Thoth has appeared in my life 3 separate times – coincidence or something more?

​

Hey everyone,

Lately I've been really drawn to polytheistic religions and their mystical sides. But I've never actually worked with energies – I've only ever read and researched.

About a year ago, Thoth started catching my attention out of nowhere. I dove deep – read everything I could, watched videos, just absorbed whatever I could find about him. Then the interest faded... until a few days ago, when it hit me again, completely out of the blue. Once again, I found myself researching Thoth, looking into how to work with his energy, what he represents, etc.

This time, I randomly came across a video titled "How to know which deity is right for you based on your birth chart." The creator suggested checking your natal chart to see which god or goddess aligns with your energy. Out of curiosity, I pulled mine – and guess what? Thoth was the #1 match.

Now, in spiritualism, they say there are no coincidences. So what does it mean when the same entity keeps pulling you in, 3 different times, across different periods of your life? I've never actually practiced anything – no rituals, no energy work – just research and curiosity.

Could this just be my brain latching onto something interesting, or is this actually a sign? A calling? And for those of you who work with Thoth – where would you even recommend starting?

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 days ago

I have questions for Omnists/Perennialists—how would you explain your belief system?

I have been researching omnism and perennialism for a long time, but I rarely come across people online who identify as such. I am familiar with the theory, but I am interested in personal experiences. If there is anyone here who considers themselves an omnist or a perennialist, I would like to ask the following: 1. How would you explain your belief in your own words? 2. How do you reconcile seemingly contradictory religious claims (e.g., monotheism vs. polytheism, heaven vs. reincarnation) within yourself? 3. What does this belief mean to you in daily life—is it a ritual, or simply a worldview? 4. What drew you to this path? 5. Do you also adhere to any specific religion, or is it a completely blended approach?

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 3 days ago

Is it possible to provide a rational explanation for polytheism?

Are there philosophers who explain polytheism rationally? And for what reason do you believe in polytheism?

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 5 days ago

"Devlete itaatsizlik etmekten kişisel olarak fayda sağlamak..."

Bu metin(Çeviri), ilk bakışta uyumsuz görünen iki radikal düşünceyi —Max Stirner’ın Egoizmi ile Agorizmi— sarsıcı bir praksis (pratik) üzerinden sentezliyor.

Egoist Agorizm

"Özgür rekabet 'özgür' değildir, çünkü rekabet etmek için gereken şeylerden yoksunumdur. Şahsiyetime karşı hiçbir itirazda bulunulamaz, ancak gerekli şeylere sahip olmadığım için şahsiyetim de geride kalmalıdır. Peki bu gerekli şeylere kim sahiptir? Belki şu üretici mi? İyi de, onları ondan çekip alabilirim ki! Hayır, devlet onlara mülk olarak sahiptir; üretici ise bunlara yalnızca bir feodal tımar, bir zilyetlik olarak sahiptir."

— Max Stirner

Egoizmin, illegalist (yasa dışılık yanlısı) anarşistler arasında uzun bir geçmişi vardır. Bu illegalistler, kapitalist sınıfın mülkiyetine el koymayı, mevcut mülkiyet sisteminin adaletsiz doğasıyla gerekçelendirilen bir "hak iadesi/geri alma" eylemi olarak gören yoldaşlarının ahlakçı ideallerini reddetmişlerdir. Ancak illegalistler bu gerekçelendirmeyi gereksiz bulmuşlardır. Stirner’ın çalışmalarından beslenerek, hukukun kendisinin bir ahlaki dayatma sistemi olduğunu, dolayısıyla hiçbir meşru otoriteye sahip olmadığını savundular. Kanunlara uymak için hiçbir neden görmüyorlardı.

İllegalist gelenekten bağımsız olarak, (yasayı benzer şekilde hiçe sayan) bir başka düşünce akımı daha gelişti. Agorizm, mevcut anarko-kapitalist geleneğin ve nihai hedeflerine ulaşacak araçlardan yoksun olduklarını düşündükleri Rothbardcıların praksisine (pratiğine) yönelik bir eleştiri olarak ortaya çıktı. Agoristler, onların yerine, daha geniş bir toplumsal düzeyde gerçekleştirmeye çalıştıkları serbest piyasa faaliyetlerini doğrudan hayata geçirebilmek adına hukuku reddetmeyi benimsediler. Kara borsayı bu şekilde kucaklamaları ve yasaları hiçe saymaları, onları illegalistlerin temel ilkeleriyle tamamen aynı çizgiye getirmekte ve bu nedenle agorizmi egoistler için cazip bir yaklaşım kılmaktadır.

Stirner, Biricik ve Mülkiyeti (The Unique and Its Property) adlı eserinde "özgür rekabeti" eleştirmiştir; bu nedenle bir kimsenin hem onun argümanlarını hem de agorist yaklaşımı aynı anda benimsemesi ilk bakışta uyumsuz görünebilir. Ancak onun "özgür rekabet" eleştirisi kavramsal değil, içkin (sistemin kendi yapısına yönelik) bir eleştiridir. Onun itirazı ilkesel olarak rekabetin kendisine değil, pratikteki rekabeteydi: yani medeni mülkiyete dayalı, liberal begging ve devlet eliyle yaratılmış piyasalara yönelikti.

Stirner’a göre özgür rekabet özgür değildir, çünkü devlet bireyin rekabet araçlarına erişimini kısıtlar. Benjamin Tucker da Toprak Tekeli'nden —yani kullanılmayan toprakların mülkiyetinin devlet eliyle zorla dayatılmasından— bahsederken benzer sorunlara değinir; fakat Stirner’ın eleştirisi daha kapsamlıdır. Stirner; binaların, malzemelerin ve ek başlangıç sermayesinin de toprak kadar büyük bir sorun olduğunu savunur.

