
Soldan Sağa Doğru Bakın Çekilen Operasyona (!)
Soldan sağa doğru bakın çekilen operasyona (!)

Soldan sağa doğru bakın çekilen operasyona (!)
Vatandaş Için Medenî Bilgiler 1, 1930: https://archive.org/details/vatandas-icin-medeni-bilgiler-1/mode/2up
1931-1934 Liseler İçin Tarih Serisi (4 Cilt) - Atatürk’ün Denetiminde Hazırlanan Orijinal Metinler
1'inci ve 2'nci fotoğraflar "Medeni Bilgiler" kitabına aittir.
3'üncü ve 4'üncü fotoğraflar "1931-1934 Liseler İçin Tarih Serisi 2. Cild"e aittir.
5'inci, 6'ncı ve 7'nci fotoğraflar "1931-1934 Liseler İçin Tarih Serisi 4. Cild"e aittir.
Vatandaş Için Medenî Bilgiler 1, 1930: https://archive.org/details/vatandas-icin-medeni-bilgiler-1/mode/2up
Vatandaş Için Medenî Bilgiler 1, 1930: https://archive.org/details/vatandas-icin-medeni-bilgiler-1/mode/2up
1931-1934 Liseler İçin Tarih Serisi (4 Cilt) - Atatürk’ün Denetiminde Hazırlanan Orijinal Metinler
1'inci ve 2'nci fotoğraflar, 2. cilde aittir.
3'üncü, 4'üncü ve 5'inci fotoğraflar, 4. cilde aittir.
1931-1934 Liseler İçin Tarih Serisi (4 Cilt) - Atatürk’ün Denetiminde Hazırlanan Orijinal Metinler
1'inci ve 2'nci fotoğraflar, 2. cilde aittir.
3'üncü, 4'üncü ve 5'inci fotoğraflar, 4. cilde aittir.
1931-1934 Liseler İçin Tarih Serisi (4 Cilt) - Atatürk’ün Denetiminde Hazırlanan Orijinal Metinler
1'inci ve 2'nci fotoğraflar, 2. cilde aittir.
3'üncü, 4'üncü ve 5'inci fotoğraflar, 4. cilde aittir.
Yabancı sermaye konusunda yeni rejim her ne kadar çekimser davransa da savaşlardan dolayı oldukça yıpranmış ve harap olmuş ülkenin kalkınmasında yabancı sermayeye ihtiyaç duyulacağının bilincindeydi. Dolayısıyla Cumhuriyet’in ilk yıllarında yabancı sermaye karşıtlığı bir yana yabancı sermayeyi ülkeye çekmek ekonomik değişim için oldukça önemli görülmekteydi. Nitekim ülkeye çekilmek istenilen yabancı sermayeye karşı takınılacak tavırda mühim bir meseleydi. Bu durum Birinci Türkiye İktisat Kongresi’nde masaya yatırılmış ve kongrede başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün yetkililer Türkiye’nin yabancı sermayeye ihtiyacı konusunda ortak payda da buluşmaktaydı. Ancak Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi yabancı sermayelerin kendi ülkelerinin siyasi amaçlarına hizmet etmelerine müsaade edilmeyecekti. Burada temel esasa göre yabancı sermayelerin Türkiye’nin koyacağı kurallara uymak zorunda oldukları vurgulanmıştı.
1- Oriental Products Company (OPC)
Birinci Cenevre Afyon Sözleşmesi (1925) gereği tıbbi ihtiyaçların giderilmesi haricinde Batı’daki büyük fabrikaların uyuşturucu madde üretimi önemli ölçüde sınırlandırılmıştı. Türkiye sözleşmeye imza koymadığı için adeta bir serbest bölgeye dönüşmüştü. Ayrıca dünyanın en kaliteli afyonları arasında gösterilen Türk afyonu pazarlarda rahatça satılmıştı. Eroin üretimi için hiçbir yasal kısıtlama yoktu. Bu durum dünyadaki büyük kaçakçılık şebekeleri için oldukça önemli bir fırsattı. İlk girişim 1926 yılının başlarında bir grup Japon girişimci tarafından Türk afyonunu işlemek için atılmıştır.
Karşılıklı ticari ilişkilerin gelişmesi için girişimler yapılmış ve aynı yıl Japonya’nın Osaka şehrinde Japon-Türk Ticaret Derneği kurulmuştu. Bu dönemde Türkiye’den Japonya’ya afyon, tütün, pamuk ihraç edilmiş ve karşılığında ise porselen, pamuklu dokuma ve sanayi ürünleri ithal edilmişti. 15 Haziran 1926 tarihinde Tokyo’da Japon-Türk Dostluk Derneği kurulmuştu. 726 İkili ilişkilerde yaşanılan olumlu gelişmeler üzerine Japonlar, afyonu işletmek amacıyla bir fabrikanın kurulmasını teklif etmişlerdi. Görüşmelerden sonra Japon girişimcilerin teklifi hükümet tarafından kabul edilmiş ve 1926 yılında Oriental Products Company adı verilen şirket böylece kurulmuştu.
