
u/Aggravating-Berry213

Erdoğan'ın oğlu tarafından öldürülen Sevim Tanürek'in cinayetinin nasıl örtbas edildiğini yazan soL Haber'e "milli güvenlik" gerekçesiyle erişim engeli getirildi.
soL Haber’i susturamazsınız: X hesabımıza erişim engeli
Son dönemde her gün milyonlarca erişim alan, yüz binlerce takipçili X hesabımıza iktidar talimatıyla erişim engeli kararı getirildi.
AKP iktidarının NATO zirvesi öncesi birçok kişi ve kuruma yönelik sosyal medya sansürlerinin son adreslerinden biri de soL’un X hesabı oldu.
Önceki gün Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması sonrası, Göktaş’ın “en sevdiğim şakam” dediği Sevim Tanürek cinayetine dair tamamı geçmiş dönemde basına yansıyan olayları derlemiş, neler yaşandığını bir kez daha gündeme getirmiştik.
Bu haber X’te milyonlarca etkileşim alırken, dün gece geç saatlerde haberin paylaşıma erişim engeli getirildi.
soL'un engelli web'in paylaşımından öğrendiği karara göre, X hesabımız “milli güvenlik” gibi tamamen ilgisiz bir gerekçeyle erişime engellendi.
Bu tuhaf sansür sürecinde soL’a tebliğ edilmiş herhangi bir karar da bulunmuyor.
Tüm okurlarımıza dayanışmayı yükseltme çağrısı
soL Haber, bu yıl 20. mücadele yaşına girdi. 20 yıldır doğruları yazmaktan, gerçeğin kavgasını büyütmekten hiç vazgeçmedik. Şu ana kadar binlerce haberimiz erişime engellendi, yüzlerce haberimiz yargılama konusu oldu; iktidar, holdingler ve tarikatları mutsuz ettik diye ağır para cezalarıyla karşı karşıya kaldık. Haberlerimiz dolayısıyla hapis cezalarıyla da dahi karşılaştık.
Geri adım atmadık, atmaya da niyetimiz yok.
Bu mücadelesinde soL’un en büyük güvencesi her zaman okurları oldu. Şimdi tam da saldırıların ağırlaştığı bu dönemde soL’a destek olmak, dayanışmayı büyütmek isteyen tüm okurlarımızı abone olmaya çağırıyoruz. soL’un sesini kısmaya çalışanlara karşı daha güçlü bir habercilik için siz de soL’a abone olarak destek verebilirsiniz.
Deniz Göktaş: "Kemal Kılıçdaroğlu bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, yok dedim. Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. ‘Madem geldiniz, milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP'yi salın’ dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti"
'NATO'ya karşı ülkemiz ve onurumuz için yürüyoruz' diyen TKP üyelerine 'suç işlemeye tahrikten' gözaltı!
NATO karşıtı ses çıkarmak iktidar tarafından yasaklanmaya çalışırken, İstanbul’da "NATO'ya karşı ülkemiz ve onurumuz için yürüyoruz!" diyen ve bu eylemin afiş çalışmasını yapan TKP üyeleri gözaltına alındı.
AKP iktidarı NATO Zirvesi öncesi ülke genelindeki hukuksuz saldırılarını sürdürüyor.
“5 Temmuz'da NATO'ya karşı ülkemiz ve onurumuz için yürüyoruz!” diyerek Taksim AKM’den Dolmabahçe’ye yürüyüş kararı alan TKP'nin çağrı afişlerini yapan parti üyeleri İstanbul’un iki ayrı noktasında gözaltına alındı.
Beşiktaş’ta gözaltına alınan üç parti üyesine eyleminin afişlerini yaptıkları gerekçesiyle skandal bir şekilde “suça tahrikten” gözaltı işlemi yapıldı.
Bu gözaltıların dışında Kadıköy’de gözaltına alınan üç parti üyesinin de karakolda işlemlerinin devam ettiği öğrenildi.
