r/kibeleSalon

Image 1 — Jigsaw kintsugi repair
Image 2 — Jigsaw kintsugi repair
Image 3 — Jigsaw kintsugi repair
Image 4 — Jigsaw kintsugi repair
Image 5 — Jigsaw kintsugi repair
Image 6 — Jigsaw kintsugi repair
Image 7 — Jigsaw kintsugi repair
Image 8 — Jigsaw kintsugi repair
Image 9 — Jigsaw kintsugi repair
Image 10 — Jigsaw kintsugi repair
🔥 Hot ▲ 6.6k r/kibeleSalon+3 crossposts

Jigsaw kintsugi repair

I had two jigsaw puzzles that I finished over 25 years ago when I was a kid which were then stored. I wanted to frame them but I realized that in those many years a couple pieces went missing. Needed some way to repair them and remembered that there is this concept of making the broken parts more noticeable in order to make them pretty. I had no previous knowledge on how to achieve this so I had to figure out things every step of the way.

  1. Got this cardboard binder board material (not from the u.s but this is a thick cardboard[more than 2mm thick]). But when cutting it the border of the piece became frayed which looked awful. So I had an idea, drenching this cardboard piece in some glue I had laying around. It wasn't Elmer's glue since it was trans lucid, just a random glue. The piece was inside a small bag in order to not use much glue. After a day in there I removed it, put it between two sheets of plastic and put weight on top. Getting it out and turning it over every day or so. I wanted it to be dry and not warped at all. This made the material really hard and the borders do not become frayed when cut.
  2. I drew the shape of the missing piece on top and then used a coping saw(this saw uses a thin wire in order to cut as much excess material as possible). As you can see on the first image that is how much material I managed to remove. Then with some small files(also in the first image) I painstakingly filed the remaining excess. Checking from time to time if the new piece fit witch each of its neighbours.
  3. Once it fit perfectly well I had to fix the next problem. The piece was too thick. When filing the piece, it being thick prevented me from bending it. But once the shape is fine I sanded down the piece, at first with a more abrasive one and then with a really soft sandpaper to make it as soft and as flat as possible. I cant give you numbers because the numbering system might be quite different from what it is used in other parts of the world. Once the thickness was good, filing the borders of the piece to make it like other pieces was necessary. I didn't like a piece that had really harsh edges. I am not sure if I am explaining this last part correctly.
  4. I used some special glue used for gluing gold foil. Added a thin layer of it trying to make sure it was as even as possible. Then waiting until it was tacky to the touch and applied a bit of the gold foil. With a really soft brush I removed the excess gold foil until it was as in the picture. I let it dry for a couple of hours. Was that necessary? Not sure but after such a detailed process I could afford the wait.
  5. Finally I added some transparent lacquer to the piece. Used some painters tape to hold the piece inside a shoe box and sprayed a layer on top of it. I might have used a bit more than I expected(it was my first time doing something like that). Why a shoe box? Because after applying the lacquer I could close the box to prevent dust from settling on it. I might have applied two coats of it.
  6. I ended up with a perfectly matching piece and the puzzle was complete at last. I repeated this for 2 more pieces and then got the puzzles framed and are now in my family's home.

I don't think I have ever seen someone doing something like this before. What I was wondering is what should I have done if there were more pieces missing in an area. Should I have made multiple puzzle pieces or should I have made a single mega piece? I can see arguments for both options. I felt at peace once the puzzles were complete and was incredibly glad and proud with the result.

I hope you find this weird little repair interesting. :3

u/idillogia — 1 day ago
▲ 181 r/kibeleSalon+1 crossposts

1901 Pen and Ink Drawings

Found behind religious prints inside old frames in my first house. Walter B. MacMillan 1901 ETA: these appear to be Charles Gibson prints with Macmillan maybe being the publisher

u/ToastedSimian — 4 days ago

Geleneksel Japon tahta oyuncak bebekleri - Kokeshi

Bu sadece baş ve gövdeden oluşan oyuncak bebekleri belki Japonya ile ilgili kültürel imgelerin arasında görmüş olabilirsiniz. Veya yüz bir yerden tanıdık geliyor olabilir, özellikle de Nintendo oynarken Mii avatarlarına mı benziyor(Evet, oradan esinlenmişler.)? İşte onların bir adı da var, Kokeshi!

