Face the reality that Jeankasa is a failure: Keep your stupid theories to yourselves 🤡
▲ 140 r/eremika

Face the reality that Jeankasa is a failure: Keep your stupid theories to yourselves 🤡

​

Hello everyone! Today, I’ve come to put an end to that pathetic 'Jeankasa' nonsense in the Attack on Titan community and the intelligence levels of those who defend it. 🤮

Let’s just accept that so-called 'confirmation' on the Blu-ray is real; do I even care? It doesn't mean anything to me, why would it? 💅 The fact that Mikasa loved Eren until her last breath, was buried next to him, and met him in the afterlife is clearer than anything else. 💀

And what about that group claiming the 'Itterasshai' video isn't official? I died laughing—are you guys really in such a pathetic state of denial? 🤡 You fools are seriously hilarious. I hate Jeankasa, and no one can tell me otherwise; I don't care about your opinions, so get that through your heads. 🖕

I’ve also heard the ridiculous fairytales about Mikasa being with Jean and the kids in the 15th-anniversary visual. It’s so funny! But what was the result? Once again, Mikasa was at Eren’s grave. ⚰️ That image summarizes everything; while Eremika is there like a work of art, your forced Jeankasa is just a soulless failure crammed in at the last minute to please fans. 🗑️

Would they have actually made Jeankasa if Eremika weren't there? No, of course they wouldn't have. This was just a failed attempt added at the last minute that contradicts the core of the characters. 🤡 Even the fact that Mikasa’s emblem is covered screams that she doesn’t see Jean as a real husband and that her heart still belongs to Eren. 🤫

Say what you want, Eremika was real and it will stay that way. The desperate efforts of Jeankasa defenders only show your own ignorance. Cry all you want; Jeankasa is just a failed disaster, and Jean will always remain the second choice. 🥈

Even the voice actors know how unrequited that 'love' of Jean’s was. Has anyone seen a real bond in this story other than Eremika and Ymir/Historia? Armin and Annie had their moment, but what about your forced Jeankasa? It's just a hollow fantasy and an insult to the characters. 💩

Do you understand now, you fools? 🤡 Laugh all you want, but you can’t force a ship that was never there. I hate it, and I will keep hating it. I don't care what anyone says; keep fooling yourselves with your stupid theories. 🖕🤡💅

u/No-Wrongdoer-288 — 3 days ago

Şia hakkında aslında yanlış fikirdeyiz

​

Herkese merhaba,

Bugün sosyal medyanın ve çeşitli platformların körüklediği büyük bir ön yargı dalgası, derin bir bilgi kirliliği üzerine konuşmak istiyorum: Şiilik (Şia) hakkındaki kalıplaşmış yanlış fikirler.Benim buradaki amacım körü körüne bir inanç savunuculuğu ya da mezhep tarafgirliği yapmak değil; sadece yıllardır süregelen tabuları yıkmak, sosyolojik gerçekleri ortaya koymaktır. Ne yazık ki dışarıdan bakıldığında milyonlarca insan tek bir kalıba sokuluyor ve bu durum muazzam bir dezenformasyona yol açıyor.

  1. En Büyük Yalan: "Bütün Şiiler Halifelere Küfreder"

En yaygın yanlış anlaşılmaların başında, Şiilerin istisnasız bir şekilde halifelere hakaret ettiği ya da saygısızlık sergilediği iddiası geliyor. Arkadaşlar, bu koca bir yalandır. Evet; İran'da ya da bazı fanatik çevrelerde, radikal grupların içinde bunu yapanlar, katı bir dincilik anlayışıyla inancı tamamen zehirleyenler var, bunu inkâr edemeyiz. Ancak bu yapılar, Şiiliği kendi siyasi emellerine göre uydurmuş, kendi çıkarları doğrultusunda manipüle ederek ideolojik bir silah haline getirmiş odaklardır. Onların bu aşırılıkları, koskoca bir inanç coğrafyasını ve milyonlarca insanı asla temsil edemez.

Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda; sadece Azerbaycan'da değil, dünyanın dört bir yanında yaşayan ve bu radikal fikirlerden tamamen uzak olan milyonlarca Şii mevcuttur. Her Şii bir değildir; inancın yaşayış biçimi, ritüelleri ve hayata bakışı kültüre, coğrafyaya ve ülkeye göre köklü değişiklikler gösterir. Toptancı bir bakış açısıyla herkesi aynı kefeye koymak, sosyolojik ve tarihi gerçeklerle tamamen ters düşmektedir.

  1. Caferi Mezhebi ve Gerçek İslam Ahlakı

Ben kendim Şiiliğin Caferi mezhebine mensup biriyim. Bizim mezhebimizde inancın temeli son derece nettir: Biz On İki İmam'ı kabul eder, onlara derin bir hürmet ve bağlılık besleriz. Ancak bununla birlikte halifelere asla küfretmeyiz, onlara yönelik hiçbir aşağılamayı veya kötü sözü kabul etmeyiz. Çünkü bu, her şeyden önce İslam ahlakına, bir arada yaşama kültürüne ve bizzat kendi inancımıza yönelik büyük bir saygısızlıktır.

Tarihsel sürece bakarsanız, bu uzlaşmacı ve hakarete karşı olan Caferi anlayışı, zamanında Nadir Şah döneminde de diplomatik ve dini zeminlerde resmiyet kazanmıştır. Nadir Şah, İslam dünyasındaki bu derin mezhepsel ayrışmayı ve düşmanlığı bitirmek amacıyla büyük bir adım atmış ve bu dengeli duruşu tarih sahnesine taşımıştır.

İşte tam olarak bu noktada, Caferi mezhebinin o bilinen radikal uygulamalardan nasıl keskin çizgilerle ayrıldığını netçe ortaya koymak gerekir:

Halifelere ve Sahabeye Lanet Okumaz, Küfretmez: Caferi fıkhı ve ahlakı, İslam dünyasının saygı duyduğu tarihi şahsiyetlere hakaret edilmesini kesinlikle yasaklar.

Kan Akıtmalı Aşure Ritüellerini Reddeder: Kendini zincirlerle dövmek, başını yararak kan akıtmak veya kendine fiziki zarar vermek Caferi mezhebinin özünde yoktur; bunlar sonradan uydurulmuş kültürel aşırılıklardır.

Dini, Siyasi ve Silahlı Bir Yayılmacılık Aracı Olarak Görmez: İnancı radikal gruplar gibi devletlerin emperyalist emellerine, siyasi çıkarlarına alet etmez, inancın özünü saptırmaz.

Kendinden Olmayanı Tekfir Etmez (Dinden Çıkarmaz): Sırf aynı mezhepten değil diye diğer Müslüman toplulukları düşman görmez, onlarla ortak bir insani ve dini zeminde buluşmayı savunur.

  1. Kulaktan Dolma Bilgilerle Mezhep Kışkırtıcılığı

Ben de tam olarak böyle saygılı bir aile ve çevre ortamında büyüdüm. Hayatım boyunca ailemden, akrabalarımdan veya yakınlarımdan halifelere yönelik bir kere bile kötü söz, lanet ya da saygısızlık duymadım; aksine evimizde böyle bir şeye asla müsaade edilmez, sert bir şekilde tepki gösterilirdi. Bizler imamlara gönülden bağlı olsak da İslam tarihinin diğer önemli şahsiyetlerine her zaman saygı duyulması gerektiğini bilerek yetiştik. Bazı radikal çevrelerin yaptığı gibi törenlerde Kerbela günü için kendimize vurup kan akıtmak gibi aşırılıklar da bizim kültürümüzde yer almaz; inancımızı sade, temiz ve vakur bir şekilde yaşarız.

