u/Natural-Cost5494

Eski Ahit’te Hz.Muhammed: Yeşaya 42
▲ 12 r/KuranMuslumani+1 crossposts

Eski Ahit’te Hz.Muhammed: Yeşaya 42

Selam arkadaşlar.

Bildiğiniz üzere Kuran, Araf Suresi 157.Ayet’te Hz.Muhammed’in önceki kitaplarda müjdelendiğini bildiriyor:

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o ummi peygambere (Nebi ve Resul) uyarlar.”

Buradaki “ummi” kelimesine her ne kadar gelenek tarafından “okuma-yazma bilmeyen” anlamı verilse de bu doğru değildir. Nitekim Bakara Suresi’nin 78.Ayet’inde Yahudiler arasında da ummiler olduğu, bunların Kitab’ı bilmediklerinden bahsedilir. Elbette ki Kuran Yahudileri okuma yazma bilmemekle suçlamıyor, Tevrat yanlarında olduğu halde onu gereğince anlayamamalarını eleştiriyor. Buradan da anlıyoruz ki “ummi” ifadesi “önceki kitaplardan (Tevrat ve İncil’den) haberi olmayan” anlamındadır. Yahudiler aynı ifadeyi centiller (Yahudi olmayanlar) için de kullanırlardı.

Şimdi Eski Ahit’teki Yeşaya kitabının 42.bölümünü ayet ayet inceleyelim:

“İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhum'u onun üzerine koydum. Adaleti uluslara ulaştıracak. Bağırıp çağırmayacak, sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak. Yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek. Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭1‬-‭4‬

Burada Yeşaya peygamberin Allah’ın özellikle seçeceği bir kuldan bahsettiği anlaşılıyor. Asıl ilginç olan, adaleti uluslara ulaştıracak olması. Tevrat’ta “uluslar” ile kastedilen her zaman İsrail halkı dışındaki putperest milletlerdir. Bu kulun ise putperest milletlere adalet getireceğini görüyoruz. “Bağırıp çağırmayacak” ifadesi de Ali İmran 159.Ayetle ilişkili olabilir: “Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi.” Kıyı halkları ise genellikle Doğu Akdeniz şeridinde yaşayan Fenikeliler ve Filistliler gibi halkları ifade eder. Bu halkların “kulun yasasına” umut bağlayacaklarının söylenmesi, çok kısa bir sürede İslam’ı benimseyen ve günümüzde de çoğunlukla Müslüman olan Doğu Akdeniz bölgesini andırıyor sanki.

“Gökleri yaratıp geren, yeryüzünü ve ürününü seren, dünyadaki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki ’ Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.’”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭5‬-‭7‬ ‬‬

Burada da yine kulun halka (İsrailoğullarına) bir antlaşma, uluslara (putperest centillere) ise “ışık” yani hidayet olacağı söyleniyor. Böylece kulun hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlarla iletişime geçeceğini ve insanları Allah yoluna ileteceğini anlıyoruz. “Körlerinin gözünün açılması” ile de sapkınların hidayete ermesi kastediliyor.

“Ben RAB'bim, adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmam. Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum; bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭8‬-‭9‬ ‭

Kulun özellikleri belirtildikten hemen sonra tektanrıcılığın vurgulanması önemli bir detay. Ayrıca bölümde bahsedilen olayların gelecekte ortaya çıkacağının söylenmesi de kulun Yeşaya peygamberden (MÖ 8.yüzyıl) sonra yaşayacak biri olduğunu gösteriyor.

Fakat kehanetin en önemli kısmı burası:

“Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, kıyılar ve kıyı halkları, RAB'be yeni bir ilahi söyleyin, Dünyanın dört bucağından O'nu ezgilerle övün. Bozkır ve bozkırdaki kentler, Kedar köylerinde yaşayan halk sesini yükseltsin. Sela'da oturanlar sevinçle haykırsın, bağırsın dağların doruklarından. Hepsi RAB'bi onurlandırsın, kıyı halkları O'nu övsün. Yiğit gibi çıkagelecek RAB, savaşçı gibi gayrete gelecek. Bağırıp savaş çığlığı atacak, düşmanlarına üstünlüğünü gösterecek.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭10‬-‭13‬ ‭‬‬

