YARDIM

YARDIM

odamda orururken cama tık diye bir ses geldi ve bunu buldum. daha yavru ve uçamıyor nasıl oldu hiçbir fikrim yok ama napmalıyım? buğday falan yiyebilir mi? kuyruk kısmı biraz düşük duruyor. çok şaşkınım hic beklemiyodum

u/RowAccurate4682 — 2 days ago

Misanthropy

Son günlerde yaşanan olaylar sebebiyle insanlara ve iyiliğe olan inancımın sarsıldığını hissediyorum. İnsanların ikiyüzlülüğü, bencilliği, cahilliği, cinsiyetçilik, ırkçılık. Hepsi yaşanıyor. Ben iyi bir insan değilim ve kendimide sütten çıkmış ak kaşık gibi görmüyorum ama insanların tavırlarını gördükçe içimde bir öfke oluşuyor. "Çerçeve yasa" olayları sonucunda ülkeme olan inancımıda kaybediyorum. Hepsi iğrenç geliyor ve insanın cahillikten doğan kibrinden tiksiniyorum. Bütün insanların böyle olmadığını biliyorum ama bu durumu dahada kötü yapıyor.

İyilik ve kötülük aynı ağırlıkta değil. Bir iyilik birilerini mutlu ederken bu çoğunlukla arada kaynıyor ama kötülüğün insanlara verdiği zarar çok daha fazla. Kötülük iyilikten çok daha ağır ve hissedilir. İyilik ise unutuluyor. Kötülüğün yaşattığı duygular daha keskin. Üzüntü, nefret, tiksinme. İyilik ise genellikle bu kadar yoğun duygular yaratamıyor.

Acı çekmek mutlu olmaktan çok daha ağır. Savaşla alakası bile olmasa savaş sonucu bacağı kopan bir çocuğun hissettikleriyle sevilen ve iyi şartlarda yaşayan bir çocuğun hissettikleri arasındaki yoğunluk bambaşka. Negatif durumlar her zaman pozitif durumlardan daha ağır basıyor.

Sosyal bir insanım ama insanlığın yaptığı iğrençlikleri her gördüğümde kendimi biraz daha kandırılmış hissediyorum.

İçimde üzüntü, çaresizlik ve öfke karışımı bir şey var. Felsefe bu tarz yoğun duygular eşliğinde yapılamaz ama insanlığın iğrençliğinin son derece felsefik olduğunu düşünüyorum.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 6 days ago
▲ 10 r/felsefe

Felsefe Sıkıcı Gelmeye Başladı

Çoğunlukla karşılaşılan felsefi problemler artık birbirinin aynısı gibi hissettiriyor. Özgürlük problemi, ahlakın temelleri, metafizik, nihilizm. Ulan Nietzsche hakkındaki bazı tartışmalar ve düşünceler bile klişe hissettiriyor. Bunun sebebi olarak çevremde gerçekten felsefede iyi olan kimsenin olmaması var diyebilirim. O halde sizlere sorayım herkesin ağzında geviş getirdiği bilindik problemler dışında daha niş felsefi konular bilen var mı? Varsa neler biliyorsunuz? Yani underrated felsefi konulara sahip misiniz?

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 8 days ago

ekipmanlar

beyler bunlarla neler yapabilirim? aklımda az çok bir şeyler var ai ve youtube yardımıylada yaparım ama doğrudan insan öneriside istiyorum. sağdakini getirirken 10 dakka düz yol yürüdüm 15 dakka yokuş çıktım ölüyordum

u/RowAccurate4682 — 25 days ago

Liseden Mezun Olduguma İnanamıyorum (kremali korili acı soslu tavuk)

