İncel topluluğu subredditlerin ırkçı ve mizojinist çarpıtmaları bitmek bilmiyor.
▲ 137 r/altkultur

İncel topluluğu subredditlerin ırkçı ve mizojinist çarpıtmaları bitmek bilmiyor.

Söz konusu kişi Fransız aşırı sağ aktivisti Thaïs d’Escufon (Anne-Thaïs du Tertre). 2021’de polise, evine giren bir kişinin kendisini cinsel saldırıya uğrattığı ve alıkoyduğu iddiasıyla şikâyette bulunduğu kaynaklarda yer alıyor. Failin kendisini Tunuslu olarak tanıttığını söylediği de aktarılıyor.

Fakat 18 Haziran 2026’daki mahkûmiyet bu saldırıyı anlatması nedeniyle verilmedi. Dava, Aralık 2023’te BFMTV’de başka bir tecavüz vakası tartışılırken söylediği sözlerle ilgiliydi. D’Escufon, Fransa’da kadınlar için başlıca tehlikenin göç olduğunu söyleyip özellikle “Afrikalı, siyah ve Arap göçmen erkekleri” hedef alan genelleyici ifadeler kullandı. Paris Ceza Mahkemesi bu sözleri, köken/etnisite temelinde belirli bir grubu topluca tehlikeli gösteren, “genelleyici ve özcü” ifadeler olarak değerlendirdi.

En önemli yanlış ise “hapse mahkûm edildi” kısmı. Bu davada mahkemenin 18 Haziran 2026’da verdiği ceza 1.000 avro para cezasıydı; Visegrad24 görselindeki gibi hapis cezası değildi. Suçun da “ırkçı nefreti kışkırtma” şeklinde aktarılması tam isabetli değil; Fransızca kaynaklar kararı “injure publique en raison de l'origine…”, yani kabaca köken/etnisite/ırk temelinde kamuya açık hakaret olarak aktarıyor.

D’Escufon’un daha önce başka bir dosyadan hapis cezası aldığı doğru: SOS Méditerranée’nin ofisine yapılan baskınla bağlantılı şiddet suçundan 2026’da 8 ay ertelenmiş hapis cezası aldı.

u/Armagaaan — 7 days ago
▲ 6 r/GercekTurkey+1 crossposts

12 Eylül'den Sonra Hayatımıza Girdiğini Bilmediğiniz Şeyler

1. Dağlara, Tepelere, Kışlalara ve Stadyumlara Devasa Sloganların Yazılması

12 Eylül sonrasında askeri birliklerin çevresindeki tepeler, kışlalar, okul ve üniversite kampüsleri, stadyumlar ve çeşitli kamu yapıları büyük boyutlu milliyetçi ve Atatürkçü sloganların sergilendiği alanlara dönüştü. “Ne Mutlu Türküm Diyene”, “Önce Vatan”, “Vatan Sana Canım Feda” gibi ifadeler ve Atatürk siluetleri, özellikle askeri ve kamusal mekanlarda giderek standartlaşan bir görsel dil oluşturdu.

Böylece devletin ideolojik mesajları yalnızca kitap, konuşma veya kanunlar aracılığıyla değil, doğrudan kent ve kır peyzajına kazınarak sürekli görünür hale getirildi.

2. Kamusal Alanlarda Atatürk Portresinin Sürekli Görünürlüğü

Devlet daireleri, okullar, askeri kurumlar, belediye binaları, mahkemeler ve diğer resmi mekanlarda Atatürk portresi devletin standart görsel sembollerinden biri haline geldi.

Bu kültür zamanla özel işyerlerine de yayıldı. Kahvehanelerde, bakkallarda, berberlerde, restoranlarda, taksi duraklarında ve çeşitli esnaf işletmelerinde Atatürk portresi bulundurmak özellikle milli bayramlar ve resmi tören dönemlerinde yaygın bir toplumsal norm haline geldi.

Ancak bunun bütün özel işletmelere yönelik ülke çapında tek bir genel “Atatürk portresi asma mecburiyeti” şeklinde düzenlendiğini söylemek yerine, resmi kurumlarda kurumsallaştığını ve özel alanda güçlü bir siyasi-toplumsal norm oluşturduğunu söylemek daha doğru olur.

3. Atatürk’e Yönelik Eleştirinin Sıradan Tarihsel Eleştiriden Farklı Algılanması

Atatürk’ün devletin kurucu sembolü olarak olağanüstü ölçüde merkezileştirilmesi, onun tarihsel kişiliğine yönelik eleştirilerin de sıradan bir tarih tartışmasından farklı algılanmasına yol açtı.

Atatürk’ü eleştirmek, kimi bağlamlarda yalnız geçmişte yaşamış bir siyasetçiyi eleştirmekten ziyade Cumhuriyet’in kendisine, ulusal birlik düşüncesine veya devlete yönelik bir saldırı şeklinde yorumlanmaya başladı.

4. Üniversitelerde Zorunlu Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersinin Kurumsallaştırılması

1981 tarihli 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile yükseköğretim sistemi merkezi biçimde yeniden yapılandırıldı.

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili ve yabancı dil yükseköğretimde zorunlu dersler arasında yer aldı. Bu düzenleme yalnız tarih veya sosyal bilim öğrencilerini değil, mühendislikten tıbba, güzel sanatlardan fen bilimlerine kadar bütün yükseköğretim öğrencilerini kapsayan ortak bir ideolojik-eğitsel çerçeve yarattı.

