
Alfredo M. Bonanno - Yakınlık Grubu
Alfredo M. Bonanno - Yakınlık Grubu
Anarşistlerin örgütlenme meselesiyle olan münasebeti müphem ve ikirciklidir.
Bir yanda belirli bir programa, (az da olsa) elindeki imkânlara sahip, komisyonlara ayrılmış daimi bir yapıyı benimseyenler; diğer yanda ise kısa vadeli de olsa her türlü istikrarlı ilişkiyi reddedenler vardır.
Klasik anarşist federasyonlar ile bireyciler, çatışma gerçekliğinden kaçışın iki aşırı ucunu teşkil eder. Örgütlü bir yapıya mensup yoldaş, devrimci bir dönüşümün niceliksel büyümeden kaynaklanacağını umar; böylece yapının her türlü otoriter sapmanın ya da parti zihniyetine taviz vermenin önüne geçebileceği hülyasına bel bağlar. Bireyci yoldaş kendi benliğini sakınma telaşındadır; her türlü teması, başkalarına verilen her tavizi ya da fiili iş birliğini bir teslimiyet ve ilkesizlik sayarak bunlardan ödlekçe kaçınır.
Bu durum, özgül örgütlenme ve grupların federasyonu meselesine eleştirel yaklaşan yoldaşlar için dahi kaçınılmaz bir sonuca dönüşür.
Örgüt, henüz ortada hiçbir mücadele yokken doğar ve (en azından varsayım odur ki) kendisini büyütecek türden bir mücadele ufkuna adapte olmakla yetinir. Böylece bu yapı, sınıf mücadelesi sahnesine muhtelif sebeplerle tahakküm eden iktidarın baskıcı kararları karşısında vekaleten hareket eden bir nesneye dönüşür. Ezilenlerin mukavemeti ve kendi kendini örgütleme çabası, şurada burada yakalanacak zerreler olarak görülür; oysa bunlar ancak özgül yapıya dahil olup onun bir parçası haline geldiklerinde ya da bu yapının (az veya çok) doğrudan sevk ve idaresi altındaki kitle aygıtlarında toplandıklarında bir anlam kazanır.
Bu durumda insan daima beklemededir. Sanki hepimiz koşullu olarak serbest bırakılmış gibiyizdir. İktidarın tavırlarını sinsi sinsi tartar, üzerimize çöken baskıya karşı (daima imkanlar dahilinde) tepki vermeye hazır bekleriz; neredeyse hiçbir zaman inisiyatifi ele alıp müdahalemizi bizzat üstlenmeyiz, mağlupların mantığını altüst etmeyiz. Yapısal örgütlerde kendine yer bulanlar üye sayısının artmasını bekler durur. Kitle yapıları içinde (mesela anarko-sendikalist bir ufukla) çalışan kimse, bugünün küçük taleplerinin gelecekte büyük devrimci neticelere evrilmesini bekler. Tüm bunları reddeden fakat yine de vaktini neyi beklediği meçhul bir ataletle tüketenler ise genelde herkese ve her şeye karşı bir hınç duygusuna saplanıp kalırlar; kendi fikirlerinin doğruluğundan emindirler fakat bunun, örgütçü ve programcı tutumun madalyonunun öteki yüzünden ibaret olduğunu idrak edemezler.
Bizler başka bir şey yapmanın mümkün olduğuna inanıyoruz.
Eyleme geçebilmek adına diğer yoldaşlarla temas kurmanın şart olduğu kanaatinden yola çıkıyoruz. Mücadelemiz, ne kadar kanlı ve dehşet verici olursa olsun, platonik bir protesto seviyesine indirgendiği sürece tek başımıza hareket edecek vaziyette değiliz. Gerçekliğe tesir edecek ölçüde nüfuz etmek istiyorsak bir hayli kalabalık olmalıyız.
Yoldaşlarımızı nasıl bulacağız? Program ve platform meselelerini bir kenara bıraktık, onları bir daha dönmemek üzere fırlatıp attık. Öyleyse geriye ne kalıyor?
Yakınlık.
Anarşistler arasında yakınlıklar da ayrışmalar da mevcuttur. Burada şahsi yakınlıktan, yani yoldaşları çoğunlukla bir araya getiren hissiyat odaklı unsurlardan (en başta aşk, dostluk, sempatiklik gibi) bahsetmiyorum; karşılıklı aşinalığın derinleşmesinden bahsediyorum. Bu derinleşme arttıkça yakınlık da o nispette güçlenir. Aksi durumda ise ayrışmalar her türlü eylemi imkansız kılacak raddeye varabilir. Dolayısıyla çözüm reçetesi, sınıf mücadelesinin önümüze koyduğu muhtelif meselelerin projeksiyonunu çıkararak karşılıklı aşinalığı derinleştirmekte yatar.
