olm siz de haber/gündem vs postları girsenize
biz atınca etkileşim de geliyor insanlar destekliyor ama niyeyse kimse post girmiyo ana sayfa ırkçı postlar içinde yüzüyor. bunların tekeline bırakmayalım.
biz atınca etkileşim de geliyor insanlar destekliyor ama niyeyse kimse post girmiyo ana sayfa ırkçı postlar içinde yüzüyor. bunların tekeline bırakmayalım.
Fransa’da lise öğrencilerinin öğretmen yetersizliği, kalabalık sınıflar ve bakımsız okul binaları için başlattığı protestolar hızla şiddetlendi. Geçen hafta Paris bölgesinde başlayan eylemler tüm ülkeye yayıldı. Yüzlerce okulda barikatlar kuruldu, çöp konteynerleri ve okul girişleri yakıldı. Cuma günü yaklaşık 400 lise kapatıldı, 560’tan fazla okulda eğitim aksadı. Strasbourg, Marsilya, Nantes, Pantin ve Paris banliyölerinde gaz bombaları, havai fişekler ve taşlı çatışmalar yaşandı. Hükümet olayları “kentsel şiddet” olarak nitelendiriyor, ailelere “çocuklarını sokaktan uzak tutun” çağrısı yapıyor ve zararları ebeveynlerin karşılaması gerektiğini söylüyor. Öğrenciler ise “sadece düzgün okul istiyoruz” diyor. Devlettaparlara ders niteliğinde.
profil fotoğrafımda da bulunan orchid screamo/emoviolence kültürünün en önemli gruplarından ki muhtemelen en önemli grubu. sadece müzikal olarak var olan bir grup olmaktan öte grubun etrafında kurduğu politik ve görsel dil yüzünden de. kaotik, kısa, saldırgan ama bir teori/politika temeli de bulunduruyor.
gatefold kapağında angela davis kullanmaları da bunun en açık örneklerinden. sözlerde ve parça isimlerinde hapishane sistemi, otorite, yabancılaşma, metalaşma gibi şeylere sürekli giriyorlar. foucault, frankfurt okulu, nietzsche gibi referanslar da sözlerinde sıklıkla bulunmakta. kültün felsefik olarak derin aynı zamanda da en sağlam gruplarından.
Your chaos ain't me
It's a hat that you put on and I wore it for too long
And I hate to break your little heart
But chaos definitely ain't you
No matter what the shirt says
Buy a book
Read up
I'm on every page
my friend bought this and will cancel if it isn’t real. the post says its original but one of my other friends said it might be a very good bootleg. do any of you know if this is real or not? thanku
Türkiye’deki müzik çevresinin bu kadar iğrençliğini görüyoruz değil mi? Bu ilk fotodakiler sadece son 10 günde olan tanık olduğumuz şeyler. Sürekli rezillikler içinde yüzen inanılmaz yoz bir kültür.
Sürekli AI ile yapılmış posterlerin ve görsellerin her yerde kullanıldığı, aşırı milliyetçi ideolojiler/simgelerin insanlarda bir yer ediğindiğini, çeşitli müzisyenler hakkında sürekli taciz ve benzeri ciddi iddiaların dolaşıma girdiğini görüyoruz. Bunların hepsi birbirinden bağımsız olaylar gibi dursa da genel bir zihniyetin sonucu.
Bu kültürler yalnızca siyah giyinmek, grup tişörtü giymek veya sert müzik dinlemek değildi. Ama Türkiye’de yıllardır sanki bundan ibaretmiş gibi lanse edildi. Sonuç olarak herkes “aykırı” görünmeye çalışırken düşünce olarak birbirinin aynısı haline geldi. Biz aykırı müzisyenleriz diye gezen insanların en büyük başkaldırısı yıllarca “Popçular dışarı!” demekten öteye gidemedi.
Bugün de bunun devamını görüyoruz. Gerçekten bir şey üretmek, araştırmak, kültürün geçmişini öğrenmek veya bir tavır geliştirmek yerine hazır estetikler tüketiliyor. Önemli olan ne söylediğin, ne gösterdiğin, ne ürettiğin değil, dışarıdan bir stereotype'a benzeyip benzemediğin olmuş durumda. Bu üç beş ergenden ibaret bir durum da değil. En küçük gruplardan mekanlara, organizatörlerden yıllardır sahnede olan büyük isimlere kadar aynı yüzeyselliği görmek mümkün. İnsanlar kültürün parçası olmak yerine kostümü ile ilgilenmekle meşgul.
Biz bu yozluğu görerek bunların bir parçası olmamayı, ve kendi doğrumuzu yaşamayı seçiyoruz. Siz de bu düşüncelerimizi paylaşıyorsanız, müzik yapın, flyerlar yapın, herhangi bir şey üretin, göz önünde olun. Böyle insanları görünce tepki gösterin. Kabullenmeyin ve doğruyu anlatın. Yalnız olmadığınızı bilin. Bir şeyler değişecekse yine biz değiştireceğiz.
Pictured is the truest punk in society.
Punk is about rebellion, music, and counter culture. What's more counter to the culture, then being counter to the subCULTURE man! A real rebel rebels against the rebels.
Protesting, Direct Action, Volunteer work, playing music, DIY? All that's for conformist shmucks looking to oppose or exist outside the current system. But not me, I rebel by standing right inside the crowd, and sneering at the conformists who deviate from the norm.
