Patronunu öldür
Patronunu öldür
Arabanı gölete sür
Süratli sür
Körleri yücelt
Merkezi ara
Etrafı tara
Kara
Patronunu öldür
Arabanı gölete sür
Süratli sür
Körleri yücelt
Merkezi ara
Etrafı tara
Kara
Hani diyorlar ya, tarih anlatma, hikaye anlatma, felsefe anlatma. Sanki gerçek yaşam bunlardan farklı bir şey. Yani şöyle diyeyim, gerçek yaşamda nefes var, bir de beyin. Eğer beynim geçmişte kalmışsa, geçmişi anlatmam gerek, bu, tarih anlattığım anlamına gelmez, ordayım, ordan konuşuyorum demek.
Kalan şeylere de bakılınca, her şey hikaye. Çok güzel hikaye yazabiliyorum ben mesela, belki yazarım ilerde. Hikaye yazmakla ilgili bir hikayemi anlatacam, hikayeler sub.ine nefis bir hikaye yazdım geçmiş günlerde, hikayemi silince mesaj attım, uygun değil değince ben de midemi bulandırıyorsunuz dedim, güzelce bir ban yedim.
Ama asıl olan, soru, beyinin yapdığı en önemli şey soru işareti. Bence bu soru işareti olmasa daha güzel yaşarız. Ama o da olmuyor ya. Mesela, ben bir yanlış yapdım, bu yanlışı anlayınca geri dönmek istiyorum, kendime soruyorum, ne oldu, nasıl yapdın, belki şimdiki düşüncen de yanlış. Soru yoksa inanç var çünkü.
İnançsa tam bir kalp işi, yürek işi. Ne kadar farklı yollardan yürümemizden alakasız aynı yere varacağız. O yüzden gerçekten kalbinin götürdüğü yere gitmekten çekinme. Ve belki de aynı yerdeyiz bile. Neyse, arkadaşlar, şimdilik bu kadar
Kendi hayatımdan.
Ben bebekken insanlar kavga etti, kavgayı büyüttüler ve savaş çıktı, benim yaşadığım evden kaçmak zorunda kaldı ailem.
Ergenliğimde insanlar beni dışladı, ailemi dışladı, kaçtıkları için. Yani savaşıp ölmemiz gerektiğini söylediler.
Sonra çevremdeki insanların cinselliğe ve hayata bakış açısı beni kötü yetiştirdiyinden yanlış yollarda yürüdüm.
Yolun sonunda insanlar beni yanlızlığa terk etti. İtti. Zorladı.
Şimdi. Yapay zeka yardımıyla olayları düşüncelerimi hayyatımı bir az toparlarken ilkelliye niye döneyim? Bunu anlatın bana
Kitap mı okuyoruz, porno mu izliyoruz?
Sistemin içinde ona savaş açıyosunuz yani? Kendisi mi izin verdi?
Ne öneriyosunuz? Afrika kabilelerine gidip onlara mı köle olmayı? Yoksa, sokaklarda dans mı etmeyi?
Ortaokula yeni geçdiğim dönemde okul harçlığımı toplayıp okulun yanındaki bir bakkaldan uzun zamandır görüp beğendiğim bir oyuncağı aldım. O, çok güzel bir oyuncaktı. Onun için toplamıştım harçlığımı.
Şimdi o oyuncağın nasıl bir şey olduğunu anlatacağım, ama lütfen korkmayın. Korkmayın, çünkü 1 saat önce sub.te paylaşılan postla ilgili bir şey bu oyuncak. Ve ben bu hatıramı yazmak için buraya geldiğimde o postu gördüm. Yani o posttan haberim yokken anlatmaya karar verdim ve bu hakda kimseye bahsetmedim. Sadece düşündüm..
Evet, o oyuncak, tabak gibi yuvarlak beyaz bir zeminin üstünde dairesel dizilmiş tavuklar vardı. Küçük bir tabak büyüklüğündeydi o yuvarlak şey. Tavuklar beyazlı kırmızı gagalı. Bilmiyorum kaç tane tavuk vardı, 5 mi, 10 mu. Güzellerdi. Tabağın altından ipler bağlanmışdı tavuklara ve aşağıda ipin uçları bir birine düğümlenmiş ve galiba ağırlık için de bir şey bağlanmış olmalıydı düğüme. Şimdi hatırladım, tenis roketi gibiydi. Masaüstü tenisde topu vurmak için olan o şey. Tutacağı da vardı yani. Ve elinde tutup hafif döndürünce alttaki ipler tavukları çekiyor ve tavuklar gagalarını tabağa vuruyordu ve onların tak tak sesleri oluyordu. Yemleniyorlardı yani sanki. Öyle bir oyuncak.
Ben onu aldım, eve geldim, çok sevinçli evde her kese göstermiş olmalıyım. Anneannem oyuncağımı alıp bakdıktan sonra onu benden istedi. En küçük torununa vermek için. Ben çocukken bile kendimden küçükleri çok severdim, o kuzenimi de çok seviyordum. Tamam dedim. Anneannem sonra senin için alırız demişti. Ama bir daha o oyuncaktan görmedim.
Sadece bir gün, ya da yarım gün oynayabilmiştim o kendi arzum ve kendi çabamla aldığım oyuncakla.
