








Beleş Thaumaturji Bilgisi
Hayrını görün
Tam doğru mu bilmiyorum
Kaynak: https://scp-wiki.wikidot.com/goc-supplemental-thaumatology









Hayrını görün
Tam doğru mu bilmiyorum
Kaynak: https://scp-wiki.wikidot.com/goc-supplemental-thaumatology
Photo by Francisco Gonzalez on Unsplash
Photo by Mitchell Luo on Unsplash
Görevi veren: Mobil Görev Güçleri komutanı John O. Williams
Görev: “Arizona eyaletinde Fred diye bir çocuk var. Kağıtların içeriğini kontrol edebildiği, hatta içindeki şeyleri gerçeğe çekebildiği söylentisi ufaktan yayılmaya başlamış. Onu paketleyip site-17 ye getireceksiniz”
Katılan Birimler: Pi-1 “City Slickers” 3.Tim
09:00 Pazartesi Arizona/ABD
Arho ve ekibi havalimanından çıkmışlardı. Bir taksi tutup şehir merkezine geldikten sonra bir “Spicy Crust Pizzaria” dükkanına girdiler. Bol karabiberli bir pizza söyledikten sonra Arho yanında bulunan Tarık isimli ekip arkadaşını dürttü.
Tarık bunun üzerine kalkıp tuvalete ilerledi. Tuvalete girdiğinde en sağdan 3.kabine girdi ve kapıyı arkasından kilitledi. Klozetin arkasını karıştırmaya başladı ve bir kağıt buldu. Bir süre bekledikten sonra kağıdı yırtıp klozete attıktan sonra sifonu çekip tuvaletten çıktı.
Masaya geri döndüğünde eğilip Arho’nun kulağına “Değişiklik yok. Görev aynen devam edecek” diye fısıldadı. Arho kafası ile anladım işareti yaptıktan sonra 5 kişilik ekip gelen pizzayı arada sohbet ederek paylaştı.
(Tarık): “Thomas, dayın evleniyormuş diye duydum. Doğru mu?”
(Amelie): “O adam 70 yaşında değil mi ya. Yoktur öyle bir şey”
(Thomas): “İnanmazsın ama doğru. Geçen ay tanışmışlar, zaten az zamanımız kaldı diye bu ay için nikah tarihi aldılar”
(Arho): “Ne adamlar var”
Pizzayı bitirdikten sonra dükkandan çıktılar. Bir taksi çevirip olayın vakfın dikkatini çekmesine sebep olan dedikoduların yayıldığı liseye doğru ilerlemeye başladılar
14:20 Pazartesi Arizona/ABD
Ekip okula geldiklerinde tamamı içeri girmedi. Thomas ve Tarık fazla kalabalık olarak dikkat çekmemek için dışarıda bekleyeceklerdi. İçeri sadece Arho, Martin ve Amelie girecekti.
3 kişilik grup içeri girdiler. Çıkıştan önce son teneffüs vakti olduğu için koridorlar doluydu. Amelie bir öğrenciyi durdurup müdürün odasının yerini sordu. Böylece odayı rahatça bulabildiler.
Kapıyı tıklatıp odaya girdiler. Oda bir müdüre ait gibi gözükmüyordu. 6m^(2) den daha geniş olduğu söylenemezdi ve içinde tek bir masa ile masanın arkasına konmuş bir dolap vardı. Odanın saygınlığını koruyan tek şey mükemmel şekilde düzenli ve temiz olmasıydı.
İçeri girdiklerinde masada bej bir gömlek ve siyah pantolon giymiş, saçı ve sakalları açık kahverengi, kıvırcık olan bir adam oturuyordu. Üzerindeki yaka kartında “Müdür Reginald Powell” yazıyordu. Misafirlerine “Hoş geldiniz. Ziyaret sebebiniz neydi?” diye sordu.
Arho, öne çıkarak “Biz Aeonian Sağlık Sistemleri şirketinden geliyoruz.” dedi. Ardından elini iç cebine atıp kartını Müdür beye uzattı. “Okulunuzdan bazı öğrencilere burs vermeyi düşünüyoruz. İzniniz olursa onlar hakkında fikrinizi almayı ve mümkünse kendileri ile görüşmeyi istediğimizi söylemiştik. Sizde bu güne randevu vermiştiniz”
Müdür böyle bir şey hatırlamıyordu lakin notlarını kontrol etmek için bilgisayarına döndü. Bu sırada Arho’nun zihninden soyut bir iplik müdürün zihnine bağlandı ve duyularına işledi. Notlarına bakan müdür şaşkındı, gerçekten randevu ayarlanmıştı ama o böyle bir şeyden haberdar değildi.
“Yine uykusuzluktan bir şeyler unutmaya başladım” diye düşündü. Küçük düşmemek için yüz ifadesini kontrol altına aldı ve zoraki gülümseyerek ziyaretçilerine baktı ve “Tabi tabi alabilirsiniz. Sırıtmamı mazur görün, böyle saygın şirketlerin dikkatini şimdiden çeken öğrencilerim olması içimi gurur ile dolduruyor. Dikkatinizi çeken kişiler kimlerdi?”
Arho “Patronumuz özellikle Fred diye bir çocuktan bahsetti. Çocukla bir seminerde konuşmuş ve çok etkilenmiş” diye cevapladı.
Bunun üzerine müdür bey okul listesine baktı ve 3 tane Fred isimli çocuk olduğunu gördü. “Okulda birden fazla Fred var. Soy adını biliyor musunuz?” diye sordu.
Arho hafif utanır gibi bir tavır ile “Maalesef... Ama bence patronumuzun bu kadar övdüğü bir çocuk ile biraz konuşsak tanırız. Birkaç dakikalığına onları buraya çağırmanız mümkün mü?”
Müdür bey durumu sıkıntı etmedi. Bir anonsun ardından 3 öğrenci dakikalar içinde odanın kapısında beklemeye başladılar. Böylece Arho öğrencileri tek tek odaya sohbet etme işine girişti. Bu arada Martin dikkati dağılmış gibi müdür beyin duvarında bulunan panoya bakıyordu.
İlk öğrenci odadaydı ve konuşma gayet normal gidiyordu. Lakin bir anda Arho’nun zihninden çıkan soyut bir iplik çocuğun zihnine bağlandı. Çocuk panodaki harflerin hareket ettiklerini görmeye başladı. Gözlerini hızlıca kırpmaya, bu işe yaramayınca da gözlerini kapatıp ovmaya başladı.
Bunun üzerine Arho’nun zihninde bir düşünce belirdi, ilk aday elenebilirdi.
İkinci çocuğa geçtiğinde benzer bir tepki aldı. Üçüncü çocuk odaya girdiğinde de hiç bozmadan kendisinden beklenilen soruları sormaya başladı. 1 dakika konuştuktan sonra bu çocukta aynı şeyi görmeye başladı lakin tepkisi farklıydı.
Panodaki hareketleri gördüğünde ilk tepkisi etraftaki herkesi kontrol etmekti. Bakınırken gözü Martin’e takıldı. Adam direkt olarak panoya bakıyordu! Yüzünü belli bir korku kapladı. Arho belli etmeden hafifçe gülümsedi ve müdür beye döndü. “Tahminimce aradığımız çocuk ikincisi, ailesine ulaşmamız için bize bilgileri verme şansınız var mı?” diye sordu.
Müdür bey eli ile çocuğa gidebilirsin işareti yaptıktan sonra “Tabi. Tabi” dedi. Bilgisayarını açıp bilgileri kağıda geçirmeye başladı. İş bittikten sonra kağıdı uzanan Amelie’ye teslim etti. Ardından ziyaretçilerini uğurlamak için ayağa kalktı.
Kapıdan çıkarken Martin bir anda elini yüzüne vurdu. “Ne kadar unutkanız. Size ikram olarak tatlı getirmiştik ama neredeyse vermeyi unutuyorduk” dedi. Ardından çantasından küçük bir kutu şerbetli tatlı çıkardı. Müdür bey teşekkür edip tatlıyı aldı ve onları gönderdi.
Çıktıktan sonra Arho, Tarığa dönüp “Müdürün amnestik içeren tatlıyı yediğine emin ol akşam aynı pizzacıda buluşuruz” dedi.
8:20 Çarşamba Arizona/ABD
Arho yalnız bir şekilde Fred’i takip ediyordu. Fred okula varmak için küçük bir parktan geçiyordu ve bu park o sırada neredeyse ıssız sayılırdı, içinde Arho ve Fred dahil sadece 4 kişi vardı. Arho, Fred’in tam 9 metre gerisinde yürüyordu.
