlerde Türkçedeki kelimelerin anlamsal ilişkileri ve bağlamları üzerine çalışırken "Bağlaç" isminde bir kelime bulmaca oyunu geliştirdim.

Wordle gibi harf bazlı oyunların aksine, bu oyunda harflerle değil tamamen kelime anlamlarıyla uğraşıyorsunuz. Ekranda birbirinden bağımsız 2, 3 veya 4 farklı hedef kelime yer alıyor. Siz kendi tahminlerinizi yazarak bu kelimelere anlamsal olarak yaklaşmaya ve aralarındaki ortak bağı bulmaya çalışıyorsunuz. Oyun, yazdığınız kelimenin o hedeflere olan anlamsal yakınlığını % olarak hesaplayıp sizi yönlendiriyor. (Sıcak-soğuk oynamak gibi düşünebilirsiniz).

Oyunda sadece en çok kullanılan 30.000 kelime yer alıyor. Yani kimsenin bilmediği, kıyıda köşede kalmış eski kelimeler veya ağır terimler yok. Zorluk; herkesin bildiği o kelimeler arasındaki mecazları, kavramsal ilişkileri ve ince anlamsal bağları kurabilmekte yatıyor. Yan panelde de yazdığınız kelimelerin TDK anlamlarını görebiliyorsunuz.

Dilbilime ve kelimelere meraklı bu topluluğun ilgisini çekebileceğini düşündüm. Tarayıcı üzerinden ücretsiz oynayabilirsiniz.

Oyun Linki: https://byqurn.itch.io/baglac

u/byqurn — 5 days ago

Şarkı İngilizce duyuluyor fakat yalnızca İngilizceyi taklit eden anlamsız kelimeler içeriyor

u/uyumakistiyorumm — 5 days ago

İngilizce öğrenmek(geeçekten öğrenmek)

2 veya 2,5 ayım var sıfır olarak görün beni bu sürede a2 seviyesi ve hafif üstüne çıkarsam çok iyi olur yurtdışında eğitim göreceğim çünkü hazırlıkta çok zorluk çekmemek için diyorum, bana yardjm edermiainiz gramer mantığı beni zorluyor yoksa gerisi tırt benim için.chat gpt ile öğrenmek de mantıklı öyle öğrenen varsa prompt da bırakabilir.

teşekkürler.

reddit.com
u/zuzu58u — 6 days ago

Şehname bin yıldır Farsça'nın; Kuran ise 1,400 yıldır Arapça'nın standart formunun temeli. Yazılı eserlere sabitlendikleri için bu iki dil zamana meydan okuyor

u/Various_Advisor772 — 6 days ago

Can anyone help

If anyone could find a name and date written on this tomb stone. A friend of mine knows as it belongs to his family tree but arent really sure.

u/powersb1976 — 6 days ago
▲ 61 r/filoloji+2 crossposts

Osmanlıca Yazım Kuralları

Osmanlıca yazmayı öğrenmek isteyenler için. Fakat sadece Türkçe yazım kuralları var, Arapça-Farsça kaideler ayrı öğrenilmesi gerekir.

u/No_Possibility1403 — 8 days ago