
r/KuranMuslumani

İslami Mizah
İslami ve samimi bi mizah sub'u hiç fena olmazdi
Başörtü takmamak günah mı haram mı.
En iyi kanıtlar yapın kaynak verin olmazsa iyi olan kaynak şuan kaynak yapmıyorum soru soruyorum.
Eski Ahit’te Hz.Muhammed: Yeşaya 42
Selam arkadaşlar.
Bildiğiniz üzere Kuran, Araf Suresi 157.Ayet’te Hz.Muhammed’in önceki kitaplarda müjdelendiğini bildiriyor:
“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o ummi peygambere (Nebi ve Resul) uyarlar.”
Buradaki “ummi” kelimesine her ne kadar gelenek tarafından “okuma-yazma bilmeyen” anlamı verilse de bu doğru değildir. Nitekim Bakara Suresi’nin 78.Ayet’inde Yahudiler arasında da ummiler olduğu, bunların Kitab’ı bilmediklerinden bahsedilir. Elbette ki Kuran Yahudileri okuma yazma bilmemekle suçlamıyor, Tevrat yanlarında olduğu halde onu gereğince anlayamamalarını eleştiriyor. Buradan da anlıyoruz ki “ummi” ifadesi “önceki kitaplardan (Tevrat ve İncil’den) haberi olmayan” anlamındadır. Yahudiler aynı ifadeyi centiller (Yahudi olmayanlar) için de kullanırlardı.
Şimdi Eski Ahit’teki Yeşaya kitabının 42.bölümünü ayet ayet inceleyelim:
“İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhum'u onun üzerine koydum. Adaleti uluslara ulaştıracak. Bağırıp çağırmayacak, sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak. Yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek. Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.”
YEŞAYA 42:1-4
Burada Yeşaya peygamberin Allah’ın özellikle seçeceği bir kuldan bahsettiği anlaşılıyor. Asıl ilginç olan, adaleti uluslara ulaştıracak olması. Tevrat’ta “uluslar” ile kastedilen her zaman İsrail halkı dışındaki putperest milletlerdir. Bu kulun ise putperest milletlere adalet getireceğini görüyoruz. “Bağırıp çağırmayacak” ifadesi de Ali İmran 159.Ayetle ilişkili olabilir: “Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi.” Kıyı halkları ise genellikle Doğu Akdeniz şeridinde yaşayan Fenikeliler ve Filistliler gibi halkları ifade eder. Bu halkların “kulun yasasına” umut bağlayacaklarının söylenmesi, çok kısa bir sürede İslam’ı benimseyen ve günümüzde de çoğunlukla Müslüman olan Doğu Akdeniz bölgesini andırıyor sanki.
“Gökleri yaratıp geren, yeryüzünü ve ürününü seren, dünyadaki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki ’ Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.’”
YEŞAYA 42:5-7
Burada da yine kulun halka (İsrailoğullarına) bir antlaşma, uluslara (putperest centillere) ise “ışık” yani hidayet olacağı söyleniyor. Böylece kulun hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlarla iletişime geçeceğini ve insanları Allah yoluna ileteceğini anlıyoruz. “Körlerin gözünün açılması” ile de sapkınların hidayete ermesi kastediliyor.
“Ben RAB'bim, adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmam. Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum; bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.”
YEŞAYA 42:8-9
Kulun özellikleri belirtildikten hemen sonra tektanrıcılığın vurgulanması önemli bir detay. Ayrıca bölümde bahsedilen olayların gelecekte ortaya çıkacağının söylenmesi de kulun Yeşaya peygamberden (MÖ 8.yüzyıl) sonra yaşayacak biri olduğunu gösteriyor.
Fakat kehanetin en önemli kısmı burası:
“Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, kıyılar ve kıyı halkları, RAB'be yeni bir ilahi söyleyin, Dünyanın dört bucağından O'nu ezgilerle övün. Bozkır ve bozkırdaki kentler, Kedar köylerinde yaşayan halk sesini yükseltsin. Sela'da oturanlar sevinçle haykırsın, bağırsın dağların doruklarından. Hepsi RAB'bi onurlandırsın, kıyı halkları O'nu övsün. Yiğit gibi çıkagelecek RAB, savaşçı gibi gayrete gelecek. Bağırıp savaş çığlığı atacak, düşmanlarına üstünlüğünü gösterecek.”