5. YÖK’ün Kurulmasıyla Üniversitelerin İdeolojik Merkezileştirilmesi

12 Eylül rejiminin en önemli kurumsal düzenlemelerinden biri 1981’de Yükseköğretim Kurulunun kurulmasıydı.

Üniversiteler daha merkezi bir idari yapının içine alınırken yükseköğretimin amaçları arasında milli değerler ve Atatürk ilkelerine bağlılık güçlü biçimde vurgulandı.

Böylece Atatürkçülük yalnız belirli bir tarih dersinin konusu olmaktan çıkarılarak yükseköğretim sisteminin genel ideolojik referanslarından birine dönüştürüldü.

6. İlkokuldan Liseye Kadar Ders Kitaplarında Standart Atatürk Sembolizmi

Okul kitaplarında Atatürk portresi, İstiklal Marşı, Gençliğe Hitabe ve milli sembollerin kullanımı giderek standart bir biçim aldı.

Atatürk yalnız tarih derslerinde anlatılan tarihsel bir şahsiyet olarak değil; yurttaşlık, ahlak, bilim, eğitim, çalışma, spor, tarım, ekonomi ve modernleşme gibi çok farklı konuların açıklanmasında referans gösterilen kurucu otorite konumuna getirildi.

7. Atatürk’ün Her Konuda Sözü Bulunan Evrensel Bir Otoriteye Dönüştürülmesi

12 Eylül sonrası resmi söylemde Atatürk’ün yalnız siyaset ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili fikirleri değil, neredeyse hayatın her alanına ilişkin sözleri derlenmeye başladı.

“Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve sağlık”, “Atatürk ve eğitim”, “Atatürk ve bilim”, “Atatürk ve sanat”, “Atatürk ve ekonomi”, “Atatürk ve tarım”, “Atatürk ve Türk dili” gibi yüzlerce başlık altında kitaplar, broşürler, konferanslar ve okul etkinlikleri üretildi.

Böylece Atatürk tarihsel bağlamı olan bir devlet adamından ziyade hemen her güncel meselede sözüne başvurulabilecek zamansız bir otorite gibi temsil edilmeye başladı.

8. “Atatürk İlke ve İnkılaplarına Bağlı Gençlik” İdealinin Eğitim Sistemine Yerleştirilmesi

Eğitim sisteminin amacı yalnız bilgili birey yetiştirmek değil, aynı zamanda belirli ulusal ve siyasi değerlere bağlı yurttaş yetiştirmek olarak tanımlandı.

Atatürk ilkelerine bağlılık bu ideal yurttaş profilinin temel unsurlarından biri haline geldi.

9. Bir Yıl Boyunca Yoğun Atatürk Temalı TRT Yayınları

1981 boyunca TRT, Atatürk’ün hayatını, görüşlerini ve devrimlerini anlatan programlara geniş yer verdi.

Belgeseller, konuşmalar, konserler, özel programlar ve tören yayınları aracılığıyla Atatürk imgesi devletin tek kanallı televizyon ve radyo düzeninde olağanüstü görünür hale geldi.

Televizyon yayıncılığının devlet tekelinde olduğu düşünüldüğünde bunun toplumsal etkisi bugünkü çok kanallı medya ortamından çok daha büyüktü.

10. Ülke Çapında Yeni Atatürk Anıtlarının Yapılması

1981 Atatürk Yılı kapsamında çeşitli kentlerde yeni Atatürk anıtları inşa edildi.

Böylece Cumhuriyet’in erken döneminde başlayan Atatürk heykelciliği, 12 Eylül rejimi altında yeni bir kitlesel anıtlandırma dalgası yaşadı.

11. Okul Bahçelerinde Atatürk Büstünün Neredeyse Vazgeçilmez Bir Unsur Haline Gelmesi

Okul bahçesindeki Atatürk büstü, Türk eğitim sisteminin en karakteristik görsel unsurlarından biri haline geldi.

Büst çoğunlukla tören alanının merkezine yerleştiriliyor; öğrencilerin sıra olduğu, bayrak töreninin yapıldığı ve resmi günlerin kutlandığı alan Atatürk figürü çevresinde düzenleniyordu.

Böylece öğrencinin okul hayatı boyunca her sabah karşılaştığı fiziksel çevre dahi kurucu lider sembolizmi üzerinden biçimlendirilmiş oluyordu.

12. Okullarda “Atatürk Köşeleri”nin Yaygınlaştırılması

Okul koridorları ve sınıflarında “Atatürk Köşesi” adı verilen özel bölümler oluşturuldu.

Bu alanlarda Atatürk fotoğrafları, kronolojisi, sözleri, Gençliğe Hitabe, çeşitli devrimleri gösteren görseller ve Atatürk hakkında öğrenci çalışmaları sergileniyordu.

Atatürk böylece yalnız derslerde anlatılan bir figür değil, öğrencilerin her gün fiziksel olarak karşılaştığı sürekli bir pedagojik sembol haline geldi.

13. Atatürk Büstü Önünde Yapılan Törenlerin Standartlaştırılması

Bayrak törenleri, milli bayramlar, 10 Kasım anmaları ve çeşitli okul etkinlikleri çoğunlukla Atatürk büstü veya portresi merkez alınarak düzenlenmeye başladı.