Böyle bir eleştiri, aynı zamanda devlet tarafından dayatılan ve korunan her türlü mülkiyet sistemine yönelik bir itham niteliği taşır. Stirner’ın iddiası şudur: Devletin güdümündeki serbest piyasalarda faaliyet göstererek devlete bir tebaa (vassal) gibi hizmet etmiş oluruz; rekabet ederken kullandığımız mülkiyet ise sadece kullanım hakkı bize ait olan, ancak mülkiyeti devlete ait olan bir şeydir. Medeni mülkiyet rejiminde bireye üzerinde durduğu toprağın bile bırakılmadığını belirtir.

Bu eleştirilerin satır aralarında, Stirnercı bir agorist praksisin temelini buluruz. Eğer devlet tarafından dayatılan tüm mülkiyetlerin gerçek sahibi devlet ise, kendine ait bir şeye sahip olmak isteyen her egoist, mülkiyeti devletin egemenlik alanının dışında aramak zorundadır. Şayet bir egoist gerçek anlamda özgür bir rekabetin peşinden gidecekse, mevcut medeni mülkiyet rejimine yönelik tüm saygısını bir kenara bırakmalı ve kendi rekabetini finanse etmek için neye ihtiyacı varsa onu çekip almalıdır. Devlet bize bu tür bir piyasa rekabetine giremeyeceğimizi söylediğinde, bu rekabetin kazanımlarından doğrudan kendimiz yararlanabilmek adına devlete meydan okumak tamamen bize kalmıştır.

Elbette, egoist eleştirinin radikal doğası gereği, egoist bir agorizm Samuel Konkin’in agorizm tanımından birkaç noktada ayrılacaktır; ancak en büyük ayrışma "kırmızı piyasalar" (red markets) meselesinde yaşanacaktır. Konkin; devlet tarafından onaylanmayan, şiddet ve hırsızlığa dayalı piyasalar ("kırmızı piyasalar") ile devletçi alanın dışında kalan ancak saldırganlığın farksızlığı ilkesine (non-aggression principle / NAP) sadık kalan piyasalar ("kara piyasalar") arasında keskin bir ayrım yapar. Ancak bu ayrım, egoist bir agoristin pek işine yaramayacaktır. Saldırganlığın farksızlığı ilkesi gibi ahlaki gerekçelendirmelere ihtiyaç duymayan egoist bir agorist, kırmızı piyasa faaliyetlerine kesinlikle alan açacaktır. Örneğin, kripto-anarşist Tim May tarafından ortaya atılan, insanların belirli kişilerin ölüm tarihleri üzerine bahis oynadığı ve bunu gerçekleştirmek için suikastçılardan yararlandığı "suikast piyasası" (assassination market), egoist bir agorist için yasa dışı olan bir yerde esrar yetiştirip satmak kadar kabul edilebilirdir.

Yine de bu ayrışmalara rağmen, egoist agoristler ile daha geleneksel agoristler, felsefi olarak anlaştıkları noktaların ayrıştıklarından çok daha fazla olduğunu göreceklerdir. Bakış açılarımız ve kırmızı piyasalara yaklaşımımız farklı olsa da, mutabık kaldığımız ortak zemin oldukça geniştir.

Devleti ikame etmek (ve ortadan kaldırmak) için bir karşı-ekonomi (countereconomy) inşa etmenin gerekliliği konusunda anlaşabiliriz.

Amaçlarımıza ulaşmak için seçim siyasetine bel bağlamanın bir aptallık olduğu konusunda anlaşabiliriz.

Kitlesel bir hareketin doğmasını beklemek yerine, daha iyi bir dünyayı yaratmak adına hemen şimdi eyleme geçmenin gerekliliği konusunda anlaşabiliriz.

Ve son olarak, devlete itaatsizlik etmekten kişisel olarak fayda sağlama fikrinde tamamen ortaklaşabiliriz.

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago

Stirner’in “Öteki” Hakkındaki Görüşleri

Analiz

"Öteki" ya da "ötekileştirme" fikri, çeşitli biçimlerde ve bağlamlarda Stirner için son derece önemli ve tekrarlanan bir kavramdır.

Stirner’in bu konudaki görüşleri 1842 yılına kadar uzanır; Stirner, “Königsberger Skizzen” (“Königsberg Taslakları”) başlıklı incelemesinde Karl Rosenkranz’ın antisemitizme getirdiği Hristiyan çözümünü hümanist temellerde eleştirir. Stirner, Hristiyanlığın antisemitizmin çözümü olmadığını, aksine Avrupa'daki temel nedeni olduğunu savunmuştur. 'Hristiyan' kavramı Hristiyan olmayanı dışlamış, Hristiyan Avrupa kendi Yahudi nüfusunu Hristiyan olmayanlar olarak dışlamış ve böylece onları nefret edilecek, korkulacak ve küçümsenecek bir 'öteki' haline getirmiştir.

1843 yılına gelindiğinde, “Eugene Sue’nun Paris’in Sırları İncelemesi”nde, "iyi" ve "kötü" arasındaki ayrımı, beyaz Avrupalılar ile siyah Afrikalılar arasındaki ayrıma paralel olarak çerçevelemişti. Burada, o döneme özgü olan ve Afrika ile Afrikalıları "şeytani" olarak çerçeveleyen belirli bir teolojik ırkçılık türünü eleştirerek, "beyaz Parisli"nin yalnızca ten rengi temelinde "Tanrı'dan" kabul edildiğini savunur.