RAB’e söylenecek ilahinin “yeni” oluşu, kulun gelecekte ortaya çıkacak yeni bir figür olacağını iyice güçlendiriyor. “Bozkır” olarak çevirilen İbranice מִדְבָּר
kelimesi aynı zamanda “çöl” anlamına da gelir. Peygamber burada çöl kentlerine, (Yahudi okuyucuların anlayacağı şekilde) Arabistan’a atıfta bulunuyor. Ayette anılan “Kedar” ise Yaratılış kitabına göre Hz.İsmail’in oğludur ve Yahudi-Hristiyan literatüre göre Arapların atasıdır. Özellikle Mekke’yi kontrol eden Kureyşliler soylarını Kedar’a dayandırırlardı. Ayrıyeten Hristiyan yazarlar da Müslümanları ilk önce “İsmaililer” olarak isimlendirmişlerdi. Bu da Arapların Hz.İsmail’in soyundan geldiği inancının o coğrafyada hakim olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla “Kedar köyleri” de Arapların yaşadığı kentleri, özellikle de Kedar’a dayandırılan Hicaz bölgesini kasteder.

Sonraki ayette bahsedilen “Sela” hakkında ise iki görüş vardır. “Kaya” anlamına gelen Sela kelimesi, kimilerine göre 2.Krallar 14:7 ayetine dayandırılarak Ürdün’deki (o döneme göre Edom’daki) Petra şehri olarak anlaşılır. Fakat Ürdün bölgesi Hz.İshak’ın oğlu Esav’ın soyundan gelen Edomlular ile bağlantılıdır. Halbuki ilgili bölümde Esav’ın değil Kedar’ın ismi geçmektedir. Bu yüzden buradaki Sela’nın Hicaz bölgesiyle ilişkili özel bir isim olduğu görüşü de gayet makuldür. Ne tesadüftür ki Medine’de bulunan dağın ismi de Sela’dır. Nitekim ayette Sela’da oturanların “dağların doruklarından bağıracakları” söylenmektedir. Böylece Kedar ile Mekke’nin, Sela ile de Medine’nin kastedildiği yorumunu yapmak mümkündür. Fakat Sela’nın Petra’ya atıf yapması da sorun değildir. Sonuçta Ürdün coğrafyası da yıllar içinde Müslüman dünyasının önemli bir bölgesi haline gelmiştir.

Son olaraksa RAB’bin bir savaşçı olarak çıkması, seçtiği kulun da inkarcılarla savaşan bir komutan olacağı şeklinde yorumlanabilir. Bildiğiniz gibi Hz.Muhammed de Müslümanlara eziyet eden Mekkeli Müşrikler ile Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiştir. Bir zamanlar Allah’ın dinine düşman olan Mekkeliler, sonrasında İslam’ı kabul etmiş ve Allah’a teslim olmuşlardır. Allah’ın kulu aracılığıyla savaşacağı sonraki ayetlerde de sıkça vurgulanmaktadır:

“Uzun zamandır ses çıkarmadım, sustum, kendimi tuttum. Ama şimdi feryat edeceğim doğuran kadın gibi, nefesim tutulacak, kesik kesik soluyacağım. Harap edeceğim dağları, tepeleri, bütün yeşilliklerini kurutacağım. Irmakları adalara çevirip havuzları kurutacağım.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭14‬-‭15‬ ‭

Fakat tüm bu vahşete rağmen kehanet umut dolu bir dille bitmektedir:

“Körlere bilmedikleri yolda rehberlik edeceğim, onlara kılavuz olacağım bilmedikleri yollarda, karanlığı önlerinde ışığa, engebeleri düzlüğe çevireceğim. Yerine getireceğim sözler bunlardır. Onlardan geri dönmem. Oyma putlara güvenenler, dökme putlara, ‘İlahlarımız sizsiniz’ diyenlerse geri döndürülüp büsbütün utandırılacaklar.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭16‬-‭17‬ ‭

En sonda yine paganların eleştirilmesi ve tektanrıcılık vurgusunun yapılması, kulun putperestlerle vereceği mücadelenin tekrardan altını çizer.

