▲ 20 r/AteistTurk+1 crossposts

Belediye Seçim Sisteminin Tutarsızlığı

Şuanki süreç ile ilişkili, ancak gelecek nesilleri de ilgilendiren, nitekim aklı selim kimselerin de farkında olduğu bir tutarsızlıktan ve bunun çözüm yollarından bahsedeceğim.

Biliyorsunuz ki son 2 yıldır Türkiye'de bir furya başladı. CHP'den aday olup belediye seçimlerini kazanmış olan adaylar, belli bir süre görevlerini aday oldukları partinin çatısı altında sürdürdükten sonra çeşitli sebeplerden dolayı istifa edip iktidar partisine geçtiler.

Bunun iki büyük sonucu oldu:

  1. Belediye Başkanı olan adaylar istifa edip iktidar partisine geçince otomatikmen ilgili belediye de iktidar partisine geçmiş bulundu.
  2. Seçmenin iradesi yok sayıldı. Zira seçmenler belediye seçimlerinde tabi ki adaya oy verirler, ancak Türkiye'deki seçim ortamda adayın kendisi kadar aday olduğu partide bir o kadar önemli. Haliyle seçmen x partisinin ilgili belediyeyi yönetmesini gerektiğini düşünüyor ve istiyorsa o halde x partinin adayına oyunu kullanacaktır.

Bu sistemin büyük açığı da işte tam olarak burada. Belediye başkanları ilgili partilerinden istifa edip bir başka partiye geçtiklerinde belediyenin de otomatikmen geçtikleri partiye geçmesi ile ilgili olan sistem ya değişmeli ya da büsbütün kaldırılmalıdır. Buradaki husus CHP ve iktidar partisi değil, mesele x bir partinin bu açığı kullanarak teoride seçmen iradesini tümden yok sayabilecek olması ve buna bağlı olarak da yönetimi ele geçirebilmesidir.

Bugün bu seçim sisteminin açığını iktidar partisi kullanmaktadır ve bahsettiğim senaryo ise tümden de gerçekleşmektedir. O halde seçmenin şu soruyu sorması gerekiyor: "Şayet irademiz yani kendi kendimizi yönetme erkimiz siyasi partilerin kazanmış adaylarının gelecekteki tutumlarına bağlıysa biz neden belediye seçimleri yapıyoruz?". Sırf seçmenin değil, kanun koyucuların da kendilerini bir sorgulaması gerekiyor. Kanunlarla birlikte bir seçim sistemi meydana getirirken, nasıl oluyor ki uygulamada olan belediye seçim sisteminin bu tür bir kötüye kullanım ihtimalini fark etmemişler? Burada kanun koyucularının, seçim sistemini oluşturanların çok büyük bir hatası olmuştur.

Peki çözümleri nelerdir? Bir daha ülkemiz bu tür bir uygulamayla karşı karşıya kalmaması için ne yapılmalıdır? Belediye seçim sisteminin istismar edilmemesi adına hangi önlemler alınmalıdır? Meseleyi değerlendirince şu çözümlere ulaşmış bulunmaktayım:

  1. Görev süresince belediye başkanlarının siyasi parti değiştirmesi yasaklanabilir.
  2. Görev süresince belediye başkanlarının olası bir siyasi parti değiştirmeleri durumunda ilgili belediyenin otomatikmen diğer siyasi partiye geçmesi uygulaması kaldırılabilir. Böyle bir durumda boşta kalan belediye başkanlığı koltuğu salt belediyeyi kazanmış olan partiden olacak şekilde doldurulabilir. (Örneğin kazanmış siyasi partinin ataması yoluyla ya da tekrardan seçim yoluyla, ancak bu sefer partiler arası seçim değil, belediye seçimlerini kazanmış olan siyasi partinin belli bir sayıda aday ortaya koyup bu adaylar arasından seçimin yapılması)
  3. Görev süresince belediye başkanlarının siyasi parti değiştirmelerine ve ilgili belediyenin otomatikmen el değiştirmesine izin verilmesi, ancak bu hususu zorlaştırmak amacıyla, zira seçmenler ile ilgili bir sözleşme tek taraflı feshedilmektedir, tazminat uygulamasına gidilmesi. Kısacası toplumsal sözleşmeyi tek taraflı olarak fesheden kişi veya kurum, sorumlu olduğu durum ve davranıştan dolayı oluşan sosyal maliyeti karşılamalıdır. O halde belirttiğim gibi sosyal maliyetin karşılanması adına tazminat uygulamasına gidilebilir.