Liseden mezun olalı 1 aydan fazla oldu çalışmak için iş arıyorum üniyide açıktan okuyacağım ve halen hiçbir şeye inanamıyorum. En son yaşıtım birisiyle yüz yüze haftalar önce konuştum. şu an en yakınımdaki ve sık sık görüştüğüm kisilerle aramda 10 yaş var. Lise bittiğinden beri kızlarla iletişimimde sekteye uğradı. günlük 600 lira için kapalı dükkanların kepenglerine sticker şeklinde reklam asıyorum bazen. En son ne zaman çok feci ossurmalı işemeli gülme krizine girdim hatırlamıyorum. Aşırı bıkkınım. Depresyonda falan değilim hayatım tamamen parçalarada ayrılmadı ama lisenin bitmesini kaldıramıyorum tek istediğim şey arkadaşlarımla hayata dair sorumluluk duygusu hissetmeden para konusunda dert yaşamadan soğuk bir kış günü aynı sınıfta tekrar bulunmak. çok sıkıcı günlerden geçiyorum

u/RowAccurate4682 — 26 days ago

Hastanın Psikologdan Daha Zeki Olması

Hasta eğer psikologdan daha zeki ve bilgiliyse ayrıca mental sorunlarını entellektüel bilgileriyle sentezleyebiliyorsa ortalama psikoloğun bir işe yaramayacağını düşünüyorum

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 26 days ago
▲ 15 r/felsefe

Her Felsefecinin Rahatsız Edici Düşünceleri Olmalıdır

Evet belli bir aşamadan sonra felsefeyle ilgilenen herkesin toplum tarafından "mal mısın bu nasıl düşünce" olarak etiketlenen bir düşünceye sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Burda dediğim şey saçma sapan bir mantıktan çok toplumun ve sürü ahlakının sınırlarını geren, felsefeyle ilgilenmeyenlere söyleseniz ahlaksız, acımasız, kafir, cinsiyetçi, nonoş, gay, ucube, incel, femcel gibi çeşitli tanımlama sınıflarının içine sokulabileceğiniz en az 1 adet düşünceye sahip olunmasıdır. Bunun sebebi ise günümüzde felsefenin aşırı romantize edilmiş ve aslında düşünce sistemlerinin o pragmatik yüzünün kamüfle edilmiş olmasıdır. Örnek vermek gerekirse bilgili biriyle cahil birinin oyunun eşit sayılmaması gerektiği düşüncesi toplumda tepki toplayabilir mesela. En basit örnek bu olurdu.

Dediğiniz her şey doğru kabul ediliyorsa yüzeyselsinizdir ben buna inanıyorum.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 28 days ago

İzlenme Kompleksi

Son 1-2 haftadır cok tuhaf bir şey yaşıyorum. Sanki benim gözlerimden dünyayı gören farklı insanlar varmış gibi hissediyorum ve bu yüzden duş alırken falan tuhaf hissediyorum. İşin kötü yanı kimse bunun aksini kanıtlayamaz. Belkide cidden birileri benim gözümden dünyayı görüyor ve her şeyimi biliyorlar.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 29 days ago

adem ve havva hücresi

adem ve havvanın ilk insanlar değil ilk hücreler olduklarını düşünüyorum. havva ademin kaburgasından yaratıldı yani basbayağı eşeysiz üreme ve hücreler eşeysiz bölünerek ürerler. ayrıca dünyadaki yaşamın gök taşlarının icindeki suyla başladığı düşünülüyor. gök taşı göklerden yani cennetten düşer ademle havvada zaten cennetten dünyaya düşmüşlerdir.

(inandığım falan yok bu arada sadece kuru sohbet olsun diye)

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 29 days ago

(Örümcek uyarı)

Akdeniz Münzevi Örümceği. Gövdesi ve abdomeni biraz küçük tam olarak 1 yıl önce evin içinde yine aynı türden bulmuştum o biraz daha büyüktü. Aşırı hızlıydı elime alırken gerçekten zorlandım. Genel olarak utangaç ve kaçıngan bir tür bildiğim kadarıyla aktif avcı yani ağ kurmak yerine doğrudan avını kovalayarak avlanıyor. Zehri tehlikelidir nekrotik bir zehre sahip yani ıssırdığı yerde zor kapanan enfeksiyonlu ve uzun süre acı veren bir yara açabiliyor. Ama ıssırma vakaları çok nadir çoğu zaman kaçmayı tercih eden utangaç bir tür.

u/RowAccurate4682 — 29 days ago

graplerlara karşı savunma yapmak neden bu kadar zor?