Çelenk bırakma, saygı duruşu, marş okuma, Atatürk şiirleri okuma ve Atatürk’ün sözlerini seslendirme gibi uygulamalar okul hayatının rutin parçalarına dönüştü.

14. 10 Kasım’ın Güçlü Bir Kolektif Yas Ritüeline Dönüşmesi

Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım, devletin en güçlü ortak anma ritüellerinden biri haline geldi.

Saat 09.05’te sirenlerin çalması, insanların saygı duruşuna geçmesi, okullarda tören yapılması, radyolarda ve televizyonda özel yayınların verilmesi, siyah-beyaz Atatürk fotoğraflarının kullanılması gibi uygulamalar giderek standartlaştı.

Bu ritüelin dikkat çekici yönü, devletin kurucusunun ölümünün yalnız resmi kurumlarda değil, gündelik hayatın tamamında eşzamanlı biçimde anılmasıydı.

15. Milli Bayramların Atatürk Merkezli Törenlere Dönüştürülmesi

23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi günlerde düzenlenen törenlerde Atatürk figürü giderek daha merkezi bir yer edindi.

Özellikle stadyumlarda gerçekleştirilen kitlesel gösteriler; öğrencilerin oluşturduğu koreografiler, dev Atatürk portreleri, bayraklar, marşlar ve sloganlarla birlikte büyük ölçekli devlet ritüellerine dönüştü.

16. 19 Mayıs Bayramının Adına Doğrudan “Atatürk’ü Anma” İfadesinin Eklenmesi

1981 yılında Gençlik ve Spor Bayramı’nın adı “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirildi.

Böylece mevcut bir Cumhuriyet bayramının anlamı doğrudan Atatürk’ün kişiliğine bağlanarak yeniden tanımlandı.

17. 24 Kasım’ın Öğretmenler Günü Olarak Belirlenmesi

1981 Atatürk Yılı sırasında 24 Kasım, Atatürk’ün “Başöğretmen” sıfatıyla ilişkilendirilerek Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlandı.

Böylece öğretmenlik mesleğinin yıllık resmi kutlaması dahi doğrudan Atatürk’ün kişiliği ve Cumhuriyet modernleşmesi anlatısıyla ilişkilendirildi.

18. “Atatürk 100 Yaşında” Okullarının Açılması

1981 yılında yüzüncü yıl anısına “Atatürk 100 Yaşında” sloganıyla onlarca ilkokul açıldı.

Bu durum yüzüncü yılın yalnız tören ve propaganda düzeyinde kalmadığını; okul, bina ve kurum isimlendirmeleriyle fiziksel çevreye de işlendiğini gösteriyordu.

19. “100. Yıl” ve “Atatürk” Adlarının Kurum ve Mekanlara Yoğun Biçimde Verilmesi

1981 çevresinde açılan çok sayıda okul, park, kültür merkezi, spor tesisi, cadde ve kamu yapısına “Atatürk” veya “100. Yıl” isimleri verildi.

Yüzüncü yılın kalıcılaştırılması, kutlamaların açık hedeflerinden biriydi; bu nedenle yalnız geçici etkinlikler değil, sonraki kuşakların gündelik hayatında yaşamaya devam edecek mekan adları oluşturuldu.

20. Atatürk’ün Kaldığı Evlerin Müzeleştirilmesi

1981 Atatürk Yılı çerçevesinde Atatürk’ün çeşitli dönemlerde kaldığı bazı evler restore edildi ve müze haline getirildi.

Böylece Atatürk’ün yaşamına temas etmiş fiziksel mekanlar birer tarihi ziyaret ve anma alanına dönüştürüldü.

Bu uygulama, liderin gündelik hayatına ait mekanların dahi ulusal hafızanın kutsal sayılabilecek noktaları haline gelmesine katkıda bulundu.

21. İl ve İlçelerde “Atatürk Kitaplıkları” Kurulması

1981 yılında Atatürk ile ilgili kitap ve belgelerin toplanmasına yönelik geniş çaplı faaliyetler yürütüldü.

Milli Kütüphane’de Atatürk üzerine materyaller bir araya getirilirken çeşitli il ve ilçelerde “Atatürk kitaplıkları” oluşturuldu.

Böylece Atatürk üzerine oluşturulan resmi literatür ülkenin farklı bölgelerine yayılmış oldu.

22. Devlet Kurumlarının Yoğun Atatürk Yayıncılığı

Bakanlıklar, askeri kurumlar, üniversiteler ve diğer kamu kuruluşları tarafından Atatürk’ün hayatı ve görüşlerini anlatan çok sayıda kitap, kitapçık ve broşür yayımlandı.

“Atatürk’ün eğitim görüşleri”, “Atatürk’ün ekonomik görüşleri”, “Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve Türk dili” gibi oldukça spesifik konular dahi bağımsız yayın alanlarına dönüştürüldü.

23. Askeri Kurumlarda Sistematik “Atatürkçülük” Doktrininin Üretilmesi

12 Eylül yönetimi yalnız Atatürk’ün sözlerini tekrarlamakla kalmadı; “Atatürkçülük” adı altında sistematik bir dünya görüşü oluşturma çabasına da girişti.

Askeri okullar için Atatürkçülüğü açıklayan çok ciltli eserler hazırlanıp dağıtıldı.

24. Atatürk’ün Sözlerinin Aforizma ve Vecize Biçiminde Her Yere Dağıtılması

Atatürk’ün konuşmalarından seçilen kısa cümleler okul duvarlarından kamu kurumlarına, spor salonlarından belediye yapılarına kadar çok farklı mekanlarda sergilenmeye başladı.

