Kuran Mirasta Kadına Adaletsizlik Yapmıyor

Selamün aleyküm birçok kişi, ilgili ayetleri öne sürerek Kur'an'da miras eşitliği olmadığını savunmaktadır. Ancak objektif bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, günümüz hukuk sistemlerinde tam bir miras eşitliği zorunluluğu bulunmamaktadır; dileyen kişi mülkünü istediği kimseye devredebilir. Örneğin, bir baba kanuni yolları kullanarak tüm mirasını oğluna bırakabilir. Buna karşın dini bilen ve uygulayan bir Müslüman, Kur'an'ın kılavuzluğu sayesinde kız çocuğuna da mutlaka pay vermesi gerektiğini bilir. Dolayısıyla Kur'an, burada kadının miras hakkını doğrudan güvence altına almaktadır.

Dinin akıl ve fıtrat üzerine kurulu olduğu gerçeğinden hareketle, ayetteki ifadeleri doğru kavramak gerekir. Kur'an, insanları "daha iyi" veya "daha kötü" olarak ayırmadığı için, mirasa konu olan kişilerin aynı niteliklere sahip eşit bireyler olduğunu varsayarız. İslam alimlerinin de belirttiği gibi akıl ve fıtrat ilkeleri kullanıldığında, bu sistemin derinliği daha net anlaşılır. Modern toplumların ötesinde; Irak, Hindistan veya Afrika gibi dünyanın geniş bir kesimini oluşturan, erkeğin baskın ve imkanların kısıtlı olduğu coğrafyalarda bu ayetler kadınlar için büyük bir nimettir. Kur'an, kadının hiçbir hakkının olmadığı dönemlerde dahi onun pay alacağı adil sistemlerin temelini atmış ve bir bakıma modern toplum ilkelerine öncülük etmiştir.

Tarihsel bağlama bakıldığında, İslam öncesi Cahiliye toplumunda (örneğin 610'lu yıllarda) kadın, vefat eden kişinin malı sayılarak üvey oğluna miras kalabilen bir nesne konumundaydı. Kur'an bu yapıyı tamamen yıkarak kadını bir "ürün" olmaktan çıkarmış; onu doğrudan miras alan, hak sahibi bir birey olarak konumlandırmıştır.

Ayetteki 3'e 1 pay oranının mantığı ise ekonomik sorumluluk ilkesine dayanır. Tarih boyunca ve çöl şartlarında ailenin tüm maddi yükü erkeğin omuzlarındaydı. Kur'an, erkeğin bu ekonomik sorumluluğu üstleneceğini varsaydığı için ona daha fazla pay vererek adaleti sağlamıştır. Buradaki "erkek" ifadesini biyolojik bir cinsiyetten ziyade "ekonomik sorumluluğu yüzde yüz üstlenen birey" olarak okumak gerekir.

Aklımızı kullanarak günümüzden bir senaryo düşündüğümüzde: Eğer bir ailede tüm geçim yükü ve bakmakla yükümlü olunan kişiler kadının omuzlarındaysa, erkeğin ise hiçbir maddi sorumluluğu yoksa durum değişebilir. Ekonomik sorumluluğun kadına geçtiği bir senaryoda pay kadına kayabilir; sorumluluklar eşit paylaşıldığında ise miras eşit dağıtılabilir. Bu açıdan bakıldığında Kur'an'ın getirdiği ölçü, dönemin şartlarına ve sorumluluk dengesine göre şekillenen mükemmel bir adalet modelidir.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 3 days ago

Adem İle Havva Elma Mı Yedi?

Selamün aleyküm kardeşlerim. Birçok kişi Hz. Âdem ile Havva'nın yediği meyvenin elma olduğunu söyler; lakin bu bilgi hiçbir kutsal kitapta geçmez. Tevrat'ta Yaratılış bölümünde meyvenin adı verilmez, "iyiyle kötüyü bilme ağacının meyvesi" olarak tanımlanır. Kur'an-ı Kerim'de ise "bu ağaç" der ve daha az metafor yapar.

Hiçbir kutsal kitapta elma geçmemesinden dolayı farklı yorumlar yapanlar var. Kimisi bunun bir metafor olduğunu, bir meyve yenilmediğini söyler. Kimisi incir yaprağı ile vücutlarını örttükleri için "incir" der; kimi İslam alimleri de buna "buğday" derler.

Ama önemli olan burada ne yendiği değil, elmanın nereden geldiği ve kabul edildiğidir. Bunu söyleyen kişi Aziz Jerome'dur. Latince "kötülük" anlamına gelen malus sözcüğü ile "elma" anlamına gelen mālum sözcüğünün benzerliğinden dolayı bir kelime oyunu yapmıştır. Zamanla Batı dünyası, edebiyatı ve sanatı bu simgeyi benimsediği için halk arasında elma olarak yaygın hale gelmiştir.

Yani elma ifadesi, hiçbir teolojik dayanağı olmayan, İbrahimi dinlerde adı geçmeyen, halk arasında kabul görmüş bir meyvedir. Bu yüzden şunu söyleyebilirim ki elma, Hz. Âdem ile Havva'nın yediği meyve değildir. Muhtemelen metafordur ya da Tevrat'ta bahsedildiğine göre daha kutsal ve dünyada olmayan efsanevi bir meyvedir. Elma olma ihtimali en düşük olandır; çünkü hiçbir dayanağı olmayan bir halk efsanesidir.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 5 days ago
▲ 7 r/tarih

İslam Medeniyeti - 1: El-Birunî

El-Birunî, İslam medeniyetinin en önemli bilim insanlarından biridir. İslam ve Türk devletinde çalışmalar yaparak Türklerin ve Müslümanların o zamanki zekasını ve bilime verdikleri önemi gözler önüne sermiştir. Çalışmalarını Gazne Devleti'nde yapmıştır ve bizzat Gazneli Mahmud tarafından görevlendirilmiştir. Miladi 973-1048 yılları arasında yaşamıştır ve birçok bilimsel araştırma yapmıştır.

Bugünkü Pakistan sınırındaki Nandana Kalesi'nde bir dağ ve usturlap kullanarak kendi geliştirmiş olduğu trigonometrik formülle Dünyanın yarıçapını 6399 kilometre olarak hesapladı. Günümüz uydu verilerinin bulduğu sonuç ile kıyaslarsak %0.5 hata payı vardır ve bu yönteme "Biruni Kuralı" denmiştir.

Galileo ve Kopernik'ten yüzyıllar önce ve ölüm tehlikesi yaşamadan rahat bir şekilde Dünyanın kendi ekseninde dönüyor olabileceğini ve evrenin merkezinde yer almadığını matematiksel olarak tartışmıştır.

