I think the Leibnizian cosmological argument is deductively invalid.

a1- It is logically possible that God did not have a sufficient reason for creating the universe.

a2- It is logically possible that the principle of sufficient reason is violated in some cases. (from a1)

∴ Then it is not logically necessary to seek a sufficient reason for the primordial physical state. (from a1, a2)

---

The only way to invalidate premise a1 is to show that it is logically contradictory for God to create a universe without a sufficient reason. However, this leads to strange consequences (such as modal collapse).

The only way to invalidate premise a2 is to necessarily show that the principle of sufficient reason is universal. To do this, it is necessary to object to premise a1.

The another way to invalidate conclusion is to show that the principle of weak sufficient reason is necessary. This principle arose as a result of narrowing the main principle. However, it is not necessary to accept this principle.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 11 days ago
▲ 10 r/felsefe+1 crossposts

Euthyphron İkilemi

Bir eylem ahlaki olarak doğru olduğu için mi Tanrı bunu emreder yoksa Tanrı emrettiği için mi ahlaki olarak doğrudur?

1- Bir eylem ahlaki olarak doğru olduğu için Tanrı bunu emrediyorsa Tanrı dışsal olarak sınırlandırılmış demektir.

2- Bir eylem Tanrı emrettiği için ahlaki olarak doğruysa o zaman neden bizim evrenimizdeki ahlak kurallarını seçti? Başka ahlaki kuralları seçmesi mümkün müdür? Tanrı, bizim evrenimizde ahlaki olarak yanlış olan bir eylemin başka bir olası evrende ahlaki olarak doğru olduğunu tanıtırsa/emrederse o zaman neden bizim evrenimizde tam tersini yaptı? Bu mantıksal olarak mümkün müdür?

3- Eğer Tanrı'nın doğası ahlakiyse yani Tanrı kendi içsel nedeniyle zorunlu olarak bizim evrenimizdeki ahlaki değerleri yaratmışsa bu da sıkıntılar çıkarır. Birincisi ahlak, şan, şeref gibi unsurlar ilişkisel unsurlarsa -ki öyleler- o zaman sadece tek bir bilinç (Tanrı) kendi başına ahlaklı, şanlı ve şerefli olamaz.

Sonuç olarak ahlaki değerleri mantık yasalarıyla aynı kategoriye koymak veyahut tamamen Tanrı'nın iradesine bırakmak sorunu çözmez. Bu da Teizmin ahlak argümanlarında üstün taraf olmasını engeller.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 15 days ago
▲ 12 r/felsefe

Meta-etik pozisyonunuz?

Ahlaki Realizm ahlaki değerlerin ve nesnel ahlaki değerlerin var olduğunu savunur.

Ahlaki Rölativizm ahlaki değerlerin var olduğunu ama nesnel ahlaki değerlerin var olmadığını savunur.

Ahlaki Nihilizm hem ahlaki değerlerin hem de nesnel ahlaki değerlerin var olmadığını savunur.

View Poll

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 17 days ago
🔥 Hot ▲ 20.9k r/TheBlackList+2 crossposts

TIL that in 2017, scientists successfully hacked a computer using physical DNA. They encoded malware into a synthetic biological sample. When a lab's DNA sequencer analyzed this liquid, the genetic data executed as computer code, giving the hackers full control of the system.

theguardian.com
u/BitsAndBobs304 — 30 days ago

Majör Teodiselerin Kısa Bir Analizi

Aynı anda hem ahlaki kötülükleri hem de doğal (evrimsel, hayvansal, doğuştan, doğal afetler...) kötülükleri tamamen açıklamaya çalışan bir teodise göremedim. Teodiseleri inceleyelim:

1- Çoklu evrenler teodisesi: Bu teodiseye göre Tanrı iyiliğin oransal olarak kötülükten daha baskın olduğu bütün sonsuz sayıda olası evrenlerin hepsini aynı anda yaratmıştır. Bizim evrenimiz de bu evrenlerden rastgele bir tanesidir. Bu teodise hassas ayar argümanını boynuzladığı için ve zaten kötülüğün oransal olarak daha baskın olduğu bir evrende yaşadığımız için (insanların ilişkileri şaşırtmasın, yüz milyonlarca yıllık evrimde olmuş olan doğal kötülükleri düşünün.) bu teodise bana göre başarısızdır. İllaki bu teodiseyi kullanacaklarsa en az 1 destekleyici argüman daha sunmaları gerekir. Bu da Natüralizm'e (Natüralizm sadece 1 argüman [İlgisizlik hipotezi] kullanır.) en az 2/1 oran avantajı verir.

2- Ruh yapma teodisesi: Bu teodiseye göre doğal ve ahlaki kötülükler ruhu olgunlaştırmak için vardır. Bu teodise ekstrem ahlaki ve doğal acılarla birlikte evrimsel acıları açıklayamaz, bu yüzden başarısızdır. İllaki bu teodiseyi kullanacaklarsa en az 1 destekleyici argüman daha sunmaları gerekir. Bu da Natüralizm'e en az 2/1 oran avantajı verir.

3- Daha büyük iyi teodisesi: Bu teodiseye göre Tanrı daha büyük olan iyi bir sonuç için kötülükleri bir araç olarak kullanmıştır. Ruh yapma teodisesine çok benzer ve onun kadar geçerlidir (ya da geçersiz.). İllaki bu teodiseyi kullanacaklarsa en az 1 destekleyici argüman daha sunmaları gerekir. Bu da Natüralizm'e en az 2/1 oran avantajı verir. Son cümleyi artık tekrar etmeyeceğim, hiçbir teodise bütün kötülükleri tek bir yerden açıklayamıyor. Çoklu evrenler teodisesi buna yaklaşabilen tek teodisedir. 

4- Maksimal süpheci Teizm: Bu savunma Teizm'in diğer argümanlarına da zarar verdiği için başarısızdır.

5- Minimal şüpheci Teizm: Bu savunma ise insanın olguları değerlendirme kapasitesine epistemik bir keyfi perde çeker. Özel muamele safsatası tehlikesi taşır. Anlatmak istediğim şu: Neden Tanrı'nın var olduğu ve emirleri hakkında şüphecilik geçersiz kılınırken kötülüklere fazladan bir perde atılır? Çünkü bu savunma duruma göre (ad hoc) bir savunmadır.

6- Doğum öncesi rıza teodisesi: Bu teodiseye göre insanlar doğmadan önce göksel konseyde Dünya'da acı çekeceklerine kendi istekleriyle razı olmuşlardır. Anne karnında ya da doğduktan hemen sonra ölen bebekler bu teodiseyi paramparça eder.

7- Özgür irade ve dünyalar arası yozlaşmışlık: Bu savunmaya ayrıntılı girmeye gerek yok. Sadece ahlaki kötülükleri açıklayabiliyor (hala sorunları var.).

8- Karma teodisesi: Bu teodiseye göre şuan ki hayatlarında acı çeken insanlar önceki hayatlarında iyi insanlar değillerdi. Bu teodise ağır metafizik yük ve ahlaki sorunlar altında ezilir.

9- Neo-Kartezyenizm: Bu savunmaya göre hayvanlar acı çektiklerinin farkındalığına sahip değillerdir. Bu savunma bizzat bilim insanları tarafından çürütülmüştür.

10- Eskatoloji teodisesi: Bu teodiseye göre her şey bittikten sonra Tanrı'nın sonsuza kadar acı çeken insanlarla olan ilişkisi Dünya'daki kötülükleri anlamlı kılacaktır. Acaba feci şekilde ya da sistematik işkenceyle öldürülen insanlar Dünya'ya baktıklarında anlam bulabilecekler mi? Ağır metafizik yük ve başka sorunlar da ortaya çıkarıyor.

11- Kötülüğün yokluğu teodisesi: Bu teodiseye göre iyiliğin yokluğu kötülüktür. Bu teodise nötr durumu göz ardı eder. Ortada hem pozitif hem de negatif ilişki olmayacak ara durumlar vardır. Ayrıca bu teodise bir nebze insanlar için meşrulaştırılabilir ama hayvanlarla alakası yoktur.

12- Sınırlı Tanrı teodisesi: Bu teodiseye göre Tanrı her şeye anında etki edecek sonsuz kudrete ve güce sahip değildir. Bu teodisenin üzerinde tartışmaya gerek yok.

13- Doğa yasaları teodisesi: Bu teodiseye göre yan etki olarak kötülükler çıkarmayan doğa yasalarının Tanrı tarafından yaratılması mantıksal olarak imkansızdır. Ancak böyle bir mantıksal zorunluluk yoktur.

14- İmtihan ve ahiret teodisesi: Daha büyük iyi teodisesine çok benzer ve başarısız teodiselerdir.

15- Zıtlıklar teodisesi: Bu teodiseye göre kötülük olmasaydı iyilik bilinemezdi. Bu da mantıksal olarak zorunlu değil (iyilik nötr durumlardan daha üstündür ve Tanrı kötülüğün tamamen olmadığı bir dünya yaratabilir.).

16- Estetik teodisesi: Kötülüklerin evrene estetik kattığı savunulur, çok zorlamadır.

17- İyi hikaye, senaryo teodisesi: Bu teodiseye göre insanlığın kolektif hafızası heyecanlı ve dokunaklı bir senaryoda rol oynamaktadır. Ve sonunda iyiler galip gelecektir. Gerçek hayatta trajediler o kadar çoktur ki bu teodise çürür.

18- İlk günah teodisesi: Bu teodiseye göre Adem ile Havva'nın hatası ilk günahı başlatmıştır ve bu günah bütün insanlığın bedelini ödemek zorunda olduğu bir günahtır. Evrimsel kötülükler tarafından çürütülür.

19- Açık Teizm teodisesi: Bu teodiseye göre Tanrı geleceği bilmediği için (gelecek henüz var olmamıştı.) her şeyi tam olarak planlayamaz ve insanla birlikte acı çeker. Bu da çok zorlamadır.

20- Düalizm teodisesi: Bu teodiseye göre kötülük de iyilik gibi varlığın kadim ontolojilerinden biridir. Bu teodise monoteizm tarafından reddedilir.

21- Omisyon teodisesi (yakın zamanda ortaya atılan bir teodise): Bu teodiseye göre Tanrı'nın yarattığı kozmik varlıklar (düşmüş melekler, secde etmeyen şeytan gibi) görevlerini yerine getirmediği ya da kötülük yaptıklarından dolayı doğal kötülükler buradan doğmuştur. Bu teodise de büyük oranda ad hoc bir çözüm sunar.

22- Mümkün dünyaların en iyisi savunması: Bu savunmaya göre evrenimiz var olması mantıksal olarak mümkün olan en iyi evrendir. Ancak Leibniz bile daha iyi bir olası evrenin mantıksal olarak çelişkili olduğunu gösterememiştir. Voltaire de bununla dalga geçmiştir.

NOT: Burada incelediğim teodiseler literatürdeki teodiselerin sadece bir kısmını oluşturmaktadır. Ama hiçbir şekilde bütün kötülükleri aynı anda açıklayabilen bir teodise göremedim.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 1 month ago

Peygamberliğin İspatı Eleştirisi

Altay Cem Meriç'in "Peygamberliğin İspatı: Haber Delili" isimli kitabına kapsamlı bir eleştiri

1- Önsöz bölümündeki ilk paragrafta şöyle diyor:

>"Bu eserde ele aldığımız ve “nübüvvet ispatında haber değerlendirmesi” şeklinde ifade edebileceğimiz yöntem, yaklaşık on sene önce benim ateizmden İslam’a geçişimi sağladı. Hamd Allah’a mahsustur."

Artık haber delilinin kuvvetinden mi yoksa Altay'ın zamanında nasıl bir ateist olmuş olduğundan mı bilinmez.

2- Sayfa 14'deki son paragrafta şöyle diyor:

>"Aynı şekilde bu eserde, bilimsel ya da matematiksel mucize hususuna da girmedim. Ben, bu konuda serdedilen uzun tartışmalara girmeksizin, Kur’an’da bilimsel mucizeler olduğunu düşünüyorum. Konu, popüler olması hasebiyle her ne kadar suistimal ediliyor ve olmayacak ayetlerden olmayacak deliller çıkarılmaya çalışılıyor olsa da insanların tavırları, bazı ayetlerdeki gerçekten şaşırtıcı hususlara göz kapatmamızı gerektirmiyor."

Kuran'ın Antik Yakın Doğu mitolojisinin ve Yahudi mitolojisinin kozmolojik modellerinden etkilendiğini de kabul etmen gerekiyor [1-3].

3- Sayfa 15'deki ilk paragrafta şöyle diyor:

>"Ancak altı çizilmesi gereken bir husus, sahabeyi Müslüman yapan deliller konusudur. Ben bu bakış açısını yakalamayı çok önemli buluyorum. Sahabeyi Müslüman yapan deliller neydi? Eserimiz, benim aciz bakışımla bu soruya verdiğim cevabı da içermektedir. Bu ince noktayı yakaladıktan sonra her türlü delil, imanımızı takviye edecektir. Ancak ben, bilimsel ya da matematik mucize konularına girmemin -hem konuyu layığı ile ele alamayacağım düşüncesi ile hem de eseri direkt kendisi ile alakalı olmayan bir konu ile uzatmama sebebiyet vereceği için- şu aşamada doğru olmayacağını düşündüm."

Gerçekte Muhammed'in sahabelerinin delile ihtiyacı yoktur. Hadislere göre Muhammed'in yanına topladığı ilk insanlar çapulculardı [4-5].

4- Eserin yöntemi bölümünde şöyle diyor:

>"Eserde, çok fazla sayıda delil ve argümanın temellendirilmeden peş peşe sıralanmasındansa zemini sağlamca kurulmuş, muhtemel itirazları kendi kendisine yaparak ilgili itirazlara cevap verilmiş bir yapı arz etmesini istedik. Bu bağlamda, eserin yazımının bitmesinden basım sürecine kadar bir senelik bir boşluğun olması da bizim açımızdan büyük bir nimet oldu. Bu süreçte eser, gerek Müslümanlardan gerekse gayrimüslim arkadaşlarımızdan pek çok kişiye, gerçekten sert bir şekilde tenkit edilmesi için gönderildi. Onlardan gelen itirazlardan önemli bulduklarımıza eserin içinde cevap verdik."

Gerçekte elindeki kitabı bir analitik din felsefecisine verseydi felsefeci ciddiye almazdı. Argümanın ifade edilişi sorun taşımıyor, direkt argümanın kendisi sorunlu.

5- Sayfa 16'da şöyle diyor:

>"Bu anlamıyla eserde -en azından benim daha önce başka bir yerde mütalaa etmediğim- pek çok orijinal delil bulacağınız gibi, daha önceden duyduğunuz delillerin de kullanıldığını göreceksiniz."

Din felsefesinde tek bir dinin bakış açısı içinden orijinal delili geç delilden söz edemezsin. Felsefeciler özel muamele safsatası der ve çöpe atar. Delilinin içinde diğer dinlerin benzer iddialarına cevap verirken kendi argümanının sönümlenmediğini göstermen lazım. Ama Altay böyle bir şey gösteremiyor.

6- Sayfa 20'de şöyle diyor:

>"Bir diğer önemli uyarımız da oryantalist yazarların fazla önemsenmesi hususunda olacaktır. Bizim burada, metinleri onlara dayandırma sebebimiz, onların daha güvenilir olmasından değil muhatap aldığımız kitle ile alakalı oluşlarındandır. Ben oryantalistlerin düşük donanımlarının gereğinden fazla ciddiye alındığına kaniyim. Problemli gördüğüm bu tavra, kitabımın katkı sağlamasından da endişe etmekteyim."