Parktan çıkmadan önce bir noktada Arho’nun zihninden soyut bir iplik çıkarak Fred’e bağlandı. Fred bir anda korkunç bir ses duydu, sağına baktığında korkunç bir varlık gördü. Yanında yürüyen okul arkadaşı bir uzaylıya dönmüştü ve ona saldıracak gibiydi.
Refleks ile bir yumruk indirdi. Uzaylı hala düşmanca davranınca yumruklarını indirmeye devam etti. Arho çocuk kalıcı hasar almadan önce soyut ipliği geri çekti ve korkmuş gibi davranarak yolunu değiştirdi.
Fred arkadaşını yeniden görmüştü. Arkadaşı ne olduğunu anlamamış şekilde Fred’e bakıyordu. Kısa süre sonra durumu sinire döndü. Fred’e bağırmaya başladı ve sonrada çekip gitti.
Arho “Bay Williams çocuğun çok tehlikeli olduğunu söylemişti. Umarım bu kadar sorun çıkardığımıza değecek bir sorunu çözmüşüzdür.... Eh, etik komite bunu duyarsa sülalemi [REDACTED] meselesi de var. Yine de maalesef birinin bunları yapması gerekiyor” diye düşünerek arkasına bakmadan yoluna devam etti.
17:30 Çarşamba Arizona/ABD
Bir polis aracı Fred’in evinin önünde durdu. İçinden yaklaşık 40 yaşlarında, hafif hafif işinden sıkılmaya başlamış gibi görünen bir memur indi. Fred’in evine yürüyüp kapıyı çaldı.
Kapıyı 40 yaş civarı gözüken bir kadın açtı. Karşısında bir polis memuru görünce “Buyurun memur bey. Bir sorun mu var?” diye sordu. Polis “Fred Lewis hakkında şikayet var. Burada mı yaşıyor?” diye sordu.
Kadın şaşkın görünüyordu. Birkaç saniye sonra kendine gelip “FRED!” diye bağırdı. Fred koşarak geldiğinde polis memurunu gördü ve yüzünden bu günlerde hiç eksik olmayan korku ifadesi yeniden geldi. Kadın “Adına şikayet varmış. Bu ne demek oluyor?” diye sordu.
Polis memuru araya girerek “Bir çocuğu dövmüş” diye cevap verdi. Fred “İsteyerek olmad..” diyecekken işinden fazlası ile sıkılmış polis memuru “bunu karakolda anlatırsın” diyerek sözünü kesti ve arabaya gitmesi için çocuğa işaret etti.
Fred annesine baktı ama annesi kızgın bir şekilde ona bakınca bir şey diyemeden polisi takip etti ve karakola gitti
02:30 Cuma Arizona/ABD
Fred’in hareketlerinin tutarsızlığı ve ifadesinin saçmalığı sebebi ile karakoldan akıl hastanesine sevk edileceğine karar verilmişti. Kararın çıktığı gece, bir grup adam, yerel karakola girdiler. Amir ile kısa bir konuşmanın ardından karakoldan Fred ile çıkıp ortadan kayboldular
O kadar süpriz ki ne olduğunu bana bile söylemediler daha
Nesne Sınıfı: Thaumiel
Özel Saklama Prosedürü: SCP-10028, Site 17 içinde bir kutuda tutulmalıdır. Bilgisi seviye 3 personele açıktır. Kullanılması için en az seviye 4 yetkiye sahip bir personelin izni gerekir.
SCP-10028, insansı bir anomali kontrol altına alınamadığında kullanılmalıdır.
Açıklama: SCP-10028, 5 mermi tutabilen bir tabancadır. Görünüş olarak bir altıpatlar'a benzemektedir. Tutacak yeri tahtadan yapılmıştır. Ana gövdesi kalsiyum ve canlı dokudan yapılmıştır. Fazlası ile sert bir kemik gibidir.
SCP -10028in gövdesinde ve iç kısmında rünik yazılar kazınmıştır. Gövdesi üzerindeki yazılardan tetiğe yakın olanı "öldürmek" ve toplusuna yazılı olan yazı "söndürmek" olarak çevrilmiştir. Toplusunun iç kısmında her merminin altına bir tane düşmek üzere 5 yazı kazınmıştır: "Kol", "Bacak", "Karın", "Boyun" ve "Zihin".
Tabanca kalsiyum ve canlı maddeden 5 mermi ile doludur. Bu mermiler ateşlendikten sonra kullanılamaz hale gelmez, yeniden doldurulabilir. Normal mermileri ateşlemeyi reddetmektedir. Bu sebeple kendisine ait 5 mermisi olay sonrasında bölgeden toplanmalıdır.
Olay Kaydı 10028-A:
MTF Xi-8 "Last to Fall"a bağlı bir takım bir karsisti köşeye sıkıştırmıştır. Karsist teslim olmak yerine yanındaki tabancayı takım kaptanının üzerine boşaltmayı seçmiştir. Takım kaptanı ağır yaralanmıştır. Vücudunda bulunan carnomancy karşıtı korumalara rağmen kısmi mutasyona uğramıştır.
Test Kaydı 10028-B:
D-1231'den tabancayı kullanarak D-1232'yi vurması istenmiştir. D-1232, ilk 4 kurşun ile vurulduktan sonra sadece normal yaralar almıştır. 5. kurşun derisine saplandığında vücudu kollarından başlayıp boynunda bitecek şekilde hızlıca mutasyona uğramaya başlamıştır. Kemikleri ve dişleri dahil tüm dokuları kas dokusuna dönüşmüş, bunun sonucunda çoklu organ yetmezliğinden ölmüştür.
Test Kaydı 10028-C:
D-1231'den tabanca ile bir boğa yılanını vurması istenmiştir. 5 kurşundan sonra bile anormal etkisini göstermemiştir.
Test Kaydı 10028-D:
D-1231'den tabanca ile bir köpeği vurması istenmiştir. 5 kurşun boşaltıldıktan sonra köpeğin kanamadan öldüğü raporlanmıştır. Silahın sadece insansılarda işe yaradığı sonucuna varılmıştır.
Test Kaydı 10028-E:
D-1231'den tabanca ile 500 metre uzaklıktan SCP-096'ya ateş etmesi istenmiştir. Mermiler derisini sadece bir kaç milimetre yarıp geri sekmiştir. 5 kurşun boşaltıldığında D-1231 SCP-096'nın kolunda bozulmalar olduğunu raporlamıştır. D-1231'in ölümü sebebi ile daha fazla bilgi edinilememiştir.
Sonradan D-1345 gönderilerek SCP-096'nın kolunun normale döndüğü tespit edilmiştir.
[ Photo by Yogendra Singh on Unsplash ]
İsim: Arho Niemi
Yaş: 28
Mesleği: Pi-1 "City Slickers" Takım Kaptanı
Arho Niemi, 21 yaşında Finlandiya’da küçük sihir gösterileri yaparak yolunu bulan biriydi. Sihir gösterilerinde normal sihirbaz hilelerini kullansa da kendine ait bazı gösterileri için illüzyon yeteneğini kullanıyordu ama bu gösterileri büyük sahnelerde yapması mümkün değildi çünkü illüzyon yeteneği yaklaşık 10 metreden sonra fazlası ile zayıflıyordu.
Bir gece doğduğu eve yakın olan kasaba merkezinde gösteri yaparken biraz kafa dağıtmaya gelmiş bir vakıf personeli ondan şüphelendi. Kısa sürede daha fazla araştırma yapıldı ve bir gece ansızın bayıltılarak vakıf tesisine kaçırıldı.
İki yıl içinde kişinin zararsızlığını, testlerde gösterdiği başarıyı ve işe yarayabilecek özelliklerini göz önünde bulunduran vakıf ona Pi-1 (“City Slickers”) içinde iş teklif etti. Bunu sonunda hücreden kurtulmak için tek fırsatı olarak gören Arho teklifi kabul etti.
Eğitiminden sonra yaklaşık 5 sene vakıf için kimse farketmeden halledilmesi gereken işleri göreceli rahatlıkla halletti ve yeteneğinin bir çok kez anomalilere karşı başarısız olduğunu gördü. Buna rağmen başarısı sayesinde eninde sonunda yükselmeyi ve takımının kaptanı olmayı başardı
Photo by Ajeet Mestry on Unsplash
Merhabalar, çok iyi bir haber ile geldim.
