Küçükken Yaşadığım olay

Yaşımı hatırlamıyorum, küçükken futbolcu kartları ile evde oyunlar oynardım. İki takım kurup misket ile maç yaptırmak gibi. Bu sırada arkamı döndüğüm de siyah bir şey gördüm ve ben başımı çevirir çevirmez duvarın içine girip gitti. Çok saniyelik bir olaydı. Başımı çevirdiğim için belki bir göz yanılsaması olabileceğini düşündüm hep ama burayı yeni keşfettim anlatmak istedim.

reddit.com
u/lionelsamyeli — 25 days ago

Diğer Dünya 2. Kısım

Gotik sarayların ve kadim taşların arasında yankılanan o ağır sessizlik, yeni bir dönemin kanlı şafağıyla bozuldu.

Yüzyıllar önce, Elion’un en yakın sırdaşlarından biri, Oron İmparatorluğu'nun başkenti Aurelia’nın dehlizlerinde, yeraltı sarnıçlarının gizli karanlığında ilk ibadethaneyi kurmuştu. Zamanla bir efsaneye dönüşen o soy, nesilden nesile bu kutsal emaneti korudu. Ve şimdi, o köklü soyun son temsilcisi olan Patrik Silas, imparatorluk sarayının gölgesinde yükselen büyük katedralin tahtına, inananların oylarıyla değil, tarihin acımasız akışıyla oturtuldu. Ancak bu taç, mutlak bir iktidar vadetmiyordu. Oron İmparatorluğu'nun tepesinde oturan Kral Varian, kılıcını ve yasalarını kimseyle paylaşmaya niyetli olmayan kudretli bir hükümdardı. Silas, ruhların ve inancın mutlak önderiydi; fakat tahtın sahibi Kral Varian’dı. Dini lider sarayın dualarını yönlendirir, kralsa Oron’un demirden iradesini yürütürdü. Bu iki mutlak güç aynı gök kubbe altında yan yana duruyor, ama aralarındaki görünmez çizgi her geçen gün daha da geriliyordu. Bu gerilimin en büyük fitilini ise eski düzenin muhafızları ateşliyordu.

Aurelia’nın en karanlık, meşalelerin dahi aydınlatmaya çekindiği taş salonlarında Lord Vaelen, imparatorluğun eski ihtişamına bağlı diğer komutanlar ve soylularla tek tek görüşüyordu. Gecenin seher vakti, ağır kadife perdelerin arkasında fısıltıyla yürütülen bu gizli ittifak arayışı, Vaelen’in beklediği coşkuyu bulamamıştı. Kimi komutanlar kralın gazabından korkuyor, kimi ise yeni dinin rüzgarına çoktan kapılmıştı. Vaelen’in arkasında topladığı güç; eski tanrılara sadık birkaç hırslı lord, birkaç sefil lejyon komutanı ve elleri nasırlı bir avuç pagan muhafızdan ibaretti. Destek vardı, evet; ama Oron’un devasa ordularının karşısında bu küçücük kıvılcım, esen ilk rüzgârda sönecek kadar zayıftı ve Vaelen bunun farkındaydı. Daha da kötüsü, bu karanlık odalardaki gizlilik bir yanılsamadan ibaretti.

Vaelen’in ikna etmeye çalıştığı soylulardan biri, korkunun ve çıkarın kurbanı olarak, planları sarayın gölgelerindeki en sadık adama, Kral Varian’ın başhafiyesi Kaptan Cassian’a ihbar etti. Cassian, haberi aldığı an tepki vermedi; aksine yüzünde tehlikeli, buz gibi bir gülümseme belirdi. Kral Varian, isyanın büyümesini beklemek yerine, kökünü tek bir hamlede kazımaya karar verdi. Şehrin sokaklarında hiçbir şey belli edilmezken, Oron’un sadık muhafızları gizlice katedralin etrafını, yeraltı geçitlerini ve eski pagan tapınaklarının çıkışlarını sardı. Ve o kaçınılmaz gece geldi.

Eski tanrıların son direnişini başlatmak için Aurelia’nın dış mahallesindeki terkedilmiş bir amfiteatrda gizlice toplanan pagan önderler ve isyancı soylular, karanlıkta birbirlerine planlarını anlatırken gökyüzü çelik gibi yarıldı. Meşalelerin aydınlattığı o çukur alanın etrafını saran saray birlikleri, kılıçlarını aynı anda kınlarından sıyırdı.

Kaçacak tek bir delik yoktu. Kralın adamları merhamet göstermedi. Karanlığın içinde patlayan çığlıklar, kılıçların kemiklere saplanma sesleri ve dökülen sıcak kan, antik taşların üzerine yayıldı. Lord Vaelen’in o zayıf, cılız isyanı başlamadan boğulmuş; pagan önderler ve eski düzenin elebaşları topluca, vahşi bir katliamla ortadan kaldırılmıştı. Sabah olduğunda Aurelia’nın meydanlarında yepyeni, ama bir o kadar da korku kokan bir sakinlik hakimdi. Kral Varian tahtında dik oturuyor, Patrik Silas ise katedralin yüksek pencerelerinden sızan solgun sabah ışığında sessizce dua ediyordu.