En azından oryantalistler İslam'ı çözümlemek için objektif epistemoloji kullanmaya çalışıyorlar. Müslüman böyle bir şey yapmaya çalışsa Müslüman kalabileceğini zannetmiyorum. İddialarını savunmak için epistemik döngüsellik tehlikesine girmek zorundalar. Ayrıca hayatında bir oryantalist akademisyenle tartıştığını zannetmiyorum. Gidip yüz yüze ne kadar düşük donanımlı (!) olduklarını birinci elden deneyimleyebilir.

7- Yine sayfa 20'de şöyle diyor:

>"Eğer eserimizin, toplum tabanındaki insanlara da faydalı olması gibi bir gaye gütmeseydik ve sadece ilim ehline hitap edecek şekilde kaleme alsaydık eserde oryantalistlere başvurmaya hiç ihtiyaç hissetmezdik. Bu hususun göz önünde bulundurulmasını ve eserimizde kullandığımız bu metodun, kötü bir âdete sebebiyet vermemesini de Allah’tan niyaz ederiz."

İlim ehli dediği kesim de genellikle ne olursa olsun her halükarda İslam doğrudur ön kabulüyle hareket eden kesimdir. İslam'ın doğruluğu kulenin en altındaki parça gibidir. Her şey onun üzerine inşa edilir, aykırı veriler dogmatik bir şekilde reddedilir.

8- Aydınlanma ve nübüvvetin ispatı bölümü ilk paragrafında şöyle diyor:

>"Sık söylenen güzel bir tanımla, “aydınlanma düşüncesi, büyüsü bozulmuş bir dünya” ortaya çıkarmıştır. Bu dünyada melek ya da cinlere atıf yapmak, benimsenen bir olgu olmaktan ziyade, açıklanması gereken bir zorluk gibi görülmeye sebebiyet vermiştir."

Doğal ontolojinin üzerine başka tür bir ontoloji varsayıp üzerine bu spesifik dini ve bu spesifik dindeki varlıkları varsaydığında evet, bu durumu nasıl kolay bir şekilde açıklayabileceğini merak ediyorum.

9- Sayfa 21'de şöyle diyor:

>"Doğaüstüne atıf yapmaksızın, ayağı müşahede edilen dünyaya basan bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bu yöntem, zihnimde belirirken böyle bir hedefim yoktu. Ancak zannediyorum, böyle bir sonuç ortaya çıktı."

Bu da sahte ikilem safsatasıdır. Fetanet, Samimiyet, Haber delili gibi iddialar doğaüstünün doğru olduğunu göstermez. Yalnızca liderin sahtekar ya da deli olmadığını gösterir. Liderin kendini bir şekilde kendi kurguladığı şeye (hareket ilerleyip büyüdüğünde) inandırmış olabileceğine dair itirazlara karşı argümanların içinde hiçbir makul yanıt yok.

10- Yine sayfa 21'de şöyle diyor:

>"Bu sayede biz, önce olağanüstü olayların imkânını ispatlamak, sonrasında nübüvveti göstermek durumunda bulunmadık. Direkt nübüvvet iddiasını, müşahede ettiğimiz dünyadaki gözlemlerimiz üzerinden tasdik etmiş olduk."

Yine sahte ikilem safsatası. Altay'a göre ya peygamberlik doğrudur ya da bu söz konusu kişi sahtekardır, delidir. Bu adama göre başka ihtimal yok. Acaba aynı yetersiz argümanı başka dinden kişilerin de (C. S. Lewis) kullandığını biliyor mu?

11- Yine sayfa 21'de şöyle diyor:

>"Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvetinin bu metotla kabulü, akabinde onun içerdiği “melek, şeytan...” gibi diğer metafizik unsurlar, tasdik edilen nübüvvetin içeriği ile kabul edilebilir."

Gerçekte Muhammed'in peygamberliğini doğaüstüne atıf yapmadan (bu da epistemik döngüselliğe / fideizme girer.) hiçbir şekilde temellendiremezsin.

12- Sayfa 23'te şöyle diyor:

>"Örneğin, Antik Yunan tarihi hakkında kaynak kabul ettiği metinlerden ya da Hristiyanlık hakkında kabul ettiği metinlerden çok daha güçlü olan metinleri kabul etmediğinde bu, İlmî tutarsızlık ve keyfî seçimi gösteren bir alamet olacaktır."

Umarım aradaki kaynak kelimesini unutmuşsundur. Çünkü bir kaynağın parşömen tarihiyle parşömenin içeriğinin tarihle uyumu aynı şeyler değil. Ayrıca Müslümanlar ellerinde hiçbir kanıt yokken Tevrat ve İncil tahrif edildi iddiasını ortaya atarken (tamamen teolojik nedenlerden, tarihsel nedenlerden değil) pek de tutarlı olduklarını söyleyemem.

13- Yine sayfa 23'te şöyle diyor:

>"Bu eserde kullanacağımız ana kaynaklar nelerdir, sorusuna cevap verecek olursak temel kaynaklar olarak elbette Kur’an ve Hadis metinleri gelecektir. Hâliyle bunları rivayet eden sahabe de önemli bir faktör olarak önümüzde duracaktır."

İslam kaynaklarının kendisi bile Kuran'ın yeniden düzenlemeden geçtiğini söylüyor [6]. İslam'da farklı Kuran kıraatleri vardır ve bunlar birbirlerinden kelimeler bakımından farklılık gösterebilmektedir [7-8]. İslam dışında ise Sana kodekslerinin bulunması ve kodekslerin üstündeki yazılarla altındaki silinen yazılar karşılaştırılarak Kuran'ın yeniden düzenlemeden geçtiği kanıtlanmıştır [9-10]. Tabii ki yeniden düzenlemeyle tahrif aynı şey değildir. Tevrat ve İncil'de yeniden düzenlemelerden geçmiştir. Buradaki sıkıntı şudur: Judeo-Hristiyan geleneğinde apokrif kitaplar denen bir bölüm vardır ve tarihçiler bu kitapların neden apokrif olduklarını tarihsel olarak gösterebiliyor ama İslam geleneğinde farklı Kuran mushafları (farklı kıraatlerle karıştırmayın.) tamamen ortadan kaldırıldığı için ister istemez acaba yanlış mushafı mı korudular şeklinde soru işareti doğabiliyor. Bunun dışında Altay'ın yazdıklarına katılıyorum. Altay İncil ve Tevrat'ın güvenilmez olduğunu düşünüyorsa buna da katılmıyorum. Kumran yazıtları, bağımsız tarihçilerin anlattıkları (Josephus, Tacitus vs.) ve metinlerin tarihlendirmeleri (mesela Pavlus'un sahte olmayan mektupları İsa öldükten 20-25 yıl sonra (MS 50-55) yazılmıştır.) İncil ve Tevrat'ın tahrif olduğu iddiasını geçersiz kılar [11-14].

14- Sayfa 29'un başında şöyle diyor:

>"Kur’an’ın tahrif edilmediğinin en güçlü delili, buna dair ihtilafın nakledilmemesidir."

Buna dair bir sürü ihtilaf vardır. Mesela Buhari, günümüzde en yaygın kullanılan Hafs Kur'an'ının yaratıcısı Hafs'tan sahtekar olarak bahseder [15]. İslami gelenek, Fatiha, Felak ve Nas surelerinin sure mi yoksa dua mı olduğundan bile emin değildir. Örneğin, İbn Mesud (Muhammed'e en yakın kişilerden biri; Muhammed bile Kur'an'ı ondan öğrenmeyi tavsiye etmiştir) günümüzde sure olarak kabul edilen bu üç bölümü kendi Kur'an'ına dahil etmemiştir. Onları dua olarak kabul etmiştir. Ubey bin Kab (İbn Mesud gibi Muhammed'e çok yakındı) da, modern Kur'an'da bulunmayan Hafed ve Hul (veya Kunut) surelerini Mushaf'ına (el yazması) dahil etmiştir. Ubey bin Kab'ın 116 suresi varken, İbn Mesud'un 111 suresi vardı [16-17]. Sure sayılarında ve sure içindeki ayet sayılarında daha çok fazla ihtilaf vardır [18-19].

15- Yine sayfa 29'da şöyle diyor:

>"Çünkü Kur’an’ın tahrif edildiğini iddia etmeye çalışan birisinin karşısındaki en büyük problem, “Neden ihtilaf olmadı? Neden savaşlar çıkmadı? Muhalif sesler nasıl bastırılabildi? Nasıl ittifak sağlanabildi?..” gibi sorulara cevap verebilmesidir."

Osman farklı mushafa sahip olanların mushafları yaymasını engellemedi mi? Yoksa başka konu hakkında mı konuşuyoruz?

16- Sayfa 29 ve 30'da şöyle diyor:

>"Gerçekten ilk dönemden itibaren, sahabilerin fedakârlıkları ve müşriklerin garezleri etrafında, büyük bir toplumsal çatışma mevcuttur. İleride, “Sahabenin Tarihî Kaynaklığı” bölümünde göreceğimiz üzere bu Kitap, kendisi için her türlü fedakârlığı yapmaya hazır bir topluluğun içerisinde ortaya çıkmıştı. Sahabenin hayatta olduğu bir dönemde tahrif edildiğini iddia edenin, “Sahabe neden bu tahrife ses çıkarmadı?” sorusuna cevap verebilmesi gerçekten imkânsızdır. Hristiyanlık tarihinde bildiğimiz bir örnek üzerinden yola çıkacak olursak Romanın, Hristiyan coğrafyada tek başına hâkim ve güçlü bir devlet olmasına rağmen Hristiyanlara, tepeden “Kanonik İnciller” dikte etmesi, tarih tarafından kayıt altına alınmıştır. Roma'nın bu uygulaması muhaliflerini sindirse de muhalefetin var olduğuna dair delilleri gizleyememiştir. Bugün tarih okuyan hiç kimse, bunun delillerine ulaşmakta zorluk çekmez. Roma'nın muhalifleri çok zayıf ve halktan kimseler olmasına rağmen itirazları günümüze kadar ulaşmıştır. Romanın kutsal kabul edilmesini yasakladığı “Apokrif İnciller”, günümüzde ortadadır. Hristiyanların Konsil toplantılarının tarihi, yasaklı İncillerin listeleri bugün herkes tarafından bilinmektedir. Yani bu örnekte görüldüğü gibi, tüm tarihî verileri yok etmek imkânsızdır."

Öncelikle ilk dönem Hristiyanların da fedakarlıkları vardır. Bunu geçelim. Kanonik inciller ve mektuplar MS 1. yüzyılda ortaya çıkarken Apokrif inciller ise MS 2. yüzyılın ortalarından itibaren ortaya çıkmıştır. Apokrif inciller tarihsel nedenlerle değil teolojik nedenlerle ortaya çıkmıştır. Altay'a sormak istediğim soru şudur: İsa'nın kardeşi Yakup'un mezhebi (Ebiyonitler) Pavlus'u sahte peygamber olarak nitelendiriyor, sünnet oluyor, domuz eti yemeyi yasaklıyor ve Musa'nın (Musa diye birisi yok. Musa kurgusal bir karakter btw) kanunlarına uyuyordu. Peki tüm bunlara rağmen neden İsa'nın çarmıha gerilip öldürüldüğünü kabul ettiler? Allah onları bir yanılsama ile 6 asır boyunca kandırdı mı yoksa daha da zorlama argümanlar mı üretmek istersin? Kendi içinde tutarlı değilsin, önyargılısın. Tabii ki bununla birlikte Altay kodekslerden bahsederken yeniden düzenleme yapıldığı gerçeğini görmezden geliyor. Nitekim Yeni Ahit hakkında sayfa 88'de gösterdiği tablo ortalama düşünme becerisine sahip bir insan için kendisinin haksız olduğunu göstermektedir.

17- Sayfa 89 ve 90'da hadislerinin güvenilirliğinin temellendirilmesine gerek kalmadığını söylüyor. Bari sayfa 23'te altını doldurmadığın hadis opsiyonunu Kuran'ın yanına kaynak olarak koymasaydın.

18- Sayfa 93'te şöyle diyor:

>“Yoksa, sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?”

>"Mesela bu ayette, ücret istiyordu ya da istemiyordu tartışması yoktur. Bu, “Sanki bir şey kaybedeceksiniz. Neden iman etmiyorsunuz?” bağlamında, müşriklere yönelik bir serzeniş üslubudur. Muhatapla ücret istenilmediği üzerinde hemfikir olmak gibi bir zemin olmasa, bu hitap bütünüyle anlamsız ve alakasız olacaktır. O hâlde biz bunu görünce doğal olarak ikincil delil mantığında, “Ücret istemiyordu.” önermesini rahatlıkla doğrulamış oluruz. Bu metni kimin yazdığına inanırsanız inanın, bu çıkarım çok doğaldır."

Evet, başka ayetlerde Muhammed'in insanlardan sadaka adı altında ücret istediğini [20] ve Allah'ın peygamberler arasında -garip bir şekilde- sadece Muhammed'e ganimet elde etme hakkı tanıdığını [21-22] görmezden gelirsen bu çıkarımı yapabilirsin.

19- Sayfa 94 - 117 arasını geçtim. İnceleyecek pek bir şey yok.

20- Sayfa 118'de şöyle diyor:

>"Şimdi biz bu ayette bir tarihî bilgi ile karşılaşıyoruz. Bu bilgi yanlış olabilir mi? Biz, Kur’an’ın nazil olduğu ortam düşünüldüğünde, bunun mümkün olamayacağını söyleriz. Eğer Hz. Muhammed (s.a.v.) 40 yaşından önce bu kıssaları biliyor ve Mekke ortamında anlatıyor olsaydı sahabeler bundan haberdar olurlardı. İlk Müslüman olanlar, en yakın arkadaşlarıydı. Onlar pek çok fedakârlıkta bulunuyor ve samimiyetle inanıyorlardı. Ayrıca, zahiren hatalı gibi görünen konularda dinden çıkmalar oluyordu. O hâlde bu bilgi hatalı olsaydı Kur’an’da açıkça bir hata ve yalanın olduğunu anlayan sahabeden, dinden çıkma tepkileri olmasını beklemeliydik. Hatta böyle açık bir hatanın dinin sonunu getirmesini beklerdik. Oysa Kur’an’da defalarca tekrarlanan bu bilgi, böyle bir şeye sebebiyet vermemiştir."

İslam kaynakları itirazlar için kısıtlıdır ayrıca zaten Kuran'da zaten bu tepkiler var. Eskilerin masalları, başkasından öğreniyorsun şeklinde itirazları var. Ve Kuran iyi bir şekilde cevap veremiyor. Eğer Muhammed okuma yazma bilmeseydi Kuran bunların dili başkadır demezdi, Muhammed okuma yazma bilmiyor şeklinde bir savunma yapardı. Ayrıca sorun hala bitmedi. Onların dili başkaysa Muhammed neden sık sık onların yanına gidiyordu?

21- Sayfa 119-126 arası Müşriklerin sessizliğinden bir argüman oluşturmaya çalışıyor ama bu metodolojik bir hatadır. İslam kaynakları muhalifler için kısıtlı bilgiye sahiptir ve sessizdir.