Söz konusu şirketin kurulması yaklaşık olarak 10 bin sterline mal olmuş ve şirketin: Japon uyruklu Hite Sagan ve Türk vatandaşı Hosep Galenyan adında iki ortağı vardı. Bunlar haricinde kurulan fabrikanın Japon ortaklarının o dönemin tanınmış uyuşturucu mafyası Lucky Luciano ile bağlantıları olduğu daha sonra anlaşılmıştı. Fabrikanın ürettiği eroin, kısa süre içinde tüm İstanbul’da satılmaya başladı. Aynı zamanda yerli alıcıların yanı sıra dışarıya da eroin ihraç ediyordu.
Uluslararası baskılar ve Türkiye’nin uyuşturucu maddelerle anılması üzerine 1927 yılında büyük bir sermaye ile kurulan Japon uyuşturucu madde fabrikası OPC’nin kapanmasına neden olmuştur. Kapanan Japon fabrikasının alatleri Eyüp’te kurulacak olan Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye (ETKİM) uyuşturucu madde fabrikasına devredilmiştir.
2- Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye (ETKİM)
Uyuşturucu fabrikası olan Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye (ETKİM) 1929 yılı Mayıs ayında Eyüp’ün Bahariye semtinde kurulan ikinci girişimdi. Bu fabrikada Yahudilerin, Levantenlerin, Rum iş adamlarının, Belçikalı sermaye gruplarının ortaklıkları bulunmaktaydı. Nitekim bu fabrikalar yüzünden Türkiye, Batı dünyasında uyuşturucu madde üreticisi ve kaçakçılığı konusunda büyük bir ambargo ve karşı kampanya ile karşılaşmıştı. 1927 yılında kapatılan Japon firması OPC’nin bütün araç- gereçleri yeni kurulan bu fabrikaya taşınmış ve adı geçen şirketin sahibi ise Nesim Taranto ile ortaklarıydı.
ETKİM, uzun bir süre boyunca afyon ticareti ile uğraşan Yahudi bir aile olan Tarantoların girişimiydi. Taranto ailesi çok farklı iş alanlarında faaliyet göstermesine rağmen afyon gibi büyük kazanç sağlayan uyuşturucu maddelerle de uğraşmaktaydı. Bu bağlamda İzmirli Tarantoların bazıları, 1800’lü yıllardan 1931’e kadar geçimlerini afyon ticaretinin teftişinden elde etmişlerdi. 19. yüzyılın ilk çeyreğinde afyon ticareti müfettişleri Bochor Taranto, İshak Abulafia olup yardımcıları Bochor’un oğlu Nissim ve Haim Gabay’dı. Bunlar, alıcılar adına teftişte bulunmakta afyonun rengini, görünümünü, ağırlığını ve kokusunu değerlendirmekte ayrıca afyonu kalitesine göre tasnif etmekteydi. Uyuşturucu madde işi giderek ailenin mesleği haline gelmiş ve babadan oğula sürmüştür. Bunun yanı sıra Compteir Central Des Produits Chimiques and Pharmatiques of Paris adlı Fransız şirketinin de ETKİM’de hissesi bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti’nde Hariciye Nezareti’nde memur olan İsaac Taranto eroin fabrikasında önemli bir etkiye sahipti. Nissim Taranto’nun oğlu ve İsaac Taranto’nun yeğeni Leon Taranto, Cumhuriyet Halk Fırkası yöneticileriyle yakın ilişki içerisindeydi. Hatta Leon Taranto ve ETKİM fabrikası, Cumhuriyet gazetesi editörü ve başyazarı Yunus Nadi’nin de tam desteğine sahipti. Her ne kadar başta ham afyonun üretilmesi amacıyla laboratuvar ve fabrikaların açılması masum görülse de ilerleyen süreçte eroin ile morfin gibi tehlikeli maddelerin üretilmesi evvela ABD daha sonrasında Avrupa devletleri olmak üzere dünya kamuoyunun tepkisini çekmekte gecikmemiştir.
1931 yılına gelindiğinde Türkiye’nin uluslararası uyuşturucu maddelere yönelik kısıtlama girişimlerini onaylaması üzerine Nissim Taranto, morfin ve eroinle yakalanarak tutuklanmıştı. 744 Bu gelişmeden sonra 15 Aralık 1931’de ETKİM kapatılmıştır.
