
r/radikalperspektif

Sartre ve Camus'nun felsefeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
İkisi de kendini anarşist olarak tanımlamış düşünürler (Sartre biraz geç de olsa) ve anarşist teoriye varoluşçu anarşizmi kazandırdılar. Yine de Camus'yu pasifistlikle ve Sartre'ı korkaklıkla suçlayanı gördüm, siz ne düşünüyorsunuz?
İlkel kardeşler, hangi ekol ilkel olduğunuzu paylaşır mısınız? Thoreau aziz bir adamdı ve çoğu dediğine katılırım (onu ilkel sayıyor muyuz?) Kaczynski’nin “özgürlük” tahlilinde ama kıymete değer bir şey bulamadım.
reddit.comDurruti'nin Dostları'nın 1938'de yayınladığı "Yeni Bir Devrime Doğru", grubun en önemli metnidir. CNT'nin anarşist bir perspektiften sert bir eleştirisi, programa olan vurgu ve devrimi sınıf uzlaşmacılığına çeken Cumhuriyeçilerin sapmalarına karşı mücadele gibi konuları içerir. Keyifli Okumalar!
Burdaki anarşist arkadaşlar left-unityden mi yana yoksa lib-unityden mi
Konsensüse dayalı anlayış, ayrılma hakkı, teokratik yönetimler ve dış müdahaleye dair bir soru
Konsensüs ve ayrılma hakkına dayalı anlayış doğası gereği otomatik olarak panarşiyi doğurmaz mı? Eğer doğurursa panarşik bir düzende bireyler, girişin tamamen gönüllü olduğu fakat çıkış hakkının bulunmadığı teokratik bir komün kurmak isterse buna izin verilmeli midir, yoksa bireysel özgürlüğü korumak adına dış müdahale meşru sayılır mı?
Agustín Guillamón’un "Durruti’nin Dostları Grubu" çalışması, İspanyol Devrimi sırasında CNT içinde Anarşist muhalefet olarak ortaya çıkan Durruti’nin Dostları Grubu’nun örgütsel pratiğini ve revizyonist eğilimlere karşı mücadelesini anlatan önemli bir arşiv çalışmasıdır. Keyifli okumalar!
https://rpkolektif.wordpress.com/2026/05/16/durrutinin-dostlari-grubu-1937-1939/
çeviren: u/ProgrammerOk1163
86 yıl önce bugün Emma Goldman, 139 yıl önce bugün Lysander Spooner hayatını kaybetti.
Goldman ve Spooner'ı saygıyla anıyoruz.
Sabotajın Gerçek Anlamı: Gerald O. Desmond’un kaleminden, 1913 tarihli bir IWW klasiği
Sabotajın Gerçek Anlamı: Gerald O. Desmond’un kaleminden, 1913 tarihli bir IWW klasiği
“Sabotajın Önemi” başlıklı bu deneme, Industrial Worker gazetesinin 12 Haziran 1913 tarihli 5. cilt, 12. sayısından yeniden yayımlanmıştır. Industrial Worker, Dünya Sanayi İşçileri Birliği’nin (I.W.W.) resmi yayın organıydı. Yazar Gerald O. Desmond’ın, daha ziyade "Ragnar Redbeard" müstear ismiyle tanınan Arthur Desmond’ın kullandığı sayısız takma addan biri olduğu tahmin edilmektedir.
Halk arasında “Wobblies” olarak bilinen I.W.W., “Güç Haktır” sloganını açıkça sahiplenen yegane radikal örgüt olarak dönemin diğer yapıları arasından sıyrılıyordu. Ahlakçı ve hukukçu safsataların çıplak kudret adına böylesine açık biçimde reddedilmesi; örgütün literatürüne, şarkılarına, konuşmalarına ve örgütlenme faaliyetlerinekadar her alanına işlemiş ve etki alanındakiler üzerinde silinmez bir iz bırakmıştı. Dönemin önde gelen Wobbly isimleri, bu fikri doğrudan şu sözlerle haykırıyordu:
- “Kudrettir hakkı doğuran.” - Walker C. Smith, Industrial Worker, 4 Haziran 1910 Cumartesi
- “Zaferleri kazanan haklılık değildir; elzem olan kudrettir. kudret, hakkı ancak mümkün kılar” - Elizabeth Gurley Flynn, The Spokesman-Review, 20 Aralık 1909 Pazartesi, s. 8
- “Missoula’da zafer bizim oldu, Spokane’de de kazanabiliriz. Kudret, kendi hakkını yaratır.” - Elizabeth Gurley Flynn, Industrial Worker, Cilt 1, Sayı 34, 10 Kasım 1909
- “Toplumun en güçlü sınıfının çıkarına ters düşen her şey 'haksızlık' sayılır. Başka bir deyişle: Kudret neyse, hak odur.” - Oscar Ameringer, “Oscar Peynirin Tamamını İstiyor”, The Miners Magazine, Cilt 13, Sayı 502, 6 Şubat 1913
Soyut “hak” iddialarının üzerinde yükselen bu sınıf iktidarı felsefesi, Desmond’ın bu denemede ileri sürdüğü devrimci sabotaj propagandasıyla tam bir paralellik gösteriyordu.