Bunlar tabi fikri olarak şahsi düşüncelerim. İllaki başka fikirler farklı uygulama metotları olacaktır. Hegel'in belirtmiş olduğu gibi tez ile antitezleri kapıştırıp eninde sonunda bir sentez gerçekleşecktir. Ancak mühim olan bu seçim sisteminin yanlış olması ve seçmene karşı haksızlığa sebebiyet vermesidir. Güncel olarak konuşulan İzmir Belediye'sinin durumunu ele alalım. 1999'dan beridir İzmir örneğin sol görüşlü olarak atfedilen (Y.N. : Burayı kurcalamak istemiyoruz zira yazımızın konusu değildir) siyasi partiler tarafından yönetilmektedir. Bugün ise seçim sisteminin yukarıda bahsetmiş olduğum açığı sebebiyle belki de İzmir Belediyesi iktidar partisinin yönetimine geçme ihtimaliyle karşı karşıyadır. Zira İlgili belediye başkanı CHP'den istifa edince bağımsız başkan oldu. Şimdi ise ilgili bağımsız başkanın iktidar partisine geçmesi gündemimizin konularından biri.

İlerisi için söylüyorum: Belediye seçim sisteminin seçmen iradesini gözetmeyerek nasıl ters yüz edilebileceğini, edildiğini göstermiş bulunuyorum. Ülkemizin gelecekteki kanun koyucuları, bu ve bunun gibi hukuki açıklardan doğan kötüye kullanımları umuyorum ki engelleyip bu hususu düzeltecekler. Sunmuş olduğum fikirler ve çözüm yollarının bir ateşleme fitili olarak gereğini getirmesini diliyorum.

Not: Belediye Başkanlarının neden siyasi partilerini değiştirdikleri bu yazımızın konusu değildir, çünkü bilhassa yazının uzunluğu ve detaylandırılması gerekliliği sebebiyle asıl konudan uzaklaşma tehlikesi doğmuştur. Ancak her mantıklı insanın düşünebileceği gibi konuyla ilgili siyasi parti değişimleri ya keyfiyete, ya belli başlı kişisel çıkarlara ya da tehditlere dayanmaktadır. Sistemin değişmesi saymış olduğum ihtimalleri de kökünden olmak üzere ortadan kaldıracaktır.

Saygılar

reddit.com
u/Charming_Offer_663 — 10 days ago
▲ 426 r/Kamalizm+1 crossposts

HOI4 Atatürk profil resimli kullanıcıların Discord sunucusundan banlanmaları ve bugün itibariyle Paradox Discord sunucusunun resmi paylaşımı

HOI4 adlı oyunun oyun yöneticisi olan Batya isimli kullanıcı resmi bir açıklama yaparak oyunun kendisinin ve moderatörlerin herhangi bir siyasi figür hakkında karar mercii olamayacağı hususunu kabul etti.

Öncelikle bu açıklamanın bu kısmı Paradox'un söz konusu Türk kullanıcıları, Atatürk'ü Ermeni iddialarıyla ilişkilendirip kendisinin resminden dolayı, banlayan moderatörün Paradox'un şirket politikasıyla ters düştüğünü resmi bir şekilde onaylamış oldu.

Ancak söz konusu Discord sunucusu içinde bir kural mevcut. Oyun direktörünün açıklamasına göre söz konusu gerçek dünya insanlarının (veya politik figürlerin) sunucuda profil resmi yapılması yasak. Ancak kendisinin de açıkladığı gibi bu kural herkese adil bir şekilde uygulanmamış olup söz konusu uyglamaların bir kısmının bir nevi keyfiyete dayalı uygulanmış olduğunu kabul etti.

