
u/Illustrious_Bat1296

İbn Teymiye'nin cehennem konusunda düştüğü büyük hata!
İbn Teymiye’nin cehennemin ebedî olmayabileceğine dair meyli, savunulamaz bir görüştür. Akidede “meyil” diye bir kapı yoktur. Bir mesele iman esaslarıyla ilgiliyse, orada şahsî temayül değil, katî delil konuşur. Cehennemin veya cehennem azabının bir gün sona ereceğini gösteren sahih ve merfû tek bir hadis yoktur. Bu konuda getirilen sahabe rivayetlerinin bir kısmı sahih olsa bile açık değildir; açık olanların ise senedi problemlidir.
Bu görüşü desteklemek için Hz. Ömer ve İbn Mesud’dan nakledilen rivayetler de delil olmaya elverişli değildir. Çünkü bu rivayetler kâfirlerin cehennemden çıkacağını değil, günahkâr müminlerin cezalarını çektikten sonra cehennemden çıkarılacağını anlatıyor olabilir. Bunları kâfirlerin azabının sona ereceğine delil yapmak, nassları zorlamak ve ayetlerin açık manasına ters düşmektir.
Sonuç olarak cehennemin ebedî olmadığını söylemek ya da buna meyletmek, Ehli sünnet akidesinden ciddi bir sapmadır. Bu meselede aklî ihtimaller, zayıf rivayetler ve şahsî yorumlar Kur’an’ın ve sahih itikadın önüne geçirilemez. Cennet ebedîdir, cehennem ebedîdir, kâfirlerin cehennem azabı da kesintisizdir. Bunun aksini savunmak, akide alanında kabul edilemez bir yanlıştır.
Efendimiz a.s Kabe'de 35 yaşında
Olayı anlatan ve video sahibi: Burak Kızıldaş Hoca.
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kişi kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe ve şakasında (dahi) yalandan kaçınmadıkça imanı kâmil olmaz.”
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
​
“Kişi kendisi için istediğini kardeşi için de iste medikçe ve şakasında (dahi) yalandan kaçınmadıkça imanı kâmil olmaz.”
​
Buhârî, İmân, 7; Müslim, İmân, 71. bk. Ahmed, Müsned, 2/352; Heysemî, Mec- mau’z-Zevâid, 1/92
​
Mana:
​
Bu hadiste geçen “kardeş” ifadesi öncelikli olarak Müslüman kardeşi, yani din kardeşini ifade eder. Bununla birlikte, İslam'ın merhamet anlayışı gereği bütün insanlara karşı hayır ve iyilik istemeyi de teşvik ettiği belirtilmiştir. Hadis, kişinin kendisi için arzu ettiği sağlık, huzur, başarı ve diğer güzellikleri Müslüman kardeşleri için de istemesini; aynı zamanda şaka yaparken bile yalandan uzak durmasını öğütler.
​
Kıssadan Hisse:
​
Gerçek iman, sadece ibadetlerle değil; müslüman kardeşleri için de iyiliğini istemek ve her durumda doğru sözlü olmakla da olgunlaşır. Bencillik, haset, kıskançlık ve yalana alışmak kalbi zayıflatır. Mümin ise kendisi için arzu ettiği hayrı başkaları için de arzu eden ve sözünde dürüst olan kimsedir.
​
Günlük Hayata Yansıması:
​
Kendimiz için istediğimiz nimetleri başkaları için de istemeliyiz. Bu durum nefsin benliğini kırar ve bizi hizaya sokmaya zorlar.
​
Başkalarının başarısını kıskanmak yerine onlar adına sevinmeliyiz. "Onda var bende niye yok?" demek aslında, Allahu Teala'nın nimet verdiği kişileri sorgulamak yani Allah'ın iradesini sorgulamak demektir. Haşa böyle bir durumdan Allah'a sığınırız.
​
Mümin şaka yaparken bile yalan söylememelidir.
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kişi kendisi için istediğini kardeşi için de iste medikçe ve şakasında (dahi) yalandan kaçınmadıkça imanı kâmil olmaz.”
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
​
“Kişi kendisi için istediğini kardeşi için de iste medikçe ve şakasında (dahi) yalandan kaçınmadıkça imanı kâmil olmaz.”
​
Buhârî, İmân, 7; Müslim, İmân, 71. bk. Ahmed, Müsned, 2/352; Heysemî, Mec- mau’z-Zevâid, 1/92
​
​
Mana:
Bu hadiste geçen “kardeş” ifadesi öncelikli olarak Müslüman kardeşi, yani din kardeşini ifade eder. Bununla birlikte, İslam'ın merhamet anlayışı gereği bütün insanlara karşı hayır ve iyilik istemeyi de teşvik ettiği belirtilmiştir. Hadis, kişinin kendisi için arzu ettiği sağlık, huzur, başarı ve diğer güzellikleri Müslüman kardeşleri için de istemesini; aynı zamanda şaka yaparken bile yalandan uzak durmasını öğütler.