Tarihe baktığımızda tüm bu kehanetleri sadece Hz.Muhammed yerine getirmiştir:

  1. İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un (İsrail’in) Tanrı’sı RAB’be (Allah’a) kulluk etmiş ve O’na ortak koşmamış,
  2. Hem Yahudilere hem Yahudi olmayanlara (ummilere) Allah’ın vahyini ulaştırmış,
  3. Kedar’ın oturduğu, Sela’nın bulunduğu Hicaz bölgesinden çıkmış (ummi olduğunu buradan görüyoruz, aynı Kuran’ın dediği gibi),
  4. Putperestlerle Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiş, adaleti yaymış, insanları Allah yoluna (İslam’a) iletmiştir.

Daha detaylı açıklama için şu videoya bakabilirsiniz:

https://youtu.be/dQlulHHHerU?si=7YVCbYrNSczT_Ac2

Hz.Muhammed ile ilgili önceki kitaplardaki kehanetlerin detaylı açıklaması için de “Abraham Fulfilled” kitabını öneririm, internetten pdf halini bulabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşır, geri bildirim verirseniz sevinirim.

u/Natural-Cost5494 — 2 hours ago

Kuran, Ehli Kitab’ın neye göre hükmetmesini istiyor?

Kuran, birçok yerde Hz.Muhammed’e “aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet” diyor ve hüküm vermede Kuran’a uyulması gerektiğini söylüyor.

“Artık sana vahyolunan kitaba sımsıkı sarıl; şüphesiz sen doğru yoldasın. O kitap sana ve kavmine bir hatırlatmadır; yakında (ondan) sorgulanacaksınız.” (Zuhruf 43-44)

Fakat aynı zamanda Yahudilerle ilgili Allah’ın elçiye şunu bildirdiğini görüyoruz:

“İçinde Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl olur da sana hüküm verdiriyorlar? Sonra da o hükümden döneklik ediyorlar. Onlar, aslında inanmış değiller. Kuşkusuz Biz, doğru yola iletici ve aydınlatıcı olan Tevrat'ı indirdik. Teslim olmuş Yahudiler için Nebiler onunla hüküm veriyorlardı. Rabbaniler ve bilginler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden dolayı ona tanıklık ediyorlardı. Öyleyse siz insanlardan değil, Bana karşı gelmekten sakının. Benim ayetlerimi az bir bedele değişmeyin! Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridirler” (Maide 43-44)

Dikkat çeken nokta, Yahudilerin uyarılma sebebinin öncelikle Hz.Muhammed’e hüküm verdirmek olduğunun söylenmesi. Halbuki tam tersinin olmasını bekleriz. Bilakis Yahudiler, yanlarında bulunan Tevrat ile hüküm vermeye çağrılıyorlar. O halde Yahudilerin ayrıca Kuran’a da uyma zorunlulukları var mı?

Aynı Surenin birkaç ayet sonrasında ise bu sefer Hristiyanlara sesleniliyor ve İncil tasdik ediliyor. Hatta Hristiyanların da İncil’le hükmetmeleri buyruluyor:

“Onların ardından, ellerindeki Tevrat'ı tasdik edici olarak Meryem Oğlu İsa'yı gönderdik. Biz ona, içinde hidayet ve nur bulunan, ellerindeki Tevrat'ı tasdik eden, takva sahipleri için hidayet ve öğüt olan İncil'i verdik. İncil Ehli, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsin. Ve kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıklardır.” (Maide 46-47)

Asıl sorunsa şu: Tevrat’ın, İncil’in ve Kuran’ın (teolojik olmasa da) sosyal ve dini konulardaki kuralları farklı. Bu yasa farklılığı ise Allah’ın bilinçli olarak yaptığı bir şey olarak sunuluyor:

“Biz sana, ellerinde bulunan Kitap'ı tasdik eden ve koruyan bu Kitap'ı hak olarak indirdik. O halde, aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Ve sakın sana gelen hakkı bırakıp onların hevalarına uyma. Ve Biz, sizin her biriniz için bir şeriat ve yöntem belirledik. Allah dileseydi, sizi tek tip bir topluluk yapardı. Ancak sizlere verdiği ile sizi sınıyor. O halde hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Allah, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri bildirecektir.” (Maide 48)

Buradan anladığım Yahudilerin Tevrat’la, Hristiyanların İncil’le, Müslümanların ise Kuran’la hükmetmeleri gerektiği. Biz onlara verilen şeriattan sorumlu değiliz. Çünkü hemen bir sonraki ayette de Hz.Muhammed’in “Allah’ın ona indirdiğiyle” yani yalnızca Kuran’la hükmetmesi isteniyor.