22- Sayfa 127-136 arasını tamamen sahte üçlem (ya doğru söylüyor ya deli ya da sahtekar) üzerine kuruyor. Burada 2 farklı ihtimal daha var. Birincisi minimal tarihsel gerçekliğin üzerine kurgular inşa edilmesi. İkincisi liderin kendi kendini inandırmasıdır.

23- Sayfa 138-139 arasında "Mucize iddiası nasıl çürütülür?" bölümünde karşı tarafa sahte kanıt yükü uyguluyor. Kanıt yükü mucize olduğunu iddia edenin üzerindedir. Eğer ki mucizelerin epistemik olarak güvenilir olduğu gösterilemezse -ki gösteremediğini göstereceğim.- o zaman mucizenin var olduğunu kabul etmek için makul bir sebep yoktur. Diğer dinlerin mucize iddiaları söz konusu olduğunda durum çok daha komik bir hal alır.

24- Sayfa 140'da ilk mucizeyle (Duhan mucizesiyle) başlıyor. Duhan mucizesinin yanlış olma nedenleri: Birincisi bu deyim (yer ve gök ağlar.) incelendiğinde Orta Doğu'da kullanılan kültürel bir deyim olduğu ortaya çıkıyor [23]. İkincisi hiyeroglif metin olarak atıf verdiği Rosetta taşı Musa'nın karşısındaki kurgusal Firavun'un olası zaman aralığı ile bile örtüşmüyor. Kurgusal Firavun MÖ 14-13. yüzyıllar arasında yaşamış olmalıyken Rosetta taşı çok daha sonra MÖ 2. yüzyıla tarihlenir [24]. Üçüncüsü Rosetta taşında yer ve gök ağlar şeklinde bir ifade yok eğer Altay piramit metinlerine (MÖ 2300) atıfta bulunuyorsa onda da metinde yer ve gök ağlar da demiyor, gök ağlar yer sarsılır (titrer) diyor [25-27]. Bu 3 neden güvenmemek için yeterli sebeplerdir.

25- Sayfa 140-156 arasını geçtim. İnceleyecek pek bir şey yok.

26- Sayfa 158'de şöyle diyor:

>"İnceleyeceğimiz kısım, bazen -maalesef- fazlası ile yanlış anlaşılıyor. “Filan şahıs da samimiydi ve fedakârlıklar yapmıştı. O hâlde ona da mı peygamber diyeceğiz?" şeklinde itirazlar geliyor. Burada haber değerlendiriyorsak haberin içeriğini göz önüne almak zorundayız. Samimiyetin sadece Nebiye (s.a.v.) ait olmadığı söylenip yalnızca bununla peygamberlik ispatı yapılırsa yeryüzünde çok fazla peygamber çıkacağının farkındayız. Burada nübüvvetin her delille tek başına ispatlanması gibi bir gayemiz yoktur. Nübüvvetin yalan olduğunu iddia eden birisi için iki ihtimal vardır: “Farkında olarak ya da olmayarak, yalan söylemesi”. Biz burada, farkında olarak yalan söyleme ihtimalini çürütmüş olacağız. Bir sonraki bölümde de farkında olmadan yalan söyleme ihtimalini çürüteceğiz."

Aslında farkında olarak yalan söyleme ihtimalini tam olarak çürütemezsin. Çünkü Muhammed en başlarda yalan söylediğinin farkında olup sonra hareket büyüdükten sonra farkındalığını yitirmiş olabilir. Ahzab suresinde bunun izleri vardır. Ahzab ve Tahrim surelerindeki garip ayetlerin Tanrı'nın sözü değil de Muhammed'in zihninin ürünü olduğunu söylemek çok daha parsimoniktir.

27- Sayfa 159'da şöyle diyor:

>"Biz elbette Bruno’nun ya da Kinik Diyojen’in samimi olduğunu biliyoruz. Ya da en azından insanlar bunda neredeyse müttefiktirler. Ancak, iddia içeriği açısından ciddi farklar mevcuttur. Birincisi, bu şahıslar böyle olağanüstü bir olayın nakilcisi durumunda değildirler. İkincisi, samimiyetleri bir haber üzerinden değil, teoriye sadakat bağlanımdadır. Yani onlar, “Ben melekle görüşüyorum.” gibi bir haberde samimiyet iddiasında değildirler. Üçüncüsü, ilk ikisine bağlı olarak peygamberlik gibi bir iddiaları yoktur. Şimdi samimiyet delillerimize başlayalım."

Peki Joseph Smith, Pavlus, İsa'nın havarileri, İsa'nın kardeşi Yakup, Marshall Applewhite, Jim Jones ve daha bir çok tarikat lideri? Bunları Muhammed'ten epistemik olarak ayırmak imkansızdır.

28- Sayfa 159-171 arasında Muhammed'in ağır yükümlülükler getirdiğinden bahsediyor ve bu yüzden doğru söyleyebileceğini söylüyor. Muhammed'in amacı Musa'nın sert yasalarını (İbrahimi dinlerin bozulmamış özünü) geri getirmek olduğundan bunlar delil niteliği taşımaz. Tıpkı Museviler ağır yükümlülükler altındalar diye onları doğru kabul edemeyeceğimiz gibi.

29- Sayfa 172'de "toplumun kabul ettiği değerlerle mücadele" bölümünde yine özel muamele safsatası yapıyor. Önceki bölümde Pavlus'u dini yükümlülükleri kaldırdığı gerekçesiyle eleştirirken burada Pavlus'u kafasından siliyor. Pavlus kendi topluluğu olan Musevilerle mücadele etmedi mi, İsa'nın kardeşi Yakup'la mücadele etmedi mi?

30- Sayfa 173-265 arasını eleştirmeyeceğim. Ciddiye alınacak pek bir şey yok. Kölelik, ırkçılık ve merhamet konusunda İslam'a özel muamele uyguluyor. Herhalde Muhammed'in Yahudileri kestiğini, bir adama hazine yeri için işkence yaptığını ve daha yaptığı bir çok şeyi görmezden geliyor. Kölelere de iyi muamele uygulandığını zannediyor. MS 869-883'de Müslümanların himayesi altında bir siyahi köle isyanı yaşandığını bilmiyor [28].

31- Sayfa 265-312 arasında yine pek bir şey yok. Mekke'nin fethi mucizesi diye bir şey de yok. Çünkü Muhammed zaten çok fazla yeri ele geçirmişti ve baya adam toplamıştı. Mekke'yi ele geçirmesi tahmin edilemez bir şey değil. Ki zaten fetih zamanını bile doğru tahmin edemiyor, fethedeceği zaman müşrikler yüzünden uzuyor [29-30]. Dolayısıyla güvenmek için makul bir sebep yok.

32- Sayfa 312-408 arasında yine pek bir şey yok. Zayıf iddiaları daha ayrıntılı bir şekilde anlatsanız bile yine de zayıflardır. Burada ikinci derece kanıtların etkisi (dolaylı kanıtlar) dediğimiz bir şey vardır. Tarihçiler Kuran'ın ortaya çıktığı dönemin kültürel ve coğrafi evrimini tam olarak bilemeyebilirler ama Kuran'ı incelediklerinde Muhammed'in neden yanıldığını anlarlar. Muhammed'ten önceki geleneklerin kanonik kitapları tarihsel testten geçtikleri için (teolojik evrim var ama tarihsel olarak bir tahrif yok.) Kuran'daki hikayelerin Hahamlar tarafından yazılan tefsirlerden (midraşlar), tarihsel olarak güvenilir olmayan (apokrif) İncillerden, Hristiyan efsanelerinden, süryani apokrif eserlerden, yahudi apokrif eserlerden sözlü gelenek yoluyla alındığını biliyorlar [31-32]. Bunlar Altay'ın itirazlarını tamamen baskılar. Burada en önemli kısım şudur: Eski ve Yeni Ahit'in içeriğinin tarihsel olmasının bir önemi yoktur. Eski ve Yeni Ahit'in hikayelerinin tutarlı bir şekilde ortaya çıkışının Kuran'dan önce olması, Kuran'ın bu hikayeleri doğrulaması ve Kuran ile Eski ve Yeni ahit arasında kültürel senkretizm iddialarının doğru olması gerekir. Üçü de doğru olduğunda -ki doğrudur.- o zaman tahrif iddiası ortaya atılır (teoloji epistemik döngüselliğe oradan da yankı odasına girer.) ya da önceki gelenekler kabul edilir ki o zaman Kuran'ın ilahi olduğundan söz edilemez. Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu kadar çok kaynak Kuran'a giremez derken Texas keskin nişancı safsatası yapıyor. Hangi hikayeler o dönem Arabistan'da dolaşıyorsa Kuran'a girme ihtimali vardı. Çünkü Kuran hikayenin kendisi ile değil mesajı ile ilgilenir. Bu hikayeler tesadüfen (kültürel difüzyon) Muhammed'in önüne gelmiştir [33-34].

33- Sayfa 409'da şöyle diyor:

>"Haberimizi incelerken negatif ispatımızı yaptık Yani bu haberin yalan olması ile ilgili iki ihtimali, tatmin edici şekilde çürüttüğümüzü düşünüyoruz, elhamdülillah. Kitabın bu bölüme kadar olan kısmı, iman etmek için yeterlidir. Zira, bize gelen haberin yalan olması ihtimalini dışlamış oluyoruz."

Kanıt yükünün olduğu taraf için negatif ispat iddia edilen olguyu temellendirmek için yeterli değildir ki negatif ispatı da iyi değil.

34- Sayfa 410'da belagat mucizesinden bahsediyor. Bu mucizenin 2 sıkıntısı vardır: Birincisi bunun öznel bir kritere dayalı öznel bir yargı olmasıdır. İkincisi Kuran'daki özne atlamaları ve anlatım bozukluklarını belagat mucizesiyle meşrulaştırmaktır. Aynı sistemler ve müzikal tını dediği şey Yahudiler tarafından da kullanılıyor.

35- Sayfa 449'da şöyle diyor:

>"O hâlde bu iddia, ortalama eğitim düzeyi normal Yahudilerden daha düşük olan bir Yahudi grubundan, bilgi düzeyi daha da düşük birinin taklit etmesi gibi ele alınmış olur. Böyle bir durumda -haşa- Kuranda oldukça kötü bir taklit olan kıssa anlatıları beklemek gerekir."

Evet, Kuran'daki hikayelerle Eski ve Yeni ahitteki hikayeleri karşılaştırsaydın Kuran'ın bir sürü gaf yaptığını anlardın. Burada bunu detaylandırmayacağım.

36- Buradan sonra sayfa 450-483 arası Eski Ahit ve Yeni Ahit'teki hikayelerin ahlaki ve teolojik sıkıntılar barındırdığını bu yüzden Kuran'ın daha güvenilir olduğunu iddia ediyor. Bu tamamen sonuca başvurma safsatasıdır. Önceki geleneklerin hikayeleri Kuran'daki aynı hikayelerden daha etik dışı, Kuran'ın hikayeleri teolojik olarak daha tutarlı o zaman Kuran daha doğrudur gibi yanlış bir çıkarım yapıyor. Ama Altay Eski ve Yeni Ahit hikayelerinin Kuran'dan tarihsel olarak daha önce kanonize olarak ortaya çıktığını görmezden geliyor. Muhammed zamanındaki Yahudiler ve Hristiyanların elindeki metinlerin bugünküyle aşağı yukarı aynı olduğunu görmezden geliyor. Ayrıca Yahudilerde İsmet doktrini (peygamberler günahsızdır.) diye bir şey olmadığını bile bilmiyor. Burada bir kez daha çürük olan Duhan mucizesine tekrar giriyor.

37- Son olarak sayfa 484-511 arası Rum suresi mucizesine giriyor. Rum suresi mucizesinin neden güvenilir olmadığının 3 sebebi: Birincisi bir kehanetin tarihsel mucize sayılabilmesi için örüntülü (Bizans ve Persler arasındaki sınırlar kesintisiz savaşlar yüzünden sürekli yer değiştiriyordu.) ve tahmin edilebilir olayların üzerine keyfi zaman aralıkları (3-9 yıl içinde) üzerinden kurulmaması gerekiyor. İkincisi kendisi bile ayetin ne zaman indirildiğinin tam olarak bilinmediğini (4 yıl sapma var. 614-618 yılları arası) söylemiştir, bu yüzden bu kehanet güvenilir olarak kabul edilemez. Üçüncüsü ise Bizans'ın 614-623 ya da 618-627 yani en kötü senaryoda bile 614-627 yılları arasında Perslere karşı büyük bir zafer kazandığı da yoktur (Bizans Perslere karşı 602-628 arası tek büyük zaferini Aralık 627'de Ninova'da (Irak) almıştır. Ninova Mekke'ye en yakın yer ya da Dünya'nın en alçak yeri değildir.) [35-37]. Bu süre aralığında Mekke'ye en yakın olan yer ya da dünyanın en alçak yerinde (artık her neyse) Bizans'ın Perslere karşı zafer kazandığı da yine yoktur [38].

Referanslar:

1- Wayne Horowitz, Mesopotamian Cosmic Geography.

2- John H. Walton, Ancient Near Eastern Thought and the Old Testament.

3- Bereshit Rabbah, Pirkei De-Rabbi Eliezer.

4- İbn İshak / İbn Hişam, Sîretü İbn Hişam.

5- W. Montgomery Watt, Muhammad at Medina.

6- Sahih-i Buhari, Cilt 6, Kitap 61, Hadis 510.

7- Shady Hekmat Nasser, The Transmission of the Variant Readings of the Qur'an: The Problem of Tawatur and the Emergence of Shawadhdh.

8- Arthur Jeffery, Materials for the History of the Text of the Qur'an.

9- Behnam Sadeghi & Mohsen Goudarzi, "Sana'a 1 and the Origins of the Qur'an", Der Islam (2012).

10- Asma Hilali, The Sanaa Palimpsest: The Transmission of the Qur'an in the First Centuries AH.

11- Ölü Deniz Yazmaları (Kumran Yazıtları).

12- Bart D. Ehrman, The New Testament: A Historical Introduction.

13- Cornelius Tacitus, Annals 15.44

14- Flavius Josephus, Antiquities of the Jews 18.3.3

15- İmam Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, Cilt 2, Sayfa 363 ve Kitabu'd-Duafai's-Sağir.

16- Celaleddin es-Suyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an.

17- İbn Ebu Davud, Kitabü'l-Mesahif.

18- Ebu Amr ed-Dânî, el-Beyân fî Addi Âyi'l-Kur'ân.

19- Celaleddin es-Suyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an.

20- Kuran, Mücadele Suresi 12. Ayet

21- Kuran, Enfal Suresi 41. Ayet

22- Sahih-i Buhari, Kitap 7, Hadis 331

23- James B. Pritchard, Ancient Near Eastern Texts Relating to the Old Testament (ANET).

24- The British Museum Arşivi (EA24); R.S. Simpson, Demotic Grammar in the Ptolemaic Sacerdotal Decrees.

25- E.A. Wallis Budge, The Rosetta Stone.

26- Miriam Lichtheim, Ancient Egyptian Literature, Volume I: The Old and Middle Kingdoms, University of California Press, 2006.

27- Raymond O. Faulkner, The Ancient Egyptian Pyramid Texts, Oxford University Press, 1969, s. 80.

28- Taberî, Tarih'ül-Rüsl ve'l-Mülûk.

29- İbn Hişam, Sîretü İbn Hişam.

30- Kuran, Fetih Suresi 24-25. Ayetler

31- Gabriel Said Reynolds, The Qur'an and its Biblical Subtext (Routledge, 2010).

