r/Kamalizm

Image 1 — Bu Yapı Hakkında Detaylı Bilgisi Olanlar Beni Aydınlatabilirse Sevinirim
Image 2 — Bu Yapı Hakkında Detaylı Bilgisi Olanlar Beni Aydınlatabilirse Sevinirim
Image 3 — Bu Yapı Hakkında Detaylı Bilgisi Olanlar Beni Aydınlatabilirse Sevinirim
▲ 11 r/Kamalizm+1 crossposts

Bu Yapı Hakkında Detaylı Bilgisi Olanlar Beni Aydınlatabilirse Sevinirim

u/Son_Mohikan76 — 1 day ago
▲ 122 r/Kamalizm

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun! 🇹🇷

19 Mayıs 1919'da Samsun'da tutuşan o bağımsızlık meşalesi, bugün hala Atatürk'ün "Bütün ümidim gençliktedir" diyerek emaneti teslim ettiği bizlerin yolunu aydınlatıyor. Esarete boyun eğmeyen bir milletin küllerinden doğuşunu başlatan Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını saygı, minnet ve özlemle anıyor; fikri hür, vicdanı hür Türk milletinin bayramını yürekten kutluyorum. Ne mutlu Türk'üm diyene!

u/Separate_Working5961 — 3 days ago
▲ 155 r/Kamalizm

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun!

Gençliğe armağan edilen bu bayramı kutluyor, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü saygı ve özlemle anıyoruz.

u/New_Use4049 — 3 days ago

Tunceli Harekâtı sırasında 4. Genel Müfettişlik tarafından bölge halkına havadan atılan veya dağıtılan beyannameler

​

4.Genel Müfettişlik: 1936 yılında merkezi Elazığ olmak üzere Tunceli, Elazığ ve Bingöl bölgelerini kapsayacak şekilde kurulan ve dönemin özel yetkilerle donatılmış askeri/idari yönetim organıdır. Başında Korgeneral Abdullah Alpdoğan bulunmaktaydı. Genel Müfettişlik tarafından bölge halkına havadan atılan veya dağıtılan beyannamelerin (bildirilerin) Latin harfli transkripsiyonudur.

Genelkurmay belgelerinde Kürt isyanları 2 sf 318-320

u/PrestigiousAdvisor40 — 4 days ago

İngiliz Resmi Tarihinde Mustafa Kemal Paşa

  1. Hafif Araba Devriyesi'ne komuta eden Yüzbaşı R. H. M. McIntyre, Halep'in teslim edilmesini talep etmek üzere Tümgeneral Macandrew'un emirleriyle bir ateşkes bayrağı altında içeri gönderildi. Türkler tarafından kibar bir şekilde karşılandı, ancak Mustafa Kemal'in kurmay başkanından geri getirdiği yazılı mesaj sert ve kısa ve özlüydü (laconicti). Mesaj şöyleydi: — 'Halep'teki Türk Garnizonunun Komutanı, notunuza cevap vermeyi gerekli görmemektedir.'"

Karşılaşılan Türk birlikleri esasen yeniden organize edilmiş kaçaklardan ibaret olmuş olabilir, ancak dinlenmiş, beslenmiş, yeniden teçhiz edilmiş, yeni birlikler halinde şekillendirilmişlerdi ve şimdi son derece kararlı bir komutanın gözü önünde güçlü bir pozisyonda savaşıyorlardı.

Şu anda Mavera-i Ürdün'de bulunan bir Arap subay, bu çatışmada bir makineli tüfek kullandığını ve bu ateşin bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından kontrol edilip yönlendirildiğini kaydetmektedir.

u/PrestigiousAdvisor40 — 5 days ago

Bizim Anadolu’da işimiz ne idi? Biz yabancı devletlere alet olduk

​

1952 Martında vali ve belediye başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay başkanlığında gazetecilerin de katıldığı bir dostluk heyetiyle birlikte Atina’ya gitmiştik. Gökay Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesi için ortam hazırlamakla görevlendirilmişti. Yunanlılar Türk heyetini her yerde büyük dostluk gösterileriyle karşıladılar. Atina Büyükelçimiz Ruşen Eşref Ünaydın da elçilikte bir kokteyl düzenledi. Kimler yoktu ki o kokteylde; bütün ünlü parti liderleri, bakanlar, gazeteciler. Bir ara yaşlı bir kişiyle tanıştık.

​“General Trikupis!”