Peki İslam’a inanan bir Yahudi, hala Tevrat’a uymak (sünnet olmak, cumartesi günü çalışmamak, koşer kurallarına uymak…) zorunda mı? Yoksa sadece Kuran’daki kuralları dikkate alması yeterli mi? Eğer Kuran’a uyması yeterliyse Maide 43 ayetini nasıl anlamamız lazım?

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

reddit.com
u/Natural-Cost5494 — 5 days ago
▲ 3 r/KuranMuslumani+1 crossposts

İsa’nın Boşanmayı Yasaklaması

Hem Tevrat hem de Kuran’da geçinemeyen evli çiftlerin ayrılmalarına izin verilmiştir. Özellikle Kuran, evliliği ve boşanmayı hukuki bir zemine oturtur. Ancak İncil’e baktığımızda İsa’nın boşanmayı kesin bir şekilde yasakladığını görüyoruz:

Yanına gelen bazı Ferisiler O'nu denemek amacıyla, “Bir erkeğin karısını boşaması Kutsal Yasa'ya uygun mudur?” diye sordular.
İsa karşılık olarak, “Musa size ne buyurdu?” dedi.
Onlar, “Musa, erkeğin bir boşanma belgesi yazarak karısını boşamasına izin vermiştir” dediler.
İsa onlara, “İnatçı olduğunuz için Musa bu buyruğu yazdı” dedi. “Tanrı, yaratılışın başlangıcından ‘İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.’ Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. O halde Tanrı'nın birleştirdiğini insan ayırmasın.”
Öğrencileri evde O'na yine bu konuyla ilgili bazı sorular sordular. İsa onlara, “Karısını boşayıp başkasıyla evlenen, karısına karşı zina etmiş olur” dedi. “Kocasını boşayıp başkasıyla evlenen kadın da zina etmiş olur.” (Markos 10:2-12)

Maalesef “ama İncil değiştirildi” demek sorunu çözmüyor. Kuran, Hristiyanları İncil’le hükmetmeye çağırıyor ve önlerindeki (beyne yedeyhi) kitabı doğruluyor (Maide 47-48). Ellerinde olmayan bir şeyle nasıl hükmetsinler? Bu Kuran’ın Yeni Ahit’teki her bir sözü %100 onayladığı anlamına gelmiyor tabii ki ama en azından Hristiyanların ellerinde İsa’ya gelen vahyin (Kuran’ın İncil’i) hüküm verebilecek düzeyde bulunduğunu gösteriyor.

Daha da önemlisi çoğu seküler akademisyen de bu emrin tarihsel İsa’ya ait olabileceğini söylüyor. Kanonik İncillerin hepsinde bu yasak bulunuyor. Ayrıca erken dönem Hristiyan grupların da boşanmaya sıcak bakmadıklarını biliyoruz. İsa’nın takipçileri neden kendilerine İsa’nın öğretmediği bir yasağı koysunlar ki? Hem de uygulaması bu kadar zor bir yasağı? Belki de İsa aslında boşanmayı doğrudan yasaklamak yerine Allah’ın boşanmayı sevmediğini ve sadece son çare olarak gördüğünü söylemeye çalışmış olabilir.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

reddit.com
u/Natural-Cost5494 — 14 days ago

Hâkka Suresinin 18.ayetinin Hezekiel 1 bölümü ile bağlantısı olabilir mi?