SABOTAJIN ÖNEMİ (Gerald O. Desmond)
Devrimciler arasında dahi, sabotaj propagandasının ve eyleminin derin manasını, onun gerçek anlamını kavrayabilenlerin sayısı kaç? Onun dönüştürücü ve aydınlatıcı gücünü idrak edebilen kaç kişi var?
Sabotaj, devrimin öncüsüdür; kölelik dininin, ahlakının ve etiğinin yerle bir edilmesidir. Sınıf mücadelesine dair berrak bir kavrayışın göstergesidir. “Ortak çıkarlar” dogmasının açıkça reddidir. İşçilerin cehennem korkusunu ve cennet inancını artık tamamen geride bıraktığını, proletaryanın savaş zırhını kuşandığının ilanıdır.
Herhangi bir sınıf toplumunda, istisnasız her şey sınıfsal bir nitelik barındırır. Bir sınıf üretim alanında egemenliğini kurduğunda, kendi dinini, etik kodlarını ve ahlakını toplumun bütününe dayatır. Bugün egemen olan, kapitalist sınıftır. Dolayısıyla bugünün dinleri, ahlakı ve etiği; kapitalist sınıfın işçilere öğretilmesini ve dikte edilmesini buyurduğu, kendi egemenliğini ve sömürüsünü ebedileştirecek cinstendir. Karşımızdakiler; işçinin efendisine kayıtsız şartsız itaatini, uysallığını ve boyun eğmesini vazeden dini öğretilerdir. Öyle dinler ki bunlar, buradaki sefaletimizi önemsizleştirir. Öyle dinler ki öte dünyada muazzam ödüller vaat eder. Öyle dinler ki mülkiyete, yani bizim tarafımızdan onların mülkiyetine, saygı duymayı emreder. Öyle dinler ki mülkiyet düzenini, bizim emeğimizle onların çıkarına işleyen o düzeni, savunur. Bugün “ahlaklı” olmak, “etik” olarak doğru addedilmek; kendi varlığımızı hiçe saymak, karın tokluğuna köle gibi çalışmak ve üstlerimizin önünde diz çökmekten ibarettir.
İşçi sınıfı bu pratikleri sürdürdüğü ya da bunlara herhangi bir şekilde bağlı kaldığı müddetçe, efendilerin keyfi yerinde, canı güvendedir. Bu tür sanrılar ve hurafelerle eli kolu bağlanan bir işçi sınıfı, bilinçli bir mücadele yürütemez; kendini kölelikten azat edemez. Fakat ya o köleler, bu kölelik uykusundan bir gün uyanıverirse? Ya düşünmeye başlayıp, hayatın tüm güzelliklerini tam da şu an, burada talep ederlerse ve o "gökteki hayali ödül" masalını cehennemin dibine gömerlerse? Ya patronun kendilerinden “doğal olarak üstün” bir velinimet olduğu yalanını çöpe atıp; onun bir düşman, bir sömürücü ve bir asalak olduğunu idrak ederlerse? Dahası, kendi çıkarlarına olan her şeyi “iyi” ve “meşru”, patrona yarayan her şeyi ise “kötü” ve “gayrimeşru” sayan yeni bir etik kurup bunu fiilen hayata geçirirlerse? Egemen sınıf böyle bir iradenin karşısında ne kadar tutunabilir? Ne kadar?
İşte böylece yeniden sabotaja; onun barındırdığı manaya ve dönüştürücü değerine dönüyoruz. Fiilen hayata geçirilen her sabotaj eylemi, kölelik ahlakının, etiğinin ve dininin açıkça yadsınmasıdır. Bu eylem; zihinsel prangalarından zaten sıyrılmış ya da sıyrılmakta olan bir bireyin, bir sınıfın eylemidir; çünkü onlar artık kendi kudretlerinin farkındadır. Kodamanların yüreği ağzındadır. Kafaları hâlâ sislerle kaplı halde devrim lakırdısı eden Ütopistler, “salon sosyalistleri” ve "tatlı su isyancıları" ise sabotajı karalamakla ve kınama önergeleri yayımlamakla meşguldür.
Fakat kodamanların öfkesine, "kızıl-sarı" ittifakın kopardığı tüm yaygaralara rağmen bu hareket diz çökmeyecek. Propagandası her geçen gün tabana yayılıyor, eylemleri daha yaygın hale geliyor ve bilinçli bir kararlılıkla çok daha kesin sonuçlar veriyor. Sabotaj kalıcıdır; başkaldıran, zihinsel prangalarından sıyrılmış bir proletarya için tarihsel evrimin bugüne dek dövdüğü en büyük aydınlatıcı güç, en amansız silahtır.