u/termorss

▲ 8 r/Kitap

Kitabı içimden okuyamıyorum

Kitap okuma alışkanlığını yeni yeni kazanmaya başladım bundan öncesi hiç veya nadir okurdum ve çok sevdim çok iyide ilerlettiriyorum bu aralar. Ama bir sıkıntı var. Kitapları genelde evde okurken sesli bir şekilde okuyorum ve içimden okuduğum zamanda illa dudaklarım kıpırdıyor yani gözümle okumakta zorlanıyorum veya okuduğumu anlamıyorum öyle okuyunca. Bu durumu acaba yaşamış olan varmı daha önceden? Çözüm önerilerinizi bekliyorum(not16yaşındayım)

reddit.com
u/termorss — 5 days ago

260 gün kimseyle konuşmadım/izole kaldım. Lisede yaptığım hatalar, kaçırdığım fırsatlar ve şimdi uyandırmaya çalıştığım içimdeki dev

 NOT:Sevgili Okuyucum,yazdıklarım uzundur değerli vaktinizi çalmak istemem. Ama okumak istersenizde engel olamam tabiki.

9.sınıfta berbattı okulum. Nakil fırsatım varken boşverdim, elimde varken kovalamadım. Hâlâ oradayım. O sene bir gün boş derste, Ali diye bir arkadaş çantasından puro çıkardı ve sınıfın önünde yaktı. Kızlar bağırıyor, kargaşa çıkıyor. O anki adrenalinde sınıftaki tüm erkekler tek fırt çekti, sürü psikolojisi işte. Ben de çektim. Tam o sırada, telefonunu teslim etmeyen bir herif bizi videoya çekmiş. Videonun başından itibaren sadece ben görünüyorum, net şekilde. Olaydan sonra sosyal kaygımın ilk etkileri çıktı. Tüm öğretmenlerden, arkadaşlardan utanıyordum. Video bir süre alay konusu oldu.
Sonra Ali ile takılmaya başladım – o depresif, içe dönük ama entrikalı tiplerdendi. Neredeyse hiç teneffüse çıkmamaya başladım. Kendimi diğerlerinden izole ettim. Ve zamanla nefret edilmeye başladım.

10.sınıfa geçtim. Okullar açıldı, ilk gün büyük bir şaşkınlık yaşadım – yoklamada ismim yoktu. Sınıflardaki dengeyi dengelemek için her sınıftan 2-3 kişi alınmış, yine şanssız bendim. Yeni sınıfımda kimseyi tanımıyordum. Ama beraber 4-5 kişi daha gelmişti. Hatta şehir dışından gelen bir çocuk aşırı samimi yaklaştı, sürekli sohbet başlatıyordu, spor yapmaya çağırıyordu. Ama ne yaptım? Bir ruh gibi, bir siyah gibi yaklaştım. Farklı sınıfa alınmayı kendime yediremedim. Sosyal kaygım büyüdü, içimi yedi. Tam 2-3 hafta boyunca yeni sınıfımda kimseyle konuşmadım. Bana yaklaşmak isteyenlere de ruhsuz, kötü, cevapsız yaklaştım. Teneffüslerde eski sınıfıma gidemedim çünkü Puro olayını açıp “onu sen içtin” diyerek dalga geçiyorlardı.

3 hafta geçti. Eski sınıfıma geçmek için varımı yoğumu koydum. Normalde çok zor olmasına rağmen annem defalarca okula gitti geldi. Müdür, müdür yardımcıları, rehberlik, psikolog – hepsi beni kalmam için ikna etmeye çalıştı. Müdür yardımcısı odasına çağırdı, motivasyon konuşmaları yaptı: “İş hayatı, üni hayatı, bu bir prova” dedi. Rehberlik çağırdı. Psikologla seans alıp kağıt uzattık. Ama nafile. İçimden “eski sınıfıma dönersem her şey düzelecek, yeniden mutlu olacağım” diyordum. Ve imkansızı başarıp eski sınıfıma geri döndüm.