YEŞAYA 42:10-13
RAB’e söylenecek ilahinin “yeni” oluşu, kulun gelecekte ortaya çıkacak yeni bir figür olacağını iyice güçlendiriyor. “Bozkır” olarak çevirilen İbranice מִדְבָּר
kelimesi aynı zamanda “çöl” anlamına da gelir. Peygamber burada çöl kentlerine, (Yahudi okuyucuların anlayacağı şekilde) Arabistan’a atıfta bulunuyor. Ayette anılan “Kedar” ise Yaratılış kitabına göre Hz.İsmail’in oğludur ve Yahudi-Hristiyan literatüre göre Arapların atasıdır. Özellikle Mekke’yi kontrol eden Kureyşliler soylarını Kedar’a dayandırırlardı. Ayrıyeten Hristiyan yazarlar da Müslümanları ilk önce “İsmaililer” olarak isimlendirmişlerdi. Bu da Arapların Hz.İsmail’in soyundan geldiği inancının o coğrafyada hakim olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla “Kedar köyleri” de Arapların yaşadığı kentleri, özellikle de Kedar’a dayandırılan Hicaz bölgesini kasteder.
Sonraki ayette bahsedilen “Sela” hakkında ise iki görüş vardır. “Kaya” anlamına gelen Sela kelimesi, kimilerine göre 2.Krallar 14:7 ayetine dayandırılarak Ürdün’deki (o döneme göre Edom’daki) Petra şehri olarak anlaşılır. Fakat Ürdün bölgesi Hz.İshak’ın oğlu Esav’ın soyundan gelen Edomlular ile bağlantılıdır. Halbuki ilgili bölümde Esav’ın değil Kedar’ın ismi geçmektedir. Bu yüzden buradaki Sela’nın Hicaz bölgesiyle ilişkili özel bir isim olduğu görüşü de gayet makuldür. Ne tesadüftür ki Medine’de bulunan dağın ismi de Sela’dır. Nitekim ayette Sela’da oturanların “dağların doruklarından bağıracakları” söylenmektedir. Böylece Kedar ile Mekke’nin, Sela ile de Medine’nin kastedildiği yorumunu yapmak mümkündür. Fakat Sela’nın Petra’ya atıf yapması da sorun değildir. Sonuçta Ürdün coğrafyası da yıllar içinde Müslüman dünyasının önemli bir bölgesi haline gelmiştir.
Son olaraksa RAB’bin bir savaşçı olarak çıkması, seçtiği kulun da inkarcılarla savaşan bir komutan olacağı şeklinde yorumlanabilir. Bildiğiniz gibi Hz.Muhammed de Müslümanlara eziyet eden Mekkeli Müşrikler ile Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiştir. Bir zamanlar Allah’ın dinine düşman olan Mekkeliler, sonrasında İslam’ı kabul etmiş ve Allah’a teslim olmuşlardır. Allah’ın kulu aracılığıyla savaşacağı sonraki ayetlerde de sıkça vurgulanmaktadır:
“Uzun zamandır ses çıkarmadım, sustum, kendimi tuttum. Ama şimdi feryat edeceğim doğuran kadın gibi, nefesim tutulacak, kesik kesik soluyacağım. Harap edeceğim dağları, tepeleri, bütün yeşilliklerini kurutacağım. Irmakları adalara çevirip havuzları kurutacağım.”
YEŞAYA 42:14-15
Fakat tüm bu vahşete rağmen kehanet umut dolu bir dille bitmektedir:
“Körlere bilmedikleri yolda rehberlik edeceğim, onlara kılavuz olacağım bilmedikleri yollarda, karanlığı önlerinde ışığa, engebeleri düzlüğe çevireceğim. Yerine getireceğim sözler bunlardır. Onlardan geri dönmem. Oyma putlara güvenenler, dökme putlara, ‘İlahlarımız sizsiniz’ diyenlerse geri döndürülüp büsbütün utandırılacaklar.”
YEŞAYA 42:16-17
En sonda yine paganların eleştirilmesi ve tektanrıcılık vurgusunun yapılması, kulun putperestlerle vereceği mücadelenin tekrardan altını çizer.