Babası şöyle böyle derken babasının görüşlerinin kendi görüşleri ile neden beraber değerlendirildiğini ya da liberal bu vs vs gibi argümanlarınız varsa da kaynak/sebepleri ile beraber yazarsanız sevinirim.
Norah Vincent gerçekten Amerikalı bir gazeteci/yazardı ve Self-Made Man kitabı için yaklaşık 18 ay boyunca “Ned” adlı bir erkek olarak toplumsal ortamlara girdi; erkek arkadaş grupları, iş ortamları, flört, manastır ve erkek terapi grupları gibi alanları gözlemledi. Ama amacı “erkeklerin ayrıcalıklı olduğunu kanıtlamak” gibi tek cümlelik bir deney değildi. Kendi anlatımında bunu, toplumsal cinsiyetin öteki tarafını içeriden anlamaya yönelik bir gazetecilik projesi olarak tarif ediyor.
Ve deney sonucunda “aslında erkekler eziliyor, feminizm çöktü” sonucuna da varmadı. Gerçekten erkeklerin yalnızlık, duygusal bastırma, sürekli güçlü görünme beklentisi, flörtte reddedilme ve sağlayıcı olma baskısı gibi sorunlarını beklediğinden çok daha ağır buldu. Ama aynı zamanda iş yaşamında erkek ayrıcalığını doğrudan deneyimlediğini de söyledi; örneğin erkek olarak özgüven ve buyurganlığın daha kolay kabul gördüğünü anlatıyordu.
Ölümüyle kurulan bağlantı da düpedüz aşağılık bir çarpıtma. Vincent gerçekten 2022’de, yani deneyden 18 yıl sonra 53 yaşındayken İsviçre’de gönüllü yardımlı ölümle hayatını kaybetti. Fakat “18 ay erkek gibi yaşadı, erkeklerin hayatının ne kadar kötü olduğunu gördü ve bunun üzerine intihar etti” şeklindeki internet anlatısı yanlış.
Deney sırasında ciddi bir depresif çöküş yaşadığı ve daha sonra psikiyatri kliniğine yattığı doğru. Kendisi de erkek olarak geçmeye çalışmanın yarattığı sürekli rol yapma, kimliğini gizleme ve ortaya çıkma korkusunun psikolojik açıdan ağır olduğunu anlatmıştı. ABC röportajında özellikle bu “başka biri olarak yaşama” baskısını vurguluyor.
Ama ayrıca bu deneyden önceye uzanan ciddi depresyon geçmişi vardı. Sonraki kitabı Voluntary Madness zaten kendi ruh sağlığı geçmişi ve psikiyatrik tedavileri üzerineydi. Bu nedenle 2022’deki ölümünü 2003–2004 civarındaki deneyden yaklaşık 18 yıl sonra, “erkek olmanın zorluğunu görünce intihar etti” diye açıklamak için elimizde bir temel zaten yok.
Ayrıca “feminist aktivist” etiketi yanıltıcı. Vincent daha çok gazeteci/yazar ve siyasi yorumcuydu. Kendini farklı dönemlerde libertaryen çizgide konumlandırdı, ana akım feminist örgütleri ve sol siyaseti de sık sık eleştirdi; 2002’de kendisini “libertarian pro-life lesbian” diye tanımladığı aktarılıyor. Dolayısıyla internette sunulan “radikal feminist aktivist erkek ayrıcalığını kanıtlamaya çıktı” portresi de doğru değil.
Yani sonuç olarak, Vincent’ın çalışması feminist analizle çelişmiyor. Patriyarka erkeklere birtakım yapısal avantajlar sağlayıp aynı anda erkeklerden duygusal kapalılık, saldırganlık, statü ve sağlayıcılık gibi pahalı roller de talep edebilir. Yani böyle feminizmi yanlışlamaya çalışan aga argümanları bile bunun doğruluğunu ve patriyarkanın varlığını bir kez daha ortaya çıkarıyor her seferinde.
Söz konusu kişi Fransız aşırı sağ aktivisti Thaïs d’Escufon (Anne-Thaïs du Tertre). 2021’de polise, evine giren bir kişinin kendisini cinsel saldırıya uğrattığı ve alıkoyduğu iddiasıyla şikâyette bulunduğu kaynaklarda yer alıyor. Failin kendisini Tunuslu olarak tanıttığını söylediği de aktarılıyor.
Fakat 18 Haziran 2026’daki mahkûmiyet bu saldırıyı anlatması nedeniyle verilmedi. Dava, Aralık 2023’te BFMTV’de başka bir tecavüz vakası tartışılırken söylediği sözlerle ilgiliydi. D’Escufon, Fransa’da kadınlar için başlıca tehlikenin göç olduğunu söyleyip özellikle “Afrikalı, siyah ve Arap göçmen erkekleri” hedef alan genelleyici ifadeler kullandı. Paris Ceza Mahkemesi bu sözleri, köken/etnisite temelinde belirli bir grubu topluca tehlikeli gösteren, “genelleyici ve özcü” ifadeler olarak değerlendirdi.
En önemli yanlış ise “hapse mahkûm edildi” kısmı. Bu davada mahkemenin 18 Haziran 2026’da verdiği ceza 1.000 avro para cezasıydı; Visegrad24 görselindeki gibi hapis cezası değildi. Suçun da “ırkçı nefreti kışkırtma” şeklinde aktarılması tam isabetli değil; Fransızca kaynaklar kararı “injure publique en raison de l'origine…”, yani kabaca köken/etnisite/ırk temelinde kamuya açık hakaret olarak aktarıyor.
