Yeniden yazcam öneri ve yorumlarınız lazım, eleştrileriniz de

Öncelikle bir talemi yeniden yazmaya karar verdim ( https://www.reddit.com/r/SCP_FoundationTR/comments/1vo412f/bir_tale_alt_tarafı_küçük_bir_yanlış_anlaşılma/ ) ve bu da Alt Tarafı Küçük Bir Yanlış Anlaşılma. Neden diye sorarsanız amacım sitcom ve daha çok kelime oyunu üzerine (önceki talelerdeki gibi) bir mizahtı ama yanlışlıkla Gumball tarzına kaymış. Ve aklıma bunun için fikir gelmiyor. Sizde bir şey var bilmek isterim çok yardımı olur.

reddit.com
u/Fun_Bit6185 — 3 days ago

Bir Tale "Alt Tarafı 'Küçük' Bir Yanlış Anlaşılma"

Bir Tale "Alt Tarafı 'Küçük' Bir Yanlış Anlaşılma"

"Bana ADD'li birini bul hemen!" Diyerek bağırdı Güvenlik Vardiya Şefi Frederick George. Durum gerçekten de acil ve tehlikeliydi zira bu şeye o şey olursa gerçekten de tesis bir şeyler olacaktı. Peki ama neydi bu şey?

ADD'li mi, diye kendine sordu GG (Güvenlik Görevlisi) Peterson. Amirinin dediği hiçbir şeyi anlamamıştı. Ancak şundan emindi bahsettiği şey her neyse o şeyi bulamazsa işler sarpa saracak ve hiç iyi şeyler olmayacaktı. Bu yüzden koşar adımlarla Site-19 kütüphanesine doğru ilerlemeye başladı.

Amirinin söylediği şeyin bir kısaltma olduğunu biliyordu. Kısaltmalar kitabında belki de ne dediğini bulabilirdi. Şayet ilk gece vardiyasında tesisin başına yıkılmasını ve gizemli tesiste geçirdiği ilk gününden kovulmak istemiyordu.

Tabi ya! O şey bu tesiste olmalıydı. Ama nerede, diye düşünüp durdu. Geçen her saniyenin aleyhine işlediğinin farkındaydı. Ama o şey neydi bilmiyordu, bu yüzden kütüphaneye vardığında içeri girmek için canını dişine taktı. Ancak kapı kilitliydi ve ona verdikleri erişim kartı buraya girmesine izin vermiyordu.

Girmek için birinin gelip ona eskortluk etmesi gerekiyordu. Yanağından ve anlından soğuk terler akarak beklemeye koyuldu. 2-5-7-9... Dakikalar hızla geçiyordu ancak gelen de geçen de yoktu. Telsizinden bir ses duydu;

- Peterson! Daha hızlı olmalısın artık bu şeyi kontrol altında tutmak çok zor! ADD'li birini bul!

- Ama amirim-

- Aması da ne? Bütün tesis bu şey yüzünden havaya uçacak diyorum sana! Hızlı ol.

- Amirim ADD ne peki, bilmiyorum.

- Ah, doğru 80'lerden beri kısaltması değiştiydi. Artık A-

Ve radyonun yere düşme sesi geldi ve sonra da sinyal kesildi. 80'ler tabi ya, diye düşündü Peterson. Sözlükte 80'lere bakmalıyım, tabi böyle bir şey varsa; diye geçirdi içinden. Hemen ardından ise olayın ciddiyetini yeniden hatırladı ve kütüphanenin zırhlı kapısına yeniden vurmayı başladı.

Kimse yoktu, koca tesiste gece yarısı bir başınaydı... Kartını bir daha okuyucuya okutmayı dendi. Ama yok! Olmuyordu, vakit daralıyordu.

Bunun böyle devam edemeyeceğine karar veren Peterson artık sonuca giden her yolu mübah görmeye çoktan başlamıştı bile. Şanslıydı ki kravatını dikimi kaliteli olanlardan almıştı. Sağlam dikişler ona çok işe yaracaktı.

Artık yapacak başka bir şeyi kalmayan Güvenlik etrafa son kez bakındı. Ancak artık yakınlarında ona cevap verebilecek bir yaşam formu olmadığından emindi. Kravatını çıkardı ve yakınlardaki bir boruya doladı, umudu havalandırmaya girmekti. Kravatını bağladı ve onu ayağı için bir dayanak noktası olarak kullandı, yavaşça havalandırmaya uzandı.

"Kilitli!" Diye geçirdi içinden. Havalandırmayı açacak bir İsviçre çakısı yoktu sonuçta. Ancak bir çakı bulmak çok uzun sürerdi. Pratik ve pragmatik düşünmeliydi... Havalandırmayı yumruklamak işe yaramazdı. Yanında bıçak benzeri bir şeyde yoktu sadece bir adet tabanca ve 3 şarjör vardı. Ne güvenlik ama!

Yapacak bir şey yok, dedi ve cebinden personel kartını çıkartıp zar zor da olsa tek eliyle tutunup diğer ayağıyla kravatından destek alarak sağ eliyle açmayı başardı. Ama paneli nasıl yere sağ salim indirecekti? Sonuçta yerden 7 metre kadar yüksekteydi

Bulduğunu düşünerek vidalardan birini yeniden sıktı. Bu sayede panel oynayabilecek ama düşmeyecekti. Ne zekiyim ama, diye kendi kendiyle hem eğlenip hem de dalga geçtikten sonra havalandırmaya girdi.

Sürüne sürüne yoluna devam ediyordu, üstü başı kir içinde kalmıştı. Madenci çocuklardan aşağı kalır bir yanı yoktu. Kendisi dışarıdan çocuk gibi duruyordu ama 23 yaşındaydı. Gençlinin barında garip ve daha ardında ne saklı olduğunu bilmediği bir tesiste güvenlik için ayak işleri yapıyordu. Mafyaların güvercin adamlarından farksızdı.

Kütüphaneye varana kadar ortalama 4 oda geçmişti. İçlerini az çok görebilmişti; muhasebe ofislerinin koridorunun üstünden geçmişti. İçerisi aşırı derecede boştu ve havalandırma ofislerde normalden daha soğuktu. Bu tesiste bu kadar kaliteli hava olduğunu bilmiyordum, dedi.

Koridorlar bitince bu sefer havalandırma çapraz şekilde eğriliyordu, geçit çok dardı ancak geçmeyi başarmıştı. İşte tam bu sırada vücudunun bu geçişten yeniden geçemeyeceğini fark etti. Çünkü havalandırma aşağıya doğru bükülüyordu ve inmesi çıkmasından daha kolaydı. Havalandırmanın indiği yer ise bir bakım koridoruydu, anlaşılan bu koridor ofis bölümüne değil de başka bir yere bağlıydı.

Koridor boyunca görebildiği şeyler: borular, iskele zeminler, kablolar ve kırmızı ışıklardı. Bir noktada ise "Heavy Containment Zone" yazdığını gördüydü. Nerede olduğunu bilmiyordu ama güvende de hissetmiyordu.

Havalandırma ilerledikçe tekrardan yatay bir hal aldı. Artık sürünmek daha kolaydı. İlerledi ve havalandırma boyunca yavaş yavaş yukarı tırmandı ve bakım koridorundan kurtuldu.

Bu sefer ufkunda gördüğü şey sunuculardı. Yüzlerce kablo, raf, kule, soğutucu... Bu tesisin kalplerinden biri olduğuna emindi, şaşırtıcı olan ise ofis bölümünün sunucu odasında daha soğuk olmasıydı. Bakım koridoru ise her şeye zıttı; sıcak, nemli ve yoğundu. Çamurun içinden geçmek gibi hissettiriyordu.

Sunucu odasında fazladan bir şey gördüğü söylenemez, 4. oda ise diğerlerinden daha farklıydı. Burası bir arşiv odasıydı, hem de en büyüklerinden. İçerisi aristokratların saraylarından farksızdı. Tavana yüksekliği tahminen 10-15 metre vardı. Eğer ki Peterson düşerse hayatından olacağı kesindi.

Ayaklarının altındaki bu oda alabildiğince arşiv rafı ve belgelerle doldurulmuştu. Rafların kimileri tavan yaklaşıyordu, yanlarında çıkılması için merdivenler bulunuyor. Oda için birkaç bin kişi rahatça alabilecek büyüklükteydi, buna şüphe yoktu.

Zaman da yoktu, Peterson yeniden hızlandı. Biraz daha ilerleyin havalandırmaların birleşim noktalarından birini buldu. Bir anlığına durdu ve düşündü. Kapıyı kırıp girmesi daha mantıklı olmaz mıydı?

"Olamaz tabi ki de..."

Diye geçirip pervanelerin altından kütüphaneye varacağına inandığı havalandırma tüneline girdi. Bu noktaya kadar gelebildiği için şanslıydı, kervan yolda nasıl düzülürse o da tam bu misaldi şu an.

Ziyadesiyle bu durum giderek garipleşmişti. Peterson, kolejden sonra para kazanmaya çalışan basit bit kişiydi en nihayetinde. Bugün vardiyasından sağ çıkmayı başarırsa mutlu olacaktı, diğer senaryolarda ise muhtemel olmayacaktı.

Havalandırmanın içinde zaman geçirdikçe ciğerleri nefe almakta daha da zorlanıyordu. Daha fazla dayanamayınca gömleğinin cebinden bir parça bez mendil çıkardı ve ağzını kapayarak sürünmeye devam etti.

Belki yarım saat geçirmişti havalandırmada, belki de bir saat. Hayatta olduğuna göre amiri hala yaşıyordu. Telsizden hiç ses gelmemişti, telsizini düşürdüğü için onunla bir daha iletişime geçememiş olması normal gözüküyordu.