Stirner’in Der Einzige und sein Eigentum (Biricik ve Mülkiyeti) eserinde hümanizmle olan kesin kopuşunu sağlamlaştırdığı 1844 yılına gelindiğinde, kavramsal dışlama yoluyla yaratılan "öteki"ye ve ardından onlara yöneltilen korku ile nefrete yönelik bu eleştiri tamamen yeni bir boyut kazandı. Stirner, hümanizmin herkesi 'insan' kavramı altında dahil ederek 'öteki' problemini aşmaya çalıştığını, ancak bunun yalnızca ötekileştirmeyi daha da sağlamlaştırmaya yaradığını fark etti: 'İnsan' kavramının dar sınırları içinde bulunmayan her şey 'insanlık dışı', 'egoist' olarak kabul edilir. Hümanizmin görünüşteki her şeyi kapsayan evrenselliği, gerçekte çok daha agresif bir dışlamadır.

Hümanizm, Bruno Bauer’in sıklıkla düpedüz aşırıya kaçan antisemitizminde kanıtlandığı üzere, Yahudileri tıpkı Hristiyanlık gibi 'ötekileştirmeye' devam etmekle kalmaz; aynı zamanda bu 'ötekileştirmeyi' bireysel insanların kendi içlerine kadar genişletmeyi de başarır.

Yaptığım her şey 'insan' kavramına karşılık gelmez. Dünyayla ya da insan kardeşlerimle, hümanistlerin benden talep ettiği şekilde ilişki kurmam. Ben kavram değil, kanlı canlı bir insan olduğum için, tamamen kavramsal kalan ve bu yüzden ebediyen ulaşılamaz olan insan ideallerine ayak uyduramam. Kendisi için sonsuzca emek vermeye çağrıldığım kavramın ölçütlerini karşılamada tekrar tekrar başarısız olurum. Stirner, her birimizin bedensel ve zihinsel olarak parçalara ayrıldığını tespit eder. Bizim 'insan' olarak kabul edilen parçalarımız tanrısallaştırılırken, 'insanlık dışı' kabul edilen parçalarımız sertçe eleştirilir ve “yargılanır”. Ötekine duyulan nefret ve korku, aynı derecede kendimize, yani artık 'içsel öteki'ye duyulan bir nefret ve korkuya dönüşür.

Stirner, bunu bu 'öteki'yi kapsayacak daha da büyük bir kavram bularak çözmeye çalışmak yerine —ki bunun her zaman başarısız olacağını savunur— tam tersini savunur: “Birbirimizi tamamen dışlamak ve böylece birbirimize daha sıkı sarılmak” (Kendilik/Özgünlük (Ownness) ¶29:10).

Sabit kavramlar aracılığıyla kurulan dolayımı yapısöküme uğratan Stirner, bu dolayımın neden olduğu 'ötekileştirmenin' de onunla birlikte yok olduğunu görür. Bu, onun tanımladığı “tam” dışlamadır ve Realizm ve İdealizm üzerine olan [gelecek] yazımızda betimlediğimiz çözülme (dissolution) sürecinin bir uygulamasıdır. Mutlak kavramlar aracılığıyla birbirimizle ilişki kurmak yerine ideallerimiz, fiili ilişkilerimizdeki somut hallerini kabul etmek zorunda kalır. Birbirimizle nasıl istiyorsak ve nasıl muktedirse öyle ilişki kurarız. Yani, gücümüz vasıtasıyla birbirimizi mülkiyetimiz olarak alırız.

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago

Stirnerci Egoizm ile Psikolojik Egoizm Karşılaştırması

Analiz

Genel olarak Stirner’e atfedilen en yaygın "egoizm" biçimi psikolojik egoizmdir. — Psikolojik egoizm, eylemlerimizin nihayetinde kendi kişisel çıkarımızı (self-interest) en üst düzeye çıkarmaya yönelik olduğu pozisyonudur: Zayıflık veya kafa karışıklığı anlarımız olabilse de, eylemlerimizin altında yatan psikolojik motivasyon kendi kendimizi gözetmemizdir (self-regard); yani etik egoizmin aksine psikolojik egoizm normatif bir teori değil, betimleyici (descriptive) bir teoridir.

Bu şaşırtıcı olmamalıdır. Stirner’in “daha yüksek, normatif davalara” direnmesi, onun en belirleyici özelliklerinden biridir. Dolayısıyla, bu düşünce tarzına göre, eğer Stirner normatif bir sistem kurmuyorsa, açıkça betimleyici bir sistem kuruyor olmalıdır. ‘Mesele kişisel çıkarını takip etmen gerektiği değil, zaten her zaman ve çoktan kişisel çıkarını takip ediyor olduğundur!’ Ve gerçekten de, Stirnerci egoizm ile psikolojik egoizm keyfi yönlerden örtüşüyor gibi görünmektedir. Her ikisi de tüm çıkarlarımızın nihayetinde bizim çıkarlarımız olduğu, amaçlarımızın kendi faydamız olduğu sonucuna varır. Her ikisi de (yaptığımız her şey “bencilce” olduğu için) "bencil olmamayı" (unselfishness) nesneleştirmeye karşı uyarıyor ve kültürel evrensellerin (örn. topluluk) aksine bireye vurgu yapıyor gibi görünmektedir.

Ancak bu hikaye arzulananı vermekten uzaktır. Yeni başlayanlar için bu durum, Stirner’in kullandığı anlamıyla 'egoizm' kelimesinin tarihi ve bağlamından oldukça kopuk görünmektedir; zira Stirner'de 'egoist' olan şey, evrensellerin içinde erimeye direnen şeydir. — Benzer şekilde, Stirner’in “benim çıkarım” hakkındaki kendi ifadeleri aslında pek de bir şeyi betimliyor gibi görünmez. Rasyonel Egoizm üzerine olan yazımızda belirtildiği gibi, “Stirner’in ifadelerini kişinin mutlaka kabul etmesi gereken bir şey olarak ortaya koyup koymadığı bile tamamen net değildir.”

