r/felsefe

Felsefe Tarihinde Kadın Filozoflar

Selam arkadaşlar, TYT Felsefe çalışırken fark ettim ki kendi ve düşünceleri hakkında konuştuğumuz işlediğimiz bütün filozoflar erkek. Acaba felsefe tarihine yön veren ve sevgili Milli Eğitim Bakanlığı'nın adından bile bahsetmediği hangi önemli kadın filozoflar var?

reddit.com
u/haveanicelife420 — 17 hours ago

Bu akşam Felsefe Chatimizde Kant'ın Estetik anlayışı üzerine dersimiz var, herkesin katılımına açıktır.

u/mahiyet — 18 hours ago
▲ 111 r/felsefe

İslam'da cennetin "serin ve ferah", cehennemin ise "sıcak ve bunaltıcı" olarak anlatılması dinin ortaya çıktığı coğrafyanın (Arap yarımadası) ikliminden mi kaynaklı? Eğer İslamiyet, Rusya ya da Grönland gibi soğuk bir iklimde ortaya çıksaydı cehennem "soğuk" olarak mı anlatılacaktı?

u/Fearless_Box3844 — 1 day ago

sokrates'in savunmasının ne kadarını anlayabilirim?

selamlar. antik yunan felsefesi hakkında okudum, o döneme, sokrates'in kim olduğuna ve bu savunmanın ne olduğuna dair fikrim var ancak çok emin olamadım, okuduktan sonra kafamda daha çok soru işareti olacakmış gibi geldi. sizce benim gibi biri bunu okuyarak ne kadarını anlayabilir çünkü çok merak ediyorum ama anlamazsam bi anlamı kalmaz. çünkü aynı şeyi platon'un şölen'inde de yaşadım, daha önsözü geçemedim çünkü önsözü yazan kişi baya bi detaylı yazmıştı.

reddit.com
u/NintendoFanboy986 — 1 day ago

Alexander Dugin hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben şahsen kendisinin bazı fikirlerini aşırı buluyorum ama Avrasyacılık hakkında ve diğer politik felsefeleri eleştirdiği kısımlarda haklılık payı var. Yani adam ne tamamem klasik bir akademisyen, ne de bir "militan". Her fikrine katılmasanız da kitaplarının okunmasını tavsiye ederim. Hep politik normlara uyan kitaplar okuyoruz, bence ara sıra marjinal fikirlere de bakmak lazım.

reddit.com
u/qwerty_fu — 1 day ago
▲ 17 r/felsefe

Okültizm

Selamlar herkese! Okültizm’e meraklı kişiler var mıdır? Uzun süredir özellikle batı okültizmine, Altın Şafak ve Thelema’ya meraklıyım. Bir çok okült yazardan bir şeyler okudum. Pratik olarakta çalıştığım ekoller oldu. Türkiye’de ilgili kişilerle tanışmak isterim.

u/kardas71 — 3 days ago
▲ 13 r/felsefe

Kuşkucu Olmamak/Kesin Bilgi

Herhangi bir bilginin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, kesin olarak bilinebileceğini savunan; hiçbir konuda şüphe duymayan insanlar vardır. Ancak merak ettiğim şu: Bir şeye dair "bu kuşkusuz doğrudur" yargısına varan kişiler, ilginçtir ki bu sonuca akıl yoluyla ulaşırlar. Oysa asıl soru şudur: Aklın bizi götürdüğü bu "doğru sonuç", gerçekten mutlak olarak doğru mudur, yoksa yalnızca bir yanılsama mıdır?

Bu soruya verdikleri her cevabın evrensel ve mutlak bir doğru olduğunu ispatlamaları gerektiğinde ise iş değişir. Genellikle yalnızca buna inandıklarını, aksi takdirde hiçbir şey yapamayacaklarını ve yaşayamayacaklarını söylerler. Fakat bu durum, inandıkları şeyin mutlak doğru olduğunu göstermez; yalnızca yaşayabilmek için öyle inandıklarını gösterir. Yani söz konusu şeyin "kuşkusuz doğru" olduğunu kanıtlamaz, sadece onun bir inanç olduğunu ortaya koyar. Bu durum, içinde en küçük bir kesinlik iddiası barındıran her şey için geçerlidir.

