anlam-sızlık
insan anlam arayışından vazgeçince mutlu olur, zannımca.
peki insan anlam aramayı nasıl bırakır?
insan anlam arayışından vazgeçince mutlu olur, zannımca.
peki insan anlam aramayı nasıl bırakır?
Empati, bir başkasının duygularını, düşüncelerini ve bakış açısını onun dünyasından bakarak anlama becerisidir.
Sempati ise karşıdaki kişinin yaşadığı duyguya ortak olma, onunla birlikte üzülme veya ona hak vererek taraftar olma durumudur.
Empatinin temel metaforu, başka birisinin duygusal ayakkabılarını giymeye çalışmaktır.
Ayakkabıyı giymeye çalışabilirsin ama onun ayağına sahip olamazsın.
Yani bir insanı tamamen ve kusursuz biçimde “içeriden” deneyimlemek mümkün değildir. Empati her zaman bir yaklaşma çabasıdır, kesin bir erişim değil.
Bilişsel empati, karşındakinin ne düşündüğünü ve hissettiğini zihinsel olarak kavramaktır. Duygusal empati ise onun duygusunu bir ölçüde paylaşmak, ondan etkilenmektir. Sağlıklı empati ikisinin birlikte çalışmasıdır.
Ayna nöronlar, duygusal tepkiyi işleyen sistemler ve zihin kuramı (başkalarının zihinsel durumunu tahmin etme yetisi) tartışılır.
Empati doğuştan gelen bir potansiyeldir ama gelişmesi çocukluktaki bağlanma ilişkilerine bağlıdır. Bebeğin duyguları bakım verenince fark edilip yansıtıldıkça, çocuk hem kendi duygularını hem başkalarınınkini anlamayı öğrenir.
Ağır ihmal ve istismar, gelişimi baltalayabilir. Otizm spektrumu ve psikopati gibi durumlarda empatinin farklı biçimlerde zayıf ya da farklı işlediği ele alınır. Empati eksikliğinin şiddet, zorbalık ve ilişki sorunlarıyla bağlantısı işlenir.
Howe’a göre empati olmadan ahlak inşa edilemez. İnsanların devasa ve karmaşık sosyal gruplar halinde yaşayabilmesi, çatışmaları çözebilmesi ve birbirine güvenebilmesi tamamen empatiye dayanır. Empati, karşımızdakine zarar verdiğimizde bunu "kendi içimizde hissetmemizi" sağlayarak bizi ahlaki davranmaya zorlar.
Empati devreden çıktığında, insanın karşısındakini "özne" (kendi acıları, hayalleri olan bir varlık) olarak görme yetisi kaybolur. İnsanlar birbirini yalnızca birer araca, engele veya rakama indirger. Trafikte yol vermeyen bir sürücü, kuyrukta bekleyen bir yaşlı ya da sokaktaki bir canlı artık empati kurulacak bir yaşam formu değil; kişisel çıkarların önüne geçmiş bir "engeldir". İnsanın nesneleştiği yerde şiddet, sömürü ve kabalık sıradanlaşır, ahlaki bir iç ses tarafından frenlenemez hale gelir.
Bir toplumun refahı ve huzuru, yazılı kanunlardan çok "sosyal güven"e dayanır. Empati eksikliği, toplumu herkesin herkesle örtük bir savaş içinde olduğu Hobbesçu bir doğa durumuna sürükler. Kimse karşısındakinin iyi niyetine inanmaz; "Ben yapmazsam o bana yapacak" mantığı hakim olur. Bu paranoya adalet duygusunu çürütür, liyakatsizliği meşrulaştırır ve bireylerin yalnızca kendi dar çevrelerini korumaya çalıştığı bir kabilecilik refleksini doğurur.