Bu kullanım biçiminde sözlerin tarihsel bağlamından çok kısa ve mutlak doğrular şeklinde sunulması ön plana çıkıyordu.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Türk, öğün, çalış, güven” gibi ifadeler bu görsel kültürün en tanınmış örnekleri haline geldi.

25. Atatürk İmzalı Sözlerin Estetik Bir Devlet Sembolüne Dönüşmesi

Atatürk’ün el yazısı ve imzası da giderek bağımsız bir görsel sembole dönüştü.

Atatürk imzası okul panolarında, resmi kurumlarda, afişlerde, tören dekorlarında ve kamusal yapılarda yaygın biçimde kullanılmaya başladı.

Böylece yalnız Atatürk’ün yüzü değil, imzasının kendisi de devlet ve Cumhuriyet kimliğinin tanınabilir bir ikonuna dönüştü.

26. Dev Atatürk Portrelerinin Kamusal Yapılara Asılması

Milli bayramlarda kamu binalarının cephelerine çok büyük Atatürk portreleri asılması yaygın bir uygulamaya dönüştü.

Valilikler, belediye binaları, üniversiteler, okullar ve stadyumlarda metrelerce büyüklükte Atatürk fotoğrafları kullanılması, liderin fiziksel olarak da kamusal alanın üzerinde hakim bir figür gibi görünmesine neden oldu.

27. Stadyum Koreografilerinde Atatürk Figürünün Merkezileştirilmesi

Özellikle 19 Mayıs ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında binlerce öğrencinin katıldığı stadyum gösterileri düzenleniyordu.

Öğrenciler kartonlar, bayraklar veya bedenleriyle Atatürk portresi, Türk bayrağı ve milliyetçi sloganlar oluşturuyordu.

Böylece devlet ideolojisi, kitlesel beden koreografisi aracılığıyla doğrudan görsel bir gösteriye dönüştürülüyordu.

28. Okul Çocuklarının Atatürk Şiirleri ve Kompozisyonları Yazmaya Yönlendirilmesi

Özellikle 10 Kasım, 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim çevresinde “Atatürk sevgisi”, “Atatürk’ün çocuklara verdiği önem”, “Atatürk’ün gençlere güveni” gibi temalarda şiir, kompozisyon ve resim yarışmaları yaygınlaştırıldı.

Bu uygulamalar aracılığıyla Atatürk’e bağlılık yalnız tarih bilgisi olarak değil, öğrenciden duygusal olarak ifade etmesi beklenen bir değer şeklinde sunuluyordu.

29. “Atatürk’ü Sevmek” ile “İyi Yurttaş Olmak” Arasında Bağ Kurulması

12 Eylül sonrası eğitim söyleminde Atatürk’e bağlılık giderek yurttaşlığın temel özelliklerinden biri gibi sunuldu.

İyi öğrenci, iyi vatandaş ve iyi Türk olmanın ortak özellikleri arasında Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık özellikle vurgulandı.

Bu nedenle Atatürkçülük yalnız tarihsel veya siyasi bir görüş olmaktan çıkarılıp yurttaşlık ahlakının ölçütlerinden biri haline getirildi.

30. “İç ve Dış Düşman” Söyleminin Atatürkçülükle Birleştirilmesi

12 Eylül yönetimi kendi siyasal meşruiyetini büyük ölçüde devletin parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu iddiası üzerinden kuruyordu.

Bu nedenle Atatürkçülük; bölücülük, komünizm, aşırı sağ, aşırı sol ve çeşitli “yıkıcı ideolojilere” karşı toplumu bir arada tutacak ortak devlet ideolojisi şeklinde sunuldu.

Atatürk’e bağlılık böylece yalnız tarihsel saygının değil, devlete sadakatin de göstergelerinden biri haline getirildi.

31. 12 Eylül Milliyetçiliğinin “Atatürk Milliyetçiliği” Adı Altında Meşrulaştırılması

12 Eylül rejimi milliyetçilik anlayışını sıklıkla “Atatürk milliyetçiliği” kavramıyla ifade etti.

Ancak akademik literatürde bu dönemin milliyetçilik anlayışının erken Cumhuriyet Kemalizminden farklılaştığı; daha otoriter, devletçi ve Türk-İslam senteziyle iç içe geçmiş bir yapı kazandığı sıklıkla vurgulanmaktadır.

Dolayısıyla rejimin “Atatürkçülük” söylemi, Atatürk dönemindeki politikaların basit biçimde devam ettirilmesinden ziyade 1980 sonrası siyasal ihtiyaçlara göre yeniden yorumlanmış bir devlet ideolojisiydi.

32. Türk-İslam Sentezi ile Atatürkçülüğün Aynı Anda Kullanılması

12 Eylül’ün paradokslarından biri, bir yandan yoğun bir Atatürkçü-laik devlet söylemi üretirken diğer yandan din eğitimini ve Türk-İslam sentezini güçlendirmesiydi.

Rejim, Atatürkçülük ile muhafazakar milliyetçiliği tamamen birbirine zıt görmedi; aksine komünizm ve siyasal radikalizme karşı ikisini aynı devlet ideolojisinin farklı unsurları olarak kullanabildi.

Bu nedenle 12 Eylül Atatürkçülüğünü yalnız “1930’lara dönüş” olarak okumak yanıltıcıdır.