Bunun sonucunda söz konusu kural tekrardan incelenecek, değerlendirilecek ve gerekirse söz konusu kural değişecek. Bu süre zarfında banlanan Türk kullanıcıların durumları incelenecek ve durumları hakkında gerekli değişiklikler yapılacak.

Söz konusu tarihsel tahrifatta bulunan, Türk Milleti'ni galeyana getiren, tüm olayların mesuliyetini taşıyan moderatörün görevden alınıp alınmayacağının hep birlikte tek elden ve yürekten takipçisi olmamz gerekiyor.

Bunun haricinde bu açıklamanın yapılmasını sağlayan, bu hususta emek verip haklı protestolarını ve itirazlarını yapan herkesi, her bir Türk gencini yürekten kutluyorum. Bunu ben, sen, siz, biz, hepimiz başardık.

r/Kamalizm kurucusu Sherlock_Holmes1

u/Charming_Offer_663 — 21 days ago
▲ 216 r/WorldPanorama+3 crossposts

HOI4 Atatürk profil resimli kullanıcıların Discord sunucusundan banlanmaları ve r/Kamalizm olarak tepkimiz.

https://steamcommunity.com/app/394360/discussions/0/592942202593781386/

"Unesco Resolution on the Atatürk Centennial (1981)

Whether the Armenian claims are true or not is not relevant to topic, but branding Atatürk as a controversial figure, so the arguments for banning Turkish users from the official Discord server, is simply an ignorance behaviour for not knowing history.

Unesco declared the year 1981 "Atatürk Year" for the whole world.

Here is the official decleration Letter:

**"Convinced that personalities who worked for understanding and cooperation between nations and international peace will be examples for future generations,**

**"Recalling that the hundredth anniversaryof the birth of Mustafa Kemal Atatürk, founder of the Turkish Republic, will be celebrated in 1981,**

**"Knowing that he was an exceptional reformer in all fields relevant to the competence of UNESCO,**

**"Recognizing in particular that he was the leader of the first struggle given against colonialism and imperialism,**

**"Recalling that he was the remarkable promoter of the sense of understanding between peoples and durable peace between the nations of the world and that he worked all his life for the development of harmony and cooperation between peoples without distinction of color, religion and race,**

**"It is decided that UNESCO should colloborate in 1981 with the Turkish Government on both intellectual and technical plans for an international colloquium with the aim of acquainting the world with the various aspects of the personality and deeds of Atatürk whose objective was to promote world peace, international understanding and respect for human rights."**

Source:

Danforth, Sandra C., and Frank Tachau. “SCHOLARLY MEETINGS HELD IN COMMEMORATION OF THE ATATURK CENTENNIAL.” *Middle East Studies Association Bulletin*, vol. 16, no. 2, 1982, pp. 1–13. *JSTOR*, [www.jstor.org/stable/23057674\](http://www.jstor.org/stable/23057674).

So there is no doubt that some Discord moderators are trying to create some kind of correlation between the Armenian claims and Atatürk simply to hide their hatred towards Atatürk for whatever reason. Atatürk is and never was a controversial figure from the beginning. On that matter, the Discord moderator, who banned Turkish users for simply using Atatürk pictures in their profiles, has to give up his position as a moderator for showing such a shamless and insolent attitude towards Turks and and to the founding father of Turkey.

Sincerely"

Saygılar

u/Charming_Offer_663 — 22 days ago
▲ 21 r/Kamalizm+1 crossposts

İktisat Tarihi Korelasyonu: 1997 Asya Krizi - 2001 Türkiye Krizi - IMF Programları zararı

Bu husus iktisat alanında değil genel tarih flairi altında incelemek istiyorum zira tarihsel korelasyon mevcut. Tarihsel korelasyon bulunduğu için tarihin içerisinde iktisadi özerkliğin nasıl yitirilebildiğini başlıktaki örnekle açıklamak istiyorum.