Striker bir dövüşçünün stili adam ne kadar iyi olursa olsun çözülebilir. Bunu defalarca gördük. Strike temelli dövüşçüler yenilmez değil çünkü yumruk tekme diz dirsek dövüşmek riskli. Stilinizdeki bir açık iyi değerlendirildiğinde nakavt olabilir veya hızlıca yere alınabilirsiniz. Ama grapler dövüşçülerin stilinde bir açık bulunsa bile yenmek çok zor. Bunun sebebi ne? Tank gibi vuran adamlardansa sizi yere alıp üstünüzde debelenen bir rakibi yenmek neden daha zor? Benim düşüncem graplingin bunaltıcı olması. Terli bir adam sürekli size dokunup rahatsız ediyor ve hareket alanınız aşırı kısıtlı. İçine girdiğiniz pozisyondan nasıl çıkıcağınızı çok iyi çalışmadığınız sürece yerdeyken kurtulmak çok zor.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 1 month ago

Günümüzde Geçmişten Ders Çıkarmak

Tarih biliminde hep söylenen bir söz vardır: Geçmişten ders çıkararak gelecek için daha iyi kararlar verebiliriz. Bu sözün geçerliliği halen mevcut mudur? Şu an içinde bulunduğumuz çağ geçmişteki hiçbir şeye benzemiyor. Antik Yunan sonları ile Rönesans arasında teknolojik, felsefi, bilimsel farklar oldukça azdı. Bu sebeple bu iki dönem arasındaki 1300-1500 yıllık devasa boşlukta geçmiş insanların hatalarından ders çıkarmak çok mantıklı bir hareketti. Hadi Geç Rönesansla Sanayi Devrimi arasındaki yıllar içinde aynısı geçerli olsun. Ama şu an içinde bulunduğumuz döneme bakarak geçmiş hatalardan ders çıkarmamız mantıksız geliyor. Burda küresel devletlerden bahsediyorum. Bireyler için tabii geçmişten ders çıkarılabilir sonuçta insan 300 bin yıldır pek farklı değil. Ama dönemler farklı. Bakın çok değil 50 yıl öncesinden birisi için bile günümüzde yaşananlar açıklanması çok güç olaylar. O halde bu durumda biz nasıl geçmişten tüyo çıkarabiliriz ki? Bu durum bende gelecek korkusunuda körüklüyor biraz bireysel bir yorum oldu ama. Geçmişte kimse ciddi ciddi iki devlet arasındaki savaşın bütün dünyayı radyoaktif bir kıyamete sürükleme ihtimalini düşünmedi. 100 yıllık bile değil bu düşünce. Bizim ders çıkarabileceğimiz geçmiş anca 30-40 yıllık olabilir. Geçmişte işler basitti. Bir medeniyet yükselir, yavaşlar, geriler, düşer. Bu süreç belki 100 yılda belki 600 yılda yaşanırdı ama net biçimde yaşanırdı. Lakin günümüzün süper güçlerinin yakın tarihte düşüp düşmeyeceği hakkında konuşmak mümkün mü? Evet gerileyebilirler ama uzak gelecekte her devlet gibi düşecekleri belli değil. Uzak gelecekte devlet kavramı olur mu olmaz mı o bile belli değil. Ve bence günümüzün uzak geleceği geçmişin yakın geleceği falan. Mesela şimdi bakınca dünyanın 100 yıl sonraki halini düşünebiliyor musunuz? Orta Çağ da yaşayan birisi icin bu soru o kadarda zorlu ve korkutucu değildi. Çünkü bilği üretimi tavan yapmamıştı. Ve günümüz sisteminde şöyle bir şey var ikidevletin savaşı bile tüm dünyayı etkiliyor. Günümüz insanıda doğrudan savaşmaya karşı hiç dirençli değil. Devletler teorik olarak hiper güçlü ama konu pratiğe geldiğinde her şey yaşanabilir. Kısacası karmaşık bir dönemden geçiyoruz. Muhtemelen Sanayi Devriminde de bu tarz düşünceler oluşmuştur. Ama burdaki sorun bizim çok hızlı değişmemiz. 1. yüz yıl ve 14. yüz yıl arasındaki teknolojik gelişimle 2000-2026 yılları arasındaki teknolojik gelişim hızı karşılaştırılabilir. Öyle bir çağda yaşıyoruz yani. Ve biyolojimizde bu değişime ayak uyduramıyor. 300 bin yıllık insan ile bugünkü insan arasında pek bir fark yok. Ben iyimser bir senaryoda şu an içinde bulunduğumuz dönemi insanlığın ergenliğinin orta kısımları olarak yorumluyorum. Ani değişimler, aşırı hızlı büyüme. Lakin umarım ilerleyen dönemlerde tekrar stabil bir duruma geçiş yapılır, çünkü geçmişe bakıp ders çıkarmak çok büyük bir nimet.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 2 months ago