32- Heinrich Speyer, Die biblischen Erzählungen im Qoran

33- Abraham Geiger, Was hat Mohammed aus dem Judenthume aufgenommen?

34- Angelika Neuwirth, The Qur'an and Late Antiquity: A Shared Heritage

35- Nicolai Sinai, The Qur'an: A Historical-Critical Introduction

36- Walter E. Kaegi, Heraclius, Emperor of Byzantium (Cambridge University Press, 2003).

37- James Howard-Johnston, Witnesses to a World Crisis: Historians and Histories of the Middle East in the Seventh Century.

38- Tommaso Tesei, "The Romans Will Win!" A Qur'anic prophecy (Q 30:2-7) in light of 7th c. political eschatology, Der Islam (2018).

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 1 month ago

Bilimsel mucize iddiaları neden geçersizdir? Çok basit bir şekilde sonsuza kadar çöpe gönderiyorum.

h1: Bilimle uyuşmayan kısımları alegori olarak sınıflandırın ve bunun keyfi bir sınırlama olduğunu görmezden gelin. Tanrı'nın neden alegoriler gönderdiğini açıklamaya çalışın. Ve daha birçok ek argüman getirin (örneğin akomodasyon (uyum/tenezzül-ü ilahi) teorisi gibi zorlama teoriler). Sonra bazı belirsiz (yoruma açık) pasajları modern bilime uydurmaya çalışın ve bilimsel mucize iddiasında bulunun. Bu tamamen özel muamele ve seçim yanlılığı safsatasıdır.

h2: Ya da, açıkça insan etkisinin olduğunu kabul edin.

Bayes teoreminde bir hipotezin doğru olma olasılığı -önsel olasılıkları eşit varsayarsak- hipotezin doğru olduğunu varsaydıktan sonra beklenebilirlik (likelihoods) olasılıklarına ve hipotez içindeki varsayım adedine (parsimoni ilkesi) göre belirlenir. Bu yüzden h2, h1'den çok daha olası olmalıdır.

Aslında, henüz bitmedi. h1 (1. hipotez), diğer dinlerin bilimsel mucize iddialarının neden epistemolojik olarak güvenilmez olduğunu açıklamak zorundadır. (Bunu kendi iddialarını yok etmeden nasıl yapacağı da bir muammadır.)

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 1 month ago

I argue that claims of scientific miracles stem from confirmation bias.

h1: Classify the parts that don't align with science as allegory and ignore the fact that this is an arbitrary limitation. Try to explain why God sent allegories. And bring many more additional arguments (For example, imagine you are advocating a bizarre theory like accommodation theory.). Then try to fit some ambiguous (open to interpretation) passages to modern science and claim scientific miracles. This is pure special treatment fallacy.

h2: Or, accept that there is clearly human influence.

The choice is yours.

Actually, it's not over yet. h1 (hypothesis 1) has to explain why the scientific miracle claims of other religions are epistemically unreliable. (Of course, how it can do this without destroying its own claims?)

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 1 month ago

Türkiye ile İran arasındaki tek fark muhtemelen -iktidar zihniyetleri ve zihniyetin endeksli olduğu ideoloji benzer yapıda olduğundan- rejimi ya da iktidarı finanse edebilecek pasif gelir kaynaklarıdır.

Buna rantiye devlet teorisi ve kaynak laneti denir. Otoriter rejimler varlıkları yüzünden halka negatif etkiler olarak geri yansıdıklarından bunun etkisini halkın desteğinden bağımsız olmaya çalışarak kırmaya çalışırlar. Rantiye devlet teorisine göre bir rejimi finanse edebilecek düzeyde bir pasif gelir kaynağı varsa (petrol/doğalgaz/ya da ikisi birden gibi) devlet kendini dünyadan soyutlamaya başladığında devletin ekonomisi kendi kendini devredebildiğinden rejim için bu radikal bir karar olmaz. Yine rantiye teorisine göre halk devletin gözünde vergi kaynağı olarak temsil edilir. Tam otoriterleşme için yeterince pasif gelir kaynağınız yoksa bu sefer yandaşlarınıza kaynak ayırabilmek için vergi kaynağını (ve ceza ödemelerini) olabildiğince artırmaya çalışırsınız (Türkiye). Eğer ki rejim ayakta kalabilmek için halkın sürekli vergisine ihtiyaç duymuyorsa (Suudi Arabistan ve İran, Türkmenistan gibi ülkeler) o zaman devlet giderek demokrasiden uzaklaşmaya başlar. Bunun en güzel örneği İran'dır. İran kaynaklarının bir kısmını Orta Doğu'daki vekilleri olan terör örgütlerine gönderir. İran gelir kaynaklarının bir kısmını rejimin yandaşları (mesela Besic milisleri) ve otoriter yönetimin sorunsuz işlemesi için (mesela İran devrim muhafızları İran silahlı kuvvetlerinden ayrıdır ve asayiş için halkla direkt temas ederler. 2026'nın başındaki protestolarda binlerce kişiyi öldürdüler.) kullanır. İran pasif gelir kaynaklarının verdiği rahatlıkla diğer devletler ile olan ekonomik ilişkilerini çok da önemsemediğinden ve ülkedeki hukuk güvencesinin azalması yüzünden yabancı yatırımcı çekemez. Belki bu durum neden İran'ın GSYİH'sının bu kadar kötü durumda olduğunu açıklar (Türkiye'nin GSYİH'sı İran'ın neredeyse 5 katıdır.). Bu teori körfez ülkeleri, Rusya, Azerbaycan, Orta Asya'daki ülkeler, Latin Amerika'daki ülkeler ve Orta Doğu'daki ülkeler üzerinde doğru öngörüler sağlayabilmektedir.

u/ItchyCelebration6333 — 1 month ago

I argue that naturalism is more likely than theism.

1- The origin of the universe: Theism explains the origin of the universe as God + God's deliberate will + God's personal nature, while Naturalism explains it with more parsimonious hypotheses (such as quantum field theory + cosmic inflation theory).

2- The existence of the universe: In Theism, orthodox philosophical and theological schools argue that God did not necessarily create the universe; therefore, according to both Theism and Naturalism, this universe could have existed or could not have existed. There is no dominant hypothesis here.

3- Fine-tuning: According to Theism, God does not need to create fine-tuning; fine-tuning could have existed or could not have existed. However, Naturalism strongly suggests fine-tuning because complex biological structures require complex physicochemical structures. [In naturalism, since the universe was not intended to create biological systems and most parts of the universe are lethal to life, we would expect biological systems to cluster in a small area and have a very complex basis.]

4- Consciousness and Qualia: While dualism is more advantageous in explaining subjective experience, Naturalism better explains the dependence of consciousness on the brain and split-brain experiments. There is no dominant hypothesis here.

5- Problems with the Holy Books: Theists must offer more arguments than Naturalism to explain the problems in the Holy Books [fictions that contradict science (e.g., the 6,000-year-old Earth), anachronistic fictions, fictional ancestors who gave their names (e.g., Israel/Jacob and his 12 sons), etiological fictions (e.g., Adam and Eve), slanderous myths (e.g., the story of Lot and his two daughters)...]. The naturalistic explanation (human influence) is far more parsimonious.

6- Fallacies in the Holy Books: When theists try to explain the fallacies in the Holy Books [the circularity fallacy, the ad hominem fallacy, the appeal to emotion (especially fear) fallacy...], the theistic hypothesis becomes less parsimonious.

7- Cultural syncretism: The theistic hypothesis becomes less parsimonious when theists try to explain why their sacred texts contain remnants of mythology [e.g., Ziusudra (Sumerian mythology) ---> Utnapishtim/Atrahasis (Babylonian mythology) ---> Noah (Old and New Testaments, Quran)].

8- Inconsistent revelations and religious diversity: Religious exclusionists, lacking an objective interreligious epistemology for comparing religions, present ad hoc arguments to explain only their own religion's truth. Religious pluralists must offer numerous arguments to explain why contradictory religions are on the same path of truth and why the test is not meaningless [if all religions were true, the test would lose its meaning]. However, since it is based on naturalism, anthropology, and comparative religious history, it explains how and why mythologies and religions arose in a more parsimonious way, in my opinion.

9- Moral evils, natural evils (evolutionary, animal, innate evils), distribution of pain and pleasure: While theism constructs theodicies (e.g., theodicy of soul development) and defenses (e.g., the defense of free will + interdimensional corruption) to explain moral evils, it cannot explain why natural evils and the distribution of pain and pleasure are random. Theists use a different argument (skeptical theism) for natural evils. However, the theodicies and defenses used by Theists also have problems (for example, the multiverse theodicy undermines the fine-tuning argument, the soul development theodicy cannot explain extreme suffering, the free will + interdimensional corruption defense is not valid in heaven. Furthermore, interdimensional corruption is not logically necessary, and the existence of moral evils is not logically necessary for the existence of a test. Similarly, the skeptical theism defense used for natural evils draws an epistemological arbitrary boundary and can epistemically harm other arguments. Naturalism, on the other hand, explains these three different phenomena with only one hypothesis: the "indifference hypothesis." The naturalistic hypothesis is both stronger in terms of explanatory power and more parsimonious.

10- The origin of religion: Theists argue that God facilitated the evolution of the human brain and naturally gave rise to religion. Naturalists, however, argue that the human brain's search for an agent for events in the environment (HADD - Hyperactive Agent Detection Device). The device evolved and the emergence of religion involves various contributing factors (the desire for justice in a chaotic universe, the desire for immortality, the need to fill epistemic gaps regarding the universe [humans did not evolve to be comfortable with uncertainty], functioning as proto-laws for early states, bringing together people who do not know each other, restraining immoral individuals, preventing the rebellion of oppressed classes...). Here, too, the naturalistic hypothesis is both stronger in terms of explanatory power and more parsimonious.

11- Is religion a choice or an orientation? (The problem of doxastic voluntarism and the problem of geographical/cultural buffers): Since belief is an orientation, not a choice, this directly supports Naturalism. The theistic hypothesis becomes less parsimonious when theists try to explain how people surrounded by cultural buffers [e.g., people in India] can make an objective choice of religion.

12- Miracles: The theistic hypothesis becomes less parsimonious when theists try to explain why we should epistemologically attribute trust in miracles [The epistemological reliability of miracles decreases due to the continuity of the laws of nature].

13- The history of the Universe and Earth (Hitchens' argument): According to naturalism, it takes a very long time for complex beings like humans to form. But God does not need such a long time. This gives naturalism an advantage.

14- Cosmological and biological disteleology: Naturalism explains cosmological and biological flaws (the universe being hostile to life but friendly to black holes and stars, blind spots in the eye, useless organs like the appendix and wisdom teeth, genetic diseases...) more powerfully and parsimoniously than theism.

15- The origin of morality: Evolutionary ethics and utilitarianism explain flawed practical morality and normative morality more parsimoniously than God.

16- The future of the universe: According to theism, apocalypse is inevitable, meaning that God is assumed to intervene in the universe at least once. Today, mainstream cosmological models say that the universe will expand indefinitely. The naturalistic hypothesis is more parsimonious.

17- Free will: For the test to be valid, there must be the luxury of being able to do otherwise (libertarian free will). But if your actions have a cause or not (if they are random), you do not have the luxury of being able to do otherwise. Compatibility is more compatible with Naturalism.

The biggest mistake theists make is acting as if the problem is completely solved when they explain a phenomenon. This is called "Ignoring Cumulative Probability" in epistemology. However, when they put forward more additional arguments than Naturalism to explain most points, the probability of Theism being true decreases cumulatively according to the principle of parsimony.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 1 month ago

Natüralizm vs Teizm

1- Evrenin başlangıcı: Teizm evrenin başlangıcını Tanrı + Tanrı'nın kasıtlı iradesi + Tanrı'nın kişisel olması şeklinde açıklarken Natüralizm daha parsimonik hipotezlerle açıklar (kuantum alan teorisi + kozmik enflasyon teorisi gibi).

2- Evrenin varlığı: Teizm'de ortodoks felsefi ve teolojik ekoller Tanrı'nın evreni zorunlu bir şekilde yaratmadığını savunduğundan hem Teizm hem de Natüralizm'e göre bu evren var olabilirdi de var olmayabilirdi de. Burada daha baskın bir hipotez yoktur.

3- Hassas ayar: Teizm'e göre Tanrı'nın hassas ayar yaratmasına gerek yoktur, hassas ayar olabilirdi de olmayabilirdi de. Ama Natüralizm karmaşık biyolojik yapılar karmaşık fizikokimyasal yapılar gerektirdiğinden hassas ayar için güçlü sinyaller verir.

4- Bilinç ve Öznel deneyim: Öznel deneyimi açıklamada düalizm daha avantajlıyken bilincin beyne bağımlılığını ve bölünmüş beyin deneylerini natüralizm daha iyi bir şekilde açıklar. Burada daha baskın bir hipotez yoktur.

5- Kutsal kitapların sıkıntıları: Teistler kutsal kitaplardaki sıkıntıları [Bilimle çelişen kurgular (mesela 6 bin yaşındaki Dünya), anakronik kurgular, ismini veren kurgusal atalar (mesela İsrail/Yakup ve onun 12 oğlu), etiyolojik kurgular (mesela Adem ve Havva), iftira mitleri (mesela Lut ve 2 kızının hikayesi)...] açıklamak için Natüralizm'den daha fazla argüman ortaya koymak zorundadır. Natüralistik açıklama (insan etkisi) çok daha parsimoniktir.

6- Kutsal kitaplardaki safsatalar: Teistler kutsal kitaplardaki safsataları [Döngüsellik safsatası, ad hominem safsatası, duyguya (özellikle korkuya) başvurma safsatası...] açıklamaya çalıştıklarında teistik hipotez daha az parsimonik olur.

7- Kültürel senkretizm: Teistler kutsal kitaplarında neden mitolojilerden kalıntılar olduğunu [Mesela Ziusudra (Sümer mitolojisi) ---> Utnapiştim/Atrahasis (Babil mitolojisi) ---> Nuh (Eski ve Yeni ahit, Kuran)] açıklamaya çalıştıklarında Teistik hipotez daha az parsimonik olur.

8- Tutarsız vahiyler ve dinsel çeşitlilik: Dini dışlayıcılar dinleri karşılaştırmak için dinler arası objektif bir epistemoloji olmadığından sadece kendi dinlerinin doğru olduğunu açıklarken ad hoc argümanlar ortaya sunarlar. Dini çoğulcular neden çelişkili dinlerin aynı hakikat yolunda olduğunu ve imtihanın neden anlamsız olmadığını [bütün dinler doğruysa imtihan anlamını yitirir.] açıklamak için bir çok argüman ortaya atmalıdırlar. Ancak natüralizm, antropoloji ve karşılaştırmalı dinler tarihine dayandığı için, mitolojilerin ve dinlerin nasıl ve neden ortaya çıkışını bana göre daha parsimonik bir şekilde açıklar.