Osmaniye'de bir TKP üyesi, NATO karşıtı paylaşımlar gerekçesiyle gece evine gelen TEM ekiplerince gözaltına alındı.
Gebze Sendikalar Birliği, NATO’ya karşı yürüyüş düzenledi. Yürüyüşü provoke etmeye çalışan sarıklı ve cübbeli bir adam alandan uzaklaştırıldı.
Türkiye Komünist Partisi, NATO'ya karşı Ankara mitingine ek olarak 6 ilde yürüyüş yapılacağını ilan etti.
Ankara'da NATO rezaleti bitmiyor: ABD Büyükelçiliği yoluna 'antik görünümlü' vazolar yerleştirdiler
Rockstar Games GTAVI'ya Türkçe altyazı bile eklemezken CDPR'in minimum yerelleştirme performansı. İsteyince oluyor.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan: "Bizim boyun eğmemek kusurumuz, bu ülkenin geleceğidir. Biz bu ülkenin geleceğini karartma hakkına sahip değiliz."
#SONDAKİKA | Macron’un hangi yöne doğru koşacağı belli olmadığı için tüm Ankara’nın tahliyesine karar verildi.
Türkçe dil desteğiyle çıkmayacağı açıklanan GTAVI'nın, Türkiye satış fiyatının ABD fiyatından daha yüksek olduğu ortaya çıktı.
Kauçuk Oda ve Fareler
Geçen gün sevgilimle konuşurken, zamanın getirdiği olgunlaşma üzerine düşündüm. İkimiz de çocuktuk başlarken ve bugün zamanın ne kadar hızlı geçtiğine hayret ediyorum. Eminim o da ediyordur. Onunla ve bizimle ilgili en ufak bir detayı, anılarımızı unutmak istemiyorum. Sanki onu, beni ve bizi kayıt altına almalı, her anı kaydetmeli ve gelecek nesillere aktarmalıymışım gibi. Bir tür insani müze, bir ölümsüzleşme çabası gibi. İnsan kendi "oluşunun" sınırlarını, başkalarından/ötekilerden anlayabiliyor bazen. İnsan insanın kurdudur gibi bir görüşe katılmıyorum. Doğru insanla, dış dünyanın algısal dönütleri ortadan kalksa bile şöyle bir 1-2 hafta sadece konuşarak hayatta kalabilirim gibi geliyor. İnsan insanın yurdudur yani, bence.
Youtube'da Vsauce diye bir kanal var, birçoğunuz biliyordur, aslında Michael Stevens isimli bir beyefendinin sunduğu bir tür popüler bilim kanalı. Yanlış hatırlamıyorsam Youtube Originals ile çektiği bir videosunda, Michael her şeyden yalıtılmış, bembeyaz, kauçuk bir odaya kapatılıyor. Dışarıdan hiçbir stimuli da gelmiyor. Sahi, böyle bir odada olsam/olsak ne yapardık?
Ben, kauçuk odanın iç dinamiklerinin de önemli olduğuna inanıyorum. Örneğin eğer odadaki yatak soğuksa, sahip olacağım umutsuzluk durumu beni odanın bana verdiği tablonun dışına itebilir. Kalacağım sürenin belli olmadığı, soğuk bir yatakta boylu boyunca uzandığım bir durumda, terim olarak "absürt" bir direnişe başlayacağımı hayal edebiliyorum. Duvarın 50 mt civarı olduğunu tahmin ettiğim durumda dahi tırnaklarımla veya kaşıkla kazıyabilirim. Eylemsiz kalmaktan iyidir.
Diğer bir yandan, düzgün bir yatak, bir yoldaş ve sıcak bir ortam varsa iş değişebilir. Yani otel konforunda sayılabilecek bir kauçuk odada hepimizin daha uzun kalabileceğini varsayabiliriz. Önden belirtmenin önemli olduğunu düşünüyorum, evet birinin ne kadar stoik olduğu kimsenin umrunda değil. Ancak ben stoacı değerlere sahip bir insan olduğumu düşünüyorum. Bunu bireyselci bir noktadan da söylemiyorum, yanlış anlaşılma olmasın. Bir süredir hayattan aldığım zevki gerçekten küçük şeylere borçlu olduğuma inanıyorum. Özellikle son bir-iki yıldır, öğlen yiyeceğim bir sandviç bile heyecanla beklediğim bir şeye dönüşüyor, dünyanın en değerli şeyiymiş gibi geliyor.
