u/benioku_md

Cinayet mağduriyetinin tekelleşmesi ve erkek cinsiyetinin günah keçisi yapılması üzerine.

Cinayet mağduriyetinin tekelleşmesi ve erkek cinsiyetinin günah keçisi yapılması üzerine.

İki gün önce şöyle bir gönderi atılmıştı bu toplulukta. Yorumlara baktım. Sözüm ona, 'istatistiki' verilerle erkekler... ile başlayan genellemelerin meşru addedilmesini onayan yanıtlar gelmiş ve bu topluluk dışına taşarak da devam ettirilmişti ilgili yanıtlar. Bağlantıdaki gönderi ve gönderiyi atan kişi meselem değil, yorumlarda "kadınlar şöyle böyledir..." diyerek mesnetsiz mesnetsiz konuşup cinsiyetçilik yapan gevezeler de meselem değil. Bir nebze bağlam vermesi için ilgili bağlantıya referans verdim. Bu konuyu en azından biraz daha detaylı ele almak gerektiği kanaatindeyim.

"Her yıl, ortalama 400.000 ila 500.000 aralığında cinayet gerçekleşmekte ve işbu cinayetlerin %80-90 civarının faili de erkeklerden oluşmaktadır.", eyvallah. Gelgelelim bu cinayetlerin kurbanlarının ekserisi de erkek. 500.000'e yuvarlayalım ve hepsinin suçunu da erkeklere addedelim. 4,1 milyara oranladığımızda ~%0,01 bir oranla karşı karşıyayız.

Cinayet diye bir kıstas belirleyip "Bakın, cinayetlerin %90 küsuru erkekler tarafından gerçekleştiriliyor, demek ki erkekleri kötülemekte, erkeklere potansiyel birer katil yaftası yakıştırmakta haklıyız!"a kadar varan serzenişlerin feci bir akıl tutulması olduğu gerçeği bir yana, birçok açıdan elde kalacak bir serzeniş olduğu gerçeği de mevzubahis. Cinayet oranları da elbet ülke bazında değişir, ancak asıl mevzu zaten bu oranlar değil.

Bir merkez belirleyecek ve periferide kalanlara genelleme yapacağız, öyle mi? Periferide kalan ~%99,99'unu ne yapacağız, ola ki kıstas istatistiki verilerle haklı çıkmak ise? Türkiye'ye oranlasak pek de değişen bir oranla karşılaşmayacağız, tam tersine daha da azalan bir oran söz konusu olacak. Ancak bu bir kenara, vurguya dikkat kesilmek lazım, nitekim mesele istatistiki bir mesele olmamalı esasında. Ancak durumu istatistiki bakımdan ölçmeye çok meraklı bir kesim var nedense, varsın gönülleri olsun.

Normal olarak addedilen davranışlar medya bağrında elbet yankı uyandırmaz. Aşina olunan, normal olarak addedilen bir davranış biçiminin kayıtsızlığı doğurduğu da gün gibi ortadadır. Buna mukabil, yankı uyandıran ve sesi gür çıkan cinayetlerin, işbu cinayetlerin failinin cinsiyetini de son kertede gürleştireceği yanılgısında insanlar. İşbu yanılgı onlara bir cinsiyeti potansiyel olarak katil görme meşruiyeti de sağlıyor tabiî.

Sessizce yasa'ya (salt hukukî bir yasa değil elbet) uyarak yaşayan 4 milyar erkeğin ne haber değeri vardır ne de yarattıkları bir tehdit algısı. Buna mukabil ~%0,01'a vuracağımız bir örneklem içerisindeki erkeklerin eylemleri doğrudan yaşam hakkımızı gasp ettiği için, tehdidi tüm gruba genelleyerek kendini korumaya çalışma refleksi göze çarpmakta.

