
Manṭıḳu’ṭ-Ṭayr-ı Gülşehrî’den Ḥikāyet-i Kelebek — Eski Anadolu Türkçesi Okumaları 2
1. Giriş
Okumalarımıza Gülşehrî ile devam ediyoruz. Bu kezki tıpkıbasımı BilgeSu’yun (‘nun?) bastığı Aziz Merhan ve Funda Şan’ın hazırladığı Eski Anadolu Türkçesi – Notlar ve Metinler kitabından alıyorum ve daha sonraki okumalarda da buradan yararlanacağım. Telefon kamerası ile çekmeme rağmen görüntü kalitesi epey iyi, metin okunaklı. Önceki Yûnus okumamda da belirttiğim gibi sonuca değil sürece odaklanacağım. İlk okumam satır numarası yanında, yorum denemelerim ve okuma düzeltmelerim ise bir alt satırda ≪:≫ devamında vereceğim. Daha sonra yine bir gözden geçirme (bu sırada birincil yorumlara ek, köşeli parantez içinde verdiğim yorumlarım) ve önceki seferde atladığım topluca metni yorumlama bölümü olacak. En sonda aynı metnin başka bir okuması ile karşılaştırma yapacağım.
Manṭıḳu’ṭ-Ṭayr’ı Attâr’dan ilk kez Türkçe’ye çeviren Gülşehrî, içerikte epey liberal davranmış ve pek çok hikaye çıkarıp eklemiş, veznin fāilātün/fāilātün/fāilūn kalıbı ile yazmış ve 1317’de kitabı tamâm etmiş. Bilinen altı nüshasından Agâh Sırrı Levend’in TDK nüshasına ait iki sayfalık bir kısmı okuyacağım. Yine tıpkıbasım görselleri vereceğim ve isteyen kendi de okuyup takıldığım/yanlış okuduğum yerlerde bana yardımcı olabilecek. Ya da herhangi bir soru ya da sohbet için de yorumlara gelebilirsiniz.
2. Buyuralım, Okuyalım
Aziz Merhan ve Funda Şan, Eski Anadolu Türkçesi Notlar ve Metinler (BilgeSu, 2016), 155.
155a
- ḥikāyet-i kelebek
: “Kelebek Hikayesi”
- söze bismillāhile başladuk / dāsitānı ḥikmetile sāz idük
: Son kısımdan emin değilim. Orada gördüğüm şedde ise sāz iddük olması gerekir ancak bu şekilde vezne uymaz (fāilūn ile bitmeli). İlk mısrada da bir hece eksik kalıyor. Erken dönemde vezne pek dikkat etmemişler diyerek şimdilik bunu es geçelim. sāz eylemek “anlatmak”, ancak burada eydük “söyledik” olması yine vezn nedeniyle beklenmez.
- tāyeḳīn? ola size kim ni gümān / ni nişāndan virmeye kimse nişān
: “? olsun size ki ne şüphe / ne nişandan (iz, belirti) vermesin kimse nişan.” Belki tā yaḳīn ola size kim “bilesiniz ki” ya da “siz bilene dek.” Böylece “Tanrı’dan ve onun belirtilerinden şüphe yoktur, siz de bunu bilesiz.” ya da “Siz bilene dek ne şüpheden ne nişandan belirti vermesin kimse.” Anlamı oturtamadım.
- kelebekler bir gice mūmdan ḫaber / işidürler bir kişiden muʿteber
: “Kelebekler bir gece mum hakkında, itibarlı birinden haber işidirler.” Üç imâle dışında vezin temiz.
- kim sizüŋ bir şāhidüŋüz var durur / kim yüzi günden daḫı enver durur
: “Sizin bir şahidiniz vardır ki yüzü güneşten dahi aydınlıktır.”
- altun aġaç yemişi gevherligi / maḥfilüŋ? şāhı ve meclisler begi
: Kubbealtın’da* maḥfil/maḥfel “Konuşup görüşmek, çeşitli konularda fikir alış verişinde bulunmak vb. amaçlar için bir araya gelinen yer, toplantı yeri.” Böylece “Altın ağaç meyvesi ve mücevheri; mahfilin şahı ve meclisler beyi.”
*Özel isme geldiğinde 3. kişi iyelik ekinin, –(s)In, son sesi /n/nin kesme işaretinden sonra yazılması mantıksızdır.