Buna rağmen sosyal medyada sanki bütün Şiiler aynı radikal kafadaymış gibi bir algı operasyonu yürütülüyor. Şiiler sürekli tek bir elden çıkan argümanlarla aşağılanıyor, hakaretlere ve haksız ithamlara maruz kalıyor. Kusura bakmayın ama Türkiye'nin de büyük bir çoğunluğu bu konularda tamamen cahillerden oluştuğu için hiçbir şeyi araştırmadan, kulaktan dolma bilgilerle hemen Şiiliğe küfürler savuruyor, kötü sözler söylüyorlar. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bu kitle, mezhep kışkırtıcılığı yapmaktan başka bir işe yaramıyor. Lütfen şunu artık anlayın: Her inançta, her millette ve her toplulukta olduğu gibi Şiilerin de iyisi, kötüsü, ılımlısı ve radikali vardır. Kendi siyasi veya maddi çıkarları için dini bir silah olarak kullanan radikal figürler, koskoca bir inanç grubunun ve milyonlarca sessiz, saygılı insanın temsilcisi ilan edilemez.

  1. Dinin Özünden Uzaklaşan Yapay Ritüeller

Bugün din adına yapılan birçok şeyin aslında inancın özünden nasıl uzaklaştığını da görmek gerekiyor. Örneğin hac dönemindeki bazı sözde ritüeller, büyük kitlelerin yönlendirildiği şeytan taşlamalar ve benzeri durumlar artık inançtan ziyade tamamen ticari bir sektöre, devasa bir kazanç kapısına dönüşmüş durumda. Bu gibi yapay ve ticari ritüeller bize ruhen ve imanen hiçbir şey katmıyor. Bizim asıl yapmamız gereken şey; bu ticari, siyasi ve ideolojik oyunlara gelmeden, mezhep kavgalarının figüranı olmadan dinimizi ve imanımızı temiz, saygılı ve ahlaklı bir şekilde korumaktır. Özetle; her Şii bir değildir, ön yargılarınızı bir kenara bırakıp insanları toptan karalamaktan vazgeçmeniz gerekir.

Dinlediğiniz ve zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Küçük Bir Not: Arkadaşlar, ben Alevi değilim; Şiiliğin Caferi mezhebine mensubum. Lütfen yorumlarda hakaret etmeyin, rica ediyorum. Ben burada sadece kendi perspektifimi ve doğruları paylaşmak istedim. Burada aşağılanacak, kavga edilecek bir şey yok; hepimiz kardeşiz. Saygı çerçevesinde kalalım.

reddit.com
u/No-Wrongdoer-288 — 9 days ago
▲ 88 r/eremika

Wit Studio's Most Foolish Changes to the EreMika

​

Hello everyone! Today, I’m going to talk about Wit Studio. I don’t know why, but I am getting seriously ticked off at this studio lately. As an Attack on Titan manga reader, the way they altered the anime based on their own whims—making Eren and Mikasa's relationship look way more toxic than it actually is—drives me absolutely insane.

For instance, why on earth did you make that massive change in the very first episode? Seriously, why? Just today on TikTok, I saw someone claiming that "Eren and Mikasa's relationship was retconned and forced at the end." Why do people even think that? Because the anime completely cut out the iconic See you later, Eren scene! Yes, it’s not there because the idiots at Wit Studio decided to chop it right out of the premiere. No matter what their reason was, you do not just casually delete a scene that vital to the core mystery!

To make matters worse, someone else in the comments was trying to justify it by saying, "But we saw the dream where everyone dies at the beginning of the anime, though." Let me tell you something, buddy: we never saw that in the manga! Wit pulled that entirely out of their own ass and put it in the animation. Those absurd, random dream sequence cuts showing future deaths do not exist in the manga at all; they are 100% a Wit invention. By erasing the critical "See you later" scene and replacing it with their own made-up nonsense, they sabotaged the series' greatest mystery and the fundamental bond between Eren and Mikasa from the very first minute.

Then, they went ahead and added some of the most out-of-character, foolish scenes to the Eremika dynamic. They threw beautiful manga panels into the trash just to force awkward, ridiculous moments. Why? They made Mikasa look like she was practically Eren’s slave in the anime—a completely obsessed character whose only purpose in life was screaming *"Ereh!"* On the flip side, they framed Eren as if he was straight-up hostile toward Mikasa and constantly resented her. Come on, just stay faithful to the source material and adapt it properly!

