r/KesisimselFeministler

60% of Gen Z men have agreed that "feminism has gone too far and is discriminatory towards men" — wow.
▲ 2.9k r/KesisimselFeministler+1 crossposts

60% of Gen Z men have agreed that "feminism has gone too far and is discriminatory towards men" — wow.

It seems that our men of youth have been becoming more and more overtly sexist and hostile towards women in the premise that they are consuming harmful pornographic media, "manosphere" ideologies, and incel radicalization that makes these vulnerable, lonely, young men believe feminism has indeed gone too far and is now used as a means to oppress men.

[EDIT: Please take note that the surveys only consist of a specific pool participant and not actual global or scientific statistics that should be taken as hard facts. The 60% shown in the title is only said to be derived from 20,000 something participants. Still, blatant sexist hostility has been becoming more and more rampant with the newer generation. As for the entire population of boys and men who uphold such misogynistic beliefs is currently unknown.

Furthermore this discussion's intention isn't to generalize Gen Z men, but to show how young men, even those who subsist of these sample pools are being taken advantaged of and lured into spaces meant to dehumanize everyone in a predatory manner.]

Some findings I found interesting are:

- Gen Z and Millennials are more likely to agree that a man who stays home to look after his children is less of a man (25%, 27% respectively) than Gen X (20%) and Baby Boomers (11%).

And..

- Roughly 40% of teenage boys aged 13 to 17 agreed with the assertion that women routinely lie about domestic and sexual violence.

Which leads me to question what has been inciting these young boys to be so actively hostile and distrustful towards women? What are your thoughts on this newly birthed victimhood mindset as a knee-jerk response to progressive feminism?

Personally I believe it's because the patriarchal system, which promised them the world as a man, no longer serves them and is now crumbling compared to the very oppressive eras these boys revere. They seem to externalize pain a lot; blaming women for their own sense of entitlement and "failure" as a man — of which consists of a highly toxic and rigid manhood meant to dominate. Additionally it is also true that for men, it may be harder to find a safety net, emotional support, and help that they may need to de-radicalize themselves to start working on themselves.

It seems that young women have rapidly become more progressive, while young men have plateaued or swung conservative. Weird.

ipsos.com
u/Least-Spinach5163 — 8 hours ago

Post Paylaşımları Hakkında

Merhaba!

İlk öncelikle topluluğumuza duyduğunuz ilgi ve son bir gün içinde yapılan paylaşımlardan dolayı teşekkür ederiz!

Gelen bazı kişilerin pinlenmiş postumuzu okumadıkların ve topluluğun amacına hizmet etmeyen ya da kalitesine uymayan postlar paylaştıklarını fark ettik. Gerek topluluğumuzun vizyonunu anlamanız açısından gerekse izin verilen post türlerini bilmeniz için bu postu okumanız çok önemli, o yüzden okumadıysanız lütfen okuyun.

Özellikle izin verilmeyen post paylaşımlarının neler olduğunu bir kere daha hatırlatmak isterim. Kısa soru, aşırı subjektif dil, bir kaç cümleden oluşan düşük eforlu, çok kısa ve bağlamsız analizleri içeren postlar silinecektir.

Belki bazılarınız daha günübirlik, kısa ve sohbet tarzı paylaşımlar yapmak istiyorsunuz. Bu gibi postların topluluk vizyonuna uymadığı yönündeyiz ve izin verirsek, bir süre sonra yapılan postların kalitesinin düşeceğine inanıyoruz. Ama topluluk olarak daha gündelik sohbet edebileceğimiz bir alana ihtiyaç duyduğumuzun da farkındayız. Bu yüzden de topluluğumuz adına Reddit üzerinden bir sohbet grubu oluşturmaya karar verdik. Kısa süre sonra bununla alakalı bir post paylaşacağız, beklemede kalın.

Şimdilik bu kadar. Eğer postlarla alakalı bir sorunuz ya da öneriniz varsa yorum olarak yazabilirsiniz 🫶🏻

reddit.com
u/Least-Spinach5163 — 17 hours ago

The Consequences of Feminism-Alice guy Blache

Tarihin ilk kadın yönetmenlerinden biri olan ve aynı zaman da ilk feminist niteliği ile öne çıkan, toplumsal cinsiyet normlarını eleştirici, tam tersine çevirici ve alt-üst edici, satirik bir perspektifen değerlendiren öncülerden biridir.