3- Türk Ecza-yı Tıbbiye ve Kimyeviye (TETKAŞ)
TETKAŞ, 12 Aralık 1929 tarihinde hükümet kararnamesi ile kurulmuş olan üçüncü eroin fabrikasıdır. Kuzguncuk’ta kurulan fabrika Fransızca isminden dolayı “SİCO” olarak anılmış ve 100 bin lira sermaye ile faaliyetine başlamıştır. Şirketin yönetiminde ise oldukça ilginç isimlerin yer aldığı söylenebilir. İsmail Hakkı, Kirkor ve Kevork Çürükçüyan kardeşler, Hasan Bey (Saka) , Paul Michelaera (İsveç), Maurice Lapine (Meksika) ve Adiren Biliotti (Fransız) gibi hem Türk hem de yabancı kişilerin ortaklığıyla işe başlamıştır. Taranto ailesinin tanınmış ismi Nissim Taranto, güçlü ilişkileri sayesinde bu fabrikayı devralıp, resmi afyon inhisarına sahip olmak için girişimlerde bulunmuştur. Nissim Taranto’nun Ankara’daki gücü Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar uzanmaktadır. Milli Mücadele döneminde İstanbul’dan Ankara’ya kaçak yollarla gönderilen silahların taşımacılığını gerçekleştirilen isimdir. Hatta bir ara Cumhuriyet gazetesinin sahibi Yunus Nadi’nin de adı fabrikanın yönetim kurulu başkanlığı için düşünülmüştür. Cengiz Erdinç’e göre fabrikanın yönetim kurulu başkanı TBMM Başkanvekili olan Hasan Bey (Saka) idi. 1931’de Belçikalıların ve Adiren Biliotti’nin Türkiye İş Bankası’nın da ortak olduğu birçok girişimde yer aldığı ileri sürülmektedir. İş Bankası Cumhuriyet’in ilk yıllarında bürokrasi ile sermaye grupları arasındaki ilişkileri düzenleyerek çıkar sağlayan bürokrat ya da siyasetçilerin adeta ortak buluşma noktası olmuştur. İş Bankası aracılığıyla sermaye çevrelerinin istekleri ekonomi politikaları haline gelmiştir. Banka bir baskı politikası uygulamış ve bu baskı grubunda bankayı temsil eden etkili kişileri tanımlamak için “Aferist” kavramı kullanılmıştı. Yine İş Bankası grubunun bankayı çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği ve maddi kazanç sağlamak amacıyla kullandıkları Falih Rıfkı Atay tarafından eleştirilmiştir. Yunus Nadi’nin hem Taranto ailesi hem de Belçikalılarla ilişkisi çok öncesine uzanmaktaydı. Türkiye Kibrit İnhisarı Anonim Şirketi’nin ortağı olan bazı Belçikalı sermayecilerin hisselerini Yunus Nadi temsil etmekteydi ve aynı zamanda adı geçen şirketin yönetim kurulu başkanıydı. Oriental Products Company (OPC), Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye (ETKİM), Türk Ecza-yı Tibbiye ve Kimyeviye (TETKAŞ) fabrikaları içerisinde en büyük kapasiteye sahip olan Kuzguncuk’taki TETKAŞ fabrikasının Fransız teknisyenlerle birlikte altmış işçisi bulunmaktaydı ve ayda yüz elli kasa afyon üretilmekteydi. Bu da 11500 kg uyuşturucu madde üretimi demekti. Öte yandan ayda ortalama 2 ton eroin ve morfin üretim kapasitesine sahip olan fabrikada 800-1000 kilo arasında eroin ve morfin üretilmekteydi. Söz konusu uyuşturucu maddeler dışında papaverin, kodein gibi hammadde ile sentetik ürünlerinde üretimi gerçekleştirilmekteydi. Şirketin bir diğer ortağı olan Fransız vatandaşı Biliotti İstanbul’da avukatlık mesleğini icra ederken aynı zamanda eroin fabrikası gibi daha on altı şirkette kurucu, ortak ya da yönetim kurulunda yer almaktaydı. Bütün bunların yanı sıra Paris’te bulunan “The Oriental Industrial Monopolies” şirketinin işlerini de idare etmekteydi. Biliotti, sadece SİCO’nun değil aynı zamanda bu gibi işlerle uğraşan birçok kuruluşun işleyişinden sorumluydu.
Hasan Bey’in (Saka) söz konusu fabrikaya hem ortak oluşu hem de yönetim kurulunda yer alması oldukça manidardır. 1933 yılına kadar uyuşturucu madde üretimi, ihracatı ve ithalatının yapılması aslında bu dönemde siyaset-sermaye ilişkisinin son derece geniş bir çerçevede meydana geldiğinin benzersiz bir örneğini teşkil etmiştir. 754 Öte yandan 1931 yılında toplanılan uluslararası İkinci Cenevre Afyon Konferansı’na Türkiye’yi temsilen Hasan Bey (Saka) katılmıştır.