D’Escufon’un daha önce başka bir dosyadan hapis cezası aldığı doğru: SOS Méditerranée’nin ofisine yapılan baskınla bağlantılı şiddet suçundan 2026’da 8 ay ertelenmiş hapis cezası aldı.
1. Dağlara, Tepelere, Kışlalara ve Stadyumlara Devasa Sloganların Yazılması
12 Eylül sonrasında askeri birliklerin çevresindeki tepeler, kışlalar, okul ve üniversite kampüsleri, stadyumlar ve çeşitli kamu yapıları büyük boyutlu milliyetçi ve Atatürkçü sloganların sergilendiği alanlara dönüştü. “Ne Mutlu Türküm Diyene”, “Önce Vatan”, “Vatan Sana Canım Feda” gibi ifadeler ve Atatürk siluetleri, özellikle askeri ve kamusal mekanlarda giderek standartlaşan bir görsel dil oluşturdu.
Böylece devletin ideolojik mesajları yalnızca kitap, konuşma veya kanunlar aracılığıyla değil, doğrudan kent ve kır peyzajına kazınarak sürekli görünür hale getirildi.
2. Kamusal Alanlarda Atatürk Portresinin Sürekli Görünürlüğü
Devlet daireleri, okullar, askeri kurumlar, belediye binaları, mahkemeler ve diğer resmi mekanlarda Atatürk portresi devletin standart görsel sembollerinden biri haline geldi.
Bu kültür zamanla özel işyerlerine de yayıldı. Kahvehanelerde, bakkallarda, berberlerde, restoranlarda, taksi duraklarında ve çeşitli esnaf işletmelerinde Atatürk portresi bulundurmak özellikle milli bayramlar ve resmi tören dönemlerinde yaygın bir toplumsal norm haline geldi.
Ancak bunun bütün özel işletmelere yönelik ülke çapında tek bir genel “Atatürk portresi asma mecburiyeti” şeklinde düzenlendiğini söylemek yerine, resmi kurumlarda kurumsallaştığını ve özel alanda güçlü bir siyasi-toplumsal norm oluşturduğunu söylemek daha doğru olur.
3. Atatürk’e Yönelik Eleştirinin Sıradan Tarihsel Eleştiriden Farklı Algılanması
Atatürk’ün devletin kurucu sembolü olarak olağanüstü ölçüde merkezileştirilmesi, onun tarihsel kişiliğine yönelik eleştirilerin de sıradan bir tarih tartışmasından farklı algılanmasına yol açtı.
Atatürk’ü eleştirmek, kimi bağlamlarda yalnız geçmişte yaşamış bir siyasetçiyi eleştirmekten ziyade Cumhuriyet’in kendisine, ulusal birlik düşüncesine veya devlete yönelik bir saldırı şeklinde yorumlanmaya başladı.
4. Üniversitelerde Zorunlu Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersinin Kurumsallaştırılması
1981 tarihli 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile yükseköğretim sistemi merkezi biçimde yeniden yapılandırıldı.
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili ve yabancı dil yükseköğretimde zorunlu dersler arasında yer aldı. Bu düzenleme yalnız tarih veya sosyal bilim öğrencilerini değil, mühendislikten tıbba, güzel sanatlardan fen bilimlerine kadar bütün yükseköğretim öğrencilerini kapsayan ortak bir ideolojik-eğitsel çerçeve yarattı.
5. YÖK’ün Kurulmasıyla Üniversitelerin İdeolojik Merkezileştirilmesi
12 Eylül rejiminin en önemli kurumsal düzenlemelerinden biri 1981’de Yükseköğretim Kurulunun kurulmasıydı.
Üniversiteler daha merkezi bir idari yapının içine alınırken yükseköğretimin amaçları arasında milli değerler ve Atatürk ilkelerine bağlılık güçlü biçimde vurgulandı.
Böylece Atatürkçülük yalnız belirli bir tarih dersinin konusu olmaktan çıkarılarak yükseköğretim sisteminin genel ideolojik referanslarından birine dönüştürüldü.
6. İlkokuldan Liseye Kadar Ders Kitaplarında Standart Atatürk Sembolizmi
Okul kitaplarında Atatürk portresi, İstiklal Marşı, Gençliğe Hitabe ve milli sembollerin kullanımı giderek standart bir biçim aldı.
Atatürk yalnız tarih derslerinde anlatılan tarihsel bir şahsiyet olarak değil; yurttaşlık, ahlak, bilim, eğitim, çalışma, spor, tarım, ekonomi ve modernleşme gibi çok farklı konuların açıklanmasında referans gösterilen kurucu otorite konumuna getirildi.
7. Atatürk’ün Her Konuda Sözü Bulunan Evrensel Bir Otoriteye Dönüştürülmesi
12 Eylül sonrası resmi söylemde Atatürk’ün yalnız siyaset ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili fikirleri değil, neredeyse hayatın her alanına ilişkin sözleri derlenmeye başladı.
“Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve sağlık”, “Atatürk ve eğitim”, “Atatürk ve bilim”, “Atatürk ve sanat”, “Atatürk ve ekonomi”, “Atatürk ve tarım”, “Atatürk ve Türk dili” gibi yüzlerce başlık altında kitaplar, broşürler, konferanslar ve okul etkinlikleri üretildi.