Merhabalar, bildiğiniz gibi Kuran’da Kıyamet Günü hakkında farklı farklı tasvirler yer alır fakat benim açımdan en ilginçlerinden birini Hâkka Suresinde görüyoruz:

“Sûra bir defa üflendiğinde, yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine çarptırılarak darmadağın ­edildiğinde, işte o gün olacak olur. Gök yarılır, o gün (bütün) bunların düzeni çökmüştür. Melekler göklerin etrafındadır. O gün Rabbinin arşını (tahtını) bunların da üstünde sekiz melek yüklenir. O gün hesaba çekilirsiniz, size ait hiçbir sır gizli kalmaz.” (Hâkka 13-18)

Bu ayetleri ilk okuduğumda “Allah’ın nasıl bir tahtı olabilir?” ve “Neden spesifik olarak 8 melek taşıyor?” diye sormuştum. Bu zamana kadar da hep garibime gitmişti. Ancak Eski Ahit’in Hezekiel kitabını okurken daha ilk bölümden çok benzer bir tasvirle karşılaştım:

İnsan, öküz, aslan ve kartal suratlı, 4 kanatlı, altın renginde, her tarafı gözlerle kaplı 4 melek ve her meleğin altında tekerlek içinde tekerlekten oluşan, yine gözlerle kaplı 4 canlı ruh (melek); billur renginde bir kubbeyi taşıyorlar. Kubbenin üstündeyse Allah’ın tahtını (Arş) görüyoruz. Allah, insansı bir bedende oturuyormuş gibi tasvir edilse de yüzü asla görünmüyor ve göz alıcı bir ışıkla parlıyor. Bu betimlemeler de bana Hâkka Suresinin 18.ayetini andırıyor gibi geldi. Kuran, Yahudi ve Hristiyanlar tarafından bilinen imgeleri kullanarak kendi Kıyamet anlatısını güçlendiriyor olabilir.

Burada önemli bir nokta ise Hezekiel’in gerçekten Allah’ı bizzat görmemesidir. Onun gördüğü şey metinde de belirtildiği gibi “RAB’bin görkemini andıran” bir semboldür. Tabii ki Allah’ın insansı bir bedeni yoktur veya herhangi fiziksel bir tahtı bulunmaz. Taht; yetkinin, gücün ve egemenliğin sembolüdür ve Kutsal Kitaplarda sıkça kullanılan bir motiftir. Allah’ın tahtı da O’nun her şeye egemen oluşunun ve tüm yaratılışı kuşatan mutlak gücünün simgesidir. Benzer tasvirlere Yeşaya kitabının 6.bölümünde ve Vahiy kitabının 4.bölümünde ulaşmak mümkündür (ki Vahiy kitabı çeşitli Kıyamet anlatılarıyla ünlüdür).

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kuran gerçekten de Tevrat ve İncil’deki bu motife mi atıfta bulunuyor?

İlk resimi yapay zeka tasarlamıştır, ikinci resim ise Kitabı Mukaddes’teki melek tasvirlerini anlatan şu videodan alınmıştır:

https://youtu.be/rZCpF1PUtss?si=e0j8aYjReWhF4vA4

Okuduğunuz için teşekkürler.

u/Natural-Cost5494 — 24 days ago

Gerçek İslam’ı anlamada İncil’den bir örnek: İyi Samiriyeli benzetmesi

Merhaba dostlar, bugün sizlere çokça tartışılan “Gerçek İslam nedir?” sorusunu yanıtlamada yardımcı olabileceğini düşündüğüm bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Maalesef günümüzde İslam dini denilince akla katı katı kurallar, yasaklar, bitmek bilmeyen ritüeller ve sürekli tartışılan doktrinler geliyor. Herkes birbiriyle en ufak konuda bile tartışıyor, bölünüyor, birbirini tekfir ediyor; sanki cennete yalnızca kendileri gibi düşünenler girebilecekmiş gibi davranıyor. İşte bu yüzden de Kuran’ın anlattığı “İslam” kavramı doğru anlaşılamıyor.