Bizim gibi bir konulu sanat topluluğu olan r/ArkaOdalar ile kardeş sub olduk!
Şimdi bu durumun sebebine gelirsek: Bu subredditin var olma sebebi bizden önceki SCP subredditinin moderatörleri ile olan fikir ayrılıklarımız ve çocukça davranışlarıdır.
r/ArkaOdalar ekibi sağolsun, bu durumu gördü ve konuda bize hak verdi. Bu sebeple, eski topluluk ile olan anlaşmayı bozup anlaşmayı bizimle yaptılar. Bu sebepten onlara bir kez daha teşekkür etmek istiyorum ve bu durumun iki tarafa da katkı sağlamasını diliyorum.
Photo by Viva Luna Studios on Unsplash
Bahsedilen SCPler: SCP-000 “Hata”, SCP-8539 “0 – Aptal”
Gözümün alabildiği kadar yerde duvar göremiyorum ama bir kafeste olduğumu biliyorum. Daha büyük bir ufuk hayal edemiyorum lakin ufkumu büyütme isteği ile yanıp tutuşuyorum.
Seyahat edebiliyorum ama durduğum anda kendimi geri burada buluyorum, böylece değişimlerin geçiciliği kafesimi kaplayan başka bir duvara dönüşüyor.
Koşamayana kadar koştum, yürüyemeyene kadar yürüdüm, sürünemeyene kadar süründüm yine de bu ucu bucağı görünmeyen, tekdüze düzlüklerden başka görebildiğim pek bir şey olmadı. Yani, arada sırada karşıma çıkan bir takım muğlak cisimler hariç.
Genelde bu cisimlerden pek bir şey anlayamasam da bana sonsuzluk gibi gelen ama gerçek uzunluğundan emin olmadığım bir süreden sonra tek bir kelimeyi anlayabildim.
“Vakıf”
“Vakıf”? O ne? Benimle bir alakası varmı? Beni yapan olabilir mi? Belkide beni esir tutandır? Bilmemin bir yolu yoktu ama bu bende büyük bir değişime sebep oldu.
Sorular… İlk başta beni saran merak ve heyecan kısa sürede zehire dönüştü. Zaman artık eskisi kadar bile çabuk geçmiyordu. Bilmeliydim. Bilmek zorundaydım!
Bu durum akıl sağlığımı yavaş yavaş yiyip bitiriyordu yine de bu karşılaşmanın tamamen şansız bir tane olduğunu söylersem yalan olur. Önceden bir ağıza sahip olduğumun farkında değildim ama bu karşılaşma bende bir ilham akışına sebep oldu.
İlk başta ufak ufak fısıldamalar ile başladım ama bu fısıltılar ben cesaretlendikçe hızlıca bağırışlara dönüştü. Ayrıca kendi kendime de konuşmuyordum. Etrafımdaki bu uçsuz bucaksız alan sözlerime karşılık verir gibi hareket ediyordu.
Güzel bir melodi fısıldarsam yavaşça dalganıyor, kükrersem bir anda dalgalar fırlıyordu. Artık değiştirme yeteneği kazanmış mıydım? Eskisi gibi aciz değil miydim?
Maalesef cevap beklediğim gibi değildi. En büyük düşmanım bir kere daha yoluma taş koymuştu. Bağırdım ve bu bağırış dünyayı değiştirirdi… Sadece kısa zaman sonra büyük düşmanımın umutlarımı bir kez daha parçalaması için… Geçicilik, en büyük düşmanım.
Sanki dünyayı biraz dürtüyordum ve bana bakmasını sağlıyordum ama durduğum anda önemli olmadığımı düşünerek bakışını benden öte çeviriyor, yaptıklarımı unutuyor ve beni tamamen yanlız bırakıyordu.
Bir süre etrafta dolandım. Ne kadar süre? Nereden bilebilirim! Bazen etrafta muğlak cisimleri yine gördüm. Bana düzgün bir cümle kurmak için uğraşan şimdilik olmadı. Sanırım bir süre daha dolanmaya devam edeceğim.
Yakın zamanda bir cisim ile konuşmaya kalktım. Söylediğim şeylere cevap olarak anlaşılmaz bir ses çıkarıyordu. Bunu yaparken sürekli etrafında dolanmam gerektiğinden çok fazla deneme şansım olmadan yoruldum.
Bilinmeyen bir süre boyunca cisimler ile iletişim kurmaya çalışmamın ardından sonunda bir tanesi gerçek bir kaç kelime söyledi.
“8539”
“0 – Aptal“? O an o kadar heyecanlıydım ki 6 kelime duyduğumu sandım ama sadece iki kelime duyduğumu fark ettiğimde hayal kırıklığına uğradım. Yine de duyabildiğim kelimeler 3 katına çıkmıştı!
Mutluluğun verdiği bir sersemlik ile bu kelimeleri bağırmaya başladım.
“Vakıf!”
“0!”
“Aptal!”
Bir süre sonra duruldum ve o anda görüşümün kenarında bir şey fark ettim. Daha önce görmediğim bir şeydi bu.
Bana dönüp konuşmaya başladı “Beni gördüğüne şaşırmış gibi görünüyorsun. Vakfın adını anıyorsun lakin beni tanımıyorsun. İlginç”
“Sen.. Nesin?”
“Bendeniz her daim neşeli ve yardımsever, 0 – Aptal. Ama şu anda mühim olan konu bu değil, sence de öyle değil mi? Asıl sen nesin?”
“Ben mi neyim?”. O anda ilk defa bu aklıma geldi. Bakışlarımı kendime doğru çevirdim. Gördüğüm şey karşısında şaşkındım. Vücudum aynı karşımdaki ilk defa gördüğüm canlıya benziyordu, onunki sadece daha… “Biz benziyoruz. Ama siz daha…”
“Aradığınız kelime “renkli” sanırsam”
“Renk… Demek bu şeye renk deniyor…”
“İlgimi daha da fazla çekmeye başlıyorsun. Gerçekten ne olduğunu bilmiyorsun? Ve bilgi haznenin seçiciliği de ilgi çekici. “Vakıf”ın ne olduğunu biliyor musun?”
“Hayır… Kelimeyi bir süre önce duydum sadece”
“Peki neden koşturuyorsun?”
“Durursam artık burada olmam. Başladığım yere geri dönerim”
“Çok çok ilginç! Uzun süredir benden bu kadar uzak bir canlı ile tanışmamıştım. Ama bu durum bende sana erişme isteği uyandırıyor.”
“Anlamadım..?”
“Beni burada bekle. Durumunu anlamaya çalışacağım”
“0 – Aptal” bunu dedikten sonra bana bir şey fırlatıp kayboldu. İnce beyaz bir yüzeyi vardı. Bir geniş kısmı ve bu kısma bağlı ince uzun bir kısmı vardı. Geniş kısım tepeden bakıldığında birbiri içine geçmiş gittikçe küçülen çemberleri andıracak şekilde içeri katlanıyordu. Uzun kısmından onu tutmaya çalıştığımda garip bir his hissettim.
“Bu duygunun ne olduğunu bilmiyorum ama bir daha yaşamak istemiyorum” diye düşündüm ve zaten başka şansım da olmadı. Durup başlangıca geri döndüğümde benimle geri gelmemişti.
…
Zaman onun gidişi ile tekrar yavaş akmaya başladı. Heyecana çoktan alışmış olan ben aşırı şekilde sıkılıyordum. Artık etrafı da dolaşamıyordum çünkü o noktada beklememi söylemişti ve oraya her geri döndüğüm seferde yürümek enerjimi tüketiyordu.
Eskisi kadar uzun süre beklemediğimi biliyordum ama benim için sonsuzluk sonsuzluğu kovalıyor gibi gelmeye başlamıştı.
…
Belirsiz bir süre sonra boş bir şekilde beklerken gözümün kenarında bir “renklilik” gördüm. O anda içimi anlatamayacağım bir heyecan kapladı. Koşabildiğim kadar hızlı yanına koştum.
“Beni gördüğüne sevindin demek. Ne kadar hoş! Ne kadar doğru bir tepki! Sana iyi haberler ile geldim. Ama önce bir oturalım olur mu?”
“Ben oturamam. Hareket etmeyi bırakırsam artık burda olmam”
“Ah doğru. Böyle üzücü bir durumun vardı. Ama ben otursam sıkıntı olmaz değil mi? Konuşmak istiyorum ama turtamı yemek için biraz sabırsızım.”
