Muhafazakarların İslamiyeti sahiplenmesine rağmen islamiyetin sol ideolojilere daha yakın olması ironisi

Muhafazakarların İslamiyeti sahiplenmesine rağmen islamiyetin sol ideolojilere daha yakın olması ironisi

Bugün Türkiye'de ve dünyada "muhafazakar/sağcı" kitleler, dinin bir numaralı temsilcisi ve koruyucusu konumundalar. Statükoyu savunan, sorgulamadan itaati merkeze alan ve genelde sermaye ile barışık olan bu yapı, aslında İslam'ın ortaya çıkış felsefesiyle devasa bir çelişki içinde.

Dinin kurumsal tarihini ve gelenekleri bir kenara bırakıp temel metinlere ve ilk dönem pratiklerine baktığımızda, günümüz "sol" veya "sosyalist" ideolojilerine şaşırtıcı derecede yakın bir altyapı görüyoruz. Sebepleri ise oldukça net:

Sermaye ve Kapitalizm Karşıtlığı: Kur'an, paranın ve servetin istiflenmesini kesinlikle yasaklar. Haşr Suresi 7. ayet açıkça "Servet, sadece zenginleriniz arasında dolaşan bir güç olmasın" der. Zekat, infak ve faizin (riba) haram kılınması, aslında servetin tabana yayılmasını amaçlayan, paranın sermayedarlarda birikmesini engelleyen anti-kapitalist müdahalelerdir.

Ezilenler (Mustazaflar) ve Ezenler (Müstekbirler) Çatışması: Solun "sınıf mücadelesi" konseptinin birebir dini karşılığıdır bu. Kutsal metinlerde Firavun siyasi tiranlığı, Karun ise ekonomik oligarşiyi temsil eder. Dinin tarihsel duruşu her zaman halkı ezen müstekbirlere karşı ezilenlerin (mustazafların) yanında saf tutmak olmuştur.

Emeğin Yüceltilmesi ve İşçi Hakları: Solun merkezindeki emek kavramı, İslam'da da temel direktir. "İşçinin hakkını teri kurumadan verin" vizyonu emeğin sömürülmesine karşı net bir manifestodur. Rant, tefecilik veya kumar gibi emeksiz elde edilen kazanç yolları tamamen kapatılmıştır.

Irk ve Sınıf Eşitliği (Egaliteryanizm): Döneminin (Cahiliye) aşiret, soy ve kan bağına dayalı katı hiyerarşisini yerle bir etmiştir. Veda Hutbesi'ndeki evrensel eşitlik bildirgesi, üstünlüğü sadece erdeme/takvaya bağlayarak sınıfsız bir toplum ideali çizer.

Fakat gelgelelim tarihsel süreçte Arap ve Emevi kültürü (gelenekçilik), dinin yerini almış. Egemen güçler ve saraylar, kendi düzenlerini korumak için dini evcilleştirip bir "itaat ve şükür" aracına çevirmişler. Ali Şeriati gibi isimlerin "İslami Sosyalizm" fikirleri de tam olarak bu yozlaşmaya, dinin afyonlaştırılmasına bir isyandır aslında.

Bugün, inandığını iddia ettiği inancın vahşi kapitalizme, sömürüye ve eşitsizliğe karşı radikal bir başkaldırı olduğundan bihaber olan, tam tersine ezenlerin kurduğu sistemi "kader, şükür, itaat" üçgeninde savunan büyük bir muhafazakar kitle var.

u/yvzt5156 — 4 days ago

Gerçekten iyi ve erdemli miyiz, yoksa sadece güçsüz müyüz?

Bir kötülük yapmaya, intikam almaya ya da ezmeye gücün var da bunu seçmiyorsan bu bir erdemdir. Ama zaten karşılık verecek gücün, cesaretin ya da imkanın yoksa ve mecburen eylemsiz kalıyorsan, bu erdem değil, sadece acizliktir.

Fakat insan psikolojisi bu acizliği kabullenmek istemiyor. Kendi gölgemizle yüzleşmek ağır geldiği için yepyeni bir değerler sistemi uyduruyoruz:

Hakkını aramaya veya savaşmaya korkan biri eylemsizliğini "barışçıllık" olarak pazarlıyor.

