Trans öğretmen linç kampanyasının ardından işini kaybetti: “MEB'in sistematik şiddetinin sonucu ortada yapayalnız bırakıldım”
▲ 130 r/kibeleSalon+1 crossposts

Trans öğretmen linç kampanyasının ardından işini kaybetti: “MEB'in sistematik şiddetinin sonucu ortada yapayalnız bırakıldım”

İktidara yakın medya tarafından hedef gösterilen trans öğretmen Zoe Lila'nın görev yaptığı özel okul, sözleşmesini yenilemedi. Lila, yaşananları KaosGL.org’a anlattı.

LGBTİ+ düşmanı hedef göstermeler, çalışma hakkı ihlallerine bir yenisini daha ekledi. İstanbul Sarıyer'de faaliyet gösteren Özel Açı Ortaokulu'nda İngilizce öğretmeni olarak görev yapan trans öğretmen Zoe Lila'nın iş sözleşmesi, iktidara yakın medya tarafından hedef gösterilmesinin ardından yenilenmedi. Lila, okul yönetiminin velilere yönelik düzenlediği "Cinsel Kimlik Gelişimi" semineri ve öğrencilerle paylaşılan uyum sürecinin hedef gösterilmesinin ardından işten çıkarıldı.

Lila, yaşananları KaosGL.org’a anlattı. 2021 yılının ağustos ayından bu yana okulda görev yaptığını, son iki yıldır ise sınıf rehber öğretmeni olarak çalıştığını belirten Lila, aynı zamanda okulun kapsayıcılık ve sosyal sorumluluk komitelerinde gönüllü çalışmalar yürütüyordu.

Süreci okul yönetimiyle paylaştı

Lila, Haziran 2024'te yasal cinsiyet uyum sürecine başladığını, çok sayıda psikiyatrik ve tıbbi değerlendirme ile hormon tedavisinin ardından ameliyat iznini aldığını anlattı.

Sürecin en başından itibaren okul yönetimini bilgilendirdiğini söyleyen Lila, "2024-2025 eğitim öğretim yılının başında okul yöneticileriyle tüm süreci açıklıkla paylaştım. Hepsi oldukça destekçiydi ve tüm süreçte yanımda olacaklarını ifade ettiler" dedi.

Lila, okul yönetiminin öğrencilerle paylaşım sürecine ilişkin dışarıdan uzman desteği aldığını, kapsayıcılık politikalarının güncellenmesi için çalışmalar yürüttüğünü ve öğrencilerle yapılacak paylaşımın içeriğinin okul yönetimi ile uzmanların önerileri doğrultusunda hazırlandığını söyledi.

"Öğrenciler beklediğimden daha kapsayıcıydı"

11 Haziran'da öğretmenlere, birkaç gün sonra ise yaklaşık 125 öğrencinin bulunduğu altı sınıfa trans olduğunu açıkladığını belirten Lila, öğrencilerin süreci olumlu karşıladığını ifade etti:

"Bir dakikayı geçmeyen kısa bir konuşmaydı. Öğrencilerin tepkileri beklediğimden daha olumlu ve daha kapsayıcıydı. İsim hitabı dışında hayat olağan akışındaydı."

Lila, aynı gün düzenlenen veli seminerinde de süreç hakkında bilgi verildiğini, velilerin büyük bölümünün destekleyici bir tutum sergilediğini belirterek, derslerine umutla devam ettiğini söyledi.

"Tehdit mesajları aldım, kendi evimde güvende değildim”

Sürecin, iktidara yakın medya kuruluşlarında hedef gösterilmesinin ardından değiştiğini anlatan Lila, şunları söyledi:

"Haberleri görüp görmediğimi sormak için dersten çıkarıldım. Haberin yıkıcılığı ve hak ihlallerinin sonrasında öğrencilerle vedalaşmadan okuldan ayrıldım."

Hedef gösterilmesinin ardından çok sayıda destek mesajı aldığını ancak ölüm tehdidiyle de karşı karşıya kaldığını belirten Lila, güvenlik gerekçesiyle kendi evinde dahi kalamadığını ifade etti.

"10-15 kadar veliden destek e-postaları aldım. Görüşmediğim bir akrabam tarafından ölüm tehdidi mesajı aldım. Hafta sonu farklı lokasyonlarda güvenliğimi sağladım. Kendi evimde de güvende değildim."