Ay'ın da kendi ışığına sahip olmadığını, Güneş'in ışığını yansıtan karanlık bir küre olduğunu kanıtlamış; Kitabü't-Tefhim eserinde geometri ve perspektif kullanıp Ay'ın evrelerini, Güneş ve Ay tutulmalarını doğru şemalar ile çizmiştir.

Kendi tasarladığı piknometre benzeri taşırma kabında 18 ayrı madenin ve değerli taşın özgül ağırlığını hesaplamıştır. Altın, cıva gibi maddeler için bulduğu değerler, günümüz laboratuvarlarında bulunan sonuç ile neredeyse aynıdır.

Gazneli Mahmud'un Hindistan seferine bizzat katılmıs ve Sanskritçe öğrenmiştir. Hint toplumunun felsefesini, inanç sistemini ve kast yapısını objektif bir yaklaşım ile incelemiştir. Bu tarafsız yaklaşımı sebebiyle tıp ve bilim tarihi otoritelerince dünyanın ilk antropoloğu kabul edilmiştir.

Bitkilerden elde ettiği ilaçları, tıbbi otları ve kimyasal maddeleri alfabe sırasına göre düzenlemiştir. Binlerce ilacın Arapça, Farsça, Türkçe, Hintçe ve Grekçe isimlerini karşılaştırarak farmakolojinin kurucu eserlerinden birini yazmıştır.

Eski Türk, Pers, Yunan, Yahudi ve Hristiyan toplumların takvim sistemlerini, bayramlarını ve tarihi olaylarını karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Bu durum tarihe ilgili olduğunu gösteren bir işarettir.

Kısacası İslam'ın altın çağındaki belki de en önemli isim olan ve şu an saymadığım birçok bilimsel olay ile bilime katkıda bulunan bu gibi şahısların kim olduğunu ve ne yaptıklarını subjektifde devam edeceğim. Hepinize selam olsun kardeşlerim! ❤️

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 8 days ago

İslam Medeniyeti - 1: El-Birunî

El-Birunî, İslam medeniyetinin en önemli bilim insanlarından biridir. İslam ve Türk devletinde çalışmalar yaparak Türklerin ve Müslümanların o zamanki zekasını ve bilime verdikleri önemi gözler önüne sermiştir. Çalışmalarını Gazne Devleti'nde yapmıştır ve bizzat Gazneli Mahmud tarafından görevlendirilmiştir. Miladi 973-1048 yılları arasında yaşamıştır ve birçok bilimsel araştırma yapmıştır.

Bugünkü Pakistan sınırındaki Nandana Kalesi'nde bir dağ ve usturlap kullanarak kendi geliştirmiş olduğu trigonometrik formülle Dünyanın yarıçapını 6399 kilometre olarak hesapladı. Günümüz uydu verilerinin bulduğu sonuç ile kıyaslarsak %0.5 hata payı vardır ve bu yönteme "Biruni Kuralı" denmiştir.

Galileo ve Kopernik'ten yüzyıllar önce ve ölüm tehlikesi yaşamadan rahat bir şekilde Dünyanın kendi ekseninde dönüyor olabileceğini ve evrenin merkezinde yer almadığını matematiksel olarak tartışmıştır.

Ay'ın da kendi ışığına sahip olmadığını, Güneş'in ışığını yansıtan karanlık bir küre olduğunu kanıtlamış; Kitabü't-Tefhim eserinde geometri ve perspektif kullanıp Ay'ın evrelerini, Güneş ve Ay tutulmalarını doğru şemalar ile çizmiştir.

Kendi tasarladığı piknometre benzeri taşırma kabında 18 ayrı madenin ve değerli taşın özgül ağırlığını hesaplamıştır. Altın, cıva gibi maddeler için bulduğu değerler, günümüz laboratuvarlarında bulunan sonuç ile neredeyse aynıdır.

Gazneli Mahmud'un Hindistan seferine bizzat katılmıs ve Sanskritçe öğrenmiştir. Hint toplumunun felsefesini, inanç sistemini ve kast yapısını objektif bir yaklaşım ile incelemiştir. Bu tarafsız yaklaşımı sebebiyle tıp ve bilim tarihi otoritelerince dünyanın ilk antropoloğu kabul edilmiştir.

Bitkilerden elde ettiği ilaçları, tıbbi otları ve kimyasal maddeleri alfabe sırasına göre düzenlemiştir. Binlerce ilacın Arapça, Farsça, Türkçe, Hintçe ve Grekçe isimlerini karşılaştırarak farmakolojinin kurucu eserlerinden birini yazmıştır.

Eski Türk, Pers, Yunan, Yahudi ve Hristiyan toplumların takvim sistemlerini, bayramlarını ve tarihi olaylarını karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Bu durum tarihe ilgili olduğunu gösteren bir işarettir.

Kısacası İslam'ın altın çağındaki belki de en önemli isim olan ve şu an saymadığım birçok bilimsel olay ile bilime katkıda bulunan bu gibi şahısların kim olduğunu ve ne yaptıklarını subjektifde devam edeceğim. Hepinize selam olsun kardeşlerim! ❤️

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 8 days ago

İslam Arap Dini Değildir

Özellikle milliyetçiler ve ateizmi sanki "Türk dini"ymiş gibi gören bazı dinsiz arkadaşlar, ne yazık ki "İslam bir Arap dinidir" iddiasında bulunuyorlar. Örneğin Kur’an’ın Arapça olması bazılarını rahatsız ediyor. (Arap düşmanlığını yok etmek bu subjektif yeri olmadığından ona değinmeyeceğim.) Lakin Kur’an Türkçede veya Çince inseydi bu sefer de başka milletler rahatsız olacaktı; bunu da düşünmek gerekir. Bir kitabın indiği dilin önemi yoktur. Kur'an Arap dini olduğu için Arapça değildir; nitekim çevirileri de vardır ama ne yazık ki bazıları hâlâ okumamaya ısrar ediyor.

Diğer bir iddia ise Kur’an’da Arap kültürüne ait unsurların bulunmasıdır. Ancak bu unsurlar, ilk muhatapların konuyu kolayca anlaması için yer almaktadır. Bunu hem o dönemin insanı hem de günümüz insanı rahatça kavrayabilir.

İslam’ın bir "Arap dini" olmadığının en büyük kanıtı ise Kur’an’da üstünlüğün her zaman takvada olduğunun belirtilmesidir. İblis sırf ırkçılık yüzünden huzurdan kovulmuştur. Kur'an; hiç kimsenin bir başkasına ırk, dil veya soy gibi konularda üstün olmadığını söyler. Eğer Kur’an bir "Arap kitabı" olsaydı, Araplara ayrıcalıklar, makamlar ve torpiller ataması gerekirdi. Oysa bu sorumluluğu tüm Müslümanlara vermiş ve insanların İslam’a girmesi için mücadele edilmiştir.