9- Ahlaki kötülükler, doğal kötülükler (evrimsel, hayvansal, doğuştan kötülükler), acı ve hazzın dağılımı: Teizm ahlaki kötülükleri açıklamak için teodiseler (mesela ruh gelişimi teodisesi) ve savunmalar (mesela özgür irade + dünyalar arası yozlaşmışlık savunması) kurarken doğal kötülüklerle acı ve hazzın neden rastgele bir şekilde dağıldığını açıklayamaz. Teistler doğal kötülük için başka bir duruma göre argüman (şüpheci teizm) kullanırlar. Ancak Teistlerin kullandıkları teodiselerin ve savunmaların da sıkıntıları var (mesela çoklu evrenler teodisesi hassas ayar argümanını boynuzlar, ruh gelişimi teodisesi ekstrem acıları açıklayamaz, özgür irade + dünyalar arası yozlaşmışlık savunması cennette geçerli olamıyor. Ayrıca dünyalar arası yozlaşmışlık mantıksal olarak zorunlu değil, imtihanın var olması için ahlaki kötülüklerin var olması mantıksal olarak zorunlu değil. Keza doğal kötülükler için kullanılan şüpheci teizm savunması epistemik bir keyfi sınır çizer ve epistemik olarak diğer argümanlara zarar verebilir. Natüralizm ise bu 3 farklı olguyu sadece tek bir hipotezle açıklar: "İlgisizlik/kayıtsızlık hipotezi". Natüralistik hipotez hem açıklama gücü açısından daha güçlü hem de daha parsimoniktir.

10- Dinin kökeni: Teistler Tanrı'nın insan beyninin evrimini kolaylaştırdığı ve dini doğal olarak ortaya çıkardığını savunurlar. Natüralistler ise insan beyninin çevredeki olaylar için bir fail arayışı (HADD - Hiperaktif Fail Saptama Cihazı) evrimleştirdiği ve dinin ortaya çıkışının bunun etrafında çeşitli yan faktörleri içerdiğidir (kaotik bir evrende adalet arzusu, ölümsüzlük arzusu, evrenle ilgili epistemik boşlukları doldurma ihtiyacı [insanlar belirsizlikle rahat kalmak için evrimleşmedi], erken devletler için proto-yasalar olarak işlev görme, birbirini tanımayan insanları bir araya getirme, ahlaksız bireyleri dizginleme, ezilen sınıfların isyan etmesini önleme...). Natüralistik hipotez burada da hem açıklama gücü açısından daha güçlü hem de daha parsimoniktir.

11- Din bir seçim midir yoksa yönelim mi? (Doksastik iradecilik problemi ve coğrafi/kültürel tampon problemi): İnanç bir seçim değil bir yönelim olduğundan bu durum doğrudan Natüralizme destek sağlar. Teistler, kültürel tamponlarla çevrili insanların [örneğin, Hindistan'daki insanların] nasıl objektif bir din seçimi yapabildiklerini açıklamaya çalıştıklarında Teistik hipotez daha az parsimonik olur.

12- Mucizeler: Teistler mucizelere neden epistemolojik olarak güven atfetmemiz gerektiğini açıklamaya çalıştıklarında teistik hipotez daha az parsimonik olur. [Doğa yasalarının sürekliliği nedeniyle mucizelerin epistemolojik güvenilirliği azalır.]

13- Tarihsel mucizeler (kehanetler): Başarılı kehanet iddiaları genellikle şu 3 kısıtlamaya takılır: Birincisi, kehanetin belirsiz olması nedeniyle istenen yönde yorumlanabilmesidir. İkincisi, kehanetin tahmin edilmesi zor olan spesifik olaylar üzerine değil örüntülü ve tahmin edilebilir olaylar üzerine kurulmasıdır. Üçüncüsü, kehanetin geriye dönük olarak oluşturulması ve olaydan sonra olaydan önceye yerleştirilmesidir. Örneğin, Nostradamus'un kehanetleri ilk ilkeyi ihlal eder. İncil'deki birçok kehanet, ikinci ve üçüncü ilkeleri ihlal eder [Daniel Kitabı gibi]. Benzer şekilde, Kuran'da bulunan bir kehanet (Kur'an 30:2-6) ikinci ilkeyi ihlal eder. Natüralizm burada daha avantajlıdır.

14- Evren'in ve Dünya'nın tarihi (Hitchens'ın argümanı): Natüralizm'e göre insan gibi kompleks canlıların oluşabilmesi için çok uzun zamanlar gerekir. Ama Tanrı'nın çok uzun zamanlara ihtiyacı yoktur. Bu da Natüralizme avantaj yazar. (Enis Doko'nun bunun hakkındaki videosunu izlemiştim, orada ateistler Tanrı bekliyor diyip argümanı saman adam yapmıştı.)

15- Kozmolojik ve biyolojik disteleoloji: Natüralizm kozmolojik ve biyolojik kusurları (evrenin yaşama düşman ama karadelik ve yıldız dostu bir yer olması, gözdeki kör nokta, apandis ve yirmilik dişler gibi faydasız organlar, genetik hastalıklar...) Teizm'den daha güçlü ve daha parsimonik bir şekilde açıklar.

16- Ahlakın kökeni: Evrimsel etik ve faydacılık, kusurlu pratik ahlakı ve normatif ahlakı Tanrı'dan daha parsimonik bir şekilde açıklar.

17- Evrenin geleceği: Teizm'e göre kıyamet zorunludur yani Tanrı'nın en az bir kere evrene müdahale edeceği varsayılır. Bugün ana akım kozmolojik modeller ise evrenin sonsuza kadar genişleyeceğini söyler. Natüralistik hipotez daha parsimoniktir.

18- Özgür irade: İmtihanın geçerli olabilmesi için başka türlüsünü de yapabilme lüksü olması gerekir (liberteryen özgür irade). Ama eylemleriniz nedeni olsa da nedeni olmasa da (rastgeleyse) başka türlüsünü yapabilme lüksünüz yoktur. Uyumlulukçuluk ise Natüralizmle daha uyumludur.

Teistlerin yaptığı en büyük hata (Bunu özellikle W.L. Craig, Alvin Plantinga, Enis Doko vb. kişilerde gördüm.) bir olguyu açıkladıklarında sanki orada sorun tamamen bitmiş gibi davranmalarıdır. Buna epistemolojide "Kümülatif Olasılığın İhlali" (Ignoring Cumulative Probability) denir. Halbuki çoğu noktayı açıklamak için Natüralizm'den daha fazla ek argüman ortaya koyduklarında parsimoni ilkesi gereğince Teizm'in doğru olma olasılığı kümülatif olarak azalır.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 1 month ago

Majör Teolojik Argümanlar Tanrı'nın Varlığını Kesin Olarak Kanıtlamakta Başarısızdır.

1- Kelam Kozmolojik Argüman: Zamansal öncelik argümanları büyük oranda çürütülmüştür. Kelam kozmolojik argümanlar gibi zamansal önceliğe dayalı argümanların savunulması için zamanın bir illüzyon olmadığını savunan zamanın A teorisinin doğru olduğunu varsaymaları gerekir. Ancak Einstein'in genel görelilik teorisi zamanın mutlak bir arkaplan olduğu ve zamanın nedenselliği ölçmek için nesnel bir cetvel olduğu kabulünü yıkmıştır. Teorik fizikçi Sean Carroll Janus noktası teorisini geliştirmiştir. Bu teoriye göre zaman bir parabol gibidir. Zaman şuanda lineerdir ama evrenin başlangıcına yaklaştıkça (parabolün aşağı kıvrımına gelince) zaman non-lineer olur. Zaman diğer evrene (simetrik evren) doğru giderken tekrar lineerleşir. Teorik fizikçiler Hawking ve Hartle big bang'ten önce zamanın var olmadığını, zamanın big bang'ten sonra ortaya çıktığını savunur. Teorik fizikçi Carlo Rovelli'ye göre zaman kuantum mekaniğinden doğal bir şekilde ortaya çıkan bir illüzyondur. Teorik fizikçi Julian Barbour'a göre zaman bir illüzyondur. Teorik fizikçi John Wheeler kuantum mekaniği ile genel görelilik teorisini birleştirmeye çalıştığında zamanın sadece makro sistemlerde var olduğunu ve kuantum dünyasında illüzyona dönüştüğünü görmüştür. Eğer bu teoriler doğruysa zaman var oldukça evren de her daim var olmuş demektir. O zaman evren mantıksal olarak sonsuz yaştadır. Ayrıca big bang'i kuantum kozmolojisi tetiklediyse ve kuantum kozmolojisinde zaman bir illüzyonsa (kuantum mekaniğinde zamanı ters çevirseniz de ölçümler aynı sonucu verir.) o zaman zamansal bir önceliğe gerek yoktur.

2- Thomistik kozmolojik argüman: Bugün genel tartışma ontolojik öncelik hakkındadır. Nedensel sonsuzluğa itirazlar hakkında sıkıntılar var. Birincisi aslında kuantum mekaniğinde nedenselliğin var olmaması. Eğer kuantum alanı nedensizse o zaman ateistik bir evren başlangıcı tasavvur edebilirim. İkincisi nedensel sonsuzluğun mantıksal olarak imkansız olmaması. Teist filozoflar nedensel sonsuzluğu hızlıca elerler ama neden yanlış olduğunu gösteremezler. Matematikçi Georg Cantor fiili sonsuzluğun mantıksal olarak tutarlı olduğunu göstermiştir. Bunun dışında bugün teorik fizikçiler evreni düz ve sonsuz olarak kabul etmektedirler. Eğer evren düz olmasaydı uzaya ateşlenen lazerlerin birbiriyle kesişmesi lazımdı ama böyle bir şey olmadı. Eğer evren düz ve sonsuz olmasaydı evren her yönden eşit mikrodalga arkaplan ışıması yaymazdı ve her yönden homojen bir yapıya sahip olmazdı. Uzay-zamanın sonu var olsaydı bu sona yakın cisimlerin uzay-zaman geometrisi yüzünden farklı davranmasını beklerdik ama böyle bir şey göremedik. Eğer evren düz ve sonsuzsa o zaman fiili sonsuzluk şuan bile gerçektir. Ayrıca kütleçekimi ve elektromanyetizma gibi temel kuvvetler doğaları gereği uzaysal olarak sonsuz uzaklığa etki ederler ve kuantum alanları uzay-zamanın tamamını kaplar; eğer evren düz ve sonsuzsa, bu alan da sonsuz olmak zorundadır. Evrenin doğal bir şekilde var olabileceğini savunan teoriler: CCC (Konformal döngüsel kozmoloji - Teorik fizikçi Sir Roger Penrose), Sonsuz enflasyon teorisi (Teorik fizikçi Alan Guth), Kuantum alanından kuantum tünelleme ile evrenin oluşumu (Teorik fizikçi Alexander Vilenkin), Kuantum alanından kuantum dalgalanması ile evrenin oluşumu (Teorik fizikçi Lawrence Krauss).

3- İbn Sina'nın zorunlu varlık argümanı \ Leibniz'in olumsallık (Leibnizci kozmolojik argüman da denir.) argümanı: İbn Sina fiziksel olan herhangi bir ontolojinin mümkün varlık olduğunu savunur. İbn Sina'ya göre mümkün bir varlık var da olabilir, yok ta olabilir. O zaman neden yokluk değil de varlık var? Çünkü mümkün varlıkların var olmasını sağlayan bir zorunlu varlık var, o da Tanrı'dır der. Bu argümanın en büyük sıkıntısı fiziksel ontolojinin tamamının mümkün varlık olduğunun zorunlu değil olumsal bir önerme olmasıdır. Eğer herhangi bir fiziksel ontolojiyi (kuantum alanı gibi) zorunlu varlık kategorisine dahil ederseniz o zaman Tanrı'ya gerek kalmaz. Evren ya da evrenlerin oluşumu da zorunlu olumsal olabilir. Yani evrenlerin oluşumu zorunluydu ama bizim evrenimizin oluşması olumsaldır gibi. Bu argümanın ikinci bir sıkıntısı daha var. Zorunlu varlık için farklı bir ontolojik kategori açması. Bu özel muamele safsatası tehlikesi oluşturur çünkü burada Tanrı kendi kendini doğrulayan, kendi kendinin nedeni olan garip bir varlıktır.

4- Ontolojik argümanların hataları:

a1 - Olumsal önermelerden zorunlu sonuçlara ulaşmaya çalışmak (Bütün ontolojik argümanlar). David Hume'un da belirttiği gibi Tanrı'nın varlığının mümkün olması olumsal bir önermedir. Bütün ontolojik argüman versiyonları bunun üzerine kuruludur. Bir argümanın gücü en zayıf önermesinin gücünden daha güçlü değildir. Olumsal önermelerden zorunlu sonuçlar çıkarılamayacağına göre ontolojik argümanlar başarısızdır.

a2- Varlığı pozitif bir özellik gibi sunmak (Anselm, Descartes ve Gödel'in ontolojik argümanları). Varlığı pozitif bir özellik gibi sunmak için varlığı onun yoksunu yoklukla karşılaştırmanız gerekir. Bunun için varlık ile yokluk arasında köprü bir epistemoloji kurmalısınız. Ancak yoklukta epistemoloji de bulunmadığından yokluğa negatif, varlığa pozitif özellik veremezsiniz. Var olmayan bir Tanrı kusurlu değildir. Var olmayan bir Tanrı'nın özelliklerinden bahsedemezsiniz.

a3- Zorunlu varlığı pozitif özellik gibi sunmak (İbn Sina, Leibniz ve Gödel'in ontolojik argümanları). Aslında zorunlu varlık gerçekten de pozitif bir özelliktir ama salt varlıkla karşılaştırıldığında pozitif bir özellik olur (Yokluk ---> Salt Varlık ---> Zorunlu Varlık). Dolayısıyla Tanrı'nın zorunlu olarak var olduğunu göstermek için zorunlu olarak salt varlık olduğunu göstermelisiniz. Bu da mümkün değil.

a4- Simetrik ontolojik argümanlar (Argümanla hem Tanrı'nın var olduğuna hem de var olmadığına ulaşılır. Mesela Plantinga'nın modal ontolojik argümanı) başarısızdır.

a5- Zihinsel ontolojileri gerçek ontolojilerle karıştırmak (Alexius Meinong'un ontolojik argümanı) bir kategori hatasıdır.

a6- Ontoloji ile epistemolojiyi birleştirmek (Hegel'in ontolojik argümanı). Gerçek ontoloji ile epistemolojiyi birleştirmek zihinsel bir ontoloji olduğundan bu versiyondaki ontolojik argümanlar da geçersizdir.