Bu açıdan, Michael gibi o odada, kedilerin maması gibi önüme lapa koysalar üzülmem, hatta büyük bir mutluluk ve şükranlıkla yiyeceğimi düşünüyorum. Tuvaletin rahat olması da büyük bir artı olurdu. Birçoğumuz, veya en azından ben, günün en az yarım ila iki saatini tuvalette geçirebiliyoruz. Bu sayı ekran sürenize göre değişebilir. Tuvalet ihtiyacını gidermek halihazırda mide bulandırıcı bir deneyim olabiliyorken, tuvaletin kendisinin konforlu olması büyük bir avantaj olurdu diye düşünüyorum. Yaz aylarında olduğumuz için, tatil beldelerinde çalışmayan kombilerden dolayı alınan gibi bir soğuk duş da rahatsız etmeyebilirdi. Kıyafete dair tek şartım da kaşındırmaması olurdu herhalde.
Şimdi, fareler. Fare konusunda da şöyle bir görüşüm var ki görebildiğim fareden çok korkmam. Hayatımda çok fare görmedim, ölü fare gördüm genelde. Çok da hızlı hareket etmiyorsa veya bir anda bacağımdan çıkıp beni yemeyecekse büyük bir problem olmaz. Ama şöyle bir sıkıntı var ki, bu tarz hayvanlar gece işlerini gördükleri için götümü başımı kemirmeleri tatsız bir durum olurdu. Ama, kauçuk oda dediğimiz deneyimin ne kadar süreceği de burada kritik bir rol oynayabilir.
Tabii bu hadisenin sonucunda bir ödül alıp almadığımız sorusu sorulmalı. Örneğin ortaya bir yarım milyon dolar koyulacak olsa... 5-6 fare de çok sorun teşkil etmez diye düşünüyorum. Sağlıklı olduğum sürece, kuduz muduz kapmadığım sürece çok sorun edeceğimi zannetmiyorum. O noktada bir kaplan bile salınabilir hatta odaya. Tabii şimdi kaplan dedik ama, tercih edeceğimden değil yani elbette olmasa daha mutlu olurum. Ama anlaşabileceğim bir kaplansa, rasyonel bir kaplan olduğu sürece geçinip gidebileceğimize inanıyorum. Ben ona karışmayım, o da bana karışmasın. Ama o da mümkün değil elbet, illa bir sürtüşme olur. Yemeğimizi paylaşabiliriz, hatta ben yemem ona yediririm. Arkadaş canlısı olarak kalabileceğimize inanmakla birlikte böyle bir durumda vücudumda bulunan depoların da yeterli olacağına inanıyorum, ölmem yani.
Bana deseler ki, iki hafta böyle bir ortamda kal yarım milyon dolar vereceğiz, bana gayet uygun. Hatta bir ayı bile zorlayabilirim. Sanki MrBeast böyle bir şey yapmıştı gibi hatırlıyorum, böyle bir anımsamam var. İnsanlar zorlanmıştı diye hatırlıyorum. Elbette zordur ama yani çok hayat değiştiren paralar olduğu için dayanılır ya. Ben öyle bir parayı yan yana görmedim yani. Bu arada, yarım milyon dolar dedik ama aklımda böyle spesifik bir şey yok. Sanki böyle bir teklif varmış da değerlendiriyormuşum gibi oldu, kusuruma bakmayın. Ağzıma öyle geldi ve öyle dedim şu an. Kayıtlara geçirilsin.
Yani şimdi yarım milyon dolarla yapılabileceklere baktığında...