Böylece Atatürk tarihsel bağlamı olan bir devlet adamından ziyade hemen her güncel meselede sözüne başvurulabilecek zamansız bir otorite gibi temsil edilmeye başladı.
8. “Atatürk İlke ve İnkılaplarına Bağlı Gençlik” İdealinin Eğitim Sistemine Yerleştirilmesi
Eğitim sisteminin amacı yalnız bilgili birey yetiştirmek değil, aynı zamanda belirli ulusal ve siyasi değerlere bağlı yurttaş yetiştirmek olarak tanımlandı.
Atatürk ilkelerine bağlılık bu ideal yurttaş profilinin temel unsurlarından biri haline geldi.
9. Bir Yıl Boyunca Yoğun Atatürk Temalı TRT Yayınları
1981 boyunca TRT, Atatürk’ün hayatını, görüşlerini ve devrimlerini anlatan programlara geniş yer verdi.
Belgeseller, konuşmalar, konserler, özel programlar ve tören yayınları aracılığıyla Atatürk imgesi devletin tek kanallı televizyon ve radyo düzeninde olağanüstü görünür hale geldi.
Televizyon yayıncılığının devlet tekelinde olduğu düşünüldüğünde bunun toplumsal etkisi bugünkü çok kanallı medya ortamından çok daha büyüktü.
10. Ülke Çapında Yeni Atatürk Anıtlarının Yapılması
1981 Atatürk Yılı kapsamında çeşitli kentlerde yeni Atatürk anıtları inşa edildi.
Böylece Cumhuriyet’in erken döneminde başlayan Atatürk heykelciliği, 12 Eylül rejimi altında yeni bir kitlesel anıtlandırma dalgası yaşadı.
11. Okul Bahçelerinde Atatürk Büstünün Neredeyse Vazgeçilmez Bir Unsur Haline Gelmesi
Okul bahçesindeki Atatürk büstü, Türk eğitim sisteminin en karakteristik görsel unsurlarından biri haline geldi.
Büst çoğunlukla tören alanının merkezine yerleştiriliyor; öğrencilerin sıra olduğu, bayrak töreninin yapıldığı ve resmi günlerin kutlandığı alan Atatürk figürü çevresinde düzenleniyordu.
Böylece öğrencinin okul hayatı boyunca her sabah karşılaştığı fiziksel çevre dahi kurucu lider sembolizmi üzerinden biçimlendirilmiş oluyordu.
12. Okullarda “Atatürk Köşeleri”nin Yaygınlaştırılması
Okul koridorları ve sınıflarında “Atatürk Köşesi” adı verilen özel bölümler oluşturuldu.
Bu alanlarda Atatürk fotoğrafları, kronolojisi, sözleri, Gençliğe Hitabe, çeşitli devrimleri gösteren görseller ve Atatürk hakkında öğrenci çalışmaları sergileniyordu.
Atatürk böylece yalnız derslerde anlatılan bir figür değil, öğrencilerin her gün fiziksel olarak karşılaştığı sürekli bir pedagojik sembol haline geldi.
13. Atatürk Büstü Önünde Yapılan Törenlerin Standartlaştırılması
Bayrak törenleri, milli bayramlar, 10 Kasım anmaları ve çeşitli okul etkinlikleri çoğunlukla Atatürk büstü veya portresi merkez alınarak düzenlenmeye başladı.
Çelenk bırakma, saygı duruşu, marş okuma, Atatürk şiirleri okuma ve Atatürk’ün sözlerini seslendirme gibi uygulamalar okul hayatının rutin parçalarına dönüştü.
14. 10 Kasım’ın Güçlü Bir Kolektif Yas Ritüeline Dönüşmesi
Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım, devletin en güçlü ortak anma ritüellerinden biri haline geldi.
Saat 09.05’te sirenlerin çalması, insanların saygı duruşuna geçmesi, okullarda tören yapılması, radyolarda ve televizyonda özel yayınların verilmesi, siyah-beyaz Atatürk fotoğraflarının kullanılması gibi uygulamalar giderek standartlaştı.
Bu ritüelin dikkat çekici yönü, devletin kurucusunun ölümünün yalnız resmi kurumlarda değil, gündelik hayatın tamamında eşzamanlı biçimde anılmasıydı.
15. Milli Bayramların Atatürk Merkezli Törenlere Dönüştürülmesi
23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi günlerde düzenlenen törenlerde Atatürk figürü giderek daha merkezi bir yer edindi.
Özellikle stadyumlarda gerçekleştirilen kitlesel gösteriler; öğrencilerin oluşturduğu koreografiler, dev Atatürk portreleri, bayraklar, marşlar ve sloganlarla birlikte büyük ölçekli devlet ritüellerine dönüştü.
16. 19 Mayıs Bayramının Adına Doğrudan “Atatürk’ü Anma” İfadesinin Eklenmesi
1981 yılında Gençlik ve Spor Bayramı’nın adı “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirildi.
Böylece mevcut bir Cumhuriyet bayramının anlamı doğrudan Atatürk’ün kişiliğine bağlanarak yeniden tanımlandı.
17. 24 Kasım’ın Öğretmenler Günü Olarak Belirlenmesi
1981 Atatürk Yılı sırasında 24 Kasım, Atatürk’ün “Başöğretmen” sıfatıyla ilişkilendirilerek Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlandı.