Empatinin toplumsal ölçekte yok oluşu, genellikle kitlesel narsisizmle el ele yürür. Kendi acısını tek mutlak gerçeklik sayan, başkalarının maruz kaldığı adaletsizliklere karşı ise tamamen körleşen gruplar türer. Bu durum, toplumun farklı kesimleri arasındaki diyaloğu imkânsız kılar. İnsanlar yalnızca kendileri gibi düşünen ve hissedenlerle bağ kurar; sınırın dışındakilere ise sadece öfke ve kayıtsızlık besler.
İlk başlarda infial yaratan haksızlıklar, yolsuzluklar veya şiddet vakaları; empati kası körelmiş bir toplumda zamanla "olağan gündem" haline gelir. Hannah Arendt'in kavramlaştırdığı anlamda kötülük, olağanüstü canavarlar tarafından değil, başkalarının ne hissettiğini zihninde bir an bile canlandırma zahmetine girmeyen kayıtsız kitleler eliyle kurumsallaşır. Toplum çürümeyi izler, kanıksar ve nihayetinde onun bir parçası olur.
Empati yoksunluğu bu nedenle bireysel bir psikoloji sorunu olmaktan çıkar; ortak bir geleceğe inanma, ortak bir acıda buluşabilme ve bir arada onurlu bir yaşam sürebilme iradesinin felç olması anlamına gelir.
bu kombinasyonu kullanan oldu mu? ilaçlar hakkında bilginiz var mı? faydası, zararları, yan etkileri vs.
internette "lamictal mucizesi" şeklinde söylemler gördüm bu doğru mu?
İnsan, zamanı lineer algılıyor diye zaman lineerdir diyemeyiz.
Belki de 10 boyutlu bir evrende tutunmaya çalışan 3 boyutlu varlıklarız. Ve belki bizim geleceğimiz çoktan şekillendi ancak onu hatırlayacak ana gelmedik.
Aslında yeni bir anı deneyimlemek yerine çoktan gerçekleşmiş bir anıyı hatırlıyor olabiliriz. Belki de zaman bir nehir gibi değil de yağmur taneleri gibi düşüyor üzerimize. Ancak ilkel zihnimiz bunu kaldıramadığı için sıraya sokuyor. Ve ortaya geçmiş şimdi gelecek çizgisi çıkıyor.
Belki de yaşanacak her şey çoktan yaşandı biz sadece hatırlamayı bekliyoruz.
"ölmek, uyumak sadece"
ama insan düş görebilir uykularında, o kötü...
Hayat son bulduğunda, prangalarımızdan kurtulduğumuzda, zamanı delip geçtiğimizde; ortak bir kabustan gerçekliğe mi uyanacağız ? Yoksa hiçlik denizlerini yataklarımız belleyip sonsuzlukta uykuya mı dalacağız ?
ölmek gerçekten uyumak mı sadece? Ya bir kabusun içinde debelenip duruyor, uyanmaya çalışıyor ancak uyanamıyorsak?
Ölüm, her şekilde bir kurtuluş. Omuzlarımızda taşıdığımız beyhude ağırlıkların hepsinden kurtulacağımız. Prangalarımızı bırakıp hiçliğe yükseleceğimiz. Bir yok oluş değil. Yıldızların çocuklarıyız nihayetinde. Bedenimizde taşıdığımız her zerre tekrar evrene saçılacak. Beden var olmaya devam edecek farklı formlarda.
Peki ya zihnimiz ?
Şayet varsa bilincimiz, özgürlüğe mi uyanacak yoksa kozmik yoklukta kayıp mı olacak?
O kimsenin gidip de dönmediği esrarengiz dünya...
I am 28 years old. My schooling isn't finished; my undergraduate education has dragged on and is still ongoing, and I can't see where it is heading. There is mandatory military service in the region where I live, and I can't postpone it any longer, nor do I want to do it. Ten years ago, I tried to end my life, but I didn't succeed. Since then, I've been taking various antidepressants and antipsychotics. I have no achievements in life (other than surviving). I was a troubled child; I don't remember most of my childhood anyway. It was filled with trauma. For instance, I was sexually abused as a child, and I think that is why my life is so terrible. I give up easily. I am walking down a dark road unable to see ahead of me, and I have no idea where the light is. I am just drifting. And even though I know I am at the beginning of the road, I feel like life is over. Because knowing is not enough. Because knowing doesn't change how I feel. I have lost my way and I don't know what to do. I have no job, no money, I haven't finished school, military service is approaching, and I am so very tired.
what should i do with my life?