Söylediğim şey yalnızca soyut felsefi meseleleri kapsamıyor; en sıradan ve en kesin görünen bilgiler için bile geçerli. Örneğin "dünya düz değildir" ya da "2 artı 2, 4 eder" gibi önermeler de bu sorgulamanın dışında kalmaz.

Bu noktada Descartes'in kendisi ve kendisine benzer düşünenlerin ulaştığı sonuçları da ele almak gerekir. Onlara göre kısaca, ortada sorgulayan ve şüphe duyan bir "ben"in ve "ben" diyen bir aklın varlığı kuşkusuzdur. Ancak burada bir sorun görüyorum: "Bir 'ben'den söz eden bir aklın bulunması" ile "aklın varlığının zorunlu olması" arasında kurulan bağ da yine bir yorumdur. Üstelik bu yorumu yapan, tam da "yanılabilir mi?" diye kuşku duyduğumuz aklın kendisidir. Dolayısıyla bu yorum, ne kadar ispatlı ve doğru görünürse görünsün, onu doğru olarak gören ve bulan, "acaba yanılıyor mu?" diye sorduğumuz akıldan başkası değildir. Soruyorum o halde, "düşünüyorum öyleyse varım" fikrine seni ulaştıran neden kötü cin olmasın?

Sonuç olarak, aklın zorunluluğunu hangi yolla kanıtlamaya çalışırsak çalışalım, bu kanıtı doğrulayan yine akıl olduğu müddetçe "ya buda aklın yanılsaması ise?" sorusu hep havada kalabilir. Eğer akıl yanılıyorsa, aklın yanılmadığının bilgisinin doğru olduğu gerçeğide bir yanılsama olabilir.

Akıl yoluyla kesin sonuca ulaşabileceğimizin kanıtına varan da yine akıldır. Öyleyse, eğer akıl yanılıyorsa, "aklın yanılamayacağı" sonucu neden bir yanılsama olmasın? Ya da "bir yanılsamanın olamayacağı" gerçeği, neden başlı başına bir yanılsama olmasın?

Bu durum bizi şu sonuca götürüyor: "Kuşkusuz doğru" ifadesinin kendisi bile aslında kocaman bir "inanç"tır. İnanç ise doğası gereği kesin bilgi değildir; aksi halde inanç olmaktan çıkar. O zaman "ben böyle inanıyorum" denemez, "gerçek budur" demek zorunda kalınır. Dolayısıyla "kuşkusuz doğru" denilen herhangi bir şey, özünde kuşku barındıran bir inançtan öteye geçmez.

Bu söylediğimi istisnasız her şey için geçerli tutuyorum. Örneğin dünyanın düz olmadığı da bana göre yalnızca %99,99999...'a varan bir olasılıkla gerçektir; aksinin doğru olma ihtimali ise kozmik ölçekte küçük bir paydır. Bu küçüklük, aksi ihtimali dile getirmeyi makul görmememizden kaynaklanır. Ancak bu durum, aksi ihtimalin yalnızca ihmal edilebilir olduğunu gösterir — yok olduğunu değil. İhmal edilebilir olmak ile var olmamak aynı şey değildir.

Buna karşı çıkıp haksız olduğumu, bunun apaçık bir gerçek olduğunu iddia etseniz ve beni alıp uzaya çıkararak dünyayı kendi gözlerimle gösterseniz bile şunu söylerim: "Evet, dünyanın düz olmadığını görüyorum ve 'dünya düz olabilir' yargımın yanlış olduğunu bu gördüğüm onaylıyor. Ancak bu gözlemi yorumlayan ve beni bu sonuca vardıran, yine aklın kendisidir; bu görüntüyü algılayan da benim algılarımdır. Peki bunlar beni neden yanıltmasın?"

Bunu Descartes'ın kötü cini gibi de düşünebilirsiniz. Bir bilgi bana aksi düşünülemeyecek kadar doğru gelse bile, sorduğum şey şudur: O bilginin kendisi, bizatihi bir yanılsama olamaz mı? Çünkü "bu kuşkuya açık değildir" diyen herkesin de bu sonuca, yine akılsal bir çıkarımla vardığı gerçeği değişmez. Ben buna meta-kuşkuculuk demeyi tercih ediyorum: yani yalnızca bilgiden değil, kuşku duyma ve kesinlik atfetme yetisinin kendisinden de kuşku duymak.