Şimdi bir örneğe dönelim: Psikolojik egoizm, geçerli bir teori olabilmek için gözlemlenebilir davranışların gerçekten de bencilce olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu bakımdan bazı vakalar bunu kolaylaştırır; örneğin paradan tasarruf etmek ve bir ev satın almak için anlık tatminlerden kaçınmak gibi. Ancak diğerleri daha zordur. Silah arkadaşlarını kurtarmak için kendisini bir el bombasının üzerine atan bir askerin örneğini ele alalım. Bu durum kişinin kendi faydasına nasıl hizmet edebilir?

Psikolojik egoistler bu probleme sayısız çözüm sunmuş olsalar da, biz bu duruma dikkat çekerek, psikolojik egoizmin aksine bu örneğin Stirner’in açıklaması için en başından beri felsefi bir problem teşkil etmediğini vurgulamak istiyoruz. Bunun nedeni, psikolojik egoizmin tüm davranışlarımızı, çıkarlarımızı, arzularımızı vb. bir tür “kişisel çıkar” veya “kendini gözetme” merceğinden görmesi gerekmesine rağmen, Stirner’in benim çıkarımın aslında “ne” olduğuna dair her türlü apriori (önsel) betimlemeyi reddetmesidir. Bunun yerine, onun “benim çıkarım” dediği şey, yalnızca benim şahsen “ilginç” bulduğum şeydir. Psikolojik egoistin, kişinin iradi davranışının kendi şahsi motifleri tarafından tetiklendiğini söylemediğini not etmek büyük önem taşır; bu bir totoloji olurdu ve "psikolojik egoizmi" herhangi bir şeyi betimleme yeteneğine sahip bir teori olarak fiilen işlev görmez hale getirirdi. Aksine, psikolojik egoizm, iradi davranışın belirli bir motif türü, yani bencilce (kendini gözeten) bir motif tarafından tetiklendiğini söylemektedir.

Buna karşılık Stirner, benim davranışımın benim kendi şahsi motiflerim tarafından tetiklendiğini söylemektedir; o, benim davranışımın bana ait olduğunu, çünkü davranışı gerçekleştirenin ben olduğumu söylemektedir. Stirner “benim çıkarımı” veya “benim refahımı” tanımlamaz, aksine onlara isim verir. Adı konulan kişi olarak, benim çıkarımın ve refahımın tanımı bizzat benimdir: Ölüme kadar bile olsa. — Bunun nedeni, Stirner’in yazılarının insan davranışını betimlemek için bir teori inşa etmeye yönelmemesidir; aksine bireye, Ben’e, sana, bize dikkat çekmeye hizmet eder. Stirner’in egoizmini tanımlayan şey budur: Bilinçli bir şekilde dikkatleri kendine çekmek.

Stirner için, eğer birisi kendini bir el bombasının üzerine atıyorsa, bu onun çıkarıdır, çünkü —kaba ve feda kelime anlamıyla— bu, düşünen kişinin kendi zihninde yarattığı düşüncedir. Bir Stirnerci, kendinden vazgeçme (renunciation) veya sabit fikirlilikten kaynaklanan bir fedakarlık karşısında duraksayabilir, ancak Etik Egoizm üzerine olan yazımızda belirtildiği gibi, bu duraksama genel olarak terapötik bir kaygıdan kaynaklanır. Fedakarlığın kişinin şahsi çıkarı olduğu gerçeği tartışma konusu değildir: Kişi kendi bedensel korunmasını, varlığının devamını düşünmüyordur ve dolayısıyla bu şeyler, kelimenin tam anlamıyla onun için ilginç değildir.

Bu nedenle Stirnerciler, "psikolojik" bir egoizmin yapacağı gibi insan davranışını herhangi bir psikolojik teori aracılığıyla açıklamak zorunda değildir ve bu yüzden Stirner’in egoizmi "psikolojik" bir egoizm teşkil etmez.

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago

Stirnerci Egoizm ile Rasyonel Egoizm Karşılaştırması

Analiz

“Yöneldiğim her ilkeye, örneğin akla, her zaman tekrar arkamı dönmek zorunda kaldım. Ya da hayatımdaki her şeyi akla göre ayarlayarak her zaman rasyonel olabilir miyim? Rasyonalite için kesinlikle çabalayabilirim, onu sevebilirim; tıpkı Tanrı'yı ve diğer her fikri de sevebileceğim gibi. Tanrı'yı sevdiğim gibi bir filozof, bir bilgelik aşığı olabilirim. Ama sevdiğim, uğruna çabaladığım şey sadece benim fikrimde, benim anlayışımda, benim düşüncelerimdedir; kalbimdedir, kafamdadır, kalbin bende olduğu gibi bendendir, ama o ben değildir, ben o değilim.” (Hiyerarşi (the Hierarchy) (iii) ¶26:7–10)

Rasyonel egoizm; rasyonel olarak, kişinin kendi kişisel çıkarını (self-interest) en üst düzeye çıkarmasıyla uyumlu bir şekilde davranması gerektiğini savunur. Etik egoizmden farklı olarak, bunu yapmaya yönelik ahlaki bir yükümlülük yoktur; mesele benim kendi kişisel çıkarımı en üst düzeye çıkarmak zorunda olmam değil, aksine rasyonel olarak bunu yapmam gerektiğidir. Çeşitli olası eylemlerle karşı karşıya kalındığında, kişinin kendi kişisel çıkarını en iyi şekilde artıranı seçmesi en rasyonel olanıdır.

Etik egoizm ile karşılaştırıldığında, rasyonel egoizm başlangıçta fark edilir derecede daha "Stirnerci" görünür. Bu ahlaki bir eylem değildir, en makul (reasonable) eylemdir.