Oldukça kazançlı bir ürün olan afyon ticareti çoğu kişinin ilgisini bu alana çekmiş ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti’ne üretim için birçok girişimci başvurmuştur. Örneğin İstanbul Paşabahçe’de uyuşturucu madde üretimi gerçekleştirmek amacıyla bir fabrika kuruluşu için girişimlerde bulunulmuştur. İzmir’de de bir fabrikanın açılması için gerekli hazırlıklar yapılmış ve üretim araç-gereçleri dahi sipariş edilmişti. Türkiye’nin uyuşturucu madde üretimi ve kaçakçılığı ile suçlanması temkinli hareket etmesine neden olmuştu.
Mazhar Osman’a göre “hükümetin de üç beş kuruş fayda temin ettiği” üç fabrikanın yıllık cirosunun en az 10-15 milyon lira dolaylarında olduğu iddia edilmekteydi. Bu yüksek gelir hem yerli hem de yabancı sermaye girişimcilerinin iştahını kabartmaktaydı. Büyük bir kazanç kapısı olarak görülen uyuşturucu maddeleri üretmek amacıyla ardı ardına şirketler kurulmuş ve bu yönde hükümete fabrika kurmak için dilekçeler verilmişti. TETKAŞ, 1931 yılından itibaren uyuşturucu madde üretimini bir kenara bırakarak Türk sermayesine geçmiş ve nişasta üretimi ile 1970’li yıllara kadar çalışmalarını yürütmüştür. Söz konusu fabrikayı dönemin önde gelen politikacıların ve Levantenlerin hissedar olduğu Şark Merkez Ecza Şirketi desteklemekteydi. Drouerie Centrale D’Orient adlı İngiliz firamasının mallarını satın almak için Edwin Pears ile Münir Bey tarafından Şark Merkez Ecza Şirketi teşkil edilmişti. Şark Merkez Ecza Şirketi, tıbbi ilaç üretimi yapıyordu ve bu şirket için uyuşturucu maddeler önemliydi. Sermayesi kuruluşunda 200 bin lira iken 1929’da 300 bin lirayı bulmuştu. Bu tarihlerde şirket idaresinde Aziz Fikret Bey, İzzet Salih Bey, Münir Bey, Billiotti, J. Salingard, Adil Bey, Hamdi Bey, J. Lafontaine, H. E. Lafontaine, A. Dimitrelli, S. Reboul, Ayadensi Efendi ve son olarak dünyanın tanınmış büyük afyon kaçakçısı Eliopulos kardeşler yer almaktaydı. Eliopulos kardeşlerin aynı zamanda uluslararası uyuşturucu mafyası ile bağlantıları da vardı ve söz konusu maddelerin yasadışı pazarının önemli bir ayağını temsil etmekteydi.
Türkiye’de üretilen uyuşturucu maddeler kaçak yollarla ABD ve Avrupa’ya taşınıyordu. “Son Posta” gazetesinin 10 Mayıs 1932 tarihli haberine göre TETKAŞ fabrikasında çalışan Abu İzak isminde birinin eroin sattığı tespit edilmiştir. Bu eroinlerin satışı Amerikalı olduğu öne sürülen Luka adındaki bir kaçakçının aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Amerikan gizli servisinden Türkiye’ye gelen bir telgrafta Luka’nın hem eroin hem de pasaport kaçakçısı olduğu bildirilmiştir. Eroini yurtdışına kaçırmak için özel kutular hazırlayan Luka, uyuşturucuyu Taksim’de oturan Madam Luiza’nın evinde saklamıştır. Araştırmalar neticesinde Luiza’nın evi aranmış ve kutular ele geçirilmiştir. Ayrıca Beyoğlu’nda oturan Nedim Efendi adında Türk vatandaşının da bu kişilerle ilişkisi olduğu ortaya çıkarılmıştır. Luka’nın uluslararası düzeyde bir kaçakçı olduğu anlaşılmıştır.
Bu fabrikalardan elde edilen yıllık kâr 2 milyon civarında olmuştur. Türkiye’nin 1 milyar 500 milyon liralık Gayri Safi Milli Hâsılası’nın yüzde biri büyüklüğünde bir rakama tekabül etmiştir. Dolayısıyla cironun tamamı bu kuruluşlardan elde edilen kârdan oluşmuştur. Firmaların Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti tarafından denetlenmesi gerekirken vekâletin 4 milyon lirayı geçen bütçesi karşısında söz konusu kuruluşların elde ettiği kârın denetlenmesini de güçleştirmiştir. Zira fabrikaların dışarından desteklendiği ve bu gücün fabrikalarla ilişkili kaçakçıların Avrupa ve ABD’ye uzanan ilişkilerinden beslendiği söylenebilir. Bu durum daha sonra Türkiye’nin uluslararası arenada uyuşturucu madde kaçakçılığı ile suçlanmasının sebeplerinden birisiydi.