Öyleyse, esas mesele yaşama hakkını gasp etmesi yahut buna ihtimal tanıması mıdır? Bu bağlamda salt istatistiki biçimde bir yargıda bulunacaksak, o hâlde taşıtlara karşı da bu yaklaşımı sürdürmek gerekir. Nitekim her yıl milyondan fazla insan taşıtlar nedeniyle sürücü, yolcu veya yaya olarak ya kendi hatası ya da başkasının hatasıyla ölüyor. Kimisi kurban, kimisiyse hem fail hem de kurban oluyor. Ne tesadüftür ki, kazaların çoğunun faili de erkek. Bu bir yana, ölenlerin neredeyse dörtte üçü de yine erkek. Bu durumda ehliyeti olan her erkeği de potansiyel bir trafik canavarı olarak addetmeliyiz, öyle değil mi? Bu mukayesenin batıl olduğunun ben de farkındayım. Nitekim birisi kasten öldürme içeriyorken burada sarf ettiğimizin ekserisi kaza. Gelgelelim potansiyel hâlen mevcut. Bu bir kenara, mesele salt olarak yaşama hakkını gasp etmek değilse -bu örnekten de anlaşılacağı üzere-, esas mesele nedir?

Şu söylemin dolaşıma sokulmasını görmüşsünüzdür. Hani "kurbanların çoğu erkek" diyenlere cevaben "o cinayetleri işleyenler de erkek" söylemlerini. Peki ya bu söylemin dolaşıma sokulması ve canla başla savunulmasına karşın hâlen kadının baz alarak konuşulması? Örneklemle sınırladığımız takdirde kurbanların ekserisi erkek; ancak erkek kurban olamaz, her daim faildir, öyle değil mi? "Erkek de başka bir erkeğin kurbanı olduğu için fail yine erkek. Yine erkekler suçlu..." denilerek kimileri tarafından erkeğin mağduriyeti de görmezden geliniyor, mağdur erkek fail erkeğin ve failliği dillendirenlerin desibeli altında ezildiği için.

Öldürülmekten korkmaktan konu açılıyor kimi zaman. İyi de, ölen çoğunluk siz misiniz de korkuyu kendinize mal ederek tekelleştiriyorsunuz? Erkek de korkamaz mı, e korkabilir hâliyle. Salt faile bakacak ve failliği üzerinden yargıda bulunacaksak, salt kurban açısından bakarak da yargıda bulunabiliriz. Bu yargı "Fail erkektir, mağdur kadındır!" söylemini tersyüz etmese de, sözüm ona, "sadece" -ve daha da mühimi "ağırlıklı olarak" mağdurun kadın olduğu iddiasının ne denli saçma olduğunu gözler önüne sermeye yetecektir. Nitekim burada mağduriyet tek bir cinsiyetin tekelinde değildir, aynı biçimde korku içerisinde olmak da.

O hâlde, esas mesele nedir? Kasıt mıdır? Eğer kasıt ise, kasten öldürülen erkeklerin kurban oluşunu niçin ve neden görmezden geleceğiz? Erkekler işlediği için mi? Yoksa kadın cinayeti ve erkek cinayeti arasında fark olduğu için mi? Bir cinayetin diğer bir cinayete üstünlüğü mü olacak? Yüzyıllardır bize dayatılmış hiyerarşiyi kabul etmemiz şöyle dursun, mağduriyette dahi bir hiyerarşi içerisinden mi konuşacağız?

Mağduriyetin nicelik olarak ele alınması kadının yararına olmayacaktır. Nicelik bir kenara, erkeğin uğradığı mağduriyet ile kadının uğradığı mağduriyet arasında nitelik olarak farklar vardır elbet. Ancak esas mesele bu mu sahi?

Hâlihazırda eleştirilen sistem erkeği bu hâle getirmiş vaziyette, bunda şüphe yok. Bu sistemi altüst etmeyi amaç edinirken ve bununla beraber erkeğin korkmasını da gayet tabiî addetmek gerekirken, hâlâ patriyarkal diskur ile konuşmaktan öteye geçemeyen bir güruh da söz konusu. Erkeğin korkmaması ve cesur olması gerekir işbu diskura göre. Korkak erkek aşağılanır ve erkek-olmayanla (yani kadın ile) özdeş görülür, zaten bu özdeş görülme neticesinde sözüm ona 'aşağılık' olur ya.

