Rusya'da hangi şehirde yaşamak isterdiniz?
Sadece gezmek için değil, gerçekten birkaç yıl yaşayacak olsanız hangisini seçerdiniz? Neden?
Sadece gezmek için değil, gerçekten birkaç yıl yaşayacak olsanız hangisini seçerdiniz? Neden?
Sizce bu tür yapılar zamanında ülkemizde yapılmaya devam edilmeli miydi?
Öğrencilerimizden Mehmet Efe, hazırlık yılını tamamladı ve tıp fakültesine geçiş sürecini tamamladı.
Kendisinin Rusya'daki deneyimi ile ilgili yazdıklarını paylaşıyoruz:
MEHMET EFE:
>Türkiye'de tıp istiyordum fakat maalesef olmadı. YKS sonrası hem tekrar hazırlanmak hem de özel tıp ücretlerinin gerçekçi olmadığını görünce başka seçenek aramaya başladım. Rusya fikri internette gördüğüm bir video üzerine kafama takıldı, çevreme biraz bahsettiğimde ise çevremdekiler de herkesin söylediği şeyleri söyledi: "savaş var, çok soğuk, insanlar serttir, dil imkansız, diploma geçmez." gibi... yani kafa karışıklığını gidermeyi bırakın doğrudan caydırma vardı etrafımda. Ailem özellikle baya endişeliydi. Rusya kararını verdikten sonra asıl sorularıda doğal olarak şu oldu: "Nereden, Nasıl başlayacaksın? Başvuru, Evrak, Üniversite Seçimi, Yurt ve Vize gibi konular derken bunların hepsini yabancı bir ülkede, yabancı bir dilde tek başına çözmeye çalışmak baya ağır olacak". Her ne kadar ana dil seviyesinde ingilizcem de olsa bu süreçte onların beni ikaz etmesi gözlerimi açtı ve profesyonel destek aramaya başladım. Sonra araştırmalarımın ve birkaç farklı danışmanla telefon görüşmesinin sonucunda bu süreçte Crown Education Russia ile ilerledim. Kısa süre içerisinde anlaşmaya vardık. Onların rehberliğinde gerekli bütün belgelerimi topladım ve onlara teslim ettim. Sonrasında hiçbir şey yapmama gerek kalmadı. 2 ay sonra üniversitemden kabulüm geldi. 3 ay içinde ise davetim geldi. Vizeye başvurduk. Bu bekleme süreçlerinde tabii boş durmadım. Danışmanımın sağladığı Rusça kaynaklardan Rusçamı ilerlettim. Başlangıç için yeterli seviyeye getirdim.
>Buraya gelince ise beklentimle gördüğüm şey arasında ciddi bir fark vardı. Daha eski, daha kapalı, teknoloji olarak geride bir yer bekliyordum ama bankacılık, ulaşım, şehir düzeni, kampüs sistemi ve günlük hayat beklediğimden çok daha rahattı. Türkiye'de alışık olduğum bazı şeylerden daha pratik ilerleyen tarafları var. Toplu taşıma çok daha düzenli, birçok işlem dijital olarak çözülebiliyor, öğrencinin tek başına şehir içinde hareket etmesi nispeten kolay. Savaş meselesi ise... haberlerde gördüğün ülkeyle şehirdeki günlük hayat aynı şey değil. Okula gidiyorsun, yurda dönüyorsun, arkadaşlarınla dışarı çıkıyorsun, şehir işliyor. Rusya'da savaş yok, Rusya'yı etkileyen bir şey de yok. Batılı medyanın attığı haber başlıkları ile gerçek bambaşka. İlk elden deneyim ettim bunu. Rusya, Türkiye dahil olmak üzere her anlamda bu zamana kadar gezdiğim, yaşadığım çoğu ülkeden daha güvenli bir ülke.
>Genelde doğrudan fakülteye başlamıyorsunuz. Önce hazırlık yılı var. İlk aylar gerçekten zor olabiliyor ama merak etmeyin hocalar yabancılara karşı son derece insaflı ve güler yüzlü. Derste öğrendiğiniz Rusça ile markette, yurtta, bankada duyduğun Rusça aynı hızda gitmiyor. Basit bir şeyi sormak bile başta yorucu geliyor. Sonra kulak alışıyor, sonra konuşmaya mecbur kalıyorsun, sonra oluyor. Ama hazırlık yılını sadece "dil yılı" gibi düşünmemeli. Bölüme geçiş için gerekli temel dersleri de görüyorsunuz, benim durumumda ise bu dersler biyoloji, kimya, temel matematik gibi derslerdi. Yıl sonunda bölüm geçişi için sınav süreci var. "Nasıl olsa kabul aldım, gerisi kolay" mantığı burada çalışmıyor. Hazırlıkta boş bırakırsan sene sonunda stres yaşıyorsun, boşa harcanmış bir yıl olabiliyor. Türkiye'deki YKS sistemiyle karıştırılmamalı. Rusya'da üniversiteye giriş farklı ilerliyor ama bu eğitimin kolay olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle tıpta hocalar derse gelmeyi, not tutmayı, sınava hazırlanmayı ciddiye alıyor. Disiplin gerekiyor.
>Ayrıca, uluslararası ortam beklediğimden çok daha güçlü çıktı. Sınıfta ve yurtta sadece Türkler veya Ruslar yok. Çinli, Koreli, Latin Amerikalı, Orta Asyalı, Avrupalı öğrencilerle aynı ortamda bulunuyorsun. Tıp öğrencisi olarak bu taraf benim için ayrı değerliydi çünkü sadece Rusya'yı değil, farklı ülkelerden gelen insanların eğitim anlayışını da görüyorsun. Lakin yine de Rusların ağırlıklı olduğunu (en azından benim bölümümde) söylemekte fayda var. "Rusya kapalı bir ülke" derler, ama üniversite ortamına girince tablo bambaşka oluyor. Akademik ortamda kadın öğrencilerin ve kadın hocaların çok aktif olması da dikkatimi çekti. Türkiye'den bakarken yapılan bazı yüzeysel değerlendirmeler, üniversite ortamına girince tamamen değişiyor.