"Ameliyatımdan bir gün önce sözleşmemin yenilenmeyeceği söylendi"

Lila, ameliyatı öncesinde okul yönetiminin kendisine dinlenmesi için okula gelmemesini önerdiğini, daha sonra çevrimiçi yapılan görüşmede sözleşmesinin yenilenmeyeceğinin bildirildiğini aktardı:

"Genel Müdür ve okul müdürü, ellerinden geleni yaptıklarını ve maalesef sözleşmemi yenilemeyeceklerini söylediler. Ameliyatımdan bir gün önce MEB'in sistematik şiddetinin sonucu ortada yapayalnız bırakıldım. Çalışma hakkım gasp edildi. İnsan hakları ihlalinin yaşayan somut örneği oldum."

"Yarın da eğitimci olacağım"

Yaşadıklarını Milli Eğitim Bakanlığı'nın LGBTİ+ karşıtı politikalarının bir sonucu olarak değerlendiren Lila, "Hak mücadeleme devam edeceğim. Dün de eğitimciydim, bugün de eğitimciyim, yarın da eğitimci olacağım. Devletin 'Aile Yılı' ilanıyla birlikte varoluşum hedef alındı” ifadelerini kullandı.

“Anayasanın açık ihlali”

Lila'nın avukatı Furkan Yurt, müvekkilinin hedef gösterilmesinin ardından iş sözleşmesinin yenilenmemesinin hem ulusal hem de uluslararası hukuk açısından hak ihlali olduğunu belirterek, "Bu fesih kararı ve öncesinde yürütülen dijital linç süreci, hukukun evrensel ilkelerinin, Anayasa'nın ve yürürlükteki mevzuatın açık ihlalidir" dedi.

4857 sayılı İş Kanunu'nun eşit davranma ilkesini düzenleyen 5. maddesine dikkat çeken Yurt, cinsiyet uyum sürecinin bir çalışanın mesleki yeterliliğinin ölçütü olamayacağını vurguladı:

"Müvekkilimizin Türk Medeni Kanunu'nun 40. maddesi uyarınca tamamen hukuki ve tıbbi zeminde yürüttüğü cinsiyet uyum süreci, öğretmenlik liyakatinin ya da mesleki başarısının ölçütü olamaz. Sırf varoluşu ve yasal haklarını kullanmış olması gerekçe gösterilerek iş akdinin feshedilmesi, İş Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca açık bir tazminat sebebidir."

“İşveren linç kültürüne ortak oluyor”

Yurt, eğitim kurumlarının nefret söylemlerine teslim olmak yerine çalışanlarının haklarını korumakla yükümlü olduğunu söyledi.

Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına da işaret eden Yurt, cinsiyet kimliği ve cinsiyet uyum sürecinin özel hayatın gizliliği kapsamında korunduğunu hatırlatarak "Medyanın bunu bir 'skandal' olarak sunması suç teşkil ettiği gibi, işverenin de bu linç kültürüne ortak olarak iş akdini feshetmesi anayasal ihlalin tescilidir” diye konuştu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Christine Goodwin/Birleşik Krallık ve Y.Y./Türkiye kararlarını hatırlatan Yurt, devletlerin transların kimliklerini tanıma, koruma ve ayrımcılığı önleme yükümlülüğü bulunduğunu belirtti. Yurt, "Kişilerin cinsiyet kimlikleri nedeniyle çalışma haklarının ellerinden alınması demokratik bir toplumda asla kabul edilemez" dedi.

Nefret içerikleri hakkında hukuki süreç başlatıldı

Yurt, Zoe Lila'yı hedef gösteren medya organları hakkında erişim engeli ve içeriklerin kaldırılması talebiyle İstanbul Sulh Ceza Hakimliği'ne başvurduklarını, iş sözleşmesini fesheden kurum hakkında da hukuki süreç başlattıklarını açıkladı:

"Zoe Lila yalnız değildir. Eğitim hakkı ve eğitimci olma hakkı, nefret koridorlarında tırpanlanamayacak kadar kutsaldır ve anayasal güvence altındadır."

kaosgl1.org
u/Dyspchordia — 3 hours ago

Uzun uğraşlar, büyük hesaplamalar sonucu otobüste güneş gelen kısıma oturdum. Pişmanım

Oysaki doğru olanı seçtiğimi düşünmüştüm.