Ben şahsi olarak şöyle düşünüyorum: Dünyanın düz olup olmaması, tek gerçek insanın ben olmam gibi akla gelebilecek her senaryo, hatta en mantıksız olanlar bile, bana göre aynı olasılıktadır. Tabii ki kesin böyledir demiyorum, sadece buna inandığımı söylüyorum. Yani, “Dünya %99 yuvarlaktır, %1 olmayabilir” gibi bir kısmı daha olası ya da daha az olası görmüyorum. Tek farkım, kendi inancımı doğru diye iddia etmiyorum. Zaten kendi düşüncelerimden bile şüphe duyduğum gerçeğinden kuşku duyduğum için buna “meta kuşkuculuk” diyorum.

**ÖNEMLİ**

Burada yazdıklarım kesinlikle “hiçbir şey kesin olarak asla bilinemez” sonucuna varmak amaçlı değildir. Aksine ben "bilemeyiz" görüşüne karşıyım. Sadece bilmediğimi söylüyorum; bilemeyeceğimiz konusunda bir yorum yapmıyor, “bilemeyiz” demiyorum. Belki bilebiliriz, belki de bilemeyiz, bilmiyorum. Bilmiyor oluşum bile nihayetinde inançtır.

u/WNCadder — 3 days ago
▲ 51 r/felsefe+1 crossposts

Varlığın belirişini Türkçe üzerinden izah etmek.

Mühimsemek ve boğuşmak; dilin kurulma aşamasında tüm varlık müessesesine eşlik etmiş iki temel nosyon, bu takım çantasının iki demirbaşıdır. Ön Türkçede bunlar *ö- ve *u- biçimlerinde karşılık bulur.

​*ö:- ‘mühimsemek’, ‘ihtimam etmek’, ‘özen göstermek’ ve dağarcığa geç katılan ‘dikkat kesilmek’ ve ‘düşünce konusu etmek’ şeklinde çok katmanlı bir semantik güzergâha sahiptir. Dilciler, örneğin G. Clauson, işbu kökü ‘to think; to think of (something Acc.)’vari tanımlamalarla geçiştirip oldu bittiye getirmeyi sevseler de Eski Türkçe ö:g uzantısının ‘müfekkire’ anlamının yanı sıra ‘anne, valide’ anlamına da geliyor olması ve ö:g-/*ö:k- ‘övmek’ türevinin varlığı meselenin salt ‘düşünmek’ değil, ‘birini(n iyiliğini) düşünmek’ olduğunu gün gibi açığa çıkarır. Edilgen çatısı *ö:l- ‘düşünülmek ve hatırlanmak, hatırda yaşamak, yâd edilmek’ olmalıdır, ki bu bugün bildiğimiz öl- ‘to death’ fiilinin ta kendisidir.

​*u- ‘muktedir olmak, kapasitesi kafi gelmek’; dolayısıyla direnç (Widerstand) ile girişilen muharebeyi, itiş kakışı anlatır. İstek, sözünü geçirmek isteyip geçiremediği özge bir mevcudiyet ile kafa kafaya geldi mi bu boğuşma cereyan eder ve tosladığı duvarın etrafından dolaşmak veyahut kurnazca tertipler icat etmek gibi manevralara başvurur. Nitekim bu, isteğin hâlihazırda hükümran olduğu ve bu tarz manevraları gereksindirmeyen bir iç krallığın varlığını faş ettiği gibi bunun bir de çeperi, hudutu, dolayısıyla kendinden gayrı -hükmünün geçmediği- bir hariciyesi olduğu fikrini dimağa aşılar. İşte Descartes'ın özne-nesne dikotomisi, bizzat bu dirence çarpma ânının mührünü bastığı düzmece bir yarılmadan artığı değildir.