Önce bir Lira ile çarpmak gerekiyor. İlla bir vergi mergi çıkar ama net 15-20 milyon TL civarı bir para var orada. Çok para etmiyor aslında da ediyor bir yandan da. Şöyle ki, baktığında bu paraya gidip bir oto galeri kurulabilir. Ama bunun daha güvenli yolu nedir? Büyüyen Anadolu şehirlerinden 1-2 ev satın alıp ufak bir atölye kurmak veya fon yatırımı yapmak mümkün olabilir. Yüksek sağlık giderlerini vs. karşılayabilirsin. Çok fazla şey yapılabilir. Dizel 80ler model bir pervaneli eğitim uçağıyla Karadeniz'e açılıp Amelia Earhart gibi kayıplara karışmak mümkün. Veya büyükçe bir su deposu ve çilek aromalı jel satın alıp, 1 ton jöle yapmak ve içinde yüzerek onu yemek. Bu parayla yapılacak yatırımlardan gelecek pasif gelirle hiç çalışmadan bir veya iki çocuk rahatça ve sağlıklı şekilde büyütülebilir. Yani kısaca fareli bir kauçuk odada bu şartlarda bir ay kalmak mantıklı mıdır? Evet.
Kauçuk Oda ve Fareler
Geçen gün sevgilimle konuşurken, zamanın getirdiği olgunlaşma üzerine düşündüm. İkimiz de çocuktuk başlarken ve bugün zamanın ne kadar hızlı geçtiğine hayret ediyorum. Eminim o da ediyordur. Onunla ve bizimle ilgili en ufak bir detayı, anılarımızı unutmak istemiyorum. Sanki onu, beni ve bizi kayıt altına almalı, her anı kaydetmeli ve gelecek nesillere aktarmalıymışım gibi. Bir tür insani müze, bir ölümsüzleşme çabası gibi. İnsan kendi "oluşunun" sınırlarını, başkalarından/ötekilerden anlayabiliyor bazen. İnsan insanın kurdudur gibi bir görüşe katılmıyorum. Doğru insanla, dış dünyanın algısal dönütleri ortadan kalksa bile şöyle bir 1-2 hafta sadece konuşarak hayatta kalabilirim gibi geliyor. İnsan insanın yurdudur yani, bence.
Youtube'da Vsauce diye bir kanal var, birçoğunuz biliyordur, aslında Michael Stevens isimli bir beyefendinin sunduğu bir tür popüler bilim kanalı. Yanlış hatırlamıyorsam Youtube Originals ile çektiği bir videosunda, Michael her şeyden yalıtılmış, bembeyaz, kauçuk bir odaya kapatılıyor. Dışarıdan hiçbir stimuli da gelmiyor. Sahi, böyle bir odada olsam/olsak ne yapardık?
Ben, kauçuk odanın iç dinamiklerinin de önemli olduğuna inanıyorum. Örneğin eğer odadaki yatak soğuksa, sahip olacağım umutsuzluk durumu beni odanın bana verdiği tablonun dışına itebilir. Kalacağım sürenin belli olmadığı, soğuk bir yatakta boylu boyunca uzandığım bir durumda, terim olarak "absürt" bir direnişe başlayacağımı hayal edebiliyorum. Duvarın 50 mt civarı olduğunu tahmin ettiğim durumda dahi tırnaklarımla veya kaşıkla kazıyabilirim. Eylemsiz kalmaktan iyidir.
Diğer bir yandan, düzgün bir yatak, bir yoldaş ve sıcak bir ortam varsa iş değişebilir. Yani otel konforunda sayılabilecek bir kauçuk odada hepimizin daha uzun kalabileceğini varsayabiliriz. Önden belirtmenin önemli olduğunu düşünüyorum, evet birinin ne kadar stoik olduğu kimsenin umrunda değil. Ancak ben stoacı değerlere sahip bir insan olduğumu düşünüyorum. Bunu bireyselci bir noktadan da söylemiyorum, yanlış anlaşılma olmasın. Bir süredir hayattan aldığım zevki gerçekten küçük şeylere borçlu olduğuma inanıyorum. Özellikle son bir-iki yıldır, öğlen yiyeceğim bir sandviç bile heyecanla beklediğim bir şeye dönüşüyor, dünyanın en değerli şeyiymiş gibi geliyor.