Ayrıca Hz. Muhammed, bilinenin aksine Arapların kabilecilik bağlarını ve sapkın fikirlerini yıkmıştır. İçlerinde Arap olmayanların da bulunduğu bir toplulukla öyle adımlar atmıştır ki, o Araplar İslam’ın altın çağını yaşamıştır. Medine döneminde kendisine ihanet etmeyen kabilelere saldırmamış, dinlerini yaşamalarına izin vermiştir. Güçlü olduğu hâlde Yahudi grupları yok edip Arapları tek egemen yapabilecekken bunu yapmamıştır. Nitekim Hz. Muhammed Veda Hutbesi’nde bile şu tarihi sözleri söylemiştir:

"Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap olana takva dışında hiçbir üstünlüğü yoktur."

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 15 days ago

Gazze'ye Destek Vermeyip Allah'ı Aşağılayan Sözde Aydın Vicdan Sahiplerine Ve Sahte Milliyetçi Modernistlere Cevap Ve R/Mineslam hesabı Adam Ol!

​

Doğu Türkistan'ı bahane eden sözde aydın milliyetçiler onların Müslüman ve dini özgürlükleri olmadığı için değil, sırf Türk olduğu için destekliyor gibi yapıyor. Amaçları Gazze yardım görmesin, duyar olmasın. İşleri güçleri 3\* olup tarafsız ve vicdanı ile düşünmeyenler, Arapların yaptığı savaşlara karşı "Müslümanlar adam öldürüyor" diyorlar. Bunu yazanlar var; "Arap değil Müslüman" diyorlar. Arap dini ya İslam(!)... Şu dünyada hiçbir şeye faydası olmadan ölüp gitmek isteyip sırf siyasi sebepler yüzünden 1400 yıllık bir medeniyetin Rabbine bile hakaret ediyorsunuz. Siz kimsiniz, neyi ne kadar bildiğinizi sanıyorsunuz? Diamond Tema yahut Celal Şengör dinleyip taraflı makale okuyunca ve İslami değerlere hakaret edince aydın oluyorlar. Ömründe 1 kere hayır işle, daha önce işlemiş isen devam ettir, kötülük yapmayı \[bırak\]. Siz ne sanıyorsunuz; Anadolu halkı geri zekalı(!), şempanze(!)... En azından şempanzelerde vicdan var az da olsa, sizde o da yok. Bir insan ömrünü bunlara heba etse, ülkenin tamamı ateist olsa bunlar rahat mı edecek veya mutlu mu olacaklarını sanıyorlar? Kendi inançlarını bile bilmeyen, ateizmi din sanan insanlar bile Müslümanları ahlak konusunda ve zeka konusunda eleştiriyor. Yazık! R/Mineslam gurubu da hiç bir bilgileri olmadan saçma paylaşımlar yapıyor.Umarım ıslah olurlar.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 19 days ago

Celal Şengör Ve Dağlar Hakkında Bilimsel Hata İddiası

Selamün aleyküm kardeşlerim.

Nahl 15, Enbiya 31 ve Lokman 10 ayetlerine Celal Şengör itiraz etmiştir. Lakin bu ayetlerdeki kelimeyi değiştirip "sarsıntı" yerine "zelzele" demiştir ve bu ayete bilimsel hata demiştir. Hadi bu ayete yakından bakalım.

Bilimsel olarak dağların altlarındaki dağ kökleri yer kabuğunda homojen olmayan kırıklı bir yapı oluşturur. Bir deprem meydana gelince oluşan S ve P deprem dalgaları dağ köklerine ve kayaç katmanlarına çarptıkça enerji kırılır ve bir kısmını kaybeder. Ayrıca dağlar olmasaydı kabuk çok daha düz ve homojen olacaktı. Deprem dalgaları da enerjilerini kaybetmezler, yüzey boyunca binlerce kilometre uzağa daha şiddetli bir şekilde ulaşır, daha geniş alanlarda kesintisiz hissedilirdi.

Başka bir örnek ise dünyada her zaman yaşanan ve hissedilmeyen, mikroseizm adı verilen düşük frekanslı dalgalar vardır. Dağlar bu titreşimleri emer. Dağlar olmasaydı engelsiz olan süpersonik fırtınalar yüzey toprağına basınç uygulardı ve yeryüzünde sürekli çalkalanmaya benzer mikro sarsıntılar olurdu.

Başka bir olay ise jeolojide İzostazi, yer kabuğunun altındaki astenosferin üzerinde buz dağı gibi yüzmesi prensibidir. Dağlar üzerindeki ağırlıkla kabuğu aşağı ittirir ve mantoya sabitler. Dağların olmadığı senaryoda kabuğun altındaki basınç dengeleri değişir ve magmanın kaldırma kuvvetiyle yukarı ve aşağıya doğru yavaş ama çok güçlü düşey kabuk hareketleri yaşanırdı. Bunu jeolog olmasına ve bilmesine rağmen Kur'an-ı Kerim'in dediği gibi anlamak istemeyen Celal Bey, maalesef bu bilgi birikimine rağmen boş konuşmaktadır.

Son bir örnek olarak jeologların bileceği bir bilgi bu ve basit bir bilgi: Dağları oluşturan levha çarpışmalarıdır. İki levha sıkışınca esneyerek yukarı doğru dağları büker. Bu bükülme, enerjinin bir kısmını uzun yıllar şekil değiştirme olarak depolar. Dağ oluşumu olmasaydı levhaların sıkışma enerjisi yukarı bükülüp dağ oluşturarak harcanmazdı ve enerji doğrudan fay hatlarında birikirdi. Bu da daha sık ve ani kırılmalı yüzey sarsıntıları yaşatırdı.

Bu tarz bilimsel hata iddialarına cevap veriyorum. Hepinize esenlikler diliyorum kardeşlerim. ❤️

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 21 days ago

Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Bazı arkadaşlar, sadece kendi görüşündeki bilgileri kabul ettirmek için aksini söyleyen bilgiler olmasına rağmen Atatürk’ü solcu ve geleneğe düşman bir insan olarak gösterip muhafazakâr çevrenin Atatürk’ten nefret etmesini sağlamış ve kendi düşüncelerini hâkim kılmışlardır. Kendilerinin Atatürk sevgisi ise pamuk ipliğine bağlıdır. Bu iddialarını çürütmek için bazı bilgiler getirdim ve bunlar 1930’lu yıllara aittir.