Bu filmde ise zaten toplumsal cinsiyet normlarını alt üst eden, eve içi emeği ve çocuk bakıcılığını erkeğe devreden ve böyle bir sunuşla kendini gösteren eleştirel bir niteliğe sahiptir. Ben zamanına göre ve zamanının koşullarının gerici erkek egemen yapısına göre bir kadın olarak bu tür bir film çekmenin, toplumsal cinsiyet normlarını alt üst edip eleştirici bir karşıtlıkla cevap vermenin çok ileri ve devrimsel olduğunu düşünüyorum.

Yönetmenimiz Alice Guy-Blaché sadece eleştirici ve satirik bir yöntem ile bir yönetmen olduğu da söylenemez, aynı zaman da sinemada kurmaca/anlatı akımının öncü isimlerinden, hatta bu akımın ilk kadın yönetmeni niteliğine sahip bir ismidir.

filmi merak edenler için buraya bırakıyorum

u/Silver-Might-4630 — 17 hours ago

Namus ve “Kirletilen Kadınlık”

Özel mülkiyetin gelişimi kurumsal olarak devleti açığa çıkarmıştır. Mülkiyetin miras yoluyla babadan oğula geçmesini güvence altına alan ve dolayısıyla kadının cinselliğinin denetiminin erkeğe verildiği tek eşli aile, kurumsallaşmış, yasalara geçirilmiş ve devlet güvencesine kavuşturulmuştur.
Engels, “Mülkiyetin çekirdeği, ilk biçimi, kadının erkeğin kölesi olduğu ailede doğdu” belirlemesini yapmaktadır.

Kadın bedeninin ve cinselliğinin aile, eğitim, hukuk, tıp, dil, din gibi toplumsal kurumlar aracılığıyla sürekli denetime tabi tutulması ataerkil toplumsal yapının özünü oluşturur. Ataerkil toplumsal yapı, kadının erkeğe bağımlılığını ve aralarındaki eşitsiz ilişkiyi sistematik olarak destekler. Bu egemenlik sistemi, şiddet kullanımı ya da tehdidi ile ayakta tutulur ve güçlendirilir. Temel kurum aile, toplumsal yapının denetim ve sürekliliğinin güvencesidir.
Kadının cinselliği ve doğurganlığı üzerinde denetim kurmanın en yaygın biçimi evliliktir. Tek eşli aile biçimi, özel mülkiyetin korunması ve devri ihtiyacından açığa çıkmıştır. Orta Çağ’da güçlenmiş ve kurumsallaşmıştır. Bu evlilik biçimi eş aldatma ve kadın bedeninin alınıp satılması ile tamamlanmıştır. Tek eşli aile ile kadın, anayanlı toplumda var olan cinsel özgürlüğünden yoksunlaştırılmış, erkek ise bu özgürlüğünü yitirmemiştir. Anayanlı toplumda iş bölümünü belirleyen kadının doğurganlığı, ataerkil toplumsal yapıyla binlerce yıldır süren esaretinin nedenine dönüşmüştür.

Engels, aile kavramının gelişim sürecini şöyle tariflemektedir: “Familia sözcüğü, Romalılarda başlangıçta evli eşlerle, çocuklar için değil, yalnızca köleler için kullanılmıştır. Famulus, ev kölesi demektir. Familia da bir erkeğe ait kölelerin tümüdür. Daha Gayus zamanında Familia, vasiyetname ile bırakılıyordu. Deyim Romalılar tarafından, başında bulunan kişinin, kadın, çocuk, erkek ve belirli sayıda köleyi Romalı babalık erki altına aldığı, hepsinin üzerinde öldürme, yaşatma hakkı bulunan yeni bir toplumsal yapıyı örgütlemek için türetilmiştir.”
Ataerkil aile, yazılı tarihin olduğu gibi, kadının kölelik tarihinin de başlangıcıdır. Ataerkil toplumsal yapı, kadının bedeni, emeği ve kimliği üzerinde erkeğe sınırsız bir denetim alanı oluşturmuştur. Erkek, toplumsal yapının üretimine, kadın ise erkeğin yeniden üretimine adanmıştır. Kadın, toplumsal, kamusal alandan dışlanıp; özel alan olarak nitelendirilen eve hapsedilmiştir. Kadını kamusal alandan dışlayan
anlayış, onu tarihsel olarak da görünmez kılmıştır.