Döndüğüm gibi sadık arkadaşlarım bile benle konuşmamaya başladı. Ali zaten “hoş geldin”i bile çok gördü. Arkadan bir arkadaş “oğlum sen geldin de Ali, Mehmet neden gelemedi?” diye çıkıştı. Yeni sınıf öğretmenim de “iç çekerek isyancı bir şekilde neden geldin oğlum'' dedi. Eski sınıfımda sadece Ali ile konuştum, o da olmadığı zaman kimseyle konuşmadım.

Peki dönemin başında nakil olduğum yeni sınıfta neler oluyordu? Oraya yeni gelen 5-6 kişi kaynaşmıştı bile. Beden öğretmeni onların sınıf öğretmeni olmuş, geziye götürmüş, her biriyle özel ilgilenmişti. Yeni sınıftaki öğrenciler ve yeni gelenler o kadar mütevazı, o kadar kafa dengi insanlardı ki… Hayat tarafından resmen göt olmuştum. Eski sınıfta mutluluğu bulacağımı sanmış, sorunun bende olmadığını düşünmüştüm. Oysa sorun bendeydi. Haftalarca annemi okula çağırmış, sayısız idareciyle görüşmüş, psikoloğa gitmiş, imkansızı başarıp geri gelmiştim – kimsenin sikinde olmadığımı görmek için. Ve o sınıfta 260 gün boyunca, abartmıyorum, kimseyle konuşmadım. Teneffüslerde sınıftan çıkmadım, bahçede yeni sınıfımdakileri izleyip onların arasında kendimi hayal ettim.

Aynı dönem İngilizce kursu olayı patladı. 9. sınıfta genel kültür ağırlıklı 15 soruluk bir sınav olmuştuk. Yaz tatilinde bir telefon çaldı, yabancı numara. Keşke açmasaydım. “Yaşamboyu eğitim kurumlarından arıyoruz, bursluluk kazandınız” dediler. Annemle heyecanlandık, Kızılay’daki binaya gittik. Pazarlamacı kadın o kadar profesyonel ve kurnazdı ki annemi resmen ikna etti. 70 bin liralık bir ödeme, “bugün son gün” oyunu, annem koyun gibi atladı. Ben sorguladım, analiz ettim, ama annem “hadi kalk oğlum, misafir gelecek” diye ısrar etti. Ben de dırdırı çekmemek için düşünemeden “evet” dedim. Sonra yorumlara baktım, para tuzağı olduğunu gördüm ama senet imzalanmıştı – kurs maceram başladı.(Ankara Kızılayda British School un önünden bile geçmeyin)

Kursta ilk zamanlar bir arkadaş edindim. Kimse kimseyle konuşmuyordu. Sonra bir kıza tutuldum, kız da bana aşıkmış. Tarzımı beğenmiş. Kız bana açıldı, flört olmak istedi. Hayatımın ilk deneyimi, özgüvensizim, sosyal fobinin ilk demetleri – ne yapacağımı bilemedim. Yapay zekâ gibi, yapmacık konuştum. Kız aşırı özgüvenliydi, konuşkandı, kursun en popüleriydi. Ben sessiz utangaca dönüyordum. 1 haftanın sonunda ayrıldık. Kız olanları sınıftakilere anlattı(Aramızda geçenleri). Ve işte o günden sonra dershanede de sosyal fobi başladı. Dönem sonuna kadar orada da kimseyle etkileşime geçmedim. Sadece içe dönük bir şekilde derslere katıldım. Kurs geçen haftalarda bitti. Ailem para verdi, ben B1 seviyesine bile zor ulaştım – oysa ortaokulda(yabancı dil ağırlıklı) sınıfta eğitim gördüğüm için zaten sınıfın en iyisi bendim. Utangaçlığımdan, depresifliğimden, hayatı boşvermişliğimden rehberliğe gidip sınıfımı yükseltmemi istemedim, konuşma kulüplerine, onlarca sosyalleşme etkinliğine katılamadan kurs bitti.