Mühendis ve sanatçılarımız, tam da bu sağır direnci layığıyla yontup ehlileştirmeleriyle nam salmışlardır. Mevzubahis kökten neşet eden Eski Türkçe u:z da, kaba atılımın tıkandığı yerde direnci yontabileni, eşyanın inadına maksatlı bir şekil kazandıranı; yahut ikincil bir veçheyle, irade eliyle hakkıyla yontulmuş olan direncin kendisini imler: ‘1. mahir, usta 2. güzel, bedii (başat anlamıyla Eski Yunanca τέχνη muadili)’. Bununla aynı ekten nasibini almış bir başka sözcüğümüz daha var: Eski Türkçe ö:z ‘ruh, iç ve merkez, kendilik’, ancak bu semantik durağa, varlığın ‘ihtimam eden’ fâili üzerinden mi yoksa ‘ihtimam edilen’ nesnesi üzerinden mi varıldığını kestirmek ilk bakışta zordur. Üstte sözünü ettiğimiz ö:g ‘ihtimam eden > anne’ uzantısı göz önüne alındığında, aynı anlam hattını takip etmemelerinden ötürü ikinci senaryo çok daha muhtemeldir. Öte yandan pre-dikotomik bir fazda, retrospektif bir projeksiyonla kendimizi ihtimam eden merci tahtında vehmedebilmek aklen muhal değildir; önce mühimseyeni, akabinde ihtimam edimini, nihayetinde meful kendimizi görürüz. İlk faile ö:g demiş oluşumuz birçok açıdan manidardır.

Yer-suda, direnenlerle birlikte ihtimam edenlerin de varlığını kabul ettiğimizde, bu iki kutupla kuracağımız iki farklı irtibat biçimimiz olacaktır: Ön Türkçe *ye:- ve *te:-; birinde tahakküm yoluyla özünü besleme esastır, öbür kipte muhatap sayarak refakat tesisi. Nitekim Sartre'ın Varlık ve Hiçlik'te *ye:- edimini tahripkâr temellük olarak okuması tesadüf değildir; ne de olsa yeme edimi, özerkliği lağvedip onu bizzat kendi özünde asimile etmeye, başkalığı feshederek öze katmaya matruf bir hamledir. Hâlbuki şu ağır lafları bir anlığına rafa kaldırırsak, altı üstü karnımızı doyurmaya yönelik en sıradan, en masum hamleden söz etmiyor muyuz? Evet, öyle; fakat bu en masum ve primitif reaksiyon dahi tahakkümün filizlendiği kalelerden biridir. Buna mukabil *te:-, sınırları yutmak ya da çiğnemek şöyle dursun, onları tasdik eder ve hatta diyalojik mübadeleye girişir. Dil Devrimi kadrolarının, logos (< Eski Yunanca λόγος) mefhumunu karşılamak üzre bu köke müracaat edip deyi sözcüğünü arz etmeleri boş yere değildir.

Görseldeki Tablo: The Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp

u/mahiyet — 3 days ago

Kafamızın içinde kira vermeden oturuyorlar ve Aşırı nüfus artışı

Son bir kaç senedir aşırı artan reklamların farkında mısınız ve bu sizi rahatsız ediyor mu bilmiyorum ama beni aşırı rahatsız ediyor. Özellikle reklamları kapatmanın zorlaşması(X butonunu küçük yapmaları,kapattıktan sonra seni direkt google play veya app store a yönlendirmesi gibi..), reklamları izlemediğinizde uygulamanın neden reklamı izlemedin? diye anket kurmaya çalışması sosyal medya içerik üreticilerinin sürekli reklam almaya başlaması bana garaip gelmeye başladı.

Neden reklamı izlemedin? sorusu bence bu reklamları izleyen çok büyük bir kesim olduğunu gösteriyor ama neden? bir insanın aynı reklamı isteyerek izleyeceğini düşünmüyorum ki ayrıca reklamların aşırı kalitesiz olduğunu düşünüyorum. 10 sene öncesi reklamlara baktığınızda ürünü pazarlamak için hayal gücü kullandıklarını görebilirdiniz (düz 2 boyutlu bir insanın cips yedikten sonra tekrar 3 boyutlu olması gibi)

Günümüzdeki reklamlara baktığımızda ise Ai ve Ai ile yapılmış müzikler kulanılması yetmiyormuş gibi bide kalitesizler ayrıca youtube gibi uygulamalarda çıkan reklam sayısı aşırı derecede arttı bence ve bu durum kimseyi rahatsız ediyormuş gibi gelmiyor. Yollarda giderken duvarlar dolusu afişlerini bastırmış işletmeler çok fazla görüntü kirliliğine neden oluyor bence ama insanlar onları görünce garip bir aidiyet tarzı bir şey hissediyor?