When the Attack on Titan manga started, the dynamic between Eren and Mikasa was built from day one on a mutual, deeply protective bond. In the manga, Eren treated Mikasa well, looked out for her, and genuinely cared for her well-being. But in the anime, almost every single scene where Eren was soft, gentle, or visibly worried about Mikasa was either heavily trimmed or completely altered. Why? For what reason?

Thank goodness MAPPA eventually took over the production, allowing the real, genuine dynamic from the manga to finally shine through. If it were up to Wit Studio, they would have kept making these exact same blunders throughout the entire series!

u/No-Wrongdoer-288 — 9 days ago

Osmanlı'nın Türkmen Siyaseti, Kürt Milliyetçiliğinin Çelişkileri ve Bitmeyen Mağduriyet Sektörü

Herkese merhaba,

Bu postta, Türkiye’nin sosyopolitik tarihini ve bugünkü etnik tartışmaları daha geniş bir perspektiften, özellikle Osmanlı’nın yönetim mantığı ve bugünkü Kürt milliyetçiliğinin tarihsel çelişkileri üzerinden masaya yatırmak istiyorum.

Bugün Kürt milliyetçiliğinin en büyük argümanlarından biri, tarih boyunca sürekli ezildikleri iddiasıdır. Oysa tarihsel gerçeklik tam tersini söyler. Osmanlı İmparatorluğu, özellikle 16. yüzyıldan (Yavuz Sultan Selim döneminden) itibaren Doğu sınırlarını güvenceye almak için bölgedeki Kürt aşiret reislerine muazzam imtiyazlar vermiştir. "Yurtluk-Ocaklık" sistemiyle bölge neredeyse tamamen Kürt mirlerine ve aşiretlerine bırakılmış, bu yapılar vergiden ve merkezi denetimden muaf tutulmuştur.

Buna karşılık Osmanlı, devletin kurucu unsuru olan öz be öz Türkmen / Yörük nüfusunu "etrak-ı bi-idrak" (anlayışsız Türkler) diyerek aşağılamış, ağır vergilerle ezmiş, göçebe hayat tarzlarını zorla baskı altına almış ve her toplumsal huzursuzlukta Türkmenleri katletmekten çekinmemiştir. Yani tarihsel olarak bu coğrafyada devlet eliyle asıl dışlanan, ezilen ve saray bürokrasisinden uzak tutulanlar Türkmenler olmuş; Kürt aşiretleri ise Doğu'da feodal birer krallık gibi ihya edilmiştir.

Osmanlı döneminde elde ettikleri bu feodal konfor, Kürt toplumunun modern bir ulus bilinci geliştirmesinin önündeki en büyük engel olmuştur. Tarihsel süreçte hiçbir zaman kurumsallaşmış merkezi bir devlet, ortak bir hukuk sistemi veya homojen bir kültür üretememişlerdir. Toplum; her biri kendi çıkarı için birbiriyle savaşan, merkezi otorite tanımayan, gücü eline geçirdiğinde kendi köylüsünü ve tebaasını acımasızca sömüren aşiret reislerinin, şeyhlerin ve ağaların elinde parça parça kalmıştır.

Bugün internet forumlarında veya siyaset kürsülerinde pazarlanmaya çalışılan "Kürt ulus bilinci", köklü bir tarihsel sürekliliğin değil; tamamen 20. yüzyılın ortalarında reaksiyoner bir şekilde, Türk karşıtlığı üzerinden kurgulanmış yapay bir ideolojik mühendisliğin ürünüdür. Ortada tarihsel bir devlet geleneği veya kurumsal bir ortak akıl yoktur; yalnızca geçmişin feodal reflekslerini modern siyasi kavramlarla makyajlama çabası vardır.

Kürt siyasi hareketinin ve entelektüel çevrelerinin en büyük başarısı, her türlü sosyo-ekonomik ve kültürel başarısızlığı profesyonel bir "mağduriyet" ambalajıyla dünyaya satabilmeleridir. Bu topraklarda bitmek bilmeyen bir ajitasyon ve mağdur rolü oynanmaktadır.