“Turta..? Neyse, tabi ki oturabilirsiniz. Sizi dinliyorum”
Bunu demememin ardından “0-Aptal” yere bağdaş kurdu ve yanında getirdiği “Turta”sını ağzına tıkmaya başladı.
“Evet, şimdi. Senin durumunu iyi bir arkadaşıma sordum. Adı Dr. Green. Eminim tanısan sende seversin. Neyse ufak bir “teşvik” ile senin durumun hakkında bir araştırma yapmak için onu ikna edebildim”
O bunlar derken bir şey demeye cesaret edemiyordum. Sessizce dinlemeye devam ettim.
“Senin durumun ile alakalı bilgi onların elindeymiş ama yeterli yetkisi maalesef yokmuş. Duyduğu bilgilerden size “Desen-Bağıran” ismini verdiklerini söyleyebildi sadece.”
“Desen-Bağıran…” sözü o an heyecanım korkumu yendiğinde ağzımdan kaçtı.
“Evet. Desen-Bağıran”, neyse ki “0-Aptal” bundan rahatsızlık duymadı. “Sonrasında biraz daha araştırma yapmam gerekti ve bu fazlası ile emek harcamamı gerektirdi. Ne kadar yardımsever olsam da bu kadar emeğin sonucunu bu kadar ucuza vermem doğru olmaz”
O anda içimi bir korku kaplamıştı ama başka şansım olmadığını düşünerek “Ne isterseniz” cevabını verdim.
“Güzel! İstediğim şeyi sonradan anlatacağım. Şimdi gelelim durumuna. Hazır mısın?”
“Evet.”
“Bildikleri bilgiler biraz dağınıktı ama özet geçmek gerekir ise sonu temsil eden bir kart çektin lakin bu kart “21-Dünya” olmak zorunda değil. Gayet “13-Ölüm”de olabilir.”
“...”
“Yani demek istiyorum ki sen sonuna ulaştın ama buradan sonra yeni bir başlangıç hala mümkün. Sana teklifim şu, elimi tut ve sana sonsuz olasılıklar olan bir yer bulayım. Ayrıca bir noktada bana bir iyilik yapmanı isteyebilirim.”
O anda heyecanım doruklarına ulaşmıştı ama içimde bir şüphe de vardı. Korkarak, “Bana neden yardım ediyorsunuz?” diye sordum.
“Yeni hikayeleri severim, sonsuz olasılık doludurlar. Seninki daha önce hiç görmediğim bir yerden başlayacak ve bunu görmek istiyorum.”
Dediklerini tam anlamamıştım ve hala içimde bir korku vardı ama bu yerde sonsuza kadar kalmaya katlanamazdım. Bu sebeple ona “elimi” -onun uzattığı şeyin aynısına kendim de sahip olduğumu fark etmiştim-uzattım.
…
Ama eline dokunamadım.
“Oops. Kusura bakma, burada gerçekten bulunmam tehlikeli. Ama bunu anlaşma yaptığımıza dair bir sembol olarak düşün. Yakında yeniden görüşeceğiz. Sonrasında söz veriyorum, ucunu göremediğin ve bilemediğin bir ufka doğru yürüyeceksin.”
________________________
Okuduğunuz için teşekkürler.
Devamı gelebilir.
Hatalı bir şey görürseniz lütfen söyleyin.
Burada demokrasi var. Fikirlerinizi bekliyorum
278 kişilik bir grup ateşler yakmış oturuyorlardı. Bu grubun ortasındaki bir ateşin kenarında Erdem isimli 10 yaşında bir çocuk oturuyordu. Erdem umutsuz bir şekilde ateşe doğru bakıyordu. Ailesine ulaşamamıştı ve bunun yakında, su bittiğinde, önemsiz olacağının farkındaydı.
Erdemin içinde bulunduğu grubu genel olarak tüfek, tabanca sahibi kişiler ve aileleri oluşturuyordu. Bu güne kadar kendilerini savunarak ve şişeli su içerek gelmeyi başarmışlardı lakin suları, mühimmatları ve yiyecekleri tükenmek üzereydi.
Bu umutsuzluk ve kendini bırakmışlık hali normalde suları bitene kadar devam edebilirdi ama kader buna izin vermedi.
Uzun ve gürültülü bir kükreme kuruldukları bölge etrafında yankılanmaya başladı. Bu korkutucu ses kulaklarında gittikçe daha yüksek bir sesle dalgalanıyordu.
Kısa bir süre sonra sesin kaynağını gördüler. Bu 4 metre boyunda gövdesinin yarılması ile açılan kocaman bir ağız, kocaman kulaklar ve iki bacaktan oluşan gözsüz bir yaratıktı. Derisi boydan boya yara kabuğuna benzer bir şey ile kaplanmıştı. Aralıksız bir şekilde kükrüyordu.
Korku ile kaçışmaya başladılar. Böyle bir durum için plan yapmışlardı ama bu boyutta bir canavar ile daha önce karşılaşmadıklarından hazırlıksızlardı. Birkaç saniye sonra kendilerine gelip tüfeklerine davrandılar.
Tabancalar ve saçmalar zaten tamamı ile umutsuzdu. Tek kurşun tüfekler ve nadir taaruz tüfekleri bile canavarı ancak yavaşlatacak kadar etkiye sahiptiler. Silahı olmayanlar canavarın etrafını sarmış dikkatini dağıtmak için ses çıkarıyorlardı.
RAAAAWR!
Canavar ileri atıldı ve silahlı liderlerden birini duvara çaktı! Geri kalanlar kaçıştılar ama canavar bir bir onları avlamaya başladı. 1 dakika içinde grup tüm umudunu kaybetti. Günü atlatmaları imkansızdı.
Erdem kaçmaya çalıştı ama canavar bu hareketini görünce ona odaklandı. Erdem hızlıca koşuyor, canavarın zor geçeceği sokakların arasından dönemeç ardına dönemeç geçiyordu. Canavarı tam atlattığını düşündüğü sırada gördüğü şeye inanamadı.
Başka dönecek bir yol yoktu. Çıkmaz sokağa ulaşmıştı!
Arkasını döndü ve geldiği yere bakmaya başladı. Canavarın sesinden yaklaştığını anlayabiliyordu. Umutsuz bir şekilde gözlerini kapadı ve ölümü beklemeye başladı. Canavar ona koşarak yaklaşıyor, o ise gözlerini açmayı reddediyordu.
ŞŞŞŞŞŞT! Kesme sesi gelmişti. Şimdi tek kalan acı ve ölümü beklemekti.
1… 2…. 3….
Zaman geçiyor ama bir değişiklik fark edemiyordu. Saniyeler sonra gözünü açmaya karar verdi. Karşısında gördüğü şey onu en az çıkmaz sokak kadar şaşırtmıştı.
Canavar ortadan ikiye ayrılmış, ayrıldığı kısım yanıklar ile kaplıydı. Canavarın yanında ise tanıdık olmayan bir figür vardı.
Bu tahtadan bir kuklaydı. Etrafa saçılan kanın bir şekilde bulaşmadığı göğüsünde altınla kaplı gibi gözüken kızıl bir artı işareti vardı. Ayrıca akşam olmasına karşın bu kuklanın etrafı gündüz gibiydi.
Kukla elini hareket ettirdi ve yerde ışıktan gözüken bir patika çıktı. Erdem patikanın gittiği yöne baktığında gökyüzünde parlayan bir çok kola ayrılmış bir yılan sembolü gördü. Kukla aynı sembolün üzerine işlendiği elini kaldırdı ve yolu işaret etti.
“Bu kuklaları yapmışsınız iyi güzel ama neden thaumaturjistler yerine bunları kullanıyoruz”
Güney ispanya tesisine gelen en büyük gruplardan birinin lideri olan Takaya, Isis’in bu büyük kaynak harcamasını sorguluyordu.
“Insanların büyü yapması günümüz dünyasının kültüründe gerçek olarak olmasa bile büyük ölçüde alışılmış bir konsept. Planım için şok etkisi gerekli. Ayrıca insanlar üzerinde yapılması pek etik olmayacak bir kaç şeyi yapma şansı verdikleri için de fazlası ile iyiler”
“Neymiş bu planın?”
“Biliyorsunuz, bu kuklaları normalde çalıştırmamızı sağlayan kaynak Elan-Vital Enerjisi. Seville katedralini almamız sağolsun, şu an bu kaynak bizde fazlası ile var lakin bu katedrali sonsuza dek elimizde tutamayacağımızın bilincindeyim”
“Ve kuklalar nerde devreye giriyor?”