>Kolay mı? Bazen hayır. Kış gerçekten sert oldu mu oluyor - en azından Mart ayına kadar. Sonra da bahar ve yaz ayları havalar çok güzel tabii, hakkını yememek gerek yaz ayları ortalama 25-30 derece oluyor :) - Dil ise başta insanı zorluyor. Bürokrasi bazen yoruyor ama aynı zamanda öğrencinin kendi hayatını kurması burada daha mümkün geliyor bana.. ulaşım, şehir düzeni, kampüs sistemi ve bazı temel masraflar açısından Rusya'nın güçlü olduğu yerler var. Özellikle okul ücretleri açısında çok avantajlı ve bu kadar uygun olmasına rağmen diploması çok kuvvetli. Ben şu an hazırlık yılımı bitirdim, tıp fakültesine geçiş sürecindeyim. Geriye dönüp bakınca bu karar benim için sadece "YKS alternatifi" olmadı. Tek başına yaşama, disiplin, farklı bir sisteme alışma ve başka ülkelerden insanlarla aynı ortamda bulunma açısından baya şey kattı. Rusya herkese göre değil ama tıp okumak isteyen, Türkiye'deki özel üniversite ücretlerine alternatif arayan, YKS'ye tekrar sıkışmak istemeyen ve gerçekten farklı bir ülkede okumayı göze alan biri için ciddi bir seçenek olduğunu düşünüyorum... gelmeyi düşünen arkadaşlara başarılar dilerim!
Mehmet Efe gibi Rusya'da tıp okumayı düşünüyorsanız;
- başvuru,
- üniversite seçimi,
- vize danışmanlığı,
- akademik rehberlik,
- hazırlık yılı ve geliş süreci oryantasyonu
hakkında destek almak için bize ulaşabilirsiniz.
📲 WhatsApp: +90 544 780 12 09
Bir üniversitenin sırası bir şey söylemiyor aslında, asıl mesele o sıranın neden o olduğudur. Rusya'daki üniversitelerin QS sıralamasındaki yerlerini görünce ilk refleks "demek kaliteli değil" oluyor. Ama bu okuma yanlış, çünkü sıralamanın arkasındaki gerçek çok daha karmaşık.
2022'den sonra Rusya, modern tarihin gördüğü en kapsamlı akademik izolasyon kampanyasının hedefi oldu. Batılı üniversitelerle ortak araştırma projeleri donduruldu, uluslararası atıf ağları büyük ölçüde kesildi, bazı bilim dergileri Rus akademisyenlerin makalelerini reddetmeye başladı. QS gibi sıralama sistemleri büyük ölçüde uluslararası atıf sayısına, küresel akademik ağlara, yabancı fakülte oranına bakıyor. Yani bir üniversite bilim üretse de, o bilim Batı'nın akademik çevrim içinde dolaşmıyorsa puanı düşük çıkıyor. Bu bir kalite ölçümü değil, çoğu zaman bir erişim ölçümü.
Hatta daha çarpıcı bir örnek var, birkaç yıl öncesine kadar HSE Moskova, Londra Ekonomi Okulu (LSE) ile ortak diploma programı yürütüyordu. Bir Rus üniversitesinden mezun olan öğrenci, aynı zamanda dünyanın en prestijli ekonomi okullarından birinin diplomasını da alıyordu. Bu işbirliği yaptırımlarla birlikte sona erdi. Yani Rusya'daki bazı okulların düşük görünen sıralaması, geçmişte sahip oldukları ortaklıkların ve erişimin zorla kesilmesinin sonucu, akademik gerilemenin değil. Bu bağlamda aşağıdaki liste farklı okunmalı: bu rakamlar, izolasyona rağmen ayakta kalan, hatta bazı alanlarda öne çıkan kurumların hikayesi.
MSU — 115. sırada, ve bu rakam aslında şaşırtıcı
Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi'nin akademik reputasyon puanı 78. Listedeki diğer hiçbir Rus üniversitesi 40'ı bile geçemiyor, aradaki fark neredeyse iki kat. Bu rastlantı değil, MSU 1755'te kurulmuş, Sovyet biliminin kalbi olmuş, uzay programının matematiksel altyapısı büyük ölçüde buradan çıkmış. Nobel ödüllü fizikçiler, dünya çapında tanınan matematikçiler bu okulun mezunu. Bina kendisi bile başlı başına bir simge, Stalin döneminin "Yedi Kız Kardeş" mimarisinden biri, 240 metre yükseklikte, inşa edildiği dönemde Avrupa'nın en yüksek binası unvanını taşımış. Bugün bile Rusya'nın bilim camiasında "asıl üniversite" denildiğinde akla gelen ilk yer burası.
MGIMO — sıralaması gerçeği yansıtmıyor
Bauman — Sovyet uzay programının mühendislik fabrikası
MEPhI — nükleer fizikçilerin yetiştiği yer
HSE — Rusya'nın iş dünyasının güvendiği okul
Kazan Federal — Türk öğrencilerin en çok tercih ettiği
RUDN — Dünyanın minyatür hali
ITMO — Rusya'nın programcı fabrikası
801-850 bandında ama bu rakam gerçekten yanıltıcı, çünkü ITMO dünyanın en prestijli üniversite programlama yarışması ACM ICPC'de tarihin gördüğü en başarılı okul, tam yedi kere dünya şampiyonluğu kazanmış, bu rekoru hiçbir üniversite kıramamış. Google, Facebook, JetBrains gibi şirketler düzenli olarak buradan öğrenci avlıyor. Bilgisayar bilimleri, yapay zeka ve yazılım mühendisliği alanında kariyer hedefleyen biri için QS sıralamasının çok ötesinde bir değeri var bu okulun.