5- Biyolojik teleolojik argüman (Saatçi argümanı - Sait Nursi'nin argümanları, Kalem argümanı - İndirgenemez karmaşıklık argümanı): Canlıların karmaşıklığından dolayı yola çıkan bu argüman Charles Darwin'in doğal seçilim yoluyla evrim teorisi tarafından büyük ölçüde çürütülmüştür. William Paley'in saatçi argümanı ve Sait Nursi'nin argümanları aynı şeye dayanır. Saat ya da başka bir nesne çok karmaşıktır, insan vücudu bunlardan çok daha karmaşıktır. O zaman saat ya da nesne ancak irade sahibi akıllı kişiler tarafından yapılabiliyorsa o zaman insan da Tanrı tarafından yaratılmıştır. Argümanların en büyük sıkıntısı kategori hatasıdır. Saat ya da başka nesneler parçaları birbirine bağımlı ve statik bir ontolojiye sahipken doğal ontolojilerin parçaları her zaman birbirine bağımlı değildir ve doğal ontolojiler dinamik ontolojilerdir. Saat ya da başka nesneler yukarıdan aşağıya doğru oluşturulurken doğal ontolojiler genellikle aşağıdan yukarıya doğru birikimli bir şekilde oluşurlar. Akıllı tasarımcı Michael Behe indirgenemez karmaşıklık argümanı ortaya atmıştır. Bu argümana göre bazı biyolojik sistemler ve yapılar evrimle oluşamayacak kadar indirgenemez bir karmaşıklığa sahiptir. Michael Behe argümanlarında özel olarak bakteri kamçısını kullanır ve bakteri kamçısının indirgenemez olduğunu iddia eder. Evrimsel biyologlar bakteri kamçısını oluşturan proteinlerden daha azının bakterilerde tip 3 salgı sistemi (hücre zarından molekül salgılamak) için kullanıldığını keşfetmişlerdir. Ayrıca kamçı motorunun bazı parçaları çıkarıldığında tam hareket sağlanamasa da, bu alt bileşenler hücre için zehirli maddeleri dışarı atmak gibi farklı ve yararlı işlevleri tek başlarına sürdürebilirler. Michael Behe 1996 yılında "Darwin'in Kara Kutusu" kitabıyla bu iddiayı popüler hale getirmeden onlarca yıl önce, evrimsel biyologlar bu durumun nasıl gerçekleştiğini zaten açıklamış ve öngörmüşlerdi. Nobel ödüllü Amerikalı genetikçi Hermann Joseph Muller tarafından 1918 yılında (Behe'den 78 yıl önce) Muller'in İki Adım Kuralı denen bir kural tanımlanmıştır.

a1 - Parça Ekleme: Bir organizmaya mutasyon ya da gen kopyalanması (duplikasyon) yoluyla fazladan, yeni bir parça eklenir. İlk başta bu yeni parça sistemin çalışması için şart değildir, sadece sisteme destek olur veya verimliliği artırır.

a2- Gereksiz Parçayı Atma veya Bağımlı Hale Getirme: Zamanla sistemdeki diğer orijinal parçalar mutasyona uğrar ve orijinal işlevlerini kısmen kaybederler. Artık sistem, ilk adımda eklenen o "fazlalık" parçaya bağımlı hale gelir.

Kimyager A.G. Cairns-Smith de 1985 yılında bunu bir taş kemer örneğiyle açıklamıştır:

Bir taş kemer inşa edilirken altına önce ahşap bir iskele kurulur. Taşlar dizilip kilit taşı yerleştirildiğinde, ortadaki taşların düşmesi imkansız hale gelir. Ardından altındaki ahşap iskele kaldırılır. Bitmiş kemere bakan biri, "Bu taşlar havada nasıl duruyor? Tek bir taşı çeksek kemer yıkılır, demek ki bu kemer tek adımda mucizevi bir şekilde var olmuş" diyebilir. Ama inşa sürecindeki o geçici "iskeleyi" kaçırmış olur.

Son olarak kendi nişinde uzmanlaşan canlılarda (evrimsel uyum tepeciklerinde üst noktalara doğru giden canlılarda) eksaptasyon oranı düştüğünden sistem birbirine bağımlı gibi görünür. Eksaptasyon oranı, nişinde aşırı uzmanlaşmış canlılarda değil; genellikle seçilim baskısının daha gevşek olduğu, çevre şartlarının değiştiği veya canlı grubunun uyum tepeciğinin yamaçlarında/vadilerinde (daha az uzmanlaşmış, genelci/generalist evrelerde) olduğu dönemlerde tavan yapar. Örneğin, kuşların tüyleri aşırı uzmanlaşmış modern bir uçucuda kanat dışında kolay kolay başka bir işleme devredilemez (oran düşüktür). Ancak tüy yapısı ilk kez uçmayan dinozorlarda yalıtım, kur yapma veya denge gibi çoklu görevler için esnekçe kullanılabiliyordu.

6- Kozmolojik teleolojik argüman (Hassas ayar argümanı): Bu argümanın neden o kadar da güçlü olmadığını Natüralizmle karşılaştırarak göstereceğim. Natüralizm'e göre evrenin biyolojik bir sistem ortaya çıkarma amacı olmadığından ve evren biyolojik sistemler için çok kötü bir yer olduğundan biyolojik sistemlerin çok küçük bir alana yığılmış olduğunu ve biyolojik sistemlerin temelinin çok kompleks olmasını bekleriz. Bu yüzden biyolojik sistemleri oluşturan fiziksel ve kimyasal sistemlerin de çok kompleks olmasını bekleriz. Ama Tanrı'nın böyle bir zorunluluğu yok. Tanrı isteseydi fiziksel sabitleri hassas olarak ta yaratmayabilirdi. Tanrı eğer yaşamın var olması için bunu zorla yaptıysa o zaman fiziksel yasalara tabii olur ve bu yanlıştır. Tanrı eğer ki bunu iradesine dayalı olarak kasıtlı bir şekilde yaptıysa bile bu en başta bahsettiğim Natüralistik hipotez kadar hassas ayarlar için olasılıksal destek sağlamaz ve daha az parsimoniktir. O zaman hassas ayar argümanı o kadar da güçlü değildir.

7- Natüralizm'e karşı evrimsel argüman (EAAN): EAAN (Alvin Plantinga tarafından formüle edilmiştir.) şudur ki, biyolojik evrim doğru olanı değil, uyarlanabilir (uygun) olanı ilerlettiği için, Tanrı'yı ​​varsaymadan bilişsel yeteneklerimizin güvenilirliğine güvenemeyiz. EAAN evrimi çok indirgemeci olarak ele alır ve kültürel evrimi göz ardı eder. Eğer kültürel evrim evrimsel süreçte sabit bir adımsa —yani daha yüksek seviyeli bilinç evrimleştiğinde kültürel evrim de başlarsa— o zaman burada Tanrı'yı ​​varsaymaya gerek yoktur. Tarih zaten bunun kanıtıdır: 5 asır önce, kendi hatalarımızı ayıklayabilmesi için bilimsel epistemolojiyi sistemleştirdik.

8- Pascal'ın (Gazali ve Hz. Ali de kullanmıştır.) kumarı: Sonsuz (veya sonlu) azap tasvirleri içeren çok fazla din varsa -ki var- o zaman bu argüman spesifik bir din için olasılıksal bir destek sağlamaz. Ayrıca bu argüman potansiyel olarak çok daha iyi bir Tanrı'yı ​​(sadece inançtan ziyade eylemleri tercih eden bir Tanrı) göz ardı ediyor.

9- Dini deneyim ve mucizelerden argüman: Tarih boyunca pek çok dinden bireyin birbiriyle çelişen dini deneyimleri olduğu için bu argüman da bana göre spesifik bir din için olasılıksal bir destek sunmaz. Mucizeler ise doğa yasaları yüzünden epistemolojik güvenilirlikleri zaten çakılmış olduğundan üstüne farklı dinlerin de bir sürü mucizesi olduğunu hesaba kattığınızda çok da güçlü bir argüman değil.

10- Transandantal argüman: Bu argüman direkt sıçrama safsatasına dayanır. Mantık ya da matematiğin her zaman doğru olması Tanrı'nın var olduğunu göstermez. Mesela çelişmezlik ilkesi maddenin içsel özelliğidir. Burada Tanrı'ya gerek yoktur.

11- Matematiğin evrenle uyumuna dair argüman: Bu argümanın 2 sıkıntısı vardır. Birincisi matematiğin ampirik bulgular olmadan hatalar yapabileceğini (gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmayan birçok matematiksel "oyuncak" vardır) göz ardı eder. İkincisi fiziksel örüntüler matematiksel olarak ifade edildikten sonra tahminlerde bulunmanın matematiğin doğasında var olan bir sihir olmadığıdır.

12- Normatif ahlak argümanı: Çok kısa bir cevap yazacağım. Natüralizm pratik ahlakın kusurlu, esnek, çıkarcı ve zamanla evrimleşen doğasını evrimsel etikle Teizm'den çok daha kolay bir şekilde açıklar. Teistler burada işte Tanrı alıştırmak için aşamalı vahiy gönderiyordu gibi savunmalar yapar ama Teizm ek argümanlar getirdiği için daha az parsimonik olur. Ayrıca seküler ahlak kuramlarını reddedip ahlaki yükümlülükleri Tanrı ile temellendirmek bana göre çok zayıf. Çünkü hem pratik hem de normatif etiği Teizm'den çok daha parsimonik bir şekilde bir arada açıklayabilen faydacılık gibi seküler ahlak kuramları mevcut.

13- Qualia (Öznel deneyim) argümanı: Buna da çok kısa bir cevap yazacağım. Bazı Natüralist filozoflar öznel deneyimi reddedip illüzyonizmi savunsalar da illüzyonizm (ya da eliminativizm) pratik epistemolojiyi açıklayamaz. Ama bölünmüş beyin deneyleri beni ruhun çok da bir şey açıklayamadığına ikna ettiği için öznel deneyimin Teizm'e çok da olasılıksal destek sunacağını zannetmiyorum. Bilinç ve zihin beyne çok bağımlı gibi görünüyor ve Natüralizm bunu Teizm'den daha parsimonik bir şekilde açıklıyor. Çünkü beyin yoksa bilinç de zihin de yok.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 2 months ago

Sizin için Kuran'daki bazı problemleri derledim. (Genel bir İslam eleştirisi)

1- Kur'an, İbrahim'in kitapları olduğunu söylüyor, fakat ana akım Hristiyan geleneğinde böyle bir şey yok [1].

2- Kur'an, Musa'nın kitaplarında [Tanah içindeki Tevrat (5 kitap)] ahiretten bahsedildiğini söyler. Ancak bu yanlıştır. Eğer cehennem Tevrat'ta olsaydı, Yahve kendisine karşı çıkanları dünyevi olaylarla değil, cehennemle tehdit ederdi. Çünkü bu daha sonra Babil sürgünü sırasında Zerdüştlükten etkilenen Yahudiler zamanında ortaya çıktı [2].

3- Kur'an, İbrahim ve İsmail'in Kâbe'yi inşa ettiğini söylüyor [3]. Ana akım Hristiyan geleneğinde böyle bir şey yok. Kâbe muhtemelen bir putperest tapınağı olarak kuruldu. Ayrıca, Kur'an'a göre Kâbe, yeryüzündeki ilk ibadet yeridir. Bunun da hiçbir delili yok.

4- Kutsal Ruh (Ruhül-Kudus veya Ruhül-Emin) Kur'an'da Cebrail olarak anılmaktadır, fakat ana akım Hristiyan geleneğine göre melekler ve Kutsal Ruh farklı şeylerdir [4].

5- Kur'an'a göre Hristiyanlar Bakire Meryem'e taparlar [5]. Ancak bu da ana akım Hristiyanlıkla örtüşmez.

6- Kur'an'a göre Yahudiler Ezra'ya Tanrı'nın oğlu diyorlardı [6]. Bu, tarihte hiçbir zaman musevilerde yaygın bir görüş olmamıştır.

7- Kur'an, İsa'nın Tanrı'nın biyolojik oğlu olduğunu varsaymaktadır [7]. Bunun ana akımla hiçbir ilgisi yoktur.

8- Kur'an'a göre İsa çarmıha gerilmedi [8]. Bu açıkça yanlıştır. İsa'nın ölümünden 20-25 yıl sonra yazılan Pavlus'un mektuplarında (MS 50-55), çarmıh Yahudiler için bir tökezleme taşı, putperestler için ise bir aptallık olarak tanımlanmıştır. Yeni Ahit'in neredeyse tamamı İsa'nın çarmıha gerilmesine dayanmaktadır. Ve utanç ölçütü gibi nedenlerden dolayı, İsa'nın çarmıha gerilmesi tarihsel olarak çok muhtemeldir.

9- Kur'an, peygamber Natan'ın Yahuda Kralı Davud'a anlattığı alegorik hikâyeyi gerçekmiş gibi aktarır ve Davud'un Uriya'ya yaptıklarından bahsetmez [9]. Peygamber Natan da metinden tamamen silinmiştir.

10- Kur'an, sonradan ortaya çıkan isyankar şeytanın öyküsünü, Süryani apokrif eserleri ve Yahudi apokrif eserleri gibi ilk insanın yaratılışına uygulamıştır [10].

11- Kur'an, erken Hristiyanlık döneminden kalma bir rivayeti gerçekmiş gibi aktarmıştır [11].

12- Kur'an, Yeşu, Gideon ve Saul'u Talut [12] adlı bir şahsiyet altında birleştirmiştir.

13- Kur'an'a göre, buzağıyı Samirî kabilesinden biri (El-Samiri) yapmıştır. Ancak Eski Ahit'e göre buzağıyı yapan kişi Harun'dur. Samirî şehri, Musa'dan yüzyıllar sonra, MÖ 9. yüzyılda, İsrail Kralı Omri tarafından kurulmuştur. Ancak Samirîler MÖ 722'de ortaya çıkmıştır. Kral Omri gerçekten yaşamıştır. Samirî şehrinin arkeolojik kalıntıları da mevcuttur [13].

14- Kabil ve Habil'deki kuzgun hikayesi bir Yahudi efsanesidir [14].

15- Tufanda boğulan Nuh'un oğlu, Eski ve Yeni Ahit'te geçmemektedir. Araştırmacılar bunu Yahudi efsanelerinde bile bulamadılar. Muhtemelen tamamen yeni bir düzenlemeydi [15].

16- İslam alimleri İbrahim'in kurban edilen çocuğunun İsmail olduğunu söylerler. Ancak Taberi'ye ve Eski Ahit'e göre kurban edilen çocuk İshak'tır [16].

17- Kur'an'ı yazanlar isimlerin etimolojik kökenlerini bilmiyorlardı. Örneğin, İsrail ismi "Tanrı ile güreşen" anlamına gelirken, İlyas ismi "Yahve benim Tanrımdır" anlamına gelir. Yusuf ismi ise "Yahve çoğalsın" anlamına gelir [17].

18- Eski Ahit'e göre Musa'nın kayınpederi Reuel veya Jethro idi. Kur'an'a göre ise Şuayb idi. Şuayb etimolojik olarak tamamen Arapça kökenlidir [18].

19- Eski Ahit'e göre İbrahim'in babasının adı Terah iken, Kur'an'a göre Azar'dır. Azar, Farsça kökenli bir isim olup ateş, kırmızı vb. anlamlara gelir. Muhammed muhtemelen İbrahim'in babasını İran-Zoroastrian (Mecusi) kültürüne yakın bulmuştur [19].

20- Kur'an, Musa zamanındaki Mısır Firavununun kendisini Tanrı ilan ettiğini varsaymaktadır. Hiçbir Mısır Firavunu böyle bir şey yapmamıştır [20].

21- Kur'an, Mısır'da çarmıha germenin var olduğunu varsaymaktadır. Ancak bu cezalandırma yöntemi ilk olarak Pers İmparatorluğu'nda ortaya çıkmıştır [21].

22- Kur'an, Eski Ahit'teki Ester Kitabı'nda geçen vezir Haman'ı Musa zamanındaki Firavun'a entegre eder. Ayrıca Babil Kulesi öyküsünü de Musa zamanındaki Firavun'a entegre eder [22].

23- Karıncaların kendi aralarında konuşup Süleyman'ın yolundan çekilmeleri hikayesi bir Yahudi efsanesidir [23].

24- İsa'nın beşikte ve hurma ağacında konuşması hikayesi Arapça Çocukluk İncili'nden alınmıştır [24].

25- Kur'an, Meryem Ana'nın babasının Amram (İmran) olduğunu varsayar. Ancak apokrif bir kaynakta (Yakub İncili), Meryem'in babasının Yoakim olduğu belirtilir [25].