Stirner’in “rasyonel egoist” bir okumasının önündeki sorun, Stirner’in “akıl” (reason) ile olan, tabiricaizse o aksi/huzursuz ilişkisidir. Sabit Fikirler üzerine olan yazımızda belirtildiği gibi, “sabit fikir aynı zamanda 'aksiyom', 'ilke', 'bakış açısı' ve benzeri şekillerde de algılanabilir.” Bu bağlamda, kişisel çıkarı aksiyomatik bir başlangıç noktası veya rasyonel olarak türetilmiş bir ilke olarak sunmak, kişisel çıkarı bir sabit fikir olarak sunmaktır.

Bunu, Stirner’in kendi projesi ile hem “eleştiri” (criticism) hem de “dogmatizm” projeleri arasında açık bir karşıtlık kurduğu "Zeyl" (Postscript) bölümüne atıfta bulunarak genişletebiliriz. Dogmatizm tek bir düşüncenin sabitliğine odaklanırken, eleştiri düşünmenin kendisinin sabitliğine odaklanır. “Her zaman düşünce alanının içinde” kalan eleştiri, sürekli olarak bir fikri bir sonrakilerle değiştirerek dogmatizmi yok eder. Stirner ise aksine, düşüncenin ve düşünmenin tek gerçek yıkımının düşüncesizlik (thoughtlessness) yoluyla olduğunu iddia eder.

İnsan, uykuda olduğu gibi çok feda kelime anlamıyla düşüncesizdir, ancak başka yerlerde, hatta düşünmenin tam ortasında bile böyledir. Örneğin, bir kişi tamamen waffle'lar hakkında düşündüğünde Kant hakkında düşünmüyordur. Öyleyse bir şeyin “düşüncesizce” olması, kişinin zihninde düşüncelerden tamamen yoksun olması gerektiği anlamına gelmez. Bunun yerine, o şeyin (yemek yemek, uyumak, hatta felsefe yapmak) önsel, zorunlu bir düşünceye dayanmadığı anlamına gelir. Tabiricaizse o şey kabadır (brute). Gerekçesiz ve gerekçelendirilemez, kaba saba ve barbardır. Felsefe, durdurulabilir ve yeniden başlatılabilir; tamamen, bunu düşüncesizce yani keyfi olarak yapan Stirnercinin kaprislerine göre herhangi bir olası nokta etrafında yönlendirilebilir (Kendi Kendimden Keyif Almam (My Self-Enjoyment) (ii) ¶10):

“Bu özgür-düşünme, kendi düşünmemden, bana rehberlik etmeyen, aksine benim tarafımdan, keyfime göre yönlendirilen, devam ettirilen veya yarıda kesilen bir düşünme olan benim düşünmemden tamamen farklıdır. Bu kendi düşünmem, keyfime göre tatmin ettiğim kendi sensüalitemin (duyumsallığımın), teslim olduğum o özgür, dizginsiz sensüaliteden farklı olduğu felsefeyle özgür-düşünmeden ayrılır.”

Stirner tarafından yapılan her türlü felsefe yapma veya teorileştirme, bu bilinçli olarak gerekçelendirilmemiş yolla yapılır. — Belirtildiği gibi, benim “çıkarımın” şahsen ilginç bulduğum şey olduğu hususu burada netleşmektedir. Benim çıkarım düşüncesizdir, belirlenimsizdir; yani önsel bir düşünceye dayanmaz. Aynı şey akıl için de söylenebilir. Benim aklım, benim enstrümanımdır. Onu şahsi kullanımımın ve ondan aldığım keyfin ötesine geçmez. Eğer ondan sıkılırsam, onu yok ederim.

En temel anlamıyla “rasyonel egoizm”, tıpkı herhangi bir rasyonel felsefe gibi normatif bir bileşen barındırır. Şöyle ki, onun vardığı sonuçlar, mantıksızlık veya cahillik pahasına kabul edilmek zorundadır.

Etik Egoizm üzerine olan yazımızda, Stirner’in etik bakış açısına metaforik bir “terapi” olarak değinmiştik. Bu durum, Stirner’in eserlerindeki “rasyonel” argümantasyon için de benzer şekilde geçerlidir. Şöyle ki, Stirner’in ifadelerini kişinin mutlaka kabul etmesi gereken bir şey olarak ortaya koyup koymadığı bile tamamen net değildir; dolayısıyla Stirner’in kendi yazılı eseri, betimleyici felsefenin (descriptive philosophy) normatifliğine bile benzemez (yani bir betimlemenin, mantıksızlık veya cahillik pahasına kabul edilmesi gerektiği durumlara). Başka bir deyişle, Stirner’in temel eseri, aksi takdirde birinin “rasyonel” bir felsefe olarak değerlendirebileceği bir şey olarak sunulmamıştır.

Stirner çalışmasını, hastasına belirli bağlantılar kurması için rehberlik eden bir terapistten pek de farklı olmayan bir şekilde geliştirir. Onun yaptığı, şeyleri odak noktasına getirme veya odaktan çıkarma pratiğidir, örn. kanlı canlı insanı (the embodied person). Ancak nihayetinde, bu metafordaki “hasta” Stirner’i dinlemek, kurulan bağlantıları veya yapılan herhangi bir açıklamayı kabul etmek zorunda değildir; benzer bir şekilde terapist de burada hastasına belirli bir bakış açısını veya perspektifi dayatamaz.

Stirner ile etkileşime giren herkes bunu yalnızca kendi şahsi nedenleriyle yapar. Benzer şekilde, Stirner'in söylediği hiçbir şeyi kabul etmek, bunu kendi şahsi isteklerinin ötesinde herhangi bir şekilde düşünmek gibi bir yükümlülükleri de yoktur. Hiç kimse Stirner’in eserlerini korumak veya geliştirmekle de yükümlü değildir. Bu eser yağmalanacak, mutasyona uğratılacak, ona atıfta bulunulacak, ona gülünecek ya da herhangi birinin ona karşı gösterebileceği başka herhangi bir reaksiyon gösterilecektir.

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago
▲ 18 r/radikalperspektif+1 crossposts

Stirner "Çıkar" ile Ne Kastediyor?