Bu bebeklerin hikayesi yaklaşık 200 yıl önce başlamış, Japonya'nın dağlık ve kaplıcalarıyla ünlü Tohoku bölgesinde ahşap ustaları, kaplıcalara gelen turistlere satmak için bu oyuncakları yapmaya başlamışlar. Zamanla bu iş bir gelenek haline gelmiş. Ustalar bebekleri sakura(kiraz ağacı) ağacı başta olmak üzere değişik ağaçlardan torna makinesinde şekillendirmiş, ardından üzerlerini kırmızı, siyah ve sarı boyalarla minik çiçekler ve kimono desenleriyle süslemişler. Yüz ifadelerini kendileri çizmişler, ve her ifadenin ve süslemenin ustanın ruhunu ve duygularını yansıttığını ifade etmişler. Yani her bir Kokeshi, tamamen el yapımı ve tek! Tabii bunlar geleneksel Kokeshi'ler için geçerli, bugün fabrikasyon olarak da benzer teknikler ile üretilen Kokeshi'ler var, fakat bunlar da aynı gelenekleri günümüze taşıyor, benzer teknikler ile yine ustalar tarafından tasarlanıyor, bir noktada imzaları var.

Geleneksel olan Kokeshi'ler, yapıldıkları bölgeye göre farklı özellikler taşıyorlar. Genellikle bir bölgede birkaç türü üretiliyor, başka bölgelerde ise yapılmıyor. Tür (ve bölgelerine) göre:

Naruko (Miyagi): Yuvarlak başı ve çizgili gövdesiyle ünlüdür; genellikle krizantem desenleri içerir. Bebeğin başı döndürüldüğünde kendine has "gıcırtılı" bir ses çıkarır.

Togatta (Miyagi): İnce bir gövde, detaylı yüz hatları ve orantılı olarak daha büyük bir baş ile karakterizedir; genellikle başın tepesinde canlı kırmızı çiçek desenleri bulunur.

Tsuchiyu (Fukuşima): Biraz daha kalın bir gövdeye, sade ve zarif desenlere sahiptir; sıklıkla canlı kırmızı renk şeritleri barındırır.

Yajiro (Miyagi): Baş ve gövde üzerine boyanmış renkli halkalardan tanınır; genellikle daha sade bir tasarıma sahiptir.

Sakunami (Miyagi): Küçük omuzlu ve uzun, konik gövdeli, tutması kolay, sıklıkla krizantem desenli ince bir bebektir.

Kijiyama (Akita): Ahşap renginin doğal güzelliğini minimum süslemeyle ön plana çıkaran, uzun, ince, sade ve rustik bir gövdeye sahiptir. Küt saç kesimi ve erik çiçeği/krizantem desenleriyle karakterizedir.

Nanbu (İwate): Genellikle gevşek bir şekilde tutturulmuş başı sayesinde hareket ettirildiğinde vuruntu sesi çıkarır. Başlangıçta ahşap gövde yalın bırakılır, desenler sonradan eklenirdi.

Tsugaru (Aomori): Baş ve gövde tek bir ahşap parçasından yapılır; genellikle şakayık veya Nebuta motifleri gibi desenlerle süslenir.

Zao-Takayu (Yamagata): Togatta tarzından etkilenmiştir; büyük başı ve güçlü, stilize desenleriyle dikkat çeker.

Hijiori (Yamagata): Naruko ve Togatta tarzlarını yansıtır ancak hilal şeklindeki gözleriyle belirgin farklı özelliklere sahiptir.

Yamagata (Yamagata): Genellikle erik çiçeği, krizantem veya aspir (Yamagata Prefektürünün resmi çiçeği) desenleriyle süslenir.

Kokeshi bebeklerini özel kılan sadece eski olmaları değil, aynı zamanda taşıdıkları güzel anlamlar. Eski zamanlarda Japonlar, bu bebeklerin evleri ve çocukları kötü şanstan koruduğuna, hatta bereket getirdiğine inanırlarmış. Yeni doğan bebeklere sağlıklı bir ömür dilerken hediye edilen Kokeshi'ler, evlere neşe ve huzur getirmesi için baş köşeye konurmuş.

Günümüzde en çok hediyelik eşya olarak görülmekle beraber hala oyuncak ve süs olarak kullanılmaktalar. Hatta koleksiyoncuları ve meraklıları da bir o kadar fazla! Bence de çok tatlılar, insanın koleksiyoncu olası geliyor...