Bu açıdan, Michael gibi o odada, kedilerin maması gibi önüme lapa koysalar üzülmem, hatta büyük bir mutluluk ve şükranlıkla yiyeceğimi düşünüyorum. Tuvaletin rahat olması da büyük bir artı olurdu. Birçoğumuz, veya en azından ben, günün en az yarım ila iki saatini tuvalette geçirebiliyoruz. Bu sayı ekran sürenize göre değişebilir. Tuvalet ihtiyacını gidermek halihazırda mide bulandırıcı bir deneyim olabiliyorken, tuvaletin kendisinin konforlu olması büyük bir avantaj olurdu diye düşünüyorum. Yaz aylarında olduğumuz için, tatil beldelerinde çalışmayan kombilerden dolayı alınan gibi bir soğuk duş da rahatsız etmeyebilirdi. Kıyafete dair tek şartım da kaşındırmaması olurdu herhalde.
Şimdi, fareler. Fare konusunda da şöyle bir görüşüm var ki görebildiğim fareden çok korkmam. Hayatımda çok fare görmedim, ölü fare gördüm genelde. Çok da hızlı hareket etmiyorsa veya bir anda bacağımdan çıkıp beni yemeyecekse büyük bir problem olmaz. Ama şöyle bir sıkıntı var ki, bu tarz hayvanlar gece işlerini gördükleri için götümü başımı kemirmeleri tatsız bir durum olurdu. Ama, kauçuk oda dediğimiz deneyimin ne kadar süreceği de burada kritik bir rol oynayabilir.
Tabii bu hadisenin sonucunda bir ödül alıp almadığımız sorusu sorulmalı. Örneğin ortaya bir yarım milyon dolar koyulacak olsa... 5-6 fare de çok sorun teşkil etmez diye düşünüyorum. Sağlıklı olduğum sürece, kuduz muduz kapmadığım sürece çok sorun edeceğimi zannetmiyorum. O noktada bir kaplan bile salınabilir hatta odaya. Tabii şimdi kaplan dedik ama, tercih edeceğimden değil yani elbette olmasa daha mutlu olurum. Ama anlaşabileceğim bir kaplansa, rasyonel bir kaplan olduğu sürece geçinip gidebileceğimize inanıyorum. Ben ona karışmayım, o da bana karışmasın. Ama o da mümkün değil elbet, illa bir sürtüşme olur. Yemeğimizi paylaşabiliriz, hatta ben yemem ona yediririm. Arkadaş canlısı olarak kalabileceğimize inanmakla birlikte böyle bir durumda vücudumda bulunan depoların da yeterli olacağına inanıyorum, ölmem yani.
Bana deseler ki, iki hafta böyle bir ortamda kal yarım milyon dolar vereceğiz, bana gayet uygun. Hatta bir ayı bile zorlayabilirim. Sanki MrBeast böyle bir şey yapmıştı gibi hatırlıyorum, böyle bir anımsamam var. İnsanlar zorlanmıştı diye hatırlıyorum. Elbette zordur ama yani çok hayat değiştiren paralar olduğu için dayanılır ya. Ben öyle bir parayı yan yana görmedim yani. Bu arada, yarım milyon dolar dedik ama aklımda böyle spesifik bir şey yok. Sanki böyle bir teklif varmış da değerlendiriyormuşum gibi oldu, kusuruma bakmayın. Ağzıma öyle geldi ve öyle dedim şu an. Kayıtlara geçirilsin.
Yani şimdi yarım milyon dolarla yapılabileceklere baktığında...