1. Kısım için

reddit.com
u/lionelsamyeli — 1 month ago

Diğer Dünya 1. Kısım

Gök gürlemiyor, sanki dünyanın vicdanı çatlıyordu.

Gümüş Deniz’in kıyısındaki o kasvetli tepede, yükselen toz bulutlarının ve kurşuni bulutların altında üç ahşap direk dikilmişti. Rüzgâr, Tanith çölünün kavurucu nefesini kuzeye, Valoria’nın sert topraklarına taşıyor; çarmıha gerilen adamın kanla mühürlenmiş dudaklarından dökülen son nefesi sarı kum tanelerine karıştırıyordu. Adı Elion’du. Üzerine giydirilen alay kırmızısı hırka, akıp giden kanla koyulaşmış, göğe açılan ellerine çakılan demirler ise yeni bir çağın ilk çivileri olmuştu. O, ne bir fatihti ne de bir kral; ama o tepede can verirken, arkasında bıraktığı fısıltı rüzgârdan rüzgâra yayılan bir vebaya dönüşecekti. Elion’un davası, çarmıhta son bulmamış, aksine Valoria’nın kalbine saplanan zehirli bir sarmaşık gibi kök salmıştı.

“Ve böylece…” diye fısıldıyordu arkadan gelen, gotik ve boğuk bir ses; sanki asırlık taş duvarların arasından sızan bir lanet gibi. “...Güneş batarken bir ilah öldü zannettiler. Oysa o kan, imparatorluğun mermerlerine damladığında, yeni tanrının taç giyme töreni çoktan başladı.”

Geçmişin o acı dolu kızıllaşmış hatırası yavaşça silinirken, sahne Valoria’nın kalbine, devasa imparatorluk Oron’un başkenti Aurelia’ya sıçrıyor.

Sütunlu mermer caddelerde yankılanan demir çizmeli muhafızların adımları, şehrin üzerindeki ağır matem havasını ikiye bölüyordu. Oron İmparatorluğu’nun başkenti, yüzyıllardır dağların tepesindeki eski tanrılara, güneşin ve demirin acımasız efendilerine kurbanlar adamıştı. Ancak şimdi, sarayın en yüksek kulesinden sarkıtılan yeni bayraklarda, çarmıha gerilmiş o adamın gölgesi vardı.

İmparatorluk, kadim inançların köhneleştiğini ve halkı bir arada tutmak için tek bir mutlak iradeye, tek bir çarmıha ihtiyaç duyduğunu fark etmişti. Elion’un dini, uzun yıllar boyunca gizli mağaralarda, yeraltı sarnıçlarında inananların dudaklarından dökülen yasak bir fısıltıydı; şimdi ise Oron’un keskin kılıcıyla resmi devlet dini ilan edilmişti.

Bu ani ve radikal dönüşüm, Valoria’nın sokaklarında kaynayan bir kazan yaratmıştı. Geniş pazar meydanında, eskitilmiş tunç heykellerin gölgesinde halk ikiye bölünmüştü. Kimi köylüler, eski tanrıların tapınaklarının kapısına kilit vurulmasını korku ve sessiz bir kabullenişle izliyor, ellerindeki küflü tütsüleri utangaçça yere bırakarak yeni saltanatın ilahına sığınıyordu. Onlar için açlık ve vergi, hangi tanrının adına alınırsa alınsın değişmezdi; boyun eğmek hayatta kalmanın tek yoluydı.

Ancak aristokrat mahallelerinde ve eski tarikatların gizli meclislerinde durum çok başka pencerelerden okunuyordu.

Taş duvarlı, meşale ışığıyla aydınlanan loş bir odada, Oron’un köklü sülalelerinden birine mensup olan Lord Vaelen, elindeki gümüş kupayı masaya öfkeyle çarptı. Yüzü, tavandaki titrek gölgeler arasında bir canavar gibi hareket ediyordu.

"Atalarımızın kanıyla sulanan bu toprakları, çarmıhta can veren bir seyyahın masallarına mi kurban edeceğiz?" diye tısladı, karşısında sessizce duran yaşlı rahibe. "Halk korkak, imparator ise aciz. Eski tanrılarımız demirdendi, sabırlıydık. Şimdi ise bizi zayıf bir merhametle boyunduruk altına almak istiyorlar. Bu buyruk, Oron’un sonunun fermanıdır."

Sokaklarda ise tepkiler çoktan kanlı çatışmalara dönüşmüştü. Eski tanrıların yobaz muhafızları ile Elion’un yeni bayrağını diken imparatorluk birlikleri, dar sokaklarda birbirine girmişti. Arnavut kaldırımlarına dökülen şarap kırmızısı kanlar, Gümüş Deniz’e doğru akan kanalizasyonlara karışıyordu. Kimi ellerinde eski tanrıların simgesi olan demir hançerleri tutuyor, kimi ise göğsüne yeni dinin ahşap haçını bastırarak can veriyordu.