Böylece öğretmenlik mesleğinin yıllık resmi kutlaması dahi doğrudan Atatürk’ün kişiliği ve Cumhuriyet modernleşmesi anlatısıyla ilişkilendirildi.
18. “Atatürk 100 Yaşında” Okullarının Açılması
1981 yılında yüzüncü yıl anısına “Atatürk 100 Yaşında” sloganıyla onlarca ilkokul açıldı.
Bu durum yüzüncü yılın yalnız tören ve propaganda düzeyinde kalmadığını; okul, bina ve kurum isimlendirmeleriyle fiziksel çevreye de işlendiğini gösteriyordu.
19. “100. Yıl” ve “Atatürk” Adlarının Kurum ve Mekanlara Yoğun Biçimde Verilmesi
1981 çevresinde açılan çok sayıda okul, park, kültür merkezi, spor tesisi, cadde ve kamu yapısına “Atatürk” veya “100. Yıl” isimleri verildi.
Yüzüncü yılın kalıcılaştırılması, kutlamaların açık hedeflerinden biriydi; bu nedenle yalnız geçici etkinlikler değil, sonraki kuşakların gündelik hayatında yaşamaya devam edecek mekan adları oluşturuldu.
20. Atatürk’ün Kaldığı Evlerin Müzeleştirilmesi
1981 Atatürk Yılı çerçevesinde Atatürk’ün çeşitli dönemlerde kaldığı bazı evler restore edildi ve müze haline getirildi.
Böylece Atatürk’ün yaşamına temas etmiş fiziksel mekanlar birer tarihi ziyaret ve anma alanına dönüştürüldü.
Bu uygulama, liderin gündelik hayatına ait mekanların dahi ulusal hafızanın kutsal sayılabilecek noktaları haline gelmesine katkıda bulundu.
21. İl ve İlçelerde “Atatürk Kitaplıkları” Kurulması
1981 yılında Atatürk ile ilgili kitap ve belgelerin toplanmasına yönelik geniş çaplı faaliyetler yürütüldü.
Milli Kütüphane’de Atatürk üzerine materyaller bir araya getirilirken çeşitli il ve ilçelerde “Atatürk kitaplıkları” oluşturuldu.
Böylece Atatürk üzerine oluşturulan resmi literatür ülkenin farklı bölgelerine yayılmış oldu.
22. Devlet Kurumlarının Yoğun Atatürk Yayıncılığı
Bakanlıklar, askeri kurumlar, üniversiteler ve diğer kamu kuruluşları tarafından Atatürk’ün hayatı ve görüşlerini anlatan çok sayıda kitap, kitapçık ve broşür yayımlandı.
“Atatürk’ün eğitim görüşleri”, “Atatürk’ün ekonomik görüşleri”, “Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve Türk dili” gibi oldukça spesifik konular dahi bağımsız yayın alanlarına dönüştürüldü.
23. Askeri Kurumlarda Sistematik “Atatürkçülük” Doktrininin Üretilmesi
12 Eylül yönetimi yalnız Atatürk’ün sözlerini tekrarlamakla kalmadı; “Atatürkçülük” adı altında sistematik bir dünya görüşü oluşturma çabasına da girişti.
Askeri okullar için Atatürkçülüğü açıklayan çok ciltli eserler hazırlanıp dağıtıldı.
24. Atatürk’ün Sözlerinin Aforizma ve Vecize Biçiminde Her Yere Dağıtılması
Atatürk’ün konuşmalarından seçilen kısa cümleler okul duvarlarından kamu kurumlarına, spor salonlarından belediye yapılarına kadar çok farklı mekanlarda sergilenmeye başladı.
Bu kullanım biçiminde sözlerin tarihsel bağlamından çok kısa ve mutlak doğrular şeklinde sunulması ön plana çıkıyordu.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Türk, öğün, çalış, güven” gibi ifadeler bu görsel kültürün en tanınmış örnekleri haline geldi.
25. Atatürk İmzalı Sözlerin Estetik Bir Devlet Sembolüne Dönüşmesi
Atatürk’ün el yazısı ve imzası da giderek bağımsız bir görsel sembole dönüştü.
Atatürk imzası okul panolarında, resmi kurumlarda, afişlerde, tören dekorlarında ve kamusal yapılarda yaygın biçimde kullanılmaya başladı.
Böylece yalnız Atatürk’ün yüzü değil, imzasının kendisi de devlet ve Cumhuriyet kimliğinin tanınabilir bir ikonuna dönüştü.
26. Dev Atatürk Portrelerinin Kamusal Yapılara Asılması
Milli bayramlarda kamu binalarının cephelerine çok büyük Atatürk portreleri asılması yaygın bir uygulamaya dönüştü.
Valilikler, belediye binaları, üniversiteler, okullar ve stadyumlarda metrelerce büyüklükte Atatürk fotoğrafları kullanılması, liderin fiziksel olarak da kamusal alanın üzerinde hakim bir figür gibi görünmesine neden oldu.
27. Stadyum Koreografilerinde Atatürk Figürünün Merkezileştirilmesi
Özellikle 19 Mayıs ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında binlerce öğrencinin katıldığı stadyum gösterileri düzenleniyordu.
Öğrenciler kartonlar, bayraklar veya bedenleriyle Atatürk portresi, Türk bayrağı ve milliyetçi sloganlar oluşturuyordu.