​“Nee...” dedim, “siz İstiklal Savaşı’nda esir düşen General Nikolas Trikupis misiniz?”

​“Evet,” dedi, “benim!”

​Bu benim için bulunmaz bir olaydı. Hemen kendisinden bir randevu aldım. Ertesi gün de kalkıp emekli başkomutanın evine gittim. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra;

​“İstanbul’dan mı geliyorsunuz?” diye sordu.

​“Evet,” diye cevap verdim.

​Daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:

​“Seneler seneler evvel İstanbul’dan geçmiştim,” diye devam etti. “Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler hey...”

​Odada, generalin gençliğinden kalma bir yığın resim görüyorum. Bir resmin ortasında bulunan burma bıyıklı genç teğmen Trikupis’ti. Bu resim galiba Paris’te çekilmiş. Sene 1903. Masanın üzerindeki de generalin Birinci Dünya Savaşı’nda Yugoslavya’da çekilmiş bir resmi. Masanın tam arkasında büyük bir resim daha görüyorum. Bu da 1921’de Eskişehir’de çekilmiş. Yunan Kralı Konstantin Anadolu harekâtında başarı kazanan komutanlara şecaat nişanı dağıtıyor. Trikupis o zaman kolordu komutanı. Konstantin’in yanında başkomutan Papulas, Kral Paul, Prens Georges, Prens Andre, İstiklal Savaşı’nın sonunda Yunanlıların kurşuna dizdikleri Başbakan Gunaris ve bakanlardan Teotakis bulunuyor.

​“Generalim,” dedim “nasıl oldu da, Ankara’nın kapılarına kadar geldikten sonra savaşı kaybettiniz?”

​Trikupis bir süre düşündükten sonra;

​“Bizim Anadolu’da işimiz ne idi?” dedi. “Bizim menfaatimiz Balkanlar’da, Makedonya’da, Adalar’da olabilir, ama Anadolu’dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti, şimdi insan geçmişi daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor.

​“Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum, bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere alet olduk. Sizden de bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hata idi Anadolu hareketi. Hem de muazzam bir hata...”

​Trikupis yine bir müddet susuyor. Emekli generalin duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan askerleri, zavallı İstiklal Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski büyük düşmanımızın duyduğu pişmanlık. Ne büyük çelişki Trikupis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanlarımızla sulanması gerekmiş.

Emekli General bir süre sonra sözlerini şöyle sürdürdü:

​“Ben Anadolu’da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisine biz ‘Avgin Muharebesi’ diyoruz, siz ‘İnönü Savaşı.’ 1921 Martının son günleriydi. Ben o zaman üçüncü tümen komutanıydım. İnönü’de bizim 3 tümenimiz bulunuyordu. 7’inci tümen merkezde, 3’üncü tümen solda ve 10’uncu tümen de sağda olmak üzere muharebe vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık. Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için sonuç bizim lehimize olmadı. Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü’nün askerlik yeteneğini anlamış olduk.”

​General Trikupis Türklerin kendilerinden üstün olduğunu sanıyordu. Oysa bizim genelkurmayımızın açıkladığına göre Birinci İnönü Savaşı’nda Türk kuvvetleri 8500 er, 417 subay ve 5500 tüfekten oluşuyordu. Yunan kuvvetleri ise 15.800 er, 472 subay ve 12.500 tüfekten oluşmuştu.

​General konuşmasını söyle sürdürdü:

​“İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziranının sonlarına doğruydu. Ben Bursa’da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taarruza geçmişlerdi. Türkler oyalama muhaberesiyle yardım bekliyorlardı. Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma engel oldum. Bu muharebe bizim başarımızla sonuçlandı.

​“Bu savaştan sonra ordu komutanı General Papulas’tan bir mesaj aldım. Ordumuzun Ankara’ya kadar ilerlemek isteğinde olup olmadığını soruyordu. Ben yanıtımda, askerlerin yorgun olduğunu ve dinlenmek istediklerini ama Ankara’ya kadar ilerlemek gerekiyorsa bu fedakârlığa katlanabileceklerini bildirdim. Öteki komutanların da benim gibi düşündüklerini öğrendim.

​“O sıralarda askerler, uzayan görevlerinden dolayı huzursuz olduklarını belirtmeye başlamışlardı. Bu düşüncelerini Eskişehir’de kahramanlık madalyası dağıtma törenine katılan Kral Konstantin’e de açıklamaktan kaçınmadılar. Askerler 1921 Haziranında, ‘Terhis, terhis!’ diye haykırmaya başladılar.(...)