Ataerkil toplumsal yapıyla filizlenen ‘namus’

‘Namus’ feodalizme, gericiliğe, geleneksel yaşama ait bir kavramdır. Namus, ’namos’dan gelir. ‘Namos’un kelime anlamı, iktidar, kural, kanun demektir. Ataerkil toplum ve buna dayalı uygarlık tarafından, sınırsız kullanım aracı olarak kadına uygulanan erkek egemenliğinin, tartışılması yasak bir tabusuna dönüştürülerek ‘töre’ olgusuna bağlanmıştır. Töre, toplumca benimsenmiş, kabullenilmiş yazılı olmayan kanunlar olarak kabul edilir. Töre adıyla kadına uygulanan tüm şiddet biçimleri meşrulaştırılır.
‘Namus’ kadını kontrol altında tutan erkek egemen kültürel bir normdur. Namus kadın açısından, itaat etmek, boyun eğmektir. Kadının köleleştirilmesi, yerleşik ahlak, gelenek ve göreneklerle güvencelendirilir.

Ahlak, temel olarak kadın üzerinde baskı kurma ve erkek egemenliğini inşa aracı olarak evrenseldir.
Ataerkil toplumsal yapıda, cinsellik bir iktidar alanıdır. İlk iktidarını kadın üzerinden gerçekleştiren ‘erk’ anlayışı; kadının cinselliğini sürekli olarak denetim altında tutar. Kadına yüklenen misyon, erkeğin cinsel arzularının tatmini, çocuk doğurma ve büyütme görevidir. Kadın cinselliği üzerindeki denetim, evlilik kurumu aracılığıyla babadan kocaya devredilir. Bir erkeği sevmek, onun “malı” olmakla eşdeğerdir.
Namus, erkek açısından denetimindeki kadınların cinselliği üzerinden denetim kurma yönündeki sorumluluklarının bütünüdür. Kadın açısından ise, yalnızca kendi cinselliği ile bağlantılıdır.
Ataerkil ailede, kadının cinsel bir obje olarak görülmesi, onun ‘namuslu’ veya ‘namussuz’ olarak ifadelendirilmesine neden olmuştur. ‘Namusu koruma’ adına gerçekleşen her türlü eylem ve anlayış toplumsal olarak meşru görülür. Bu durum kadını daha fazla iradesizleştirmiş ve erkeğe daha fazla bağımlı hale gelmesinin yolunu açmıştır.
Yazılı tarihle birlikte, namus gerekçesiyle öldürülen kadınlara ilişkin kanunlar da oluşmuştur. Her uygarlık farklı kanunlarla kadını öldürmüştür. Namus adına öldürülen kadınlara ilişkin tarihteki ilk bulgulara M.Ö 1700 yıllarında rastlanmaktadır.

Namusa adanan ‘kutsal’ bakireler

Bekaret olgusu, kadın cinselliği ve bedeninin dönemsel bir denetim aracıdır. Bekaret de tıpkı namus gibi ataerkil toplumsal yapının yaratımıdır. Bekaret ve namus birbirinden ayrılmaz bir bütünün iki parçasıdır. Bin yıllardır ataerkil sistemde toplumsal bakımdan düzenleyici bir ilke olarak kullanılmıştır. Bekaretin simgesi olan himen (kızlık zarı) 16. yüzyıla kadar bilinmiyordu.

Bekaret, Latince ‘kız’ ya da ‘evlenmemiş kadın’ anlamına gelen virgo sözcüğünden gelmektedir. Bekaret olgusu ve kavramı dilimize Arapça bir terim olarak girmiş ve yerleşmiştir. Kızlık; saflık, temizlik, masumiyet eş anlamlarıyla kullanılır.
Bekaret, ataerkil toplumsal yapının sihirli anahtarıdır. Mülkiyetin devrinde, babalığın tespitinin garantisidir. Gelinle birlikte erkeğe verilen çeyizin en önemli parçasıdır. Erkeğin sahip olduğu ve evlilik sürecinde tüketeceği bir maldır. Bekâretini kaybeden kadının, kendi kişiliğine olan erişimi üzerindeki hakimiyeti kaybolur. Erkek açısından, kendi cinsi bakımından sahibine verilinceye kadar korunması zorunlu ve ahlaki anlamlar yüklenmiş bakirlik*****söz konusu dahi değildir. Erkek sahip olurken, kadına sahip olunur.
Tarih boyunca kadının bekâreti ‘kutsanırken’, onu kaybetme zamanı da ‘kutsal’ bir dönüşüm, adanmışlık anı kabul edilir. Bekâretin tanımı, kadının tüm ömrünün sınırlarının belirlenip, denetlenmesiyle eşdeğerdir. Bekâretin ataerkil toplumsal yapının köklerinden aldığı biçim, toplumsal namus algısıyla derinleşerek gelişimini sürdürür.