Bence bu durumun ana sebeplerinden biri insanların gerçekleştirecek potansiyeller yerine aktif bir şekilde var olan yapay bir potansiyeli kendilerine amaç edinmeleri futbol,Fast food yemek zincirleri,favori cips markasını ölümüne savunan insanlar bunlara örnek verebilirim bir takımın formasını giyip sokaklarda bağırmaya başladığınızda artık siz o takımın bir reklam aracı oluyor ve ortak bilince sahip bir kovan gibi bir yapay amacın parçası oluyorsunuz. Bir yere aitmiş gibi hissetmek için o sahte yapının parlak bir reklam panosuna dönüşüyorsunuz ki sizin gibi daha fazla insan çekin.

Bunun bir diğer bir sebebide aşırı ve kontrolsüz nüfus artışı olduğunu düşünüyorum.Fantastik bir orta çağda yaşadığımızı düşünelim Bir demirci bir kaç çiftçi ve bir ejderha avcımız olsun hepsi ne kadar değerli demi çünkü o işi yapan sadece onlar var çiftçi sayısı fazla bile olsa hepsinin kendine has özellikleri ve yöntemleri var bu köyün nüfusunu 1 gecede 100 kat arttıralım 1 ay sonra bütün mesleklerde çalışan “usta” sayısı katlarca artıcak usta sıfatına sahip olan insanların çoğu kalitesiz ürün yapmakla kalmayacak bide tonlarca reklam yapacaklar çünkü artık 100 tane demirci var. Ejderha avcımız ise çömezlere eğitim veriyor ama çok fazla çocuk olduğu için muhtemelen doğal yeteneği olmayanlar başarısız olacak.

Yani kontrolsüz artan nüfustan daha tehlikeli olduğunu düşündüğüm amaçsız ruhlara sahip boş insanlar ve bu insanlar reklamların ana besin kaynağı ateşe atılan birer odun gibi. Doğal olarak kendi potansiyelini oluşturmuş insanlar şuan bu ateşe düşmemek için savaş verirken diğer insanalar bu reklam işine aşırı destek verdiği için hak ihlali gözler önüne serilmiyor bence.

Demek istediğim reklamlar insanların çöpten beslenmesinden farksızdır.

reddit.com
u/Fosturuk — 2 days ago

Cennet Gerçekten Bir Ödül mü Yoksa Bir Uyuşturma mı?

Çok kötü bir insan hayal edin; öyle ki sıradan alkol ya da uyuşturucu bağımlılığının ötesinde, birçok insan öldürmüş, öldürmekten zevk alan, pedofil, terörist biri. Bu kişinin “çok kötü” olarak tanımladığımız eylemleri kişiliğini oluşturuyorsa, ona “iyi olursan cennetle ödüllendirilirsin, kötü olursan cehennemde yanarsın” fikri sunulduğunda iyi olabilir mi? Başta sorunun anlaşılmayacağını düşündüğüm için şöyle açıklayayım:

Bazı eylemlerimizden, bu ceza ve ödül kavramları —yani cennet ve cehennem— sayesinde vazgeçebiliriz. Örneğin alkole bağımlı birine, "Hayır, burada içme, bu bir günah; bu tür bağımlılıklarından vazgeç, cennette istediğin kadar içersin, orada sabrının karşılığında ödüllendirileceksin" diyebiliriz. Bu ve benzeri açıklamalarla kişiyi bağımlılıklarından kurtarabiliriz.

Ancak başta örnek verdiğim kişi için cennet gerçekten bir ödül olabilir mi? Çünkü orada, belli kötü eylemlerini istese de gerçekleştiremeyecek; zarar verme gibi kötülükler orada bulunmayacak. Biliyorum, kimileri çıkıp "Orada bu tür kötü düşüncelere yer olmayacak, orada saf, iyi bir akıl olacak" gibi şeyler söyleyecektir. Fakat asıl sorum şu: Bu kötülük, kişinin kişiliğini oluşturan bir unsursa ve siz onu orada iyi olduğu, tövbe ettiği için bambaşka birine (kişiliğini 180 derece değiştirilmiş birine) dönüştürürseniz, bu hala aynı kişi olur mu? Oradaki "biz", aslında törpülenmiş bir "biz" olmaz mı?