Agnostik Panteizm?

Henüz üzerine oturup arşivlemediğim son 1 saatte düşündüğüm bir şeyi yazıya döküyorum şu an. Tek başıma kendi zihnimin gücünü kullanmak yerine başka zihinlerden de faydalanmak istiyorum. Bu sebeple henüz ham ve işlenmemiş bu tezi huzurunuza sunuyorum.

Şimdi Tanrı'nın varlığı ön kabulu ile başlayalım. Galiba sonlara doğru bu ön kabul kısmına geri döneceğim. Tanrı eğer gerçekse en iyi ihtimalle evrenle yaşıt olmalı. Şimdi evrenle yaşıt bir Tanrı pek tabii evrene benzemeli çünkü ikisi yaşıt ise ikisi aynı öze sahip olmalı. Şimdi, Tanrı evrenden bile yaşlı ise yine evren Tanrı ile benzeşmek zorunda. Çünkü Tanrı evrenden önceyse tek olmak zorundadır. Her şeyden önce Tanrı haricinde farklı bir varlık söz konusu ise Tanrı eşsiz sıfatını yitirir. Ama iki tane Tanrı'nın varlığı bu tez için çok ciddi bir soruna sebep olmaz. Şimdi evreni yaratan güç olarak Tanrı evreni yaratırken evreni kendisine benzeştirmek zorundadır. Tanrı evreni yaratırken kendisine hiç benzemeyecek bir şekilde yaratmak istese bile evrenden önceki tek referans noktası yine kendisidir. Kendisi dışında bir şeyi referans alabiliyorsa Tanrı sayılmaz. Burda iki Tanrı belki bir sorun gibi durabilir ama aslında değil. Evreni yaratan tanrı kendisini referans almayıp diğer Tanrı'yı referans alsa bile Tanrı referans olmuş olur. Tanrı, Tanrı olmayan bir şeyi referans alamaz çünkü varlık denen şeyden önce sadece kendisi varsa kendisi dışında bir şey olamaz. O halde evren öyle veya böyle Tanrı'nın bir çeşit dokusunu taşımalı. Bakın burda saf Panteizmi savunmuyorum. Evrenin tamamı doğrudan Tanrı'dır demiyorum. Diyorum ki: Evrenin referans noktası Tanrı olabilir yani evren Tanrı'ya benzeyebilir. Şimdi bu durumda insanın yeri oldukça karmaşık bir şeye dönüşüyor. İnsan evrenin ham maddesiyle aynıdır. Klasik hepimizin kabul ettiği bilimsel gerçek. Bizi oluşturan atomlar milyar yıl önce evrenin bambaşka yerlerindeydi. Şimdi az önce dediğimize dönersek evren bir yerde Tanrı ile benzeşiyorsa insan bir şekilde Tanrı ile benzeşiyor olabilir ve bu çok tuhaf geliyor bana çünkü evrenin Tanrı ile benzeşmesi sonucu dış görünüş olarak Tanrı'ya benzediğini pek sanmıyorum. Çok insan merkezli kolay bir düşünme oluyor öyle. Evren Tanrı'nın içsel bir özelliğine sahip olabilir. O halde nedir bu içsel özellik? Bundan da emin değilim ama biz kesinlikle Tanrı'nın bir özelliğine sahibiz. O da bilinç işte. Tabii onun bilinciyle bizimkisi bambaşka seviyelerdedir ama sorgulayabilen bilinç olarak Tanrı'nın bağımsız ulvi aklının özelliğini taşıyoruz demek isterdim. Ama şu an farkına vardım bu bilinç düşüncesi inanç koşulu gerektiriyor. Tanrı'nın bilinç sahibi olduğu inancını gerektiriyor. Ama Tanrı bilinç sahibi olmak zorunda değil. Bu tezi herhangi bir Tanrı modeline uygun hazırlamak istiyorum. Buna birazdan değineceğim. Şimdi Tanrı'nın evrendeki yansıması tam olarak nasıl bir şey henüz anlamadım ama insanlık olarak evrene kıyasla çok küçüğüz yani bu özelliği bulamıyor olmamız çok normal. Çok az şey biliyoruz evren hakkında.