En nihayetinde ise kütüphaneye varmıştı, havalandırmayı zar zor da olsa açmayı başarmıştı. Kitaplıkların üstünden yavaşça aşağıya indi. İnerken en az 50 kadar kitabı da beraberinde düşürdü. Yere ilk adımını attığı gibi sözlüklerin olduğu kitaplığı aramaya başladı

Kütüphane de arşiv deposu gibi saray ve aristokrat görünümüyle donatılmıştı. Duvarlarda Vakıf sembollerine türlü alıntı sözleri, simgeler, semboller ve kişiliklerin oymaları ve portreleri vardı.

Kitaplıkların arasında gezerken kütüphanenin sessizliği dışında hiçbir şey yoktu. İçeride ayın loş ışığından başka bir ışık kaynağı yoktu. Üstü başı tamamen is ve kir olmuştu, sanki kömür ocağında çalışıyordu! Saçmalığa bak, diye geçirdi

Sözlükler bölümüne girdiği gibi eski bir sözlük kaptı ve açtı.

"ADD, ADD, ADD... Nerede olabilir, acaba Vakıf sözlüğüne mi baksaydım..."

Diye düşünürken ADD'yi bulduydu:

ADD: Attention Deficit Disorder (Dikkat Eksikliği).

"Tabii ya! 80'lerde kullanılıyor demişti, ADD şimdiki ADHD oluyor! Benden ADHD'li birini bulmamı istemiş olmalı... Peki, ADHD'li birini nerede bulabilirim ki? Hem de gece saat 2'de.

Kütüphanenin çıkışına doğru ilerledi, ancak kapı kilitliydi. Vaktinin daraldığını gören Peterson artık ok yaydan çıktı, diyerek kütüphanenin cam kapısına atıldı!

Kapı atıldığı gibi anında Peterson'u geri yere yapıştırmıştı. Sırt acıyan Peterson'un doğrulması biraz zaman aldı ama başardı. Yeniden denemek için kendi hazırladı..:

"Bir dakika, Kütüphanecinin masasında belki bir şeyler vardır..."

Düşüncesinin ardından kütüphanecinin masasına yürüdü, şansı da yürüdü. Bir adet test kartı buldu. Bu kartla kapıyı açabilirdi, sonuçta bu kartlar tesisteki çoğu kapıyı açabiliyordu. En azından Peterson öyle sanıyordu. Kartı okuttu, işe yaradı... Kütüphaneden çıkar çıkmaz amirinin yanına koştu. Bir dakika ben amirim nerde onu da bilmiyorum ki, ayrıca ADHD'li birini bulmam lazım, deyiverdi sessizce.

ADHD'li birini nereden bulabileceğini biliyordu, hemen personel kreşine yöneldi. Her ne kadar akşam vardiyası olsa da bazen personel çocuklarını evde bırakamadığından yanlarında gece vardiyasına getirirdi. Aralarında ADHD'li bir çocuk bulabileceğine emindi, en azından hiperaktifini...

Kreş bölümüne geldiğinde bakıcılar onu içeri almadılar. Ne kadar anlatıysa boş, hiçbir şekilde izin vermiyorlardı. Olabilecek çeşitli yolları denemişti, konuşmak, gizlice aradan sıyrılmak, havalandırma ve daha niceleri... İşler artık cidden saçmalaşmıştı. Başka çaresi olmayan Peterson en sonunda telsizini aldı ve bakıcının önünde amirini telsizle aradı:

- GG Peterson'dan, GVŞ Frederick George'a; amirim beni duyuyor musunuz?

Frederick George hala yerden olan telsizi ayağıyla butonuna basarak iletişime geçmeyi başardı:

- Peterson! Hala dediğimi bulmadın mı? Seni burada bekliyorum Bakım Koridoru 76B'ye geleceksin. Bu şeyle daha fazla dayanamayacağım!

- Amirim, getireceğim ama girişime izin verilmiyor, söyleyin de geçeyim.

- Telsizi ver.

Peterson, telsizi bakıcıya verdi:

- Efendim bu kişi benim yetkim altında ve şu anda girmesine izin vermelisiniz, aksi taktirde çok iyi şeyler olamayacaktır. Daha fazla dayanamıyorum...

Ardından ise telsiz yayını yine kesildi, otorite altında ezilip cezalandırılmak istemeyen bakıcı adamın geçmesine izin vermek zorunda kaldı. Ancak görevli buna izin verirken bir yandan da Site'nin özel güvenlik kuvvetlerine haber vermeyi de unutmadı. İşlerin kötüye gitmesinden korkuyordu. Haberi alan güvenlik güçleri 76B için harekete Peterson'dan önce geçti

Peterson ise ADHD'li bir çocuk bulmayı başarmıştı, bunu nasıl mı yapmıştı? En hiperaktif görünenini çorbaya göz usulü tuz atar misalde seçerek. Hayatınız işin içine girince insan gerçekten de değişiyor...

Peterson, Ebenezer Barnaby isimli çocuğu kaptığı gibi elinden tutarak Site içinde oradan oraya yönünü şaşırmış gibi gezmeye başladı. Yarım saat boyunca oradan oraya koşturdular ama bakım koridorunu bir türlü bulamadılar bir ara burunlarına çok yoğun ve keskin bir kahveli şeker kokusu dahi geldiydi ama koridoru bulamamışlardı.

Daha sonra ilk girdiği havalandırmanın girişindeyken aklında bir fikir geldi, havalandırmayla o bakım koridoruna çıkacaklar ve oradan da ödün çaldığı kartla beraber bakım koridorunu bulacaklardı.

Çocuk buna ilk başta karşı çıktı, havalandırmaya girmek istemiyordu. Başka hiçbir çaresi kalamayan Peterson, çocuğu sağlamca bir azarladı. Ardından da kucakladı ve 7 metre tırmanıp havalandırmaya girdi. Ne yapıyordu? Yine kendi kendini sorgulamaya başladı. Ama kafi, işinden olmak istemiyordu.

Çocuğu da kendiyle beraber is etmişti, bakım koridorlardan birine çıktıklarında artık çocukta hayatı boyu kalacak bir travmadan başka bir şey yoktu. Bakım koridoru boyunca ilerlediler.

Çocuk korkusundan dolayı artık dona kalmış korkuyla bekliyordu. Yapacak hiçbir şeyi olmadığından emindi. Üşütmüştü de; muhasebe bürosunun soğuk ve kuru havası onu sinüzit olmaya zorlamıştı. Acıkmıştı, annesini istiyordu. Ağlamak istiyordu ancak korkusundan korkusunu belli etmeye bile korkuyordu. Peterson bu çocuğa eziyetten başka bir şey yapmıyordu resmen!

Koridorlar arasında dolaştılar... Dolaştılar, dolaştılar; bir türlü bir 76B'yi bulamadılar. Özel Güvenlik Kuvvetleri de koridoru arıyor ama bulamıyorlardı. Ama en sonunda yanlış bir dönüş sayesinde Peterson odaya ulaştı.

Ama bir yanlışlık olmalı gibisine geldi, girişte "Alpha Warhead Room" (Alfa Savaş Başlığı Odası) yazıyordu. Bir çocukla ne yapacaktı? Daha da sorgulamadan içeri girdi. Kontrol odasını geçti ve savaş başlığı odasına girdi. Amiri savaş başlığının üst kapağının kırık yarısını eliyle havada tutarken buldu.

Kırık yarıda nükleer başlığın yarısı vardı, Demon Core savaş başlığıyla beraber ortadan ikiye bölünmüştü ve kritik düzeye gitmişti, nasıl olduğu bilinmez. Amiri de durumu kontrol altına almaya çalışıyordu, eğer ki kırık küreler birbirine değerse nükleer reaksiyon başlayacaktı:

- Peterson sonunda gelmişsin! ADD'li birini bulabildin mi?

- Evet burada.

- Şakanın sırası değil!

- Amirim bana ADD'li birini bulun dediniz ben de buldum.

- Ah, ADD, Anti-Detonation Deputy (Bomba İmha Görevlisi/Yardımcısı) demekti! Eski dikkat dağınıklığının kısaltımı değil!

- Yani bu çocuğu salayım gitsin mi?

- Çocuğu boş ver şunu kaldırmama yardım et!

Çocuğu bırakıp amirinin yardımına koştu, kırılmış başlığı birlikte kavradılar ve kaldırmak için yeltendiler. İşte tam bu sırada içeriye Site'nin özel güvenlik güçleri girdiler. Namlunun kendisi göstermesinden korkan Peterson ani bir refleksle elini çekti ve başlık amirinin elini ezerek başlığı kritik duruma getirmek için fazlasıyla yeterli olan bir duruma geçti:

- PETERSON!!! Ne yaptın!

Artık özel güvenlik güçleri dahil herkes son nefeslerini vereceklerinden emin bir şekilde korkuyla geriye adım attılar şimdi füzyonun başladığından emindiler. En iyi şansta 1 saniye sonra atomlarına ayrılacaklardı.

İşte o gece belki de herkes farkında olmadan son nefesini verecekti, yüzlerce milyar dolarlık tesis iki kendini bilmez yüzünden havaya uçacaktı. Anlamaya milisaniyeler kaldıydı. İşte o anda Peterson'un gözüne beyaz bir ışık yanıp söndü. Bunun füzyon olduğundan emindi, son nefesini çektiğinden emin bir şekilde gözlerini kapadı.

Milisaniyeler geçmişti, sonrasında saniyeler. Beyaz ışık gidip geliyordu, daha sonra saniyeler de dakikalara döndü. Şoktan çıkmayı başaran GVŞ Frederick George etrafa baktı. Yanıp sönen ışık bozuk bir lambaydı. Başka bir şey değil, bu sırada herkes şoktan az da olsa çıkmıştı:

- Niye patlamadım?

- Bi-bilmiyorum...