Mecburen boyun eğmek zorunda olan biri, bu durumu "alçakgönüllülük" ve "tevazu" erdemi sanıyor.

İntikam almaya gücü yetmeyen kişi, kendini "affedici ve yüce gönüllü" ilan ediyor.

Nietzsche'ye göre bu durum, zayıfların güçlülerden aldığı psikolojik bir intikamdır. Güçlülerin eylem kapasitesini "Kötü", kendi pasifliklerini ise "İyi" olarak etiketleyerek güçlüleri vicdan azabıyla yavaşlatmaya çalışırlar.

Bunu biraz daha makro ölçekte, George Orwell'in distopyalarındaki gibi düşünürsek; aslında otoritenin veya mevcut sistemlerin en çok işine gelen şey de tam olarak budur. Toplumun hakkını aramaması, fakirliğe şükretmesi, ses çıkarmaması "en yüksek ahlaki erdem" olarak kitlelere aşılanır. İnsanlar zayıflıklarını erdem sandıkları sürece zincirlerini severler.

"Zararsız bir tavşan olmak erdem değildir, kılıcını kınında tutmayı bilen bir canavar olmak erdemdir"

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çevrenizde veya modern toplumda "zorunlu zayıflığın" erdem gibi pazarlandığına dair gözlemleriniz neler? Gerçekten erdemli insanla, sadece zarar vermeye gücü yetmediği için iyi taklidi yapan insanı birbirinden nasıl ayırırız?

Yorumlarınızı merak ediyorum.

u/yvzt5156 — 4 days ago

Zorbalık yalnızca "kötü niyetli bireylerin" bir eylemi mi yoksa toplumsal yapıyı ve statükoyu korumaya yönelik işlevsel bir mekanizma mı?

Çoğumuz zorbalığı (okulda, ofiste ya da sosyal medyadaki linç kültüründe) ahlaki bir çöküş, empati yoksunluğu veya salt "kötü niyetli" bireylerin eylemleri olarak tanımlama eğilimindeyiz. Çözüm olarak da sürekli kişisel farkındalıktan bahsediyoruz. Ancak ya mesele bu kadar bireysel değilse? Ya zorbalık, toplumun sessizce onayladığı sistemik bir işleyişse?

Evrimsel ve sosyolojik pencereden bakarsak olay biraz şekil değiştiriyor:

Küçük avcı-toplayıcı gruplarda, belirlenen kuralların dışına çıkan veya farklı davranan bir birey, grubun hayatta kalma şansını riske atıyordu. Dışlama, alay etme ya da fiziksel baskı kurma (yani ilkel zorbalık), grubu bir arada tutmak ve sapkınlığı cezalandırmak için kullanılan doğal bir savunma mekanizmasıydı. "Bizden olan" ile "olmayan" sınırını çizen çok net bir araç.

Bugün modern dünyada yaşıyoruz ama kalabalıkların zihniyeti pek de değişmiş değil. Nietzsche'nin "sürü ahlakı" olarak tanımladığı yapıyı ya da Orwell'in eserlerindeki o boğucu, tek tipleştirici mahalle baskısını düşünün. Toplum, kendi kurduğu düzeni korumak için "farklı olanı" bir tehdit olarak algılıyor. Üstelik bu farklılık illa kötü yönde olmak zorunda değil. Fazla sorgulayan, entelektüel anlamda sivrilen, kendi sınırlarını zorlayan ya da sadece çok özgün olan biri bile, çoğunluğun konfor alanını bozduğu için hemen törpülenmeye ve hizaya getirilmeye çalışılıyor.

Okullarda çocukların, kurumsal plazalarda beyaz yakalıların birbirine uyguladığı psikolojik şiddet, aslında sistemin "itaatkâr, öngörülebilir ve uyumlu" bireyler yaratmak için işlettiği gayriresmi bir kontrol mekanizması olabilir mi? "Eski köye yeni adet getirme" ya da "sivrilme" mantığının genlerimize kadar işlemesi tesadüf mü?