reddit.com
u/idillogia — 1 day ago

Hey! This is your mother

TR ÇEVIRI: @LE DAUPHIN: Herkese merhaba. Merak edenler için söyleyeyim; bu videoyu, Charlie Rose’un yıllar içinde bu oyuncularla yaptığı röportajlardan kesitler kullanarak bizzat hazırladım. Bu anların çoğu, Rose’un konuğunu takdim ettiği ve başarılarını sıraladığı bölümlerden oluşuyor; bu yüzden bazen yüzlerindeki o rahatsızlık ifadesini görebiliyorsunuz. Diğer anlarda ise gururlu, mutlu, utangaç, düşünceli ve benzeri hallerini görüyoruz. Videodaki seslendirme Laurie Anderson’a ait; burada özel bir mesaj verme amacı gütmedim, siz kendinize uygun gelen anlamı çıkarabilirsiniz. İnsanlara dokunabilmiş olması beni mutlu ediyor. Eğer favori kadın oyuncunuz videoda yer almıyorsa, ya röportajına ulaşamamışımdır ya da kendisi Rose’un programına hiç konuk olmamıştır. Son olarak, buradaki çeşitlilik eksikliğinin farkındayım; bu benim tercihimden ziyade, genel olarak sektörün bir yansıması. 🤍

Kaynak: Tiktok/@LE DAUPHIN

ENG/

@LE DAUPHIN:Hi everyone. For those asking, I put this edit together myself using clips from Charlie Rose’s interviews with these actors from over the years. Most of these moments are Rose introducing his guest and reading out their achievements, hence sometimes seeing discomfort in their faces. Others are proud, happy, shy, reflective and so on. The audio is by Laurie Anderson, and there’s no intended meaning here, take whatever serves you from it. I’m just happy this has touched people. If your favourite actress isn’t included then I either didn’t get to their interview or they haven’t sat down with Rose for his show. And lastly I am aware of the lack of diversity here, this isn’t by choice, but rather a reflection of the industry at large. 🤍

Source: Tiktok/@LE DAUPHIN

u/idillogia — 3 days ago

Gönüllü Veri Araştırmacılığı-Zooniverse

Merhaba, geçen yaz gönüllülük işi ne yapabilirim diye düşündüğümde karşıma bu gönüllü yapı çıkmıştı. Bu yapı Zooniverse'di.

Zooniverse, insan gücüne dayalı araştırmalar için dünyanın en büyük platformudur. Yeni keşiflere, politika değişikliklerine ve bilimsel yayınlara zemin hazırlamıştır.

Her yaştan ve her kesimden insan katılabilir; doktora derecesi gerekmez; tek ihtiyacınız olan, merak duygusu ve birkaç tıklamadır. Zooniverse projelerindeki en ilgi çekici bulguların birçoğu, gönüllüler ile araştırmacılar arasındaki fikir alışverişleri sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bu fotoğraflar da veri için görsellere bakıp hayvanları seçerken kaydettiğim birkaç görseldi. İlk fotoğrafı siyah-beyaza çevirdim. Çok havalı oldu.

Benim denediğim gönüllülükler kuş sesinden kuş türü bulmak, görsellerden hangi hayvanın kameralara yakalandığını seçmek, hidroloji verileri için çalışmaktı.

u/idillogia — 3 days ago

Züğürt Ağa

filmin en güçlü iletilerinden biri de -ki film birçok kırılma ve alt metin barındırır- hem çözülmekte olan feodal düzende yenilmiş hem de kapitalizmin acımasız çarkları arasında ezilmiş bir ağanın, kendisini “ağa” yapan tüm sembollerini (tabakasını, yüzüğünü, çakmağını ve tespihini) zor durumda kalan kâhyasına vermesidir.

işte bu sahne, "ağalığın" artık boş bir ünvandan ibaret olduğunu; gücün ve otoritenin artık sembolik eşyalardan değil, yeni toplumsal ve ekonomik düzenin gerçek dinamiklerinden doğduğunu gösteren çarpıcı bir sinemasal kırılma anıdır.

ekşisözlük/erlikan

...