ABD'li Joseph E. Stiglitz nobel ödüllü bir ekonomi profesörü. Kendisi IMF'i (International Monetary Fond) uluslararası kreditörleri temsil eden kurum olarak tanımlıyor. Bu ifadeyi oldukça negatif bir anlamda kullanıp IMF'in siyasi egemenlik bakımından gelişmiş büyük devletlerin ve onların neoliberalist ideolojideki serbest piyasa savunucusu kapitalistlerin kontrolünde olduğunu ima ediyor.

Mesela eserinde verdiği örnek aslında Türkiye'de gerçekleşmiş olayların da bir yansıması. Ancak önce kendisinin örneğine dönelim. Stiglitz eserinde diyor ki, 1980-1990'larda Asya ülkelerinin normalde borçlanmaya ihtiyaç duymadıklarını çünkü iktisadi büyümenin oldukça sürdürülebilir bir şekilde doğal olarak gerçekleştiğini anlatıyor. Ancak IMF ve ABD tam da bu noktada Asya ülkelerinin liderlerine, Asya'daki şirketlerin batılı yabancı bankalardan herhangi bir kısıtlama olmadan borçlanabilmesi için, baskı yapıyor ve sonucunda da söz konusu isteği belli başlı yöntemlerle dayatıyordu.

Asya ülkelerinin genelinde özellikle 60-80 arası dönemde sermaye kontrolleri vs. olur. Güney Koreli iktisatçı Ha Joon Chang'ın belirttiği gibi Güney Kore'de örneğin ithal sigara bulundurmak, ülkeden döviz çıkarmak dahi suç idi. Lakin işte bu 80'ler neoliberalleşme dönemine gelince sermaye kontrolü gibi regulasyonlar ya azaldı ya da tamamıyla kaldırıldı. Buna finansal liberalizasyon ismi verildi. İşte Asya'da olan buydu. Asya'daki şirketler herhangi bir kısıtlama olmadan batılı bankalardan kredi çektiler, belli başlı dış yatırımlar aldılar kısacası çok büyük sermaye girişi oldu. Ve dediğim gibi bu süreç oldukça kontrolsüz ilerlerdi, regulasyonlar gevşekti, kontrol mekanizmaları zayıf idi.

1997'de Asya Krizi oldu, Stiglitz'in de eserinde belirttiği gibi, sermaye bu tarz kriz ortamlarından nefret eder, haliyle Asya'da olan da buydu sermaye Asya ülkelerinden çıktı. Bu sefer ise IMF ve ABD Hazinesi krizden etkilenen devletlere ne önerdi? Stiglıtz'in yazdığı gibi krizden etkilenen devletlerin devlet mallarını özelleştirmesi, kamu mallarını satışa çıkarmasını. Peki böyle bir durumda bu özelleştirmelere kimler konar? Doğru bildiniz, gelişmiş batılı devletler / çok uluslu şirketler.

Türkiye'deki süreç nasıldı? Hadi bankalar üzerinden ilerleyelim. 1980'lere kadar Türkiye'de sadece 4 yabancı banka faaliyet göstermekteydi. Ancak 24 Ocak 1980 kararlarından ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra gerçekleşen neoliberalist finansal liberalizasyon sonucunda çok hızlı çekilde 90'larda yabancı banka sayısı 22'ye yükseldi. Nitekim bu süreç boyunca Türkiye regülasyonları zayıflattığından dolayı birçok yabancı yatırım ülkemize geldi, çok büyük bir döviz girdisi oldu ve özelleştirmeler dönemi başladı. Tarım sektöründe vs. devlet sübvansyolarının kesilmesi veya sanayi sektöründe herhangi ciddiye alınacak bir büyüme gerçekleşmediği vb. hususlar bu yazımızın konusu değil. Ancak askeri darbenin büyük amaçlarından birinin 24 Ocak kararlarını uygulatmak olduğu ise aşikar.