İkinci dönem bir dershaneye daha yazıldım, arkadaşımın babası orada edebiyat öğretmeniydi. Orada da çoğu kişiyle kaynaşamadım. Tam o sıralarda psikologla seanslar başladı, 3-4 ay kadar devam etti. Son 1 aydır gitmiyorum. Ama son zamanlarda eski sınıfımda biraz olsun kaynaşmaya, şakalar yapmaya, etkileşim kurmaya başladım. Hayata daha iyi bakıyorum. Ama İngilizce kursunda hiçbir yol kat edemeden bitti.

Okulun Kütüphaneyi keşfettim. Okulun başarısı berbattı, moron, akılsız, beyinsizlerle doluydu. Kimse kitap okumuyordu, sadece bilgisayardan video açmak, oyun oynamak için geliyorlardı. Bir gün kitaplıklarda bir kitap buldum, çok hoşuma gitti, eve götürdüm. Ödünç defterine ismimi yazmadım – gerek yok, getiririm dedim. O kitapla kitap okumanın ne kadar derin, mütevazi bir şey olduğunu anladım. Bir kitap daha aldım, bitirdim. Sonra Hayvan Çiftliği’ni 100 liraya satın aldım, kısaydı. O gün fark ettim: Ben neden para verdimki okulumdaki kütüphanede kimse okumuyor, öğrenciler sözlü notları için zorla kitap getiriyor ve kimsecikler okumuyordu. Ben de onlarca kitabı – abartmıyorum 10-20 dünya klasik tarih kişisel gelişim... kitabını – çantama doldurdum, eve taşıdım. Kitaplığımı çeşit çeşit kitapla doldurma fetişim vardı. Canım sıkıldığında okumuş olsam da açıp bakmak istiyordum. Sonra kitap okudukça empatim gelişti ve yaptığımın çok yanlış olduğunu anladım. Okuyan insan, çalmanın ne kadar kötü olduğunu fark edebilen insandır. Ve gizlice geri koydum kitapları aldığım yerlere

Tüm bunlar olurken yanımda olan üç sıkı dostum vardı: Siraç, Kaan, Deniz. Herkes tarafından yalnız kalsam da onlar beni bırakmadı. Spor yaptık, eğlenceli şeyler yaptık, mahalleye çağırdılar. Akla hayale gelmez keyifli vaktiler geçirdik her anım haftanın en az 4 5 günü onlarlaydım. Sosyal fobim 0 a iniyor mahallede dışarda çılgın şeyler yapıyordum adeta bambaşka bir kişiliğe bürünüyordum. Onlar ve ailem sayesinde hayata tutundum. Yoksa şu an belki intiharı düşünüyor olurdum. Ama artık düşünmüyorum. İçimde bir dev uyandı. Yaşadıklarımdan intikam alacağım. Doğumun bir mucize olduğunu, ölümün ise yaşamın mükemmel bir finali olacağını biliyorum. Her an her saniye doyasıya yaşanması gerekiyor. Geçmiş geri gelmiyor, keşke gelse – bir bilim kurgusu değil de gerçek olsa – ama olmuyor. 1 saniye öncesi, 1000 yıl sonrasından daha önemli çünkü değiştirilmiyor. Ama bir şeyler yapacağım. Kendi başarı hikayemi belki bir kitapta, belki bir TED konuşmasında anlatırım. Rekabet çok, milyonlarca genç var, akademik olarak yerlerdeyim, tembelim. Ama kelebek etkisi aklıma geliyor. Kendimi küçücük hissediyorum ama bir gün bir kelebek olacağım. En küçük kelebeğin bile dünyayı değiştirmekte etkisi var. Peki benimki iyi yönde mi olur kötü mü? Bilmiyorum. Ama kanat çırpmaya başladım bile bunlarıda reddit camiasına yazdımki en azından uzun süre homosapienslerle izole kaldıktan sonra yapay zeka dışındaki sizlere derdimi anlatabiliyim. Umarım silinmez ve bunu okumuşsundur güzel insan teşekkür ederim.

u/termorss — 1 month ago