Bunlar Kur'an'daki sorunlardan sadece bazıları.

Referanslar:

  1. Kuran, A'la Suresi (87:19) ve Necm Suresi (53:36-37), "İbrahim'in Tomarları"na (Suhuf İbrahim) atıfta bulunur.
  2. Kur'an'da, A'la Suresi (87:18-19), ahiretin en eski yazıtlarda bulunduğunu iddia eder. Tarihsel olarak, İbranice İncil'de bedensel dirilişe dair açık referanslar geç dönemlere aittir (örneğin, Daniel 12:2) ve bilim insanları tarafından Babil/Zoroastrian etkisinin ardından İkinci Tapınak dönemine ait olduğu düşünülmektedir.
  3. Kur'an'da, Bakara Suresi (2:127) İbrahim ve İsmail'in Kâbe'yi inşa etmesini, Al İmran Suresi (3:96) ise Kâbe'nin ilk ibadethane olduğunu belirtir.
  4. Kur'an'da Bakara Suresi (2:97) Cebrail'i vahiy getiren olarak tanımlarken, Bakara Suresi (2:87) ve Nahl Suresi (16:102) Kutsal Ruh'tan (Ruh el-Kudus) bahseder ki İslam teolojisi bunu Cebrail ile eşdeğer tutar. Ana akım Hristiyanlık ise Kutsal Ruh'u Teslis'in üçüncü kişisi olarak tanımlar (Matta 28:19).
  5. Kur'an, Maide Suresi (5:116): "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, 'Beni ve annemi Allah'tan başka ilah edinin' mi dedin?"
  6. Kuran, Tevbe Suresi (9:30): "Yahudiler, 'Ezra (Uzeyr) Allah'ın oğludur' diyorlar."
  7. Kur'an, En'am Suresi (6:101): "O'nun eşi [karısı] olmadığı halde nasıl oğlu olabilir?" Bu ayet, biyolojik anlamda oğulluk kavramını eleştirmektedir.
  8. Kur'an, Nisa Suresi (4:157) çarmıha gerilmeyi reddeder. Havari Pavlus'un çarmıhın "Yahudiler için bir tökezleme taşı, putperestler için ise akılsızlık" olduğuna dair açıklaması 1 Korintliler 1:23'te bulunur.
  9. Kur'an'da, Sad Suresi (38:21-25), 99 koyun ve bir koyunla tartışmaya giren iki adamın hikayesini anlatır. Peygamber Natan'ın, Hititli Uriya ve Batşeba hakkında Kral Davud'a karşı bu benzetmeyi kullanarak hesap sorduğu İncil'deki anlatı ise 2 Samuel 12:1-15'te yer almaktadır.
  10. Kur'an'da, Bakara Suresi (2:34) ve Araf Suresi (7:11), İblis'in Adem'e secde etmeyi reddettiğini detaylandırır. Şeytan'ın yeni yaratılan Adem'e secde etmeyi reddetmesinin tam bir benzeri, erken dönem apokrif literatürde, özellikle Adem ve Havva'nın Hayatı (12-16. bölümler) ve Süryani Hazine Mağarası'nda bulunur.
  11. Kur'an'da, Kehf Suresi (18:9-26), Mağara Mahkûmları'nın hikayesini anlatır. Bu, 5. yüzyılda Seruğlu Yakup tarafından Süryanice'de yaygınlaştırılan "Efes'in Yedi Uyuyan Adamı" Hristiyan efsanesiyle mükemmel bir paralellik gösterir.
  12. Kur'an, Bakara Suresi (2:246-251). Kur'an, Eski Ahit'te Gideon tarafından gerçekleştirilen nehir suyu içme imtihanını Talut'a (Saul) atfeder (Hakimler 7:4-7).
  13. Kur'an'da, Taha Suresi (20:85-97), altın buzağıyı "Samiri"nin yaptığını iddia eder. Çıkış 32:1-4'e göre ise Harun yapmıştır. Tarihsel olarak, Samarya şehri MÖ 9. yüzyılda İsrail Kralı Omri tarafından inşa edilmiştir (1 Krallar 16:24).
  14. Kur'an, Maide Suresi (5:31). Ölen kardeşin nasıl gömüleceğini gösteren karga hikayesi, Yahudi midraş literatüründe, özellikle Pirkei De-Rabbi Eliezer'de (21. Bölüm) bulunur.
  15. Kur'an'da, Hud Suresi (11:42-43), Nuh'un oğullarından birinin gemiye binmeyi reddedip boğulduğunu anlatır. Bu olay Yaratılış 6-9'da yer almaz.
  16. Tekvin 22:2'de kurban edilen oğulun İshak olduğu açıkça belirtilmektedir. Taberi, Saffat Suresi tefsirinde (37:101-107), birçok erken dönem İslam sahabesi ve aliminin başlangıçta kurban edilen oğlun İshak olduğuna inandığını, daha sonra bu görüşün İsmail'e kaydığını açıkça belgelemektedir.
  17. İncil İbranicesi etimolojileri: İsrail "Tanrı ile güreşir" anlamına gelir (Yaratılış 32:28); İlyas (Eliyahu) "Yahve benim Tanrımdır" anlamına gelir; Yusuf (Yosef) "Yahve ekleyecek/artıracak" anlamına gelir (Yaratılış 30:24).
  18. Çıkış 2:18 ve 3:1, Musa'nın kayınpederini Midyanlı bir rahip olan Reuel veya Yitro olarak tanımlar. Kur'an (Kasas Suresi 28:22-28) ise bunun Arap peygamberi Şuayb olduğunu ima eder.
  19. Yaratılış 11:26'da İbrahim'in babasının Terah olduğu belirtilir. Kur'an'da ise En'am Suresi'nde (6:74) Azar olarak geçer.
  20. Kur'an, Naziat Suresi (79:24), Firavun'un "Ben sizin en yüce Rabbinizim" dediği ayet ve Kasas Suresi (28:38).
  21. Kur'an'da, A'raf Suresi (7:124), Taha Suresi (20:71) ve Yusuf Suresi (12:41) eski Mısır'da çarmıha gerilmeden bahseder. Tarihsel olarak, çarmıha gerilmenin ölüm cezası olarak kullanıldığı en eski kayıtlar, Firavun dönemlerinden çok sonra, Ahameniş Pers İmparatorluğu'na (MÖ 6. yüzyıl) aittir.
  22. Kur'an'da, Kasas Suresi (28:38) ve Gafir (Mümin) Suresi (40:36-37), Haman'ı Mısır'da Firavun'un veziri olarak tasvir eder ve ona Tanrı'ya ulaşmak için pişmiş kilden bir kule inşa etmesi emredilir. İncil'de ise Haman, Pers İmparatorluğu'nda bir vezirdir (Ester 3:1) ve göklere uzanan kule Babil Kulesi'dir (Yaratılış 11).
  23. Kur'an, Naml Suresi (27:18-19). Süleyman ve konuşan karıncalar hakkındaki oldukça benzer bir hikaye, Yahudi Targum Şeni'de (Ester Kitabı'nın Aramice çevirisi ve midraşı) de mevcuttur.
  24. Kur'an'da Meryem Suresi (19:23-25) Meryem ve hurma ağacını, (19:29-33) ise İsa'nın beşikte konuşmasını anlatır. Bu öyküler sırasıyla Sahte Matta İncili'nde (20. Bölüm) ve Arapça Çocukluk İncili'nde (1. Bölüm) bulunur.
  25. Kur'an'da, Ali İmran Suresi (3:33-35) ve Tahrim Suresi (66:12) Meryem'in babasının İmran olduğunu belirtir (Amram, İncil'de Sayılar 26:59'da Harun, Musa ve Miryam'ın babası olarak geçer). Hristiyan apokrif metinlerinde, özellikle Yakup'un Protoevangelium'unda (1. Bölüm), Meryem'in babasının adı Yoakim olarak geçer.

Burada da Kuran'ın çok büyük 2 probleminden bahsettim:

1- Müslümanlara göre (Kuran'a göre değil), Yahudilik ve Hristiyanlık yozlaşmıştır, ancak Tanrı, garip bir şekilde, Hristiyanlığı bir yanılsama olarak yaratmıştır (Kuran'a göre Tanrı, İsa'yı çarmıha gerilmiş olarak tasvir etmiştir), sonra kendi sözleriyle bu insanları altı yüzyıl boyunca yanılsama içinde bırakmış ve sonunda İslam'ı korumayı seçmiştir. Ve altı yüzyıl boyunca Hristiyanları yanılsama içinde tutan Tanrı, şimdi onları cehennemle tehdit ediyor.

2- Ya da daha basitçe ifade etmek gerekirse, Muhammed teolojik meşruiyetini önceki geleneklere dayandırmak istedi.

Elbette, Eski Ahit'in bir dönüştürme işleminden geçmediğine dair kanıtlar (Kumran el yazmaları, stilometrik analizler) vardır. Burada Müslümanların yaptığı şey, bilim insanlarının Eski ve Yeni Ahit'in değiştirilmediğine dair hiçbir kanıtı yokmuş gibi davranmaktır. Bununla birlikte Müslümanlar Kur'an'ın değiştirilmediğini varsayarlar. Farklı kıraatlerden gelen kodeksler ve Kur'anlar, Kur'an'ın masumiyeti hakkında soru işaretleri doğurabilir. Ayrıca, Müslümanların Halife Osman'ın farklı el yazmalarını yakarken doğru el yazmasını seçtiğini de ummaları gerekiyor. Buhari, bugün en yaygın kullanılan Hafs Kur'an'ının yaratıcısı Hafs'ı sahtekar olarak nitelendiriyor. Son olarak, İslami gelenek, Fatiha, Felak ve Nas surelerinin sure mi yoksa dua mı olduğundan bile emin değil. Örneğin, İbn Mesud (Muhammed'e en yakın kişilerden biri; Muhammed bile Kur'an'ı ondan öğrenmeyi tavsiye etmiştir) şu anda sure olarak kabul edilen bu üç bölümü kendi Kur'an'ına dahil etmemiştir. Onları dua olarak kabul etmiştir. İbn Mesud gibi Muhammed'e çok yakın olan Ubay bin Kab da, modern Kur'an'da bulunmayan Hafed ve Hul (veya Kunut) surelerini Mushaf'ına (el yazması) eklemiştir. Ubay bin Kab'ın 116 suresi varken, İbn Mesud'un 111 suresi vardı.

Burası önemli: Cemre Demirel gibi kişiler Muhammed bu kadar farklı kaynaktan alım yaptıysa o zaman bu olasılıksal olarak düşüktür derler. Bu yanlıştır (geriye dönelik yanlış bir olasılık hesabıdır ve bu hatalara Teksas keskin nişancı safsatası denir.), çünkü Muhammed'in hangi hikayeyi seçtiği önemli değildi, o zaten amacı doğrultusunda illaki hikayeler seçecekti. Bu seçimler sadece bir tesadüf.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 2 months ago

I think the Quran has very serious problems.

Problems that a Muslim (I am a former Muslim) who objectively examines the Old and New Testaments might see:

1- The Quran says they are the books of Abraham, but there is no such thing in the mainstream Christian tradition [1].

2- The Quran says that the books of Moses [the Torah (5 books) within the Tanakh] mention the afterlife. However, this is wrong. If hell were in the Torah, Yahweh would threaten those who oppose him with hell, not with worldly events. Because this later emerged during the time of the Jews who were influenced by Zoroastrianism during the Babylonian exile [2].

3- The Quran says that Abraham and Ishmael built the Kaaba [3]. There is no such thing in mainstream Christian tradition. The Kaaba was probably established as a pagan temple. Also, according to the Quran, the Kaaba is the first place of worship on earth. And there is no evidence of that.

4- The Holy Spirit (Ruh al-Qudus or Ruh al-Amin) is mentioned in the Quran as Gabriel, but according to mainstream Christian tradition, angels and the Holy Spirit are different things [4].

5- According to the Quran, Christians worship the Virgin Mary [5]. However, this also does not align with mainstream Christianity.

6- According to the Quran, Jews called Ezra the son of God [6]. This has never been mainstream in history.

7- The Quran assumes that Jesus is the biological son of God [7]. This has nothing to do with the mainstream.

8- According to the Quran, Jesus was not crucified [8]. This is clearly wrong. In Paul's letters (50-55 AD), dated 20-25 years after Jesus' death, the cross is described as a stumbling block for the Jews and folly for the Greeks. Almost the entire New Testament is based on the crucifixion of Jesus. And for reasons such as the criterion of shame, the crucifixion of Jesus is historically very likely.

9- The Quran recounts the allegorical story of the prophet Nathan to King David of Judah as if it were true, and does not mention what David did to Uriah [9]. The prophet Nathan is also completely erased from the text.

10- The Quran has applied the story of the rebellious devil, which emerged later, to the creation of the first man, just like the Syriac apocryphal works and Jewish apocryphal works [10].

11- The Quran has narrated a legend from the early Christian period as if it were true [11].

12- The Quran has combined Joshua, Gideon, and Saul under a character named Talut [12].

13- According to the Quran, someone from the Samaritan tribe (Al-Samari) made the calf. However, according to the Old Testament, the person who made the calf was Aaron. The city of Samaria was founded centuries after Moses, in the 9th century BC, by King Omri of Israel. The Samaritans, however, emerged in 722 BC. King Omri actually lived. There are also archaeological remains of the city of Samaria [13].

14- The story of the raven in Cain and Abel is a Jewish legend [14].

15- Noah's son who drowned in the flood is not mentioned in the Old and New Testaments. Researchers haven't even found it in Jewish legends. It was probably a completely new redaction [15].

16- Islamic scholars say that Abraham's sacrificed child was Ishmael. However, according to Tabari and the Old Testament, the sacrificed child was Isaac [16].

17- The people who wrote the Quran did not know the etymological origins of the names. For example, the name Israel means "one who wrestles with God," while the name Elijah means "Yahweh is my God." The name Joseph means "May Yahweh increase" [17].

18- According to the Old Testament, Moses' father-in-law was Reuel or Jethro. According to the Quran, it was Shu'aib. Shu'aib is etymologically entirely of Arabic origin [18].

19- According to the Old Testament, Abraham's father's name was Terah, while according to the Quran, it was Azar. Azar is a name of Persian origin and means fire, red, etc. Muhammad probably found Abraham's father close to Iranian-Zoroastrian (Magian) culture [19].

20- The Quran assumes that the Egyptian Pharaoh of the time of Moses declared himself God. No Egyptian Pharaoh ever did such a thing [20].

21- The Quran assumes that crucifixion existed in Egypt. However, this method of punishment first appeared in the Persian Empire [21].

22- The Quran integrates the vizier Haman from the Book of Esther in the Old Testament into the Pharaoh of the time of Moses. It also integrates the story of the Tower of Babel into the Pharaoh of the time of Moses [22].

23- The story of the ants talking to each other and getting out of Solomon's way is a Jewish legend [23].

24- The story of Jesus speaking in the cradle and the palm tree is taken from the Arabic Gospel of Childhood [24].

25- The Quran assumes that the father of the Virgin Mary was Amram (Imran). However, in an apocryphal source (the Gospel of the James), Mary's father is mentioned as Joachim [25].

These are only some of the problems in the Quran.