Analiz

Felsefe tarihi boyunca "egoizm" kelimesi, genellikle bir tür "kişisel çıkar" (self-interest) fikriyle ilişkilendirilir. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Stirner’in Der Einzige und sein Eigentum (Biricik ve Mülkiyeti) eserinin çeşitli çevirilerinde bu terimle sıklıkla karşılaşırız.

Terim, olası anlamları bakımından çeşitlilik gösterir; ancak bunu geniş anlamda "kendini gözetme" veya "bencillik" (bunun da kesin anlamı değişkenlik gösterse de) olarak kavrayabiliriz. "Kişisel çıkar", kişinin kendisine, kendi refahına veya esenliğine yönelmiş olan, kendini gözeten çıkardır. Daha yüksek ideallere (örneğin bilgiye) öncelik veren varyasyonlar bile, bu ideallerin barındırdığı düşünülen kişisel fayda nedeniyle bunu yaparlar ("bilginin peşinden koşmak kişinin kendi çıkarınadır" vb.).

Ancak sorun şudur ki, orijinal Almancada aslında böyle bir kelime mevcut değildir: Stirner’in hiçbir şekilde bir kişisel çıkar kavramı yoktur.

bu yazı, metnin hem Landstreicher hem de Byington çevirilerinde yaygın olarak "kişisel çıkar" şeklinde çevrilen iki Almanca terimi detaylandıracaktır: Eigennutz ve Interesse. Bunu yaparken, Stirner’in "kişisel çıkar"a dair hiçbir gayrişahsi kavrama bağlı olmadığını, aksine bunu yapmaya yönelik çeşitli girişimlerle aktif bir diyalog ve direniş içinde olduğunu savunacaktır.

“Interesse”

"Kişisel çıkar" terimi Stirner’in başlıca eserlerinde aslında hiç geçmez. Örneğin Wolfi Landstreicher’ın “Stirner’in Eleştirmenleri” edisyonunda "kişisel çıkar" olarak çevrilen kelime, aslında Almanca bir kelime olan “Interesse”dir (yalnızca “çıkar/ilgi”). “Interesse” veya “Çıkar”—kişinin bir şeye duyduğu fayda, eğilim, motivasyon vb.—genellikle bir "dava" veya "çağrı" ile ilişkilendirilen geniş bir terimdir. Bir insanın kişisel bir çıkarı olabileceği gibi, insani bir çıkarı, sivil çıkarı, siyasi çıkarı veya şahsi çıkarı da olabilir.

Stirner’in “Interesse” kelimesiyle yorum yaptığı yer, tam da bu söylemlerdir. Şöyle ki, ‘Ne’ye Karşı ‘Kim’ başlıklı [gelecek] yazımızda tartışıldığı üzere Stirner, bunu gayrişahsi olan ile şahsi olanı karşılaştırma bağlamında yapar. Felsefenin, toplumun, siyasetin, ekonominin vb. pek çok "çıkarı", bir şekilde peşinden koşmakla yükümlü olduğum gayrişahsi, "daha yüksek" çıkarlar olarak sunulur.

Bize dayatılan bu gayrişahsi çıkarlara egoistçe direnen Stirner, terimi zorla şahsileştirir: Benim çıkarım, bizzat benim ilginç bulduğum şeydir (Stirner’in Eleştirmenleri (iv) ¶33):

Stirner ilkelerini bu çıkarda, çıkarın kendisinde mi buluyor? Yoksa tam tersine, "ezeli ve ebedi olarak ilginç olana" karşı—ilgisiz olana karşı—sizin biricik çıkarınızı mı uyandırıyor? Ve sizin kişisel çıkarınız bir "ilke", mantıksal bir—düşünce midir? Biricik gibi, o da düşünce dünyasında bir ifadedir; ama sizde, bizzat sizin gibi biriciktir.

Benim çıkarım, onunla nasıl etkileşime girmek istiyorsam ve buna nasıl muktedirse, öyle etkileşime girdiğim her şeydir. "Benim çıkarım" terimi açıkça bir ifade olsa da, Realizm ve İdealizm üzerine olan [gelecek] yazımızda tartışıldığı gibi, isimlerin veya işaret zamirlerinin yaptığı gibi bir şeyi keyfi olarak belirten işaret edici bir ifadedir.

Stirner burada benim kendime ait, şahsi çıkarımı dile getirmeye odaklanmıştır. Olgunluk dönemindeki çalışmalarının çoğunda olduğu gibi, daha yüksek çağrıların ve zorunlu tanımlamaların arkasında gizlenmiş olan yaşayan, kanlı canlı insana dikkat çekmeyi amaçlar. Bunu yaparken terim tamamen şahsi ve dolayısıyla tekil hale getirilir. "Kişisel çıkar" veya "kendini gözetme" kavramına geri dönecek olursak, Stirner bunu sırf gayrişahsi ve dolayısıyla evrensel olması gerekçesiyle tamamen çözer (Stirner’in Eleştirmenleri (iv) ¶31:5):

Dolayısıyla insan, çıkardan bir mutlakiyet bile yaratabilir ve ondan "insani çıkar" olarak bir çıkar felsefesi türetebilir; evet, ahlak aslında insani çıkarın sistemidir.

“Eigennutz”

"Kişisel çıkar" terimi Stirner’in Eleştirmenleri’nde genellikle Interesse’nin bir çevirisi olsa da, Stirner’in Biricik ve Mülkiyeti (yani Landstreicher çevirisi) eserinde Almanca Eigennutz kelimesinin bir karşılığı olarak görünür.