33. Atatürk’ün Asker Kimliğinin Özellikle Öne Çıkarılması

12 Eylül dönemindeki Atatürk anlatısında askeri liderlik, disiplin, emir-komuta, vatan savunması ve devlet otoritesi gibi unsurlar özellikle güçlüydü.

Bu Atatürk imgesi, devrimci veya radikal modernleşmeci Atatürk imgesinden ziyade “devleti kuran büyük asker ve başkomutan” imgesine ağırlık verebiliyordu.

Bu da askeri yönetimin kendi varlığını Cumhuriyet’in kurucu ordusunun tarihsel devamı gibi sunmasına yardımcı oluyordu.

34. Ordu ile Atatürk Arasında Kesintisiz Bir Tarihsel Bağ Kurulması

Türk Silahlı Kuvvetleri kendisini Cumhuriyet’in ve Atatürk ilkelerinin koruyucusu olarak konumlandırdı.

Bu anlayışta ordunun siyasete müdahalesi yalnız askeri bir darbe şeklinde değil, Cumhuriyet’i ve Atatürk devrimlerini koruma görevinin bir sonucu olarak meşrulaştırılabiliyordu.

Böylece Atatürk figürü, askeri müdahalenin tarihsel ve sembolik meşruiyet kaynaklarından biri haline getirildi.

35. Atatürk Rozetleri, Flamaları, Posterleri ve Hatıra Objelerinin Çoğalması

1981 yüzüncü yıl etkinlikleriyle birlikte Atatürk temalı rozetler, madalyalar, posterler, pullar, flamalar, plaketler ve çeşitli hatıra eşyaları üretildi.

Kenan Evren’in üniformasında dahi “Atatürk Yılı” hatıra işaretleri kullanılması, yüzüncü yılın devlet protokolünün ve resmi sembolizminin ne ölçüde parçası olduğunu gösteriyordu.

36. Posta Pulları ve Hatıra Ürünlerinde Atatürk İmgesinin Yoğunlaştırılması

Atatürk’ün yüzüncü doğum yılı nedeniyle çeşitli hatıra pulları, zarflar, madalyalar ve koleksiyon ürünleri çıkarıldı.

Bu sayede Atatürk imgesi yalnız resmi törenlerde değil, posta gönderilerinden para benzeri gündelik nesnelere kadar vatandaşın günlük hayatının içine taşındı.

37. Atatürk Temalı Sanat Eserlerinin Devlet Tarafından Teşvik Edilmesi

1981 kapsamında tanınmış ressamlara Atatürk ve devrimler temalı eserler yaptırıldı; bunlar sergilerde halka sunuldu.

Benzer biçimde bestecilerden Atatürk üzerine eserler ve marşlar üretmeleri istendi.

Böylece devlet yalnız mevcut Atatürk imgesini yaymıyor, aynı zamanda yeni bir Atatürk temalı kültürel üretim alanı yaratıyordu.

38. Atatürk Marşlarının ve Şarkılarının Resmi Tören Repertuvarına Girmesi

Okullarda, askeri törenlerde ve milli bayramlarda Atatürk üzerine yazılmış marşlar giderek standart repertuvarın parçasına dönüştü.

“Atatürk ölmedi” düşüncesini vurgulayan şiirler, şarkılar ve sloganlar özellikle çocukluk çağından itibaren aktarılan sembolik bir anlatı yarattı.

39. “Atatürk Ölmedi” Söyleminin Yaygınlaşması

“Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor” gibi ifadeler okul törenlerinin ve popüler Atatürk anlatısının en bilinen sloganları arasına girdi.

Bu anlatı, tarihsel bir kişinin ölümünü kabul etmekten çok onun ulusun içinde sembolik olarak yaşamaya devam ettiğini vurguluyordu.

Sosyolojik açıdan bakıldığında bu tür ifadeler lider kültünün en açık örneklerinden biri olarak yorumlanabilir.

40. Atatürk’ün Çocuklarla Fotoğraflarının Yoğun Kullanılması

Atatürk’ün çocuklarla çekilmiş fotoğrafları ders kitapları, sınıf panoları ve 23 Nisan etkinliklerinde özellikle yoğun biçimde kullanıldı.

Böylece kurucu lider yalnız asker veya devlet adamı olarak değil, çocukları seven koruyucu ve babacan bir figür olarak da temsil edildi.

41. Atatürk’ün Bilim ve Akılcılığın Simgesi Olarak Sunulması

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü eğitim kurumlarının en sık kullanılan vecizelerinden biri haline geldi.

Fen laboratuvarlarından üniversite kampüslerine kadar bilimsel faaliyetler dahi Atatürk’e referans verilerek meşrulaştırılabiliyordu.

Bunun sonucunda bilimsel düşüncenin kendi metodolojisinden ziyade kurucu liderin sözü üzerinden temsil edildiği paradoksal bir durum ortaya çıkabiliyordu.

42. Her Meslek Grubunun Atatürk ile İlişkilendirilmesi

Doktorlardan öğretmenlere, çiftçilerden mühendislere, gazetecilerden sporculara kadar farklı meslek grupları için Atatürk’ün o mesleğe ilişkin sözleri seçilip yaygınlaştırıldı.

Böylece Atatürk yalnız devletin kurucusu değil, toplumsal hayatın neredeyse bütün mesleklerine rehberlik eden figür olarak sunuldu.