Nitekim 2001 yılında likidite (nakit) krizi ortaya çıktı. Büyük bir iktisadi kriz meydana geldi. Asya'da olduğu gibi yabancı bankaların neredeyse tamamı ülkemizi terketti. 2000-2005 yılları arasında 20 civarında seyreden yabancı banka sayısı 4-5'e düştü. 1980'den beridir finansal liberalizasyon döneminde borç vermek için sıraya girmiş yabancı sermaye kriz döneminde aynı hızla kısaca çekilmiştir. İşte tam böyle bir dönemde Asya ülkelerinde olduğu gibi IMF devreye girdi. Kemal Derviş önderliğinde IMF tarafından likidite krizini daha da ağırlaştıracak bir kemer sıkma politikası dayatıldı. Bu politikanın sonucu ne oldu? IMF Türkiye'ye sıcak para gelmesini sağlamacak amacıyla devletin egemenliğini azaltacak özelleştirme politikaları dayattı. Hani şu yalan söylenir: "İkitdarın ilk 4-5 yılı çok iyiydi, sıcak para geliyordu her şey yolunda idi". Aslında hiçbir şey yolunda değildi, çünkü Türkiye üreterek değil, belirttiğim gibi devletin egemenliğini ciddi oranda azaltarak her şey yolunda izlenimi veriyordu. 1980'den itibaren devam eden özelleştirme furyasının kısaca ikinci ayağıydı.

Sonuç itibariyle gerek Asya'da gerek Türkiye'de olduğu gibi yabancı şirketler, yabancı bankalar ve tabiki yabancı devletler böylece hem sermaye içeriye doğru akarken kazançlar sağladılar, gerek sermaye çıkarken de özelleştirme yoluyla kazançlarını arttırdılar. Kaybedenler ise her iki durumda da Asya devletleri ve Türkiye oldu. IMF ile yapılan iktisadi antlaşmalar (borç antlaşmaları) sadece iktisadi antlaşmalar değil, aynı zamanda da çerçeve bakımından siyasi antlaşmalardır, çünkü uluslararası kreditörler size borç verirken aynı zamanda teşvik beklerler, kimse kimseye bedavaya borç vermez. IMF programı dediğimiz olgu aslında ödün verilecek siyasi-iktisadi-sosyal menfaatlerin birer listesinden başka bir şey değildir.

Finansal liberalizasyon henüz kalkınacak ülkelerde uygulanamaz. Uygulanırsa iktisadi kriz sarmalına yakalanır veya daimi bir şekilde gelişmekte olan ülke (aslında gelişmemiş, biraz polyanacılık yapılarak gelişmekte denir) olarak kalırsın. Liberal iktisadiyat teorisi (bırakınız yapsınlar, devlet ekonomiye müdahale etmesin, sübvansiyonlar kaldırılırsın, regülasyon en aza indirilsin vb.) gelişmekte olan ülkelere uygulanamaz zira kalkınma döneminde liberal iktisadiyat teorisini uygulayıp gelişen tek bir gelişmiş devlet yoktur.

Saygılar

Kaynakça

Öztürk, Ş., Nas, F., & İçöz, E. (2008). 24 OCAK KARARLARI, NEO-LİBERAL POLİTİKALAR VE TÜRKİYE TARIMI. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2, 15-32.

Stiglitz, J. (2021). Eşitsizliğin Bedeli: Bugünün Bölünmüş Toplumu Geleceğimizi Nasıl Tehlikeye Atıyor ?. İletişim Yayınları.

Turgut, A. (2006). FİNANSAL KRİZLERDE IMF’NİN ROLÜ VE ÖNEMİ: 1997 ASYA VE 2000 - 2001 TÜRKİYE KRİZLERİ. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2006(1), 1-14.

reddit.com
u/Charming_Offer_663 — 25 days ago
▲ 56 r/GercekTurkey+2 crossposts

Lozan Antlaşması'ndan şikayet edip Lozan Antlaşması'na sarılmak

Dün 14 Eylül'dü. Yunanistan Devleti'nin Türkler'in Rumlar'a (sözde) soykırım yaptığını kabul ettiği gün. Bu söz konusu günün anılması istinaden de Yunanistan Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yayınladı. Açıklama şuydu:

>Yunanistan bugün, 14 Eylül'de, Yunan Parlamentosu tarafından kabul edilen Küçük Asya (Anadolu) Rum Soykırımı Ulusal Anma Günü'nü anıyor.Küçük Asya Helenizmi, Eylül 1922'deki İzmir Felaketi (Büyük İzmir Yangını) ile trajik bir zirveye ulaşarak, yüzyıllar süren varlığının ardından ata topraklarından şiddet yoluyla sökülüp atıldı.Tarihsel hafızayı canlı tutmak, hayatını kaybedenlere veya yerinden edilenlere ve aynı zamanda gelecek nesillere karşı bir borçtur.Tarih ne zaman aşımına uğrar ne de tahrif edilebilir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı söz konusu açıklamalara yönelik bir karşı bildiri yayınladı. Söz konusu bildiri:

>Yunan makamlarının, Yunanistan’ın Anadolu’yu işgal ve istila çabasında olduğu döneme dair mesnetsiz açıklamalarını reddediyor, Yunan yetkilileri ciddiyete ve aklıselime davet ediyoruz. Bu vesileyle, Yunanistan’ın bu dönemde Anadolu’da sivil halka karşı toplu katliamlar ve yıkımlar gerçekleştirdiğini, söz konusu suçları ve tazminat ödemeyi Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesi uyarınca kabul ettiğini hatırlatıyoruz.

Sırf karşı bildiri tabi yetmez, ancak dikkat çekmek istediğim husus söz konusu bildiride Lozan Antlaşması'nın 59. maddesine gönderme yapılması. Lozan Antlaşması'nın 59.Maddesinin hükmü şu şekilde:

>Yunanistan, Anadolu'da, savaş yasalarına aykırı olarak, Yunan ordusu ya da Yunan yönetiminin eylemleriyle işlenmiş zararları onarma yükümünü kabul eder. Öte yandan, Türkiye, Yunanistan'ın, savaşın uzamasından ve savaş sonuçlarından doğan mali durumunu dikkate alarak, onarımlar karşılığı olarak, Yunan Hükümetine karşı yöneltebileceği her türlü zarar-giderim isteminden kesinlikle vazgeçer.

Peki bu hükümle birlikte Yunanistan Devleti neyi kabul etmiş oluyor? Savaş yasalarına aykırı olarak Anadolu topraklarında bulunduklarını ve bulundukları süre boyunca işlenmiş zararları onarmayı kabul edilyor. Lozan Antlaşması sayesinde hukuki çerçevede Yunanistan Devleti'nin hukuka aykırı olarak Türk topraklarını işgal ettiği tescil ediliyor bunun sonucunda da tazminata mahkum ediliyor.

Hani Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti için "hezimet" idi, hani Lozan Antlaşması "100 yıllık" idi, geldiğimiz noktada işte bu yalanları dile getirenler köşeye sıkışınca Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusu olan Lozan Antlaşması'na tutunuyor.

Söz konusu 14 Eylül de İzmir Yangını'nın yaşandığı gün (14 Eylül 1922). Sayfamızca yangının Türkler tarafından değil, ayrılıkçı-etnofaşist olan Ermeniler tarafından çıkartıldığını sayfamızca da ortaya koymuştuk. Konu hakkındaki söz konusu yazılarımız için: İzmir Yangını'nı Türker Çıkardı İftirası - I ve İzmir Yangını'nı Türkler Çıkardı İftirası - II okuyablirsiniz.

Saygılar

Kaynakça

Meray, S.L. (2002) Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar-Belgeler (8. cilt). İstanbul: YKY.

The Greek Herald (2026) Greece and Turkey clash over remembrance of Asia minor Greek genocide, The Greek Herald. Available at: https://greekherald.com.au/news/greece-and-turkey-clash-over-remembrance-of-asia-minor-greek-genocide/

No: 179, 14 eylül 2026, Yunanistan’da 14 eylül 2026 Tarihinde Yapılan Açıklamalar HK. / T.C. Dışişleri Bakanlığı. Available at: https://www.mfa.gov.tr/no_-179_-yunanistan-da-14-eylul-2026-tarihinde-yapilan-aciklamalar-hk.tr.mfa

u/Charming_Offer_663 — 1 month ago
▲ 205 r/GercekTurkey+4 crossposts

1930-1938 arası yapılan belli başlı millileştirme girişimleri: Yabancı - ayrıcalıklı şirketleri ve kurumları millileştiren Türkiye'den, halkın vergisiyle yapılan köprüleri özelleştiren Türkiye'ye.

