

"Bunu, çektiğim ıstırabın ebedi bir nişanesi olsun diye yazdım; ellerim bir gün fani olacak, ancak Yücelik bâki kalacak." Portekiz’in kuzeyindeki Coimbra şehrinin Eski Katedralinin duvarındaki bir taşa oyulmuş, 800 yıllık Arapça yazı.
​
Tarihî Arka Plan
Endülüs devrindeki Müslüman adıyla Kulumriye, 714 yılında Musa bin Nusayr'a savaşmadan teslim oldu. Şehir, 878 yılında kuzeydeki Asturyalıların eline geçti. 987 yılında, Endülüs'ün en kudretli kumandanı Mansur(Almanzor); Coimbra'yı, Viseu, Lamego ve Porto ile birlikte Kuzey Portekiz'in yeniden ele geçirildiği seferler sırasında fethetti.
1028 yılında Leon Kralı V. Alfonso, kuzey Portekiz'i geri almak amacıyla Viseu'yu kuşattığı sırada, surlardan atılan bir arbalet oku ile öldürüldü. Nihayet 1064 yılında, altı ay süren kuşatmanın ardından şehir, Taifa devletçiklerinin parçalanmışlık döneminde Leon Kralı I. Fernando tarafından kesin olarak Hristiyan hâkimiyetine geçirildi.
Kitâbe
Bu kitâbe, Coimbra'nın kalıcı olarak Hristiyan hâkimiyetine geçmesinden yaklaşık yüz yıl sonra yazıldı.
Kitâbenin, kilisenin inşasında çalışan Mozarab(Endülüs Müslüman kültüründe yetişmiş Hristiyan) taş ustası ya da esir edilmiş Müslüman bir taş ustası tarafından kazındığı düşünülmektedir.
Arabist Alois Richard Nykl, kitâbenin bir Mozarab ustanın eseri olduğunu ileri sürmüştür. Orta Çağ epigrafisi uzmanı Mário Barroca ise bunun, esir edilmiş bir Müslüman taş ustası tarafından işlendiğinin daha muhtemel olduğu kanaatindedir.
Ayrıca kitâbeyi işleyen ustanın Divan Edebiyatına hâkim olduğu da anlaşılmaktadır. Nitekim mısralarında aruz ölçüsünün klasik tavîl veznini kullanmıştır. Bununla birlikte, "Yücelik bâki kalacaktır" ifadesiyle tam olarak neyi kastettiği kesin olarak bilinmemektedir. Tanrıyı mı kastetmektedir yoksa inşa ettiği yapıyı mı?
Kesin olan şey şudur: Bu kitâbe, bir insanın yüreğinde taşıdığı derin acının taşa kazınmış hâlidir. Aynı zamanda, o acının zamanın akışı içinde kaybolmamasını; gelecek nesillere ulaşmasını isteyen sessiz ama güçlü bir haykırıştır.
Son harita 1000 yılında Endülüs Devletinin vilayetlerini göstermektedir. Kulumriye/Coimbra altı kırmızı ile çizili olan.
Kaynaklar:
https://marta-vidal.com/arabic-inscription-on-coimbra-cathedral-greatness-will-stay/
https://qantara.de/en/article/arabic-inscription-coimbra-cathedral-greatness-will-remain
İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin (699-767) soyu Pers asilzadelerine dayanıyordu. Bir rivayete göre dedesi "Zuta" Sasanilerin Kâbil Valisiydi. Diğer bir rivayete göre ise dedesi 630-631 arası hüküm süren Sasani Şehinşahı 5. Hürmüz'dü.
Selefist Ulemanın 1915'te verdiği fetva: "Ehli Kitap İngilizler ve İttifak Devletleri, Kafir Osmanlılardan ehvendir ve Osmanlı'ya karşı zafer kazanmaları umulmalıdır."
Bu fetva 1333 Hicri (1915 Miladi) yılında devrin en önde gelen Selefist Şeyhlerinden Süleyman ibn Sehman (1850-1930) tarafından yazılmış ve Suudi Devleti'nin fetva emini Abdullah ibn Abdullatif'in (1848-1920) onayıyla birlikte yayımlanmıştır.