züğürt ağa’yı izlerken aslında tek bir adamın çöküşünü değil, çok daha kapsamlı bir toplumsal fay hattının kırılmasını görülür. film, bir dönemi anlatmıyor; bir zihniyetin çözülüşünü ve bir devrin kapanışını kaydediyor. özellikle 60’lardan 80’lere kadar süren iç göç dalgasının, feodal yapının çöküşünün ve modernleşmenin:ya da şehirleşmeninkırsalı ezip geçtiği o tarihsel arka planı düşündüğünde, ağanın yaşadığı şey bireysel hatalar silsilesi değil, birsınıfın kolektif trajedisidir`.

köyün yavaş yavaş boşalması, kimsenin bunu bir protesto havasıyla yapmaması, herkesin sessiz sedasız “gidiyoruz ağa” diyerek kaybolması filmdeki en klas dokunuştur. bunu bugün geriye dönüp bakınca çok tanıdık bir pattern olarak görmek mümkün. anadolu’nun birçok bölgesinde 1950’lerle birlikte başlayan traktörleşmetarımın makineleşmesiköylünün işlevsizleşmesi ve ardından istanbul, ankara, izmir gibi merkezlere doğru başlayan kontrolsüz göç tam olarak filmdeki sahnelerin sosyolojik temelidir. köyün demografik ve ekonomik olarak çözülüşü, kültürel çözülmeyi de beraberinde getiriyor: dayanışma ilişkileri eriyor, otorite figürleri sembolik hâle geliyor, “ağa” dediğin kimliğin içi boşalıyor. buradaki göçün etkilerini görmek için ömer lütfü akad'ın muhteşem üçlemesi olan gelindüğün ve diyet filmlerini de izlemek gerekir.

belki bu noktada, toprak sahibi olarak ağanın üzerine düşen görev parayı har vurup harman savurmaktansa bu makinelleşmeyi yakalamak ve köyde bu devrimi yapmaktı. ancak bunu yapamaması da bir hata değildir çünkü zaten ağanın sahip olduğu topraklar kuraktır ve devlet çoktan bu topraklar için kararını vermiştir. sahip olduğu toprakların akıbeti dünden hazırdır. dolayısıyla bu da ağanın hatası değildir.

ağa karakteri aslında filmin en başından beri çok katmanlı olarak karşımıza çıkıyor. filmin en başında tarihsel olarak gücünü topraktan alan feodal figür iken kente geldikten sonra modern dünyanın kapısında eli kolu bağlanan bir birey oluveriyor. bir zamanlar “sözüm kanun” diyen adamın, şehirde kimse tarafından tanınmaması, aslında kentleşmenin birey üzerinde yarattığı yabancılaşmanın küçük ama etkili bir temsilidir. insan sadece toplumdaki rolü kadar var; rolü bittiğinde kimliğinin kendisi de havada kalıyor. jean-paul sartre, varlık ve hiçlik'te ne diyor: "insan önce vardır, sonra kendini tanımlar. insan kendini ancak yaptığı şeylerle kurar." ağa da kentte yaptığı şeylerle kendini kurmaya başlıyor, bir hayatta kalma mücadelesine girişiyor.

psikolojik olarak da ağa’nın yaşadığı şey basit bir “yoksullaşma” değil, büyük bir kimlik yıkımıdır. köyde kim olduğunu çok iyi biliyor, atı bile kendisini eve taşıyabiliyor; şehirde ise kendini tanımlayacak tek kelimesi yok, trafikte karşıdan karşıya geçemiyor. simgesel sermayesini (saygınlıkotoritegüç) tamamen yitiriyor. bu durum pierre bourdieu’nun anlattığı sermaye türleri üzerinden çok rahat okunabilecek bir durum: ağa ekonomik sermayesini kaybediyor, kültürel sermayesi şehirde karşılık bulmuyor, sosyal sermayesi ise köyün dağılmasıyla yok oluyor. geriye sadece çıplak bir birey kalıyor. ağa’nın sürekli şaşkınlığın sebebi de aslında budur: “ben artık kimim?”