Bir insan, kendisi olmayacağını bildiği bir varlık haline getirilerek ödüllendirilmek için neden tövbe edip cenneti istesin? Eğer "Hiç değilse cehennem azabından kurtulmak için" dersek, bu durumda cennet bir ödül değil, bir yetinme yeri haline gelir. Eğer orada bizden çıkarılacak olan kötü yanımız aynı zamanda ana kişiliğimizse, oradaki "biz" yalnızca iyi yanımızdan ibaret kalır ve bu kısıtlayıcıdır. Böyle bir varlık nasıl özgür olabilir? Bu durumda, şu an dünyada daha özgür olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

Buna karşılık "Cennette böyle bir sorun olmayacak, orada yalnızca huzur ve mutluluk var" denirse, bu mantığı her şeye uygulayabiliriz. Örneğin iyi insanları cehenneme gönderelim; ancak ateş ve acı yerine onlara orada sonsuz ve saf bir mutluluk, huzur hali sunulsun. Bu durumda, "kötü" olan çıkarıldığı için herhangi bir mekân cennete dönüşebilir. Tersi de geçerli: kötü insanları cennete gönderelim, orada her imkan onlara sunulsun; ama bulundukları her an boyunca sürekli acı, pişmanlık, huzursuzluk ve can sıkıntısı çeksinler. Bu durumda da her şey cennet ya da cehennem olabilir hale gelir.

Dolayısıyla bu noktada, birinin "ödül" diğerinin "ceza" olduğu kavramı ortadan kalkar. Geriye kalan şey, içimizdeki belli duyu ve algıların sökülüp çıkarıldığı bir tür "uyuşturma" halidir; cennet bir "ödül" olmaktan çıkar. Bunu anlamak aslında o kadar zor değil. Sözgelimi, bizim "kötü" diye nitelendirdiğimiz bir insan öldürme eylemini izlerken, siz de bundan yalnızca ve yalnızca haz alacak, bunu sizin için tek mutluluk kaynağıymış gibi hissedecek şekilde programlansaydınız, bir insanın ölümünü izlemek —öyle programlandığınız için— sizin için kötü değil, tam aksine saf bir mutluluk kaynağı olurdu.

Cennet, eğer sadece bizim uyuşturulup programımızın değiştirildiği ve özünde biz olmayan bir kopyamızın oluşturulduğu bir tatmin yeri ise, buna ne kadar ödül diyebiliriz? Şu an cennete kıyasla daha özgür olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

reddit.com
u/WNCadder — 3 days ago
▲ 23 r/felsefe+1 crossposts

Başta Atatürkve silah arkadaşları olmak üzere yurdumuz için mücadele veren tüm kahramanlara saygıyla... 19 Mayıs kutlu olsun

u/Significant_Tea_4610 — 3 days ago

Felsefe içeriği

Youtube ya da spotify'dan önerebileceğiniz felsefe kanalları, ya da insanlar var mı? İngilizce kanallara hakimim ama uyurken ya da yolda yürürken falan arka planda dinleyebileceğim dili çok ağır olmayan ama bilgilendirici ve ses tonu falan da buna uygun öneri kanal, kişi varsa eğer alabilirim. Podcast ya da video veya renklendirilmiş içerik falan da olur. Hiç önemli değil. Sadece Türkçe olsun ve içerik bol olsun yeter. Teşekkür ederim.

reddit.com
u/AwesomeArda — 4 days ago
▲ 254 r/felsefe+1 crossposts

Bu dizi çoğunlukla doğrudur. Hangimiz elimizde güç olsa Peter Parker gibi okula gider ya da Magneto gibi fabrikada çalışırdı ki? (Devamı Açıklamada)

Diziyi izlerken bunlar aklıma geldi ve yazdım. Yapay zekadan yalnızca yazım hatalarını düzeltmesini (noktalama işaretleri özellikle) istedim. Bu arada 2. sezonun ortalarındayım.

Ben söyleyeyim; ben bunları yapmazdım.