Oron İmparatorluğu, kendi elleriyle yarattığı bu kutsal infilakın içinde, tarihin en büyük iç savaşının eşiğine doğru sürükleniyordu.

reddit.com
u/lionelsamyeli — 1 month ago

Osmanlı Tarihi Kitap Önerileri

Kronolojik sırayla gitmektedir:

M. Fuat Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluşu, Ankara 1999.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, İstanbul 1974.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1969.

Halil İnalcık, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481), İstanbul 2010.

Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar, Ankara 1954.

Feridun M. Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, İstanbul 2016.

Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), İstanbul 2019.

Caroline F. Finkel, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı / Osmanlı İmparatorluğu'nun Öyküsü 1300-1923, çev. Zülal Kılıç, İstanbul 2020.

Michel Balivet, Ortaçağda Türkler: Haçlılardan Osmanlılara (11-15. yüzyıllar), çev. Ela Gültekin, İstanbul 2005

Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul 2012.

Donald Edgar Pitcher, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Coğrafyası, çev. Bahar Tırnakçı, İstanbul 1999.

Raif Kaplanoğlu, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Bursa 2000.

Söğüt’ten İstanbul’a, der. Oktay Özel-Mehmet Öz, Ankara 2000

Osmanlı Beyliği (1300-1389), ed. Elizabeth A. Zachariadou, çev. Gül Çağalı Güven vd., İstanbul 1997.

Osman Gazi ve Dönemi Sempozyumu, Bursa 1996.

Osman Gazi ve Bursa Sempozyumu, ed. Cafer Çitci, Bursa 2005.

Sultan I. Murad Hudâvendigâr ve Dönemi, ed. İsmail Selimoğlu, Bursa 2012.

Kate Fleet, Erken Osmanlı Döneminde Türk-Ceneviz Ticareti, çev. Özkan Akpınar, İstanbul 2009.

Donald M. Nicol, Bizans’ın Son Yüzyılları (1261-1453), çev. Bilge Umar, İstanbul 1999.

Paul Wittek, Menteşe Beyliği, çev. Orhan Şaik Gökyay, Ankara 1944.

Paul Wittek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu, çev. Fahriye Arık, Ankara 1946.

Heath W. Lowry, Erken Dönem Osmanlı Devleti’nin Yapısı, İstanbul 2010.

Rudi Paul Lindner, Ortaçağ Anadolusu’nda Göçebeler ve Osmanlılar, çev. Müfit Günay, Ankara 2000.

Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, çev. Ragıb Hulusi, yay. haz. Mustafa Everdi, Ankara 1998.

M. Tayyib Gökbilgin, Rumeli’de Yürükler; Tatarlar ve Evlâd-ı Fatihan, İstanbul 1957.

M. Tayyib Gökbilgin, XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livâsı, Vakıflar-Mülkler-Mukataalar, İstanbul 1952.

M. Tayyib Gökbilgin, Sultan II. Murad, Hükümdarlığı, Fetihleri ve Haçlılarla Mücadelesi, İstanbul 2021.

Dimitris J. Kastritsis, Bayezid’in Oğulları: 1402-1413 Osmanlı İç Savaşında İmparatorluk İnşası ve Temsil, çev. Ayda Arel, İstanbul 2010.

Ayşegül Kılıç, Bir Osmanlı Akıncı Beyi, Gazi Evrenos Bey, Ankara 2014.

Heath W. Lowry - İsmail E. Erünsal, Yenice Vardar’lı Evrenos Hanedanı, Notlar, Belgeler, İstanbul 2010.

Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15.-17. Yüzyıllar), İstanbul 2020.

Resul Ay, Anadolu’da Derviş ve Toplum, 13-15. Yüzyıllar, İstanbul 2008.

Cemal Kafadar, İki Cihan Aresinde, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, İstanbul 2021.

C. W. C. Oman, Ok, Balta ve Mancınık: Ortaçağda Savaş Sanatı 378-1515, çev. İsmail Yavuz Alogon, İstanbul 2002.

Colin Imber, Varna Savaşı, çev. Ayda Arel, İstanbul 2007.

Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, Selçuklular’dan Bizans’ın Sona Erişine, Ankara 2000.

Beatriz Forbes Manz, Timurlenk; Bozkırların Son Göçebe Fatihi, çev. Zuhal Bilgin, İstanbul 2006.

Şerif Baştav, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Son Devir (1261-1461), Ankara 1989.

Anadolu’da Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2000.

Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), Tarihleri - Boy Teşkilatı – Destanları, İstanbul 2017.

Manz Beatriz Forbes, Timurlenk; Bozkırların Son Göçebe Fatihi, çev. Zuhal Bilgin, İstanbul 2006.

Ahmet Demirhan, Kuruluş Sarmalı’ndan Kurtulmak Osmanlı ve Hakimiyet Telakkileri, İstanbul 2019.

Serdar Çavuşdere, Avrupa’nın Türk Sorunu: Venedikli Diplomat Marino Sanudo Torsello’nun Türklere Karşı Haçlı Seferi Projesi 1306-1334, İstanbul 2016.

Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı Tarihi, İstanbul 2012.

Franz Babinger, Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı, çev. Dost Körpe, İstanbul 2002.