Sıralama yaptırımlar altında bu seviyede tutunabiliyorsa, asıl soru şu olmalı: izolasyon olmasaydı bu okullar nerede olurdu? MSU'nun akademik reputasyon puanının 78'e çıkması, dünyanın hala bu okulun ne ürettiğini takip ettiğini gösteriyor. MGIMO'nun sıralaması düşük ama mezun listesi devlet başkanlarıyla dolu. Bauman ve MEPhI'nin mühendislik mirası uzay ve nükleer programlarla yazıldı, bu bir günde silinen bir şey değil. Rusya'da okumayı düşünenler için asıl mesaj şu: sıralamaya bakıp geçmeyin, hangi okulun hangi alanda gerçekten güçlü olduğuna bakın. Rakamın düşük olması bazen kalitenin değil, kapının dışarıdan zorla kapatılmış olmasının göstergesi. Sıralama bir başlangıç noktası, hikaye değil. Hangi okulun resimde gördüğünüz rakamın arkasında neyi temsil ettiğini bilmek, sadece sayıya bakmaktan çok daha değerli.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, çarşamba günü Rusya ziyareti sırasında Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, bilinen adıyla MGIMO tarafından fahri doktora unvanına layık görüldü.
Diplomasi ve uluslararası ilişkiler alanında Rusya’nın en prestijli üniversitelerinden biri olarak kabul edilen MGIMO’da Fidan için bir tören düzenlendi. Fahri doktora unvanı, MGIMO Rektörü Anatoly Torkunov tarafından takdim edildi. Fidan, törende yaptığı konuşmada Rektör Torkunov’a ve enstitünün Akademik Konseyi’ne teşekkür etti. Bu onuru yalnızca kişisel bir takdir olarak değil, aynı zamanda Türkiye ile Rusya arasındaki köklü ilişkilere ve iki halkı birbirine bağlayan karşılıklı anlayışa duyulan saygının bir göstergesi olarak gördüğünü söyledi. Fidan, MGIMO’nun 80 yılı aşkın süredir diplomatlar, akademisyenler ve devlet insanları yetiştirdiğini; Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da bu kurumun mezunları arasında yer aldığını belirtti. Ayrıca MGIMO mezunu olan merhum Rus Büyükelçi Andrey Karlov’u da anan Fidan, Karlov’un mirasının diplomasinin birleştirici gücünün kanıtı olarak yaşamaya devam ettiğini ifade etti.
Fidan, Türkiye-Rusya ilişkilerinin tarih tarafından şekillendiğini, krizlerle sınandığını ve iş birliği ile üst düzey diyalog sayesinde sürdürüldüğünü söyledi. Küresel belirsizlik ve dönüşüm döneminde bu ortaklığın giderek daha önemli hale geldiğini vurguladı. Dünyanın çok kutuplu bir düzene doğru ilerlediğini belirten Fidan, ancak bu geçiş sürecinin ciddi riskler taşıdığı uyarısında bulundu. Eski küresel paradigmanın etkisini kaybettiğini, yeni paradigmanın ise henüz tam olarak ortaya çıkmadığını söyleyen Fidan, bu ortamda stratejik yanlış hesaplama payının tehlikeli ölçüde daraldığını ifade etti.
ABD-İsrail-İran krizi de dahil olmak üzere son dönemdeki bölgesel gerilimlere değinen Fidan, bu durumun bölgedeki ülkeler üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi. ABD-İran anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını belirten Fidan, Türkiye’nin bölgesel ortaklarıyla birlikte bu sonucun elde edilmesine katkı sağlamak için aktif şekilde çalıştığını ifade etti. Fidan, “Bu bölge bir daha asla böyle bir gerilime maruz kalmamalıdır” diyerek, bölgesel anlaşmazlıkların çözümünde diplomasinin tek etkili araç olduğunu vurguladı. Son varılan mutabakatın kalıcı ve kapsamlı bir barış düzenlemesine dönüştürülmesi gerektiğini de ekledi. Fidan’a göre kalıcı güvenlik dış aktörler tarafından ithal edilemez ya da dayatılamaz. Gerçek istikrarın ancak bölgesel sahiplenme ve uzlaşı temelinde inşa edilebileceğini belirten Fidan, bu bağlamda Türkiye-Rusya iş birliğini bölgesel barış ve istikrar için vazgeçilmez olarak nitelendirdi.
Bakan Fidan, Türkiye-Rusya ilişkilerinin derinliğine de dikkat çekerek iki ülkenin yakın komşular ve aktif, etkili iki güç olduğunu söyledi. Zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanabileceğini kabul eden Fidan, bu ilişkiyi farklı kılan unsurun iki tarafın bu farklılıkları yönetme biçimi olduğunu ifade etti. Fidan’a göre Türkiye-Rusya ilişkileri son yıllarda ciddi sınavlardan geçti ve bu süreçlerden daha güçlü çıkarak yoluna devam etti. Bu olgunluğun “bir gecede oluşmadığını; sürdürülen diplomasi, karşılıklı saygı ve iki ülke liderleri arasındaki güven sayesinde inşa edildiğini” söyledi. Fidan ayrıca ticaret ve enerji iş birliğinin ikili ilişkilerin belkemiğini oluşturduğunu vurguladı.
İki ülke arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılığın son derece ileri bir seviyeye ulaştığını belirten Fidan, bunun karşılıklı refahı ve dayanıklılığı desteklediğini söyledi. İkili ticaret hacminin bugün 50 milyar doları aştığını kaydetti. Enerji alanındaki iş birliğinin de derinleşmeye devam ettiğini belirten Fidan, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin Ankara ile Moskova arasındaki stratejik ortaklığın en açık örneklerinden biri olduğunu söyledi. Fidan, halklar arası ilişkilere de dikkat çekerek geçen yıl yaklaşık 7 milyon Rus vatandaşının Türkiye’yi ziyaret ettiğini, yüz binlerce Rus vatandaşının ise Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşadığını, çalıştığını veya eğitim gördüğünü ifade etti.
