
Eski Ahit’te Hz.Muhammed: Yeşaya 42
Selam arkadaşlar.
Bildiğiniz üzere Kuran, Araf Suresi 157.Ayet’te Hz.Muhammed’in önceki kitaplarda müjdelendiğini bildiriyor:
“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o ummi peygambere (Nebi ve Resul) uyarlar.”
Buradaki “ummi” kelimesine her ne kadar gelenek tarafından “okuma-yazma bilmeyen” anlamı verilse de bu doğru değildir. Nitekim Bakara Suresi’nin 78.Ayet’inde Yahudiler arasında da ummiler olduğu, bunların Kitab’ı bilmediklerinden bahsedilir. Elbette ki Kuran Yahudileri okuma yazma bilmemekle suçlamıyor, Tevrat yanlarında olduğu halde onu gereğince anlayamamalarını eleştiriyor. Buradan da anlıyoruz ki “ummi” ifadesi “önceki kitaplardan (Tevrat ve İncil’den) haberi olmayan” anlamındadır. Yahudiler aynı ifadeyi centiller (Yahudi olmayanlar) için de kullanırlardı.
Şimdi Eski Ahit’teki Yeşaya kitabının 42.bölümünü ayet ayet inceleyelim:
“İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhum'u onun üzerine koydum. Adaleti uluslara ulaştıracak. Bağırıp çağırmayacak, sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak. Yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek. Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.”
YEŞAYA 42:1-4
Burada Yeşaya peygamberin Allah’ın özellikle seçeceği bir kuldan bahsettiği anlaşılıyor. Asıl ilginç olan, adaleti uluslara ulaştıracak olması. Tevrat’ta “uluslar” ile kastedilen her zaman İsrail halkı dışındaki putperest milletlerdir. Bu kulun ise putperest milletlere adalet getireceğini görüyoruz. “Bağırıp çağırmayacak” ifadesi de Ali İmran 159.Ayetle ilişkili olabilir: “Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi.” Kıyı halkları ise genellikle Doğu Akdeniz şeridinde yaşayan Fenikeliler ve Filistliler gibi halkları ifade eder. Bu halkların “kulun yasasına” umut bağlayacaklarının söylenmesi, çok kısa bir sürede İslam’ı benimseyen ve günümüzde de çoğunlukla Müslüman olan Doğu Akdeniz bölgesini andırıyor sanki.
“Gökleri yaratıp geren, yeryüzünü ve ürününü seren, dünyadaki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki ’ Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.’”
YEŞAYA 42:5-7
Burada da yine kulun halka (İsrailoğullarına) bir antlaşma, uluslara (putperest centillere) ise “ışık” yani hidayet olacağı söyleniyor. Böylece kulun hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlarla iletişime geçeceğini ve insanları Allah yoluna ileteceğini anlıyoruz. “Körlerinin gözünün açılması” ile de sapkınların hidayete ermesi kastediliyor.
“Ben RAB'bim, adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmam. Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum; bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.”
YEŞAYA 42:8-9
Kulun özellikleri belirtildikten hemen sonra tektanrıcılığın vurgulanması önemli bir detay. Ayrıca bölümde bahsedilen olayların gelecekte ortaya çıkacağının söylenmesi de kulun Yeşaya peygamberden (MÖ 8.yüzyıl) sonra yaşayacak biri olduğunu gösteriyor.
Fakat kehanetin en önemli kısmı burası:
“Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, kıyılar ve kıyı halkları, RAB'be yeni bir ilahi söyleyin, Dünyanın dört bucağından O'nu ezgilerle övün. Bozkır ve bozkırdaki kentler, Kedar köylerinde yaşayan halk sesini yükseltsin. Sela'da oturanlar sevinçle haykırsın, bağırsın dağların doruklarından. Hepsi RAB'bi onurlandırsın, kıyı halkları O'nu övsün. Yiğit gibi çıkagelecek RAB, savaşçı gibi gayrete gelecek. Bağırıp savaş çığlığı atacak, düşmanlarına üstünlüğünü gösterecek.”
YEŞAYA 42:10-13
RAB’e söylenecek ilahinin “yeni” oluşu, kulun gelecekte ortaya çıkacak yeni bir figür olacağını iyice güçlendiriyor. “Bozkır” olarak çevirilen İbranice מִדְבָּר
kelimesi aynı zamanda “çöl” anlamına da gelir. Peygamber burada çöl kentlerine, (Yahudi okuyucuların anlayacağı şekilde) Arabistan’a atıfta bulunuyor. Ayette anılan “Kedar” ise Yaratılış kitabına göre Hz.İsmail’in oğludur ve Yahudi-Hristiyan literatüre göre Arapların atasıdır. Özellikle Mekke’yi kontrol eden Kureyşliler soylarını Kedar’a dayandırırlardı. Ayrıyeten Hristiyan yazarlar da Müslümanları ilk önce “İsmaililer” olarak isimlendirmişlerdi. Bu da Arapların Hz.İsmail’in soyundan geldiği inancının o coğrafyada hakim olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla “Kedar köyleri” de Arapların yaşadığı kentleri, özellikle de Kedar’a dayandırılan Hicaz bölgesini kasteder.