Yüzleşmek istediğimiz kapsamlı bir meseleler silsilesi vardır ve bunlara genelde bütüncül bir gözle bakılmaktan kaçınılır. Genelde sadece burnumuzun dibindeki, bizi en çok yaralayan meselelerle (baskılar, hapishane gibi) kendimizi sınırlarız.
Oysa yüzleşmek istediğimiz meseleyi enine boyuna tahlil etme kabiliyetimizdir ki yakınlık iklimini doğuracak en münasip şartları hazırlar. Bu durum kuşkusuz (çok müstesna haller haricinde) hiçbir zaman mutlaklaşamaz ya da yetkinleşemez; fakat eylem için eğilimsel bağlar kurmaya yeterlidir.
Nitekim müdahalemizi elzem gördüğümüz meselelerin sadece en bariz ve yüzeysel yönleriyle sınırlarsak, arzuladığımız o yakınlığı asla ulaşamayız. Gerçekliğe müdahale projesini altüst edebilecek beklenmedik, sinsi çelişkilerin insafına kalmış bir halde habire bocalar dururuz. Şunu ısrarla vurgulamalıyım ki yakınlık kavramı hissiyatla karıştırılmamalıdır. Pek de hazzetsmediğimiz yoldaşlarla bir yakınlık bağı kurabileceğimiz gibi, aramızda hiçbir yakınlık bulunmayan yoldaşlara karşı da derin bir sempati duyabiliriz.
Bunun yanı sıra, duygular ile siyasi saikler arasında var olduğu farz edilen ayrım gibi sahte meselelerin eylemimizi ketlemesine izin vermemek gerekir. Söylenenlerden hareketle, duyguların siyasi tahlilden tecrit edilmesi gerektiği, dolayısıyla yaklaşımımız gereği birine sevgi duyup düşüncelerini hiç benimsemeyebileceğimiz ya da bunun aksine, fikirlerini paylaştığımız halde kendisine yakınlık duymayacağımız sanılabilir. Bu, ne kadar ıstırap verici olursa olsun, muhtemeldir. Ancak kişisel yönü, hatta dilerseniz hissiyatı, meselelerde derinleşme fikrinin asli bir parçası kılmak gerekir; çünkü dürtülere içgüdüsel olarak teslim olmak genellikle tefekkür ve tahlil eksikliğine ya da apaçık bir hayal tarafından esir alındığını kabullenememeye delalet eder.
Söylediklerimizden hareketle, anarşist gruba dair bakışımızın ilk taslağı, muallak da olsa belirmeye başlar: Ortak bir yakınlık bağıyla birbirine raptolunmuş bir avuç yoldaş.
Bu yoldaşların birlikte inşa ettikleri proje ne kadar derinleştirilirse, yakınlıkları da o nispetle ziyadeleşir. Buradan hareketle gerçek örgütlenme, yani birlikte hareket etme, birbirini bulma, tahlil yapma ve eyleme geçme yönündeki fiili (ve hayali olmayan) kabiliyet, ulaşılan yakınlık derecesiyle doğrudan ilintilidir; yoksa az çok müstear ad arkasına saklanmış, programlarla, platformlarla, bayraklarla ya da partilerle en ufak bir alakası yoktur.
Dolayısıyla yakınlık grubu, müşterek yakınlıklar etrafında bir araya gelen özgül bir örgüttür. Bu yakınlıklar herkes için tek tip olamaz; aksine, analitik arayışın çabası genişledikçe muhtelif yoldaşlar sonsuz sayıda yakınlık yapısına kavuşacaktır.
Buradan hareketle, tüm bu yoldaşlar niceliksel bir büyümeye de meyledecektir; fakat bu büyüme sınırlıdır ve faaliyetin ana gayesi değildir. Niceliksel gelişme eylem için elzemdir; aynı zamanda geliştirilen tahlillerin erimini ve daha fazla sayıda yoldaşla kademeli olarak yakınlık kurma kabiliyetini sınayan bir ölçüttür.
Böylelikle varlık kazanan yapı, kendi müşterek müdahale araçlarını üretecektir. Her şeyden önce bu yapı; geniş bir meseleler silsilesinde yön gösteren, aynı zamanda bireysel veya kolektif ölçekte baş gösteren yakınlık ve ayrışmaların sınanmasına zemin sunan, tahlil için elzem bir tartışma aracıdır...
Son olarak belirtmek gerekir ki, böyle bir grubu bir arada tutan unsur şüphesiz yakınlık olsa da, onun imbiğinden süzülen tahrik edici kuvvet eylemdir. Kendini sadece ilk unsurla sınırlayıp diğerini ikincil plana atmak, münasebetlerin Bizansvari bir mükemmeliyetçilik içinde kuruyup heder olmasına yol açar.