Bildiğiniz gibi “İslam” kelimesi “teslimiyet” anlamına gelir, yani kişinin kendisini yalnızca bir olan Allah’ın iradesine teslim etmesi demektir. Keza Arapça “Müslüman” sözcüğü de “teslim olan” anlamındadır, sanılanın aksine Hz.Muhammed’in kendi kafasından uydurduğu bir şey değildir. Bu yüzden Kuran’da önceki peygamberlere “Müslüman” denildiğinde insanların kafası karışıyor. Halbuki denilmek istenen o peygamberlerin ve ümmetlerinin de Allah’a (Tek Tanrı’ya) teslim olduklarıdır. Teslimiyetin nasıl olması gerektiği konusu da oldukça tartışılan bir şey. Bunu anlamada ise çok önemli bir ayet var:

“Şüphesiz iman edenlerden, Yahudilerden, Hristiyanlardan, Sâbiîlerden Allah’a ve âhiret gününe inanıp sâlih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (Bakara 62/Maide 69)

Yani teslim olanlardan sayılmak için tüm inançların, doktrinlerin doğru olmasına veya tüm kurallara eksiksiz uymaya gerek yoktur. Dinin asıl önemli 3 temel konusu vardır:

  1. Allah’a yani Tek Tanrı’ya inanmak (şirke girmeden elbette)

  2. ahiret gününe inanmak

  3. salih ameller işlemek, iyilik yapmak

Geri kalan her şey ikinci plandadır, önemsizdir demiyorum elbette ama temel bu üç kavram üzerine kuruludur. Bu üç temel kurala uyanlar, hangi gruptan olurlarsa olsunlar, kurtuluşa erişebileceklerdir.

İncil’de de bu konuya benzer çok güzel bir pasaj vardır:

Bir Kutsal Yasa uzmanı İsa'yı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” İsa ona, “Kutsal Yasa'da ne yazılmıştır?” diye sordu. “Orada ne okuyorsun?” Adam şöyle karşılık verdi: “Tanrın Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.” İsa ona, “Doğru yanıt verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.” Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa'ya, “Peki, komşum kimdir?” dedi. İsa şöyle yanıt verdi: “Adamın biri Yeruşalim'den Eriha'ya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler. Bir rastlantı olarak o yoldan bir kâhin geçiyordu. Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti. Bir Levili de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti. O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi. Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi, ‘Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.’ “Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?” Yasa uzmanı, “Ona acıyıp yardım eden” dedi. İsa, “Git, sen de öyle yap” dedi.
‭‭(LUKA‬ ‭10‬:‭25‬-‭37‬)

Bu hikayeyi anlamak için öncelikle tarihi arka plana bakmak lazım. Samiriyeliler, Kuzey İsrail Krallığı halkının soyundan gelen ve Tevrat’a uyan tektanrıcı bir gruptur. Ancak Hz.Musa’dan sonra gelen peygamberleri kabul etmezler ve kutsal toprak olarak Kudüs’teki Siyon Dağı’nı değil Samiriye’deki Gerizim Dağı’nı kabul ederler, bu yüzden de Yahudilerle sürekli çatışma içindedirler. Hele ki Hz.İsa’nın yaşadığı 1.yüzyılda iki grup arasındaki nefret doruk noktasındadır. Hz.İsa’nın anlattığı hikayedeki Yahudiler (kâhin ve Levili), halkın gözünde yüksek mevkiye sahip din adamları olmalarına rağmen zor duruma düşmüş kardeşlerine yardım etmezler ve komşuluk görevlerini ihmal ederler. Adama yardım eden tek kişi, Yahudilerin nefret ettiği Samiriyelilerden biridir. Samiriyeli, arasında düşmanlık bulunmasına rağmen zorda kalmış adama merhamet gösterir ve onun yaşamasını sağlar; böylece adamın gerçek komşusu olur.

Hz.İsa’nın amacı, yanlış inançlara sahip bir Samiriyelinin bile iyilik yaparak sonsuz yaşama ulaşabileceğini göstermek ve Yahudiler arasındaki “yalnızca biz cennete gidebiliriz” algısını yıkmaktır. Maalesef bu yanılgı günümüzde Müslümanlar arasında da hakimdir. Halbuki gerçek komşularımız sadece bizimle aynı gruba mensup kişiler değil herkestir. Bizim de bu yüzden etrafımızdaki dost-düşman herkese adil davranmamız ve merhamet göstermemiz gerekir. En nihayetinde hüküm Allah’a aittir ve herkesin kurtuluşa erme ihtimali bulunur. Dolayısıyla birini tekfir etmeden önce iki kez düşünmek gerekir.

reddit.com
u/Natural-Cost5494 — 1 month ago