Böylece devlet ideolojisi, kitlesel beden koreografisi aracılığıyla doğrudan görsel bir gösteriye dönüştürülüyordu.
28. Okul Çocuklarının Atatürk Şiirleri ve Kompozisyonları Yazmaya Yönlendirilmesi
Özellikle 10 Kasım, 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim çevresinde “Atatürk sevgisi”, “Atatürk’ün çocuklara verdiği önem”, “Atatürk’ün gençlere güveni” gibi temalarda şiir, kompozisyon ve resim yarışmaları yaygınlaştırıldı.
Bu uygulamalar aracılığıyla Atatürk’e bağlılık yalnız tarih bilgisi olarak değil, öğrenciden duygusal olarak ifade etmesi beklenen bir değer şeklinde sunuluyordu.
29. “Atatürk’ü Sevmek” ile “İyi Yurttaş Olmak” Arasında Bağ Kurulması
12 Eylül sonrası eğitim söyleminde Atatürk’e bağlılık giderek yurttaşlığın temel özelliklerinden biri gibi sunuldu.
İyi öğrenci, iyi vatandaş ve iyi Türk olmanın ortak özellikleri arasında Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık özellikle vurgulandı.
Bu nedenle Atatürkçülük yalnız tarihsel veya siyasi bir görüş olmaktan çıkarılıp yurttaşlık ahlakının ölçütlerinden biri haline getirildi.
30. “İç ve Dış Düşman” Söyleminin Atatürkçülükle Birleştirilmesi
12 Eylül yönetimi kendi siyasal meşruiyetini büyük ölçüde devletin parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu iddiası üzerinden kuruyordu.
Bu nedenle Atatürkçülük; bölücülük, komünizm, aşırı sağ, aşırı sol ve çeşitli “yıkıcı ideolojilere” karşı toplumu bir arada tutacak ortak devlet ideolojisi şeklinde sunuldu.
Atatürk’e bağlılık böylece yalnız tarihsel saygının değil, devlete sadakatin de göstergelerinden biri haline getirildi.
31. 12 Eylül Milliyetçiliğinin “Atatürk Milliyetçiliği” Adı Altında Meşrulaştırılması
12 Eylül rejimi milliyetçilik anlayışını sıklıkla “Atatürk milliyetçiliği” kavramıyla ifade etti.
Ancak akademik literatürde bu dönemin milliyetçilik anlayışının erken Cumhuriyet Kemalizminden farklılaştığı; daha otoriter, devletçi ve Türk-İslam senteziyle iç içe geçmiş bir yapı kazandığı sıklıkla vurgulanmaktadır.
Dolayısıyla rejimin “Atatürkçülük” söylemi, Atatürk dönemindeki politikaların basit biçimde devam ettirilmesinden ziyade 1980 sonrası siyasal ihtiyaçlara göre yeniden yorumlanmış bir devlet ideolojisiydi.
32. Türk-İslam Sentezi ile Atatürkçülüğün Aynı Anda Kullanılması
12 Eylül’ün paradokslarından biri, bir yandan yoğun bir Atatürkçü-laik devlet söylemi üretirken diğer yandan din eğitimini ve Türk-İslam sentezini güçlendirmesiydi.
Rejim, Atatürkçülük ile muhafazakar milliyetçiliği tamamen birbirine zıt görmedi; aksine komünizm ve siyasal radikalizme karşı ikisini aynı devlet ideolojisinin farklı unsurları olarak kullanabildi.
Bu nedenle 12 Eylül Atatürkçülüğünü yalnız “1930’lara dönüş” olarak okumak yanıltıcıdır.
33. Atatürk’ün Asker Kimliğinin Özellikle Öne Çıkarılması
12 Eylül dönemindeki Atatürk anlatısında askeri liderlik, disiplin, emir-komuta, vatan savunması ve devlet otoritesi gibi unsurlar özellikle güçlüydü.
Bu Atatürk imgesi, devrimci veya radikal modernleşmeci Atatürk imgesinden ziyade “devleti kuran büyük asker ve başkomutan” imgesine ağırlık verebiliyordu.
Bu da askeri yönetimin kendi varlığını Cumhuriyet’in kurucu ordusunun tarihsel devamı gibi sunmasına yardımcı oluyordu.
34. Ordu ile Atatürk Arasında Kesintisiz Bir Tarihsel Bağ Kurulması
Türk Silahlı Kuvvetleri kendisini Cumhuriyet’in ve Atatürk ilkelerinin koruyucusu olarak konumlandırdı.
Bu anlayışta ordunun siyasete müdahalesi yalnız askeri bir darbe şeklinde değil, Cumhuriyet’i ve Atatürk devrimlerini koruma görevinin bir sonucu olarak meşrulaştırılabiliyordu.
Böylece Atatürk figürü, askeri müdahalenin tarihsel ve sembolik meşruiyet kaynaklarından biri haline getirildi.
35. Atatürk Rozetleri, Flamaları, Posterleri ve Hatıra Objelerinin Çoğalması
1981 yüzüncü yıl etkinlikleriyle birlikte Atatürk temalı rozetler, madalyalar, posterler, pullar, flamalar, plaketler ve çeşitli hatıra eşyaları üretildi.