“Ah. Ah. Bizim zamanımızda böylemiydi. Gençler çok sabırsız”
“Ben 48 yaşındayım”
“Tamam. Genç ve toysun daha işte. Neyse, konuya dönelim. Tahta kuklalardan biri bir insanı kurtarıp ona yol gösterdi diyelim. Bu insan onun üzerindeki sembolleri gördü ve onu belli bir şekilde tanıdı. Kuklaya kurtarıcısı gözü ile bakmaya başlayacak. Bunu sonra etrafındakilere yayacak, böylece o belirli kukla kurtarıcı olarak halk arasında yayılmaya başlayacak.
Şimdi bunu yüzlerce kukla ile her yerde yaptığımızı düşün. Üzerinde Yılanın Eli sembolü olan kuklanın kurtarıcı olduğu fikri halkın zihnine işlenecek. Bu yavaşça bir tür inanca dönüşecek. Sonuç? Akiva radyasyonunu şekli açıkça belli olan kuklalarımıza odaklanmaya başlayacak
Yeterli kişi fikri edindikten sonra, sağladığımız Elan Vital Enerjisini tamamen çekebiliriz ama kuklalarımız yinede çalışmaya devam edecek.“
“İlgi çekici. Peki bahsettiğin ‘etik olmayan şeyler’ nedir?”
“Genç bir ruhun ilgili olduğunu görmek güzel. Şimdi; Akiva radyasyonu, Elan-Vital enerjisinin aksine saf bir enerji değil. İçinde insanların ortak inanç ve fikirlerini barındırıyor. Bu sebeple bunu kullanan bir şeyin bir noktada kontrolümüzden çıkması muhtemel.
Bu noktada insan olsalar, içlerine uzaktan imha butonu koymak takdir edersiniz ki pek etik olmazdı.”
“Anladım. Başka sorum yok”
Volume 19's cover is only one Ashera is in human form. He is main focus of Volume 12s cover but I don't really like how he looks there. Its also the only cover where there are only normal people if I am not mistaken
Akşam olmak üzereydi. Isis Marsellie kıyısında 3 metrelik bir duvarın üzerine oturmuş sakince denizi izliyordu. Görüşünün ucunda bir hareketlilik fark etti. Denizden bir yaratık çıkmıştı. Bu yaratık vücudundan 10’a yakın kol ve her kolun ucundan ya bir göz, ya bir kulak yada bir ağız çıkarıyordu.
Bir süre yaratığı gözledi. Yaratık etrafta boş boş dolanıyordu. Kısa süre sonra ilerleyen yaratık bir tavşan gördü ve ona doğru koşup ağız içeren bir elini uzattı. Tavşan son anda sıçrayarak kurtulduğunu sandı ama yaratık ikinci ağızlı kolu ile yolunu kesip onu yuttu.
Isis “Görüşünüşe göre tamamen aptal değil ama EVE kullanabilecek kadar zeki de değil. Gerçeklik bükme yeteneği göstermezse kolay bir av” diye düşündü.
Duvardan atladı ve sakince yaratığa doğru baktı. Yaratık ile arasında yaklaşık 60 metre vardı. Yaratığın hızı hesaba katıldığında yaratığın ona bakmasından sonra yaklaşık 15 saniyesi var demekti. Ceketinin iç cebinden kan dolu bir kalem çıkardı ve duvardaki şablon şeklindeki rün matrisinin son boşluklarını hızlıca doldurdu.
İşini bitirdiğinde yaratık ile arasında sadece 10 metre kalmıştı. Hemen son bir çizgiyi yaratığın ters yönünde uzattı ve elini çizginin üzerine bastırdı. Yaratık tam üzerine atlarken yüzüğü parlamaya başladı. Bir anda üzerine çarpacak olan yaratık güçlü bir kuvvet ile duvara çekildi ve duvarı parçaladı
Yaratık çarpmanın etkisi ile kendinde değilken Isis elini duvardan çekti ve beline bağladığı silahı yaratığa doğrulttu.
Tak! Tak! Tak!
Yaratığın göz barındıran üç eli delindi.
Tak! Tak! Tak!
Üç kulağı da aynı muameleye mahkum oldu. Acı içindeki yaratık bu anda kendine gelip geri sıçradı. Artık kör ve sağır olan yaratık sadece hissederek hedefini öldürmeye çalışıyordu lakin sürekli yer değiştiren Isis’i bu şekilde yakalaması mümkün değildi
Şansını denerken sonunda Isis’in yönünü bulan bir saldırı yapmayı başardı. Ağız-El’i ile ondan bir parça koparmaya çalışıyordu lakin hedefine ulaşamadan Isis geri sıçradı ve sağ cebinden bir toz topağı çıkarıp yaratığın ağzına attı.
Yaratık hızlıca dengesini yitirmeye başladı. 2 dakika boyunca süren ve gittikçe zorlaşan kovalama emeğine rağmen bir şey yapamadan bayıldı.
Isis 50 metre geride çırağının beklediği arabadan büyük bir branda aldı. Bunu kıyıya taşıyıp yaratığın yanında yere serdiler. Çırağı yanında gertirdiği yaklaşık 20 litrelik bidonu denizden doldurup brandanın ortasına yerleştirdi.
Bu brandanın üzerinde Isis ve çırağının günler süren çalışmaları sonucu olan ve ne kadar verimsiz olsa da şimdilik onlara su kaynağı sağlayabilecek bir rün matrisi kazınmıştı. Bu verimsizlik kısmen düşünebilen bir canlının hem enerji hemde geri tepme gideri olarak ölümünü gerektirdiği için için canavar avlayarak bir taşla iki kuş vurmayı uygun görmüşlerdi
Böylece şimdilik yetecek suya ve doğru yöntemle yenebilecek canavar etine kavuştular.
Olay Kaydı:
20/07/26 tarihinde Tirana kıyıları sarsılmaya başladı. Kan ile dolu denizin yüzeyi baloncuklanmaya başlamıştı. Bu olaylar bölgede büyük paniğe neden olsada yakında öğrenilecekti ki bu sadece bir sorun değil, yok oluşlarının habercisiydi.
22/07/26 tarihinde sarsıntı yeniden başladı. Bölgede yaşayanların söylediğine göre;
“Sudan önce kocaman bir kafa çıktığını gördük. Sonra bu kafayı yaklaşık 10 metre boyunda bir vücut takip etti. Bu vücut dev bir tilkiye benziyordu lakin göz sayısı 2 değil 3 olan bu yaratık aynı zamanda garip kırmızı-beyaz bir kürke sahipti”
Bu yaratık şimdilik SCP-354-22 olarak isimlendirilmiştir.
354-22 kıyıya çıktıktan sonra şehrin kıyısında büyük zarara sebep olduğu rapor edilmiştir. Yerel polis ve ordu müdahale etmiştir ama tank mermilerinin 354-22’nin derisini geçemediği ve oluşturulan minimal hasarın da hızlıca iyileştiği belirlenmiştir.
İlk kıyıya çıkışın 30 dakika sonrasında 354-22 yere oturmuş ve kesintisiz bir şekilde ulumaya başlamıştır. Bu ulumanın ardından başka canlılar da sudan çıkmaya başlamıştır. İlk canlıya benzeyen bu canlıların tek farkı yaklaşık 1.8 metre boyunda olmalarıdır. Drone görüntüleri toplam 100 tane canlının kıyıya çıktığını göstermiştir. Bu canlılara 354-22-1 adı verilmiştir.
354-22-1’ler kıyıya çıktıktan sonra da 354-22 ulumayı bırakmamıştır. 354-22-1’ler organize bir şekilde 354-22 için gönderilen askerleri avlamaya başlamıştır. Bu organizasyon yeteneğinin 354-22’nin uluması ile alakalı olduğu tahmin edilmektedir
Bu av sırasında organizasyonlarına rağmen Arnavutluk ordusu 2 adet 354-22-1’in ölümüne sebep olmuştur. Bu ölümler drone kayıtlarına göre anti-tank roketlerinin canavarlara çarpması sonucudur.
Vakıf drone’ları bu cesetleri kaçırmayı başarmıştır. Araştırmacılar cesetlerin içinden çıkan kristaller bulmuştur. Bu kristaller kırıldığında ortamın ışığının ortalama 45 saniye tamamen kesildiği fark edilmiştir. Bu etkinin yarıçapı yaklaşık 40 metre olduğu ölçülmüştür. Yetersiz numune sayısı kesin ölçüme izin vermemiştir.