Tarihe baktığımızda tüm bu kehanetleri sadece Hz.Muhammed yerine getirmiştir:
- İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un (İsrail’in) Tanrı’sı RAB’be (Allah’a) kulluk etmiş ve O’na ortak koşmamış,
- Hem Yahudilere hem Yahudi olmayanlara (ummilere) Allah’ın vahyini ulaştırmış,
- Kedar’ın oturduğu, Sela’nın bulunduğu Hicaz bölgesinden çıkmış (ummi olduğunu buradan görüyoruz, aynı Kuran’ın dediği gibi),
- Putperestlerle Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiş, adaleti yaymış, insanları Allah yoluna (İslam’a) iletmiştir.
Daha detaylı açıklama için şu videoya bakabilirsiniz:
https://youtu.be/dQlulHHHerU?si=7YVCbYrNSczT_Ac2
Hz.Muhammed ile ilgili önceki kitaplardaki kehanetlerin detaylı açıklaması için de “Abraham Fulfilled” kitabını öneririm, internetten pdf halini bulabilirsiniz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşır, geri bildirim verirseniz sevinirim.
Edip Yüksel mealinin yasaklandığını öğrendiğim gibi baskısını satın aldım. Ön sözde yıllar önce bu durumu ön görmesi trajikomik.
Kuran'ı dini otoritelerin istediği gibi çevirmezseniz ve ayetleri gerçek anlamlarıyla insanlara sunarsanız başınıza bu geliyor ve sünni otoriteler çevirinizi yasaklıyor. Kuran meali sitelerine de uyarı gönderiyor, eğer Edip Yüksel mealini kaldırmazlarsa sitelerinin kapanacağını söylüyor.
Böyle yaparak sadece bizi bu meali okumaya daha çok teşvik ediyorsunuz. Kendilerini bu kadar rahatsız eden çeviriyi merak edip hemen bi ikinci el kitap sitesinden bulup aldım. Çevirisini en beğendiğim meallerden birisidir. Araştırıp almanızı tavsiye ediyorum.
Bazı Müslümanlarda Atatürk düşmanlığı neden var?
Birisi Müslümanım dese İslam ile alakası konuşsa eninde sonunda bir konuşmalarında bir şekilde Atatürk düşmanı çıkıyor.
Şeriat ve halifeliği kaldırdığından dolayımı nefret ediyorlar?
Şeriatta kesilen elin geri gelmeyeceğini bilmiyorlar mı?
Mezhepler hakkında bir sorum var?
Selamün aleyküm,mezhepler oldum olası bana çok garip geldi yani ben Hanefi bir ailede büyüdüğüm için Hanefi diyorum çoğu zaman kendim için ama elim kanadı diye niye benim abdestim bozulurken şafinin bozulmuyor ya da neden ben bazı denir ürünlerini yiyemezken onlar yiyebiliyor haram veya helal niye mezhepten mezhepe değişiyor oldukça garip Allah günahı herkese yazmaz mı? Mezhep fark eder mi? Veya hiç bir mezhepe mensup olmayabilir miyim böyle bir şey var mı lütfen cevaplarsanız sevinirim,çok aklıma takılan bir soru bu Allah zaten hükmü koymuşken niye bazı insanların yorumlamasına bakıyoruz ki?
ruh sağlığımız için pskiyatriste gitmemiz para tuzağı ve avrupanın dayatması mı? Babama göre öyle de. ona göre psikoloji diye bir şey yokmuş. buraya zaten kötü hayat yaşamaya gelmişiz. travma yaşamak normalmiş. siz ne düşünüyorsunuz?
son zamanlarda berbat hissediyorum (1-2 senedir) ve iphone un sağlık uygulamasına göre ağır depresyonum varmış. tespit değildir de dedi. internete yazınca uzmanla görüşün falan dedi ama bilmiyorum. napcam
İslamı diğer semavi dinlerden ayrıan bi özelliğini söyleyin
.
Deniz Göktaş Dinle Dalga Geçti Mi?
Ben, Deniz Göktaş'ın dinle dalga geçmediğini savunuyorum.