24 Ocak 1980 kararlarından itibaren tarım ve sanayi alanında yapılan özelleştirmelerden sonra 2010'lar ortası ile artık Türkiye'nin altyapı varlıkları dahi özelleştirilecek duruma getirilmiştir. Gerek IMF politikaları ve gerek 1980 ekolü neoliberalist iktidarı politikası Türkiye'nin iktisadi sahadaki devlet egemenliğini küçültmekle kalmamış, Türk milletinin %90'nın fakirleşmesine yol açmış ve orta sınıf dediğimiz kavramı ortadan kaldırımıştır.

Bu yetmemiş en önemlisi, Türkiye'nin iktisadi bağımsızlığı Osmanlı Devleti'nde olduğu gibi tamamıyla yitirilmiştir. Bu durumdan çıkar sağlayan ve böylece de fayda gören ise iktidara yakın şirketler ve iş adamları olmuştur, zira onlar TL ile değil, ihracat yaparak işlerini döviz ile gördükleri için zenginliklerine zenginlik katmışlar ve böylece zenginin daha zengin, orta sınıfın fakirleştiği ve fakirin de daha da yoksullaştığı bir sistemin oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Velhasıl yıllardan beridir zaten yeni bir kapitülasyon düzeninde yaşıyorduk, boğaz köprüsünün dahi özelleştirilebileceği ortamda yabancı şirketlerin, çok uluslu şirketlerin, yabancı ülkelerin elde edebilecekleri maddi geliri ve bu tarz antlaşmalardan doğan uluslararası arenadaki yaptırım gücünü siz hayal edin. Milletin vergisiyle yapılan köprüyü özelleştirip onun işletimini başka bir kişiye, devlete, şirkete vermek milletin çift ödeme yapması demektir. Çift dediğime de bakmayın, süreklilik arz eden bir durum kira öder gibi... Nitekim en önemli soruyu soralım: Savaş esnasında kullanım ve işletim haklarını alan çok uluslu şirket, yabancı devlet vb. sana o yolları, köprüleri kullandırır mı? Şayet zorla kullandık, antlaşma gereği uluslararası ticari - hukuki mahkemelerde davası dahi görülebilir. Bu yapılanlar Türkiye'nin yitirilen iktisadi ve siyasi bağımsızlığına sadece tüy dikmektir.

Resmin Kaynağı: Sinan Meydan, https://x.com/SMEYDAN/status/2096933300061302850

Saygılar

u/Charming_Offer_663 — 1 month ago

Resmi Gazetede yayımlanan 4.09.2026 tarihli daha fazla otoyolun özelleştirilmesi hususu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

u/Charming_Offer_663 — 1 month ago
▲ 141 r/AteistTurk+1 crossposts

26 Ağustos 1922: Büyük Taaruz'un başlangıcının yıldönümü kutlu olsun

Türk Milleti'nin 300 yıl süren gerilemesini durduracak olan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu bilfiil teyit eden, Türkleri avrupalıların soykırımından koruyacak olan Büyük Taaruz'un başlangıcının yıldönümünü kutluyoruz.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere emeği geçen tüm askerlerimize minnetarlığımızı ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Saygılar

u/Charming_Offer_663 — 2 months ago
▲ 331 r/AteistTurk+4 crossposts

Atatürk'ten Milli Eğitim Bakanı Tekin'e Cevap: KURTULUŞ SAVAŞI.

Fazla söze gerek yok: Milli Mücadele evet, ancak savaşımızın adı Ulusal Kurtuluş Savaşı. Sizler tarihten silineceksiniz, lakin Türkiye Cumhuriyeti ve Ulusal Kurtuluş Savaşımız Dünya Tarihinden asla silinmeyecek.

Saygılar

u/Charming_Offer_663 — 3 months ago

15 Mayıs 1919 - İzmir emperyalistlerce İşgal edildi ve Türk Milleti Atatürk önderliğinde uyandı.

u/Charming_Offer_663 — 5 months ago