Kaynak:

https://www.japan.travel/en/ph/special-features/kokeshi-dolls/

https://en.wikipedia.org/wiki/Kokeshi

youtube.com
u/Geldingmustang — 4 days ago
▲ 68 r/kibeleSalon+1 crossposts

18. yüzyılda günümüz ekran bağımlılığının karşılığı: Okuma Çılgınlığı (Lesesucht)

Bir zamanlar kitap okumak, bugün bilgisayar veya akıllı telefonlar ile vakit öldürmek ile çok benzer görülmüş!

Matbaanın ilk yaygınlaştığı dönemi izleyen birkaç yüzyılda, yüksek miktarda yazılı materyalin geniş kitlelere ulaşımının maliyeti de düşüyor, bu da artmış arzı ve tüketimi getiriyor. O zamanlar okumak, sadece belirli seçkinlerin(din görevlileri ve zenginler) çoğunlukla dini veya belirli temel metinleri, genellikle de tekrar tekrar okuması anlamına geliyordu. Üretimdeki bu değişim paradigmayı da değiştirdi: Eğitimsiz ve okumayı bilmeyen kesim haricinde toplumun neredeyse tamamı, bir kez okuduğu metni bir daha okumaya gerek duymadan yenisine geçebilecek durumdaydı.

Okuma çılgınlığı veya ateşi(Lesesucht), 18. yüzyıl sonları-19. yüzyıl başlarında, Avrupa'da en çok bugünkü Almanya ve çevresinde gözlenmiş bir fenomendi. Bu durumun kurbanları ise en çok kadınlar ve ardından eğitim dönemindeki gençlerdi. Gerekçe olarak erkeklerin günün büyük kısmını çalışarak geçirirken, bu popülasyonların daha fazla "boş" zamanı olması gösterilmiş! Tabii burada özellikle evlilik sonrası eve adeta hapis olmuş kadının rolünü de düşünmek lazım, bazı şeyleri deneyimlemek, öğrenmek, o fiziki hapisten dışarı çıkabilmenin yolu bu kitaplarmış... Okuma çılgınlığı kurbanları diyorum, çünkü okumadaki artışın ilk yılları bu durum hoş görülürken, ilerleyen dönemlerde kendilerini aydın olarak niteleyen kesim, bunu aşağılayıcı anlamda çok kullanmış, okumanın amacı olması gerektiğini, amaçsızca ve zaman geçirmek için yapılan okumaların ise korkunç şeyler olduğunu savunmuş!

Bu arada okunan kitaplara dikkat etmek gerekir: Bazıları gerçekten basma kalıp ve sadece okuyucuya tüketim amaçlı satılan kurgu kitaplarıyken(Bugün süpermarkette kasa yanında bulunanlardan!), çılgınca okunan kitaplar arasında bugün klasik saydığımız Goethe gibi isimler de bulunuyor. Hatta "Genç Werther'in Acıları" kitabı gençleri intihara teşvik etmekle bile suçlanıyor! Kitaplar o kadar çoğalıyor ki kolay taşınmaları için boyutları küçülüp, cep kitapları popülerleşiyor(Taschenbuch).

İlerleyen yıllarda yine dönemin aydın olarak nitelendirilen kişileri, özellikle gençleri bu illetten kurtarmak için yolu en azından neyi okumaları gerektiğine karar vermekte buluyor. Eğitimciler bazı listeler oluşturuyor, "Klasik" niteliğindeki eserler belirleniyor. Bu klasiklerin eğitim sürecinde okunması, diğerlerindense bu kitapların seçilmesi, iyi davranış ve ahlakı pekiştirmesi nedeniyle teşvik ediliyor. 100 temel eser formatı çok da orijinal bir fikir değil sanırım... Zaten yüz yıl içerisinde kuşaklar değişiyor, okumaya bakış açısı değişiyor. Bazı kitaplar zamana yenik düşüyor, bugün ise bazılarını hala keyifle okuyoruz.