Önce bir Lira ile çarpmak gerekiyor. İlla bir vergi mergi çıkar ama net 15-20 milyon TL civarı bir para var orada. Çok para etmiyor aslında da ediyor bir yandan da. Şöyle ki, baktığında bu paraya gidip bir oto galeri kurulabilir. Ama bunun daha güvenli yolu nedir? Büyüyen Anadolu şehirlerinden 1-2 ev satın alıp ufak bir atölye kurmak veya fon yatırımı yapmak mümkün olabilir. Yüksek sağlık giderlerini vs. karşılayabilirsin. Çok fazla şey yapılabilir. Dizel 80ler model bir pervaneli eğitim uçağıyla Karadeniz'e açılıp Amelia Earhart gibi kayıplara karışmak mümkün. Veya büyükçe bir su deposu ve çilek aromalı jel satın alıp, 1 ton jöle yapmak ve içinde yüzerek onu yemek. Bu parayla yapılacak yatırımlardan gelecek pasif gelirle hiç çalışmadan bir veya iki çocuk rahatça ve sağlıklı şekilde büyütülebilir. Yani kısaca fareli bir kauçuk odada bu şartlarda bir ay kalmak mantıklı mıdır? Evet.
Ankara'da düzenlenecek NATO toplantısı öncesinde gecekonduların önü setlerle kapatıldı.
TKP: "İktidar NATO liderleri için Ankara’yı kapatıyor, fabrikaları yıkıyor. Onlar memleketimizi kendi çiftlikleri sanıyor. Bu memleket bizimdir. Sesimizi yükseltmek için Cumartesi 19.30’da Kadıköy Caferağa Spor Salonu’nda bir araya geliyoruz."
Küçük düşürülmenin sınırı yok: Macron sabah koşacak diye Ankaralılar parka gidemeyecek!
Dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO’nun liderleri gelecek diye Ankara’yı açık hava hapishanesine çevirmeye kalkan AKP, Macron sabah koşusu yapacak diye Dikmen Vadisi veya Botanik Parkı’nı halka kapatacak.
AKP, kendi iktidarının geleceği açısından büyük önem verdiği NATO Zirvesi öncesi ardı ardına skandal kararlar aldı.
Önce 6-12 Temmuz arasında kentte sıkıyönetim ilan eden, düğünleri ve mezuniyet törenlerini dahi iptal ettiren AKP, önceki gün ise kentte 13 günlük bir OHAL ilan etti.
OHAL’i hayata geçirmek adına kenti adeta felç edecek bir dizi kararı da peşi sıra alan iktidar partisi, NATO liderlerinin keyfi talepleri için de harekete geçti.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un sabah saatleri için koşu pisti talep ettiği haberlerinin ardından iktidarın Dikmen Vadisi ve Botanik Parkı’nda Macron için koşu parkurları ayarladığı iddiası gündeme geldi. Daha önce de Eymir’in Macron için düzenleneceği iddia edilmişti.
Söz konusu yerler Ankara’da binlerce yurttaşın nefes alma alanları.
Macron gelecek diye bu alanların onun için rezerve edilmesi durumunda binlerce Ankaralı için kent her anlamıyla açık hava hapishanesine dönecek.
TKP dava açmıştı
Ankara Valiliği tarafından önceki gün ilan edilen ve Ankara’yı her anlamıyla kilitleyecek kararlara karşı Türkiye Komünist Partisi tarafından yürütmeyi durdurma talebiyle dava açıldı.
TKP açıklamasında “Ankara Valiliği 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO zirvesine ilişkin kentte 13 gün sürecek utanç verici bir yasaklama kararına imza attı. Dünyanın en büyük terör örgütü NATO’nun liderleri Ankara’ya gelecek diye başkentte NATO karşıtı eylem ve etkinliklerin yasaklanmasını öngören bu karara karşı partili avukatlarımız bugün yürütmenin durdurulması ve iptali talebiyle dava açmıştır. Bu ülkenin sahibi ne NATO temsilcileri ne de onların işbirlikçileridir. Bu vesileyle bir kez daha ülkemizin tüm yurtseverlerini, cumhuriyetçilerini, onurlu halkını emperyalizme karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz” denilmişti.