İşte o sırada Peterson seslendi:

- Hey millet gelin de bakın bombanın üstünde ne yazıyor:

"11/05/1967 Tarihince Füzyon Sistemini Bozuktur, Personelin Dikkatine: Başlık kırık durumdadır lütfen dokunmayınız, bu eylem herhangi bir füzyonla sonuçlanmayacaktır. Çekirdek, füzyon mekanizması olmadan kritik duruma geçemez. Yine de sağlınız ve iş güvenliği için lütfen ellemeyiniz!"

İşte bu sırada Ebenezer Barnaby'nin annesi içeri girdi...

Son...

u/Fun_Bit6185 — 6 days ago

Eski Bir Hiakyem Vakıf Döngüsü

Arkadaşlar arşivlerimi karıştırırken eski bir SCP hikayemi buldum. Eski; elden geçirmedim o yüzden içinde yazı dilidir, imladır hataları olabilir. Sanırım Bir İdam Mahkumunun Son Günü okuduktan sonra ondan esinlenip yazdıydım.

Buyrun:

Vakıf Paradoksu (Kurumsal Bağımlılık Döngüsü, benden bir şey bu), bir anomalinin gözünden 1995 yılı ile 1997 yılı arasında yazdığı günlüğünden toparlanmış parçalardan düzenlenmiş alıntılardan oluşmaktadır.

10 Eylül 1995 (sanıyorum ki)

Ne olduğu hakkında gram bir fikrim yok ama şu anda garip bir odadayım, kapı da kilitli. Bir dakika lan ben neden bunu normalmiş gibi algılıyorum. Ne oluyor ben neden buradayım daha dün evimdeydim ama şimdi garip Site-17 denilen bir yerdeyim ve buraya geleli iki saat oldu (umarım öyledir) onda da ellerim kelepçeli halde masaya bağlıydım. Garip beyaz önlüklü bir doktor geldi ismi de Sophia Light mıymış ne yanında da John O. Williams diye bir albay vardı. Bacağı ampute idi herhalde, hele o bıyık adamın bıyığı Nil Nehri kadar uzun.

Umarım buradan tez vakte çıkmayı başarırım da özgürlüğüme kavuşurum öyle olursa çok müteşekkir olacağım. Gerçi neden burada olduğumu da bilmiyorum anormal biri miymişim ne öyle bir şeyler dediler gerçi neyim anormal ki benim sadece garip bir şekilde dilim uzuyor o da çok iğrenç. Dediler ki “Seni burada araştıracağız sonra salacağız.” merak ediyorum hangi adam 15 yaşında bir elemanı 15 askerin eskortluğunda araştırmayı planlıyor.

Neyse saat geç oldu ben artık uyuyorum, yani her halde. Gardiyan yani kendini güvenlik olarak tanıtan adam bütün anomaliler uykuya dedi gerçi başka hiç bir yeri de göremiyorum sadece 4 duvar var burada. Neyse her halde geç olmuştur uyuyayım bari. Umarım buradan çıkabilirim.

14 Eylül 1995

Bu kadar da beter olacağı aklıma gelmezdi. Dün üstüme turuncu bir tulum verdiler üstünde “SCP-[REDACTED By O5-7]" yazıyordu böyle sayılar bir şey vardı hemen sol göğsümün üstündeydi. O yazının üstünde de bir logo vardı; böyle en içte bir yuvarlak vardı, onu çevreleyen bir yuvarlak daha vardı ama birbirine eşit yerlerden 3 çıkıntısı vardı oralardan da içeri giren ve merkezi gösteren 3 ok. Arkamda ise o logodan vardı ama altında “Anomaly” (anomali) yazıyordu ve onun da altında “Propety Of The SCP Foundation” (SCP Vakfının Malıdır) yazıyordu. Bu ne! Ben demirbaş mıyım da beni mal ilan ediyorlar.

Ayağımda da ayakkabı yok kaymaz çora var, gerçi ayağıma gres yağı sürseler daha az kayardım. Sürekli bir hücrede tıkılıyım zaten ağırlaştırılmış müebbet yesem daha fazla gün ışığı görürdüm. Yerler desen... Kalorifer bile yok insafsızlar! Donuyorum ya kıyafet ipek kadar ince, eylül ayında değil miyiz de bana, niye bana temmuz ayındayız dedi temizlikçi.

5 Kasım 1995

Sonunda şu ucuz günlüğe kavuşabildim. Burası işkence yeri resmen garip deneylere sokuyorlar garip istekler istiyorlar türlü hidrolik presli kapılardan geçiyorum. Kendimi ABD’nin gizli tesislerinden birinde gibi hissediyorum.

Garip deneyler dediğimde sadece canımı acıtıyor resmen, adamlar ise veri topluyoruz merak etme bir şey olmayacak diyorlar. Ben maksimum güvenlik suçlusu muyum arkadaş 15 asker bana eskortluk ediyor, kart okutuyorlar her kapıda, ellerim kelepçeli, başım eğik, üstleri başları cephanelik gibi.

Deneylerde dilimi 10 belki 15 metre uzatmamı istiyorlar garip sıvılar sıkıyorlar, bir şey de diyemiyorum. Çünkü korkuyorum bir şey desem hedef tahtasına çevirecek gibi bakıyorlar. Ödül veriyorlar uslu durursam bir şeyi yanlış yaparsam ceza veriyorlar. Garip haplar yutuyorum madde bağımlısı gibi. BU NE ARKADAŞ!

11 Kasım 1995

Buraya sanırım alışmaya başladım, sanırım. Gerçi son zamandır gördüğüm tek şey araştırmacılar, askerler ve üstü turuncu “D-Class Personnel” yazan tipler. Nedense onların üzerinde istediğimi denememe izin veriyorlar az çok ama bunun sonucunda adam çok da iyi bi durumda olmuyor genelde.

Hepsi nedense benden iğreniyor ve çığlık atıyor. Sanki gulyabaniyim, neden herkes benden korkuyor ki. Buraya alışmış olmam burayı sevemeyeceğim anlamına gelmez. Özgürlük istiyorum!

Zaten yemekleri de bir garip. O kadar sert yemek mi olur inşaat temeli mi bu yoksa fasulye mi? Zaten yiyince bir garip hissediyorum içinde bir madde varmış gibi.

25 Aralık 1995

Ne olup bitiyor anlamıyorum ama tek bildiğim Euclid mi neymiş o kategoriye alınmışım. Ben ticari mal mıyım da beni kategoriye sokuyorsunuz. Önceden de Safe mi öyle bir şeymişim. Ondan beri zaten daha da güvenlikli bir yere döndü hücrem yani odam onlara göre.

Hani ne oldu onu da anlamadım sadece dilimi geçen günkü deneyde aşırı uzatmayı başarmıştım. Bir de bir adamı dilimle sarmalayıp parçalamıştım sanırım ondan sonra da zaten bi dart fırlattılar ondan sonrası bende yok.

Tek hatırladığım uyandığımda sandalyeye bağlı olduğum bir odadaydım ellerim, ayaklarım bağlıydı bir de karşımda o Nil Bıyıklı adam vardı. İsmi John’du her halde.

Elinde de garip bir makine, herif dilimi ağzıma dikti! Evet, sentetik çelik ip ile dilimi yerine sabitledi uzatmayım diye! Özgürlüğümü istiyorum.

14 Şubat 1996

Dürüst olacağım, buradan kaçmak istiyorum. Yemek kötü, zaman algım bozulmuş, sanki canavarmışım gibi davranılıyorum o Sophia Light denen karı da ne işse. Yaptığı bir şey yok, yok şu şöyle yok bu böyle. Albay denen heriften bahsetmek bile istemiyorum bana etmediği işkence kalmadı buraya yazmayacağım türden tut her tür şeyi yaptı bana bir erkek olarak benim de onurum var. Ben buradan kaçıyorum. Ben özgürlüğümü istiyorum.

Bu günlüğü de yanıma alıyorum.

[14/02/1996 ile Breach ve sonrasına ait günlük kayıtları bulunamamış/erişimi yasaklanmıştır.]

1 Mart 1996

Alın gitsin özgürlüğümü burası çok daha kötü. Herkes beni dışlıyor üstümde turuncu üniforma, ayağım çıplak, çöplükte yaşıyorum. Hapishane bile daha iyi idi. Ben Florida’da yaşıyordum burası Colorado imiş. Evimden çok uzaktayım.

Vakıf’tan kaçışım ise çok garipti o ipleri kestim ve duvarlara çok garip şeyler yaptım orasını siz düşünün.

İnsanlar polisi aradı son 15 gündür polisten kaçıyorum, belki kelleme ödül bile koymuşlardır. Acı çekiyorum yemek yok yemek! YARDIM EDİN N’OLUR GERİ DÖNMEK İSTEMİYORUM!!!

15 Mart 1996

Polis hala peşimde, son üç günde 5 dükkan soymak zorunda kaldım açlıktan. Dilimden dolayı zaten dışlanıyorum. Belki peşimde SWAT bile vardır. Ne yapacağım bilemiyorum ama sonum iyi gözükmüyor. Hakkımda lakaplar takılmaya başladı, canavar gibi görülüyorum. Beni gören kaçıyor, bana yardım eden zaten yok. Gazetelerde hem efsanem hem de aranıyor ilanlarım var. Ama herkes bunun bir efsane olduğunu sanıyor ama görenlerde benden son hızla kaçıyor.

Ben sadece yaşayacak bir yer istiyorum. Kararımı verdim yarın Florida’ya yola çıkıyorum.

1 Mayıs 1996

Her şey çok daha kötüye gitti. Son 5 haftadır bir karakolda tutuluyordum. Evet, polis beni çevirip durdurdu ve çaldığım arabayla suç üstü yakalandım. Hiç bir kimlik veya verim ise devlet sisteminde yok. Vatansız ilan edildim ama pasaportum da yok bu yüzden ABD’de duramayacağım söylendi.

Bugün ise beni mülteci kampına yolladılar ve geldim. Son 3 saattir bana çok da iyi bakılmadı, aslında Vakıf’a geri dönmek istemeye başladım. Binlerce çadırlık Meksikalı elemanlardan oluşan bir kamptan daha iyidir.