Daha geniş bölgesel çerçeveye bakıldığında Fidan, Türkiye ve Rusya’nın Karadeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan geniş Avrasya coğrafyasına kadar dünyanın en önemli bölgelerinin stratejik merkezinde yer aldığını söyledi. Rusya’nın hem bölgesel hem de küresel dengelerin korunmasında kilit aktörlerden biri olmaya devam ettiğini belirtti. Fidan’a göre hem Türkiye hem de Rusya açısından komşu bölgelerde istikrar, ulusal güvenlik ve ekonomik refah için zorunludur. Bu istikrarın ancak Ankara ile Moskova arasında sürekli stratejik iş birliğiyle sürdürülebileceğini savundu.
Fidan, Güney Kafkasya’daki 3+3 Bölgesel İş Birliği Platformu’nu bu yaklaşımın bir örneği olarak göstererek daha fazla bölgesel sahiplenme ve iş birliği çağrısında bulundu. Asıl zor görevin ise aynı ruhu başka bölgelere, özellikle de Orta Doğu’ya taşımak olduğunu söyledi. Bakan Fidan, Orta Doğu’nun uzun süredir dış güçlerin hedefleri için bir sahne olarak görüldüğünü; ancak Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerin bu kalıbın ötesine geçmekte kararlı olduğunu ifade etti. Savaş sonrası bölgesel düzenin bölgenin kendisi tarafından inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. Fidan, tüm bu bölgesel çabalarda Rusya’nın Türkiye için vazgeçilmez bir muhatap olmaya devam ettiğini söyledi. Bunun Orta Doğu, Kafkasya ve Avrupa güvenliğinin geleceği için geçerli olduğunu belirtti.
Avrupa güvenliği konusunda Fidan, içinde bulunulan dönemin temel sorularından birinin Rusya ile kalıcı ve iş birliğine dayalı bir ilişkinin nasıl kurulacağı olduğunu söyledi. Türkiye’nin bu konudaki tutumunun her zaman net olduğunu ifade eden Fidan, Rusya’nın bu yapı içindeki yerini ele almayan herhangi bir Avrupa güvenlik mimarisinin eksik kalacağını belirtti. Fidan, “Kalıcı istikrar, kıtanın ana aktörlerinden birini denklemin dışında bırakan bir çerçeve üzerine kurulamaz” dedi. Ayrıca Türkiye’nin savaş boyunca hem Rusya hem de Ukrayna ile anlamlı temaslarını sürdüren tek bölgesel aktör olarak kaldığını vurguladı. Fidan, bir dönem Türkiye’yi Moskova ile Kiev arasında doğrudan görüşmelere ev sahipliği yaptığı için eleştiren bazı çevrelerin bugün Rusya ile iletişim kanallarının yeniden açılması gerektiğini tartıştığını söyledi. Türkiye’nin diplomasinin gücüne inanmaya devam edeceğini belirten Fidan, bölgede barış ve istikrarın tesis edilmesi için gerekli tüm adımları atmaya hazır olduğunu ifade etti.
Fidan konuşmasını, Türkiye-Rusya stratejik ortaklığının artık kıtasal sınırların ötesine geçtiğini belirterek tamamladı. Bugün uluslararası gündemde iki ülkenin stratejik çıkarlarının ve kaygılarının kesişmediği çok az alan kaldığını söyledi. Fidan’a göre Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler yakın tarihte zorlu sınavları başarıyla aşmış ve her seferinde daha da güçlenmiştir. İki taraf da bu dayanıklılığı ve stratejik vizyonu daha ileri taşımakta kararlıdır.
Kaynak: Anadolu Ajansı
Rusya'da üniversite okumayı araştıranların önüne er ya da geç şu soru çıkıyor:
"Diploma Ne Olacak?"
Reddit'te, Forumlarda, YouTube yorumlarında onlarca farklı cevap var. Bir kısmı doğru, bir kısmı yanlış, bir kısmı ise 5 yıl öncesinin bilgisi. Kimisi "hiç tanınmıyor" diyor, kimisi "sorunsuz geçiyor" diyor. Gerçeği söylemek gerekirse evet, denklik var, ama nasıl ilerlediğiniz önemli.
Denklik var mı?
Evet. Rusya'da alınan lisans diploması YÖK tarafından denklik sürecine tabi tutuluyor ve büyük çoğunlukta denklik veriliyor. Bunun hukuki dayanağı da var: Türkiye ve Rusya'nın her ikisi de Lizbon Sözleşmesi'nin tarafı. Bu sözleşme, bir ülkenin diğer taraf ülkenin diplomasını siyasi gerekçeyle reddedemeyeceğini, akademik değerlendirme yapmak zorunda olduğunu açıkça söylüyor. Rusya'nın Bolonya Süreci'nden çıkması bu durumu değiştirmiyor çünkü Bolonya gönüllülük esaslı bir süreç, Lizbon ise bağlayıcı bir uluslararası antlaşma.
Süreç nasıl işliyor?
Mezun olduktan sonra e-Devlet üzerinden YÖK'e bireysel denklik başvurusu yapıyorsunuz. Apostilli diploma, transkript, pasaport ve varsa staj belgelerinizi yüklüyorsunuz. YÖK bunları Bilim Alanı Danışma Komisyonları'na gönderiyor, eğitiminizin Türkiye'deki eşdeğer programlarla uyumunu inceliyorlar. Karar genellikle 2 ila 6 ay arasında çıkıyor. Sonuç üç şekilde gelebiliyor:
1) Doğrudan denklik:
En iyi senaryo. Diplomanız aynen kabul ediliyor.
STS şartı: Seviye Tespit Sınavı'na girmeniz isteniyor.
100 üzerinden 40 net yeterli. Zor bir sınav değil.