Bu fetva büyük ölçüde bilinmiyor çünkü Selefistler, hareketleri hakkındaki gerçeği ortaya koyan tarihi belgeleri agresif bir şekilde gizliyorlar. Bu gizlemeye 18. yüzyılda vuku bulan, İbn Abdülvahhab'ın ve takipçilerinin tüm Sünni Osmanlı Devletini topluca tekfir etmeleri ve ardından sözde cihat adı altında onları öldürmeye ve servetlerini yağmalamaya başlamaları da dahildir.
FETVANIN TERCÜMESİ
"Sual: Görüşünüz nedir -Allah faziletinizi arttırsın- Türk devleti ile Hıristiyanlar hakkında -Allah hepsini lanetlesin-? Bu ikisinden hangisi küfürde daha ağır basar? Ve bu iki gruptan hangisi diğerine karşı zafer kazanmayı hak eder? Bize bir fetva verin, Allah sizi mükafatlandırsın. Allah size cenneti nasip etsin.
Cevap: Hamd Allah’a mahsustur; peygamberlerin sonuncusuna salat ve selam olsun. Şunu bilin ki -Allah size muvaffakiyet versin- bu lanetli kimselerin yani Osmanlı Devletinin küfrü, Yahudiler ve Hıristiyanlarınkinden daha büyüktür; İslam’a ve Müslümanlara verdikleri zarar ise Hıristiyanlarınkinden çok daha fazladır.
Bunun sebebi, onların mürtedler olmalarıdır; mürted, başından beri kâfir olan kişiden( kafir-i asli) daha ağır bir kâfirlik halindedir ki bu, kesin deliller ve sarih kanıtlarla açıklığa kavuşturulmuştur.
...
Bu mürtedlerin -Osmanlı askerleri ve diğerleri- Yahudiler ve Hıristiyanlardan daha kâfir olduklarına şüphe yoktur. Bu, Şeyhülislam İbn Teymiyye’nin sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır; tıpkı onun Nusayriler hakkında da teyit ettiği gibi. Bu insanların dıştan İslam'ı sergiledikleri, şehadet getirdikleri, Cuma namazını ve cemaatle vakit namazlarını kıldıkları, hatta kontrolü ele geçirdiklerinde — Mısır'da yaptıkları gibi — kadılar atadıkları iyi bilinmektedir.
...
Öyleyse şu hususlar çerçevesinde açıkça bellidir ki:
Persler putperestti, sahte tanrılara ve heykellere tapanlardı; Romalılar ise Ehli Kitap idiler. Ve Kureyş'in müşrikleri, Perslerin Romalılara karşı kazandığı zafere sevindiler, çünkü hem onlar hem de Persler putperesttiler. Allah'ın Resulü ve sahabeleri ise Romalıların Perslere karşı kazandığı zafere sevindiler, çünkü Romalılar Kitap Ehli idiler.
Her iki grup da -Persler ve Romalılar- kâfir-i asli olsalar da, Müslümanlar Romalıların zaferine sevindiler çünkü Romalıların vahyedilmiş bir kutsal kitabı vardı, Persler ise putperestti.
Delillerle ortaya konduğu üzere, mürtedin (dinden dönen) küfrü, asıl kâfirin küfründen daha şiddetlidir. Bu nedenle, günümüzde Kitap Ehli'nin müşrikler üzerindeki zaferine sevinmek yerindedir; zira halihazırda Osmanlılar mürteddir ve dolayısıyla onların küfürleri daha ağırdır.
Bundan mütevellit, Osmanlılar daha acil bir düşman olduğundan ve Hıristiyanların güçlerinden de güvendeysek, koşullar da uygunsa, Hıristiyanların Osmanlılar üzerinde üstünlük kazanmasını tercih ederiz.
Öyleyse biz Allah’a şöyle dua ederiz: Onları birbirine kırdırsın, Birbirlerinin şiddetini tattırsın, Onları birbirleriyle meşgul etsin, Hiçbirini İslam üzerinde otorite sahibi yapmasın, Aralarındaki çatışmayı sürdürsün, Ve Müslümanlara her iki grubun zararlarından korunma ve esenlik versin.
Yine şöyle dua ederiz: Allah, dinine, Resulüne, Kitabına ve mümin kullarına zafer nasip etsin.
Bu hitap, Osmanlı devletinin küfrünü zaten kabul edenlere yöneliktir. Devletin kâfir olduğuna hiç inanmayanlara gelince onlar için ayrıca cevap verilmiştir."