11 Mayıs 1996

Yardım edin n’lur burada yiyecek bir ekmek dahi bulamıyorum. En azından Vakıf yemeğini yerken doyuyordum, 2. tabağı isteyebiliyorum. Şimdi günde öğün anca yemek var. Sürekli işkence ediyorlar kaçmak istiyorum ama kaçarsam nereye gideceğim? Zaten hiç kimsem yok.

Anne, baba! Sizi özledim, yardım edin! Evimi özledim Sigorta Numaramı bile özledim. Okula gitmek istiyorum, bana göçmen gibi davranılmasını değil. Yazacak kalemi bile zor buluyorum burada. Her gün milletle yemek uğruna kavga ediyoruz...

[Günlüğün 11/05/1996 ile 22/06/1996 Kayıtları tamamen bulunamamıştır.]

23 Temmuz 1996

Yarın bir grup insan beni alıp ülkeme götürecekmiş, gerçi Vakıf olduğundan eminim. AMA ARTIK GERÇEKTTEN VAKIF’A GERİ DÖNMEK İSTİYORUM DIŞARISI ÇOK KÖTÜ İÇERDEKİ GÜNLERİMİ ÖZLEDİM. KAÇ AYDIR AÇ SUSUZ KIYAFETSİZ YAŞIYORUM.

Dilime takılan çeliğe bile artık tamamım. Alsınlar götürsünler beni ne yaparlarsa yapsınlar. Vakıf’a ger dönmek istiyorum.

25 Temmuz 1996

Vakıftan kaçmak istiyorum. Geldiğimden beri durum vahim. Beni dün gece normal hücremden tam 34 kişi aldı. 15 komandoydu bunların, diğerleri de Nu-7 diye bir birimden. Hepsi beni milli risk gibi saklıyordu.

Sonra Site-17 HCZ bloğu Sektör-14 denen bir yere girdik her yerde checkpointler ve bir sürü zırhlı adamlar vardı. Ulan ben bir çocuğum çocuk, uranyum 338 değilim! Sonra zaten garip ve ağır hidrolik kapılar açıldı. Ne kadar gittik bilemem ama en az bir 10-15 kapıdan geçtik. Zaten o sırada içimde umut kalmadı.

Nemyiş efendim euclid’den keter’e mi ne yükseltilmişim. Ulan ben neyi tehdit ettim! Adamın dilini bağlarsanız olacağı bu, yutkunamadım ilk 3 gün bu yüzden. Son umuduma da koydunuz.

Hele o albay, bana neler etti neler. Ağızlık taktırdı, kelepçelendim daha neler neler... Özgürlüğümü istiyorum.

25 Aralık 1996

Yazmayalı uzun zaman oldu ama evet! Başardım ve yine kaçtım, gerçi şimdi de yemek, su, barınak filan bulmam lazım. Haydaaa... Yine aynı döngü mü olacak bu. Neyse ben kaçtım (gerçekten).

1 Ocak 1997

Mabadım donuyor, -5 derce hava üstümde ince kumaş var. Ve maalesef peşimden gelen 100 bilmem kaç kişilik bir grup Vakıf personelini öldürdüm. Bi dakika ney! Hayır, şimdi daha büyük bir güçle gelecekler...

15 Ocak 1997

09:54

Nevada’dayım Elko bölgesi mi Rugby Dağları mı neresiyse işte oradayım. Vakıf’tan hala kaçıyorum Nu-7 peşimde miymiş ne.

15:49

Ulan bu kadar da kötü olmazdı burada bi tabur dolusu adam var. Üstlerinde de çekiçli bir logo. Iııı sanırım beni fark ettiler. Hayır, hayır, hayır hayvanatis tanklar üstüme geliyor.

27 Mayıs 1997

Yine aynı senaryo yaşandı, yakalandım. Lanet olsun, zaten o gün bugündür hiç bir şey yazmadım. Zaten decommissioned mı ne olacakmışım nasıl oluyorsa ben nasıl kullanımdan çekileceğim?

Bir dakika lan hayır, idam mı edileceğim! İyide bu adamların ilkesi beni tutmak ve korumak değil miydi. Başka çare yok son kez kaçmayı deneyeceğim aksi taktirde öleceğim.

11 Temmuz (1997)

Bu notları ben değil bir adet asker yazıyor maalesef. Bense selif halde yatağa bağlanmış durumdayım ağızımda ağızlık var. Dilim ise artık telli değil vidalı neymiş ihtiyacım olmayacakmış.

Bari son kez yemeğimi seçmeme izin verseydiniz, damardan bir sıvı enjeckte ettiler. Ve şunu dediler, a mı b mi?

B dedim, kurşun dediler. Niye ya niye! GOC diye üstünde bir şeyler yazan adamlar geldi BM Barış Gücü askerine benziyorlardı ama bin kat daha zırhlısı.

Görüşmek üzere Dünya ve sevdiklerim, ben seçmediğim, istemediğim ve iğrendiğim bir şey yüzünden buraya düştüm ve özgürlüğümü istediğim için şimdi ruhum vücudumdan özgürlüğünü kazanacak öbür tarafta görüşmek dileğiyle. Artık saat 4 sonuçta...

[Anomali GOC İdam Mangası ile vurulmuştur.]

u/Fun_Bit6185 — 7 days ago

Bir Tale "Etin Alevi Sıcak Olurmuş... Yine yandık..."

Yine bir komedi talesi ile karşınızdayım umarım beğenirsiniz.

Bir Tale "Etin Alevi Sıcak Olurmuş... Yine yandık..."

Yine sıradan ve güzel bir vardiya sonuydu, personel yemekhaneye doğru ilerliyordu. Niye mi? Çünkü bilim adamının biri döner partisi verip çalışanlara Türk kültürünü tanımak istiyordu. Bu kişi Dr. Machesny'di.

Bütün araştırmacılar yavaştan yemekhaneye akın ederken Doktor ise döneri hazırlıyordu. Tam 150 kilo et almıştılar, baharatlar ve diğer ekipmanlar da cabası. Doktor döneri demir uçlarından elleriyle taşıyordu! Bir düşse ayağı parçalanacaktı ancak bunu önemsemiyordu.

Şef ise doktorun o döneri öyle taşıyabilmesine aşırı şaşırmıştı, kendisi bu etleri taşıması için makine getirmişti. Ancak şimdi karşısında duran bu kumaş yamalı ve paçaları don lastiği ile bağlanmış, kilolu profesöre bol gelen kıyafetin içinde 30 kiloluk yağlı bir döner taşıyordu. Eğer ki düşürseydi ayaklarından birinden olacağı kesindi. Cehalet gerçekten de korkuyu yeniyormuş!

Lakin; Doktor gördükleri karşısında hayrete düşmüştü, yemekhane şefi döneri standart bir döner makinesinde yapmayı planlamaktaydı. Doktor hayal kırgınlığa ve sinirle karışık bir duyguyla:

- Şef, döneri bunda mı yapmayı planlıyorsunuz?

Diye sordu. Şef onaylayınca kenara çekilmesini söyledi, ardından Çavuş Abrahams'ı çağırdı. Dönerini makineye takması için yardım istedi. Etin yağından dolayı neredeyse ellerinden kayıp düşünüyordu. Döneri makinaya taktıktan sonra Doktor, Çavuşa baktı ve:

- Çavuş şu döner makinesini yukarıdan tut, ben de alttan tutacağım kaldırıp yan yatıracağız. Ben personele nasıl böyle döner yediririm, eski usul yapacağız bir kere!

- SAĞOL! Emredesiniz Doktor!

Çavuş yaptığı her işi vatani bir görevmiş gibi görüyordu, onun kafasında her iş asayişi sağlamaya yarıyordu. Ancak taşırken korkulan oldu, döner makinesi taşınırken yere düşmüştü! Şef köpürdü:

"Sizin yüzünüzden güzelim döner makinem ve daha önemlisi canım fayans zarar gördü. Hepiniz zekadan yoksunsunuz, ben artık karışmıyorum döneri yaparsınız kendi kendinize. Ben kenarda oturacağım."

Dr. Machesny'nin umurunda değildi açıkçası, şayet kendisi personele döner yedirme düşüncesiyle olanları pek de umursamıyordu. Çavuş ve Doktor az önce sanki ayakları ezilmekten ve ampute edilmekten kurtulmamış gibi makineyi yeniden kavradılar.

Makineyi tam da servis bandının önüne koydular. Ardından Doktor, Çavuşa baktı ve "Bu böyle olamaz, size köz döner yedirteceğim. Çavuş gel benimle şu döner makinesini ısıtıcısını sökelim de kömür dolduralım." Dedi. Bütün personel bu saçmalığı izlerken akıl tutulması yaşamıştı.

Çavuş ise hiçbir şeyi sorgulamıyordu, neden mi. Az önce de dediğimiz gibi kendisi her görevde olduğu gibi bunun da asayişi sağlayacağına inanıyordu.

Makine sökülürken şefin canı her bir parçayla daha da yanıyordu. Güzelim döner makinesi gözü önünde rezil ediliyordu. Ancak az önce söylediklerin arkasında olduğu için karışamıyordu da.

Çavuş, makinenin içini sökmeyi bitirince Doktor kömürleri döktü. Yemekhanedeki personel bu saçmalığa dur demek istiyordu. Zaten personelin bir kısmı bu olanlara katlanamayıp çıkıp gitmişti. Ancak kalanların neredeyse hepsi bekar olduğu ve vardiya çok geç saatte bitti için akşam yatağa aç yatmaktansa bunlara katlanıp yemek yemeyi tercih etmişti.

En sonunda ise döner için kömürler yakılmıştı, et güzelce pişiyordu. Ancak şef sonunda dayanamadı ve araya girdi;

"Doktor! Ne yaptığınıza bir bakın canım ciğerim olan şu güzel döner makinesini o pantolonunuzdan daha beter hale getirdiniz! Çekilin yemekleri ben servis edeceğim!"