Çoğu kitap ya basit kurgu, ya da kadınların günlük yaşamına yardımcı pratik bilgileri içerir nitelikteydi, hatta yayınevleri bu kitapları "kadın edebiyatı" olarak görüp, biraz da küçümseyici bir gözle bakıyordu. Yine de muhtemelen o gün dünyaya olan bağlantısı erkeklere göre zayıf olan kadınların okuması ve bazı değerli bilgilere de ulaşabilmesi, dünyayı yorumlayabilmesi hem yeni fikirleri ortaya atmalarına, hem de gelecek nesilleri daha nitelikli yetiştirmelerine yardımcı olmuştur diye düşünüyorum.

Bundan 100 yıl sonra da artık binbir türlü içeriğe sahip hayran kurgularını(fanfiction) mı klasikleştiririz, eğitim ve ahlakı besleyen 1000 temel tiktok videosunu mu milli arşive alırız, orasını ancak tarih bilir. Ama mutlaka yeni olan ne varsa bir şekilde gençleri bozacağına(!) eminiz.

Kaynaklar(Çoğu Almanca, bu nedenle çeviri programları umarım beni utandırmaz):

https://voices.uchicago.edu/taschenbucher/taschenbucher/the-professional-writer-lesesucht/

https://de.wikipedia.org/wiki/Lesesucht

https://literaturhaus.ch/fundstuecke/die-lesesucht-der-frauenzimmer/

Tablo: Jean-Honoré Fragonard -La Liseuse (1770)

u/Geldingmustang — 9 days ago

Mate Çayı(Yerba Mate) nedir? Nasıl hazırlanır? Etkileri gerçekten mucizevi midir?

Son günlerde iyi çay ve kahve sever biri olarak yeni uyanık tutan tatlar arayışındayken karşılaştığım bir içecek olan Yerba Mate hakkında bazı okumalarım oldu. Ben de hazır tazeyken bunları not almak ve kanıta dayalı olarak paylaşmak istedim.

Güney Amerika kökenli olan Yerba mate (Ilex paraguariensis), yaprakları geleneksel olarak demlemek için kullanılan bir bitkidir. Özellikle Arjantin, Paraguay, Uruguay ve Brezilya’nın güneyinde önemli bir kültürel yere sahiptir. Mate tüketiminin tarihi, bu bitkinin doğal olarak yetiştiği bölgelerde yaşayan Guarani halkına kadar uzanır. Guaraníler yerba mateyi hem günlük yaşamlarında hem de toplumsal ve geleneksel uygulamalarında kullanmışlardır. 16. yüzyılda bölgeye Avrupa'dan gelen Cizvitler içeceği benimsemiş, yaklaşık 17. yüzyılın sonlarından itibaren yerba mateyi sistematik biçimde yetiştirip ticaretini yapmaya başlamışlardır. Bu nedenle günümüzdeki mate kültürü, yerli Guarani bilgisinin ve Avrupa sömürge dönemindeki üretim ve ticaret ağlarının birleşiminden oluşan uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür. “Yerba mate” adının kökeni de ilginçtir; İspanyolca yerba ile Quechua kökenli mati sözcüğünün birleşiminden türediği ve kabaca “kabaktan yapılan kapta hazırlanan bitki” anlamıyla ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Günümüzde mate, özellikle Uruguay ve Arjantin'de yalnızca bir içecek değil, paylaşma ve sosyalleşmenin sembolü olarak yaşamaya devam etmektedir. Hatta Uruguay ve Arjantin'li futbolcuların turnuva dönemlerinde tüketirken görülmesi ile beraber dünyada da özel bir ilgi de toplamış!

Mate çayı, bildiğimiz klasik demleme tekniklerinden farklı hazırlanır(Gerçi en son kendi uydurduğum basit bir tekniği de vereceğim). Kurutulmuş ve işlenmiş yerba mate yaprakları genellikle mate veya calabaza adı verilen kaba konur ve içecek bombilla adı verilen filtreli metal bir pipet aracılığıyla tüketilir. Geleneksel hazırlamada kabın önemli bir bölümü yerba mate ile doldurulur, yapraklar bir tarafa doğru eğilerek boşluk oluşturulur ve kaynar değil, yaklaşık 65–80 °C sıcaklığındaki su eklenir. Aynı yaprakların üzerine defalarca su ilave edilerek içmeye devam edilir; dolayısıyla geleneksel mate tüketiminde tek bir “fincan” kavramı kahvedeki kadar basit değildir. Yani bir nevi bizim de bazen kalabalıkta çay yetmediğinde demliğe biraz utanarak da olsa yaptığımız bir hareket gibi! Arjantin ve Uruguay’da sıcak suyla hazırlanan mate yaygınken, Paraguay ve Güney Brezilya’da soğuk suyla hazırlanan tereré de önemli bir gelenektir. Mate çoğu zaman bir topluluk içinde bir kişiden diğerine geçirilir; aynı kap ve bombillanın paylaşılması misafirperverliği ve sosyal bağı ifade eder. Tabii hijyenik yönü ne kadar bu tartışılabilir! Bu ritüel, mateyi kahveden ayıran en önemli kültürel özelliklerden biridir: kahve çoğunlukla bireysel olarak tüketilirken mate, özellikle Güney Amerika’da, sohbeti ve birlikte geçirilen zamanı yapılandıran sosyal bir içecektir.