İlgili videoda; 4. kitabın yani Kur'an'ın çevirisinin kötü olduğunu söylüyor ki haklı meallerin ne halde olduğu ortada, sonra kendisinin favori kitabının da 4. kitap olduğunu ve kitabın çıktığı tarihle ilişkili olarak son kitap olmasının iddialı olduğunu çünkü kitap olayının o tarihten çok daha sonra popüler olduğunu belirtiyor ki yine haklı, bu yüzden kendi beklentisinin 1200'lü yıllarda bir kitap daha olduğunu söylüyor. Bundan sonra da, son kitabın çıkış tarihinden sonra bir değişiklik yapılmak istense pişman olunacağını "Domuz da yemeyiversinler." ifadesiyle vurguluyor. Son olarak da; Tanrı ile empati yapmanın şirk olmadığını umarak ilerleyen tarihlerde öyle olup olmadığını öğreneceğini söylüyor.
Sizin de görüşlerinizi merak ediyorum.
Tarikat psikolojisi
​
Merhabalar uzun süredir merak ettiğim bir konuyu sizlere danışmak istedim genelde etrafımda akademik olarak başarılı insanların bir cemaate üye olduğunu öğrendim o cemaati biraz araştırdığımda ise kendilerinin seçilmiş insan olduklarına o cemaate sadık olanların cennete gideceklerine klasik keramet inancına uçan kaçan insanlara inandıklarını gördüm anlam veremediğim nokta şu ki böyle akllı ve akademik yönden başarılı olan insanların bu tarz mantıktan tamamen uzak kendi içinde çelişen şeylere nasıl olup da inandıkları
aydınlatırsanız sevinirim.
Din nefreti veya kini ifade özgürlüğü ile birleşmesi
lHayat gerçekten ilginç. Her şey, kendi hâlinde ve bir düzen olmadan bakınca çok zor ve karmaşık görünüyor.
Manevi bir değeri olmayan ya da bu değerleri önemsemeyen birine bir şey anlatamazsınız. Çünkü o kişinin tutunduğu bir değer yoktur; her şeyi umursamayabilir. Aynı şekilde, aşırı muhafazakâr birine de bir şey anlatamazsınız. Eğer anlatılmak istenen şey onun katı muhafazakârlığıyla biraz bile çelişiyorsa sorun çıkabilir.
Kimseyi bu hayatta memnun edemeyiz.
Konu şu ki, Ölüdeniz gösterisinin ardından insanların yaptığı onlarca yorumu gördükçe halkın ne kadar değişken olduğunu ve bunun düzeltilmesinin neredeyse imkânsız olduğunu düşündüm.
Günümüzde insanlar ifade özgürlüğü adı altında her şeyi eleştiriyor ve bu normal. Ancak bunun seviyesinin bazen aşıldığını düşünüyorum.
Özellikle bu gösteride bir sorun görmesem de insanlar eleştiri ya da şaka adı altında bir inanca veya başka bir değere göndermelerde bulundukça, o değerin toplumdaki ağırlığının ve etkisinin azaldığını düşünüyorum. İnsanlar zamanla o değere karşı daha rahat çıkabiliyor.
Ancak bunun her şeye uygulanabilir olması asıl korkutucu olan.
Eskiden okulda sınıf arkadaşlarım dinle dalga geçerdi. Ama bunu yavaş yavaş, şaka adı altında yaparlardı. Başta kendileri de Müslüman gibi konuşur, sonra ise absürt şeyler söylerlerdi. Zamanla bu düşüncelerini başkalarına da aktardıkça ve aynı şakaları yapmaya devam ettikçe dine yönelik şakalara verilen tepki azaldı ve bunlar normalleşti.
Bunun gerçek hayatta da böyle olması, bir değere yapılan şakaların zamanla artması ve ardından sıranın başka bir değere gelmesi, bunun da bir döngü hâline dönüşmesi fikri beni gerçekten korkutuyor.
Mesela Deniz'in din düşmanı olup olmadığını bilmiyorum; açıkçası bu beni ilgilendirmiyor. Ama öyle olduğunu varsayarsak, kendisi gibi insanların etkisiyle din hakkında yapılan şakaların veya eleştirilerin belli bir noktadan sonra kontrolden çıkabileceğini düşünüyorum. Fakat olay sadece bununla da bitmiyor. Daha sonra bu tarz insanların etkilediği geniş kitlelerin hoşuna gitmeyen başka bir değeri hedef alması ve o değerin de aynı şekilde eleştiri veya mizah konusu hâline gelmesi ihtimali var.