Ancak sinirden canı yanmış bu adam artık fevri davranıyordu. Dikkatsizlik de yapıyordu, mantığı değil duyguları ağır basmıştı... Bunların tek sebebi ise bir adet döner makinesiydi! Akıl almıyor ziyadesiyle...

İşte ilk hatasını burada yaptıydı, ikincisini ise dönerin yağlı bir yiyecek olduğunu unutarak. Damlayan yağlar közleri, közler de kömürleri öyle bir kızdırdı ki yemekhanede yangın başladıydı!

Bütün personel panik içinde koşuyor ve yangın butonunu arıyordu... Ancak herhangi bir yangın sistemi veya daha kötüsü yangın butonu yoktu! Çünkü birileri bütçeden kesinti yapmıştı...

Bu sırada Üsteğmen Allcen çıkageldi. O sırada bir yangın tüpü bulmuş olan çavuş:

- Komutanım ne yapalım?

- Sen insanları sakinleştir ben yedek bir yangın tüpü alıp yangını söndüreceğim! Hızlı ol ve insanları sakinleştir. Ne yapabiliyorsan yap!

İşte burada çok büyük bir hata yapılmıştı. Çavuş, amirinin söylediğini çok yanlış anlamıştı. Artık insanları sakinleştirmek için her yol ona mübah kılınmışçasına insanlara karşı yangın köpüğü kullanmaya başladıydı.

İnsanları bir koyun gibi yangın söndürücüyle gütmeye çalışmaktaydı. Başarısız olduğu da söylenemezdi, bir çoban edasıyla durumu kontrol altına almış ve insanları yemekhanenin bir köşesinde gruplaştırmıştı.

Yangın sönünceye denk onları orada tuttu. Personel, çavuşun davranışları karşında artık ondan korkuyorlardı. Zira herkes çavuşun akli sağlını yitirdiğinden emindi, sadece aralarında bunu kanıtlayabilecek bir psikolog yoktu.

Yangın bittiğinde ise bir bey efendi gibi yavaşça yollarını açtı ve onlara geçmeleri için müsaade etti. Ardından Üsteğmenin yanına gitti ve durum raporu verdi. Üsteğmen askerinin bu başarısıyla guru duyuyordu. Ve ona bu başarısı yüzünden döneri kesmeye ve dağıtmaya layık etti.

Çavuş, üstün hizmet madalyası almış gibi mutlu olmuştu. Küçüklüğünde mutfaklarda çalışırken onun yemekleri servis etmesine dahi izin vermezlerdi çünkü. Çavuş küçüklüğünde restoranlarda karın tokluğu için çalışmış biriydi sonuçta. Sırf yemek için sokak hayvanlarıyla kavga ettiği dahi olmuştu.

En sonunda ise o çok istediği yerde mutfağın gerçekten başındaydı ve yemek servis ediyordu! Çok mutlu olmuştu, bu kutsal görevi yerine getirmek için döner bıçağını tüm gücüyle kullanıyor damlayan yağ damlalarının tutuşturduğu küçük ateş partilerine aldırış etmiyordu.

Sıra ilerledikçe Çavuşun karşısına döner yemek istemeyen ve eve gitmek isteyen biri çıktı. Neden mi buradaydı, çünkü Dr. Machensy hiç kimsenin bu lezzetti yemeden çıkmasını istemediği için insanları alıkoyuyordu. Doktor için Türk kültürü bir vizyon olmuştu bile...

İşte bu birisi Çavuşa bir bakış attı ve:

- Kanıtla.

- Neyi kanıtlayayım?

- Bu etin sağlıklı olduğunu; sık da yağını yağı var mı yok mu görelim

Niyeti açıktı, etin yağını görmelerini sağlayıp sağlıksız olduğunu söylemekti. Sonucunda ise döner yemeden ayrılacaktı. Ancak et sıkılınca çıkan yağların damlayıp nereye gideceğini unutmuşa benziyordu. Personel içinden;

- Hayır, bunu demiş olamaz. Bu kadın hepimizi öldürmek mi istiyor!

Diye geçirip dua etmeye başladılar. Ama şanslı sayılırlardı, çoğu bekardı ve arkalarında bırakabilecekleri çok fazla bir şey yoktu. Ancak Çavuş bunları düşünmeden eti aniden kavradı ve hayasızca sıktı.

Yağların damlamasıyla alevler yükselmişti bile, ancak Çavuş aniden ve sıkı bir şekilde kaslarını kullandığı için kasları kasılıp kalmıştı. Ellerini hareket ettiremiyordu!

- Anacağımı! Eliiiiim! Yandım,, y-yandıdım, yanıyorum! İmdaaat!yanıyorum! İmdaaat!

Diye feryat figan bağırmaya başladı. Elindeki kalın eldivenler bile ellerini yanmaktan kurtaramamıştı.

Herkes panik içinde koşmaya başladıydı ki Çavuş elini kurtardı. Hemen ardında ise koşarak soğuk limonata tankının içine 2. dereceden yanmış ellerini soktu. Ani ısı değişimi eline daha fazla hasar verdi ve bir kez daha annesi için bağırarak etrafta koşmaya başladı.

Bu sefer işlerin iyice sarpa sarmasından dona kalan şef değil de Doktor olmuştu. Göbeği sarka sarka olanları izliyor ve 3. lokmasını yutmaya çalışıyordu. Bu sırada personelin yardımına şef yetişti. Çünkü işlerin sarpa sarması ve mutfağına olanlardan bıkmıştı.

- Ben mutfağıma daha fazla zarar vermene izin veremem, önce seni halledeceğim sonra da Doktoru.

Eline aldığı tavayla Çavuşun ensesine çok hafif bir dokunuş yaptı ve bilincini kuş gibi uçurttu. Ardından ise depo kapısından Çavuşu kollarında taşıyarak revire doğru taşımaya başladı. Doktorsa;

- Olamaz etler! Yangın et deposuna çıkarmış yetişin dostlar, aç kalacağız!

Bütün bunlar olurken yangın havalandırma sistemine sızmış, oradan da etlerin olduğu soğuk hava deposunun sistemini ateşe vermiş ve etleri resmen alevlendirmişti. Üsteğmen ve Dr. Machensy yanlarına aldıkları birkaç personelle ve de yangın tüpleriyle yangını etleri ve canları yutmaktan korumaya çalışıyorlardı.

Kaos anında koyun misali olan personel de bu sefer örgütlenip sakin kalmayı başarmışa benziyordu. Böyle bir panik anında sakin olmak tahmin edebileceğiniz gibi bu sosyete hiç uymuyordu. İçlerinden birisi neden bu kadar sakin olduklarını sorgulasa diğerlerin de onu takip edeceğine şüphe yoktu.

Sakin kalmayı başardılar diyorsam da yanlış anlamayın, fare misali sakindiler. En ufak bir şeyde sabun gibi köpürüp her yere yayılabilirdiler. İşte bunların olmamasının sebebi bu sosyeteden bazılarının çoban ruhlu çıkması sayesinde oldu, ancak bu çobanlar da Çavuş gibi korku krallığıyla yönetim yapmaktaydılar.

Yangının sönmesi yarım saat civarı sürdü. Ancak yangının sönmesi aç personeli doyurmamıştı. Bu durumun üstüne kafa kafaya verip düşünmeye başladılar;

- Madem etler yandılar ne yiyebiliriz ki?

- Bir lokantaya gitsek?

- Güzel fikir ama olmaz; gecenin 4'ünde, şafak vakti 500 kişilik tam teşeküllü restoran bulmak çok zor bir iş.

İşte tam bu sırada Üsteğmen araya girdi:

- Benim aklıma bir fikir geldi!

- Nedir Üsteğmen peki bu fikir nedir?

- Şimdi etlerin dışı yandı değil mi?

- E, evet...

- Peki şunu da sorayım etleri nasıl mühürlersin?

- Yüksek ateşe dış tabakasını sertleştirip lezzeti içinde tutmak değil mi?

- Aynen öyle ve bu mantıkta o depodaki dönerler de mühürlenmiş birer et. Ve hepsinin dışını aydırdığımız müddetçe sorun olmaz.

- Sen çok yaşa Üsteğmen, hadi arkadaşlar döneri kesip ekmek arası yapacağız.

Bu fikre karşı çıkan olmadı, hiç kimse vardiyadan aç dönmek istemiyordu sonuçta. Böylece herkes kendine düşen payını aldı ve yanmış mutfak ve yemekhane buldukları boş masalara ve zeminlere oturup yemeye başladılar.

Bu sırada şef de geri döndü, bu başı dönmüş adam da az önce ne olduğunu unutmak istermiş gibi davranıyordu. Döner verdiklerinde ısrar etmeden mutfak zeminine Dr. Machensy'nin serdiği yer bezinin üstüne oturdu. Şef ve Doktorun yanında bir de Üsteğmen vardı. Acıkmış olduklarından bu olanları çoktan umursamazdan gelmeye başlamışlardı.

Bu sırada içeriye Muhasebe Departmanından Ella Williams girdi. Şeften bile fevri duruyordu. İçeri girince önce etrafı süzdü. Sonra gözlüğünü düzeltip;

-Kim bütçeden 1,5 Milyon dolarla kahve-karamel aromalı şeker aldı?! Soruyorum size!"

Bu sırada yemekhanedekilerden biri:

- Yangın sistemi bütçesinin nereye gitti belli oldu, Dr. Machensy'e sorabilirsin ne olduğunu.

Diyerek çıkış yaptı.

Ella, Doktorun yanına gitti. Doktor ise sinirine hiç aldırmadı ve "Hoş geldin, buyur otur biraz ye bir şeyin kalmaz." Dedi. Ella ise şaşkın halde oturdu, neden mi oturdu? Çünkü açtı! Vardiyasının bitmesine daha çok da vardı. Bu yüzden konuyu yemek yerken de konuşabileceklerini düşündü.