Babil Uygarlığında hüküm süren Hammurabi ve Asur kanunlarında, kadının bekâreti tüm aileye, daha doğru bir ifadeyle ailenin erkeklerine aittir. Töreye göre, eşleri tarafından zina ve büyücülükle suçlanan kadınlar suçsuzluklarının ispatı için, din ve devlet adamlarının huzurunda yüksekten bir nehre atlamak zorundaydı, inanışa göre, nehir tanrısı suçluları boğarak cezalandırıyor, suçsuz kadınlara dokunmuyordu.
Mezopotamya’da da benzer bir uygulamaya rastlanır. Tecavüze uğrayan kadın, tecavüzcüsü ile birlikte Dicle ve Fırat’a atılmıştır.

Eski Roma’da ‘aile reisi’ne, başka bir ilişkisi olan eşini ve evlilik dışı ilişki yaşayan kızını öldürme hakkı kanuni olarak tanınmıştır. Aynı zamanda, kadın bedeninin satılması fiili olanın ötesinde yasal olarak düzenlenmiş, 32 bin kadın bu alanda çalıştırılmış ve bedenini satan kadınlara ilk çalışma belgesi de yine bu devlet tarafından verilmiştir.

Meksika’da M.Ö 150-MS 1521 yılları arasında egemen olan Aztek kültüründe, bir kadının evlilik dışı ilişki yaşamasının ya da başka bir erkekle ilişkisinin cezası taşlanarak öldürülmekti. Cezanın uygulanmasının tek şartı ilk taşın eş ya da baba tarafından atılmasıydı.
Yine çarpıcı bir uygulamaya M.Ö 1532-1200 yılları arasında Amerika ve Peru’da rastlanır. Evlilik dışı ilişki de bulunan kadın, elleri ve ayakları bağlanarak açlığa mahkûm ediliyordu. Erkek, eşinin başkasıyla ilişkisini görür ya da şüphelenirse öldürme hakkına sahiptir. Asıl çarpıcı olan, aynı gerekçeyle eşini öldüren kadının, ölüm cezasına çarptırılmasıdır. Kadın ölünceye dek ayaklarından asılırdı.

Hindistan’da ise, çocuk doğurmayan kadının eşi tarafından namus adına öldürülmesi söz konusudur. Ki, Hindu kadınları, 21. yüzyıla girerken, eşleri öldükten sonra diri diri yakılmaktadır. Gerekçe, kadının erkekten önce ölmemesidir.

En korkunç uygulama ise, bugün de varlığını koruyan ‘kadın sünneti’dir. Bu uygulamaya “şeytani güdülerden kadının uzak tutulması” iddiasıyla gidilmiştir. İki biçimde uygulanmaktadır. Kadının idrarını yapabileceği çok küçük bir açıklık bırakılarak vajina girişi dikilmekte; ya da cinsel ilişkide uyarılmayı ve orgazmı sağlayan klitorisi büyük ölçüde kesilmektedir. Dikilen bölge, evlilik sonrası ilk gece girilen cinsel ilişkide erkek tarafından tam bir işkenceyle zorlanarak yırtılmaktadır. Kadının cinsel organının “kadın sünneti” adı altında sakatlanarak kontrol altında tutulması kölecilikten başlar ve Orta Çağ’da özellikle de Doğu toplumlarında yaygınlaşarak devam eder. Keza, Orta Çağ Avrupası’nda kadın sünneti yaygın bir uygulama olmamakla birlikte kadın cinselliği “bekaret kemeri” uygulamasıyla denetlenir. Orta Çağ’da sömürgeci, yağmacı savaşların sık yaşanması ve uzun sürmesi şövalyelerin ya da toprak sahiplerinin uzun süre evlerinden uzak kalması anlamına geliyordu. Aristokrat sınıfın erkekleri bu süre zarfında kadınlara “bekaret kemeri” takarak denetliyordu. “Bekaret kemeri”yle kadının cinsel ilişki yaşaması tamamıyla olanaksız hale getirilirken namus da bu şekilde korunuyordu!