​
Kıssadan Hisse:
Gerçek iman, sadece ibadetlerle değil; müslüman kardeşleri için de iyiliğini istemek ve her durumda doğru sözlü olmakla da olgunlaşır. Bencillik, haset, kıskançlık ve yalana alışmak kalbi zayıflatır. Mümin ise kendisi için arzu ettiği hayrı başkaları için de arzu eden ve sözünde dürüst olan kimsedir.
​
Günlük Hayata Yansıması:
​
Kendimiz için istediğimiz nimetleri başkaları için de istemeliyiz. Bu durum nefsin benliğini kırar ve bizi hizaya sokmaya zorlar.
​
Başkalarının başarısını kıskanmak yerine onlar adına sevinmeliyiz. "Onda var bende niye yok?" demek aslında, Allahu Teala'nın nimet verdiği kişileri sorgulamak yani Allah'ın iradesini sorgulamak demektir. Haşa böyle bir durumdan Allah'a sığınırız.
​
Mümin Şaka yaparken bile yalan söylememelidir.
Gus Fring müslüman olmuş Allah şehadetini kabul eylesin
Vaktiyle siz, ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmesinden sakınıyordunuz; üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz. (Fussilet, 41/22)
Bilgi: Dünyada yaptığımız hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Çünkü Allah daima bizimledir, yaptıklarımızdan ve hatta kalbimizden geçenlerden haberdardır. Bunun yanında, sürekli bizimle olan yazıcı meleklerin kaydı ve organların şahitliği, hesap gününde, insanın yaptıklarını inkâra imkân vermeyecektir. Bunun farkında olan, “Allah’ı görüyormuşçasına” yaşar. Çünkü biz Allah’ı görmesek de O bizi görmektedir. Âyette bu gerçeğin farkında olmadan yaşayan, Allah’ın bilgisinden, yazıcı meleklerden ve organların şahitlik yapmasından sakınmadan yaşayanların tavrı “Allah’ın bilmediğini zannetmek” şeklinde nitelenmiştir.
Mesaj:
- Amel defterlerinin açıldığı gün bütün gerçekler ortaya çıkacak, organlarımız da yaptıklarımıza şahitlik edecektir.Müslüman’ın hayatı, ihsan kalitesinde olmalıdır.
- Müslüman’ın hayatı, ihsan kalitesinde olmalıdır.
Tefsir:
Kulak, göz, deri, el, ayak ve diğer azalarımızın aleyhimizde şâhitlik yapmamaları için bu dünya hayatında dikkatli olmamız icap eder. Bu dikkati gösterebilmek için de Allah’a olan imanımızın tam ve kâmil olması zaruridir. Allah Teâlâ’nın her şeyi gördüğünü, her şeyi bildiğini ve her şeyden hakkiyle haberdar olduğunu bilen insan, ancak O’nun râzı olduğu işlerle meşgul olur ve râzı olmadığı şeylerden de uzak durur. Bu ancak ihsan seviyesinde bir kullukla erişilebilecek bir başarıdır. Eğer insanda bu iman ve ihsan duygusu kökleşmez, yaptıklarından Allah’ın habersiz olduğunu zannederse, bu zan onu netice itibariyle mahvedecek ve ebedî hüsrana uğramasına sebep olacaktır.
Bu âyetlerin nüzûlünü konu alan bir hâdiseyi Abdullah b. Mes’ud şöyle anlatır:
“Bir ara Kâbe’nin örtüsüne tutunmuş duruyordum. Biri Benî Sakîf ten, ikisi Kureyş’ten veya biri Kureyş’ten ikisi Benî Sakîf’ten olan üç kişi geldi. Bunların göbeklerinin eti çok ama akıllarının bilgisi azdı. O güne kadar duymadığım laflar ettiler. Biri dedi ki: «Ne dersiniz, Allah konuşmamızı işitiyor mudur?» Diğeri, «Sesimizi yükseltirsek duyar, yükseltmezsek duymaz», üçüncüsü ise «Bence açıktan konuştuğumuzu duyuyorsa gizli konuşmalarımızı da duyar» dedi. Bu konuşmaları Peygamberimiz (s.a.s.)’e anlattım; bunun üzerine «Oysa siz, vaktiyle günahlara dalarken kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin bir gün aleyhinizde şâhitlik yapacağından çekinmiyordunuz. Üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz. İşte Rabbiniz hakkındaki bu yanlış düşünceniz, sizi helâke sürükledi de hüsrâna uğrayanlardan oldunuz!» âyetleri nâzil oldu. (Buhârî, Tefsir 41/2; Müslim, Münafıkîn 5)
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com
İslam ve İhsan
Bir insanı değiştirmek kolay bir iş değildir
“Birisine iyilik ettiğin zaman: ‘Ben efendiyim, o bana muhtaçtır’ diye kendini büyük görme. ‘Zaman o muhtaç kimseyi vurmuş’ deme. Zira vuran kılıç henüz kınına girmemiştir; mümkün olur ki o kılıç bir gün seni de biçer.” Sadî-i Şîrâzî hazretleri
Bu söz, iyiliğin bile kibirle kirletilebileceğini hatırlatır. Birine yardım ettiğinde onun düştüğü hâli küçümseme; çünkü insanı zor duruma düşüren zaman, kader ve hayatın imtihanlarıdır. Bugün ayakta olan yarın düşebilir, bugün muhtaç olan yarın güçlenebilir. Gerçek iyilik, karşı tarafı kendine borçlu hissettirmeden yapılan iyiliktir. Çünkü zamanın kılıcı henüz kınına girmemiştir; hayat aynı imtihanı bir gün sana da getirebilir. Bu yüzden merhametli, mütevazı ve şükreden biri olmak gerekir.