Sonunda bu saçmalığa o da ilk ısırığını alarak katıldı. Ekmeğinin içindeki dönerin yarısı çiğ dahi olsa aldırış etmedi ve sakince konuya girdi;

- Doktor?

- Efendim Ella.

- Neden 1,5 Milyon dolarlık şeker aldınız ve bunu nasıl gizlediniz?

- Nedenini sorma lütfen, orası çok karışık. Nasıl gizlediğime gelirsek "Acil Durum Karbonhidrat Besin Rezervi" adı altında girdim bunları ben. Siz de okumadan kabul ettiniz, yahu ben geçen ay param yok diye bütçeden personel motivasyonu için, yazarak pizza söyledim. Ve işin komik tarafı yarım saat bile geçemden yemeğim masamdaydı, tabi en ucuzundan almışsınız...

- Hadi tamam, bunları geçmişsiniz biz bu kadar şekeri ne yapacağız?

- Dert etme, kahveye küp şeker yerine kahve-karamel aromalı şeker atarsınız. Hem kahve aromalı olduğu için kahvenin tadını da bozmaz, biraz pratik düşünün. Büyük çoğunluğu 1 aya kalmaz biter.

- Doktor, orada tahminen en az 100-120 ton şeker var, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz. Bunlar 5 aya kalmaz bozulurlar, o zaman ne yapacağız?

- Son kullanma tarihi yaklaştığında anonim bir dernek üzerinden bayramlarda halka dağıtırız. Pratik düşünün lütfen...

Üstüne laf gelmedi ama lokma geldi...

SON

u/Fun_Bit6185 — 8 days ago

Bir Tale "Naneyi yedik... Sanırım..."

Arkadaşlar bu Sub'daki ilk talem, komedi üzerine kurulu bir tale uamrım beğenirsiniz.

Bir Tale "Naneyi yedik... Sanırım..."

"Ne mi yazalım; yaz: Gastrointestinal sistemle imha edilmiştir, diye." Diye cevap verdi Dr. Machensy. Zira kendisi yaşananlardan ve bunun sonuçlarından korkmaktaydı. Ne mi olmuştu? Her şey sıradan bir Euclid testi olarak başlamıştı. Yeni yakalanmış SCP-7950-A, Fred'in testiydi bu. 

Fred, 15 yaşında ortalama bir Arizona genciydi. Ancak kağıdı manipüle edebilmesi, çizdiklerinin kağıt üzerinde yarı bilinçli hale gelmesinden dolayı Vakıfın dikkatini çekmiş ve yakalanmıştı. Rotring marka kalemiyle çizdiği her şey bilinç kazanıyordu. Ancak 1 tanesi sadece tam bilinçliydi, diğer hepsi yarı bilinçli bir durumdaydı. 

O bilinçli olan ise Andrea adını verdiği, yarı realizm yarı anime çizim tarzının karışımı olan bir figürdü. Kendisiyle yakın bir bağı vardı ve SCP-7950-B olarak sınıflandırılmıştı, onunla aynı odada tutuluyordu. Kalemi ise SCP-7950-C idi, Site-19'da tutuluyordu Fred'in aksine çünkü o Site-17'ydi. 

Deneyde ise işler beklenilenden çok garip gelişmişti. Machensy tabi ki de standart protokolü takip etmişti, başka ne olabilirdi? İlk başta bu Arizona gencinden bir elma çizmesini istediydi... 

İşler yanlış gidebilir gibi durmuyordu da. Elma başarı ile çizilmişti, bilinci ise yoktu. Her şey olabildiğince güvenli duruyordu. Ancak işte burada Dr. Machensy, bu Arizona gencine resmen bir Anadolu insani gibi konuşmaya başlamıştı. Ona guzum, diyor deney sırasında cebine karamel-kahve aromalı şeker koyuyordu! 

Deney ilerlerken ise işler iyice garipleşmişti, Fred terliyordu... Bu sırada Machensy ondan elmaya bir yüz çizmesini istemişti. Sonucunda ise beklendiği gibi bir yarı bilinçli bir elmaya dönüşmüştü bu sıradan elma. En sonunda Dr. Machensy ona bakıp elini kağıda sokmayı denemesini istemişti, bu her ne kadar Fred'in var olduğu düşünülmeyen bir özelliği olsa da Doktor denemeye karar vermişti. 

Fred kağıda elini sokmak için yavaşça yaklaştı, elini getirdi... Ve elini kağıda soktu! Ardından ise elmayı çekip dışarı çıkarmıştı! İşte tam bu sırada Asistan Elisha korkudan panik butonuna bastı. Alarmlar çalmaya başladığında ise güvenlik personeli deney odasına çoktan dalmıştı. 

Şaşkınlık içinde dona kalan Dr. Machnesy ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ki- Fred korkudan bir güvenlik personelini çoktan kağıdın içine sokmuştu, bununla birlikte ilk kurşunlar ateşlenmişti. Fred yerde baygın halde yatıyordu, daha kötüsü ne olabilir diye düşündü Doktor. 

İşte bu sırada Fred'in çizdiği elma kaçmaya başladı, resmen bir bücür gibi oradan buraya atlıyordu zıplıyordu. İşte tam bu anda Çavuş Abrahams elmayı yakaladı ve tam anlamıyla şapur şupur yemeye başladı! "Amirim, elmayı güvenlik için başarıyla imha ettim!" diye rapor verdi o anda komutanına. 

"Yardım edin!" diye bir çığlık duydular bu sırada. Kağıdın içine sıkışmış Teğmen Robert'ın tam kendisiydi bu çığlığın sahibi. 

"Ne Yapıyorsunuz sizi budalalar, bütün deney sizin yüzünüzden mahvoldu! Şimdi biz bu olanları nasıl açıklayacağız ha? Soruyorum size!" Diye köpürdü gözlem odasının mikrofonundan Doktor. Haksız bir yanı yoktu da zira kendileri komedi sahnelerini aratmayacak saçmalıkta bir olay yaşamışlardı. 

Teğmen Robert ise acı içinde kıvranıyordu, kağıdı kırışmıştı. Olaydan 3 saat sonra kağıdı tam bir buçuk saat boyunca ütülemek zorunda kaldılar. Fred onu kağıttan çıkarttığında bile derisinde ve kıyafetinde belirgin kırışıklık izleri vardı. 

İşte bu saçma olayları nasıl kağıda dökeceklerinin endişesindeydiler. Bütün her şeye bilimsel bir kılıf uydurmaya çalışıyorlardı. Elma için yazdıkları gibi. Asistan Elisha en sonunda; doktor her şeyi anlıyorum ama deney notuna ne yazacağız, diye sordu. Doktor: 

"Yaz kızım 'O neydi ya öyle, neyse akşama olan halı saha maçını düşünmeliyiz şimdi.'. 'neyse' kelimesinden sonrasını Redacted yap, zaten fark eden olmaz." Dedi. Asistan, Doktora dönüp şaka yapıyormuşçasına bir ifade ile baktı. Ama hayır, doktor gayet ciddiydi. O da ne diyeceğini bilemiyordu. Tek istediği bu deney kaydının arşivlere sıkıntısız şekilde geçmesi ve fark edilmemesiydi. 

Zira öyle olmadı, olaydan 1 hafta sonra olaya karışan herkes büyük bir dikdörtgen masanın uzun kenarının bir tarafında ortalarına Doktoru alarak oturmuşlardı. Karşılarında ise 3 kişilik bir müfettiş kadrosu. 

Baş müfettiş başladı: 

- Dr. Machensy, sanırım sizi neden buraya çağırdığımızı biliyorsunuzdur. 

- Evet efendim. 

- O zaman başlayalım, sanıyorum hepiniz uygunsunuz. 

Bütün ekip ise soruyu onayladı, 

- O vakit başlıyorum, öncelikle olay raporlarını okudum ve bu konuşmadan sonra da site yönetimiyle beraber kayıtları izleyeceğiz. İlk sorumu Dr. Machensy'e sormak istiyorum. Neden bir anomaliye "guzum" dediniz ve de cebine karamel-kahve aromalı şeker koydunuz? 

- Elisha sen onu öyle mi yazdıydın? 

- Evet, öyle dememiş miydiniz Doktor? 

- Ne oluyor Dr. Machensy? 

- Efendim bir şey olduğu yok, izninizle başlayayım. Şimdi efendim anomalinin Türk kökenli olduğunu öğrendiydik de biz, işte o yüzden de efendim... Nasıl desem, kökenlerine inelim daha iyi anlaşalım diye yaptım yani ben onu, yani efendim. 

Açıkça terliyordu ve açıklama yaparken ellerini şekilden şekle sokuyordu. O koca göbeğine karşı düğmeleri savaşı neredeyse kaybetmek üzereydi. Başmüfettiş devam etti: 

- Peki şeker? 

- Yani efendim şimdi biz onu, nasıl desem. İşte bilirsiniz hani hayvanlara ödül sistemi yapılır ya. Onun gibi yapalım, hem de ona daha nazik görünelim diye yaptık. 

- Peki, buraya kadar normal kabul edeceğim... Williams sen devam et lütfen. 

William eline birkaç belge aldı ve gür bıyığının altından belgelere yeniden göz attı, ikinci bir kez daha şaşırmıştı. Başladı: 

- Deneyin devamında elmanın canlanıp kağıttan anomali tarafından çıkarıldığı yazıyor. Bilmenizi isterim bu yüzden Safe sınıftan Keter'e yükseltildi ve SCP-7950-B ile bağı sınırlandırıldı. Neyse konudan sapmayalım, ilkinde anlayamamıştım ama şimdi ne olduğunu anlıyorum. 

- Neyi efendim? 