D. Nicolle, J. Haldon, S. Turnbull, Konstantinopolis’in Düşüşü: Ordular-Surlar-Kuşatma, çev. Ali Özdamar, İstanbul 2010.

Norman Housley, Haçlı Seferleri ve Osmanlı Tehdidi (1453-1505), çev. Mehmet Moralı, İstanbul 2016.

John E.Woods, Akkoyunlular Aşiret, Konfederasyon, İmparatorluk 15. Yüzyıl Türk-İran Siyaseti Üzerine Bir İnceleme, çev. Sibel Özbudun, İstanbul

Hedda Reindl-Kiel, II. Bâyezid ve Çevresi: Hükümdarın Adamları, çev. Ali Suat Ürgüplü, İstanbul 2014.

Selahattin Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Askeri Faaliyetleri, Ankara 1971.

Selahattin Tansel, Sultan II. Bâyezit’in Siyasî Hayatı, Ankara 2017.

Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 2016.

Sydney Nettleton Fisher, Sultan Bayezid Han, 1481-1512, çev. Hazal Yalın, İstanbul

Feridun Emecen, Yavuz Sultan Selim, İstanbul 2019.

Feridun Emecen, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset, İstanbul 2018.

Cihan Yüksel Muslu, Osmanlılar ve Memluklar, İslam Dünyasında İmparatorluk, Diplomasi ve Rekabet, çev. Zeynep Rona, İstanbul 2016.

Hans Pfeffermann, Rönesans Papalarının Türklerle İşbirliği, çev. Kemal Beydilli, İstanbul 2003.

Rönesans ve Osmanlı Dünyası, der. Anna Contadini-Claire Norton, çev. Ebru Kılıç, İstanbul 2015.

Halil İnalcık, Rönesans Avrupası, Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, İstanbul 2012.

Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300-1600), I, İstanbul 2000

Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadî ve İctimaî Tarihi (1453-1559), II, İstanbul 1995.

Maria Pia Pedani, “Osmanlı Padişahının Adına”, İstanbul’un Fethinden Girit Savaşı’na Venedik’e Gönderilen Osmanlılar, çev. Elis Yıldırım, Ankara 2011.

Mikail Acıpınar, Osmanlı İmparatorluğu ve Floransa: Akdeniz’de Diplomasi, Ticaret ve Korsanlık 1453-1599, Ankara 2016.

Tommaso Bertele, Venedik ve Konstantiniyye, Tarihte Osmanlı-Venedik İlişkileri, çev. Mahmut Şakiroğlu, İstanbul 2012.

Nicolas Vatin, Rodos Şövalyeleri ve Osmanlılar: Doğu Akdeniz’de Savaş Diplomasi ve Korsanlık: 1480-1522, çev. Tülin Altınova, İstanbul 2004.

Robert Schwoebel, Hilalin Gölgesi, Rönesans’ta Türk İmajı (1453-1512), çev. Eşref Bengi Özbilen, İstanbul 2013.

İdris Bostan, Kürekli ve Yelkenli Osmanlı Gemileri, İstanbul 2005.

Palmira Brummett, Osmanlı Denizgücü, Keşifler Çağında Osmanlı Denizgücü ve Doğu Akdeniz’de Diplomasi, çev. H. Nazlı Pişkin, İstanbul 2009.

Volkan Dökmeci, Akdenizde Devletler ve Korsanlar-Venedik Kaynaklarına Göre II. Bayezid ve I. Selim Dönemlerinde Osmanlı Denizciliği ve Korsanlık, İstanbul 2020.

Henk Moom, Büyük Türk, çev. Lon Mutlu Briet-Gül Özlen, İstanbul 2012.

Muhteşem Süleyman, ed. Özlem Kumrular, İstanbul 2007.

Gábor Ágoston, Barut, Top ve Tüfek; Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Gücü ve Silah

Sanayisi, çev. Mehmet Tanju Akad, İstanbul 2006.

Leyla Coşan, Tanrım Bizi Türklerden Koru, 16. Yüzyılda Almanların Türklerden Korunmak İçin Yazdığı Dualar, Türklere Karşı Yazılan Vaazların Değerlendirmesiyle Birlikte, İstanbul 2009.

Leyla Coşan, Kıyamet Âlameti Türkler, İstanbul 2012.

Yeni Belgeler Işığında Osmanlı Habsburg Düellosu, ed. Özlem Kumrular, İstanbul 2011.

Christine Isom Verhaaren, Kâfirle İttifak, 16. Yüzyılda Osmanlı-Fransız Anlaşması, çev. Ayla Ortaç, İstanbul 2015.

İspanya ve Türkiye, 16. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Rekabet ve Dostluk, ed. Pablo Martin Asuero, İstanbul 2006.

Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974.

Ertuğrul Önalp, Osmanlı’nın Güney Seferleri, Ankara 2010.

Salih Özbaran, Yemen’den Basra’ya Sınırdaki Osmanlı, İstanbul 2004.

Salih Özbaran, Umman’da Kapışan İmparatorluklar, Osmanlı ve Portekiz, İstanbul

Fernard Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, I-III, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İstanbul 1990

Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve İdil Boyu. 1569 Astarhan Seferi, Ten-İdil Kanalı ve XVI-XVII. Yüzyıl Osmanlı-Rus Münasebetleri, Ankara 1966.

M. Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Ankara 1980.

Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Ankara 1999.

Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas İllerini Fethi 1451-1590, Ankara 1993.

Hamidreza Mohammednejad, Osmanlı-İran İlişkileri (1482-1576), İstanbul 2017.

Tufan Gündüz, Türkmen Aşiretleri, Son Kızılbaş Şah İsmail, Osmanlılar- Safeviler

Vural Genç, İranlı tarihçilerin kaleminden Çaldıran Savaşı

Bülent Arı, Akdeniz’de İki Süper Gücün Hakimiyet Mücadelesi, İspanya ve Osmanlı, Kıbrıs Fethi-İnebahtı-Armada, Ankara 2021.

Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve İdil Boyu. 1569 Astarhan Seferi, Ten-İdil Kanalı ve XVI-XVII. Yüzyıl Osmanlı-Rus Münasebetleri, Ankara 1966.

Kitâbü’l-Menamat, Sultan III. Murad’ın Rüya Mektupları, haz. Özgen Felek, İstanbul 2014.

Türkan Alvan, Sultan Murad-ı Sâlis’in Dünyası-Mektupları ve Rüyaları Işığında Bir Derviş Padişah, İstanbul 2021.

Gerald Maclean-Nabil Matar, İngiltere ve İslam Dünyası, 1558-1713, çev. Bilal Genç, İstanbul 2021.

Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974.

Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, Celâlî İsyanları, Ankara 1975.

Mehmet Öz, Kanun-ı Kadim’in Peşinde Osmanlı’da Çözülme ve Gelenekçi Yorumcuları, İstanbul 1997.

Leyla Coşan, Tanrım Bizi Türklerden Koru, 16. Yüzyılda Almanların Türklerden Korunmak İçin Yazdığı Dualar, Türklere Karşı Yazılan Vaazların Değerlendirmesiyle Birlikte, İstanbul 2009.

Leyla Coşan, Kıyamet Âlameti Türkler, İstanbul 2012.

Karen Barkey, Eşkiyalar ve Devlet, Osmanlı Tarzı Devlet Merkezileşmesi, çev. Zeynep Altok, İstanbul 1999.

Sam White, Osmanlı’da İsyan İklimi, Erken Modern Dönemde Celali İsyanları, çev. Nurettin Elhüseyni, İstanbul 2013.

S. Takats, Macaristan Türk Âleminden Çizgiler, İstanbul 1992.

Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyâsî Münasebetleri (1578-1612), İstanbul 1993.

Cihat Aydoğmuşoğlu, Şah Abbas ve Zamanı (1587-1629), İstanbul 2013.

Zeki Çelikkol-Alexander de Groot-Ben J. Slot, Lale ile Başladı: Türkiye ve Hollanda Arasındaki Dört Yüzyıllık İlişkilerin Resimli Tarihçesi, Ankara 2000.

Gabriel Piterberg, Osmanlı Trajedisi: Tarih Yazımının Tarihle Oyunu, trc. Uygar Abacı, İstanbul 2005.

Yücel Öztürk, Özi’den Tuna’ya Kazaklar, I, İstanbul 2004.

Eric R. Dursteler, İstanbul’daki Venedikliler, Yeniçağ Başlarında Akdeniz’de Millet, Kimlik ve Bir Arada Varoluş, çev. Taciser Ulaş Belge, İstanbul 2012.

A. A. Novoselyskiy, XVII. Yüzyılın Birinci Yarısında Moskova Devleti’nin Tatarlarla Mücadelesi, çev. Kemal Ortaylı, yay. haz. Erhan Afyoncu-İlyas Kamalov, Ankara 2011.

Gábor Ágoston, Osmanlı’da Ateşli Silahlar ve Askeri Devrim Tartışmaları, çev. Kahraman Şakul, İstanbul 2017.

Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2000.

Rifa’at Abou-El-Haj, Modern Devletin Doğası, çev. Oktay Özel-Canay Şahin, Ankara 2000.

Erhan Afyoncu-Uğur Demir, Turhan Sultan, İstanbul 2016.

Kahraman Şakul, II. Viyana Kuşatması, Yedi Başlı Ejderin Fendi, İstanbul 2021.

Erhan Afyoncu, Sahte Mesih, Osmanlı Belgeleri Işığında Dönmeliğin Kurucusu Sabatay Sevi ve Yahudiler, İstanbul 2013.

Top, Tüfek ve Süngü, Yeniçağda Savaş Sanatı, 1453-1815, ed. Jeremy Black, çev. Yavuz Alogan, İstanbul 2003.

Serdar Genç, Lale Devrinde Savaş (İran Seferinde Organizasyon ve Lojistik), İstanbul 2013.

Oralin Sabev (Orhan Salih), İbrahim Müteferrika ya da İlk Osmanlı Matbaasının Serüveni, (1726-1746), İstanbul 2016.

Gölgelenen Sultan, Unutulan Yıllar I. Mahmud ve Dönemi (1730-1754), I-II, haz. Hatice Aynur, İstanbul 2021.