Bölgedeki aşiret baskısını, feodal sömürüyü, töre cinayetlerini, kan davalarını, çocuk yaşta evlilikleri ve bizzat kendi iç dinamiklerinin ürettiği cehaleti asla sorgulamazlar.

Kendi feodal ağalarına, şeyhlerine ses çıkaramayan bir toplum, iş kendi geleceğine dair sorumluluk almaya geldiğinde suçu anında rasyonellikten uzak bir şekilde "devlete" veya "Türklere" atarak işin içinden sıyrılır.

Bu kronik mağduriyet psikolojisi, bölge halkını kalkındırmak için değil; kitleleri sürekli öfkeli, radikal ve manipüle edilebilir tutmak için tasarlanmış siyasi bir endüstridir. Kendi içsel çürümüşlüğüne tek bir özeleştiri getiremeyen, şiddetle ve terörle arasına net bir çizgi çekemeyen bu reaksiyoner çizgi, hem Türkiye'nin ortak geleceğine hem de bizzat kendi insanına en büyük zararı vermektedir.

Siz Osmanlı'nın bu denge siyaseti ve bugünkü mağduriyet ideolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Tartışalım.

reddit.com
u/No-Wrongdoer-288 — 10 days ago
▲ 15 r/Turkey

Osmanlı'nın Türkmen Siyaseti, Kürt Milliyetçiliğinin Çelişkileri ve Bitmeyen Mağduriyet Sekdörü

​

Herkese merhaba,

Bu postta, Türkiye’nin sosyopolitik tarihini ve bugünkü etnik tartışmaları daha geniş bir perspektiften, özellikle Osmanlı’nın yönetim mantığı ve bugünkü Kürt milliyetçiliğinin tarihsel çelişkileri üzerinden masaya yatırmak istiyorum.

Tarihsel gerçekleri ajitasyon yapmadan, tamamen rasyonel ve sert bir analitle ele aldığımızda karşımıza çıkan tablo şudur:

  1. Osmanlı’nın "Öz" Türkmenleri Dışlama ve Merkeze Kürt Aşiretlerini Alma Siyaseti

Bugün Kürt milliyetçiliğinin en büyük argümanlarından biri, tarih boyunca sürekli ezildikleri iddiasıdır. Oysa tarihsel gerçeklik tam tersini söyler. Osmanlı İmparatorluğu, özellikle 16. yüzyıldan (Yavuz Sultan Selim döneminden) itibaren Doğu sınırlarını güvenceye almak için bölgedeki Kürt aşiret reislerine muazzam imtiyazlar vermiştir. "Yurtluk-Ocaklık" sistemiyle bölge neredeyse tamamen Kürt mirlerine ve aşiretlerine bırakılmış, bu yapılar vergiden ve merkezi denetimden muaf tutulmuştur.

Buna karşılık Osmanlı, devletin kurucu unsuru olan öz be öz Türkmen / Yörük nüfusunu"etrak-ı bi-idrak" (anlayışsız Türkler) diyerek aşağılamış, ağır vergilerle ezmiş, göçebe hayat tarzlarını zorla baskı altına almış ve her toplumsal huzursuzlukta Türkmenleri katletmekten çekinmemiştir. Yani tarihsel olarak bu coğrafyada devlet eliyle asıl dışlanan, ezilen ve saray bürokrasisinden uzak tutulanlar Türkmenler olmuş; Kürt aşiretleri ise Doğu'da feodal birer krallık gibi ihya edilmiştir.

  1. Yüzyıllık Feodal Konfor ve Yapay Millet Bilinci

Osmanlı döneminde elde ettikleri bu feodal konfor, Kürt toplumunun modern bir ulus bilinci geliştirmesinin önündeki en büyük engel olmuştur. Tarihsel süreçte hiçbir zaman kurumsallaşmış merkezi bir devlet, ortak bir hukuk sistemi veya homojen bir kültür üretememişlerdir. Toplum; her biri kendi çıkarı için birbiriyle savaşan, merkezi otorite tanımayan, gücü eline geçirdiğinde kendi köylüsünü ve tebaasını acımasızca sömüren aşiret reislerinin, şeyhlerin ve ağaların elinde parça parça kalmıştır.