4- Uyuşturucu Madde Üreten Fabrikaların Kapatılması
Uyuşturucu maddelerle mücadele kapsamında yapılan uluslararası konferanslar ve baskılar neticesinde eroin üreten fabrikaların kapatılması söz konusu olmuştur. Ayrıca Türkiye’nin uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı gibi konularla anılması Türkiye’nin itibar kaybetmesine neden olmuştur. İlki Japonlar tarafından 1926 yılında açılan OPC, 1927 yılında kapatılmıştır.
Artan dış baskılar nedeniyle iktidar fabrikaları denetlemek amacıyla girişimlerde bulunmuştur. Bu bağlamda 24 Aralık 1928 tarihli ve 1369 Sayılı “Uyuşturucu Maddeler Hakkında Kanun” yayımlanmıştır. Yine aynı kanunun üçüncü maddesinde birinci maddede yazılı ürünlerin ülke içinde üretimine mahsus fabrika veya imalathanenin açılmasının özel izne bağlı olduğu yazılmıştır. Devamında bu tür fabrika veya imalathanelerin genellikle örnek sanayi kuruluşların yasalarına bağlı olsalar da sermayesi her kime ait olursa olsun kuruluşta üretimi gözetleyecek ve bu konuda sorumluluğu üstlenecek bir kimyagerin veya eczacının istihdam edilmesi zorunlu kılınmıştır. Ayrıca bu gibi kuruluşlara izin verilmesinin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti ile İktisat Vekaletine ait olduğu belirtilmiştir. Dördüncü maddede de satış işlemi ile ilgili şu not düşülmüştür: “Uyuşturucu maddeleri izhar ve imal eden fabrika veya imalathaneler bu maddeleri ihraca mezun iseler de memleket dâhilinde eczanelerle ecza ticarethaneleri sahiplerinden başkasına satış yapmaları memnudur.” Bu maddelerden hareketle uyuşturucu madde fabrikalarının aslında denetim altına alınmak istendiği açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Aynı tarihlerde yine dışarıdan gelen uyuşturucu maddelerin eczanelerden başka yerler tarafından kabul edilmemesine dair kararname çıkmıştır. Uyuşturucu madde satışında yetkili olmayan kişilerin söz konusu maddeleri satmalarına engel olmak üzere yalnız eczane ve eczane ticareti ile uğraşanların bu işi yapmaları önemle belirtilmiştir.
Yasal düzenlemelere rağmen Mayıs 1929 tarihinde Eyüp’te kurulan ETKİM fabrikası da kapatılmıştır. 15 Aralık 1931 tarihli ve 10642 numaralı kararname ile ETKİM fabrikasının kapatılması kararlaştırılmıştır. Kapatılmasına karar verilen ETKİM fabrikasının 1 Temmuz 1931 tarihli 11405 numaralı kararnameye ek olarak tasfiye edilmek üzere 3 ay süreyle tekrar geçici olarak çalıştırılması kararlaştırılmıştır. Son fabrika olan TETKAŞ da 1931 yılına kadar faaliyette bulunmuş ve 1931 yılında İkinci Cenevre Afyon Sözleşmesi’nin imzalanmasından sonra uyuşturucu maddelerin üretimi, kullanımı ve ticaretine yönelik alınan kısıtlamalar nedeniyle Türkiye’deki eroin fabrikaları tamamen kapatılmıştır.
Birinci Cenevre Afyon Sözleşmesi’nden sonra Türkiye’deki uyuşturucu madde fabrikalarının kapatılması oldukça olumlu karşılanmıştır. Uyuşturucu maddelerin üretimi ve ticaretine yönelik bu girişim dışarda memnuniyet uyandırmıştı. 1 Mayıs 1931 tarihinde Hollanda Lahey Elçiliği’nden gelen yazıda Hollanda kamuoyunda bu tutumun iyi karşılandığı bildirilmekteydi.