filmdeki toplumsal çözülüşün avrupa ile kıyaslaması da bizi bir yere götürebilir. avrupa’da kırsaldan kente göç 19. yüzyılda başlar. sanayi devrimi kasabaları kentleştirmiş, köylüyü işçiye dönüştürürken belli bir geçiş süreci yaşanmıştı. bu süreç aslında ingiltere'de, almanya'da, fransa'da büyük düşünce insanlarını çıkarmış ve büyük işçi ayaklanmalarına sebep olmuştur. bilen bilir, bismarck almanya'yı birleştirirken komünizmden kaçmak için tüm ülkeyi sosyal güvenlik kavramıyla tanıştırır; dolayısıyla şehirdeki insanlar bir kıraathanede yaşayıp başıboş şekilde dolaşacaklarına çalışmaya teşvik edilirler. kısacası bu süreç sancılı, olumlu olumsuz sonuçları olan 150 yıllık bir hikâyedir. ancak türkiye’de şehirleşme neredeyse bir nesillik aralıkta, çok daha ani ve kontrolsüz bir şekilde gerçekleşti. avrupa’nın bir yüzyıldan fazla sürede sindirdiği değişimi anadolu 30-40 yılda yaşadı. o yüzden züğürt ağa’daki yabancılaşma, avrupa’daki “köylünün kentleşme sancısı”ndan çok daha sert bir kırılma barındırıyor. sehrin disine kurulan gecekondular, gecekonduda yasanan karanlik hayatlar ve insanlarin birey olma cabasina sermayesiz gecisleri turlu turlu hikayeler barindirir. kimi domates satar kimi bicak satar kimi limon satar kimiyse cig kofte satar. aga aslinda herkesin denemeye calistigi isleri dener. bunu yapan insanlar da vardir ve bu insanlar da aslinda gocmustur.

yan karakterleri de bu çöküşün farklı yüzleri gibi. muhtar, düzenin değiştiğini herkesten önce görüyor ama geleneğe olan bağlılığı yüzünden ağaya gerçeği tam söyleyemiyor. gençler, fırsatı şehirde arıyor; yüzlerindeki umutla kaygı karışımı ifade, 80’lerin yeni işçi sınıfının kodlarını taşıyor. kadınlar, ev içi düzenin dağılmasıyla beraber belirsizliğin en büyük yükünü taşıyan grup olarak filmde karşımıza çıkıyor. hepsinin hikâyesi, modernleşmenin kişisel hayatlara nasıl çarpıp geçtiğinin küçük kesitleri gibidir.

ancak daha derin bir karakter olan kekec selman'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor. günün sonunda kekec selman'ın eline geçen köydeki veresiye defteri ve ambarı boşaltma fırsatı, sadece feodal ekonomiye ya da son kalan feodal sermayeye vurulacak darbe değil; aynı zamanda feodal gücün maddi dayanağını da yok etme başarısıdır. aslında kekec selman boşluktan yararlanan parazit bir güçtür. feodal toplumda bir katalizör etkisi gösteriyor ve sermaye düzeni el değiştiriyor. kekec selman kimi zaman bir politikacı kimi zaman bir banker kimi zaman da yozlaşmış bir iş adamı olarak karşımıza çıkabilir. borç üzerinden kurulan köy hiyerarşisi, kekec selman'ın da ittirmesiyle modernleşmeye ya da kentleşmeye gidilen bir patikaya girdiğinde bir anda yok oluyor. şehir kahvehanesinde aslında kekec selman'ın etkisiyle kaybolan bu hiyerarşi, ağa'nın karşısında el pençe durmalarıyla gün yüzüne çıkıyor. züğürt ağa her ne kadar jenerasyonunun son temsilcisi olsa da aga'nin tebaası da kendi jenerasyonunun şehirdeki ilk temsilcisidir. hiçbir suçu olmamalarına rağmen suçlu hissetmeleri ve el pençe durmaları da üzerinde düşünüldüğünde harika bir doku katıyor filme.

ağanın şehre girerken binaların dev gibi gösterilmesi de çok başarılı bir metafor. mimari ölçek, bireyin küçülüşünü yansıtıyor. şehir sadece bir mekân değil, kazan; içine düşeni öğüten bir sistem. ağanın kıyafetleri bile bu aradalığı gösteriyor: köyde ağırlığı olan o çizme/şalvar, şehirde semptom gibi duruyor; ne karakter belirliyor ne de saygınlık sağlıyor.

köyden çıkıp son kez arkasına baktığı o sahne ise filmin duygusal zirvesi. müzik yok. dramatik bir söz yok. sadece sessizlik. her devrim ya da değişim şaşalı bir iz bırakmak zorunda değil; çünkü bazen bir devrin kapanışı, gürültüyle değil sessizlikle anlaşılır. o sessizlikte bir hayattan diğerine geçişin çaresizliği var.