Mesela manevi kızı Ülkü Adatepe, Müslüman olduğunu belirtmiş ve yobazlığa karşı olduğunu anlatmıştır. Kız kardeşinin ısrarı ile de cenaze namazı kılınmıştır.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın dediğine göre; insanların din konusunda bilinçli olmaları için 1930’lu yıllarda devlet bütçesi ile Hak Dini Kur'an Dili tefsiri ve Mehmet Âkif Ersoy’a sipariş edilen meal projelerini bizzat devletin bütçesinden finanse etmiştir. Amacı ise kişinin Kur'an ile doğrudan temas kurmasıdır ve din adamlarının halkı kandırmasını engellemektir. Bazı cami raporlarında ise camilerin bakımsızlığından dolayı ecdad yadigârı camilerin restorasyonunu sağlamıştır.

Ayrıca Cemal Kutay ve çevresinin beyanlarına göre 1930’lu yılların sonlarında yaptığı sohbetlerin birinde Hz. Muhammed hakkında şöyle demiştir: "O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir fakat o sonsuza kadar kalacaktır." Bu beyan bile sorunun İslam’da değil; Arap yobazlığı ve dinin içine sokulan hurafelerde olduğunu bildirmiştir.

Başka bir olayda ise Fransız Elçi Vambéry ile olan temaslarında şöyle bir laf söylemiştir: "Biz dini reddetmiyoruz, dini terakkiye (yani ilerlemeye) engel olan hurafelerden arındırıyoruz." Bu da laiklik ile ters düşmez. Çünkü mesela İtalya, İngiltere ve İsveç gibi ülkelerin anayasasında Hristiyanlık var. Bu yüzden Atatürk gibi davranmak istiyorsak dini ilerletmek ve devlet ile bunu yapmak laikliğe aykırı değildir.

Atatürk Arap milliyetçiliğine ise kin duyuyordu diyebiliriz ve dinin bununla kirlenmesinden de hoşlanmadı. Dinden nefret etseydi en başta zaten içinde İslami unsurlar barındıran İstiklal Marşı’nı kabul etmezdi. Özellikle Emevi ve Abbasi zamanındaki Arap örf ve adetlerinin dinin emri gibi söylenmesinden nefret ediyordu. Afet İnan’ın hazırladığı Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabında Arapların kendi adetlerini dine alet etmelerinden şikâyet etmiş ve Türklerin kendi benliklerini kaybetmesi gibi bir risk olduğunu söylemiştir. Ayrıca kendisine göre din akla ve vicdana dayanırdı. Giyim ve sosyal hayat gibi konularda ise her şeyin eski nesil Arap kafası ile yapılmasını din değil, asimilasyon olarak gördü. 1932’deki ezanın Türkçe okunması kararını ise bunlardan dolayı aldı ve Türklerin kendi dili ile Allah’a yönelmesini destekledi.

1930’larda olmasa bile 1923 yılında Balıkesir Hutbesi’nde "Bizim dinimiz akla, mantığa, hakikate uyan en son ve en mükemmel dindir" demiştir. 1930’lu yıllarda ise bunu korumuş ve İslam’ın özündeki özgürlük ve adalet gibi anlayışların ilerlemeye engel olmadığını, aksine teşvik ettiğini; engel olan şeyin Orta Çağ Arap feodalizmi olduğunu söylemiştir.

Bu bilgiler Atatürk Müslüman değildi diyenlere öğüt olur umarım. Ülkü Adatepe’nin dediği gibi, hepimiz Atatürk gibi Müslümanlar oluruz inşallah. Esenlikler!

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 25 days ago

Esenlikler İslam Dışı Bir Kelime Değildir

Birçok ateist ve gayrimüslim, İslami bir söz olduğu gerekçesi ile "Selamün aleyküm" demezler. "Selamün aleyküm" Arapçadan Türkçeye geçmiş bir kelimedir ve en sade anlamı ile "Selam senin üzerine olsun" demektir. Birçok kişi de bu kelime yerine "Esenlikler" der lakin bilinenin aksine esen olmak, Kur'an-ı Kerim'de övülen bir kelimedir. Furkan 63 suresinde esen ol demek övülür ve bunu bilmeyen dini cami hocaları ve Instagram ile Twitter'dan öğrenen arkadaşlar var olduğu için esenlikler sözcüğünün Kur'an'da övüldüğünü ve teşvik edildiğini bilmiyorlar. Bazı ateist arkadaşların "Ameller niyetlere göredir" anlayışını umursamayıp "Bunu Cahiliye Arapları da yapardı" deyip Kur'an-ı Kerim'de yazan bu kelimeyi görmediler ve bize cahil ve kendileri okumamalarına rağmen Kur'an'ın yanlışlığını anlatan bir filozof gibi davrandılar. İnşallah önce Müslümanlar Allah'ın emrine uyar, sonra herkes Müslüman olur inşallah. Esenlikler.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 27 days ago

Diamond Temaya Cevap-1

Diamond Tema adlı arkadaş, Kur'an'ın zaten bilinen şeyleri söylediğini iddia ediyor. Aksini söyleyen bazı ayetleri anlatacağım:

Yunus 5: "O, güneşi ışık saçan, ayı ise yansıyan bir nur kılan Allah’tır." Bugün biliyoruz ki ayın kendi ışığı yoktur; Güneş'ten aldığı ışığı yansıtır. Bunu çölde yaşayan ve yeni keşfedilen bu bilgiyi bilmeyen bir adam nasıl yazabilir? Hangi medeniyet Kur'an'dan önce bunu söyledi? Teori olarak ortaya atanlar olmuş mudur bilmiyorum ama genel olarak yaygın bir bilgi değildi, bundan herkes emin. Birkaç araştırmayı sanki tüm dünya biliyormuş gibi söyleyen gayrimüslim arkadaşlar, lütfen dönemin şartlarına dikkat edin.

Enbiya 30: "Her canlıyı sudan yarattık." Tüm canlıların yapısında su vardır, bunu bilim kanıtlamıştır. Bunu hangi medeniyet bildi?Milattan önce yaşamış ve 2-3 kişinin haberinin olduğu bir filozofun sözü hariç, şimdi gidip arayanlar olmasın.

Rahmân 19-20: "O iki denizi saldı birbirine, kavuştular. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçmezler." Bunu bilimsel hata olarak sunan Diamond Tema umarım bilimi öğrenir. Yüzey gerilimi gibi olaylardan biliyoruz ki tabakalaşmadan dolayı iki su karışamaz. Tabi Evrim Ağacı gibi şahıslar, moleküler düzeydeki geçişler ile makro düzeydeki karışımı aynı kefeye koymadığı zaman gerçekten güzel bir ayet. Herhangi bir medeniyet de bilmiyordu. Bu ayet ile ilgili bir yazı da yazdım, daha detaylı bakabilirsiniz. Kendini zeki sananlar umarım düşünmeye başlarlar.