2) Ders tamamlama:
Nadir görülüyor, genellikle hukuk gibi ülkeye özgü mevzuat ağırlıklı bölümlerde çıkıyor.
3) Üniversite sıralaması kritik:
2024 sonrasında YÖK sistemi netleşti. Okuduğunuz üniversite QS, THE, ARWU gibi uluslararası sıralamalardan ilk 1000'deyse YKS barajı şartı aranmadan denklik incelemesi başlıyor. İlk 400'deyse doğrudan denklik veriliyor. Kazan Federal Üniversitesi, Moskova Devlet Üniversitesi, Saint Petersburg Devlet Üniversitesi, Moskova Yüksek Ekonomi Okulu, Moskova Halkların Kardeşliği Üniversitesi vb. gibi tanınmış kurumlar bu kategoride yer alıyor. Kritik bir detay daha var o ise YÖK, öğrencinin gerçekten eğitim aldığı ülkede bulunup bulunmadığını pasaport giriş-çıkış kayıtları üzerinden kontrol ediyor. Yani Rusya'ya kayıt yaptırıp başka bir yerden okumak gibi bir durum varsa denklik ciddi risk altına giriyor. Bunu bilen bilir, bilmeyen mezun olunca öğreniyor.
Bölüme göre tablo: Mühendislik, işletme, uluslararası ilişkiler, iktisat gibi bölümlerde süreç genellikle sorunsuz ilerliyor. Tıp ve diş hekimliğinde ek gereksinimler var ama bu Rusya'ya özgü değil, yurt dışı kökenli tüm tıp diplomalarında benzer süreç işliyor. Hukukta ise Türkiye'ye özgü bazı derslerin tamamlanması istenebiliyor.
Sonuç: "Rusya diploması tanınmıyor" söylemi büyük ölçüde yanlış bilgiden besleniyor. Denkliği reddedilen ya da uzayan birinin yorumu her zaman daha yüksek sesle duyuluyor, sorunsuz geçenler genelde yazmıyor. Doğru üniversiteyi seçip süreci baştan planlarsanız denklik büyük ihtimalle sorun olmaz.
Aklınıza takılan bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz.
Daha detaylı süreçlerle ilgilenenler için: crowneducationrussia.com
Moskova ve Saint Petersburg'u çoğu kişi biliyor. Kazan ise Rusya'yla ilgilenmeyen insanların genelde adını bile duymadığı şehirlerden biri. Buna rağmen yaklaşık 1.3 milyon nüfusuyla Rusya'nın en önemli şehirlerinden biri kabul ediliyor ve hatta Rusya'nın 3. Başkenti olarak da bilinir.
Kazan, Tataristan Cumhuriyeti'nin başkentidir. Tatarlar, Rusya'daki en büyük Türk halklarından biri ve şehirde bu kimliği günlük hayatta görmek mümkün. Sokak tabelalarında Rusça'nın yanında Tatarca da kullanılıyor. Şehirde camiler ve kiliseler yan yana bulunuyor. Rusya'nın birçok şehrinde gördüğünüz atmosferden biraz farklı bir his vermesinin sebeplerinden biri de bu. Şehrin tarihi Moskova'dan bile eskiye uzanıyor. Volga Bulgarları, Altın Orda Devleti ve Kazan Hanlığı gibi Türk ve Müslüman devletlerin önemli merkezlerinden biri olmuş. 1552 yılında Çar IV. Ivan'ın (Korkunç Ivan) Kazan'ı fethetmesi ise Rus tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bugünkü Rusya'nın doğuya doğru büyümesinin başlangıcı olarak gören tarihçiler de var.
Şehrin merkezindeki Kazan Kremlin'i bu tarihî mirasın en güzel örneklerinden biri. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan kompleksin içinde hem Kul Şerif Camii hem de Ortodoks kiliseleri yer alıyor. Rusya'da bu iki mimari geleneğin aynı alan içerisinde görülebildiği çok fazla yer yok. Kazan son yıllarda sadece tarihiyle değil, modern yüzüyle de öne çıkıyor. 2013 Universiade Oyunları, 2018 FIFA Dünya Kupası ve büyük uluslararası organizasyonlar sayesinde şehir ciddi yatırımlar aldı. Bugün Rusya'nın en düzenli ve modern şehirlerinden biri olarak gösteriliyor.
Üniversiteler de şehrin önemli parçalarından biri. Özellikle Kazan Federal Üniversitesi, Rusya'nın en eski ve en köklü yükseköğretim kurumlarından biri. Bu yüzden şehirde ciddi bir öğrenci nüfusu bulunuyor ve günlük hayatın temposunda bunun etkisi hissediliyor. Kazan, Rusya'nın öğrenci şehri olarak da bilinir ve yapı itibariyle Türkiye'de Eskişehir'e çok benzetilir. Kazan'ın Rusya'nın içinde olmasına rağmen kendine ait ayrı bir kimliği var. Moskova gibi devasa değil, Saint Petersburg kadar turistik de değil. Ama tarih, kültür, öğrenci hayatı ve Türk dünyası açısından bakıldığında ülkenin en özel şehirlerinden biri olarak görülüyor ve Rusya'nın 3. Başkenti olma ünvanını hakettiğini kanıtlıyor.
1970'lerde Sovyetler Birliği'nde milyonlarca insan devlet tarafından tahsis edilen apartman dairelerinde yaşamaya başladı. Bugün internette gördüğümüz birçok "Rus Babaannesi Evi" aslında o dönemin ürünü. II. Dünya Savaşı sonrası hızlı kentleşme ve konut açığı nedeniyle Sovyet yönetimi devasa toplu konut projeleri başlattı. Amaç mimari şaheserler yaratmak değil, mümkün olduğunca kısa sürede mümkün olduğunca fazla insanı konut sahibi yapmaktı.