1929 yılından sonra dünyada uyuşturucu madde bağımlılığının düşüşe geçmesinin iki sebebi üzerinde durulmuştur: İlki 1925 Narkotik İlaçlar Sözleşmesi’nin uluslararası önlemleri ve yasallık iddiasında bulunan tüm kaynaklardan gelen arzı hızla kesmesi. İkincisi ise Türkiye’nin mücadele kapsamında yeni yasalar çıkarmış olmasıydı. Ayrıca uyuşturucu madde üretimi yapan fabrikaların kapatılmasıydı. Önceleri Mısır’daki yasadışı uyuşturucu maddelerin çoğu Avrupa’dan gelmekteydi ve bu yolun kapatılmasıyla Türkiye ana tedarik kaynağı olmuştu. Türkiye’deki eroin fabrikalarının kapatılmasından sonra fabrikatörler ekipmanları daha güvende olacaklarını düşündükleri ülkelere taşımışlardı. Türkiye’den ayrılanlar kısa süre sonra Bulgaristan’da üç veya dört büyük fabrika kurarak faaliyetlerine başlamışlardı. Uyuşturucu madde üretimi gerçekleştiren fabrikalar ilk aylarda 1500 kilogram eroini sandıklar içinde Amerika pazarına taşımıştı. Bulgaristan’da üretilen eroin ayrıca Almanya, Fransa, Mısır ve Marsilya üzerinden ABD ve Avrupa’ya yayılmıştı. MC’nin olaya müdahil olması neticesinde Bulgar hükümeti, uyuşturucu madde üreten fabrikaları kapatmıştır.
Türkiye’nin uyuşturucu madde fabrikalarını kapatması dünyada oldukça olumlu karşılanmıştır. Özellikle Mısır, İngiltere, Almanya ve ABD’nin Türkiye’ye yönelik tutumunda yumuşama olmuştur. Çünkü daha önce bu ülkelerin basınında Türkiye’nin uyuşturucu madde ticareti ve kaçakçısı olduğu işlenmekteydi. Kapatma girişiminden sonra Batı kamuoyunda Türkiye aleyhindeki yazıların azaldığı söylenebilir.
(Şahsım tarafından kısaltılmıştır, hiçbir şey eklenmemiştir.)
İlgili mesele: 6 Eylül 1968'de yayımlanan bir gazetede; Falih Rıfkı Atay’ın, Atatürk'ün Mason olduğunu söylemesi ile ilgili bazı iddialarda bulunuluyor. Malumatfuruş da bu iddialara karşı argümanlarda bulunuyor. (bknz: https://www.malumatfurus.org/falih-rifki-atay-ataturk-masondu/ )
1. İlhan Selçuk'un 11 Eylül 1968'de yayımlanan yazısı neden 10 Eylül 1968 olarak gösteriliyor? (bknz: http://web.archive.org/web/20201113215438/https://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/192/sayfa/1968/9/11/2.xhtml
https://egazete.cumhuriyet.com.tr/katalog/192/1968/9/11/2
)
2. İlgili yazıda şu ibareler yer alıyor: "Son Havadis gazetesi Atatürk’ün mason olduğuna dair iddiayı Haber Ajansına dayanarak veriyordu. Haber Ajansı Babıâli’nin büyük kurumlarından biridir. Bu Ajanstan bir yetkili bize telefon ederek 7 Eylül tarihli bültenleri gönderdi. Dikkatle inceledik Ajansın bültenlerini… ‘Falih Rıfkı, Atatürk’ü masonlukla itham etti’ başlıklı haber saat 13.45’te şu kayıtla verilmekteydi:
“Sayın Yazı İşleri Müdürlerine,
‘Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ü masonlukla itham etti’ başlıklı haberimiz ambargoludur. Ambargonun kaldırılacağı bildirilinceye kadar haberin kullanılmaması rica olunur.
Haber Ajansı’”
Gazetenin altı çizilerek yapılan bu ihtarı görmemesi mümkün değildi.
Saat 13.45 idi. Haberi tahkik için dünyanın zamanı vardı. Hele yüce ve sevgili Atatürk’ün adıydı söz konusu olan… Nitekim saat 13.55’te yani on dakika sonra Haber Ajansı şu ihtarı Yazı İşleri Müdürlerine önemle iletmişti:
“Sayın Yazı İşleri Müdürlerine,
‘Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ü masonlukla itham etti’ başlıklı haberimiz iptal edilmiştir. Kullanılmamasını rica ederiz.
Haber Ajansı”
İşte iktidarın organı Son Havadis gazetesi, buna rağmen ‘Atatürk’ün mason olduğunu’ yaymakta yarar görmüştür. Gazete, gece vakti baskıya girmektedir. Anadolu, Ankara, İzmir, Adana, İstanbul baskılarında tekrar tekrar yalan haberin yayınlanması Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yüce adı üstüne iktidarın oynamak istediği pis oyunun çeşitli perdelerini gösterir."
Peki 6 Eylül 1968'de yayımlanan bir gazeteye savunma yapmak için 7 Eylül 1968'de yapılan ambargoyu gerekçe göstermek ne kadar doğrudur? Zira bu gazetenin kendisi ambargodan önce yayımlanmış. Sonuçta incelendiği söylenen bültenler 7 Eylül tarihli bültenlerdir.