Her ikisinin de uyaran olduğu ve yüksek oranda kafein içeriği düşünüldüğünde, Yerba Mate ile kahve sık sık karşılaştırılır, haklı bir durumdur da... Biyolojik etkileri açısından yerba mate ile kahve arasında hem önemli benzerlikler hem de bazı farklılıklar vardır. Her ikisinin de temel uyarıcı maddesi kafein, bilindiği üzere merkezi sinir sisteminde adenozin reseptörlerini bloke ederek uyanıklık ve dikkat artışına katkıda bulunuyor. Yerba mate ayrıca teobromin, az miktarda teofilin, klorojenik asit türevleri başta olmak üzere polifenoller ve saponinler içerir. Literatürde yaklaşık 150 mL'lik bir mate porsiyonunda 80 mg civarında kafein olduğu söylenmekte, ancak hazırlama yöntemi bu miktarı ciddi biçimde değiştirebilir. Zira soğuk da demlenebiliyor, veya kaç kere aynı yapraklara su ekleniyor gibi değişkenler var. Tipik bir mate infüzyonu tek porsiyon açısından çoğu demlenmiş kahveden biraz daha düşük veya benzer miktarda kafein sağlayabilir(Kahve tiplerinde de çok değişken, ama genelde oran bir fincan kahvenin %75'i civarında çıkıyor). Ancak geleneksel mate aynı yaprakların üzerine tekrar tekrar su eklenerek içildiğinden, toplam tüketilen kafein miktarı tek bir porsiyonun değerinden çok daha yüksek olabilir, geleneksel tüketim sırasında toplam alımın kahveden de fazla olabileceği belirtilmektedir. Bu nedenle “mate kahveden daha az kafein içerir” demek ancak belirli bir porsiyon ve hazırlama yöntemi için anlamlıdır; uzun süre boyunca tekrar tekrar doldurulan geleneksel bir mate, toplam kafein açısından birkaç fincan kahveyle yarışabilir.

Yerba mate, kahve gibi özellikle polifenoller ile saponinlerin oksidatif stres, inflamasyon ve bazı metabolik süreçler üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Araştırmalarda yerba mate tüketimiyle enerji harcaması, yağ oksidasyonu, lipid metabolizması, glukoz metabolizması ve antioksidan kapasite üzerinde olumlu yönde değişiklikler bildirilmiştir. Bunu da çok güzel satış taktiği olarak kullanmaktadırlar, ama dikkat edilmesi gereken hususlar var! Bu sonuçların önemli bir kısmı laboratuvar, hayvan veya küçük ölçekli insan çalışmalarından gelmektedir; dolayısıyla bunları doğrudan “mate kilo verdirir”, “diyabeti önler” veya “kalp hastalıklarını tedavi eder” şeklinde yorumlamak doğru değildir. 2026 tarihli bir derleme, yerba mate konusunda çok sayıda potansiyel biyolojik etki bulunduğunu, ancak sağlık etkilerinin kanıt düzeyinin ve çalışmaların sonuçlarının aynı ölçüde güçlü olmadığını ortaya koymaktadır. Zaten bugüne kadar tıbbi etkiler açısından bir besin ürününün tek başına ve olduğu haliyle mucizevi etkiler göstermesi, görülmüş bir şey de değildir. Tabii yine de metabolizma için uyaran niteliğindeki besinler, etki büyüklüğü çok küçük de olsa iddia edilen etkileri gösterebilir.