Bu yüzden bugün Rusya'nın birçok şehrinde görülen panel apartmanlar ortaya çıktı. Dışarıdan bakınca birbirine benzeyen, sade ve işlevsel binalar. Buna karşılık milyonlarca aile için ilk kez kendilerine ait mutfak, banyo ve özel yaşam alanı anlamına geliyordu. O dönem için büyük bir yaşam standardı artışı olarak görülüyordu. İnternette bazen bu evlerle dalga geçildiğini görmek mümkün ama Sovyet şehir planlamasını anlamak için ilginç bir örnek. Çünkü bu apartmanların önemli bir kısmı 50-60 yıl sonra bile hâlâ kullanılıyor ve milyonlarca insan yaşamını bu binalarda sürdürüyor.
via (instagram): nastya_abroad
Forbes Education, işverenler arasında en iyi itibara sahip ilk 20 Rus üniversitesinin sıralamasını yayımlamıştır. Son birkaç yılda olduğu gibi, birinci yer Yükseköğretim Okulu tarafından alındı. HSE Üniversitesi'nin itibar endeksi 98 puan idi. Aynı zamanda, işverenlerin %67,2'si üniversitedeki eğitim kalitesine güvendiklerini belirtti; bu geçen yıla göre %3 daha fazla.
Forbes, işverenlerin görüşleri ve eğitim alanındaki durum analizine dayanarak Rus üniversitelerinin sıralamalarını her yıl yayımlamaktadır. İtibar endeksi, Forbes'un en iyi işverenler listesine dahil edilen şirketlerin anketine dayanarak oluşturulur. Ülkenin çeşitli bölgelerinden ve ekonominin 43 sektöründen kuruluşlar çalışmaya katıldı. Örneklem, rekabetçi maaşlar, rahat çalışma ortamı, şeffaf iş süreçleri sunan ve ESG ilkelerini takip eden şirketleri içeriyordu.
Anket katılımcıları, mezunları yüksek eğitim seviyesiyle öne çıkan ve işe alınma şansı daha yüksek olan üniversiteleri belirtti. Önde gelen üniversiteler de ana alanlarda öne çıkarıldı: ekonomi, mühendislik ve teknoloji, doğa bilimleri, beşeri bilimler, yaratıcı endüstriler, pazarlama ve halkla ilişkiler. Son endeks ise genel itibar değerlendirmesi (%70) ve sektör değerlendirmesinin (%30) birleşimi olarak tanımlanmıştır.
Bir yıl önce olduğu gibi ilk üç yer arasında Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi (%63,6) ve Bauman Moskova Devlet Teknik Üniversitesi (%58,5) yer almıştır. Toplamda, işverenler açısından en popüler 20 üniversite arasında yedi şehirden üniversiteler yer alır: Moskova (11 pozisyon), Saint Petersburg (4 pozisyon) ve ayrıca Yekaterinburg, Kazan, Novosibirsk, Tomsk ve Vladivostok'tan birer üniversite.
Konuyla ilgili benzer makaleler ve Rusya'da eğitim için: crowneducationrussia.com
Saint Petersburg, Rusya’nın en farklı şehirlerinden biri olarak görülüyor çünkü şehir klasik “Rusya” algısından biraz ayrılıyor. Daha Avrupa hissiyatı veren mimarisi, kanalları, sanat kültürü ve tarihî yapısıyla ülkenin geri kalanından farklı bir atmosferi var. Şehir 1703 yılında Çar I. Petro tarafından kuruluyor. Petro’nun amacı Rusya’yı Avrupa’ya daha yakın hale getirmek olduğu için şehir baştan itibaren batı tarzı planlanıyor. Uzun yıllar boyunca da Rus İmparatorluğu’nun başkenti olarak kullanılıyor. Bu yüzden şehirde saraylar, geniş bulvarlar, klasik Avrupa mimarisi ve imparatorluk dönemi etkisi hâlâ çok yoğun hissediliyor.
Saint Petersburg denince insanların aklına ilk gelen yerlerden biri Hermitage Müzesi oluyor. Dünyanın en büyük sanat müzelerinden biri olarak kabul ediliyor ve eski Kışlık Saray’ın içinde bulunuyor. Şehir aynı zamanda Dostoyevski, Puşkin, Gogol gibi birçok ünlü Rus yazarla da özdeşleşmiş durumda. Beyaz geceler dönemi de şehrin en bilinen olaylarından biri. Yaz aylarında gece neredeyse tamamen kararmıyor ve şehir farklı bir atmosfere giriyor. Özellikle Neva Nehri çevresi o dönem aşırı kalabalık oluyor. Lakin şehir sadece güzel manzaradan ibaret değil. Uzun ve karanlık kışlarıyla da biliniyor. Özellikle ilk kez yaşayan birçok insan Saint Petersburg’un havasının psikolojik olarak biraz ağır olduğunu söylüyor. Sürekli gri gökyüzü ve nemli hava şehrin karakterinin parçası gibi.
Saint Petersburg ise hem turistik hem de öğrenci şehri olarak öne çıkıyor. Kültür, sanat, tarih ve mimari tarafı güçlü olduğu için Rusya’nın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri olmaya devam ediyor. Her yıl giderek daha fazla öğrenci Saint Petersburg'da öğretim hayatına başlıyor...
Rusya’da üniversite okumayı düşünen birçok kişinin ilk sorduğu soru bu oluyor çünkü Türkiye’deki sistemden dolayı insanlar otomatik olarak YKS zorunlu sanıyor. YKS olmasa da illa bir sınav vardır diye düşünüyor giriş için... lakin Rusya’da süreç farklı işliyor. Rusya'da giriş sınavı yok! Çünkü birçok Rus üniversitesi, uluslararası öğrencileri lise diploması ve transkript üzerinden değerlendiriyor. Yani Türkiye’deki gibi merkezi sınav puanı zorunluluğu her üniversitede geçerli değil. Bu yüzden son yıllarda özellikle mezuna kalmak istemeyen veya farklı alternatif arayan öğrencilerin ilgisi ciddi şekilde arttı.