- gevdesi gümişden ? ucı / bizem? būstānında bir nār aġacı
: Okuyamadığım yerler dışı anlaşılıyordur.
- göyünicegiz ḫāṭırı ḫurrem durur / çūn göyünmedi naṣībi ġamdurur
: “Yandıkça gönlü sevinçlenir çünkü yanmazsa nasibi gamdır.” göyünicegiz ve naṣībi kelimelerinde nokta sorunları var, okuması zor oldu.
- gündüzini yi?icegiz dirilür / gündüzin yimeyicek derhāl ölür
: Yine nokta sorunu var ama tahmin edilebilir, yiyicegiz olmalı. “Gündüz yiyince canlanır, yemezse hemencecik ölür.” İki beyittir vezn hak getire. İlk kelimede yapı olarak akuzatif olmaması gerekirdi, hece eksik kaldığı için konmuş olsa gerek.
[gündüzin değil gendüzin olmalı. “Kendisini yiyerek canlanır, kendisini yemezse hemen ölüverir.”]
- gündüzin yarasa gibi gizlenür / gice güneş gibi rūşen gizlenür
: “Gündüz yarasa gibi gizlenir, gece güneş gibi aydınlık gizlenir.” İkinci mısrada bir anlam tersliği var, “gece güneş gibi aydınlık yayar” veya benzeri demeliydi. Sevgili Gülşah T. hocam erken dönem metinlerin bayağılığından yakınırdı, bu metinde de doğru düzgün hiçbir edebi sanat yok. Bu beyit tamamen düz cümlelerden oluşuyor. Gerçi mesneviden de sanat şovu beklenmez de.
[Dinî edebiyatta, özellikle erken dönemde, sanatsallığın arka planda olduğunu da unutmamak gerek. Halka din ahlakını ve kaidelerini öğretmek üzere yazılan bu eserler dil olarak yalın, anlamı örtecek/perdeleyecek sanatlı anlatımdan uzak olmuştur ki hem anlaşılsın hem de akılda kalıcılığı artsın. Bunlar herkesin kolayca ulaşabileceği metinler değil, meclislerde icra edilen neredeyse teatral anlatılar, kimi zaman (gazavatname gibi türler bağlamında) eğlencelerdi.]
- baş olduḳça ölüdür sāzıla / dirilür başın kesicek kārıla
: Burada sāz ve kār hangi anlamlarda kullanıldı anlayamadım.
- gice aḳdur gündüzin ḳara durur / gendü gendü ölmin? göre durur
: Okuyamadığım kelimede sahıpsız bi’ nokta var, haha.
- nūr cennet yalıŋı? duzaḥ gibi / gözlerinden yaş aḳar ırmaḳ gibi
: yalıŋ “alev” ya da “yalnız”?
Merhan ve Şan, Eski Anadolu Türkçesi Notlar ve Metinler, 156.
155b
- gice ansuz nesne görimez kişi / erteye degin göyünmekdür işi
: “Gece aniden bir şey göremez kişi, sabaha kadar yanmakdır işi.” Bu beyit tamamen Türkçe kökenli sözlerden oluşuyor. a.12 beyti de okuyamadığım kelimenin Türkçe olduğunu varsayarsak aynı şekilde.
- meclis uçmaḳ anda ol ḥūrīdurur / bezm-i gökdür ay anuŋ nūrıdurur
: Tek imâle dışında temiz vezn. “Meclis cennetdir, orada o hûrîdir. Gök meclisidir, ay onun nûrudur.”
- kelebekler cümle şūra düşdiler / her biri bir vaʿdegāha düşdiler
: şūr “karışıklık, gürültü, kavga, fitne”, vaʿdegāh “buluşma yeri”
- kim biz ol şāhumuzdan ḫaber / kim getüre ḳatumuza muʿteber
: Kelebeklerin kavgaya tutuşma nedenini söylüyor, “Şahımızdan bize haber getiren muteberdir.” İlk mısrada hece eksiği var.
- bir kelebek aradan eydür beni / viribiyeŋ aŋa kim bilürem anı
: “Bir kelebek aradan söyler: Beni ona gönderen/gönderecek kimdir bilirim.” viribiy- (vérüp iy-) “göndermek”. Burada viribi- olarak da okunabilir ancak iy- < ET ıd- “göndermek” olduğu için son sesin düşmediğini/varlığını kabul edebiliriz. Yine tamamen Türkî bir beyit.