Bu sadece dinle ilgili değil. Eleştirisi ya da mizahı yapılabilecek herhangi bir konu için de geçerli olabilir. Böyle devam ederse bunun bir sonu olmayacağını düşünüyorum.
Bu nedenle millî, dinî ve manevi değerlere yönelik eleştirilerde dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun tam tersine, bu değerlerin aşırı muhafazakârlık nedeniyle putlaştırılması durumunda da bunların eleştirilebilmesi ve gerektiğinde tepki gösterilebilmesi gerektiğine inanıyorum.
Sonuç olarak iki ucu da sivri bir değnek gibi bir durum var.
Sizin fikirleriniz nelerdir? Ben Müslümanım ve dinî açıdan beni en çok etkileyen kavramın düzen olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bana göre bu dünyada ilahi ya da insanüstü bir düzen koyucu olmasaydı, insanların birbirinden çok farklı fikirleri nedeniyle çok daha fazla çatışma yaşanırdı. Aslında bugün bile bunun örneklerini görüyoruz.
Cumhuriyet Düşmanlığı Uğruna Tarihi Eğip Bükmeyin
Az önce bu subredditte gördüğüm ama sonra kaybettiğim paylaşım, bir kısım Müslümanın tarih anlatısını nasıl propaganda malzemesine dönüştürdüğünün tipik bir örneğiydi. Musul ve Kerkük'ün sözde 500 bin sterline satıldığı gibi tarihî hiçbir temeli olmayan bir iddia, sanki büyük bir keşif yapılmış gibi servis ediliyordu. Kaynak diye ortaya konulan şeyler de ciddi tarihçilikle ilgisi olmayan, güvenilirlikten uzak, ideolojik söylemlerden ibaretti. Cumhuriyet'i ve kurucu kadrolarını karalamak uğruna, kulaktan dolma anlatılar "tarih" diye pazarlanıyor; ardından da bunlar sorgulanmaksızın savunuluyor.
İronik olan, doğruluk ve ahlak üzerine en fazla nutuk atan bir kısım Müslümanın, konu Cumhuriyet'e ve Atatürk'e gelince en basit tarih yalanlarını bile sorgulama ihtiyacı hissetmemesidir. Bu açık bir çifte standarttır. Tarih kahvehane dedikodusuyla yazılmaz, önüne geleni "kaynak" ilan ederek de gerçek üretilmez. Belge gösterin, arşiv gösterin, akademik çalışma gösterin. Bunlar yoksa anlattığınız şey tarih değil, ideolojik masaldır.
Cumhuriyet'i eleştirmenize kimsenin itirazı yok. Ama bunu uydurma hikâyelerle değil, doğrulanabilir belgelerle yapın. Gerçekler hoşunuza gitmiyor diye tarihi yeniden yazamazsınız. Propagandayı ne kadar tekrar ederseniz edin, belge ve tarihî yöntem karşısında değeri yoktur. Cumhuriyet'e yöneltilen eleştirilerin ciddiye alınmasını istiyorsanız, önce iddialarınızı masallarla değil kanıtlarla desteklemeyi öğrenin.
Evrim
Sizce bir Müslüman evrime inanabilirmi? Evrim islamla çelişirmi?
Kaza namazı takibi için sade bir uygulama fikri sizce faydalı olur mu ?
Ramazan’da aklıma kaza namazı konusu takılmıştı. Kaza borcu olan biri bunu düzenli şekilde nasıl hesaplar ve takip eder diye düşünürken sade bir Android uygulaması tasarladım.
Uygulama, kaza namazı borcunu hesaplamaya, hangi namazdan ne kadar kaldığını görmeye ve kıldıkça düşmeye yarıyor. Ek olarak temel zekat takibi de ekledim.
Sizce böyle bir uygulama faydalı olur mu? Kaza namazı ve zekat takibi dışında Müslümanların günlük hayatında işe yarayacak başka hangi özellikler eklenebilir?
Kuran, Ehli Kitab’ın neye göre hükmetmesini istiyor?