Kadın bedeninin tüm bu vahşi yöntemlerle kontrol altında tutulması tüm sınıflı toplumlarda uygulanmıştır. “Namusun korunması” aynı zamanda kadının sistematik olarak köleliğinin katmerlenmesi ve erkek iktidarının süreklileştirilmesidir.

Geleceğe hazırlanan “cici kızlar”

Erkek egemenliği topluma öylesine nüfuz ettirilir ki, kadınlar kendi köleliklerinin yeniden üreticisi haline getirilirler. Tek eşli ailede erkek egemen sistemin öğreticisine dönüştürülürler.
Kadının yapısı ve kökenine değin öğretilerin yaygın karakteri, cinselliğe yüklenen her türlü kötülüğün kadından geldiği görüşüdür. Hesiodos’un Antik Yunan mitolojisinde dünyaya gelen ilk kadın olduğu belirtilen Pandora’ya dair tanımı şöyledir: “Bulutlarda gümbürdeyen Zeus yarattı baş belası olarak kadınlar soyunu ölümlü insanlara. O kadınlar ki, kötülüktür işleri, iyiliğe karşı kötülük sağladı onlara.”
Erkek egemen sistem, tüm kurumlarıyla kadının karşısındadır. Henüz bebekken kız çocukları “cici”, erkek çocukları “aslan” olur. Kadın, ev içi alanda tanımlanır ve “yuvayı yapan dişi kuştur” deyimiyle anlamlandırılır. Erkek ise, “baba evin direği, mutlu etmek ereği” deyimiyle özdeştir.
Henüz çocuk yaşta kız çocuklarına sunulan kadın modeli, cinselliği metalaşmış, becerisi ev içi alanla sınırlı, sessiz, entelektüel kapasiteden yoksun, itaatkâr ve ‘namusuna’ yani bekaretine düşkün kadın modelidir.

Ataerkil toplumsal yapının kimlik özelliklerinde kadın; “duygusal, ayrıntıcı, yardımsever, barışçı, hayalperest, iyi bir anne, iyi bir eş, namuslu, fedakâr, korunmaya muhtaç, dedikoducu”dur. Erkek ise; “zeki, mantıklı, yönetici, güçlü, koruyucu, aile reisi, soyun devam ettiricisi, komutan, savaşçı, sorumluluk sahibi”dir.
Erkek insan, kadın erkeği yapan insandır. Ama kadının erkeği yapma fonksiyonu ataerkil toplumsal düzende ona insani düzeyde bir ayrıcalık kazandırmaz. Aksine kadının “erkeği yapma” etkinliği, erkeğe hizmet ve sorgulamasız bağımlılıktan müteşekkildir. Ona kuşaktan kuşağa değişik biçimlerde öğretilen budur.
Öğretilmiş kadın kimliği, bebeklikten itibaren uygulanmaya sokulur. Kadının kimliksizleştirilmesi ve erkeğe bağımlılığı her aşamada bilinçli olarak örgütlenir. İtaatsiz bulunduğu hallerde ise şiddetin farklı biçimleri devreye sokulur. Şiddet, bu öğretme ve hatırlatmanın bir parçasıdır.

Ritüellerle sergilenen ‘namus’

Kadının köleleştirilmesi toplumsal ritüellerde de yansımasını bulur. Bu ritüeller, toplumsal olarak yaratılan namusun izdüşümleri olduğu gibi; kadına sürekli olarak sorumluluklarının hatırlatılmasının da araçlarıdır.