- didiler var kim bu iş senden gele / girü dönicek ḫaber getür bile
: “Dediler ki bu iş senden gelir, var git. Geri dönünce de haber getir.”
- kim nişānına göre dürişevüz / ola kim ol şāhede irişevüz
: “Getirdiğin işarete/bilgiye göre hazırlanalım ve o Şah’a erişelim.”
[Mehmet Kanar EAT Sözlüğün’de dürüşmek “çalışmak, çabalamak”]
- ol kelebek vardı mūmı görmege / girü gelüben nişānın virmege
: “O kelebek mumu görmek ve geri gelip işareti vermek için gitti.”
- gendüzini yalıŋına urdı revān / kim meger kim aldandan? bir nişān
: Orada bi’ tadilat dönmüş sanırım, alandan doğrusu olmalı. “Kendini alevine vura koydu,” Haa, ala andan olacak. “ki ondan bir nişan alsın.” Önceki eksik heceleri de bura aşırmış, haha.
- bir ḳanadıla bir ayaġı tamām / kapkara göyündi anuŋ vesselām
: “Bir kanadı ve bir ayağı tamamen kapkara yandı.”
- girü yāranlarına geldikim uş / ol nigārüŋ bir nişānın virdi ḫūş
: “Geri dostlarına geldi ve sevgilinin hoş nişanını verdi.”
- vardum anı ḳaçmaġa nūrı benüm / ḳandum yaḳdı ḳurudı tenüm
: İlk dizeyi anlamlandıramadım. Devamı “Tatmin oldum. Yaktı, kurudu tenim.” Belki vardum ana olmalı. Böylece “Ona vardım ve yandım. Artık nuru benim ve o nur kaçmayacak.”
- anı ire aḳdan göre meger kişi / yoḳsa yaḳından yavuz ola işi
: Bariz hatayı hemen düzeltelim: ıraḳdan olacak. “Meğer onu uzaktan görmeli imiş, yoksa yakından işiniz yaş.”
3. Toparlarısak
155a
- ḥikāyet-i kelebek
- söze bismillāhile başladuk / dāsitānı ḥikmetile sāz idük
- tā yaḳīn ola size kim ni gümān / ni nişāndan virmeye kimse nişān
- kelebekler bir gice mūmdan ḫaber / işidürler bir kişiden muʿteber
- kim sizüŋ bir şāhidüŋüz var durur / kim yüzi günden daḫı enver durur
- altun aġaç yemişi gevherligi / maḥfilüŋ şāhı ve meclisler begi
- gevdesi gümişden ? ucı / bizem? būstānında bir nār aġacı
- göyünicegiz ḫāṭırı ḫurrem durur / çūn göyünmedi naṣībi ġamdurur
- gendüzini yiyicegiz dirilür / gendüzin yimeyicek derhāl ölür
- gündüzin yarasa gibi gizlenür / gice güneş gibi rūşen gizlenür
- baş olduḳça ölüdür sāzıla / dirilür başın kesicek kārıla
- gice aḳdur gündüzin ḳara durur / gendü gendü ölmin? göre durur
- nūr cennet yalıŋı? duzaḥ gibi / gözlerinden yaş aḳar ırmaḳ gibi
155b
- gice ansuz nesne görimez kişi / erteye degin göyünmekdür işi
- meclis uçmaḳ anda ol ḥūrīdurur / bezm-i gökdür ay anuŋ nūrıdurur
- kelebekler cümle şūra düşdiler / her biri bir vaʿdegāha düşdiler
- kim biz ol şāhumuzdan ḫaber / kim getüre ḳatumuza muʿteber
- bir kelebek aradan eydür beni / viribiyeŋ aŋa kim bilürem anı
- didiler var kim bu iş senden gele / girü dönicek ḫaber getür bile
- kim nişānına göre dürişevüz / ola kim ol şāhede irişevüz
- ol kelebek vardı mūmı görmege / girü gelüben nişānın virmege
- gendüzini yalıŋına urdı revān / kim meger kim ala andan bir nişān
- bir ḳanadıla bir ayaġı tamām / kapkara göyündi anuŋ vesselām
- girü yāranlarına geldikim uş / ol nigārüŋ bir nişānın virdi ḫūş
- vardum anı ḳaçmaġa nūrı benüm / ḳandum yaḳdı ḳurudı tenüm
- anı ıraḳdan göre meger kişi / yoḳsa yaḳından yavuz ola işi
3.1. Toplu-Yorum
Kelebeklere itibarlı birinden bir mum hakkında bir haber geliyor. O kişi mumun mahiyetini, neliğini anlatıyor (a5-b1 arası). Kelebekler heyecanlanıp ondan bir işâret getirmek için kavgaya tutuşuyorlar. Aralarından biri çıkıp varıyor ancak vücudunun yarısı yanıyor. Sevinçle dönüp dostlarına sevgiliden aldığı işareti gösteriyor. Hikaye bu iki sayfada bitmiyor, belki başka zaman kaldığı yerden devam ederim. Burada tasavvuf edebiyatında bolca kullanılan pervane-mum metaforu bir kez daha anlatılmış. Âşıklar sevgiliden, Allah’tan, haber alıyorlar ve ondan bir nişâne bekliyorlar. Ancak gerçekten de bu yolu gidebilecek biri, kendinden, benlikten vazgeçip, yanıp kül olan biri o işârete layıktır.