Kuran, birçok yerde Hz.Muhammed’e “aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet” diyor ve hüküm vermede Kuran’a uyulması gerektiğini söylüyor.
“Artık sana vahyolunan kitaba sımsıkı sarıl; şüphesiz sen doğru yoldasın. O kitap sana ve kavmine bir hatırlatmadır; yakında (ondan) sorgulanacaksınız.” (Zuhruf 43-44)
Fakat aynı zamanda Yahudilerle ilgili Allah’ın elçiye şunu bildirdiğini görüyoruz:
“İçinde Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl olur da sana hüküm verdiriyorlar? Sonra da o hükümden döneklik ediyorlar. Onlar, aslında inanmış değiller. Kuşkusuz Biz, doğru yola iletici ve aydınlatıcı olan Tevrat'ı indirdik. Teslim olmuş Yahudiler için Nebiler onunla hüküm veriyorlardı. Rabbaniler ve bilginler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden dolayı ona tanıklık ediyorlardı. Öyleyse siz insanlardan değil, Bana karşı gelmekten sakının. Benim ayetlerimi az bir bedele değişmeyin! Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridirler” (Maide 43-44)
Dikkat çeken nokta, Yahudilerin uyarılma sebebinin öncelikle Hz.Muhammed’e hüküm verdirmek olduğunun söylenmesi. Halbuki tam tersinin olmasını bekleriz. Bilakis Yahudiler, yanlarında bulunan Tevrat ile hüküm vermeye çağrılıyorlar. O halde Yahudilerin ayrıca Kuran’a da uyma zorunlulukları var mı?
Aynı Surenin birkaç ayet sonrasında ise bu sefer Hristiyanlara sesleniliyor ve İncil tasdik ediliyor. Hatta Hristiyanların da İncil’le hükmetmeleri buyruluyor:
“Onların ardından, ellerindeki Tevrat'ı tasdik edici olarak Meryem Oğlu İsa'yı gönderdik. Biz ona, içinde hidayet ve nur bulunan, ellerindeki Tevrat'ı tasdik eden, takva sahipleri için hidayet ve öğüt olan İncil'i verdik. İncil Ehli, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsin. Ve kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıklardır.” (Maide 46-47)
Asıl sorunsa şu: Tevrat’ın, İncil’in ve Kuran’ın (teolojik olmasa da) sosyal ve dini konulardaki kuralları farklı. Bu yasa farklılığı ise Allah’ın bilinçli olarak yaptığı bir şey olarak sunuluyor:
“Biz sana, ellerinde bulunan Kitap'ı tasdik eden ve koruyan bu Kitap'ı hak olarak indirdik. O halde, aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Ve sakın sana gelen hakkı bırakıp onların hevalarına uyma. Ve Biz, sizin her biriniz için bir şeriat ve yöntem belirledik. Allah dileseydi, sizi tek tip bir topluluk yapardı. Ancak sizlere verdiği ile sizi sınıyor. O halde hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Allah, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri bildirecektir.” (Maide 48)
Buradan anladığım Yahudilerin Tevrat’la, Hristiyanların İncil’le, Müslümanların ise Kuran’la hükmetmeleri gerektiği. Biz onlara verilen şeriattan sorumlu değiliz. Çünkü hemen bir sonraki ayette de Hz.Muhammed’in “Allah’ın ona indirdiğiyle” yani yalnızca Kuran’la hükmetmesi isteniyor.
Peki İslam’a inanan bir Yahudi, hala Tevrat’a uymak (sünnet olmak, cumartesi günü çalışmamak, koşer kurallarına uymak…) zorunda mı? Yoksa sadece Kuran’daki kuralları dikkate alması yeterli mi? Eğer Kuran’a uyması yeterliyse Maide 43 ayetini nasıl anlamamız lazım?
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yalnızlık
Yalnızlık,
gölgem benim;
asla kaçamayacağım zindan.
İçinde ne başka mahkûm var,
ne de bir gardiyan.
kaç yıl geçti,
bilmiyorum.
Bilmiyorum,
tahliyem ne zaman?
Varsa gölge,
ışık da vardır.
Varsa hapishane,
mahkeme de vardır.
Varsa mahkeme,
hâkim de vardır.
Meğer yalnız değilmişim.
Şükür ki uyandım,
şükür ki bitti hezeyan.