Sistem genelde hazırlık yılı + bölüm şeklinde ilerliyor. Hazırlık yılında öğrenciler Rusça yahut İngilizce öğrenirken aynı zamanda ülkeye ve eğitim sistemine adapte oluyor. Sonrasında seçtikleri bölüme geçiyorlar. Tabii burada önemli olan şey üniversite seçimi. Çünkü Rusya’da çok güçlü teknik üniversiteler ve köklü devlet üniversiteleri olduğu gibi, herkesin tercih etmeyeceği kurumlar da var. Şehir, bölüm, hazırlık sistemi ve diploma denkliği gibi konuların iyi araştırılması gerekiyor.
Son yıllarda Kazan, Moskova ve Saint Petersburg gibi şehirler Türk öğrenciler arasında daha fazla öne çıkmaya başladı. Özellikle mühendislik, tıp, yazılım, uluslararası ilişkiler ve teknik bölümlerde ciddi uluslararası öğrenci yoğunluğu oluşmuş durumda. Burada bahsetmemiz gereken bir diğer noktada “sınavsız” demek “kolay” demek değil. Özellikle hazırlık sonrası bazı bölümlerde sistem oldukça ciddi ilerliyor ve Rusça konusu hafife alındığında insanlar zorlanabiliyor. Rusya'da üniversite okumayı düşünüyorsanız burada akademinin son derece ciddi olduğunu bilin. Bahanesiz devamsızlık ve derslere düşük katılımın sonuçları vardır.
Daha detaylı süreçlerle ilgilenenler için: crowneducationrussia.com
Moskova, sadece Rusya’nın başkenti değil; yüzyıllardır ülkenin politik, ekonomik ve kültürel merkezi olarak görülen şehir. Bugünkü devasa görüntüsünün arkasında ise oldukça uzun ve karmaşık bir tarih var. Şehrin temelleri 12. yüzyılda atılıyor. Zamanla küçük bir prenslik merkezinden çıkıp Rus Çarlığı’nın kalbine dönüşüyor. Özellikle Kremlin çevresi yüzyıllar boyunca devlet gücünün sembolü haline geliyor. Bugün bile Moskova’nın merkezinde gezerken Çarlık döneminden kalma yapılarla Sovyet mimarisini ve modern gökdelenleri aynı anda görmek mümkün.
Sovyetler Birliği döneminde Moskova tamamen farklı bir ölçeğe taşınıyor. Geniş caddeler, dev kamu binaları, Stalin döneminin ünlü gökdelenleri ve dünyanın en büyük metro sistemlerinden biri bu dönemde şekilleniyor. Moskova metrosunun bazı istasyonlarının hâlâ “yer altındaki saraylar” gibi görünmesinin sebebi de bu. Metro sadece ulaşım sistemi olarak değil, doğrudan Sovyet gücünü göstermek için tasarlanıyor. Bugün şehir yaklaşık 13 milyondan fazla nüfusuyla Avrupa’nın en büyük metropollerinden biri. Finans merkezleri, devlet kurumları, üniversiteler, müzeler ve büyük şirketlerin önemli kısmı burada bulunuyor. Moskova Devlet Üniversitesi, Bolşoy Tiyatrosu, Kızıl Meydan, Aziz Vasil Katedrali ve Moscow City bölgesi şehrin en bilinen noktalarından bazıları.
Moskova aynı zamanda Rusya’nın en hızlı yaşayan şehirlerinden biri olarak görülüyor. Gece geç saatlerde bile kalabalık metro istasyonları, sürekli hareket eden merkez bölgeler ve büyük şehir temposu şehrin genel atmosferinin parçası haline gelmiş durumda. Bu yüzden birçok Rus’un söylediği bir söz var: “Moskova başka, Rusya başka.” Çünkü şehir hem tarihî kimliğiyle hem de modern yapısıyla ülkenin geri kalanından oldukça farklı bir atmosfer sunuyor.
Rusya’da özellikle Sovyet döneminden kalma apartman bölgelerinde dikkat çeken ilginç bir kontrast var. Dışarıdan bakınca birçok bina oldukça eski, gri ve yıpranmış görünebiliyor. Fakat aynı binaların içindeki dairelere girildiğinde bazen tamamen farklı bir ortamla karşılaşıyorsunuz.
Modern mutfaklar, yenilenmiş iç mimari, kaliteli elektronikler ve oldukça düzenli yaşam alanları görmek çok yaygın. Bu durumun temel sebeplerinden biri, Sovyet döneminde binaların estetikten çok hızlı ve işlevsel şekilde inşa edilmesi.
Yıllar içinde insanlar bina dış cephesinden çok kendi yaşam alanlarına yatırım yapmaya başladı. Özellikle 1990’lardan sonra ekonomik farklılıkların artmasıyla birlikte aynı apartmanda birbirinden tamamen farklı yaşam standartlarına sahip daireler oluştu. Bu yüzden Rusya’da bir binanın dış görünüşü çoğu zaman içeride nasıl bir yaşam olduğunu anlamaya yetmiyor. Özellikle Moskova, Saint Petersburg ve Kazan gibi şehirlerde bu kontrastı görmek oldukça normal hale gelmiş durumda.
2000’lerin Rus interneti baya ayrı bir evrendi. O dönem VK’ye girip full albüm dinlemek, yeni çıkan filmi bulmak ya da torrentten oyun indirmek insanların gözünde “yeraltı işi” gibi durmuyordu. Direkt internetin normal hali gibiydi.
Birçok insanın Spotify’ı, Steam’i, Netflix’i falan zaten yoktu. Olsa bile çoğu kişi ödeme yapabilecek durumda değildi. 90’ların ekonomik çöküşünden çıkan ülkede insanlar internete erişmeye başlamıştı ama Batı’daki subscription kültürü diye bir şey henüz oturmamıştı. Böyle olunca korsan doğal şekilde sistemin kendisine dönüştü.