4. Karşılaştırma
Kültür ve Turizm Bakanlığı e-Kitap arşivinden aldığım Kemal Yavuz’a ait okuma ile kendi okumamı karşılaştıralım. Daha ilk beytten anlaşıldığı üzre Kemal Yavuz benim kullandığım TDK nüshasından ayrı bir nüsha kullanmış olsa da hangisi olduğuna dair bir bilgi göremedim. Bulmak isteyene kolaylık olsun diye orijinal numaralandırmayı aynen alıp kendi numaralandırmamı parantez içinde veriyorum.
4.1. Kemal Yavuz’un Okuması
(a1) DÂSİTÂN-I ŞEM‘ Ü PERVÂNEGÂN
4170(a2) Söze bismillâh-ıla âgâz idüñ / Dâsitânı hikmet-ile sâz idüñ
4171(a3) Kim yakîn ola size kim bî-gümân / Bî-nişândan kimse virmeye nişân
4172(a4) Kelebekler bir gice mumdan haber / İşidürler bir kişiden mu‘teber
4173(a5) Kim sizüñ bir şâhidüñüz var-durur / Güneş ü aydan dahı enver-durur
4174(a6) Altun agaç yimişi gevher bigi / Mahfilüñ şâhı vü meclisler begi
4175(a7) Gevdesi gümiş-durur köyner ucı / Bezm bostânında bir nâr agacı
4176(a8) Köyneyiçek hâtırı hurrem-durur / Çün köyinmedi nasîbi gam-durur
4177(a9) Kendüzini yiyiçegin dirilür / Kendüzin yimeyiçek derhâl ölür
4178(a10) Gündüzin yarasa gibi gizlenür / Gice güneş gibi rûşen görinür
4179(a11) Başın aldukça uludur sâz-ıla / Dirilür başın kesiçek kâz-ıla
4180(a12) Gice akdur gündüzin kara-durur / Kendü kendü ölümin göre-durur
4181(a13) Yüzi cennet yalıñı dûzah gibi / Gözlerinden yaş akar ırmah gibi
4182(b1) Gice ansuz nesneyi görmez kişi / İrteye degin köyinmekdür işi
4183(b2) Meclis uçmak anda ol hûrî-durur / Bezmi gögdür ay anuñ nûrı-durur
4184(b3) Kelebekler cümle şûra düşdiler / Dükeli bir va‘degâha üşdiler
4185(b4) Kim bize ol şâhidümüzden haber / Kim getüre katumuza mu‘teber
4186(b5) Bir kelebek aradan eydür beni / Viribiñ aña ki bilürem anı
4187(b6) Eytdiler var kim bu iş senden gele / Girü döniçek haber getür bile
4188(b7) Kim nişânına göre dürişevüz / Ola kim ol şâhide irişevüz
4189(b8) Ol kelebek vardı mumı görmege / Girü gelüben nişânın virmege
4190(b9) Kendüzin yalıñına urdı revân / Kim meger kim ala andan bir nişân
4191(b10) Bir kanadıyla bir ayagı tamâm / Kapkara köynidi anuñ vesselâm
4192(b11) Girü yârânlar katına geldi uş / Ol nigâruñ bir nişânın virdi hoş
4193(b12) Vardum anı kuçmaga nûrı benüm / Kanadumı yakdı karardı tenüm
4194(b13) Anı ırakdan meger göre kişi / Yohsa yakından yavuz ola işi
4.2. Karşılaştırma Notları
- 4170(a2): Beytin sonundaki idüŋ okuması gerçekten de akla en uygun olanı. Ancak TDK nüshasında aynı beytin ilk dizesi açıkça başladuḳ olduğu için uyak ya da redifli bir okuma arayıp idük olarak yanlış okudum.