Bu terim, Stirner’in sürekli kullandığı geniş bir “eigen-” (kendi/öz) kelimeleri ailesinin bir parçasıdır (örneğin Eigenwille (kendi-iradesi), Eigentum (mülkiyet), Eigenheit (kendi-lik/özgünlük), Eigener (malik/sahip) vb.). Buradaki “eigen”, aidiyeti belirtir ve İngilizcedeki "own" (örneğin benim "kendi" işim) veya "peculiar" (bana "özgü" olan şey) gibi kelimelerle karşılaştırılabilir.

Aslında Stirner kelimeyi tam da bu şekilde analiz ederek “eigen” (kendi) ve “Nutz” (fayda veya kullanım) olarak parçalarına ayırır. Ardından bunu, (“gemein” bu bağlamda “ortak” anlamına geldiği için “ortak fayda” anlamına gelen) “Gemeinnutz” terimiyle ve (genellikle “bencil olmama” olarak çevrilen) “Uneigennützigkeit” ile karşılaştırmaya girişir. Vardığı nihai sonuç, "kendi-faydası" [Eigennutz] ile "ortak-fayda"nın [Gemeinnutz] mutlaka birbirine düşman olmadığı ve "ortak-fayda" ile "bencil olmama" durumunun eş anlamlı olmadığıdır.

Benzer şekilde, “Eigennutz”u diğer “eigen-” terimlerine bağlayan Stirner, “Eigennutz”u da tüm “eigen-” kelimelerinin tabi tutulduğu o belirli bir anlama sahip olmayı çözme sürecine tabi tutar. Kelimenin olağan tanımı (gerçekten de “bencillik” ya da “kişisel çıkarcılık” benzeri bir anlama gelir), bana her nasıl faydalı oluyorsa öyle olan, şahsen bana faydalı şeye, yani benim “kendi faydama” dönüşür. — Sonuç olarak, Stirner için çoğunlukla “bencillik” olarak çevrilen terim, herhangi bir “ben” (self) kavramına atıfta bulunma yeteneğini tamamen kaybeder. Psikolojik Egoizm üzerine olan yazımızda tartıştığımız gibi, Stirner için tüm davranışlarım “bencilce”dir; çünkü davranışı gerçekleştiren bizzat benimdir, tüm davranışlarımın şu ya da bu “kendini gözetme” kavramının merceğinden tanımlanabilmesi ve tanımlanması gerektiği için değil.

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago

"Sabit Fikirler" Nelerdir?

Sabit fikirler kavramının kökenleri erken psikolojiye dayanır ve Max Stirner da bir istisna olmamak üzere 1800'lerin sanat ve edebiyatı üzerinde bir etki bırakmıştır. Bu kavram kesinlikle onun düşüncesinin daha iyi bilinen yönlerinden biridir, ancak sabit fikir ile ne kastedildiği bazen onun eserindeki hayaletler (phantasms) gibi diğer kavramlarla karıştırılabilmektedir.

"Sabit fikir" veya Fransızca adıyla "idée fixe", 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış psikolojik bir terimdir. Bu terim sıklıkla, fikirlerin sabitliği ve yüceltilmesini içeren kısmi bir hezeyan (deliryum) durumu olarak tanımlanan monomani ile birlikte kullanılıyordu. [1] Stirner'ın aktardığına göre annesinin "sabit bir fikir"den muzdarip olması ve hayatının büyük bir kısmını akıl hastanelerine girip çıkarak geçirmesi göz önüne alındığında, bu durumun Stirner'ın felsefesi üzerinde kesinlikle bir etkisi olmuştur.[2]

Bununla birlikte, Stirner'ın eserinde sabit fikir kavramını kullanış biçimi klinik olmaktan çok uzaktır ve çok daha geniş bir kültürel anlamda uygulanabilir. Stirner'a göre sabit fikir, "insanları kendisine tabi kılmış olan bir fikirdir." (Bats in the Belfry (iv) 2:3) İtaat talep eder ve kişinin kendini ifade etme kapasitesine müdahale eder.

Bazen sabit fikirler ve hayaletlerin (spooks/phantasms) bir ve aynı şey olduğu kabul edilir. Bunlar kesinlikle el ele gidebilse de —örneğin bir sabit fikrin hayalete dönüşmesi veya tersi (My Power (iii) 20:1-3)— aralarında ince bir çizgi vardır. Bir hayalet; ahlak, özgürlük, aile, toplumsal cinsiyet, ulus vb. kavramların cismani olmayan (soyut) doğasına işaret eder. Başka bir deyişle, betimleyicidir (descriptive). Diğer taraftan sabit fikir, bir kişinin bir hayalete tutunup onu kutsallaştırması durumudur; kural koyucudur / buyrukçudur (prescriptive). Sabit fikirler, nesnel bir evrensel gerçeklik olduğunu ima eder görünür: "perceived as as [an] Belfry (iv) 11:1) Örneğin, sabit fikre sahip bir kişi, evlatlık görevinin (filial piety) etik standart olması nedeniyle ailesini onurlandırmak *zorunda* olduğunu düşünebilir. Ya da belki de, içinden gelen gerçek bir arzudan ötürü değil de, geleneksel olarak yapılması gereken şey bu olduğu için kendisini öngörülen toplumsal cinsiyet rollerine uymak zorunda hissedebilir. Bir fikir dokunulmaz hale geldiğinde ve birey ona hizmet etmekle yükümlü hissettiğinde, sabit bir fikir haline gelir.

Sabit fikirler, insanları hesaplanabilir kılmaya yarar ve kişinin kendisine göre ölçülebileceği bir ideal yaratır; ancak durmaksızın değişen ve biricik olan bireyi ebedi bir ideale göre ölçmeye kalkıştığı için, birey her zaman bu idealin gerisinde kalacaktır (bkz. Stirner'ın "Öteki" hakkındaki görüşleri nelerdir?). Bu sebepten ötürü Stirner, bu hayaletlerin bizi alıp götürmesine izin vermememizi ve onların mülkiyetini üstlenmemizi ister. Bu fikirler bize hizmet etmeyi bıraktığında, onlardan kurtulabilmemiz gerekir (Liberalism (iv) 14:4-6, 1).