Fetva, Selefist inancına göre Sunni Osmanlı Müslümanlarının kafir mürtedler olduğunu ve küfür seviyelerinin, Yahudilerden ve Hristiyanlardan daha kötü olduğunu belirtiyor. Ayrıca, Osmanlı Sünnilerinin Müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen, durumlarının yine Müslüman olduklarını iddia eden Nusayriler gibi olduğunu ileri sürüyor. Her ikisi de gerçekte Yahudilerden ve Hristiyanlardan daha kötü kafirlerdir, diyor. Bu nedenle, Müslümanlar, İngiliz ordusu da dahil olmak üzere Hristiyan Avrupa emperyal ordularının Osmanlı Müslümanlarını öldürmeyi ve devletlerini yıkmayı başarmalarını ummalıdırlar, sonucuna ulaşıyor.
Fetva yer aldığı Suudi Arabistan'ın ilgili internet sitesinden kaldırılmıştır. Fakat ekran görüntüsü resimlerde yer almaktadır.
https://makhtota.ksu.edu.sa/makhtota/3706/63
İlk üç resim Süleyman ibn Sehman'ın yazdığı fetva metni, sonraki iki resim Abdullah ibn Abdüllatif fetvaya yazdığı takriz metnidir. Son resim orijinal el yazması fetvanın resmidir. Sondan bir önceki resim ise kaldırılan sayfanın ekran görüntüsüdür.
"Voulgarofagos(Bulgar Yiyen)" Dişleriyle diri diri Bulgar suratı parçalayıp yemeyen çalışan Yunan askerlerini, gururla tasvir eden İkinci Balkan Harbine ait Yunan propaganda posterleri
Dün, Birinci Balkan Harbine ait Bulgar, Yunan, Sırp ve Karadağlı müttefiklerin Ayasofya önünde ay yıldızlı yeşil Rumeli sancağına bastıklarını tasvir eden propaganda kartpostalını paylaşmıştım. Bu ise müttefikler birbirlerine düştükten sonrasına ait.
İkinci Balkan Harbi, Bulgaristan için yenilgiyle sonuçlandı ve Birinci Balkan Harbinde çöktüğü aslan payını eski müttefiği Yunanistan'ın yanı sıra Sırbistan ve Romanya'ya da kaptırdı. Biz de fırsattan istifade Edirne'yi geri aldık. Balkan memleketleri her iki savaş sırasında da çok sayıda propaganda üretti. Posterlerin çoğu, savaş alanındaki zaferlerin nispeten daha sakin tasvirleriydi; ancak Yunanlar ise ürettiklerinde daha korkunç ve dehşet verici tasvirleri seçmiş gibiler.
Birinci posterde bir Yunan askerinin bir Bulgar askerinin suratını yemeye çalıştığı gösteriliyor. Başlığında "Bulgar Yiyen" yazmakta ve Sotiris Christidis isminde bir illüstratör tarafından tasarlanmış.
İkinci poster ise, Temmuz 1913'teki Simitli Muharebesi(Kresna Vadisi Muharebesi) sırasında bir Yunan Evzonu'nun (fustanella/fistan giyen seçkin piyadeler) bir Bulgar askerinin kulağını yemeye çalıştığını gösteriyor. Metinde Yunanca olarak "Bulgar yiyen Evzon", Fransızca olarak da "Bulgar kıran Evzon" yazıyor.
Minaresiz Ayasofya önünde el sıkışan Yunan, Sırp, Bulgar ve Karadağlı. Ayakları altında ay-yıldızlı yeşil Rumeli sancağı. Balkan Savaşı sırasında basılmış bir Yunan kartpostalı.
Ayasofya'nın tepesinde güneş gibi doğan haçın solundaki Hristiyanlığı kabul eden ilk Roma imparatoru Büyük Konstantin, sağındaki de güney Slavları arasında Hristiyanlığı yayan Aziz Kiril.
1600 senesinde Osmanlı Devleti'nin en kalabalık şehirleri
100 bin üstü: İstanbul ve Kahire
50 bin - 100 bin arası: Bursa, Şam ve Halep
20 bin - 50 bin arası: İzmir, Kayseri, Konya, Bağdat, Mekke, Cezayir, Tunus, Edirne, Selanik, Üsküp, Bükreş, Saraybosna