- 4171(a3): İki bî olumsuzluk önekini de ni “ne” olarak yanlış okudum. En iyi okumam şu: “Destânı hikmet ile anlatın ki şüphesiz ve belirtisiz olandan (Allah’tan) kimsenin size belirti vermeyeceğini bilin.”
- 4175(a7): göynür ucı “yanar ucu” doğru okuma ama TDK nüshasında kesinlikle gümiş durur “gümüştür” yazmıyor. Belki gümişden-dür “gümüştendir” olması gereken bir müstensih hatasıdır. bizem yerine bezm doğru okuma, yine TDK nüshasında hareke hatası var.
- Benim göyün- ve göynür okumam Kemal Yavuz’un köyin- ve köyne- okumasından farklı olma nedeni (1) ikinci ünlünün yazmalara göre farklılık göstermesi olsa gerek ve (2) Arap alfabesinde ≪ ك≫ harfinin /k/ ya da /g/ seslerinden hangisini imlediğini anlamanın imkansızlığı. Ben orta dönem Oğuz dilinin ön ünlü öncesindeki söz başı ünsüzlerin ötümlüleşmesi kuralını baz alarak /g/ olarak okuyorum.
C[voice-] > C[voice+] / #_V[front+]
Bu kuralın bugün dahi istisnaları varken o dönemde de olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Böylece hangisi olarak okumamız gerektiği biraz da keyfiyete kalıyor.
Kendü, kendüzi ve gendü, gendüzi meselesinde de durum aynı.
4178(a10): Yukarda da sözünü ettiğim gibi TDK nüshasında anlamsal bir terslik vardır. Burada olduğu gibi görinür olmalı idi, yine müstensih hatası olmalı.
4179(a11): TDK nüshasında açıkça kāz değil kār yazıyor. ölüdür/uludur hangisi doğru olduğuna beyti anlamlandıramadığım için karar veremiyorum.
4180(a12): ölümin okuması doğru. Sahıpsız nokta dediğim meğer cezm imiş.
4181(a13): yalıŋı “alevi” okuması doğru.
4182(b1): irte/erte “sabah, yarın” kelimesinde üstünlü yazıldığı için ikincisi gibi (/ɛ/, kimine göre /ä/) okudum. Kemal Bey de ya harekeye göre okumuş ya da dönemin şartlarını göz önüne alarak kapalı e (/e/) için /i/ okumuş olabilir.
4183(b2): bezm-i gökdür/bezmi gögdür. Ben isim tamlaması olarak, Kemal Bey ise iyelik tamlaması olarak okumuş. Nihaî anlamda pek bir ayrım yok. TDK nüshasında ≪ي≫ olmadığı için 3. kişi iyelik eki olarak okumayı uygun görmedim. Nüsha farkı olabilir.
4185(b4): İlk dizede hece eksiği var dediğim bu imiş. biz değil bize olmalı. Yine müstensih hatası olacak, çünkü açıkça cezm konmuş ve ≪ز≫ sonrasında ne ≪ﺍ≫ ne de ≪ﻩ≫ var.
4186(b5): viribiyeŋ yerine viribiŋ okuması hem anlamsal olarak hem de vezn bağlamında daha doğrudur ancak TDK nüshasında açıkça fazladan bir üstün var.
4188(b7): şāhede yerine şāhide okuması daha doğru. TDK nüshasında kesre yerine üstün kullanılmış.
4191(b10): ḳanadıla yerine ḳanadıyla okuması vezn için daha uygun ancak TDK nüshasında ≪ي≫ için bir cezm yok.
4193(b12): ḳuçmaġa “kucaklamağa” ve ḳanadum “kanadım” (bunu nasıl yanlış okumuşum ki) okumaları doğru. Böylelikle “Vardım onu kucaklamağa, nûru benim kanadımı yaktı, kurudu tenim.”
Kaynakça
https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78427/gulsehri---mantikut-tayr.html
Kanar, Mehmet. Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü. Say Yayınları, 2018.
Merhan, Aziz ve Funda Şen. Eski Anadolu Türkçesi Notlar ve Metinler. BilgeSu, 2016.