43. Atatürk’ün Adının Okullara Verilmesinin Yaygınlaşması

“Atatürk İlkokulu”, “Mustafa Kemal Lisesi”, “Atatürk Anadolu Lisesi”, “Gazi İlköğretim Okulu” gibi isimler ülke çapında en yaygın okul adları arasında yer aldı.

Bu isimlendirme pratiği, öğrencilerin eğitim hayatının doğrudan Atatürk adı altında sürmesini sağlıyordu.

44. Üniversite, Kültür Merkezi ve Kamu Kurumlarında Atatürk Adının Kullanılması

Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Üniversitesi, Atatürk Stadyumu, Atatürk Spor Salonu, Atatürk Bulvarı, Atatürk Caddesi, Atatürk Parkı gibi isimlerin yaygınlaşması, kurucu liderin adının şehirlerin temel coğrafi referanslarından biri haline gelmesine yol açtı.

45. Atatürk Heykellerinin Kent Meydanlarının Merkezine Yerleştirilmesi

Cumhuriyet’in erken döneminden beri var olan Atatürk heykeli geleneği 1980’lerde de güçlü biçimde sürdürüldü.

Birçok kentte belediye veya hükümet konağının önündeki ana meydan, Atatürk heykeli çevresinde biçimlendi.

Çelenk sunma törenleri de bu heykelleri yalnız sanat eseri değil, devlet ritüellerinin fiziksel merkezi haline getiriyordu.

46. Çelenk Sunma Ritüelinin Bürokratikleşmesi

Milli bayramlarda ve 10 Kasım’da devlet kurumları, askeri birlikler, belediyeler ve çeşitli kuruluşlar Atatürk anıtlarına çelenk sunuyordu.

Kurumların belirli sırayla anıta yaklaşması, çelengini bırakması, saygı duruşuna geçmesi ve töreni tamamlaması son derece kodlanmış bir resmi ritüel oluşturdu.

47. Atatürk Fotoğrafının Devlet Otoritesinin Görsel İşaretine Dönüşmesi

Bir devlet görevlisinin makam odasında Türk bayrağı ve Atatürk portresinin bulunması zamanla bürokratik devlet estetiğinin en kolay tanınan unsurlarından biri haline geldi.

Vali, kaymakam, okul müdürü, rektör veya komutanın arkasındaki Atatürk portresi yalnız tarihsel saygıyı değil, makamın Cumhuriyet devletiyle sürekliliğini de temsil ediyordu.

48. 1982 Anayasasında Atatürk Milliyetçiliğinin Kurucu Referans Haline Gelmesi

12 Eylül rejiminin hazırladığı 1982 Anayasası’nın ideolojik dili Atatürk milliyetçiliğine güçlü referanslar içeriyordu.

Böylece “Atatürk milliyetçiliği” yalnız kültürel veya eğitimsel bir kavram değil, devletin anayasal kimliğinin de parçası haline getirildi.

49. Atatürkçülüğün Siyasi Meşruiyet Testine Dönüşmesi

12 Eylül sonrası siyasal düzende siyasi hareketler açısından “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” yalnız sembolik bir ifade değildi.

Bir siyasi düşüncenin rejim açısından meşru kabul edilip edilmemesinde devletin tanımladığı Atatürkçülük çerçevesine uyumluluk önemli bir kriter haline geldi.

Böylece Atatürkçülük, siyasi rekabet içindeki fikirlerden biri olmaktan çıkarılarak sistemin üzerinde duran ortak ve tartışılması güç bir devlet ilkesi olarak konumlandırıldı.

50. Sol ve Muhalif Mekan İsimlerinin Değiştirilmesi

12 Eylül sonrasında yalnız örgütler ve siyasi semboller değil, bazı yer adları da yeni rejimin ideolojik anlayışı doğrultusunda değiştirildi.

Bunun en bilinen örneklerinden biri İstanbul’daki “1 Mayıs Mahallesi”dir. Darbe sonrasında mahallenin adı “Mustafa Kemal Mahallesi” olarak değiştirildi.

Bu tür uygulamalar, 12 Eylül’ün yalnız siyaseti değil, kamusal hafızayı ve mekanların isimlendirilmesini de yeniden düzenleme arzusunun sembolik örneklerinden biri olarak görülebilir.

51. Erken Cumhuriyetin “Kurucu Lider” Anlatısının Tek Bir Biyografiye İndirgenmesi

Cumhuriyet’in kuruluşundaki askerler, siyasetçiler, bürokratlar, yerel direnişçiler ve toplumsal aktörlerin rolü görece geri planda kalırken Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi giderek Mustafa Kemal merkezli tek bir büyük lider anlatısıyla sunuldu.

Bu durum, karmaşık tarihsel süreçlerin büyük adam biyografisi şeklinde öğretilmesini güçlendirdi.

52. Nutuk’un Yarı-Kanonik Bir Devlet Metnine Dönüşmesi

Atatürk’ün Nutuk eseri yalnız tarihsel bir birincil kaynak değil, Cumhuriyet’in kuruluş tarihinin en temel ve otoriter anlatılarından biri olarak okutuldu.

Nutuk’tan seçilmiş pasajların ders kitaplarında ve törenlerde tekrar edilmesi, metne sıradan bir tarih belgesinden daha güçlü bir sembolik statü kazandırdı.