Nihayet 22 Ağustos 1922 sabahı, Türklerin beklenmedik taarruzuyla karşılaştık.

​“Askerlerimiz aç ve yorgun oldukları için etrafta yiyecek arıyor, alayda kalmaları güçleşiyordu(...) Askerler birer insan harabesi haline gelmişti ve bu halde çarpışıyor, ablukaya giriyor, ikinci bir savaşa başlamak üzere düşman hatlarını yarıyor, geceleri ormanlarda ilerliyor ve cephanesiz kalıyorlardı. Alaydaki askerlerin sinirleri tamamen bozulmuştu. Çektikleri, insan takatinin üstündeydi(...) Bu acıklı durumda kalınca, büyük bir üzüntüyle top ve makineli tüfeklerin tahrip edilmesini emrettim. Türk süvarileri hatlarımıza yaklaştığı zaman mukavemet gösterecek olursak askerlerin kesileceğini anladık, beyaz bayrak çekmek mecburiyetinde kaldık.(...)

Birliklerimiz perişan olmuştu. Birinci Dünya Savaşı’nın başından beri durmadan savaşan asker yorgundu. Kimsede savaşı sürdürme isteği kalmamıştı. Ordunun morali bozuktu. Halk savaştan bıkmıştı. Askeri, inanmadığı bir amaçla savaşa sürüklemek çok çetin bir iştir. Her yanımız çevrilmişti. Durumun kötüye gittiğini gören yaverim bir ara yanıma gelerek, ‘Generalim,’ dedi, ‘kılıçlarımızı yok edelim.’ Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve kırıp parçaladı.

​“Bu sırada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek çemberi yarıp kaçmayı denedim. Olmadı; yakalandım. Beni yakalayanlar kim olduğumu anlamakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı, bunu aldılar. Bindiğim atın eğerine bağlı bir kılıç sarkıyordu bunu da benim kılıcım sanıp aldılar.(...) Beni önce Garp Cephesi komutanı İsmet İnönü’ye götürdüler. Kendisiyle fazla bir şey konuşmadık. İnönü beni yanına alarak Başkomutanlığa götürdü. Atatürk beni mert bir askere yakışır bir biçimde kabul etti. Yunan Orduları Başkomutanlığına atandığımı da orada öğrendim. Üzüntülü ve heyecan içindeydim.

​“İnönü beni Atatürk’e tanıttı. Gazi’nin bana söylediği sözleri hiç unutamayacağım: ‘Üzülmeyin generalim,’ dedi ‘siz görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte yenilmek de vardır. Napolyon da savaş kaybetmiş, tutsak olmuştu. Size karşı büyük bir saygı besliyoruz. Burada kendinizi tutsak durumda saymamanızı rica ederim. Konuğumuzsunuz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.’

​“Atatürk’ün bu ince ve nazik davranışı karşısında rahatladım. Moralim düzeldi. Bu büyük komutana karşı içimde bir hayranlık duymaya başladım. Sonra bizi Kayseri’nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevk ettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda 4 general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri birkaç gün içinde Anadolu’yu terk ettiler. Fakat barış antlaşmasının imzalanması kolay olmadı.

​“Bir seneye yakın bir süre Kayseri kampında yaşadık. Sürekli gözaltında bulunuyorduk. Bir gün kamp komutanına, ‘Beni bıraksanız bile bir yere kaçamam,’ dedim. ‘Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi, kamptan kaçtım. Yunanistan nerede, Kayseri nerede?’

​“Uşak’tan Ankara’ya ve oradan da Ankara’ın kuzey doğusunda ve Küçük Asya’nın ortasında bulunan Kırşehir’e götürüldüm; buraya diğer generaller Diyenis, Dimaris ve Kladas’la birçok subay da getirilmişti. Esaret bir yıl devam etti.

​“Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı değişimi konusunda anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi! Nihayet 1928’de emekliliğimi isteyerek ordudan istifa ettim. Ve işte o zamandan beri köşemde dünyayı seyrediyorum. Şimdiye kadar birçok partinin mebusluk teklifiyle karşılaştım. Fakat hiçbirini kabul etmediğim gibi bundan sonra da politikayla uğraşmak niyetinde değilim. Tek isteğim, yeni bir harp görmeden, barış içinde yaşama gözlerimi kapamaktır.”