Erhan Afyoncu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler, İstanbul 2018[*].

reddit.com
u/lionelsamyeli — 1 month ago

Türk Tarihinin en zirve noktası

Bence 1453-1683 Osmanlı`dır. Bütün Türk devletleri ile kıyaslıyorum, hem bu kadar geniş bir coğrafya da güçlü bir devlet olabilen, hem çağdaşlarının bu kadar güçlü olduğu, hem içeride hem de sınırlarının her tarafında düşmanı olup da yıkılışının yükselişinden uzun sürdüğü cihanşümul bir devlet göremiyorum. Belki Timur`dan sonrakiler buna denk olabilirdi, olamadı. Düşüncem abartı gelebilir ama hakikaten bakınca öyle değil mi? Fatih İstanbul`un fethetmek ile mi yetindi? Trabzon, Uzun Hasan, İskender bey? Bir devletin peş peşe bu kadar hızlı fütuhatta bulunması sıradan bir güç değildir, Yavuz 8 sene de neler yaptı, Kanuni döneminde Osmanlı muharebe tecrübesi`nin 2 saatte savaş kazanabilien bir duruma geldiğini görüyoruz. Gerek Lehistan diplomasisi gerek Fransa ve İngiltere ile olan ilişkilere baktığımızda Kanuni`nin halefleri döneminde Avrupa için bir denge unsuru olmakla birlikte Habsburglar,İspanya,Portekiz ve Safeviler ile karşı karşıya. 12 padişah değiştiğimiz duraklama da hem bunlar hem de yeniçeri ve Celalilere karşı dayanıyorsun ve 200 yıl daha ayakta kalmayı beceriyorsun, güçlü bir kurumsallaşma olmadan bir devletin bunca badire atlatması bence hafif kalır. Tabi nihayetinde akıbet bellidir, devletler de insanlar gibidir, doğar ,büyür,gelişir, ölür.

reddit.com
u/lionelsamyeli — 1 month ago

İstanbul Takımı Problemi

Gs,fb,bjk dışında bir İstanbul takımını süper ligde, 1. Ligde falan görünce midem bulanıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

reddit.com
u/lionelsamyeli — 2 months ago

Osmanlı Tarihinin Dönüm Noktaları

Bu postu atma amacım, bizdeki yeni bir şey gelince yeniyi her yönüyle iyi, eskiyi her yönüyle kötü olarak değerlendiren anlayıştır. O yüzden Osmanlı'nın devlet politikalarından biraz bahsedeceğim.

İbn Haldun Mukaddimesinde "Devletler de insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölür" der. Osmanlı'nın da akıbeti nihayetinde böyle olmuştur. 1. ve 2. Türk muhaceretinin etkisiyle Türk nüfusunun arttığı anadolunun ucunda bir beylik olan Osmanlılar, gaza ve cihat faaliyetleri izleyen bir siyaset takip etti. Osmanlı hiçbir zaman kendisine karşı siyaset takip edilmedikçe doğuya saldırmamıştır. Osmanlı batı da istimalet politikası ile sindire sindire yayılım gösteriyordu. Bu durum Yıldırım Bayezid ile hızlı bir fütuhata dönüşmüş, yine aynı hızla 1402de Ankara savaşı ile elden çıkmıştır

Türk veraset sistemince her hanedan mensubunun taht hakkının olmasının yarattığı belirsizlik, Osmanlı`yı da uğraştıran bir problem olmuştur. (fetret devri).Çünkü bu durum diğer Türk devletlerinde görülmeyen bir biçimde Avrupalıların "yalancı şehzadeler" yaratması gibi bir probleme de yol açmıştır. Fatih kanunnamesi ile kardeş katlinin gelmesi acı da olsa kısa yoldan merkezi otoriteyi güçlendiren bir hamle olmuştur. Yine Fatih ile gelen devşirme sistemi, Çandarlı gibi nüfuzlu ailelerin yönetime ortak olmasına mani olmuştur.

Yavuz Sultan Selim döneminde 2 kritik eşik olmuştur. Bunlardan İlki sanılanın aksine bir mezhep savaşı olmayan Çaldıran savaşıdır. Türk tarihinde devletler genelde doğudan batıya olan göçler ile kurulmuştur. Safevi bunun tam tersi şeklinde kurulmuştur. Her çağın en önemli kaynağı olan "insan" kaynağı iki devletin de varlık mücadelesi olmuştur. Çünkü Safeviler (Devlet-i Kızılbaşiyan) kurulunca Türkmenler doğuya yöneldi. İkinci bir mesele de Mısırın fethidir. Bu fetih ,İstanbulun fethi kadar mühimdir. İstanbul`un iaşesi güvence altına alınmış, Orhan Gaziden beri süren halifelik iddiası meşruluk kazanmıştır.

Kanuni döneminde yaşanan en önemli kırılma ise mohaç meydan savaşı olmuştur. Bu savaşta macar ordusunun iki saatte imha edilmesi, Habsburgların savaş Stratejisini değiştirmiştir. Bundan sonra 1532 Alman seferinde olduğu gibi Avrupalılar Osmanlı'nın sahip olduğu meydan muharebesi yeteneğine karşı gelmeyecektir. Onun yerine "trace italienne" tipi yıldız biçimli kale savunma biçimine geçecektir.