Askerler ile beslenen 354-22-1’lerin çoğaldıkları belirlenmiştir. Arnavutluğun gönderdiği birimi ve bir çok sivili yemeleri sonucu sayıları yaklaşık 300’e çıkmıştır. Kıyıya yakın şehirlerden iç kısımlara ağır göçler olması sebebi ile bütün şehri bitirdiklerinde yaklaşık 1000-1500 adet olacakları tahmin edilmektedir.
Şimdilik Delta-4 “Minutemen” yayılmayı yavaşlatmıştır. Mobil Görev Güçleri Nu-7 “Hammer Down”dan birimler boşa çıktıkları anda bölgeye intikal edecektir. Eta-10 “See no Evil” ulumanın bilişsel tehlike yaratması durumuna karşı bölgede bulunacaktır
[Gizli Bölüm: 354-22-1’lerin tamamı aynı anda ulumaya başlar. Bu uluma koruyucu ekipmana sahip olmayan asker ve sivilleri agresifleştirmiştir. Eta-10 hızlıca ulumayı analiz eder ve panzehir olarak çalışan bir yayını tüm bölgeye yayar lakin bölgedeki asker varlığının %10u çoktan kaybedilmiştir]
Saat §¦º¦Ø¸þ§±, “Gezginler Kütüphanesinin derinlikleri”
Isis bir rafa yaslanmış bekliyordu. Yüzünde çelik bir maske ve üzerinde vücut hatlarını belli etmeyecek bir cübbe vardı. Boyunu tam belli etmemek için anormal uzunlukta topuklu ayakkabılar giymiş ve sesini gizlemek için thaumaturjik bir ritüel uygulamıştı.
Sağında, solunda, önünde, üstünde ve altındaki raflarda ona benzer durumlarda olan kişiler bekliyordu. Biraz daha açık olmak gerekirse 153 kişi bekliyordu, dünyanın her tarafındaki hücrelerden 153 temsilci.
Zamanda bir noktada, konumu belirlenemeyecek bir yerden bozulmuş bir ses geldi: “Küresel Doğaüstü Koalisyon ile olan müzakereler ne durumda?”
Başka bir ses Isis’in sağında bir noktadan cevap verdi: “Omicron komitesi, bu koalisyon yönetiminin kendine verdiği yeni ad, bize bir kıyı şeridini vermeyi canavarları dışarda tutmamız karşılığında kabul etti.
İki tarafada ait olmayan üçüncü ve Isis’in altından gelen bir ses şöyle dedi “Bu harika! O ukala kitap yakanların bizimle konuşmaya bile yanaşmayacağını düşünüyordum. Tabi bu noktaya geldiysek bile yine de dikkatli olmak lazım gelir. Tuzak olabilir”
İlk konuşan bozuk sesli kişi cevap verdi*: “Koalisyonun dünyanın sonuna sebep olabilecek bu durumda bizimle anlaşma şansını tepeceğini sanmam. Şu an onların bile kaynakları zorlanıyor olmalı, fazladan yardımı geri çevirecek durumda değiller. Şimdilik kıyı savunma hattını kimin yöneteceğini seçmeye odaklanalım.”*
“Ben gönüllüyüm” Isis konumunu belli etmeden konuşmaya başladı.
Uzaktan gelen bir ses “Ve sen kimsin?” diye sordu. Isis çoktan cevabını hazırlamış olduğundan konuşmaya başladı. “Bu mühim değil. Ben Yılanın Elinden daha yaşlı bir üyeyim. Burada ki en deneyimlilerden biriyim. Hücrenizdeki en yaşlı üyeye Yılanın Elinin erken günleri hakkında sorular sorun. Size o günleri anlatarak kimliğimi kanıtlayacağım.”
“O zaman Amerikada Yılanın Eli’nin yayılmasına büyük katkısı olan rahmetli bay Cecil’in hiç yanından ayırmadığı madalyonu bize anlatabilirsin. Onu tanıyorsundur değil mi?” diye birisi Isis’i test etti.
Isis bir süre düşünüp hatıralar arşivini karıştırdıktan sonra ağzını açtı. “Yanılmıyorsam, altın kaplı çelik bir madalyondu. İçinde vakıf tarafından yakalanan anomali bir aile üyesinin resmini taşıyordu.”
“Bu doğru” diye cevap verdi onu test eden ses. “O zaman karar verildi. Sonra ki meseleye geçebiliriz.”
Bu şekilde toplantı konuşacak bir şey kalmayana kadar devam etti. Sonra ki toplantı tarihi belirlendikten sonra üyeler 5 dakika arayla ortamdan ayrıldılar. Böylece toplantı sona erdi.
Photo by Henrique Ferreira on Unsplash
“Küresel Doğaüstü Koalisyon ile olan anlaşma tamamlandı. Karar verildiği gibi Aleut adalarınında bulunacak tesisin kurulumu senin işin. Kıyıya çıkan canlıları yakalayıp tesise götürmen için 200 kadar Yılanın Eli üyesi sana yardıma gelecek”
“Anlaşma Tamamlandı. Nambiya kıyıları sana verilecek. Bu bölgede artıma yapman beklenmiyor. Ceset yakma tesisleri kurman isteniyor. Yaklaşık 250 Yılanın Eli üyesi sana desteğe geliyor”
Isis şehre dün varmıştı. Koalisyon tarafından onlara tahsis edilen bölgede ilgisini çeken tek bir yapı vardı ve şuan onun içindeydi. Katedralin ana odasında dururken uzun süredir hissetmediği bir duygu hissediyordu: heyecan.
Bu unutlmuş duygu onu bir sersemleme haline sokmuştu. Katedralin içinde gülümseyerek dört dönüyor ve planlarını yeniden gözden geçiriyordu. Bu sırada odanının girişinden bir ses duydu.
“Usta, MC&D’den beklediğin paket geldi sanırım. Kutuların içinde koyu turkuaz bir metal var.”
Isis bunu duyuca sersemliğinden arındı ve ciddi bir ifade takındı. Mutlu bir şekilde “Tamam. Kutuları buraya taşıyın. Daha bunları yerleştirecek yer ayarlamalıyız.”
Bu kutuların içinde ki metal orichalum’du. Mükemmel bir Elan-Vital iletkeni olan bu metal kuracağı devrenin gücünü kaldırabilmesi için gerekliydi.
500 yıllık bir kilisenin Akiva radyasyonunu ve 50’ye yakın Leyline’ın getirdiği EVE’i taşıyabilmesi için bu metal kesinlikle gerekliydi!
Kutular geldikten sonra Isis ana odadaki oturakları söktürdü ve yüzlerce kağıda çizdiği devrenin parçalarını bir bir yere yerleştirmeye başladı. Yerleştirme tamamlandıktan sonra yaklaşık 30 metrekare kaplayan bir rün matrisi ortaya çıkmıştı.
Tabi ki bu yeterli değildi. Isis güvendiği thaumturjistleri odaya çağırdı ve toplam 12 kişi olan bu grup kağıtları çizgilerden delerek dikkatlice devreyi zemine kazımaya başladı. En küçük bir hata rün matrisinin tamamen bozulup bölgeyi yok etmesi ile sonuçlanabilirdi bu sebeple herkes aşırı gergin şekilde çalışıyordu.
Bu şekilde 15 saat çalışmaları üzerine ancak işi bitirmeyi başardılar. Aralıksız çalışırlarsa hata yapacaklarından korkdukları için saatin yarısını ara vererek harcıyorlardı ve bu zaten yavaş olan işi dahada yavaşlatmıştı.
Onlar bu işi yaparken dışarıda 20 kişilik bir grup satın aldıkları 10 kilogram orichalum metalini kablo haline getirmişlerdi. Hazılanan kabloyu içeri getirdiler ve 12 kişilik thaumturjist grubu kabloyu rün matrisinin içine yerleştirdiler.
Bu metal her ne kadar iyi bir EVE iletkeni olsa da tek başına kullanılmak için fazla pahalıydı. Bu sebeple zaten geniş bıraktıkları rün matrisinin hatlarını bölgede bulunan 400’e yakın Yılanın Eli üyesinin her birinden 250ml kan alınması ile toplanmış 100 litre kan ile doldurdular.
Bu şekide ana devrenin hazırlığı tamamlandı. Isis ve arkadaşları fazlası ile yorulmuştu ama hepsi hazır devreyi gurur ile gözlemeye başladılar. Bu hayatlarında ki en büyük eserlerden biriydi.