​Trikupis bu konuşmanın sonunda bana İstiklal Savaşı’ndaki yenilgisini anlatan Rumca bir kitabını imzalayıp verdi. Seksen dört yaşındaki bu emekli general, emekli başkomutan, Türklere karşı hiç de kızgın ve kırgın değildi.

​Anadolu savaşının bu yenik generali barıştan bir süre sonra Venizelos’la ayrı ayrı cephelerde Türk-Yunan dostluğunun temellerini oluşturmuş bir kişiydi. (Akşam, “Cumhuriyeti Kuranlar Anlatıyor”, Nisan 1952)

​General Trikupis, 1959’da öldü.

Bu konuşmadan yedi yıl sonra General Nikolas Trikupis 91 yaşında Atina’da öldü. Türk-Yunan dostluğu da, temel direklerinden birini yitirmiş oldu.

​General Trikupis’le yaptığım konuşma, 1952 Nisanının başlarında Akşam’da yayınlandıktan dokuz yıl sonra, o zamanlar Demokrat Parti’nin yayın organı olan Zafer gazetesinde bir yazı çıktı. O yazıya göre tarih saptırılmıştı, çünkü Garp Cephesi komutanı İsmet İnönü’ye gösterilen saygı ve sevginin hiçbir dayanağı yoktu. Gazeteye göre İnönü General Trikupis’i ne esir etmiş ne de yüzünü görmüştü. Bunu yazanlar, Akşam’daki röportajı okumamışlardı. O zamanlar CHP’yi tutan ve partinin yarı resmi organı sayılan Dünya gazetesi de Zafer’e en iyi yanıtı, benim yedi yıl önceki röportajıma dayanarak dört sütun üzerine şu başlıkla verdi:

​Trikupis İktidarı Tekzip Ediyor:

“Beni Teslim Alan İnönü’dür.”

General Trikupis’in hatıralarını, yazar dostum Ahmet Angın Türkçe’ye çevirmiş ve kitabın özeti 1967’de yayınlanmıştı.

General trikopisin hatıralarını okumak istiyenler burdan ulaşabilirler.

https://www.academia.edu/100176019/General\\\_Trikupisin\\\_Hat%C4%B1ralar%C4%B1

u/PrestigiousAdvisor40 — 7 days ago

15 Mayıs 1919 - İzmir emperyalistlerce İşgal edildi ve Türk Milleti Atatürk önderliğinde uyandı.

u/Charming_Offer_663 — 7 days ago

Lozan Bir Bozgundur Diyen Birisi Var: Ama O Bir İngiliz!

Mudanya Paktı bir Sevr değildi, ama kesinlikle Lozan'dan daha iyiydi. Sevr'den Mudanya'ya (gidiş) bir geri çekilmeydi. Mudanya'dan Lozan'a (gidiş) ise bir bozgundu (hezimetti).

u/PrestigiousAdvisor40 — 8 days ago

Atatürk'ün özel hayatı neden bu kadar kurcalanıyor?

Sürekli farklı iddialar üzerinden gizlenen gerçekler varmış gibi lanse ediliyor.

* Fikriye Hanım, Atatürk ile evliydi.

* Abdürrahim Tuncak Fikriye'den öz oğluydu ama gizlendi

* Vedat falan filan yüzünden ayrıldı Latife Hanım'dan

Gibi dayanağı zayıf iddialar sunuluyor. İdeolojisine saldıramayıp buradan mı vurmaya çalışıyorlar saçmalık

Güvenilirliği zayıf röportajlar ve karalama üzerine hatıratlar haricinde bir kaynak yok.

Bir kere Abdürrahim T. doğduğunda Fikriye daha çok küçük.

Amaçları ne bunların?

reddit.com
u/Useful-Artichoke8241 — 9 days ago

Atatürk etnik milliyetçiliğe karşıydı kendisini türk hisseden herkesi etnik kökeni farketmeksizin türk olarak görüyordu o yüzden Atatürk sol milliyetçi sayılırmı?

u/Swimming_Ideal5883 — 15 days ago

Dişişleri Bakanı Necmettin Sadak, Paris Barış Konferansı sırasında Amerikalı temsilcilerin çok partili hayata geçişin bölgede istikrarı bozabileceği hususundaki endişelerini aktarıyor

Çok partili hayata geçişin ABD zorlamaları sonucu olduğunu düşünenler için önemli bir konuşma.
16 Temmuz 1946 tarihli Akşam Gazetesi.

u/zagrosianturk — 11 days ago