  1. Selim ile birlikte sefere çıkan padişah anlayışı değişecek, genişleyen sınırlar ve aynı anda yaşanan çatışmalar nedeniyle padişahların artık koordinatör/organizatör olarak İstanbul`da bir merkezi otorite figürü olduğu döneme geçilecektir. Ayrıca Yenilmez Türk imajı İnebahtı`da Osmanlı donanmasının yakılmasıyla zedelenecek, yine de Sokollu`nun "lengerleri gümüşten, yelkenleri atlastan yaparız" sözleriyle özetlediği devlet kapasitesi ile aynı kış eskisinden daha büyük bir donanma kurulmuş ve Akdeniz de yeniden üstünlük kurulmuştur .

Coğrafi keşifler neticesinde Portekiz ve İspanya\`nn "Tordesillas Anlaşması" ile eski ve yeni dünyayı aralarında paylaştığı dönemde Osmanlılar, Avrupalılar için bir denge aracı olacaktır. Osmanlı donanmasının akdenizde bulunması, İspanyol Yenilmez Armada`sının ikiye bölünmesine ve İngiltere`ye çıkarma yapamamasını sağlamıştır. (gravelines muharebesi)

Sancağa çıkma usulünün kaldırılması ile ekber ve Erşed sistemine geçiş, padişahları gerekli devlet tecrübesinden mahrum bırakmıştır. Bu durum Saray kadınlarının ve saray ağalarının devlet yönetiminde etkili olmasına sebep olmuştur. Eskiden kardeş katli uygulamasıyla ölüm korkusu yaşayan şehzadeler, bu sefer şimşirlik dairelerinde çıkan yeniçeri isyanlarıyla aynı korkuları yaşamaya devam etmiştir.

Batıda Habsburglar, Doğu da Safeviler, içeride Yeniçeri ve Celali isyanlarıyla aynı anda boğuşan devlet, "yıkılışının yükselişinden uzun sürdüğü" cihanşümul bir devlet olmuştur. 1683`de 2. Viyana kuşatmasıyla başlayan Türk geri çekilmesi, 1921`de ancak Sakarya nehrinin önlerinde durana kadar çok badireler yaşayacaktır. Sefere çıkan son padişah olan 2. Mustafa, Habsburgların savaş dahisi komutanı Prens Eugen karşısında 1697`de zenta muharebesinde başarısız olacak; bu savaşta Osmanlı hem birinci hem ikinci hem üçüncü kademe kurmay kadrosunu aynı savaşta kaybedecektir.

Provizyonist Osmanlı ekonomisi, sanayi devrimine ayak uyduramayacak, BaltaLimanı ticaret sözleşmesi ile yarı sömürge konumuna düşecektir. Avrupa`nın üstünlüğü karşısında Osmanlı ona benzemeye çalışacak, Fransız İhtilal`inin etkisiyle dağılmayı önlemek için uluslaşma çabası içerisinde olacaktır. Devlet`in ayakta kalmak için yaşatmaya çalıştığı bu dönüşüm, Osmanlı Aydınlarını ortaya çıkaracak, sistemin kendisini iyileştirmek adına açtığı kurumlardan yetişenler, sistemin kendisine olan en büyük muhalefeti yaratarak 1908 hareketini oluşturacaktır. Daha sonra ise 1. Dünya savaşı`nın ardından o kurumlardan yetişen kadrolar Cumhuriyet`in ilanında rol oynayacak, Rejim değişecek, Devlet kalmış olacaktır.

u/lionelsamyeli — 2 months ago
▲ 9 r/tarih+1 crossposts

(Sarı) 2. Selim Dönemi Siyasi Faaliyetler

II. Selim dönemi (1566-1574), klasik tarih yazımında "ordunun başında sefere çıkmayan ilk padişah" olması hasebiyle bir duraklama evresi gibi sunulsa da, aslında imparatorluğun "Asker Padişah" modelinden "Koordinatör/Organizatör Padişah" modeline evrildiği kurumsal bir dönüşüm dönemidir. Bu dönemde padişah, devasa sınırlara ulaşan devletin çok cepheli savaşlarını (Yemen, Don-Volga, Kıbrıs, Açe) İstanbul’dan yöneten bir merkezi otorite figürüne dönüşmüştür. Kanuni’nin vefatının Sokollu Mehmed Paşa tarafından 40 gün gizlenmesiyle tahta çıkan II. Selim, cülusunda yeniçerilerin bahşiş ve terfi talebiyle çıkardığı isyanı kabul etmek zorunda kalarak, devletin ve kurumsallaşmış geleneklerin padişahın şahsi otoritesinden daha baskın olduğu "Devlet padişahtan büyüktür" gerçeğiyle saltanatına başlamıştır.