Yaşamı boyunca evlilik aracılığıyla bir erkeğe sunulmak üzere hazırlanan kadın, evleneceği kişinin belirlenmesiyle ilk sınava tabi tutulur. Özellikle kadının kiminle evleneceği ilan edilir. Bu ilanın aracı, yapılan törenle takılan ‘yüzük’ tür. Yüzük değişimi, kadının erkeğe boyun eğişinin ve bağımlılığının simgesidir. Yüzük, bir gelenek olarak ilk eski Roma devletinde ortaya çıkmıştır. Geline, erkeğe bağlanışının işareti olarak, erkek tarafından demir bir yüzük verilirdi. Daha sonra bu yüzük altına dönüşmüş ve karşılıklı bağlılık simgesi olarak alınıp verilmiştir. Ancak bu bağlılık, dün olduğu gibi bugün de erkek açısından geçersizdir. Kadına takılan yüzük, her an kime ait olduğunu hatırlatır. Öyle ki, yüzüğü çıkarması ya da unutup takmaması nedeniyle şiddet gören kadınların sayısı azımsanmayacak düzeydedir.

İkinci aşama, kadının evlendiği aşamadır. Evlilik töreninde kullanılan her şeyin toplumsal olarak bir anlamı vardır. Beyaz gelinlik, saflığın, temizliğin simgesidir. Evlilik ritüelindeki gelinlik simgesini süsleyen ve esas ‘anlamlı’ olan ise üzerine takılan kan kırmızısı “bekâret kemeri”dir. Bununla da yetinilmeyip, bekâreti görsel olarak yücelten duvak kullanılır. Kadına “bekâret kemeri”ni takan ise, evlendiği güne değin ‘namusunu koruyan’ baba ya da erkek kardeşi olur.
Kadın, tüm bunlardan sonra toplum nezdinde aklanmış olmaz. Kendisini bekâretinin bozulacağı ve ‘namuslu’ ilan edileceği gerdek, zifaf gecesi beklemektedir. Gecenin kadın açısından sonucu, yatağa serilen beyaz çarşafa bulaşacak kan ile belgelenecektir. Kadın, ya çarşafa bıraktığı kan iziyle “bekâret kemeri”nin hakkını verecektir ya da ölümle yüz yüze gelecektir. Bu gelenek öylesine yerleşik hale getirilmiştir ki; kimi kadınların kanlı çarşafları bir ömür sakladıkları bilinmektedir. Böylelikle erkeğe bir çeyiz olarak sunulan bekâret; tescillenerek çeyiz sandığında ‘ölümsüz’ kılınmaktadır.

Ataerkil toplumsal düzen, bin yıllardır “namus” adı altında uyguladığı erkek egemen kültürel normlarla kadının yaşamını kuşatmaktadır. Bugün erkek egemen sistemin koyduğu kurallara uymayan kadınlar dünyanın her yerinde en vahşi yöntemlerle katledilmektedir. Erkek egemen kapitalist devletin cinsel politikası gereği katiller korunmakta, teşvik edilmekte ve erkek tahakkümünün devamı sağlanmaktadır. Din, hukuk, eğitim sistemi de buna göre şekillenmekte ve kadının bedeni, cinselliği baskı altına alınmaktadır. Kadınların “namus” gerekçesiyle yakılmasının, kurşunlara hedef olmasının ya da diri diri toprağa gömülmesinin temelinde ataerkil sistemin tüm toplumsal yapının hücrelerine sinmesi vardır. Erkek egemen sistem kadınlara sistematik olarak politik bir baskı uygular. Bu bakımdan, kadının kurtuluş savaşımında “namus” adı altında uygulanan tüm kurallara karşı mücadele önem kazanır. Namus olgusuyla kadınların beyinlerinde yaratılan prangayı kırmak ve yaşamın her alanında erkek egemenliğinin bu politik, ideolojik baskısına karşı mücadele yürütmek özel bir yerde durur.

u/Silver-Might-4630 — 1 day ago
▲ 34 r/KesisimselFeministler+2 crossposts

Dünyanın En Eski Önyargısı - Kadından Nefretin Evrensel Tarihi (Kitap Önerisi)

https://preview.redd.it/dd8dinzyw7kh1.png?width=566&format=png&auto=webp&s=ce612f36933b16809b4295f47796fca5adcb3076

>"Hastalığının ve tedavisinin zayıf düşürdüğü dönemde bile, dikkatini projesine o kadar vermişti ki, hastanede yatarken bir yandan da kitabının en son baskı düzeltmelerini yapmayı sürdürüyordu."