Sonraki ayette bahsedilen “Sela” hakkında ise iki görüş vardır. “Kaya” anlamına gelen Sela kelimesi, kimilerine göre 2.Krallar 14:7 ayetine dayandırılarak Ürdün’deki (o döneme göre Edom’daki) Petra şehri olarak anlaşılır. Fakat Ürdün bölgesi Hz.İshak’ın oğlu Esav’ın soyundan gelen Edomlular ile bağlantılıdır. Halbuki ilgili bölümde Esav’ın değil Kedar’ın ismi geçmektedir. Bu yüzden buradaki Sela’nın Hicaz bölgesiyle ilişkili özel bir isim olduğu görüşü de gayet makuldür. Ne tesadüftür ki Medine’de bulunan dağın ismi de Sela’dır. Nitekim ayette Sela’da oturanların “dağların doruklarından bağıracakları” söylenmektedir. Böylece Kedar ile Mekke’nin, Sela ile de Medine’nin kastedildiği yorumunu yapmak mümkündür. Fakat Sela’nın Petra’ya atıf yapması da sorun değildir. Sonuçta Ürdün coğrafyası da yıllar içinde Müslüman dünyasının önemli bir bölgesi haline gelmiştir.
Son olaraksa RAB’bin bir savaşçı olarak çıkması, seçtiği kulun da inkarcılarla savaşan bir komutan olacağı şeklinde yorumlanabilir. Bildiğiniz gibi Hz.Muhammed de Müslümanlara eziyet eden Mekkeli Müşrikler ile Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiştir. Bir zamanlar Allah’ın dinine düşman olan Mekkeliler, sonrasında İslam’ı kabul etmiş ve Allah’a teslim olmuşlardır. Allah’ın kulu aracılığıyla savaşacağı sonraki ayetlerde de sıkça vurgulanmaktadır:
“Uzun zamandır ses çıkarmadım, sustum, kendimi tuttum. Ama şimdi feryat edeceğim doğuran kadın gibi, nefesim tutulacak, kesik kesik soluyacağım. Harap edeceğim dağları, tepeleri, bütün yeşilliklerini kurutacağım. Irmakları adalara çevirip havuzları kurutacağım.”
YEŞAYA 42:14-15
Fakat tüm bu vahşete rağmen kehanet umut dolu bir dille bitmektedir:
“Körlere bilmedikleri yolda rehberlik edeceğim, onlara kılavuz olacağım bilmedikleri yollarda, karanlığı önlerinde ışığa, engebeleri düzlüğe çevireceğim. Yerine getireceğim sözler bunlardır. Onlardan geri dönmem. Oyma putlara güvenenler, dökme putlara, ‘İlahlarımız sizsiniz’ diyenlerse geri döndürülüp büsbütün utandırılacaklar.”
YEŞAYA 42:16-17
En sonda yine paganların eleştirilmesi ve tektanrıcılık vurgusunun yapılması, kulun putperestlerle vereceği mücadelenin tekrardan altını çizer.
Tarihe baktığımızda tüm bu kehanetleri sadece Hz.Muhammed yerine getirmiştir:
- İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un (İsrail’in) Tanrı’sı RAB’be (Allah’a) kulluk etmiş ve O’na ortak koşmamış,
- Hem Yahudilere hem Yahudi olmayanlara (ummilere) Allah’ın vahyini ulaştırmış,
- Kedar’ın oturduğu, Sela’nın bulunduğu Hicaz bölgesinden çıkmış (ummi olduğunu buradan görüyoruz, aynı Kuran’ın dediği gibi),
- Putperestlerle Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiş, adaleti yaymış, insanları Allah yoluna (İslam’a) iletmiştir.
Daha detaylı açıklama için şu videoya bakabilirsiniz:
https://youtu.be/dQlulHHHerU?si=7YVCbYrNSczT_Ac2
Hz.Muhammed ile ilgili önceki kitaplardaki kehanetlerin detaylı açıklaması için de “Abraham Fulfilled” kitabını öneririm, internetten pdf halini bulabilirsiniz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşır, geri bildirim verirseniz sevinirim.