zügürt ağa, bir “ağa düştü” hikâyesi değildir. hatalari olan bir agayi icermez. bir toplumun, bir sınıfın ve bir zihniyetin çözülüşü ve değişimidir. kentleşmenin kırsalı ezip geçtiği, eski rollerin çöktüğü, insanların kimliksizleştiği bir dönemin acı komedisidir. film bitince insanda şu duygu kalıyor: her şeyin hızla değiştiği bir dünyada kimliğimiz gerçekten bize mi ait, yoksa toplumun bizi tanımladığı rollerin bir yansımasından mı ibaret?

ekşisözlük/heinz kamasunta

u/idillogia — 6 days ago

I want to Fly 2026 - Uçmak İstiyorum 2026 - İlker Canikligil

İlker Canikligil 1995'te 35mm olarak çektiği kısa filmi 4K olarak taradı ve yeniledi. Patron hazır bu işe girişmişken filmi 2026 teknolojisiyle yeniden yorumladı. 30 yıl sonra aynı filmi tekrar çekmek mümkün mü? AI ile gerçek ayırt edilebilir mi? Nereye kadar AI kullanmak etik? Eski filmler yeniden bu şekilde yorumlanabilir mi veya yorumlanmalı mı?

youtu.be
u/idillogia — 6 days ago

Küfelik Olmak

'ayakta duramayacak, evin yolunu bulamayacak kadar sarhoş olmak' manasına gelen bir deyimdir.

ulaşımın bu kadar kolay olmadığı, taksinin, metronun, hatta belki yolun bile olmadığı dönemler... bir de üstelik, abiler içiyor içiyor masada sızıyor.

"kalk abicim kapandı, hadi eve" desen, kimi uyanmayacak, kimi küfür edecek, kimi olay çıkaracak.

ama kolayı var. meyhaneci çağırıyor servisleri, herkesi tek tek servisine bindiriyor ve evlerine kadar bıraktırıyor.

işte o dönemin servisleri, sırtlarında küfe ile bu sarhoşları evlerine taşıyan küfeciler oluyor.

o kadar hayırlı bir iş yapıyorlar ki, "küfelik olmak" deyimiyle tarihe geçip, bugün bile bu entry ile hatırlanıyorlar.

hadi hep beraber ruhlarını şad edelim.

eksisozluk/onareddedemeyecegibirteklifyapacagim

u/idillogia — 8 days ago

Kit Sebastian - 'Metropolis' (Official Video)

Kit Sebastian are an Anglo-Turkish Anatolian Neo-psychedelia band consisting of Kit Martin and Merve Erdem. The duo, composed of Kit Martin and Merve Erdem, was formed in London in 2018 after Martin posted an ad on Facebook seeking a Turkish vocalist, to which Erdem responded.

youtu.be
u/idillogia — 10 days ago

Arsen Nişanyan Konuştu: Bu Kavganın 2 Yıllık Geçmişi var | Cansu Şimşek

Sevan Nişanyan'ın röportajını geçenlerde paylaştım. Bu paylaşılmasa eksik olacaktı.

youtu.be
u/idillogia — 10 days ago

Sabatay Sevi ve Selânik Dönmelerinin Suskun Serüveni | Konuk: Cengiz Şişman

Ayrıca konu ilginizi çekiyorsa Suzan Nana Tarablus'un kaleminden çıkma Baba Bize Neden Dönme Diyorlar? Hayatlar, Tanıklıklar, Anılar kitabını öneririm.

youtube.com
u/idillogia — 11 days ago

Sevan Nişanyan Aile Krizini Anlatıyor: Oğullarıyla tartışmanın perde arkası, Şirince, Mal ve Mülk

Şu meseleyi duyanınız var mı? Sevan Nişanyan'ı takip etmiyorum. Ancak Fatih Altaylı ile olan programını, eski eşiyle dışkı meselesini okumuştum. Çok tuhaf olaylar. Valla adamı tanımaya yaşım yetmiyor :D Oğluyla, eski eşiyle bayağı çekişmeye girmişler. Bakalım nasıl çözülecek? Neyse aktüel flairiyle bu gönderiyi paylaşmak istedim.

youtube.com
u/idillogia — 13 days ago

Pandora'nın Merakı - Celal Kadri Kınoğlu | 17 Haziran 2026

Videonun tamamını izlemedim ancak keyifli bir sohbet olmuş.

youtu.be
u/idillogia — 13 days ago