3. Malumatfuruş, Falih Rıfkı Atay'ın direkt olarak iddiayı ertesi gün yalanladığıyla ilgili kaynağı göstermemeyi tercih ediyor (Ancak İlhan Selçuk'un alıntısında Falih Rıfkı Atay'ın haberin ertesi günü bu iddiayı yalanladığı yazar.). 6 Eylül 1968'in ertesi günü olan 7 Eylül 1968 tarihinde Falih Rıfkı Atay'ın herhangi bir gazetede bununla ilgili doğrudan bir yazısı varsa (veya bu konuyla ilgili herhangi bir zamanda herhangi bir karşı çıkma ifadesi verdiyse) veya benim gözden kaçırdığım bir nokta varsa bilgilendilmeyi arz ederim.
Peki Atatürk’ün Mason olduğuna dair iddialar neler?
Aytunç Altındal, Almanlar tarafından kabul görmüş bir Mason kitabından bahseder. Bu kitapta Atatürk’ün geçtiğini söyler. (bknz: https://www.instagram.com/reel/C8fLHBettN_/ )
Nitekim, Aytunç Altındal’ın dediği gibi o kitabın 139’uncu sayfasında Atatürk’ten bahsedilir. Muhtevasında ise 2 tane Mason locasından bahsediliyor (Machedonia Resorta ve Veritas Locaları). (bknz: https://www.scribd.com/document/961390887/Die-Logen-der-Freimaurer-Einfluss-Macht-Holtorf-Ju-rgen-Edition-Kultur-Wissen-Sonderausg-Lizenzausg-Hamburg-Nikol-97839306565#page=151 ) ( foto 2)
Aytunç Altındal, eğilimsel olarak şöyle bir tespitte bulunmuş: Masonların geometriye olan bağımlılığı. Genel olarak, askeri alanda başarılı bir mareşalden geometri kitabı yazması beklenmez. ( https://www.instagram.com/reel/DXsHkgJjFWB/ )
Ahmet Anapalı’nın dediğine göre, baş parmağı dışarıda olup diğer parmaklarının içeride olması durumunda mason işareti oluyormuş. Bu fotoğrafta da bariz bir şekilde baş parmak dışarıda ve diğer parmaklar içeride ( https://www.facebook.com/tumekrantv/videos/atat%C3%BCrk-mason-muydu/399943958498568/ ) (bknz: foto 4)
Ayrıca İngiliz istihbaharatındaki belgelerde Atatürk’ün Mason olduğu belirtilmiştir. Bu kitap Türk Tarih Kurumu tarafından basılmıştır. Hazırlayan: Bilal Şimşir
(bknz: https://archive.org/details/ingiliz-belgelerinde-ataturk-1919-1938-cilt-iii-bilal-n-simsir/page/XXXV/mode/2up ) (bknz: foto 3)
Sizce Mustafa Kemal, hayatının muayyen bir döneminde Mason muydu?
Öncelikle sorularımın cevaplanmasını arz ederim. Fikirlerinizi belirtin.
Bana En İyi Olduğunuz Alanı Söyleyin.
İlgili mesele: 6 Eylül 1968'de yayımlanan bir gazetede; Falih Rıfkı Atay’ın, Atatürk'ün Mason olduğunu söylemesi ile ilgili bazı iddialarda bulunuluyor. Malumatfuruş da bu iddialara karşı argümanlarda bulunuyor. (bknz: https://www.malumatfurus.org/falih-rifki-atay-ataturk-masondu/ )
1. İlhan Selçuk'un 11 Eylül 1968'de yayımlanan yazısı neden 10 Eylül 1968 olarak gösteriliyor? (bknz: http://web.archive.org/web/20201113215438/https://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/192/sayfa/1968/9/11/2.xhtml
https://egazete.cumhuriyet.com.tr/katalog/192/1968/9/11/2
)
2. İlgili yazıda şu ibareler yer alıyor: "Son Havadis gazetesi Atatürk’ün mason olduğuna dair iddiayı Haber Ajansına dayanarak veriyordu. Haber Ajansı Babıâli’nin büyük kurumlarından biridir. Bu Ajanstan bir yetkili bize telefon ederek 7 Eylül tarihli bültenleri gönderdi. Dikkatle inceledik Ajansın bültenlerini… ‘Falih Rıfkı, Atatürk’ü masonlukla itham etti’ başlıklı haber saat 13.45’te şu kayıtla verilmekteydi:
“Sayın Yazı İşleri Müdürlerine,
‘Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ü masonlukla itham etti’ başlıklı haberimiz ambargoludur. Ambargonun kaldırılacağı bildirilinceye kadar haberin kullanılmaması rica olunur.
Haber Ajansı’”
Gazetenin altı çizilerek yapılan bu ihtarı görmemesi mümkün değildi.