​Siyasi faaliyetlerin odağında, küresel ölçekteki stratejik projeler ve çevreleme siyaseti yer almaktadır. Kuzeyde, henüz "Moskova Kinezliği" aşamasındaki Rusya’nın güneye inişini engellemek, Orta Asya Müslümanlarına güvenli hac yolu açmak ve Safevileri kuzeyden sıkıştırmak amacıyla 1569 Don-Volga Kanal Projesi başlatılmıştır. Mevsimsel zorluklar ve Kırım Hanı’nın kendi özerkliğini koruma adına gösterdiği isteksizlik projenin tamama ermesini engellese de, bu vizyon Osmanlı'nın çağının ne kadar ilerisinde olduğunu kanıtlamıştır. Aynı dönemde Irak’ta Bağdat-Basra hattındaki ticaret güvenliğini tehdit eden Ulyanoğlu Mir Ali isyanı karadan ve denizden yürütülen harekatla bastırılarak bölgede Adakale Sancağı kurulmuş ve merkezi idare tesis edilmiştir.

​Askeri faaliyetlerin en büyük başarısı, Doğu Akdeniz ve Mısır iaşe yolunun güvenliği için elzem görülen 1571 Kıbrıs’ın Fethi’dir. Lala Mustafa Paşa ve Piyale Paşa komutasındaki bu amfibi harekat sonrası adaya Anadolu’dan (Karaman ve İçel) 8.000 hane nakledilerek bugünkü Türk varlığının temeli atılmıştır. Fethin ardından kurulan Haçlı ittifakı Osmanlı donanmasını 1571 İnebahtı’da (Lepanto) ağır bir bozguna uğratsa da; Sokollu’nun "Lengerleri atlastan, yelkenleri ipekten yaparız" diyerek özetlediği devlet kapasitesiyle bir kış içinde eskisinden daha güçlü bir donanma inşa edilmiştir.

​Güney siyasetinde ise 1568-1570 yıllarında Zeydi İmamı Mutahhar’ın mehdilik iddiasıyla başlattığı isyan, Koca Sinan Paşa’nın sarp dağlara topları insan gücüyle çıkarttığı efsanevi bir harekatla bastırılmış ve Yemen ikinci kez kesin olarak fethedilmiştir. Küresel vizyonun bir parçası olarak, Portekiz zulmüne karşı Açe (Endonezya) Sultanlığı’na sadece asker değil; top döküm ve tüfek ustaları (Rumi uzmanlar) gönderilerek teknoloji transferi yapılmış, Portekiz’in bölgeyi sömürgeleştirmesi engellenmiştir. II. Selim dönemi, İnebahtı’nın muazzam bir rövanşı olan 1574 Tunus (Halkulbat) Seferi ile İspanyol garnizonlarının Kuzey Afrika’dan sökülüp atılması ve bölgenin kesin bir İslam coğrafyasına dönüşmesiyle zirve noktasında tamamlanmıştır. 

u/lionelsamyeli — 2 months ago

Messi`nin Kariyeri Boyunca Hiçbir Türk takımıyla eşleşmemesi

Bana şuan futbolu aşırı eksik hissettiriyor. Hazırlık maçında bile olsa keyif verirdi.

u/lionelsamyeli — 2 months ago

Batrakov Gecikebilir

Ukrayna saldırıları nedeniyle uçağı havalanamayabilirmiş, İstanbul`a geç gelebilirmiş. Mişmişmiş de mısmısmıs. Normalde fenerin başına gelmesi gerekmez miydi bunun?

reddit.com
u/lionelsamyeli — 2 months ago

Arkadaş Orantısızlığı

Anonim kalmaya çalışarak hem kendimi biraz tanıtacağım hem de sahip olduğum arkadaş orantısızlığından bahsedeğim. 21 yaşındayım, iyi bir üniversite de son sınıfım. Çok fazla arkadaşım var, hepsi erkek. Mahalleden,liseden ,üniden, sanaldan.. Zaten bu sayede halı saha maçları organize edebiliyorum 3 yıldır. Daha önce bir alakaları olmayan insanları bir araya getirebilecek kadar çok arkadaşım var. Lisenin ilk iki yılında bir kız lisesinde okuyordum. Pandemiye denk geldi ve pandemi bittiğinde okul değiştim. O günden sonra benim için bir mesele başladı çünkü kız arkadaşlarımla zamanla görüşmemeye başladık ve şuan bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar kız arkadaşım var. Bunlardan da bazılarıyla yine zamanla iletişim sıklığımızın azaldığını söyleyebilirim. Okuduğum bölümde de pek kız yok. O yüzden yürümek vs. Anlamında değil samimi bir biçimde düz arkadaşlık kurmak istiyorum. Tanışmak isteyen olursa Arz ederim.

reddit.com
u/lionelsamyeli — 2 months ago

Gençler fb maçı hk

Gs li olarak söylüyorum tartışılan el pozisyonu penaltı ve Mert`e yapılanın da penaltı olması gerekmiyor mu? Hareketin Niteliğine göre farklı kararlar gerekebilirdi tabi ama bilgim yok kural kitapçığını okumadım da. Siz ne düşünüyorsunuz? Ayrıca 90+3 ve 4de fenere bazı fauller yapıldığını düşünüyorum.

reddit.com
u/lionelsamyeli — 2 months ago