Amacım kesinlikle zorbalığı meşrulaştırmak veya "doğal olan iyidir" gibi bir doğalcı yanılgıya (naturalistic fallacy) düşmek değil. Modern medeniyet tam olarak bu ilkel, acımasız dürtüleri rasyonalize etmek ve aşmak için var olmalı. Ancak, "Zorbalık bunca eğitime rağmen neden bitmiyor?" sorusunun asıl cevabı, belki de toplumun bilinçaltında bu mekanizmaya hala ihtiyaç duymasında yatıyordur.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Zorbalık sadece sistemin bir defosu mu, yoksa bizzat toplumsal düzeni ayakta tutan o görünmez, karanlık dişlilerden biri mi?

u/yvzt5156 — 4 days ago

Osmanlılar, Avrupalılardan önce Amerikaya gitselerdi tarih nasıl şekillenirdi?

u/yvzt5156 — 4 days ago

Karınız/kocanız kısır olduğunu sizden saklamış olsa ve bunu evlendiğinizde öğrenseniz tepkiniz ne olurdu?

u/yvzt5156 — 7 days ago

Keşke hiç var olmasaydım dediğiniz anlarınız oluyor mu?

Son zamanlarda sık sık bu cümleyi söylememe sebep olan hissiyatlar yaşadım

u/yvzt5156 — 8 days ago

En az cinsellik yaşayan ama çocukluğu en efsane geçen nesil: Z Kuşağı. Kendi jenerasyonumuzdan memnun muyuz?

Selamlar ahali,

Son zamanlarda önüme düşen birkaç istatistik üzerine düşünüyordum. Neredeyse tüm araştırmalar, bizim kuşağın (Z kuşağı) önceki nesillerle aynı yaşlardaki hallerine kıyasla romantik/cinsel anlamda en az aktif olan ve en yalnız hisseden nesil olduğunu söylüyor.

Ama madalyonun diğer yüzüne bakınca, bence çocukluk dönemini en dolu dolu, en renkli yaşayan son şanslı gruptuk. Gerçekten çok tuhaf bir ironinin tam ortasındayız.

Hem sokakta oynamanın, tasoların, mahalle maçlarının son demlerine yetiştik; hem de dijital dünyanın henüz toksikleşmemiş, o en tatlı haline şahit olduk. Eski Flash oyunları, okuldan gelip saatlerce Minecraft'ta hayatta kalmaya çalıştığımız o tasasız günler, efsanevi çizgi diziler (Sürekli Dizi, Adventure Time vs.)... Çocukluğumuz gerçekten epikti.

Şimdi ise büyüdük ve birçoğumuzda derin bir varoluşsal kriz, bir "geleceksizlik" hissi var. Belki de bilgiye ve her türlü içeriğe çok hızlı ulaştığımız için hiçbir şeyin kalıcı bir anlamı kalmadı; adeta nihilist bir döngünün içine sıkıştık. Sosyal anksiyete tavan yapmış durumda, ekrana bakma sürelerimiz rekor kırıyor, gerçek insan ilişkileri ve fiziksel yakınlık ise dibi görmüş durumda.

Siz bu ironi hakkında ne düşünüyorsunuz? Çocukluğumuzun o altın çağı ve nostaljisi, şu anki yalnızlığımıza ve içimizdeki o "boşluk" hissine değdi mi?

Z kuşağı olmaktan, bu dönemin bir parçası olmaktan memnun musunuz? Yoksa bir seçme şansınız olsa başka bir dönemde (mesela 80'lerde genç veya Milenyum kuşağı) olmayı mı tercih ederdiniz?

Düşüncelerinizi merak ediyorum, gelin biraz dertleşelim.

u/yvzt5156 — 12 days ago
▲ 1.0k r/Djibouti+2 crossposts

A Byzantine soldier is performing an Islamic prayer on a film set in Turkey

u/Used_Ad7428 — 13 days ago
▲ 93 r/sssdfg

Svkrnrar pzxrmronza yri lofnv tlgfivm aznzmrm wfiwfifoznza zprhr

u/yvzt5156 — 15 days ago