“Teorik olarak bu devre SCP-682’yi öldürebilir. Değil mi Isis?”
“Neden olmasın? Daha fazlasını bile yapabilir. Küresel Doğaüstü Koalisyon seni öldüremeden yerel gerçekliğin çöküşü ile ölmek istersen bir çok şey mümkün”
Devre iki parçadan oluşuyordu. İlki katedral duvarlarının sertliğini saldırı durumunda arttırarak kendini korumasını sağlayan dış kısım ve ikinci parçası ise hedef alınan bölgedeki atomların birbirlerine elektron bağışlamalarını sağlayarak bölgeyi kararsızlaştırıyordu. Böylece bölge entropi ile dolup taşan işe yaramaz bir madde yığınına dönüşüyordu.
Bu Isis’in uzun süredir hayal ettiği bir şeydi. Thaumaturjinin zirvesi sayılabilecek devasa bir proje!
Photo by Henrique Ferreira on Unsplash
“Küresel Doğaüstü Koalisyon ile olan anlaşma tamamlandı. Karar verildiği gibi Aleut adalarınında bulunacak tesisin kurulumu senin işin. Kıyıya çıkan canlıları yakalayıp tesise götürmen için 200 kadar Yılanın Eli üyesi sana yardıma gelecek”
“Anlaşma Tamamlandı. Nambiya kıyıları sana verilecek. Bu bölgede artıma yapman beklenmiyor. Ceset yakma tesisleri kurman isteniyor. Yaklaşık 250 Yılanın Eli üyesi sana desteğe geliyor”
Isis şehre dün varmıştı. Koalisyon tarafından onlara tahsis edilen bölgede ilgisini çeken tek bir yapı vardı ve şuan onun içindeydi. Katedralin ana odasında dururken uzun süredir hissetmediği bir duygu hissediyordu: heyecan.
Bu unutlmuş duygu onu bir sersemleme haline sokmuştu. Katedralin içinde gülümseyerek dört dönüyor ve planlarını yeniden gözden geçiriyordu. Bu sırada odanının girişinden bir ses duydu.
“Usta, MC&D’den beklediğin paket geldi sanırım. Kutuların içinde koyu turkuaz bir metal var.”
Isis bunu duyuca sersemliğinden arındı ve ciddi bir ifade takındı. Mutlu bir şekilde “Tamam. Kutuları buraya taşıyın. Daha bunları yerleştirecek yer ayarlamalıyız.”
Bu kutuların içinde ki metal orichalum’du. Mükemmel bir Elan-Vital iletkeni olan bu metal kuracağı devrenin gücünü kaldırabilmesi için gerekliydi.
500 yıllık bir kilisenin Akiva radyasyonunu ve 50’ye yakın Leyline’ın getirdiği EVE’i taşıyabilmesi için bu metal kesinlikle gerekliydi!
Kutular geldikten sonra Isis ana odadaki oturakları söktürdü ve yüzlerce kağıda çizdiği devrenin parçalarını bir bir yere yerleştirmeye başladı. Yerleştirme tamamlandıktan sonra yaklaşık 30 metrekare kaplayan bir rün matrisi ortaya çıkmıştı.
Tabi ki bu yeterli değildi. Isis güvendiği thaumturjistleri odaya çağırdı ve toplam 12 kişi olan bu grup kağıtları çizgilerden delerek dikkatlice devreyi zemine kazımaya başladı. En küçük bir hata rün matrisinin tamamen bozulup bölgeyi yok etmesi ile sonuçlanabilirdi bu sebeple herkes aşırı gergin şekilde çalışıyordu.
Bu şekilde 15 saat çalışmaları üzerine ancak işi bitirmeyi başardılar. Aralıksız çalışırlarsa hata yapacaklarından korkdukları için saatin yarısını ara vererek harcıyorlardı ve bu zaten yavaş olan işi dahada yavaşlatmıştı.
Onlar bu işi yaparken dışarıda 20 kişilik bir grup satın aldıkları 10 kilogram orichalum metalini kablo haline getirmişlerdi. Hazırlanan kabloyu içeri getirdiler ve 12 kişilik thaumturjist grubu kabloyu rün matrisinin içine yerleştirdiler.
Bu metal her ne kadar iyi bir EVE iletkeni olsa da tek başına kullanılmak için fazla pahalıydı. Bu sebeple zaten geniş bıraktıkları rün matrisinin hatlarını bölgede bulunan 400’e yakın Yılanın Eli üyesinin her birinden 250ml kan alınması ile toplanmış 100 litre kan ile doldurdular.
Bu şekide ana devrenin hazırlığı tamamlandı. Isis ve arkadaşları fazlası ile yorulmuştu ama hepsi hazır devreyi gurur ile gözlemeye başladılar. Bu hayatlarında ki en büyük eserlerden biriydi.
“Teorik olarak bu devre SCP-682’yi öldürebilir. Değil mi Isis?”
“Neden olmasın? Daha fazlasını bile yapabilir. Küresel Doğaüstü Koalisyon seni öldüremeden yerel gerçekliğin çöküşü ile ölmek istersen bir çok şey mümkün”
Devre iki parçadan oluşuyordu. İlki katedral duvarlarının sertliğini saldırı durumunda arttırarak kendini korumasını sağlayan dış kısım iken ikinci parçası ise hedef alınan bölgedeki atomların birbirlerine elektron bağışlamalarını sağlayarak bölgeyi kararsızlaştırıyordu. Böylece bölge entropi ile dolup taşan işe yaramaz bir madde yığınına dönüşüyordu.
Bu Isis’in uzun süredir hayal ettiği bir şeydi. Thaumaturjinin zirvesi sayılabilecek devasa bir proje!
Photo by Jonathan Francisca on Unsplash
Saat §¦º¦Ø¸þ§±, “Gezginler Kütüphanesinin derinlikleri”
Isis bir rafa yaslanmış bekliyordu. Yüzünde çelik bir maske ve üzerinde vücut hatlarını belli etmeyecek bir cübbe vardı. Boyunu tam belli etmemek için anormal uzunlukta topuklu ayakkabılar giymiş ve sesini gizlemek için thaumaturjik bir rün matrisi kullanmıştı
Sağında, solunda, önünde, üstünde ve altındaki raflarda ona benzer durumlarda olan kişiler bekliyordu. Biraz daha açık olmak gerekirse 153 kişi bekliyordu, dünyanın her tarafındaki hücrelerden 153 temsilci.
Zamanda bir noktada, konumu belirlenemeyecek bir yerden bozulmuş bir ses geldi: “Küresel Doğaüstü Koalisyon ile olan müzakereler ne durumda?”
Başka bir ses Isis’in sağında bir noktadan cevap verdi: “Omicron komitesi, bu koalisyon yönetiminin kendine verdiği yeni ad, bize bir kıyı şeridini vermeyi canavarları dışarıda tutmamız karşılığında kabul etti.
İki tarafa da ait olmayan üçüncü ve Isis’in altından gelen bir ses şöyle dedi “Bu harika! O ukala kitap yakanların bizimle konuşmaya bile yanaşmayacağını düşünüyordum. Tabi bu noktaya geldiysek bile yine de dikkatli olmak lazım gelir. Tuzak olabilir”
İlk konuşan bozuk sesli kişi cevap verdi*: “Koalisyonun dünyanın sonuna sebep olabilecek bu durumda bizimle anlaşma şansını tepeceğini sanmam. Şu an onların bile kaynakları zorlanıyor olmalı, fazladan yardımı geri çevirecek durumda değiller. Şimdilik kıyı savunma hattını kimin yöneteceğini seçmeye odaklanalım.”*
Isis konumunu belli etmeden konuşmaya başladı: “Ben gönüllüyüm”.
Uzaktan gelen bir ses “Ve sen kimsin?” diye sordu. Isis çoktan cevabını hazırlamış olduğundan konuşmaya başladı. “Bu mühim değil. Ben Yılanın Elinden daha yaşlı bir üyeyim. Burada ki en deneyimlilerden biriyim. Hücrenizdeki en yaşlı üyeye Yılanın Elinin erken günleri hakkında sorular sorun. Size o günleri anlatarak kimliğimi kanıtlayacağım.”
“O zaman Amerikada Yılanın Eli’nin yayılmasına büyük katkısı olan rahmetli bay Cecil’in hiç yanından ayırmadığı madalyonu bize anlatabilirsin. Onu tanıyorsundur değil mi?” diye birisi Isis’i test etti.