Yerba mate hakkında olumlu iddiaların yanında güvenlik ve yan etkiler de dikkate alınmalıdır. Kafein nedeniyle fazla tüketim; kahvede olduğu gibi uykusuzluk, huzursuzluk, anksiyete, çarpıntı, kan basıncında artış ve mide-bağırsak rahatsızlıklarına yol açabilir. Yine de kahveye göre daha az asidik ve daha az kafeinli olduğundan, özellikle mide ve bağırsak sorunlarının daha az görüldüğü anektodal olarak söyleniyor. Bu açıdan mate “kafeinsiz” veya kafeinin yan etkilerinden bağımsız bir alternatif değildir; aksine geleneksel yöntemle uzun süre tüketildiğinde toplam kafein alımı fark edilmeden yükselebilir. En büyük endişe ve tartışma ise odun ateşiyle kurutma ve kavurma sırasında polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi istenmeyen bileşiklerin oluşması veya bulaşımıdır. Özellikle çok sıcak mate tüketimi ile özofagus kanseri arasındaki ilişki uzun süredir araştırılmaktadır ve sıcaklığın önemli bir risk faktörü olabileceğine ilişkin bulgular vardır. Bununla birlikte riskin yalnızca mateye özgü bir bileşenden kaynaklandığını söylemek mümkün değildir; yüksek sıcaklıktaki içeceklerin kendisi de önemli bir faktör olabilir. Öte yandan 2024 tarihli bir çalışmada, sıçanlara 90 gün boyunca yerba mate infüzyonu verilmesinin mide mukozasında belirgin makroskopik veya mikroskopik hasara yol açmadığı gösterilmiş. İnsan verisi ve uzun süreli bir çalışma olmamakla beraber, bize iyi bir fikir verebilir ve esas sorunun sıcağın yarattığı hasar ile olma ihtimalini güçlendirir böyle bir veri...

Yerba mate, güçlü bir kültürel geçmişe sahip, kafein ve polifenoller bakımından zengin, biyolojik olarak ilgi çekici bir içecektir. Pazarlama açısından pompalanan mucize içecek olarak görmek yerine, ölçülü tüketildiğinde beslenme ve kültür açısından ilginç bir kafein kaynağı olarak değerlendirmek bilimsel açıdan daha isabetlidir.

Son olarak da kendi usulümü eklemek isterim. Yaklaşık 200 ml bardak için 1 yemek kaşığı kuru mate yaprağını(Güvenilir bir aktar veya internetten temin edilebilir) French Press içerisine koyuyor(2 bardaklık hazırlıyorum genelde), ardından kaynatıp 3 dk beklettiğim suyu üzerine yavaşça ekliyorum. 8-10 dakikalık bir demleme sonrası servis ediyor ve yaprağa tekrar su eklemiyorum! Uzun yıllar önce calabaza içinde bombilla ile bir kez içtiğim bir içecek olduğu düşünülürse, karşılaştırmak için hafıza faktörünün güvenilmezliğini itiraf etmeliyim. Ama hatırladığım tada göre karşılaştırınca gayet benzer bir tat aldım(Yeşil çaya benzeyen, ama biraz daha yumuşak ve hafif isli bir tat), eğer devam etmek istersem gerçek usulüne uygun setler de edinebilirim.

Deneyenlerin deneyimlerini duymak isterim, deneyecekler için ise afiyet olsun!

Kaynaklar:

Gawron-Gzella A, Chanaj-Kaczmarek J, Cielecka-Piontek J. Yerba Mate—A Long but Current History. Nutrients. 2021; 13(11):3706. https://doi.org/10.3390/nu13113706

Zhang, C., Chen, J., Ruan, S., Wang, Z., & Dai, X. (2026). Yerba mate tea: a critical review on its phytochemicals, health benefits, safety, and food industry applications. Critical Reviews in Food Science and Nutrition, 1–20. https://doi.org/10.1080/10408398.2026.2664049

Villarreal, L., Salvatelli, A., Sanz, N., Lombarte, M., de Luján Corbo, M., Brun, L. R., & Di Loreto, V. E. (2024). Daily yerba mate (Ilex paraguariensis A. St.-Hil.) intake does not affect gastric mucosa of rats. Food and Humanity3, 100440.

u/Geldingmustang — 11 days ago
▲ 91 r/kibeleSalon+1 crossposts

Cumhuriyet'in ilk Türk kadın hekimi: Safiye Ali

Bugün için oldukça yaygın(fakat tabii ki saygın) bir hikayeyi, bundan 100 yıl kadar önce yazmak o kadar kolay değildi. Bu, ilk Türk kadın hekim Safiye Ali'nin hikayesidir.