- "Anomali Çavuş Abrahams tarafından gastrointestinal sistemle imha edilmiştir." diye yazmışsınız. Abrahams Bey; siz SCP 7950-D'yi, yani elmayı yediniz mi? 

- SAĞOL! Efendim tam öyle demeyelim, anomali bir oradan bir buraya zıplayarak ihlal riski taşıyordu. Ben de tesisin ve diğer personelin güvenliği için onu oral yol ile en hızlı şekilde imha edip güvenliğini sağladım. 

Kendinden emin bir şekilde konuşuyordu Çavuş, onu görenler bir imha uzmanı sanarıdı resmen. Williams devam etti: 

- Hala bilimsel terimler kullanarak işi profesyonel göstermeye çalışıyorsunuz! Elmayı şapur şupur yedik, desenize! 

- Efendim ben öyle demezdim tam olarak. 

- Kamera kayıtlarında göreceğiz. 

Bu sırada diğer müfettiş söz almak için kendini doğrultu ve söze girdi: 

- Peki burada Teğmen Robert'in kağıt üstü boyuta geçtiği ve sonrasında sprey içine sıvılaştırılmış, basınçla sıkıştırılmış sıvı püskürtülerek buharlı ısıl işleme maruz kalarak düzeltildiği söylenmiş. Teğmen sizi ütülemişler bunlar bildiğin! Teğmen!?

- Efendim öncelikle bu şahsen kızılacak bir şey değil Fred beni kırışık kağıttan çıkarsaydı şu anda akordion gibi olurdum. Ne kadar hala derimde ve operasyon kıyafetimde kırışıklıklar olsa da beni düzeltiler efendim. Haksız mıyım Dr. Machensy? 

- Evet, Teğmen sonuna kadar haklı sayın müfettiş bey efendim. Yani şimdi efendim hem araya tülbent koyduk kağıt ıslanmasın ve de yanmasın diye, güvenlik protokollerince hareket ettik. Hem düzelsin diye bir buçuk saat ütü yaptık efendim, fena mı oldu? 

- Teğmen ve Doktor ve de Çavuş, siz hangi akla hizmetsiniz ha! Yüzbaşı, sen ne yapıyordun bunlar olurken? 

- Ben ekibimin başarıyla görevi yerine getirdiğini görünce efendim bir şey yapmayı düşünmedim. 

- Başarıyla mı? Neyin başarısı bu, ayrıca neden sen hala görev üniformanlasın? 

- Müfettiş Bey görevden yeni döndüm de, lütfen maruzatımı kabul edin. 

Bu sırada bir hizmetçi salona girdi ve site yönetiminin geldiğini bildirdi. Başmüfettiş doğruldu ve konuşmaya yeniden katıldı: 

- Yeter! Bu kadar laubalilik yetti de arttı, site yönetimi hazır. Ayrıca o Redacted kısımlarda ne yazdığını da onların önünde okuyacağız. 

Salondaki bütün herkes yavaşça ayaklandı ve kamera kayıtlarını izlemek için yönetim konseyinin toplantı odasına geçtiler. Bu sırada Teğmen bir kez daha eklemlerinden değil de ütü izlerinden kıvrılarak yürüdü. Bu sırada Doktorun göbeğine karşı savaş veren düğmelerden biri yerinden koparak Asistan Elisha'yı ensesinden vurdu, ses etmedi. 

Odaya girdiklerinde Site Direktörü, disiplin kurulu ve yönetim kurulu vardı. Hepsi büyük bir şaşkınlıkla yan odada olanları kameralar aracılığıyla izlemişlerdi. Açıkçası katip olayları dinlerken raporlarda yazılanlara hayran kalmıştı. Zira hayatında hiç bu kadar saçma olayları böyle raporlayabilen birini görememişti. 

Site Direktörü söze girdi: 

- Olanları izliyorduk ve cidden şaşırtıcı şeyler yaşandı, Doktor sizin için işler çok da iyi görünmüyor. 

Doktor korku içinde yutkundu, işini kaybedemezdi sonuçta. Bakması gereken 5 çocuklu bir ailesi vardı ve karısı da ev hanımlığı yapıyordu. Evin tek gelir kaynağı kendisiydi. 
“Artık başlayalım.” dedi kuruldan birisi, böylelikle kayıtlar başlatıldı. 

Daha Doktor anomaliye eskortluk ederken bile pantolonu dikkat çekmişti. Arta kalan kumaşlar resmen birbirine dikilip paçalarına don lastiği geçirilerek tutturulmuş, Doktorun kilolu vücuduna bile bol gelen garip bir pantolondu bu.

- Ben öksüz yetimken bile senden daha iyi bir giyime sahiptim. 

- Stil diyelim efendim, Anadolu'da çok modaymış... 

Kayıtlarda her şey yazıldığı gibi ilerliyordu, ta ki acil durum butonuna basılan kadar. Gözlem odasında Doktor ile deneyi izleyen Asistan Elisha korkmuş ve koşar adımlarla acil durum butonuna yönelmişti. Ancak tam o sırada ayağı kaymış ve camı kafasıyla kırarak acil durum butonunu aktive etmişti. Yaralanmadığı için şanslıydı. 

- Ben de "Acil durum, asistanın kafa tası kemikleri aracılığıyla acil durum butonuna fiziksel basınç uygulanmış suretiyle aktive edilmiştir." ne demek diye düşünüyordum. 

Kayıtlar devam ettiğinde içeriye ilk girenin Teğmen Robert olduğu görünüyordu. Anomali cağız korkudan Teğmeni kağıdın içine sokmuştu, kurşun sesiyle de korkarak yere atlamış ve kağıdı da beraberinde yere düşürmüştü. kağıt bu sırada güvenlik personelin altında kalıp katlanmaya başlamıştı. Teğmen çığlıklar atıyordu, sonuçta kağıt tam göbeğinin ortasından katlanmıştı. Bunun izi de hala görülebilirdi. 

Ardından ise o çok tartışılan sahne geldi, Çavuş Abrahams'ın SCP-7950-D olan elmayı yeme sahnesi. Çavuş, elmayı kaçarken birkaç dakika boyunca kovalamıştı. En sonunda sırt üstü yerde uzanırken bulduydu kendini. Avucunun tam içinde ise elma vardı, korkuyla ona bakıyordu. 

Kayıtlardan duyulduğu kadarıyla Çavuş, elmayı yemeden önce "Hadi afiyet olsun, sulu bir şeye de benziyorsun sen ha!" Demişti. Ardından da tek lokmada koca elmayı yutmuştu. Ağızından elmanın suyu aktığı bile rahatça görünüyordu. Yedikten hemen sonra "Ehh, güzelmiş ama biraz daha ekşi olsaymış iyiydi..." dediği açıkça duyulabildi. 

- Yok artık daha neler, o şey midenle beklenmeyen bir reaksiyona girseydi ne olacaktı? Sen 3 yetim büyüten birisi değil misin? 

- Efendim toplumun güvenliği her şeyden önce gelir. Hayatımla da olsa bu tesisi koruyacağım! 

Kayıtlar ekip için stresli ve ter dolu geçen iki saatin ardından bitmişti. Bu sırada Dr. Machensy'nin göbeğini tutan son düğme de bu baskıya dayanamamış ve yerinden fırlamıştı, göbek deliği neredeyse açıktaydı. Ne utanç verici ama! 

Direktör yavaşça ekibe döndü, "Siz milyar dolarlık bir tesiste Bugs Bunny bölümü mü çektiniz!" Diye haykırdı. "Ne yaptığınızın farkında mısınız! Sizin yüzünden tesis havaya uçabilirdi! Yo, ben bu riski göze almam!". 

Bütün ekip titriyordu, artık işlerinden çok daha fazlasını kaybedeceklerine emindiler. "Peki ama Redacted kısımda ne yazıyor?" diye sordu bir yönetim üyesi. "Doğru, doğru; durun buradaki en yüksek erişime sahip kişi benim. Açalım da öğrenelim." 

Direktör kartını çıkarttı ve sisteme yeniden okuttu, Doktor artık eli cebinde karısına veda mesajını yollamaya çalışıyordu. Çavuş ise yine olursa yine yapardım, diye içinden geçirerek kendiyle gurur duyuyordu. Direktörün doğrulaması bittiydi ve belgede ne yazdığı yavaşça açıldı: 

"O neydi ya öyle, neyse [akşama olan halı saha maçını düşünmeliyiz şimdi.]" 

Salondaki bütün herkes şaşkınlıkla yazanlara bakıyordu. Olayı izleyen güvenlik görevlilerinden biri yavaşça telsizine uzandı ve sessizce "Buraya bir adet ilk yardım ekibi yollayın..." diye anons etti. 

Direktör konuşmaya başladı: 

"Yo, olamaz; yok, yok... Ben bunların bilinmesine izin veremem bu işi kökünden çözmeliyiz, umarım beni anlıyorsunuzdur. Bu odada bulunan herkes bugün burada ve devamında yaşananları unutacaktır! Bu soruşturma basit bir rutin kontrol olarak geçilecektir ve belgeler her şey normal bir deneymiş gibi manipüle edilecektir. 

Burada şimdi yaşanacaklar unutulacaktır! Ve de gerekirse unutturulacaktır." 

Bütün ekip son nefeslerini içlerine çektiklerinden emin bir şekilde gözlerini kapadılar. Direktör devam etti: 

- Fred'i forvet mi yapacaktınız? 

- E-evet... 

- Madem Fred yok, ben geliyorum! 

- N-ne? 

Salondaki herkes şaşırmış bir şekilde bakıyordu. "Şimdi dediğim gibi belgeler manipüle edilecek ve her şey normal gibi gösterilecektir. Zira O5 Konseyi bunları duyarsa hepimiz işimizden ve fazlasından oluruz." 

Bütün herkes başıyla onayladı; 

- Halı saha kaçta? 

- Dokuzda efendim. 