Sabırsızlık her şeyi istemektir
Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır.
Bakara Suresi 153. Ayet
İnsan, seyr-ü sülûkte, ebedî bir gayeye yürürken birçok imtihanlar geçirir. Biri dâhilî, biri haricî iki büyük düşmanla çarpışır. Bir taraftan nefsin, diğer taraftan kâfirlerin eza ve işkenceye varan hücumları onu meşgul eder. Onlara mukabele etmek için mücahede ve muharebeye mecbur olur, birçok zahmetler çeker. İnsan, rûhen ve bedenen nefsini sabra, sebata, metanete alıştırmazsa İlâhî yardımın en büyük yollarından birini zayi etmiş olur. Artık bir elem karşısında korkmaya, sızlanmaya başlar. Ümitsizliğe düşer. Demek ki, sabır her muvaffakiyetin başıdır. İmandan sonra yolun başı sabır, ahlâkın başı sabırdır. İlmin başı sabır, amelin başı sabır, hulâsa hikmetin başı sabırdır.
Sabırsızlık, her şeyi istemektir. Hâlbuki Allah'ın yarattığı şeylerin birer zamanla ilgisi vardır. İlâhî kanun böyledir. Bunun için, mahlûkatın kemale ermesi derece derece bir silsile takip eder, bu da sabra dayalıdır. Her şeyi bir anda istemek, hiçbir şeyi istememektir. Hatta yaşamak bile sabretmektir.
Mevla'nın en güzel isimlerinden biri de Sabûrdur. Her kimde sabır varsa, onda ilahi kuvvetten bir tecelli kokusu vardır.
Kaynak: Ruhu'l - Furkan cilt 2 s94
HUZUREVLERİ MEDENİYETİMİZE AİT DEĞİLDİR
Öyleyse ihtiyarlarımızı, evimizin en kıymetli hazinelerini, tabiri caizse bize sevap kazandıracak sevap makinalarını, bize rahmet olabilecek o insanları; adı huzurevi olan huzursuzluk yerlerine terk etmek hangi dinin, hangi insafın, hangi vicdanın kabul edeceği bir şeydir? İhtiyarlar evlerimizin rahmetidir. Başımızın üstünde yerleri vardır. Onları bir sıkıntı olarak değil, bir bereket kaynağı olarak anlamalıyız. Eğer böyle anlamazsak Resûlullah'ın (sas) bedduasının arkamızda olduğunu hiçbir zaman unutmayın. Ebû Hüreyre'nin sesine de kulak verelim. Allah Resûlü (sas) şöyle buyuruyor: **"Yanında annesi ile babasından biri yahut her ikisi ihtiyarlayıp da cennete giremeyen kişinin burnu yere sürtünsün, burnu yere sürtünsün, burnu yere sürtünsün!**" [Müslim, "Birr", 10] Yıllar önce Afganistan işgali sırasında Amerika, yanlışlıkla bir huzurevini bombalandığını iddia etmişti. Afganistanlı bir yetkili de şöyle bir açıklama yapmıştı: "Amerikalılar bizi kendileriyle karıştırıyor. Bizim yaşlılarımız evlerimizdedir."
(@hayatus_sahabe Telegram Kanalı)
"Veli zaatlar bazen inşaallah demezdi çünkü Allah'ın söylediği gibi kesinlikle o işin olacağına işaret ederlerdi" Bu söz tehlikeli midir, ehli sünnete muhalif midir
Looking cute minimalist logo/card holder like this but not in golden logo. Any suggestions
Peygamber efendimizin (s.a.v) mühr-ü şerifi'nin detayları
Kendini seküler milliyetçi olarak adlandıran ve türk toplumunu cahil gören adamlar, şu adam gibi anadolu irfanında bulunan ferasetin gramına sahip değiller
Almanya'da üç senedir çalışmak, oturum ve ankara antlaşması
Almanya'ya eğitim amacıyla geldim ve üç yıldır bir şirkette Werkstudent (öğrenci çalışan) olarak çalışıyorum. Ayrıca süresiz (unbefristet) bir iş sözleşmesi de aldım. Ama aynı zamanda üniversitesi okuyorum. Yaklaşık 1 sene daha okumam lazım. (11. Semester)
Eğitimimi yakında tamamlayacağım fakat şuan geçici olarak bir senelik fiktionsbescheinigung aldım. Oturumumu artık öğrenci üzerinden alıp bankamda 6.000€ göstermek istemiyorum.
Bu nedenle, benim durumumda hangi oturum izni seçeneklerinin mevcut olduğunu merak ediyorum. Ankara antlaşması falan işime yarar mı?
Şimdiden cevaplarınız için eyvallah