53. Gençliğe Hitabe’nin Kuşaklar Arası Siyasal Vasiyet Gibi Sunulması

Gençliğe Hitabe, okul ve ders kitaplarında olağanüstü merkezi bir konum edindi.

Metnin doğrudan “Ey Türk gençliği!” şeklinde gelecek kuşaklara seslenmesi nedeniyle, Atatürk ile her yeni öğrenci kuşağı arasında kişisel bir görev ilişkisi kuruluyordu.

Bu nedenle Hitabe yalnız tarihsel bir belge değil, öğrencinin devleti koruma yükümlülüğünü tanımlayan bir tür kurucu vasiyet şeklinde yorumlandı.

54. Atatürk’ün Tarihsel Şahsiyetten Devletin Zamansız Sembolüne Dönüştürülmesi

Bütün bu uygulamaların ortak sonucu, Atatürk’ün yalnızca 1881-1938 yılları arasında yaşamış tarihsel bir siyasetçi olarak değil, devletin her dönemde geçerli otoritesini temsil eden zamansız bir sembol olarak sunulmasıydı.

Okul duvarından dağ yamacına, mahkeme salonundan stadyuma, ders kitabından televizyona, meydandaki heykelden devlet memurunun makam odasına kadar aynı figürün sürekli yeniden üretilmesi, 12 Eylül sonrası Türkiye’de çok yoğun bir kurucu lider kültü meydana getirdi.

Bu nedenle 12 Eylül döneminin karakteristik özelliği Atatürk kültünü sıfırdan yaratması değil, Cumhuriyet’in daha önce de var olan Atatürk merkezli sembolik repertuvarını askeri rejimin ihtiyaçları doğrultusunda olağanüstü ölçüde merkezileştirmesi, standartlaştırması ve gündelik hayatın çok daha geniş bir bölümüne yaymasıdır.

reddit.com
u/Armagaaan — 10 days ago
▲ 112 r/altkultur

Türkiye’de herhangi bir ayrımcılık olmayan platform oluşturmaya çalışmak nasıl hissettiriyor

u/Armagaaan — 14 days ago
▲ 717 r/altkultur+1 crossposts

Götüme bakmayı keser misin kendim için giyiniyorum💅

u/Armagaaan — 18 days ago

Sub'ın ilkeleri ile uyuştuğunu düşündüğünüz postlarınız oto-moda takılıyorsa modmail'den bildirebilirsiniz.

reddit.com
u/Armagaaan — 21 days ago
▲ 520 r/altkultur+1 crossposts

mülteci muhabbeti kesildiğinden beri seküler milliyetçilerin muhalefet

u/Armagaaan — 29 days ago

Satoshi Nakamoto (Bitcoin), Moxie Marlinspike (Signal) ve Bram Cohen (BitTorrent) sizce modern zamanın "Kripto-Anarşistleri" mi? Kod yazarak devleti ve gözetim mekanizmasını es geçmek hakkında ne düşünüyorsunuz?

u/Armagaaan — 1 month ago

Kapitalizmin Estetik Modeli Olarak Nolan Sineması

Christopher Nolan sinemasının karmaşık, entelektüel ve derin bir mimariye sahip olduğu yönündeki internet algısının aksine; bu sinemada karşımıza çıkan derinlik, düşüncenin özü değil, yalnızca düşüncenin dekorudur. Filmler, izleyiciye zor bir bulmacayla karşı karşıyaymış hissi verir (parçalanmış zaman çizgileri, yüksek kavramlar, bilimsel terminoloji, ağır cümleler). Ancak bu unsurlar hakiki bir felsefi gerilim üretmez; yalnızca “anlam varmış gibi yapan” parlak bir yüzey inşa eder. Geç kapitalizmin kültürel mantığı da tam olarak budur: ürün, sana içerik değil içerik yanılsaması satar. Nolan filmleri, izleyicinin entelektüel kimliğini okşayan ama onu gerçek bir düşünsel riskle asla karşılaştırmayan steril deneyim paketleridir.

Bu yüzden biçim, içeriğin yerini bütünüyle ele geçirir. IMAX kameralar, pratik efekt gösterileri, devasa setler ve prodüksiyon masrafının devasalığı filmin asıl konusu haline gelir. “Gerçek uçak patlattık”, “filmi IMAX kamerasıyla çektik” gibi pazarlama cümleleri anlatıdan daha önemlidir. Seyirci hikayeye değil sermayenin görünürlüğüne hayran bırakılır. Kapitalist meta fetişizmi burada sinemasal bir forma kavuşur. Değer, karakterlerden ya da fikirlerden değil, tekniğin ve harcanan paranın büyüklüğünden doğar. Kamera teknolojisi bir anlatım aracı olmaktan çıkar, tapınılan bir nesneye dönüşür.

Bu estetik zorunlu olarak yüzeyseldir. Nolan dünyasında karakterlerin toplumsal kökleri yoktur; sınıf, tarih ve politika kadrajın dışında tutulur. İnsanlar psikolojik varlıklar değil, kurgu makinelerini çalıştıran fonksiyonlardır. Sürekli yükselen müzik, boğucu ses tasarımı ve nefes aldırmayan kurgu, izleyicinin düşünmesine değil sürekli bir şeylere maruz kalmasına hizmet eder. Boşluk bırakmayan bu gürültü topluluğu, kapitalist eğlencenin temel refleksidir: soru üretebilecek her sessizlik tehlikelidir. Nolan bu yönelimi 2000lerde sinemada popülerleştirmiştir ve Avengers gibi blockbuster franchiseların sektöre bu kadar doluşmasının en büyük sebebidir. Bu yönelimden dolayı artık modern sinema izleyicisi de eskilerden kalan onu sürekli bir şeylere maruz bırakmayacak ancak düşündürecek filmleri sıkıcı bulur.