I am 28 years old. My schooling isn't finished; my undergraduate education has dragged on and is still ongoing, and I can't see where it is heading. There is mandatory military service in the region where I live, and I can't postpone it any longer, nor do I want to do it. Ten years ago, I tried to end my life, but I didn't succeed. Since then, I've been taking various antidepressants and antipsychotics. I have no achievements in life (other than surviving). I was a troubled child; I don't remember most of my childhood anyway. It was filled with trauma. For instance, I was sexually abused as a child, and I think that is why my life is so terrible. I give up easily. I am walking down a dark road unable to see ahead of me, and I have no idea where the light is. I am just drifting. And even though I know I am at the beginning of the road, I feel like life is over. Because knowing is not enough. Because knowing doesn't change how I feel. I have lost my way and I don't know what to do. I have no job, no money, I haven't finished school, military service is approaching, and I am so very tired.
çok uzun zamandır elimde. yıllar önce görüştüğüm bir psikolog önermişti. Ama çok büyük bir önyargı ile yaklaştığım için hep erteledim. Şuan çok ihtiyacım var. Kitap gerçekten de adının hakkını veriyor mu?
yaklaşık 10 yıl önce nthr teşebbüsünde bulunmuş ve bu süreden beri kesikli/düzenli fonksera,risperdal,efexor,wellbutrin,rexulti,lamictal,lustral,valdoxan,silunex,selectra,citoles,abilfy vs gibi antidepresan ve antipsikotikler kullanan biri (halen devam ediyor) askere giderse kendisine tekrar zarar verebileceği endişesi de varsa, heyetten muafiyet alabiliyor mu? ve alırsa da sivil hayatta işe girmede veya memur olmada sorun yaşar mı ?yaşayan duyan bilgisi olan var mı?
Aynanın karşısına geçip kendinize hayatınızın amacını sorduğunuzda, emin bir şekilde cevap verebiliyor musunuz ? Eğer evetse bu yanıta nasıl ulaştığınızı paylaşabilir misiniz? En temel mantık "nasıl bir hayat istiyorum?" sorusu mu? Mutlu olmak keyif zevk almak gibi amaçlar ne kadar geçerli ? Hedonizm şart mı? Veya sizi yarın uyanmak için motive eden şey ne?
Hiç deneyen ve başarıyla sonuçlandırmış olan var mı aranızda? Varsa süreci çok merak ediyorum. Ben geçen sene denemiştim lakin bir yerden sonra istemediğim anılar da geri gelince üstesinden kalkamayacağımı düşünüp vazgeçmiştim. Herhangi bir psikoloji lisansım yok.
robert sapolsky'nin 'davranış' kitabıyla tanıştığımdan beri düşünce kavramına daha materyalist yaklaşır oldum. Nasıl davrandığımız nasıl hareket ettiğimiz nasıl düşündüğümüz. Bunlar tamamen beynimizde dolaşan hormonlardan enzimlerden dolayı. Hem genetik hem de çevresel faktörlerle çeşitlenen değişen ve gelişen bu hormonlar hayatımıza yön veriyor. Dünyaya nasıl baktığımız, aslında tamamen vücut kimyamızla ilgili.
kimi stoik kimi nihlist kimi varoluşçu. kimi ırkçı kimi hümanist. kimi a taraftarı kimi b.
aslında hepsi, hepsi tamamen beynimizin işleyiş şekliyle ilgili. biraz genetik biraz başımıza gelenler ama çok çok azı tercihimiz. çünkü düşünce gücü ile bu hormonları değiştiremiyoruz. artık tamam bundan sonra stoizm hayatıma yön verecek diyemezsiniz. siz deseniz bile seretonin hormonunuz sizle aynı fikirde olmayabilir. veya amigdalanız prefrontal korteksinizden daha baskındır.
biz vücudumuzu değil vücudumuz bizi kontrol ediyor ne yazık ki.
insan düşünmeden edemiyor, değil hayata, vücudun üzerinde bile kontrole sahip değilken hangi tercihden bahsedebilir insan?