En'âm 125: "Allah kimi saptırmak isterse onun göğsünü dar ve sıkıntılı kılar; tıpkı göğe yükseliyormuş gibi..." Yerden yükseğe çıktıkça oksijen miktarı azalır ve nefes almak zorlaşır. Ayet böyle bir benzetme yapıyor. "Tevrattan bozma kitap " diyenlere cevap işte bu; Tevrat böyle benzetmeler yapmıyor. Kur'an bilimsel bir veri sunmuyor diyen Diamond'a da cevabım şu umarım gerçekten objektif olursun.

İşte bu tarz ayetleri bilen bir medeniyeti bir Arap araştıramaz; zaten böyle bir medeniyet de yok. Umarım ateist arkadaşlar bundan daha bilgi birikimi yüksek birinden akıl alırlar hepiniz esen olun.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 27 days ago

Kuran Ve Namaz Doğrudan Sevap Sağlamaz

Bazı gelenekçilerin dediğinin aksine, Kur'an'ı okuyanlar bilir ki "Şunu yaparsan şu kadar sevap kazanırsın" gibi bir durum Kur'an'da yoktur. Allah, namazdan önce salih ameli emreder ve namaz kılıp salih amel işlemeyenleri övmez; aksine "Yazıklar olsun!" der.

Namazın amacı Allah'ı hatırlamak ve böbürlenmemektir. Bu yüzden namaz Türkçe kılınmalı ki Allah'ı hatırlayabilelim. Aynı şekilde Kur'an'ı da anladığımız dilde okumalıyız ki Allah'ın emirlerini bilelim. Yoksa "Kur'an okuyunca bir sevap, iki sevap gelir" falan, bunlar olmaz. Dolaylı yoldan Kur'an ve namaz sana yaradıysa salih amel işlersin ve onları örnek aldığın için bunlar salih amel olur. Almazsan hiçbir işe yaramaz. Aynı İblis gibi; o da çok şey bilirdi ama böbürlendi. Bu yüzden Kur'an ve namaz doğrudan sevap getirmez.

Lakin şöyle bir şey var: "Namaza ve Kur'an'a gerek yok" gibi bir durum da olamaz. Bu ikisi olmazsa, salih ameller pamuk ipliğine bağlı kalır. Bir sınır olmadığı ve Allah'ın emirleri bilinmediği için insan her an günahkar olabilir. Bu yüzden namaz kılmak ve Kur'an okumak şarttır. Ancak geleneğin dediği gibi Arapça Kur'an okuyup namaz kılmak doğrudan sevap getirmez. Kur'an her zaman salih amel işlemeyi öğütler; kendisi de salih amele götüren yoldur. Salih amele götürmezse "Yine de sevaba gireriz" gibi bir mantık olamaz.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 29 days ago

Kuran Ne Zaman Yazıldı

Bazı gayrimüslim arkadaşlar Kur'an'ın Hz. Muhammed zamanında yazılmadığını iddia ediyor; lakin aksini gösteren birçok bilimsel araştırma mevcut.

İlk olarak Oxford Üniversitesi Radyokarbon Hızlandırıcı Biriminin Kur'an nüshası üzerinde yaptığı teste göre, bu yazıların %95,4 olasılıkla MS 568-645 yılları arasına ait olduğu kanıtlandı. Müslümanların anlatımına göre Kur'an, Hz. Muhammed döneminde parça parça yazıldı; Hz. Ebubekir döneminde bir araya getirilip derlendi ve Hz. Osman zamanında da çoğaltılarak dağıtıldı.

Bu tarihsel süreci destekleyen başka bir bilimsel veri ise Yemen'de bulunan Sana Elyazması'dır. Bu metin MS 578-669 tarihlerine; Almanya Tübingen Üniversitesindeki Ma VI 165 kodlu parşömen ise Hz. Osman dönemindeki derleme süreciyle tam uyuşacak şekilde MS 649-675 aralığına tarihlenmiştir. Bu veriler, Müslümanların tarihsel iddialarını bilimsel olarak oldukça güçlü kılmaktadır.

Ayrıca paleografik analizler, bu yazıların 7. yüzyılın ortalarına özgü "Hicazi" hat ile yazıldığını göstermektedir. Bu da metinlerin Hz. Osman dönemi ve öncesinde yazıldığı iddiasını güçlendirir.

Bununla birlikte, Berlin-Brandenburg Bilimler Akademisi tarafından yürütülen Corpus Coranicum projesi kapsamında dünyanın farklı bölgelerinden çıkarılan 7. yüzyıl parçaları incelenmiş; bu parçaların günümüz Kur'an metni ile ayet sırası, kelime kadrosu ve içerik bakımından tam bir bütünlük gösterdiği tespit edilmiştir. Aradaki ufak farklar ise tamamen dönemin imla ve yazım varyasyonlarından ibarettir.

O dönemde matbaa olmadığı ve kitap hazırlamak oldukça zor bir süreç olduğu için metnin Hz. Muhammed zamanında tek bir cilt haline getirilmeyip sonradan kitaplaştırılması mantıksal açıdan da son derece tutarlıdır. Başka bir kanıta bakacak olursak, metinlerin 7. yüzyıl koşullarına uygun olarak parşömene yazılmış olması ve dil yapısının 8. veya 9. yüzyıldaki Klasik Arapça yerine doğrudan 7. yüzyıl Hicaz diyalektini yansıtması da bunu doğrular.

Tüm bu somut veriler, Kur'an'ın sonradan uydurulduğu veya yazıldığı iddialarını kesin bir şekilde çürütmektedir. Kur'an'ın Hz. Muhammed'den 50 yıl, 200 yıl hatta 1200-1400 yıl sonra yazıldığını söyleyen arkadaşların, bundan sonra iddialarının altını bilimsel verilerle doldurmasını umuyorum.

Kur'an'ın da öğütlediği gibi; esen kalın.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago

Tevratdaki Yusuf Kıssasının Tutarsızlığı Ve Kurandaki Anlatı

Hem Kur'an-ı Kerim'de hem de Tevrat'ta yer alan Hz. Yusuf kıssasının kuyuya atılma sahnesi, iki metin karşılaştırıldığında coğrafi, lojistik ve psikolojik mantık açısından çok ciddi farklar barındırır. Tevrat anlatısında kardeşler sürüleri otlatmak için Hebron vadisinden ayrılıp Şekem ve oradan da Dotan bölgesine giderler ki bu mesafe o dönemin şartlarında yaklaşık yüz yüz yirmi kilometrelik, yani yürüyerek günlerce sürecek oldukça uzak ve tehlikeli bir yoldur. Tevrat'a göre Hz. Yakub, diğer oğullarının Yusuf’tan nefret ettiğini gayet iyi bilmesine rağmen, henüz onyedi yaşındaki Yusuf'u tek başına bu devasa ve tekinsiz mesafeye sadece kardeşlerinin durumunu ve sürüleri kontrol etmesi için gönderir. Yusuf yolda kaybolur, kırlarda dolaşırken yabancı bir adamın yönlendirmesiyle abilerini bulur ve abileri onu daha uzaktan görür görmez öldürme planı yapıp kuyuya fırlatırlar. Tecrübeli ve basiretli bir babanın, düşmanlık besleyen bir ortama tek bir çocuğu bu kadar uzak bir mesafeye tek başına göndermesi hikayenin kendi içindeki mantık örgüsünü ciddi şekilde zorlamaktadır. Kur'an-ı Kerim ise bu olayı çok daha rasyonel, tutarlı ve psikolojik derinliği olan bir zemin üzerine inşa eder. Kur'an anlatısında Yusuf asla tek başına yola çıkmaz. Kardeşleri bu hain planı önceden kurmuş ve babalarını ikna etmek için günlerce dil dökmüştür. Hatta Hz. Yakub tehlikenin ve mesafenin farkında olduğunu belirterek onu götürmeniz beni kesinlikle üzer ve siz farkında değilken onu bir kurdun yemesinden korkarım der. Kardeşleri ise biz güçlü, kalabalık ve birbirine bağlı bir toplulukken onu kurt yerse hüsrana uğrarız diyerek babalarına güvence verir ve Yusuf'u hep beraber yanlarında götürürler. Yusuf'un tek başına yollarda kaybolarak abilerini araması yerine, babasından zar zor izin alan abilerinin koruması altında, güle oynaya ve güvende olduğunu hissederek yola çıkması kurgusal mantığa çok daha uygundur. Ne zaman ki babalarının gözünün önünden çıkıp ıssız bir bölgeye varırlar, kardeşler içlerindeki kıskançlığı kusarak Yusuf'u kuyuya bırakırlar. Sonuç olarak Tevrat'taki kuyu sahnesi mantık boşlukları barındıran bir aksiyon kurgusu gibi kalırken, Kur'an'daki kuyu detayı hem lojistik olarak çok daha tutarlı hem de Yusuf'un arkasında dağ gibi duracağını sandığı abileri tarafından adım adım o kuyuya götürülmesiyle çok daha sarsıcı ve gerçekçi bir psikolojik dram sunmaktadır.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago

Kuran Köleliği Kökten Bitiriyor

Kuran'ın köleliği yasaklamadığını söyleyen bazı arkadaşlar var. Ben bugün, bunun aksini gösteren ayetlerle geldim. İlk olarak Nur 33 ayetini okuduktan sonra Kuran'da "kölelik var" denemez. Ayette der ki: "Ellerinizin altında bulunanlardan (kölelerle) mütareke (özgürlük sözleşmesi) yapmak isteyenlere, eğer kendilerinde bir hayır görürseniz hemen mütareke yapın. Ve Allah'ın size vermiş olduğu mallardan onlara verin."

​Burada "hemen mütareke yapın" anlamı verilen kelime, fekâtibûhum kelimesindeki kâtibû fiilidir ve bu bir emir fiilidir. Yani ayet açıkça, istedikleri takdirde köleler ile sözleşme yapmayı emreder ve zorunlu kılar. Bu zorunluluk da sistemi kölelik olmaktan çıkarır.

​Kölelere eziyet etmek ve onları aç bırakmak zaten Kuran'da yasaklanmıştır. İstedikleri zaman özgür kalabilen, barınmaları, yiyecek içecekleri ve kendi ailelerinin bakımı tamamen efendilerine ait olan (ki Nur 32. ayette kölelere evlilik hakkı da tanınır), haksızlığa uğramaları Kuran tarafından yasaklanan bu insanlara zaten "köle" diyemeyiz, ancak "çalışan" diyebiliriz. Kuran'ın sınırlarında hareket eden bir sahibi olan bu insanların, günümüzde özellikle gençlerin bahsettiği modern kölelikten çok daha iyi bir hayatı vardır.

​Üstelik bu insanlar, esir/köle statüsünde oldukları için birçok özgür insanın sorumluluğundan da muaftırlar; ekonomik olarak neredeyse hiçbir yükümlülükleri yoktur ve askerlik gibi dertleri de bulunmaz. Bu yüzden İslam'daki bu sistem, öyle filmlerde anlatılan sömürgeci kölelik ile tamamen aynı şey değildir.

​Benzer şekilde Muhammed Suresi 4. ayette de savaş sona erdiği vakit esirlerin ya fidye karşılığı ya da karşılıksız bırakılması emredilir. Savaşlar, tarih boyunca köle elde etmenin en masrafsız yollarından biriydi ve İslam bu yöntemi engellediği için Kuran köleliği büyük ölçüde bitirdi diyebiliriz.

​Esirlere iyi davranmayı öven ayetler de vardır. Örneğin İnsan Suresi 8. ayette "Onlar, yoksula, yetime ve esire yemeği seve seve yedirirler.", Beled Suresi 11-13. ayetlerinde ise "Fakat o, zor geçidi aşamadı. O zor geçidin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Bir köleyi zincirinden kurtarmaktır" buyrulur. Bakara 177, Tevbe 60, Nisa 92, Maide 89 ve Mücadele 3. ayetleri de köle serbest bırakmayı teşvik eden ve emreden ayetlerdir.

​Kuran'ın köleliği bitirmediğini iddia edenlerin tam aksine, bu ayetler tarihsel süreçte köleliğin kalkmasında çok etkili olmuşlardır. Bunu bir Avrupalı söylese onun için kutlamalar yaparlardı ama Allah'ın elçisi söylediği zaman umursayan yok maalesef kardeşlerim.

​Furkan Suresi 63. ayetin dediği gibi; esen kalın.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago

Müslümanlar Ayetleri Çarpıtmıyorlar

Kur'an müslümanı olan bir kardeşimiz, klasik tefsirin dışına çıktığı için birçok kişi tarafından alay konusu ediliyor. Bu şahıslar kendilerini herhalde zeki birer profesör sanıyorlar. Öncelikle bir dili başka bir dile çevirirken sorun yaşanması çok normaldir; bir kelimenin birden fazla anlamı olduğunu hepimiz biliyoruz. Lakin bildikleri halde, Kur'an'ın da dediği gibi inanmak istemedikleri için, bu kardeşimiz "Bu ayetin meali bu yüzden böyle değil" dediği vakit hiç kimse onu dinlemiyor. Kendini elinden geldiğince ifade etse dahi, maalesef Müslümanlar bile onunla alay ediyor. Bunu yapmaları hiç doğru değil. Kafalarındaki mantık şu: "Herkes aynı şekilde yorumladı, bir tek bu Kur'an müslümanı olan kardeşimiz mi hariç?" Oysaki bu kişi, o dönemin şartlarını ve dini onlardan çok daha iyi bildiği ve araştırdığı halde ona sadece güldüler. Ama şunu unuttular; tarih boyunca birçok yozlaşmış kavim de kendilerini uyaranlara gülmüştü. Bu kardeşimize gülmelerinin belli başlı sebepleri var:

​İlk olarak bilgisizlik: 1400 yıllık bir medeniyetteki tefsirleri, alimlerin yazdıklarını ve Kur'an'ı gerçekten anlamaya çalışmadılar. Birçoğu 1400 yıllık koca bir medeniyeti sadece cami hocasının öğrettiği sığ bir din sandığı ve her şeye 21. yüzyıl perspektifiyle baktığı için bu hataya düşüyor. Ama ne hikmetse, mesela "Firavun haklıydı, o dönem için ve o şartlardan dolayı yaptıkları uygundu" diyen birisi çıktığı zaman onu onaylarlar; lakin Müslümanların o dönemin şartlarından bahsetmelerine asla tahammül edemezler. Objektif bir pencereden bakmak yerine, Kur'an-ı Kerim'in de buyurduğu gibi nefislerine hoş gelen şeyleri yaparlar.

​İkinci sebep ise doğruyu araştırmak istememeleri: Örneğin bu kardeşimiz Ahzâb 53. ayet hakkında bir video yaptı ve birçok kişi yine alay etti. Halbuki hiçbirisi o kelimenin derin anlamını araştırmadı. "Bu tartışmaya katılan kişiler, tefsirciler kimlerdir? Ne kadar doğru insanlardır? Bu şekilde davranarak ne kazanacaklar, hangi yükten kurtulacaklar?" diye düşünmediler, araştırmadılar; sadece ön yargı ile cevap verdiler. Jahrein isimli bir yayıncı burada "evrensel bir mesaj" olduğunu söyleyince saçma sapan yorumlar yapıldı. Halbuki evrenselin ne anlama geldiğini bile bilmeyen bir cahilden başka bir şey değil. Diğer yorum yapanlar ise "Bu ayetin binlerce yorumu var" diyerek alay ettiler, araştırmadılar, sadece kendi nefislerini susturdular. Oysa benzer şeylerin tüm dillerde olduğunu biliyorlar; Türkçeden İngilizceye bir çeviri yapıldığında bile iki farklı yayınevinin yaptığı çevirilerin birebir aynı olması zordur.

​Bazıları da "Kur'an köleliği yasaklamadı, misafirlik adabı öğretiyor" diyerek eleştiriyor. Halbuki köleliğin azaltılmasında İslam kadar etkili olmuş başka bir din yoktur. O dönemin sosyo-ekonomik şartlarında köleliği bıçak gibi %100 kesip kaldırmak mümkün değildi. Buna rağmen İslam'ın o dönemki kölelere tanıdığı haklar devasa boyuttaydı; doğrudan yasaklansaydı belki bu kadar etkili ve uygulanabilir olmazdı. Bunu düşünemeyenler, "Kur'an o dönemin şartları müsait olmadığı için köleliği kaldıramadı" derler. Oysaki Kur'an, köleler özgür kalmak isterse onlarla yazılı anlaşma yapıp serbest bırakmayı (mükatebe) teşvik eder. Bunu anlamadılar, daha doğrusu anlamak istemediler; çünkü her şeyi sadece pozitif bilimden ibaret sandılar.

​Son olarak; takip ettikleri kişiler farklı iki dilde, sırf okunuşları benziyor diye "bu kelimeler aynı kökenden geldi" şeklinde asılsız imalar yaptığı zaman (Yakup Deniz gibi kişiler bunu yapınca) çok mutlu oldular. Okudukları makalelerin ve baktıkları bilimsel sitelerdeki bilgilerin ne derece doğru olduğunu hiç sorgulamadılar. Bir ateist makale yazdı diye o bilgiyi hemen doğru kabul ettiler. "Neye göre, hangi şartlarda, kaynakları ne?" diye bir kez bile sormadılar.

​İster Sünni, ister Şii, ister Harici yahut Kur'an müslümanı olalım; her türlü Müslüman kardeşimizin yanında olalım. Emeviler zamanındaki gibi bölünmeyelim, bir olalım. Düşüncelerimiz, yorumlarımız farklı olabilir ama hepimiz sonuçta Müslümanız. Bunu okuyup düşünenler inşallah biraz daha bilinçli olurlar. Esen kalın kardeşlerim.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago

Deniz Göktaş Gözaltına Alınmamalıydı

Deniz Göktaş adlı komedyen, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Bu kişi, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'i bir insanın yazdığına dair imalarda bulunmaya çalıştı. Bu yüzden haklı olarak bir tepki geldi ve ben şahsen bu tepkileri destekledim. Zira bu konu çok önemli bir konudur; nasıl ki bir kişi ulu önderimiz Mustafa Kemal Paşa'ya "vatan haini" diye bir imada bulunamazsa, aynı şekilde hiç kimse Kur'an'a da böyle bir imada bulunamaz.

Ancak bu durum, o kişinin hapse girmesini gerektirmemeliydi. Çünkü bir kişi gözaltına alındığında, maalesef şöhreti daha da artıyor ve bu durum o kişilerin yararına oluyor. Üstelik bir hafta bile yatmadan hapishaneden çıkıyorlar. Ayrıca Kur'an-ı Kerim, bu tarz kişilerle ilgili "onları öldürün veya cezalandırın" demez; aksine "ortamı terk edin ve onları uyarın" der. Bu yüzden tepki göstermek veya hiçbir şey demeden ortamı terk etmek en doğrusudur zira Kur'an da çoğunlukla ortamı terk etmeyi önerir.

Bizim de bu tür olayları sineye çekip (görmezden gelip) soğukkanlı olmamız lazım. Hatırlarsınız, Diamond Tema'ya da soruşturma açıldığı zaman bu durum tamamen onun işine yaradı; ününe ün kattı ve Müslümanlara karşı bir nefret dalgası oluştu. Çoğu kişi Diamond Tema'yı mağdur bir kahraman gibi gördü. Bugün de tarih tekerrür etti ve maalesef aynı şey yaşandı. Bu yüzden bu tarz kişilere yapabileceğimiz en iyi şey, onları görmezden gelip prim vermemektir. Aksi takdirde tepki göstermek bile onların işine yarıyor ve etkileşimlerini artırıyor. Umarım benzer durumlarda bir daha duygularımızla değil, aklımızla hareket ederiz. Ne de olsa atalarımız boşuna dememiş: "Öfke ile kalkan, zarar ile oturur."