References:

  1. Quran, Surah Al-A'la (87:19) and Surah An-Najm (53:36-37), which refer to the "Scrolls of Abraham" (Suhuf Ibrahim).
  2. Quran, Surah Al-A'la (87:18-19) claims the afterlife is in the earliest scrolls. Historically, explicit references to bodily resurrection in the Hebrew Bible are late (e.g., Daniel 12:2), widely considered by scholars to be from the Second Temple period following Babylonian/Zoroastrian influence.
  3. Quran, Surah Al-Baqarah (2:127) for Abraham and Ishmael building the Kaaba, and Surah Al Imran (3:96) identifying it as the first house of worship.
  4. Quran, Surah Al-Baqarah (2:97) identifies Gabriel as the bringer of revelation, while Surah Al-Baqarah (2:87) and Surah An-Nahl (16:102) refer to the Holy Spirit (Ruh al-Qudus), which Islamic theology equates to Gabriel. Mainstream Christianity defines the Holy Spirit as the third person of the Trinity (Matthew 28:19).
  5. Quran, Surah Al-Ma'idah (5:116): "O Jesus, Son of Mary, did you say to the people, 'Take me and my mother as deities besides Allah?'"
  6. Quran, Surah At-Tawbah (9:30): "The Jews say, 'Ezra (Uzair) is the son of Allah.'"
  7. Quran, Surah Al-An'am (6:101): "How could He have a son when He does not have a companion [wife]?" This verse critiques the concept of sonship in biological terms.
  8. Quran, Surah An-Nisa (4:157) denies the crucifixion. The Apostle Paul's reference to the cross being a "stumbling block to Jews and foolishness to Gentiles" is found in 1 Corinthians 1:23.
  9. Quran, Surah Sad (38:21-25) recounts the story of the two disputants with 99 sheep and one sheep. The Biblical narrative of the Prophet Nathan using this exact parable to confront King David about Uriah the Hittite and Bathsheba is found in 2 Samuel 12:1-15.
  10. Quran, Surah Al-Baqarah (2:34) and Surah Al-A'raf (7:11) detail Iblis refusing to bow to Adam. The exact parallel of Satan refusing to bow to the newly created Adam is found in early apocryphal literature, specifically the Life of Adam and Eve (chapters 12-16) and the Syriac Cave of Treasures.
  11. Quran, Surah Al-Kahf (18:9-26) tells the story of the Companions of the Cave. This perfectly parallels the Christian legend of the "Seven Sleepers of Ephesus," which was widely popularized in Syriac by Jacob of Serugh in the 5th century.
  12. Quran, Surah Al-Baqarah (2:246-251). The Quran attributes to Talut (Saul) the river water-drinking test, which in the Old Testament is performed by Gideon (Judges 7:4-7).
  13. Quran, Surah Ta-Ha (20:85-97) claims "Al-Samiri" made the golden calf. According to Exodus 32:1-4, Aaron made it. Historically, the city of Samaria was built by King Omri of Israel in the 9th century BC (1 Kings 16:24).
  14. Quran, Surah Al-Ma'idah (5:31). The story of the raven showing how to bury the dead brother is found in Jewish midrashic literature, specifically Pirkei De-Rabbi Eliezer (Chapter 21).
  15. Quran, Surah Hud (11:42-43) details a son of Noah refusing to board the ark and drowning. This event is absent from Genesis 6-9.
  16. Genesis 22:2 explicitly names Isaac as the sacrificed son. Al-Tabari, in his Tafsir on Surah As-Saffat (37:101-107), explicitly documents that many early Islamic companions and scholars originally believed the sacrificed son was Isaac before the consensus shifted to Ishmael.
  17. Biblical Hebrew etymologies: Israel means "wrestles with God" (Genesis 32:28); Elijah (Eliyahu) means "Yahweh is my God"; Joseph (Yosef) means "Yahweh will add/increase" (Genesis 30:24).
  18. Exodus 2:18 and 3:1 identify Moses' father-in-law as Reuel or Jethro, a Midianite priest. The Quran (Surah Al-Qasas 28:22-28) implies it was the Arabic prophet Shu'aib.
  19. Genesis 11:26 identifies Abraham's father as Terah. The Quran, Surah Al-An'am (6:74), calls him Azar.
  20. Quran, Surah An-Nazi'at (79:24), where Pharaoh declares, "I am your most exalted lord," and Surah Al-Qasas (28:38).
  21. Quran, Surah Al-A'raf (7:124), Surah Ta-Ha (20:71), and Surah Yusuf (12:41) mention crucifixion in ancient Egypt. Historically, the earliest recorded use of crucifixion as a capital punishment was by the Achaemenid Persian Empire (6th century BC), long after the Pharaonic periods described.
  22. Quran, Surah Al-Qasas (28:38) and Surah Ghafir (40:36-37) depict Haman as Pharaoh's vizier in Egypt, ordered to build a tower of baked clay to reach God. In the Bible, Haman is a vizier in the Persian Empire (Esther 3:1), and the tower to the heavens is the Tower of Babel (Genesis 11).
  23. Quran, Surah An-Naml (27:18-19). A remarkably similar story of Solomon and the talking ants exists in the Jewish Targum Sheni (an Aramaic translation and midrash of the Book of Esther).
  24. Quran, Surah Maryam (19:23-25) describes Mary and the palm tree, and (19:29-33) describes Jesus speaking in the cradle. These stories are found in the Gospel of Pseudo-Matthew (Chapter 20) and the Arabic Infancy Gospel (Chapter 1), respectively.
  25. Quran, Surah Al Imran (3:33-35) and Surah At-Tahrim (66:12) name Mary's father as Imran (Amram is the Biblical father of Aaron, Moses, and Miriam in Numbers 26:59). In Christian apocrypha, specifically the Protoevangelium of James (Chapter 1) Mary's father is named Joachim.
reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 2 months ago

I think the Trinity is logically problematic

In the following text, I tried to show that the Trinity is logically problematic.

1- Since, according to the Trinity, the Father is not strictly identical to the Son and the Holy Spirit, let us designate the Father's unique nature as "a".

2- Since the Son is not strictly identical to the Father and the Holy Spirit, let us designate the Son's unique nature as "b".

3- Since the Holy Spirit is not strictly identical to the Father and the Son, let us designate the Holy Spirit's unique nature as "c".

4- Since the Father is not entirely distinct from the Son and the Holy Spirit, let us designate the nature the Father shares with the Son and the Holy Spirit as "a1".

5- Since the Son is not entirely distinct from the Father and the Holy Spirit, let us designate the nature the Son shares with the Father and the Holy Spirit as "b1".

6- Since the Holy Spirit is not entirely distinct from the Father and the Son, let us designate the nature the Holy Spirit shares with the Father and the Son as "c1".

7- Father = a + a1 + b1 + c1

8- Son = b + a1 + b1 + c1

9- Holy Spirit = c + a1 + b1 + c1

10- God = ? (Is it a1 + b1 + c1, a + b + c + a1 + b1 + c1, or something else entirely?)

11- However, since none of them are strictly identical to one another, according to the logical Law of Identity, they must be evaluated as distinct ontologies. If we accept this conclusion, we arrive at Partialism, which closely verges on polytheism. But this contradicts the Trinity and has therefore been historically declared a heretical doctrine.

12- If the Father, the Son, and the Holy Spirit do not possess their own unique natures—meaning they are merely roles of God without distinct personhoods—then we arrive at Modalism, which closely verges on strict monotheism. But this also contradicts the Trinity and has therefore been historically declared a heretical doctrine.

13- We will consider 6 possible objections (models): Social Trinitarianism, Psychological Trinitarianism, Constitution Trinitarianism, Relative Identity Trinitarianism, Monarchical Trinitarianism, and Mysterianism (Fideism).

14- Social Trinitarianism [1] applies the name "God" to the relationship (Perichoresis - divine dance) between a community of 3 distinct consciousnesses/persons (Father, Son, and Holy Spirit). Here, God is a collective. This model has 3 serious problems:

- First, if the Father, Son, and Holy Spirit possess distinct wills and distinct consciousnesses, no matter how much you claim "there is a perfect union of love among them," logically, you have created 3 separate Gods. Much like a scenario where the gods of Olympus get along perfectly, this situation severs Christianity from monotheism and pushes it toward polytheism.

- Second, if 3 distinct consciousnesses come together to form a "God Group," each person is not the entirety of God, but merely a 1/3 fraction of that divine collective. This not only engenders the risk of Partialism but also violates the attribute of Divine Simplicity. If God is contingent upon the aggregation of multiple parts, He cannot possess the attribute of divine simplicity.

- The worst problem is that, in this model, God lacks an ontology. God is merely a relationship.

15- Psychological Trinitarianism [2], in stark contrast to Social Trinitarianism, is a philosophical and theological model that explains God not as a "community" formed by three distinct persons, but as the different faculties and functions within a single mind. Mind/Memory (Mens / Memoria): The source of consciousness and being (represents the Father). Understanding/Knowledge (Intellectus / Notitia): The mind's knowledge of itself, the thought and word it generates regarding itself (represents the Son). Will/Love (Voluntas / Amor): The love and inclination the mind has toward this self-generated knowledge (represents the Holy Spirit). This model has 3 serious problems:

- First, if the Father, Son, and Holy Spirit are merely the memory, knowledge, and love of a single divine mind, then they are not truly "Persons" (Personae). They are solely the psychological functions of a single person.

- Second, in the Bible, Jesus (the Son) prays to God the Father. This involves communication between two distinct wills (e.g., Jesus saying, "Not my will, but yours be done" in the Garden of Gethsemane). When the Psychological model is applied, this situation turns into an absurd, schizophrenic internal dialogue, akin to God talking to His own memory.

- Third, the Councils of Nicaea and Chalcedon declare that all three persons possess their own distinct "personhoods" and are not merely roles. Therefore, when analyzed rationally, the Psychological model is crypto-Modalism, as it reduces the Father and the Son to mere modes (appearances) of a single subject.

16- Constitution Trinitarianism [3] posits a Divine Substance (Ousia): Much like "clay" on a table, there is a single, indivisible, and absolute divine substance. The Three Persons (Father, Son, Holy Spirit): Just as the clay can simultaneously possess the properties of a "statue," an "artwork," or a "cube"; that single divine substance is simultaneously organized as three distinct "persons." This model has 2 serious problems:

- First, this model describes God almost like "physical matter and the forms produced from that matter." God is a timeless and spaceless spiritual being. Attempting to apply "part-whole" or "matter-form" (mereological) rules of physical objects to Him does not entirely eliminate the risk of dividing God into parts (Partialism). Philosophers ask: "Does that divine substance (clay) exist on its own, independently of the persons (statues)?" If it does, it means there are 3 persons + 1 substance = 4 divine elements, causing the entire system to collapse.

- Second, if the "clay" is singular and the statue/cube/sphere are merely the forms it takes, then the Father, Son, and Holy Spirit cannot be real, independent, mutually loving wills; they become merely philosophical shapes (modes) assumed by a single substance. Thus, we circle back to the boundary of Modalism.

17- Relative Identity Trinitarianism [4] completely rejects the "Absolute Identity" principle, the most fundamental rule of classical logic. According to this model, there is no such thing as "A is identical to B" in the world. Identity is always established through a noun/category. The Father and the Son are the same in terms of "being God" (Father = God, Son = God). However, the Father and the Son are not the same in terms of "being a Person" (Father ≠ Son). This model has 2 serious problems:

- First, stating "A = B but simultaneously A ≠ B" is a complete distortion of logical language. From mutually negating propositions, any desired epistemological conclusion can be drawn. If we are speaking of a numerically singular entity, that entity must be identical to itself in every respect. This model does not resolve the contradiction; it merely declares the rules of logic invalid.

- Second, for instance, even though John, Jack, Joseph and  are identical in terms of being human, they are distinct in terms of personhood. Does this indicate that they are not distinct entities?

18- Monarchical Trinitarianism [5] asserts that there is only one true, absolute God whose source is Himself: The Father. The Son and the Holy Spirit do not generate their divinity from within themselves; they receive it from the Father. The Father is the sole source of divinity (Fontalis Deitas). The Son is eternally generated from the Father's mind (Eternal Generation); the Spirit eternally proceeds from the Father (Procession). This model has a serious problem:

- This model logically falls into the heresy of Subordinationism. If the Son and the Spirit owe their divinity to the Father, they are subordinate to the Father and are not entirely equal. This demolishes the dogma of the Council of Nicaea that "all three persons are equally God."

19- Finally, Mysterianism [6] is not actually a model, but rather the point where philosophers hoist the white flag, realizing that all rational models have gone bankrupt. The human brain is evolutionarily programmed to operate in a 3-dimensional universe using Aristotelian logic (A = A). The Trinity, however, belongs to a dimension outside this universe and this logic. Just as a 2-dimensional line character living on a piece of paper could never comprehend a 3-dimensional cube and would perceive it contradictorily (sometimes as a square, sometimes as a point) through its "cross-sections" touching the paper, the human mind also perceives God contradictorily. According to this approach, the Trinity is not logically impossible; it is simply that the human mind lacks the hardware capacity to decode this logic. Therefore, attempting to rationalize it is a mistake, a waste of time. This position has a serious problem:

- If the Trinity cannot be expressed epistemologically, there is no reasonable justification to attribute epistemological reliability to the Trinity. This is fideism.

20- General Problems of the Trinity: What exactly is God in the Trinity? How can 3 distinct ontologies (Father, Son, Holy Spirit) constitute a single ontology (God)? If God is an emergent ontology, how can He be ontologically equal to the others? Conversely, if God created the 3 distinct ontologies, then this time, the 3 distinct ontologies (Father, Son, and Holy Spirit) cannot be ontologically equal to God. In fact, we do not even know whether God is an ontology or a relationship. While Social Trinitarians claim God is a relationship, the mainstream refers to God as a subject. A relationship cannot possess a will or an effect. When God is discussed as an ontology, the situation becomes even more inextricable. If we speak of an ontological direction (from Father, Son, Holy Spirit to God, or from God to Father, Son, Holy Spirit), equality in terms of ontology is logically impossible. Either God or the Father, Son, and Holy Spirit must possess ontological priority. Orthodox theology evades logic by stating, "Neither; they have been equal from eternity." However, in formal ontology, "being equal without being dependent" (sharing the same substance while remaining distinct) is impossible. If God is the intersection of the Father, Son, and Holy Spirit, then He must be ontologically incomplete; if God is the sum of the Father, Son, and Holy Spirit, then the Father, Son, and Holy Spirit must be ontologically incomplete. In short, according to the Trinity, the Father, Son, and Holy Spirit must simultaneously be three separate ontologies and one identical ontology.

Footnotes:

[1] Primarily advocated by modern analytic philosophers such as Richard Swinburne and William Lane Craig, emphasizing the "community" or "society" of divine persons.

[2] Formulated by Augustine of Hippo (De Trinitate) and further developed by Thomas Aquinas, focusing on the internal operations of a single divine mind.

[3] A contemporary model often associated with Lynne Rudder Baker and Jeffrey E. Brower, utilizing mereological frameworks (parts and wholes) to explain the Trinity.

[4] Championed by Peter van Inwagen, deriving from Peter Geach's logical framework, which denies absolute identity in favor of sortal-relative identity.

[5] The dominant view of the Eastern Orthodox Church (e.g., the Cappadocian Fathers), emphasizing the Father as the sole monarch and unoriginate source (archē) of the Godhead.

[6] The epistemological stance (often linked to Fideism or negative theology) arguing that the Trinity is a strict mystery that transcends human cognitive and logical capacities.

reddit.com
u/ItchyCelebration6333 — 2 months ago