Bugün internet forumlarında veya siyaset kürsülerinde pazarlanmaya çalışılan "Kürt ulus bilinci", köklü bir tarihsel sürekliliğin değil; tamamen 20. yüzyılın ortalarında reaksiyoner bir şekilde, Türk karşıtlığı üzerinden kurgulanmış yapay bir ideolojik mühendisliğin ürünüdür. Ortada tarihsel bir devlet geleneği veya kurumsal bir ortak akıl yoktur; yalnızca geçmişin feodal reflekslerini modern siyasi kavramlarla makyajlama çabası vardır.

  1. Profesyonel Mağduriyet Sektörü ve Kusursuz Özeleştiri Reddi

Kürt siyasi hareketinin ve entelektüel çevrelerinin en büyük başarısı, her türlü sosyo-ekonomik ve kültürel başarısızlığı profesyonel bir "mağduriyet" ambalajıyla dünyaya satabilmeleridir. Bu topraklarda bitmek bilmeyen bir ajitasyon ve mağdur rolü oynanmaktadır.

Bölgedeki aşiret baskısını, feodal sömürüyü, töre cinayetlerini, kan davalarını, çocuk yaşta evlilikleri ve bizzat kendi iç dinamiklerinin ürettiği cehaleti asla sorgulamazlar.

Kendi feodal ağalarına, şeyhlerine ses çıkaramayan bir toplum, iş kendi geleceğine dair sorumluluk almaya geldiğinde suçu anında rasyonellikten uzak bir şekilde "devlete" veya "Türklere" atarak işin içinden sıyrılır.

Bu kronik mağduriyet psikolojisi, bölge halkını kalkındırmak için değil; kitleleri sürekli öfkeli, radikal ve manipüle edilebilir tutmak için tasarlanmış siyasi bir endüstridir. Kendi içsel çürümüşlüğüne tek bir özeleştiri getiremeyen, şiddetle ve terörle arasına net bir çizgi çekemeyen bu reaksiyoner çizgi, hem Türkiye'nin ortak geleceğine hem de bizzat kendi insanına en büyük zararı vermektedir.

Siz Osmanlı'nın bu denge siyaseti ve bugünkü mağduriyet ideolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Tartışalım.

reddit.com
u/No-Wrongdoer-288 — 12 days ago

Would Eren have run away with Mikasa if she had confessed her feelings?

Hello everyone,

​As we know, this question has been asked for years: If Mikasa had given Eren a different answer, would he have taken her and run away? I say the answer is simple: Yes, he would have. For those who say this hasn't been confirmed, I suggest looking at the official guidebook.

​In the official guidebook, specifically in the section detailing Mikasa's character analysis and her feelings for Eren, it is explicitly stated:

If she could have expressed her true feelings, Eren would never have abandoned her.

​There you have it, friends—stop speculating. The answer is clear; it is an established fact within the guidebook.

​Other important points that support this include:

​The Cabin Reality is a What If Scenario: This statement in the guidebook shows that the cabin dream/alternative reality Mikasa experienced in Chapter 138 (the cabin scene) was not just a random fantasy. This scene represents a concrete alternative reality that would have occurred had Mikasa made a different choice.

​The Importance of the Question What Am I to You? When Eren asked Mikasa, What am I to you? while they were alone in Marley, Mikasa hid her feelings out of nervousness and shame, answering only Family. According to the guidebook, this answer was a tragic error in judgment for Mikasa.

​Eren Was Ready to Run Away: If Mikasa had been honest at that moment and confessed her love, Eren would have spent his remaining four years of life—due to the Titan curse—running away to that cabin with Mikasa to give her the happiness and peace she deserved, instead of unleashing the Rumbling.

u/No-Wrongdoer-288 — 15 days ago

Eren x Mikasa 😭😭

By the way, the visuals for Eren and Mikasa in A.O.T. 3 look really impressive. The details and expressions in their designs really capture the weight of the story. Don't you think they've stayed quite faithful to the original anime in terms of visuals?

u/No-Wrongdoer-288 — 30 days ago