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago
▲ 2 r/u_Technical_Process_76+1 crossposts

Furkan 53 Ve Rahman 19 İle 20 Ayetleri Hakkında Bilimsel Hata İddiasına Cevap

  1. Haloklin tabakası ve yüzey gerilimi nedeniyle iki su kütlesi birbirine karışmaz bilimsel olarak.

  2. "Moleküler olarak karışıyor" diyenlere cevabım şudur: Kur'an burada iki büyük su kütlesini muhatap alır. Eğer iki su kütlesi doğrudan karışsaydı, bunun moleküler geçişlerle değil, makro düzeyde bir geçişle olması gerekirdi. En azından kütlenin belirli bir kısmının tadının değişmesi, tatlı yahut tuzlu olması ve diğer su ile doğrudan harmanlanması lazımdı. İki devasa su kütlesinin karıştı sayılabilmesi için moleküler düzeydeki mikroskobik geçişler çok yetersiz kalır. Nitekim Celal Şengör gibi ateist bilim insanları da denizlerin karışmadığını söyler. Celal Şengör de moleküler geçişlerin olduğunu elbette biliyor; lakin iki su kütlesinin karışması moleküler sızıntılarla olmaz. Bunun için büyük bir kısmının oran değiştirmesi, tıpkı bir kaba iki farklı su döküldüğünde olduğu gibi doğrudan birbirine geçmesi gerekir. Bu yüzden moleküler geçişler, doğrudan "iki su kütlesi karıştı" demeye yetmez; bunu diyebilmek için makro düzeyde bir harmanlanma lazımdır.

Üstelik Kur'an bu moleküler düzeydeki mikroskobik geçişleri inkar da etmez. Ayette duvar gibi kesin bir engel değil, perde ifadesini kullanır ve iki su için buluşurlar der. Eğer moleküler düzeyde bile hiçbir geçiş olmasaydı, zaten buluşmuş sayılmazlardı. Arada katı bir duvar olmadan bu mikro geçişlerin olması kaçınılmazdır ve ayetteki buluşma ifadesiyle de tamamen uyumludur.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago

Hz Aişe Hz Muhammed İle 6 Yaşında Evlenmediğnin Kanıtları

  1. İlk dönem Medine kaynaklarında böyle bir bilgi geçmez.

  2. Nisâ Suresi 6. ayet çocuk evliliğini yasaklar, akli olgunluk (rüşd) yaşı şartı koşar.

  3. Bunu ilk aktaran Hişâm bin Urve, Peygamber'in ölümünden 130 sene sonra Şii-Sünni tartışması sırasında bu hadisi aktardı ve bu hadisi babasından duyduğunu söyledi. Bu hadisi aktarırken akli durumu yerinde değildi; bu yüzden bu rivayet sahih olamaz. Muhtemelen Şii-Sünni tartışması sırasında "Hz. Aişe ahlaksız" diyen Şiilere karşı; "Hz. Ali gibi Peygamber'in eğitiminden çocuk iken geçti" demek için böyle yaptı.

  4. Esma, Aişe'nin ablasıdır ve aralarında 10 yaş vardır. Hicret sırasında 27-28 yaşlarında olan Esma'nın Aişe ile arasındaki yaş farkı on olduğuna göre, hicret sırasında Hz. Aişe 17-18 yaşlarındaydı. Hicretten 2 yıl sonra evlendikleri için 19-20 yaş arası evlendi.

  5. Araplarda yaş sayma geleneği diye bir gelenek var; bülûğ çağına ulaşan kızın, bülûğ çağından sonra yaşını saymaya başlarlar. 6 yaşında evlendi ise 12-13 yaşlarında bülûğ çağına ulaştığını tahmin edecek olursak, asıl yaşı 18-19 yaş arasıdır.

  6. Araplarda çocuk evliliği yok zaten böyle bir şey olsaydı Araplar tarafından da tartışılırdı. Zaten Hz. Aişe daha önce nişanlıydı; 6 yaşında evlendi ise tahmini 4 yaşında nişanlı olması lazım. Hiçbir Cahiliye Arabı bebek yaşında bir kız ile nişanlanmaz; çünkü hiçbir işe yaramaz, çocuk bakımı, cinsel ilişki ve hizmeti yapamaz. Bundan dolayı zaten nişanlanmazlardı.

  7. İlk Müslüman olanların içinde Hz. Aişe de var; en başta Hz. Ebubekir veya Hz. Ali gibi sahabelerin yanında ismi geçiyor. 6 yaşında evlendi ise, yani 624 senesinde 6 yaşında evlendiyse 618 doğumlu olmalı. İslam 610 yılında ortaya çıktığına göre, 6 yaşında evlendi iddiası sadece bir uydurma olabilir.

KAYNAK:İbn İshak,İbn Asâkir,İbn Abdilberr,Zehebî,İbn Sa'd

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago
▲ 3 r/u_Technical_Process_76+1 crossposts

Birbirimize Bu Nefret Niye ?

Avusturya'da 14 yaş altına kamusal alanda baş örtü yasağı geldi.Müslümanlar buna karşı çıkınca sözde modernist insanlar,özgürlükçü insanlar buna destek verdi.Kendi özgürlüklerine laf edildiğinde bir düzenleme gelince laf ediyorlar lakin müslümanlar niye itiraz edemiyor?Bence müslümanlarda bir kişinin özgürlüğüne karışma malı lakin müslüman bile olmayanlar müslümanlar adına verilen kararlara müdahale ediyor.Kimse her hangi bir insanın başkası hakkında karar alması doğru değildir baş örtüsü veya peçe kullananlara terörist,yobaz ve geri kafalı diyorlar hatta ateist Celal bey buna sözde bilim ile karşı çıkmak istiyor halbuki bilim ile alakası yok.Müslümanlar da bana göre kimsenin kıyafeti yüzünden aşağlık benzetmeler yapmasın,artık insanlar birbirlerini kıyafetleri yüzünden değil ahlakı ve kalbinin içindekiler ile yorumlasın.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago

İslam'da Evrenin Başlangıcı Ve Yokoluşu İle İlgili Mucize

Kur'an'a göre bu yaşadığımız evrenin bir sonu var. Bilimsel olarak da Termodinamiğin İkinci Kanunu'na göre evrendeki düzensizlik sebebiyle azalan enerji miktarından dolayı evrenin enerjisi bitecek. Bununla ilgili 2 teori var: Big Freeze teorisine göre evren aşırı miktarda genişledikten sonra yıldızlar sönecek ve evrendeki enerji tamamen tükenecek. Tekvîr 1. ve 2. ayetlerde kıyamette yıldızların söneceğinden bahseder. Diğer bir teori olan Big Crunch ise genişlemenin duracağını ve durduktan sonra evrenin kendi içine çökeceğini ve ardından sıfır noktasına döneceğini söyler. Enbiyâ 104 buna atıf yapar; evrenin dürüleceğini ve evrenin yeniden başlangıçtaki gibi olacağını belirtir.

reddit.com
u/Technical_Process_76 — 1 month ago