Safiye Ali, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın doktoru değil, aynı zamanda kadınların eğitim ve çalışma hakkı için verdiği mücadelenin simgelerinden biridir. Onun başarısını daha iyi anlayabilmek için yaşadığı dönemin şartlarını bilmek gerekir. 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nde tıp eğitimi veren okullar yalnızca erkek öğrencileri kabul ediyordu. Kadınların hekimlik yapmasına engel bulunmadığı yönünde karar alınmış olsa da, tıp fakültelerinin kapıları kadınlara açılmamıştı. Bu nedenle doktor olmak isteyen genç kadınların tek seçeneği yurt dışında eğitim almaktı. İşte Safiye Ali de bu engellere rağmen hayalinden vazgeçmedi. Beşiktaş Rüştiyesi ve Amerikan Kız Koleji'ndeki eğitiminin ardından Almanya'nın Würzburg Üniversitesi'ne giderek tıp öğrenimine başladı. Dokuz yıl süren eğitimi boyunca savaş nedeniyle ailesiyle bağlantısının kesilmesi gibi zorluklar yaşasa da eğitimini başarıyla tamamladı. 1921 yılında tezini bitirip Berlin'de girdiği sınavı geçerek hekimlik yapma hakkını kazandı, ardından kadın hastalıkları ve çocuk sağlığı alanlarında uzmanlaşarak ülkesine döndü ve Cumhuriyet'in ilk kadın doktoru oldu.

Ne var ki Safiye Ali'nin mücadelesi diplomasını aldıktan sonra da sona ermedi. Erkek egemen bir meslek ortamında kadın bir doktor olarak kabul görmekte zorlandı; toplumun ve meslek çevrelerinin önyargılarıyla karşı karşıya kaldı. Kadın olduğu için hasta bulmakta güçlük çekti, bazı çevreler kadın bir hekime muayene olmayı istemedi. Buna rağmen yılmadan çalışmaya devam etti. Çocuk sağlığı ve kadın hastalıkları alanındaki bilgi birikimini toplum yararına kullanmayı amaçladı; özellikle yoksul çocukların sağlık hizmetlerine ulaşması ve annelerin bilinçlendirilmesi için büyük çaba gösterdi.

Safiye Ali, yaşadığı tüm zorluklara rağmen mesleğini büyük bir özveriyle sürdürdü. Süt Damlası'ndaki çalışmalarıyla anneleri emzirmenin önemi konusunda bilinçlendirdi, çocuk ölümlerini azaltmaya yönelik eğitimler verdi ve koruyucu hekimlik anlayışını yaygınlaştırmaya çalıştı. Uluslararası kongrelerde Türkiye'yi temsil ederek hem ülkesini hem de Türk kadınlarını başarıyla tanıttı. Yalnızca hastaları tedavi etmeyi değil, toplumun sağlık bilincini yükseltmeyi de görev edindi.

Hayatının son yıllarında ise sağlık sorunları ve yaşadığı hayal kırıklıkları nedeniyle yeniden Almanya'ya gitmek zorunda kaldı. Kansere yakalanmasına rağmen hekimlik yapmayı bırakmadı; II. Dünya Savaşı sırasında da sivillere hizmet etmeyi sürdürdü. 1952 yılında Dortmund'da hayatını kaybeden Safiye Ali, geride yalnızca "ilk kadın doktor" unvanını değil, tüm engellere rağmen hayallerinin peşinden giden, cesareti ve topluma adanmış yaşamıyla gelecek nesillere ilham veren güçlü bir miras bıraktı.

Almanya-Dortmund'da resimde de tabelasını eklediğim, 2023 yılında kendi adının verildiği sokağı ziyaret etmek mümkün...

Kaynaklar:

İlk Türk Kadın Hekim Safiye Ali - Suat Çağlayan (2025 İnkılap Kitabevi)

Hot, İ. (2015). Safiye Ali: İlk kadın doktorumuz. Nobel Medicus, 11(1), 100–102.

u/Geldingmustang — 13 days ago