-Jenny Holland

"Mizojini insanlığın yarısının insanlıktan çıkartılmasıdır." diyor Jack Holland.

Kadınlara karşı olan ön yargının Antik Yunan'dan başlayarak günümüze uzanan tarihini olaylar, sanat eserleri ve kültürel eserler üzerinde durarak ele alıyor.

Kadınlar yalnızca aşağılamayla değil yüceltme yoluyla da insanlıktan çıkarılabiliyor Holland'a göre. Günümüzde kadınların "görevlerinin" -örneğin anneliğin- yüceltilmesiyle bunu yapıldığını sık sık görüyoruz.

Ona göre Aristo'yla Platon'un mizojinin "bilimsel temelini" sağlamış ve böylece onlardan etkilenenler aracılığıyla mizojinin yayılmasına katkıda bulunmuştur.

Kitap yalnızca kurban olan kadınları göstermekle kalmıyor aynı zamanda haklarını arayan protestolar düzenleyen kadınların ta Roma'dan beri var olduğunu gözler önüne seriyor.

>"Özgürlüklerini ilerletmek için daha da şoke edici şekilde Romalı kadınlar, sokağa çıkarak kamusal müdahele geleneklerini genişletmişlerdir. Tarihin kadınlarca örgütlenen ilk kamusal protesto hareketini başlatmışlardır."

Daha detaylı bir değerlendirme için buraya bakabilirsiniz: Kadın Araştırmaları Dergisi

Başka bir tanıtım yazısı: Evrim Ağacı

reddit.com
u/EncryptedBazaar — 1 day ago

Kadınlar, diğer kadınların üzerinde tahakküm kurmak amacıyla ırklarının ve sınıflarının gücünü kullandığı müddetçe feminist " kız kardeşlik" hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmez. 📚Kitap önerisi:Bell Hooks - Feminizm Herkes İçindir

Akademik, ağır bir dili yok. Aksine herkesin rahatlıkla anlayabileceği, açık ve sade bir anlatımı var. Feminizmi karmaşık teorilerden çıkarıp günlük hayatın içinden anlatıyor. Konuya uzak olanlar için bile oldukça akıcı Ve anlaşılır bir başlangıç kitabı.

u/thelastfairytopian — 1 day ago

Sub bütün feminist arkadaşlara hayırlı olsun💜

Umarım burada hepimiz güzelce bilgi alışverişinde bulunuruz. Moderatörlerden ricamdır lütfen troller konusunda çok hasass olun ve hemen banlayın sub mahvolmasın.💜🔮

u/thelastfairytopian — 2 days ago

r/KesisimselFeministler Topluluğuna Hoş Geldiniz!

Türkçe konuşan/Türkiye'de yaşayan feministler olarak, Reddit üzerinde aktif ve kaliteli bir feminist topluluğun eksikliğini uzun süredir hissediyorduk. Benim bu topluluğu kurmama ilham olan, geçen sene uzun süren bir bekleyişin ardından sosyal medyanın en erkek egemen alanlarından biri olan Reddit içerisinde, Türkiye'deki kadınları bir araya getiren ve onlara güvenli bir alan sunan r/pedlesme & r/pedhub topluluklarının kurulması oldu. Bu toplulukların asıl amacı feminizm ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği olmasa da, marjinalleşmiş ve dezavantajlı grupların kurdukları güvenli alanların zamanla karşı-hegemonik bir direniş alanına evrildiğini görebiliriz. Gerçekten de bu iki topluluk, zaman içerisinde kadınların patriyarkiye karşı öfkesini ve mağduriyetini paylaşabildiği bir alana dönüştü. Bundan ilham alarak, tamamen feminist direncimizi ve isyanımızı temel alan, kapsayıcı ve öğretici bir feminist topluluk kurmaya karar verdim.

Topluluğumuza kimler üye olabilir?

Herhangi bir yaş veya cinsiyet sınırlamamız yoktur. Tek kural, kaliteli ve kaynaklı içerikler paylaşan kesişimsel bir feminist olmanızdır.

Kimler üye olamaz?