Uzatmaya gerek yok. Diskura konu olan mağduriyet güç asimetrisine çekilse de, oranlar ve mağdurların ekserisinin cinsiyetinin ne olduğu ayan beyan ortada olduğundan örneklemi daha da küçültüp tacize ve tecavüze indirgemek gibi ataklara girişilse de, bunların hiçbiri son kertede çözüm sağlamıyor. Tam tersine, taraf ortaya atıp bu tarafları kutuplaştırmaktan ve birbirine düşürmekten gayrısını yapamayan bir girişim söz konusu, istenilen çözüm bu mudur sahi?

>"Erkeklerin diğer erkekleri öldürme sebebi para, mafya, rant, küfürleşme vesaire. Kadınların öldürülme sebebiyse sadece kadın olmaları, boşanmak istemeleri veya reddetmeleri. Erkek cinayetleri cinsiyet temelli değildir, ancak kadın cinayetleri cinsiyet temellidir."

Pek tabiî öyle, ancak bunu dillendirmek neyi çözecek? Neye çözüm getirecek? Sanki para, mafya, rant yahut küfürleşme, eril iktidarın turnusollarından olan gücün şu ya da bu biçimde tezahürlerinden değilmiş gibi. Mağduriyet daha mı içten oldu bu şekilde? Erkek cinsiyetini genellemek daha meşru bir zemin mi kazandı? Yahut "not all men, but always men" demek? Kadınlar korkmakta elbet haklı, bu küçümsenecek bir şey değil ve bu korkuda herhangi bir sorun da yok. Gelgelelim niceliksel olarak konuştuğumuzda pek zannedildiği gibi bir manzarayla karşılaşılmamakta. Duygular buna elbet konu edilmeyecek.

Taciz ve tecavüz konusuna gelince, bu metnin meselesi değil bunlar pek, metnin cinayet özelinde olmasından mütevellit. Yine de konu taciz ve tecavüze gelirse, niceliksel olarak kadınların lehinde bir sonuç çıkacağı elbet barizdir ve kadınların haklı olarak bundan korkması da. Nitekim bu alaşağı edilmesi gerekenin ne olduğu gerçeğini değiştirmemek bir yana, suçluyu bir cinsiyet olarak erkeğe atfetmenin yanlışlığını da değiştirmiyor.

Erkek cinsiyetinin üzerine de delicesine sorumluluklar yükleyen; güçlü, evi geçindirmekle mükellef, rasyonel vb. niteliklere haiz olmayan ve hatta askere gitmeyen erkeği erkek-olmayan mertebesine çekip aşağılayan (hatta sözüm ona bizim 'kültür'ümüzde sünnet olmayı erkeklik olarak addedip yine periferidekini aşağılayan); kadın gibi olmayı ise zayıf, eksik, irrasyonel, iyi-olmayan vb. olarak 'aşağı'da konumlandıran (çünkü 'iyi' olan, hiyerarşide üstte olan 'eril'dir güya) sistem ayan beyan ortadadır. "Erkekler derken kastımız sistem!" denilerek yapılan bir karşıt itiraz da geçerli değildir. Nitekim merkezdeki erilden nasibini almamış erkekler de periferide konumlandırılmış, 'aşağı' addedilmiş, mağdur ve yersiz yurtsuz bırakılmış değil midir?

İşbu sistemi alaşağı etmek için birleşmek yerine günah keçisini bir cinsiyete addedecek, "Hayır, mağduriyet kadın için farklı, erkek için farklı! Falanca daha mağdur, falanca daha az mağdur! Tecavüze ve tacize konu olanlar kadınlardır! Erkekler niceliksel olarak daha fazla mağdur!" diyerek birbirinizle didişmeyi tercih edecekseniz de ne âlâ, ket vuran yok.

u/benioku_md — 2 days ago