- Tamam, güzel beni forvet olarak yazın. Lisedeyken herkes rugby oynarken ben topçuluk yapardım. Hadi bu olanlar unutulmuştur, işimizden olmak istemeyiz ya. 

Bu sırada Çavuş: 

- Emredersiniz efendim! 

diye bağırdı. 

Çavuş dışında herkes bu olanlara aşırı şaşkındı, kanlı bir son bekliyorlardı ama daha iyisi yaşandıydı. Bütün bu olanlar unutulacak ve akşam güzel bir maç oynanacaktı... 

Böylece Direktör ve Dr. Mchansy depo üzerinden çıkışa gitmek için yürüdüler, Doktor bu yoldan geçmek istemiyordu nedense; 

- Doktor, son bir sorum daha var. Siz şu bir buçuk milyon dolarlık bütçeyle ne yaptınız? 

- Direktör siz o işi...  Boş verin en iyisi lütfen... 

İşte tam bu sırada karşılarına içi karamel-kahve aromalı şeker dolu üst üst koyulmuş binlerce kutu çıktı; 

- MCHANSY!!! 

SON...

u/Fun_Bit6185 — 10 days ago

SUB HAKKINDA DUYURU, OKUMANIZ ÖNEM ARZ EDER!

Öncelikle Subın gidişatı yüzünden bir kaç reform yaparak başlamaktayız. Bütün herkese duyurulur 4. kurala ek madde eklenmiş, 5 ve 6. kurallar birleştirilmiş, 15 kural için açılan boşluğa ise yeni bir kural koyulmuştur.

Bu kural şöyledir:

**"**Yapay Zekanın kullanımı YASAKTIR!

Bu konuda aşırı katıyızdır, çiğnenmesi kabul edilemez."

Zira bundan sonra yapay zeka kullanımı ban perma bana kadar gidebilecek ban sebepleri arasında yer alacaktır ve hiçbir bahane ve itiraz kabul edilmeyecektir. Zira artık yapay zekanın paylaşım görüntülerinde ve metinlerinde de dahil olmak üzere yapay zekanın kullanımı tamamen yasaklanmıştır!

Bunun yanında artık kalitesiz içeriklere tahammül edilmeyecektir. Postlar anında silinecek ve ilk 2 seferde uyarılacaksınızdır. Devamında mod ekibinin uygun gördüğü düzeyde yaptırım uygulanacaktır. KALİTESİZ İÇERİK ATMAYIN!

Ayrıca 4. kural da Bright'tan bahsetme yasağı gelmiştir. Bu eklenen tahammülsüz maddelerden biridir! Neden mi, size şöyle anlatalım:

Dr. Bright/AdminBright/Dr. Jack Bright/Duckman, kendisi SCP.wikidot'un kurucularından biridir, kişinin wikiye katkıları yüksektir. Ancak zamanla birlikte bu kişi 2018 civarlarında başlayarak kullanıcıları rahatsız etmeye, taciz etmeye, rahatsız içerikler göndermeye ve pedrofile olaylarına başlamıştır. Peki ne mi oldu? Bright 2 yıl civarınca cezasız bırakıldı! Mod ekibi tarafından yoğun şekilde kayrıldı, kendisinin yazdığı talelerdeki ahlaksız tutumları, güç ve kontrol fetişleri ve niceleri bu sürece görmezden gelindi. Bu kişi halkı açık bir şekilde taciz etti ve bundan utanmadı! Devamında kanıtların gün yüzüne çıkmasıyla kendisi bütün SCP ile bağlantısı olan yerlerden banlandı.

Zira kendisi kabul edilemez şeyler yapmıştır. İşte bu yüzden anılması yasaktır, wikiden yüzü silinmiştir. Zira kendisi internete ve SCP wikisine ağır bir saygısızlık ve yüzsüzlük yapmıştır. Konuyu daha da derinleştirmek istemiyorum isteyen kendi bakabilir anlamanız gerekn onun adını ağızınıza almayın.

Bu yasakların devamında artık hiçbir kuralın ihlali af edilmeyecektir. Ayrıca kurallardaki hata esnekliği de büyük bir ölçüde kaldırılmıştır.

Kurallar ihlal edilemeyecektir.

Kişisel not: Ulan sub harbiden rezil aw. Ulan bu ne dingonun ahırı daha düzenli, kural desen teksasa dönmüş. Siz düzeltin kendinizi yoksa biz düzeltecez. Hadi eyvallah, hayırlı günler dilerim.

u/Fun_Bit6185 — 13 days ago
▲ 5 r/Flute

Any tip to make double toning sound louder?

So I've been practising the double toning and fare well it started to give feedback, it works realy well now I'm practising the parts that I've been sluring in badinerie and it's sounds a little bit quiet. Altought this isn't constant, after a one min break or so I can play like the beforehand but I wanna know how to make it more constant. If you have any tips please write them! See ya!

reddit.com
u/Fun_Bit6185 — 16 days ago
▲ 5 r/Flute

Any thing that will help me to improve faster on double tonging?

So to get it straight for you, I'm in summer break and I want to suprise my teach with learning double toning and badinerie, I'm practicing on doubel toning as tü-kü(yea, I'm Turkish, don't ragebait, I'm here for music not any other stuff.) and so on like everyone says start slow. I'm doing all of this and I'm trying to play my pieces with kü sound except tü sound but it sound way more airier than it is and it's hard to control. Espacially on thrid octav.

I'm trying diffrent ambouchers right now. So what tips can you give to improve my double toning, escept Youtube tips. I would be so pleased if you help me!

reddit.com
u/Fun_Bit6185 — 26 days ago
▲ 4 r/MuzisyenlerHub+1 crossposts

Liminal/Dreamcore/Wierdcore/Dream Pop Parçaların Gerçek Sırrı

Arkadaşlar liminal parçaların neredeyse hepsi öncelikle Lydian ve Frigyen gamların türevleri me Mixoladioan ve Dorian gamlarının Lydian gam temeliyle birleştirilmesiyle olur.

Örneğin: 7 weeks and 3 days, parça re majör/si minor donanımındadır (2 diyez) ve bu parçanın ünlü melodisi de bu parçanın lydian gam aralığının kök notasında başlar. Bu nota da her parçanın majörünün 4. notasıdır, bizde soldür. Ve işte parça da sol notasıyla başlar ve 3'lü aralıklarla tırmanır 4 nota yükselir. Ve majör gamının 2. notası olan yani Doiren gamının kök notasına geçiş yapar. Frigyen egzotik ve minöre benzer karanlık bir gamdır, ancak tam karanlıkta değildir, tam aksine en majör hissiyattaki minör gamdır ve egzotik bir yapıya sahiptir. Ve Lydian gamı da egzotiktir ve içinde tam-yarım geçişleri konusunda hem minör hem de majörden parçalar taşıdığı için Dorien ile çok iyi bir uyum yakalar. Ölçü burada Dorien notasıyla bitirilir.

Ancak Lydian gamı temelinde Dorien birleştiği için melodi asla tamamlanmış bir hal vermez ve boşlukta süzülürmüş gibi his ettirir. Bunun esas nedenleri: zaten tamamlandığında bile bitmemiş gibi his ettiren bir gam yeni bir gamın ilk notasıyla birleştirilir, gam yeni başladığı için tamamlanmışlık hissi de oluşmaz. Umut dolu Lydian gamı ile Dorien gamının kombinasyonu da işte parçaya melankolisini veren esas elementtir.

Hemen sonrasındaki ölçüde de benzer şeyler yaşanır ama bu sefer melodi fa# notasında başlar ve la#'e yükselir. Bu iki notadan sonra parça yeniden Lydian gam şekline döner ve yine Dorienin köküyle bitirilir.

Ardından ise parça re majörde 3'lü bir yükseliş yapıp kromatik bir iniş çıkışla melodiyi bitir. Ancak bu kromatik iniş bölümü re majör değildir. Bu bölüm Minör ve Lokrien (en minör mod) gamların kök notalarıyladır. Bu da parçanın melodisinin bu kısmına mutluluk ve hüznü yedir, bunu Minör tonla Lokriyene ve oradan Minöre şeklinde yapması ise Lokrienin tam minör gücünü kısar ve minörle birleştirerek dengeler.

Bu melodi parça boyunca sürekli tekrarlanır. İşte bu da Lydian gam temelinde diğer gamların birbiriyle sentezlenmesidir . Fark ettiğiniz gibi parça melankoliyi, sonsuzluk ve umut duygularını vermek için zaten için majör ve minörü zaten içinde tutan Lydian'ı diğer gamlarla birleştirdi ve melankoli ve umut duygularını daha iyi yedirdi.

Ve bu melodi parça boyunca hep tekrar etti.

G-B-D-E (F#) | F#-A#-D-E (F#) | D-F# A-C#=B (B) | D-F# A-C#=B (B)

görsel ve müzik credit: yungatita

u/Fun_Bit6185 — 27 days ago

Arkadaşlar yeni Sub açılmıştır desteğinizi beklemekteyiz. r/MüzisyenlerHub

u/Fun_Bit6185 — 1 month ago

Günümüz müziğini Modern olarak nitelendirmek yerine sizden başka bir isim koymanız istenseydi ne koyardınız?

u/Fun_Bit6185 — 1 month ago
▲ 3 r/Flute

So can you givve advice on double tonging

So guys I've been palyin for 4 years by now and I got to a great point at leats for me (somewhere around grade 4-5) and I want to play faster but my teach is far away and I can't contact (don't ask why it prety complex) and so on what advice woudl you give me on double tonging and how to do it, at least I want to learn the basics of it.

reddit.com
u/Fun_Bit6185 — 1 month ago
▲ 7 r/Flute

Guys ist there something like a flute muter like on the recorder or so?

I've been palyin over 4 years now and my dad's patience has run out even in the low register he says it makes to much noise.

reddit.com
u/Fun_Bit6185 — 1 month ago