Kenan Evren’in üniformasında dahi “Atatürk Yılı” hatıra işaretleri kullanılması, yüzüncü yılın devlet protokolünün ve resmi sembolizminin ne ölçüde parçası olduğunu gösteriyordu.
36. Posta Pulları ve Hatıra Ürünlerinde Atatürk İmgesinin Yoğunlaştırılması
Atatürk’ün yüzüncü doğum yılı nedeniyle çeşitli hatıra pulları, zarflar, madalyalar ve koleksiyon ürünleri çıkarıldı.
Bu sayede Atatürk imgesi yalnız resmi törenlerde değil, posta gönderilerinden para benzeri gündelik nesnelere kadar vatandaşın günlük hayatının içine taşındı.
37. Atatürk Temalı Sanat Eserlerinin Devlet Tarafından Teşvik Edilmesi
1981 kapsamında tanınmış ressamlara Atatürk ve devrimler temalı eserler yaptırıldı; bunlar sergilerde halka sunuldu.
Benzer biçimde bestecilerden Atatürk üzerine eserler ve marşlar üretmeleri istendi.
Böylece devlet yalnız mevcut Atatürk imgesini yaymıyor, aynı zamanda yeni bir Atatürk temalı kültürel üretim alanı yaratıyordu.
38. Atatürk Marşlarının ve Şarkılarının Resmi Tören Repertuvarına Girmesi
Okullarda, askeri törenlerde ve milli bayramlarda Atatürk üzerine yazılmış marşlar giderek standart repertuvarın parçasına dönüştü.
“Atatürk ölmedi” düşüncesini vurgulayan şiirler, şarkılar ve sloganlar özellikle çocukluk çağından itibaren aktarılan sembolik bir anlatı yarattı.
39. “Atatürk Ölmedi” Söyleminin Yaygınlaşması
“Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor” gibi ifadeler okul törenlerinin ve popüler Atatürk anlatısının en bilinen sloganları arasına girdi.
Bu anlatı, tarihsel bir kişinin ölümünü kabul etmekten çok onun ulusun içinde sembolik olarak yaşamaya devam ettiğini vurguluyordu.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu tür ifadeler lider kültünün en açık örneklerinden biri olarak yorumlanabilir.
40. Atatürk’ün Çocuklarla Fotoğraflarının Yoğun Kullanılması
Atatürk’ün çocuklarla çekilmiş fotoğrafları ders kitapları, sınıf panoları ve 23 Nisan etkinliklerinde özellikle yoğun biçimde kullanıldı.
Böylece kurucu lider yalnız asker veya devlet adamı olarak değil, çocukları seven koruyucu ve babacan bir figür olarak da temsil edildi.
41. Atatürk’ün Bilim ve Akılcılığın Simgesi Olarak Sunulması
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü eğitim kurumlarının en sık kullanılan vecizelerinden biri haline geldi.
Fen laboratuvarlarından üniversite kampüslerine kadar bilimsel faaliyetler dahi Atatürk’e referans verilerek meşrulaştırılabiliyordu.
Bunun sonucunda bilimsel düşüncenin kendi metodolojisinden ziyade kurucu liderin sözü üzerinden temsil edildiği paradoksal bir durum ortaya çıkabiliyordu.
42. Her Meslek Grubunun Atatürk ile İlişkilendirilmesi
Doktorlardan öğretmenlere, çiftçilerden mühendislere, gazetecilerden sporculara kadar farklı meslek grupları için Atatürk’ün o mesleğe ilişkin sözleri seçilip yaygınlaştırıldı.
Böylece Atatürk yalnız devletin kurucusu değil, toplumsal hayatın neredeyse bütün mesleklerine rehberlik eden figür olarak sunuldu.
43. Atatürk’ün Adının Okullara Verilmesinin Yaygınlaşması
“Atatürk İlkokulu”, “Mustafa Kemal Lisesi”, “Atatürk Anadolu Lisesi”, “Gazi İlköğretim Okulu” gibi isimler ülke çapında en yaygın okul adları arasında yer aldı.
Bu isimlendirme pratiği, öğrencilerin eğitim hayatının doğrudan Atatürk adı altında sürmesini sağlıyordu.
44. Üniversite, Kültür Merkezi ve Kamu Kurumlarında Atatürk Adının Kullanılması
Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Üniversitesi, Atatürk Stadyumu, Atatürk Spor Salonu, Atatürk Bulvarı, Atatürk Caddesi, Atatürk Parkı gibi isimlerin yaygınlaşması, kurucu liderin adının şehirlerin temel coğrafi referanslarından biri haline gelmesine yol açtı.
45. Atatürk Heykellerinin Kent Meydanlarının Merkezine Yerleştirilmesi
Cumhuriyet’in erken döneminden beri var olan Atatürk heykeli geleneği 1980’lerde de güçlü biçimde sürdürüldü.
Birçok kentte belediye veya hükümet konağının önündeki ana meydan, Atatürk heykeli çevresinde biçimlendi.
Çelenk sunma törenleri de bu heykelleri yalnız sanat eseri değil, devlet ritüellerinin fiziksel merkezi haline getiriyordu.
46. Çelenk Sunma Ritüelinin Bürokratikleşmesi
Milli bayramlarda ve 10 Kasım’da devlet kurumları, askeri birlikler, belediyeler ve çeşitli kuruluşlar Atatürk anıtlarına çelenk sunuyordu.