Bunlar kapitalizmin çalışma biçiminin estetik modelidir. Derinlik yerine derinliğin efektini, düşünce yerine düşüncenin ambalajını koyar; seyirciyi yurttaş değil müşteri olarak konumlar. Film bittiğinde geriye kalan, sarsıcı bir fikir değil, pahalı ve parlak bir deneyim makbuzudur.

reddit.com
u/Armagaaan — 1 month ago

Kimlikler Neden Tek Tip Değil De Birer Spektrum Olmalıdır?

Modern dünya, bizi henüz doğmadan önce etiketlemeye başlayan devasa bir sınıflandırma makinesidir. Hastane odasındaki pembe ya da mavi battaniyeden, nüfus cüzdanlarındaki hanelere; fabrikalardaki üretim bantlarından, evlilik cüzdanlarının resmiyetine kadar her şey tek bir amaca hizmet eder: Sabit, ölçülebilir ve kontrol edilebilir insanı imal etmek. Devletler, fabrikalar ve kapitalist sistem; geleceği öngörebilmek, toplumu yönetebilmek için senin ne zaman ne tüketeceğini, nasıl yaşayacağını ve kriz anlarında nasıl tepki vereceğini bilmek ister. "Sadık koca, işçi, erkek" ya da "Ev kadını, anne" gibi sabit kimlik kutuları, sistemin seni bir veri tabanına kaydetmesini, seni istatistiksel bir veriye dönüştürmesini kolaylaştırır. Devlet o yüzden her zaman farklıdan nefret eder, öngörülemez birinin varlığı onun için en büyük tehdittir.

İnsan, ömrü boyunca sürekli değişen, öğrenen, kabuk değiştiren ve dönüşen bir varlıktır. Doğanın kendisi dinamik bir oluş halindeyken, kendimize "Ben şuyum ve sadece bundan ibaretim" diyerek katı, esnemeyen bir kimlik biçtiğimizde, kendi kendimizin gardiyanı oluruz. Cinsiyet normları, cinsel yönelimler veya toplumsal roller fark etmeksizin; bu sabitlik ve durağanlık bireyin içindeki sonsuz potansiyeli sınırlar. Bize sunulan hazır kimlik şablonlarını sorgusuz sualsiz kuşanmak, dışarıdaki iktidarı kendi zihnimizin içine davet etmektir. Akışkanlık o insanın kendi üzerinde kurduğu o görünmez, mikro-tahakkümü kökünden yıkan bir özgürleşme pratiğidir.

Sistem, kendi bekasını korumak için dünyayı her zaman keskin ikilikler üzerinden okumamızı dayatır: Kadın/Erkek, Biz/Onlar, Doğru/Yanlış. Kimlikler bu yapay kutuplarda sabitlendiğinde, aradaki uçurumlar derinleşir, önyargılar katılaşır ve kaçınılmaz olarak bir hiyerarşi doğar; kutuplardan biri her zaman diğerinden üstün konuma yerleşir. Ancak kimlikler akışkanlaştığında, iktidarın bu en büyük silahı işlevsiz kalır ve "öteki" kavramı ortadan kalkar. Çünkü ben bugün buradayken, yarın başka bir varoluş alanında olabilirim; bugün deneyimlediğim benlik, yarın dönüşeceğim benliğin sadece bir uğrağıdır. Kendini sabit bir “biz”e ait hissetmeyen, karşısındakini de sabit bir “onlar” parantezine almayan insan, toplumsal nefreti ve tahakkümü daha doğmadan baltalamış olur.

Bu bağlamda akışkan bir kimliğe sahip olmak, küresel sistem algoritmasını tam kalbinden çökertmektir. Kimliği, cinsiyeti ve arzuları akışkan olan bir insan; hiçbir pazar araştırmasına sığmaz, hiçbir reklam stratejisiyle tam olarak yakalanamaz, devletin hiçbir bürokratik kutucuğuna tam olarak sığıştırılamaz. Bu sistem için en tehlikeli insan, öngörülemez olan insandır. Ve öngörülemez olmak, günümüz dünyasında geliştirilebilecek en rafine direniş biçimidir.

Son olarak, kimliklerin akışkanlaşması insanın kendi varoluşuna tanıyabileceği en görkemli, en sonsuz imkandır. Tek tip insan üreten bu devasa ajanstan ve fabrikadan kaçmak, bizi birbirimize yabancılaştırmaz; tam tersine, bizi sömürgeci kalıplardan arındırarak birbirimizi saf, çıplak ve özgür birer insan olarak kabul etmemizi sağlar. Duvarları yıkılmış, sınırları silinmiş bir benlik bilinciyle akmak, tahakkümün her türlüsüne karşı verilecek en güzel cevaptır.

reddit.com
u/Armagaaan — 1 month ago

Deniz Göktaş’ın gösterisine gelen ve rağbet gören akılalmaz yorum

u/Armagaaan — 1 month ago

dünkü eleştirimden sonra islamcı sanıldım baya aklıma bu geldi lol

u/Armagaaan — 2 months ago