{İçindekiler Tablosuna Geri Dön}

Tüm SSS içerikleri, Late Nights at Hippel's Discord Sunucusu'ndaki güvenilir katkı sağlayıcılarımızın izniyle sunulmuştur. Dipnotlar:

[1] Par une Société de Médecins et de Chirurgiens, Dictionnaire des Sciences Médicales (Paris: C.L.F. Panckoucke), 1819.

[2] John Henry MacKay, Max Stirner: His Life and His Work. İngilizceye çeviren: Hubert Kennedy. (Concord, California: Peremptory Publications, 2005), s.204.

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago

"Sabit Fikirler" Nelerdir?

Sabit fikirler kavramının kökenleri erken psikolojiye dayanır ve Max Stirner da bir istisna olmamak üzere 1800'lerin sanat ve edebiyatı üzerinde bir etki bırakmıştır. Bu kavram kesinlikle onun düşüncesinin daha iyi bilinen yönlerinden biridir, ancak sabit fikir ile ne kastedildiği bazen onun eserindeki hayaletler (phantasms) gibi diğer kavramlarla karıştırılabilmektedir.

"Sabit fikir" veya Fransızca adıyla "idée fixe", 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış psikolojik bir terimdir. Bu terim sıklıkla, fikirlerin sabitliği ve yüceltilmesini içeren kısmi bir hezeyan (deliryum) durumu olarak tanımlanan monomani ile birlikte kullanılıyordu. [1] Stirner'ın aktardığına göre annesinin "sabit bir fikir"den muzdarip olması ve hayatının büyük bir kısmını akıl hastanelerine girip çıkarak geçirmesi göz önüne alındığında, bu durumun Stirner'ın felsefesi üzerinde kesinlikle bir etkisi olmuştur.[2]

Bununla birlikte, Stirner'ın eserinde sabit fikir kavramını kullanış biçimi klinik olmaktan çok uzaktır ve çok daha geniş bir kültürel anlamda uygulanabilir. Stirner'a göre sabit fikir, "insanları kendisine tabi kılmış olan bir fikirdir." (Bats in the Belfry (iv) 2:3) İtaat talep eder ve kişinin kendini ifade etme kapasitesine müdahale eder.

Bazen sabit fikirler ve hayaletlerin (spooks/phantasms) bir ve aynı şey olduğu kabul edilir. Bunlar kesinlikle el ele gidebilse de —örneğin bir sabit fikrin hayalete dönüşmesi veya tersi (My Power (iii) 20:1-3)— aralarında ince bir çizgi vardır. Bir hayalet; ahlak, özgürlük, aile, toplumsal cinsiyet, ulus vb. kavramların cismani olmayan (soyut) doğasına işaret eder. Başka bir deyişle, betimleyicidir (descriptive). Diğer taraftan sabit fikir, bir kişinin bir hayalete tutunup onu kutsallaştırması durumudur; kural koyucudur / buyrukçudur (prescriptive). Sabit fikirler, nesnel bir evrensel gerçeklik olduğunu ima eder görünür: "perceived as as [an] Belfry (iv) 11:1) Örneğin, sabit fikre sahip bir kişi, evlatlık görevinin (filial piety) etik standart olması nedeniyle ailesini onurlandırmak *zorunda* olduğunu düşünebilir. Ya da belki de, içinden gelen gerçek bir arzudan ötürü değil de, geleneksel olarak yapılması gereken şey bu olduğu için kendisini öngörülen toplumsal cinsiyet rollerine uymak zorunda hissedebilir. Bir fikir dokunulmaz hale geldiğinde ve birey ona hizmet etmekle yükümlü hissettiğinde, sabit bir fikir haline gelir.

Sabit fikirler, insanları hesaplanabilir kılmaya yarar ve kişinin kendisine göre ölçülebileceği bir ideal yaratır; ancak durmaksızın değişen ve biricik olan bireyi ebedi bir ideale göre ölçmeye kalkıştığı için, birey her zaman bu idealin gerisinde kalacaktır (bkz. Stirner'ın "Öteki" hakkındaki görüşleri nelerdir?). Bu sebepten ötürü Stirner, bu hayaletlerin bizi alıp götürmesine izin vermememizi ve onların mülkiyetini üstlenmemizi ister. Bu fikirler bize hizmet etmeyi bıraktığında, onlardan kurtulabilmemiz gerekir (Liberalism (iv) 14:4-6, 1).

{İçindekiler Tablosuna Geri Dön}

Tüm SSS içerikleri, Late Nights at Hippel's Discord Sunucusu'ndaki güvenilir katkı sağlayıcılarımızın izniyle sunulmuştur. Dipnotlar:

[1] Par une Société de Médecins et de Chirurgiens, Dictionnaire des Sciences Médicales (Paris: C.L.F. Panckoucke), 1819.

[2] John Henry MacKay, Max Stirner: His Life and His Work. İngilizceye çeviren: Hubert Kennedy. (Concord, California: Peremptory Publications, 2005), s.204.

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago

Agorizm

Bu aralar Agorizm hakkında okumaya kaynak arıyorum Siyedeki Agorizm ile bağlı yazıları okudum.Gelecekde Agorizm hakkında kapsamlı Okuma listesi yapmayı düşünüyormusunuz?

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago

İnternet kullanımı

İnternette gizlenmek için hangi tarayıcıyı kullanıyorsunuz? (Tor, Mullvad, Firefox vb.)

Dijital güvenliğiniz ve öz-savunmanız için işletim sistemi, VPN veya başka hangi özel yazılımları/programları tercih ediyorsunuz?

reddit.com
u/StrikeOriginal3260 — 2 months ago