
The Odyssey İncelemesi
Christopher Nolan tarafından yazılan ve yönetilen, 2026 yapımı epik fantastik aksiyon filmi.
Homeros tarafından derlenen Odysseia destanının bir uyarlaması olan filmde; Truva Atı ile Truvalıları kandırarak şehrin düşmesine yol açan İthaka Kralı Odysseus’un, askerleriyle birlikte evine ve en önemlisi eşi Penelope’ye dönüş yolculuğu ve bu yolculuk sırasında başlarına gelenler anlatılıyor.
Matt Damon, Anne Hathaway, Robert Pattinson, Tom Holland, Zendaya ve Charlize Theron’un yanı sıra birçok oyuncuyu bünyesinde barındıran geniş kadrosu, Ludwig Göransson imzalı müzikleri ve tamamen IMAX formatında çekilen ilk uzun metrajlı film olmasıyla The Odyssey, usta yönetmen Christopher Nolan’ın ellerinde muhteşem bir işe dönüşmüş. Filmi izlemek için haftalardır IMAX salonunda yer aradığıma da kesinlikle değdi. Ambiyans, bir an için bile olsa sürükleyiciliğini ve etkileyiciliğini kaybetmedi.
Filmde biraz daha Yunan unsuru olmasını isterdim. Ayrıca Helen ve Sinon için yapılan oyuncu seçimleri daha başarılı olabilirdi. Yine de filmin modern bir uyarlama olduğunu düşündüğümüzde, bu eleştirilerimin filmden aldığım keyfi etkilemediğini söyleyebilirim. Örneğin Agamemnon’un zırhının tarihsel gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktu; ancak filme kattığı hava muazzamdı.
“Eurylochus: What was the song of the sirens like?
Odysseus: All the things you want it to be. Then, all the things you wished you never wished for. It was the delicious itch you go to scratch but find it’s under the skin. You can’t reach it. So the delicious itch becomes unbearable. Told you what you most want is what you most can’t have. And what you most can’t have is what you already had, and lost. It was the song of all the promises I failed to keep. And it told me I don’t really want to go home.”