VK’nin bir dönemde inanılmaz büyümesinin sebeplerinden biri de buydu zaten. İnsanlar sosyal medya olarak değil, dev müzik arşivi gibi kullanıyordu. Türk internetindeki eski Fizy döneminin steroid basmış hali gibi düşün. Torrent tarafı daha da absürttü. Özellikle oyun konusunda korsan kullanmayan genç bulmak zordu. Hatta birçok kişi için “oyun satın almak” uzun süre garip bir şeydi çünkü internet kültürü tamamen paylaşım üzerine kurulmuştu.
Batı interneti copyright sistemiyle daha kontrollü ilerlerken Runet yıllarca daha kaotik kaldı. Eski Rus internetini yaşamış insanların hâlâ “internetin en özgür dönemi oydu” demesinin sebebi biraz bu.
Rusya’da 9 Mayıs sıradan bir millî bayram gibi geçmiyor. Ülkede bugün hâlâ “Büyük Vatanseverlik Savaşı” olarak anılıyor ve özellikle yaşlı nesil için mesele sadece tarih değil, direkt aile hafızasının bir parçası gibi yaşanıyor. II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği inanılmaz ağır kayıplar verdi. Milyonlarca insan öldü, bazı şehirler tamamen yok oldu ve savaş neredeyse her aileyi bir şekilde etkiledi. Bu yüzden bugün bile insanların büyükbabalarının madalyalarını sakladığını, eski aile fotoğraflarını paylaştığını veya savaşa dair hikâyeleri anlattığını görmek mümkün. 9 Mayıs yaklaşınca şehirlerin havası da değişiyor. Metroda savaş şarkıları çalmaya başlıyor, sokaklarda Sovyet döneminden kalma semboller ortaya çıkıyor, birçok insan aile büyüklerinin asker fotoğraflarıyla yürüyüşlere katılıyor. Dışarıdan bakınca bazen sadece askerî geçit törenleri öne çıkıyor ama ülkenin içinde hissedilen şey biraz daha farklı. Daha çok kolektif hafıza ve nesilden nesile taşınan bir savaş hikâyesi gibi yaşanıyor. Savaşın Rusya'ya etkisi ile ilgili bir takım veriler ektedir:
Soğuk Savaş yıllarında, ABD Başkanı Eisenhower’ın Sovyet vatandaşlarına kapitalizmin komünizmden daha iyi olduğunu gösterecek bir proje aramasıyla başlıyor bu hikâye. Bunun sonucu olarak 1959 yılında Amerikan hükümeti, Moskova’da “Amerikan Ulusal Fuarı” açmaya karar veriyor. O dönem başkan yardımcısı olan Richard Nixon da bu işle görevlendirilip SSCB’ye gönderiliyor.
Fuar sırasında Nixon, Sovyet lideri Khrushchev ile sohbet ederken yanlarında bulunan ve o sıralar Pepsi’nin pazarlama müdür yardımcısı olan Donald M. Kendall, Khrushchev’in sıcaktan bunaldığını fark ediyor ve ona bir bardak Pepsi uzatıyor. Yukarıdaki fotoğraf da tam o anda çekiliyor. O dönem için Pepsi adına inanılmaz bir PR başarısı sayılıyor bu.
Aradan yıllar geçiyor. Donald Kendall artık Pepsi’nin başkanı olmuş durumda, Nixon ise ABD Başkanı. Kendall, Nixon ile olan yakınlığını kullanarak Sovyetler Birliği’nde Pepsi satmanın yollarını aramaya başlıyor.
1972 yılında Pepsi ile Sovyetler arasındaki anlaşma neredeyse tamamlanıyor. Pepsi, Sovyetler’de satılan ilk Batılı ürün olacak. Ama küçük bir problem var: Sovyetler’de ruble dışında doğru düzgün kullanılabilen bir para birimi yok ve rublenin uluslararası piyasada değeri bulunmuyor.
Bunun üzerine taraflar trampa sistemine geçiyor. Sovyetler, Pepsi’ye para yerine votka ile ödeme yapmayı teklif ediyor. Ülkede satılan votkanın büyük kısmı zaten devlet üretimi olduğu için, ödemelerde Stolichnaya votkası kullanılmaya başlanıyor.
İşin ilginç taraflarından biri de şu: Ödemede kullanılan Stolichnaya’nın tarifinin, periyodik cetvelin mucidi Dmitri Mendeleyev’in geliştirdiği reçetelerden birine dayandığı söyleniyor.
Anlaşma imzalanıyor ve Pepsi, Sovyetler Birliği’nde satılan ilk Batılı ürün oluyor. Aynı süreçte şirket ABD’de alkollü içki pazarına da giriyor çünkü artık elinde satması gereken tonla Rus votkası var ama olay burada da bitmiyor.
1989’a gelindiğinde ilk anlaşmanın süresi dolmak üzere. Sovyet halkı Pepsi’yi baya sevmiş durumda ve Pepsi’nin Sovyet topraklarında artık 20 fabrikası var. O noktada iş milyar dolarlık pazara dönüşüyor ama Sovyetler’in elindeki votka bu büyüklükteki ticareti karşılamaya yetmiyor. Ruble ise hâlâ uluslararası piyasada işe yaramıyor.
Bunun üzerine Sovyetler bu kez ödeme olarak askeri ekipman teklif ediyor.
Evet, bildiğiniz savaş araçları.
Anlaşma sonucunda Pepsi’ye 17 dizel denizaltı, 1 kruvazör, 1 destroyer ve 1 fırkateyn veriliyor. Ve teknik olarak Pepsi kısa süreliğine dünyanın en büyük 6. donanmalarından birine sahip oluyor. Daha sonra bu gemiler İsveç’te hurdaya ayrılıp satılıyor. Olaydan sonra Pepsi CEO’su Donald Kendall’ın yaptığı açıklama ise ayrı efsane:
>“Sovyetleri sizden daha hızlı silahsızlandırıyoruz.”