Kurumların belirli sırayla anıta yaklaşması, çelengini bırakması, saygı duruşuna geçmesi ve töreni tamamlaması son derece kodlanmış bir resmi ritüel oluşturdu.
47. Atatürk Fotoğrafının Devlet Otoritesinin Görsel İşaretine Dönüşmesi
Bir devlet görevlisinin makam odasında Türk bayrağı ve Atatürk portresinin bulunması zamanla bürokratik devlet estetiğinin en kolay tanınan unsurlarından biri haline geldi.
Vali, kaymakam, okul müdürü, rektör veya komutanın arkasındaki Atatürk portresi yalnız tarihsel saygıyı değil, makamın Cumhuriyet devletiyle sürekliliğini de temsil ediyordu.
48. 1982 Anayasasında Atatürk Milliyetçiliğinin Kurucu Referans Haline Gelmesi
12 Eylül rejiminin hazırladığı 1982 Anayasası’nın ideolojik dili Atatürk milliyetçiliğine güçlü referanslar içeriyordu.
Böylece “Atatürk milliyetçiliği” yalnız kültürel veya eğitimsel bir kavram değil, devletin anayasal kimliğinin de parçası haline getirildi.
49. Atatürkçülüğün Siyasi Meşruiyet Testine Dönüşmesi
12 Eylül sonrası siyasal düzende siyasi hareketler açısından “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” yalnız sembolik bir ifade değildi.
Bir siyasi düşüncenin rejim açısından meşru kabul edilip edilmemesinde devletin tanımladığı Atatürkçülük çerçevesine uyumluluk önemli bir kriter haline geldi.
Böylece Atatürkçülük, siyasi rekabet içindeki fikirlerden biri olmaktan çıkarılarak sistemin üzerinde duran ortak ve tartışılması güç bir devlet ilkesi olarak konumlandırıldı.
50. Sol ve Muhalif Mekan İsimlerinin Değiştirilmesi
12 Eylül sonrasında yalnız örgütler ve siyasi semboller değil, bazı yer adları da yeni rejimin ideolojik anlayışı doğrultusunda değiştirildi.
Bunun en bilinen örneklerinden biri İstanbul’daki “1 Mayıs Mahallesi”dir. Darbe sonrasında mahallenin adı “Mustafa Kemal Mahallesi” olarak değiştirildi.
Bu tür uygulamalar, 12 Eylül’ün yalnız siyaseti değil, kamusal hafızayı ve mekanların isimlendirilmesini de yeniden düzenleme arzusunun sembolik örneklerinden biri olarak görülebilir.
51. Erken Cumhuriyetin “Kurucu Lider” Anlatısının Tek Bir Biyografiye İndirgenmesi
Cumhuriyet’in kuruluşundaki askerler, siyasetçiler, bürokratlar, yerel direnişçiler ve toplumsal aktörlerin rolü görece geri planda kalırken Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi giderek Mustafa Kemal merkezli tek bir büyük lider anlatısıyla sunuldu.
Bu durum, karmaşık tarihsel süreçlerin büyük adam biyografisi şeklinde öğretilmesini güçlendirdi.
52. Nutuk’un Yarı-Kanonik Bir Devlet Metnine Dönüşmesi
Atatürk’ün Nutuk eseri yalnız tarihsel bir birincil kaynak değil, Cumhuriyet’in kuruluş tarihinin en temel ve otoriter anlatılarından biri olarak okutuldu.
Nutuk’tan seçilmiş pasajların ders kitaplarında ve törenlerde tekrar edilmesi, metne sıradan bir tarih belgesinden daha güçlü bir sembolik statü kazandırdı.
53. Gençliğe Hitabe’nin Kuşaklar Arası Siyasal Vasiyet Gibi Sunulması
Gençliğe Hitabe, okul ve ders kitaplarında olağanüstü merkezi bir konum edindi.
Metnin doğrudan “Ey Türk gençliği!” şeklinde gelecek kuşaklara seslenmesi nedeniyle, Atatürk ile her yeni öğrenci kuşağı arasında kişisel bir görev ilişkisi kuruluyordu.
Bu nedenle Hitabe yalnız tarihsel bir belge değil, öğrencinin devleti koruma yükümlülüğünü tanımlayan bir tür kurucu vasiyet şeklinde yorumlandı.
54. Atatürk’ün Tarihsel Şahsiyetten Devletin Zamansız Sembolüne Dönüştürülmesi
Bütün bu uygulamaların ortak sonucu, Atatürk’ün yalnızca 1881-1938 yılları arasında yaşamış tarihsel bir siyasetçi olarak değil, devletin her dönemde geçerli otoritesini temsil eden zamansız bir sembol olarak sunulmasıydı.
Okul duvarından dağ yamacına, mahkeme salonundan stadyuma, ders kitabından televizyona, meydandaki heykelden devlet memurunun makam odasına kadar aynı figürün sürekli yeniden üretilmesi, 12 Eylül sonrası Türkiye’de çok yoğun bir kurucu lider kültü meydana getirdi.
Bu nedenle 12 Eylül döneminin karakteristik özelliği Atatürk kültünü sıfırdan yaratması değil, Cumhuriyet’in daha önce de var olan Atatürk merkezli sembolik repertuvarını askeri rejimin ihtiyaçları doğrultusunda olağanüstü ölçüde merkezileştirmesi, standartlaştırması ve gündelik hayatın çok daha geniş bir bölümüne yaymasıdır.