​Bir düşününce; uçabilen, kurşun vs. geçirmeyen ve gözlerinden lazer saçan birinin sabah 8 akşam 4 bir fabrikada çalışmasını ya da üniversite sınavına çalışmasını beklemek gerçekten absürt. Çoğu insan Homelander kadar acımasız olmasa bile en azından kendi rahatı ve lüksü için o gücü sonuna kadar kullanırdı.

İnsanı toplumsal kurallara uymaya iten şey, çoğu zaman ahlaktan ziyade yakalanma ve cezalandırılma korkusudur. Gözlerinden lazer çıkaran birinin üzerinde hiçbir yasal ya da fiziksel otorite kuramazsınız. Platon, bir insana görünmezlik veren bir yüzük verilirse o insanın eninde sonunda yoldan çıkacağını savunur. Bence The Boys aslında bu felsefenin modern bir uyarlamasıdır.

Homelander uçabiliyor, lazer atıyor ama sonunda Vought şirketinin reyting raporlarına, sosyal medyadaki beğenilere ve halkın onu sevip sevmediğine bakarak depresyona giriyor ya da sinir krizi geçiriyor.

​Hatta açık konuşmak gerekirse ben bir şirketin PR'ımı yapmasına ve onların beni halkla ilişkiler malzemesi olarak kullanmasına da gerek duymazdım. Acımasız biri olmasam da muhtemelen güç beni de etkisi altına alırdı. Kostüm de giymezdim. Muhtemelen.

Hiçbir şey uğruna savaşmazdım; belki sadece bazı suçları önlerdim.

u/AggravatingTwoPage — 6 days ago

Akıcı temel herkesin bilmesi gereken kitap önerisi

Yaşım daha genç felsefe hocam saolsun herkesin birazcık felsefe hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini düşünüyorum bana en ama en temel anlaması basit kitaplar önerebilirmisiniz genel olarak toplum felsefesine ve inanç felsefesine ilgiliyim

reddit.com
u/FixFar1021 — 4 days ago

İnanç, tek başına bir ödül/ceza sebebi olabilir mi?

Sadece inandın mı / inanmadın mı üzerinden mutlak bir ödül-ceza sistemi kurmak adalet açısından problemli görünüyor.
Çünkü insan çoğu zaman istediğine değil, ikna olduğuna inanıyor. Bir şeyi zorla gerçek hissetmek kolay değil.

İnsan ikna olmadığı bir şeye inanmakla yükümlü olabilir mi ?

Sonsuz ceza sonlu bir inançsızlık için adil midir?

Hakikati samimiyetle aramak mı daha değerlidir yoksa güvenli bir inanç mı ?

Eğer biri samimiyetle gerçeği arıyor ama ikna olamıyorsa, onu sadece inanmadı diye cezalandırmak adil olur mu ?

İnsan zihninin dürüstlüğü ile otoriteye itaati çatışırsa hangisi daha ahlakidir ?

Hakikati arayan ama ikna olmayan bir insan suçlu mudur ? Neden ?

reddit.com
u/cogitandiman — 5 days ago

Ateizm Temalı Bir Münazara Düzenlemek İstiyorum (tekrardan çağrı :)

Yaklaşık 4-5 senedir felsefeyle ve İslamla ilgileniyorum. Youtube kanalımda ateizm üzerine bir münazara düzenlemek istiyorum. Saygı çerçevesinde olacak ve en önemlisi fikir için olacak. Normalde tek başıma video çekmek istiyordum ama insanların karşıt fikirleri de görmesini istiyorum. Youtube kanalım mert ali aytaç, ilgilenen varsa dmden yazabilir. Teşekkürler. Ateist veya non teist arkadaşları bekliyorum katılmak isteyen.

reddit.com
u/mrrferzanee — 5 days ago
▲ 45 r/felsefe

"Tanımlanmak teslim olmaktır." Sen bir insan değil, sistem için bir profilsin

Neden herşeye bir isim takmak zorundasın? Burcun, MBTI tipin, siyasi görüşün veya estetik anlayaşın. Sistem seni kutuları ayırır çünkü kutulanmış birini kontrol etmek, bir kalabalığı yönetmekten çok daha kolaydır. Bir gruba ait olduğunda, o grubun hazır fikirlerini satın alırsın buda özgün düşünme yetini felç eden en konforlu uyuşturucudur.

u/Hextechea — 5 days ago