Saat 13.45 idi. Haberi tahkik için dünyanın zamanı vardı. Hele yüce ve sevgili Atatürk’ün adıydı söz konusu olan… Nitekim saat 13.55’te yani on dakika sonra Haber Ajansı şu ihtarı Yazı İşleri Müdürlerine önemle iletmişti:
“Sayın Yazı İşleri Müdürlerine,
‘Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ü masonlukla itham etti’ başlıklı haberimiz iptal edilmiştir. Kullanılmamasını rica ederiz.
Haber Ajansı”
İşte iktidarın organı Son Havadis gazetesi, buna rağmen ‘Atatürk’ün mason olduğunu’ yaymakta yarar görmüştür. Gazete, gece vakti baskıya girmektedir. Anadolu, Ankara, İzmir, Adana, İstanbul baskılarında tekrar tekrar yalan haberin yayınlanması Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yüce adı üstüne iktidarın oynamak istediği pis oyunun çeşitli perdelerini gösterir."
Peki 6 Eylül 1968'de yayımlanan bir gazeteye savunma yapmak için 7 Eylül 1968'de yapılan ambargoyu gerekçe göstermek ne kadar doğrudur? Zira bu gazetenin kendisi ambargodan önce yayımlanmış. Sonuçta incelendiği söylenen bültenler 7 Eylül tarihli bültenlerdir.
3. Malumatfuruş, Falih Rıfkı Atay'ın direkt olarak iddiayı ertesi gün yalanladığıyla ilgili kaynağı göstermemeyi tercih ediyor (Ancak İlhan Selçuk'un alıntısında Falih Rıfkı Atay'ın haberin ertesi günü bu iddiayı yalanladığı yazar.). 6 Eylül 1968'in ertesi günü olan 7 Eylül 1968 tarihinde Falih Rıfkı Atay'ın herhangi bir gazetede bununla ilgili doğrudan bir yazısı varsa (veya bu konuyla ilgili herhangi bir zamanda herhangi bir karşı çıkma ifadesi verdiye) veya benim gözden kaçırdığım bir nokta varsa bilgilendilmeyi arz ederim.
Peki Atatürk’ün Mason olduğuna dair iddialar neler?
Aytunç Altındal, Almanlar tarafından kabul görmüş bir Mason kitabından bahseder. Bu kitapta Atatürk’ün geçtiğini söyler. (bknz: https://www.instagram.com/reel/C8fLHBettN_/ )
Nitekim, Aytunç Altındal’ın dediği gibi o kitabın 139’uncu sayfasında Atatürk’ten bahsedilir. Muhtevasında ise 2 tane Mason locasından bahsediliyor (Machedonia Resorta ve Veritas Locaları). (bknz: https://www.scribd.com/document/961390887/Die-Logen-der-Freimaurer-Einfluss-Macht-Holtorf-Ju-rgen-Edition-Kultur-Wissen-Sonderausg-Lizenzausg-Hamburg-Nikol-97839306565#page=151 ) ( foto 2)
Aytunç Altındal, eğilimsel olarak şöyle bir tespitte bulunmuş: Masonların geometriye olan bağımlılığı. Genel olarak, askeri alanda başarılı bir mareşalden geometri kitabı yazması beklenmez. ( https://www.instagram.com/reel/DXsHkgJjFWB/ )
Ahmet Anapalı’nın dediğine göre, baş parmağı dışarıda olup diğer parmaklarının içeride olması durumunda mason işareti oluyormuş. Bu fotoğrafta da bariz bir şekilde baş parmak dışarıda ve diğer parmaklar içeride ( https://www.facebook.com/tumekrantv/videos/atat%C3%BCrk-mason-muydu/399943958498568/ ) (bknz: foto 4)
Ayrıca İngiliz istihbaharatındaki belgelerde Atatürk’ün Mason olduğu belirtilmiştir. Bu kitap Türk Tarih Kurumu tarafından basılmıştır.
(bknz: https://archive.org/details/ingiliz-belgelerinde-ataturk-1919-1938-cilt-iii-bilal-n-simsir/page/XXXV/mode/2up ) (bknz: foto 3)
Sizce Mustafa Kemal, hayatının muayyen bir döneminde Mason muydu?
Öncelikle sorularımın cevaplanmasını arz ederim. Fikirlerinizi belirtin.
“Türkler zaferlerinin kazanılmasında Hindistan’a çok şey borçludurlar. Türkler, her fırsatta Türk davasına bağlılık ve sevgilerini gösteren ve cömertçe maddi yardımda bulunan Hindistanlı kardeşlerinin desteğini unutmayacaklardır.”
Gerçekten (meslek değil hobi) uzmanlaştığınız bir alan var mı?
Olmuş savaşlar ve satrançla ilgili strateji/taktik muhabbeti yapmak isteyen varsa konuşabiliriz.