Bu, burada belki basit bir olay gibi görünebilir. Ama inanmazsınız, ben o olayı hiç unutmadım. Hiç.
Ve her seferinde kaybetmek korkumu sorgularken o hatıram çıktı karşıma.
Affedersiniz gerçekten, insanlar oyuncak gibi mi görünüyor bana, diye de sorguladım şu an. Onun da altında yatan bir travma vardır, başka bir zaman.
Uçan bir evon duvarlarıtek gel üstüme
Sonra gülümse bak gözlerime
Süzül kalbimin en derinliklerine
Ne var biliyor musun sen
Aşk var her yerde ama her yerde
Utancından mı kudurursun görünce
İsteme artık bir fasile
Yapamıyorum ben. Evet kötü hissettiriyor, etkisini anlıyorum, ama en ufak boşluğumda alışkanlığa tutunuyorum. Bunun felsefesini bilen var mı? Psikolojisini ya da. Neden insan alışkanlık kazanır? Alışkanlık nasıl yenilir? Belki de hiç savaşmamam gerek, bilen var mı?
İş diye bir şey icat ettik la, iş. Sigara içmeyi seviyonuz mu mesela? Hayvan mı avlayıp yisek yoksa? Ben elektrik direklerinden ta ilk gördüğüm günden işkillenmiştim. Uzaylı işi bu demiştim kendi kendime. İş, bu işte. Düzen. Yarım bırakamamak. Uyumak için düzen gerekli mi? Pek tabi. Kuşlar yuva kuruyor, kediler yatacağı yeri yumuşatıyo. Sorun nerde? Ben yazarken düzen sevmiyorum. Düşüncelerim hep dolaşık, ruh gibi. Esdiği gibi geçsin istiýorum. Ama bak burada niye yazıyorum. Aptallar gibi, deliler gibi taktikler ediyorum. Zihnimi dolaştıran kimdi ne zaman ne yapdı. Çünkü çocukken hayat daha güzeldi. Başka bakıyordum. Ölüyor muyum yoksa diye düşünmeden de edemiyorum bazen. Ben biliyorum, iş çocuk gibi. Dünyaya getirdin bakacaksın büyüteceksin. Ben yaptım onu biliyorum...
Bundan kurtulabilir miyim?
Burada soŕular sorabilir miyim?
Neden sub kuralları var, yani kural olmazsa ne olacağından korkuyorsunuz?
Ay, eqomu mu mat edecek?
Yani insanlık boşuna delirmedi, efendiler.
Kimdir sorgulayan acaba bizi. Neyle karşı karşıyayız?
Matrix demeyin hiç.
Çok tuhaf bence. İnsanlık boşuna delirmedi
Merhaba. Uzun soru yazıp egomumu tatmin ettim, oyun zevkimi yaratmak istedim, bilmiyorum. Neyse.
Önceleri her şeyi konuşan bir insanken, şimdi susup, kimseye bir şey anlatmayan insanlar nasıl yaşıyorlar diye bakıyorum kendime. Acaba kendi üzerimde deneymi yapıyorum? Yoksa başkalarını kendimdenmi koŕuyorum? Aptal bir soru.
Bazen kendimi okadar sıkıştırılmış hissediyorum ki, bir intihar anısını hatırlıyorum.
Genç bir çocuk intiharından önce böyle sözler yazmış bir sosyal hesabında:
BU DÜNYA BENİM RENKLERİMİ KALDIRAMADI.
Ya ben sevmemiştim tabi bu hareketi, ne demek kaldıramadı ve gitmek diye. Ama nedense sık sık böyle hissediyorum ben de.
İntihar etmeyi düşünmüyorum.
Düşünüyorum. Sevgi bir güzelliye duyulan hismi yoksa kendini adamak hissimi?
Güzel bir şey görürken hissedilen şey sevgidirmi?
Yoksa birisi için yada bir şey için kendini açmak isteyimi?
Sevgi emekdir denmiş.
Bir çok hassas dönemim vardı. Her yerde insanlar bana bakıyordu. Acayip rahatsız ediciydi. Hatta bunun sistemli yapıldığını düşünmüştüm.
Şimdi ben insanlara bakamıyorum, gözlerim kapalı geziyorum neredeyse, önceleri rahatlıkla bakarken.
İnsanlara doğal şekilde bakmanın neyi sorun? Yoksa birisinin bakışı mı layik değil birini görmeye?
Bakın, insanın isteyi ne demekdir? Bir ihtiyaçdan doğar, sonra anında aklı devreye girer ihtiyacını tanımlar ve isteyini en kolay nasıl hayata geçireceyini bilir. Bu ideal bir durum değilmi?
Sadece başkaları için onun ihtiyacı ve imkanları algılanmadığında kötümsenir. Bence kötümsemek kendisi kötü bir şey. Ben şimdi bunu kötülerken, amacım daha iyi bir dünya. Daha iyi bir dünya için anlamalı ve anlaşılan dilden konuşulmalı sadece.
Direkt duygusal olmayan sözleri geriden anlıyorum. Bir az zaman geçtikten sonra, dakikalar yada saatler, bazen günler. Gerizekalımıyım?
Bence öyle ama. Dumanı çekip bırakmak etrafında bir olay yaratmak gibi pasiflikten kurtarılma. Emin değilim, kötü şeylerden biri hem de çünkü