Isis bir süre düşünüp hatıralar arşivini karıştırdıktan sonra ağzını açtı. “Yanılmıyorsam, altın kaplı çelik bir madalyondu. İçinde vakıf tarafından yakalanan anomali bir aile üyesinin resmini taşıyordu.”
“Bu doğru” diye cevap verdi onu test eden ses. “O zaman karar verildi. Sonra ki meseleye geçebiliriz.”
Bu şekilde toplantı konuşacak bir şey kalmayana kadar devam etti. Sonra ki toplantı tarihi belirlendikten sonra üyeler 5 dakika arayla ortamdan ayrıldılar. Böylece toplantı sona erdi.
Photo by Jade Koroliuk on Unsplash
Olay Kaydı:
20/07/26 tarihinde Tirana kıyıları sarsılmaya başladı. Kan ile dolu denizin yüzeyi baloncuklanmaya başlamıştı. Bu olaylar bölgede büyük paniğe neden olsada yakında öğrenilecekti ki bu sadece bir sorun değil, yok oluşlarının habercisiydi.
22/07/26 tarihinde sarsıntı yeniden başladı. Bölgede yaşayanların söylediğine göre;
“Sudan önce kocaman bir kafa çıktığını gördük. Sonra bu kafayı yaklaşık 10 metre boyunda bir vücut takip etti. Bu vücut dev bir tilkiye benziyordu lakin göz sayısı 2 değil 3 olan bu yaratık aynı zamanda garip kırmızı-beyaz bir kürke sahipti”
Bu yaratık şimdilik SCP-354-22 olarak isimlendirilmiştir.
354-22 kıyıya çıktıktan sonra şehrin kıyısında büyük zarara sebep olduğu rapor edilmiştir. Yerel polis ve ordu müdahale etmiştir ama tank mermilerinin 354-22’nin derisini geçemediği ve oluşturulan minimal hasarın da hızlıca iyileştiği belirlenmiştir.
İlk kıyıya çıkışın 30 dakika sonrasında 354-22 yere oturmuş ve kesintisiz bir şekilde ulumaya başlamıştır. Bu ulumanın ardından başka canlılar da sudan çıkmaya başlamıştır. İlk canlıya benzeyen bu canlıların tek farkı yaklaşık 1.8 metre boyunda olmalarıdır. Drone görüntüleri toplam 100 tane canlının kıyıya çıktığını göstermiştir. Bu canlılara 354-22-1 adı verilmiştir.
354-22-1’ler kıyıya çıktıktan sonra da 354-22 ulumayı bırakmamıştır. 354-22-1’ler organize bir şekilde 354-22 için gönderilen askerleri avlamaya başlamıştır. Bu organizasyon yeteneğinin 354-22’nin uluması ile alakalı olduğu tahmin edilmektedir
Bu av sırasında organizasyonlarına rağmen Arnavutluk ordusu 2 adet 354-22-1’in ölümüne sebep olmuştur. Bu ölümler drone kayıtlarına göre anti-tank roketlerinin canavarlara çarpması sonucudur.
Vakıf drone’ları bu cesetleri kaçırmayı başarmıştır. Araştırmacılar cesetlerin içinden çıkan kristaller bulmuştur. Bu kristaller kırıldığında ortamın ışığının ortalama 45 saniye tamamen kesildiği fark edilmiştir. Bu etkinin yarıçapı yaklaşık 40 metre olduğu ölçülmüştür. Yetersiz numune sayısı kesin ölçüme izin vermemiştir.
Askerler ile beslenen 354-22-1’lerin çoğaldıkları belirlenmiştir. Arnavutluğun gönderdiği birimi ve bir çok sivili yemeleri sonucu sayıları yaklaşık 300’e çıkmıştır. Kıyıya yakın şehirlerden iç kısımlara ağır göçler olması sebebi ile bütün şehri bitirdiklerinde yaklaşık 1000-1500 adet olacakları tahmin edilmektedir.
Şimdilik Delta-4 “Minutemen” yayılmayı yavaşlatmıştır. Mobil Görev Güçleri Nu-7 “Hammer Down”dan birimler boşa çıktıkları anda bölgeye intikal edecektir. Eta-10 “See no Evil” ulumanın bilişsel tehlike yaratması durumuna karşı bölgede bulunacaktır
________________________________________________________________________
Cevap postu yazmadan okumayınız. Bu kısım sürpiz bir olayı simüle etmektedir.
>!354-22-1’lerin tamamı aynı anda ulumaya başlar. Bu uluma koruyucu ekipmana sahip olmayan asker ve sivilleri agresifleştirmiştir. Eta-10 hızlıca ulumayı analiz eder ve panzehir olarak çalışan bir yayını tüm bölgeye yayar lakin bölgedeki asker varlığının %10u çoktan kaybedilmiştir!<
Akşam olmak üzereydi. Isis Marsellie kıyısında 3 metrelik bir duvarın üzerine oturmuş sakince denizi izliyordu. Görüşünün ucunda bir hareketlilik fark etti. Denizden bir yaratık çıkmıştı. Bu yaratık vücudundan 10’a yakın kol ve her kolun ucundan ya bir göz, ya bir kulak yada bir ağız çıkarıyordu.
Bir süre yaratığı gözledi. Yaratık etrafta boş boş dolanıyordu. Kısa süre sonra ilerleyen yaratık bir tavşan gördü ve ona doğru koşup ağız içeren bir elini uzattı. Tavşan son anda sıçrayarak kurtulduğunu sandı ama yaratık ikinci ağızlı kolu ile yolunu kesip onu yuttu.
Isis “Görünüşe göre tamamen aptal değil ama EVE kullanabilecek kadar zeki de değil. Gerçeklik bükme yeteneği göstermezse kolay bir av” diye düşündü.
Duvardan atladı ve sakince yaratığa doğru baktı. Yaratık ile arasında yaklaşık 60 metre vardı. Yaratığın hızı hesaba katıldığında yaratığın ona bakmasından sonra yaklaşık 15 saniyesi var demekti. Ceketinin iç cebinden kan dolu bir kalem çıkardı ve duvardaki şablon şeklindeki rün matrisinin son boşluklarını hızlıca doldurdu.
İşini bitirdiğinde yaratık ile arasında sadece 10 metre kalmıştı. Hemen son bir çizgiyi yaratığın ters yönünde uzattı ve elini çizginin üzerine bastırdı. Yaratık tam üzerine atlarken yüzüğü parlamaya başladı. Bir anda üzerine çarpacak olan yaratık güçlü bir kuvvet ile duvara çekildi ve duvarı parçaladı
Yaratık çarpmanın etkisi ile kendinde değilken Isis elini duvardan çekti ve beline bağladığı silahı yaratığa doğrulttu.
Tak! Tak! Tak!
Yaratığın göz barındıran üç eli delindi.
Tak! Tak! Tak!
Üç kulağı da aynı muameleye mahkum oldu. Acı içindeki yaratık bu anda kendine gelip geri sıçradı. Artık kör ve sağır olan yaratık sadece hissederek hedefini öldürmeye çalışıyordu lakin sürekli yer değiştiren Isis’i bu şekilde yakalaması mümkün değildi
Şansını denerken sonunda Isis’in yönünü bulan bir saldırı yapmayı başardı. Ağız-El’i ile ondan bir parça koparmaya çalışıyordu lakin hedefine ulaşamadan Isis geri sıçradı ve sağ cebinden bir toz topağı çıkarıp yaratığın ağzına attı.
Yaratık hızlıca dengesini yitirmeye başladı. 2 dakika boyunca süren ve gittikçe zorlaşan kovalama emeğine rağmen bir şey yapamadan bayıldı.
Isis 50 metre geride çırağının beklediği arabadan büyük bir branda aldı. Bunu kıyıya taşıyıp yaratığın yanında yere serdiler. Çırağı yanında gertirdiği yaklaşık 20 litrelik bidonu denizden doldurup brandanın ortasına yerleştirdi.
Bu brandanın üzerinde Isis ve çırağının günler süren çalışmaları sonucu olan ve ne kadar verimsiz olsa da şimdilik onlara su kaynağı sağlayabilecek bir rün matrisi kazınmıştı. Bu verimsizlik kısmen düşünebilen bir canlının hem enerji hemde geri tepme gideri olarak ölümünü gerektirdiği için canavar avlayarak bir taşla iki kuş vurmayı uygun görmüşlerdi
Böylece şimdilik yetecek suya ve doğru yöntemle yenebilecek canavar etine kavuştular.