"intihar fikri olmasaydı kendimi çoktan öldürmüş olurdum"
Evrimsel biyolojiyi bir kenara bırakırsak. İçgüdüler ile beraber.
İnsan neden var olmayı sürdürür? Seretonin? dopamin ? oxitosin ? Endorfin?
Niçin tedavisi olmayan bu hastalığı yaşamayı sürdürür? Başınız ağrısa ağrı kesici atarsınız, eczaneye gidip varlığa karşı bir ilaç talep edemezsiniz, varlığın ilacı yoktur çünkü.
Nedir insanı hayatta, ayakta tutan?
Yaşananlar mı daha çok hasar bırakır yoksa hiç yaşanmamış olanlar mı ?
insan, tüm psikiyatrik ilaç desteğine rağmen nasıl 15 sene depresyonda kalabilir ? Ülkemizdeki devlet hastaneleri, 5'er dakikalık sözde muayaneler ile psikiyatrik müdahalelerde bulunuyor. Sadece semptom gidermeye yönelik genel geçer bir tedavi şekli. Tanı koymaya bile cesaret edemiyorlar.
Peki yine devlet kuruluşlarında ki (Hastaneler, sağlıklı hayat merkezleri,belediyeler vs) sözde psikolojik destek birimleri ? terapi yapma lisansı olmayan psikologlar.
paran yoksa zihinsel olarak acı çekmeye de hakkın yok. görülmüyorsun. kölesin.
işte bu yüzden insan 15 sene de 45 sene de kalabiliyor depresyonda. kolunu sürtersin kanar, kabuk bağlar şanslıysan iz bile bırakmadan iyileşir ve tüm süreci gözlemleyebilirsin, gösterebilirsin insanlara.
ama ruhunun kanadığını nasıl göstereceksin görmek istemeyen körlere?
Akıl sağlığı için desteğe erişim yok bu ülkede. herkes aklına sahip çıksın.
Öncelikle sitemle başlayayım, 4 dakikalık video için 1 saatten fazla uğraş verdim. Bu kafamda direkt değer mi değmez mi soruları canlandı...
Kanal, konsept, video nasıl olmuş arkadaşlar? Eskaza önünüze düşse izler miydiniz ? beğenir miydiniz? nasıl önerileriniz var ? her türlü olumlu olumsuz eleştiriye tavsiyeye açığım. Youtube üzerinden en azından bir asgari ücret seviyesinde gelir elde edecek duruma gelsem her ay için, benim adıma müthiş bir başarı olur ve hedefim de şimdilik o yönde.
I’ve probably played hundreds of games and been part of dozens of gaming communities over the years. From WoW to CS:GO, LoL to FFXIV... Hands down, the most toxic, hostile, and exhausting player base belongs to EA FC. I have never seen such a concentrated group of deeply frustrated individuals in one place. It feels like they are completely devoid of sportsmanship, driven entirely by spite and negativity. Honestly, it just makes me feel sorry for them.
However, I have a strong theory about why this happens. I believe it stems from the nature of modern industrial football. It has evolved into a highly aggressive, commercialized sport that thrives on extreme fanaticism, often giving people who lack a sense of purpose a reason to channel their suppressed anger.
FC26 is my first and definitely my last experience with this franchise. You all can keep tearing each other apart. I'm out.
How on earth can a bronze team keep possession with such overwhelming dominance against a 95-rated squad consisting of almost the best cards in the game? And how come bronze cards can run faster than the absolute fastest players in the game? I really want to know which ultra-genius (!) individual is responsible for Squad Battles.