Daha önce bahsettiğim gibi, Reddit üzerinde, özellikle Türkiye sunucularında var olan erkek egemenliği, gerek alanlarımızın işgal edilmesiyle gerekse bitmek bilmeyen tacizlerle hepimizin tecrübe ettiği bir gerçek. Bu sebepten dolayı, topluluğumuzun üyelerine sağladığı güvenli alanı korumak ve gereksiz münakaşalardan kaçınmak için kendini kesişimsel feminist olarak tanımlamayanların üye olamayacağının, post paylaşamayacağının ve yorum yapamayacağının altını çizmek isterim.

Saygı ve mantık çerçevesinde yapılan tartışmalara neden yer vermiyorsunuz diye sorulduğunu duyar gibiyim. Burada da şunu belirtmek isterim: Bu kararımın arkasında, fikirlerimize meydan okunmasına karşı olan korkumuz değil; bu uygulama üzerinde kendi subjektif gerçekliğini objektif bir olguymuş gibi sunan, hayatında bir tane feminist kitabı açıp okumamış, safsata yapmadan bir konuyu tartışamayan ve temel mantık yetisi olmayan kadın düşmanı erkeklerin acizliği vardır. Bu yüzden de alanımızı işgal edip “sadece bir soru sormak ya da fikrini belirtmek için” yorum bırakan, kavga çıkarmaya çalışan, kadınları ve azınlıkları taciz eden ve nefret söyleminde bulunan kişiler uyarılmadan banlanacaktır.

Aynı şekilde kendisine feminist diyen ama öfkesini ve bilgisini erkek hegemonyasına, burjuvaziye ve patriyarkiye değil de azınlıklara karşı ayrımcılık yapmak için kullanan, ağzından mülteci ve Kürt kelimelerini düşürmeyen "feminist" hemcinslerime sesleniyorum. Topluluk adındaki KAPSAYICI kelimesine rağmen buraya gelip dışlayıcı fikirlerinizi paylaşmanıza tahammülümüz yoktur. Irkçı, homofobik, transfobik söylemlerin yanı sıra "feminen erkek", "maskülen kadın", "dişil enerji", "prenses erkek" gibi biyolojik-özcü söylemlere de yer vermediğimizi hatırlatmak isterim.

Ne Gibi Postlar Paylaşılabilir?

Şimdi, gelelim paylaşabileceğiniz içerik türlerine. Daha önce bahsettiğim gibi, topluluğumuz akademik ve öğretici olmayı hedeflemektedir. Feminist bireylere özgürce paylaşım yapabilecekleri güvenli bir alan yaratmak istesek de, topluluk amacını ve post kalitesini korumak adına kişisel ve subjektif paylaşımlara izin vermeyeceğiz.

Aşağıda izin verilen paylaşım türlerini görebilirsiniz.

  1. Toplumsal cinsiyet haberleri
  2. Feminizm ile alakalı makaleler, araştırma yazıları ve kitaplardan alıntılar
  3. Kitap, film, dizilerin feminist, queer, emek ve beden politikaları gibi bağlamlarda incelendiği postlar
  4. Feminist teori temel alınarak yazdığınız akademik yazılar
  5. Günlük hayatta toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair yaptığınız gözlemler (tamamen subjektif olmasın, kaynakça ve bağlam sunmaya özen gösterin lütfen).
  6. Kadın sanatçıları, akademisyenleri, aktivistleri, bilim insanlarını ve sporcuları paylaşarak başarılarını duyurma/destek olma postları
  7. Kadın anatomisi, cinsellik, menstrüasyon, hormon tedavisi, cinsiyet uyum süreçleri hakkında doğru bilinen yanlışlar, eğitimsel amaçlı paylaşımlar
  8. Dayanışma Postları*

*Dayanışma postları, erkek şiddetine maruz kalan, tacize uğrayan, tehdit edilen, finansal olarak zorluk yaşayan, bulunduğu yerden kaçmak isteyen kadınların maddi ve manevi olarak yardım çağrısında bulunabileceği postlardır. Bu postlar genel ilişki tavsiyesi sormak için değildir.

Paylaşımlarımız şimdilik bunlarla sınırlıdır. Topluluğumuzu geliştirmek için fikir ve önerileriniz olursa iletişime geçebilirsiniz.

Bu kadar! Eğer üye olmak için gerekli şartları sağladığına inanıyorsan, sen de artık r/KesisimselFeministler topluluğunun bir parçasısın. Aramıza hoş geldin!

reddit.com
u/Least-Spinach5163 — 3 days ago