Son kısımlara yaklaşırken en başa geri dönelim. Tanrı'nın varlığı ön kabulu inanç olmak zorunda mı? Burda Tanrı tanımını biraz değiştireceğim. Tanrı derken düşündüğüm şey Evreni başlatan itici güçtür. Kimin ne dediği umrumda değil. Ama evrenin varolmasına sebep olan bir itici gücün varlığı reddedilemez. Burdaki evren illa şu an içinde bulunduğumuz 13-14 milyar yıl yaşındaki şey olmak zorunda değil. Ondan önce "şey" diye bir şey var ise onu başlatan şey de Tanrı olabilir. Kısacası Başlangıç noktasında başlangıca sebep olan şey her ne ise o Tanrı'dır. "Başlangıç diye bir şey olmak zorunda değil." Cevabını kabul etmiyorum diyip neden kabul etmediğimi açıklayacaktım ama galiba aklıma bir şey geldi. Evrende Tanrı'nın yansımasının ne olduğunu bilmediğimi söylemiştim. İşte peki ya o şey Tanrı'nın sonsuzluğu ve başlangıçsız olan olması ise. Bu durumda evren ve Tanrı ikiside sonsuz mudur? Ama bizim teorilerimiz der ki evrenin bir sonu olmak zorunda. Evrene dışarıdan bir enerji gelmez ama içindeki enerji işlevsizleşebilir ve bu zaten "Büyük Donma" adı altında bir teoridir. O halde evren Tanrı'nın sonsuzluğunu almış olamayabilir. O halde sonu olan şeyin başıda olmalıdır diyerek "Başlangıç diye bir şey olmak zorunda değil." Cevabını siz üsteleyene kadar egale etmiş bulunmaktayım. Ve ben Tanrı'yı Başlatan herhangi bir şey olarak tanımlıyorum. Yani Tanrı X'dir. O halde Tanrı'nın varlığını kabul etmek inanç mıdır? Burdaki Tanrı evreni başlatan şey her neyse odur bunu unutmayınız. Yani bilinçli, eşsiz bir şey olmak zorunda değil. Herhangi bir başlatıcı. Ve evren de bu başlatıcıya yani Tanrı'ya benzemek zorundadır. Tanrı düşünemiyorsa kendisi dışında bir referans zaten alamaz. İki tane Tanrı varsa Tanrı 1 tek referans noktası olarak Tanrı 2 yi alır. Tanrı veya Tanrı'lar dışında bir şey var ise ve ondan referans aldıysa gerçek Tanrı evreni yaratan şey değildir. O bir yalancı Tanrı'dır. Gerçek Tanrı ise o Tanrı ile beraber varolan şeyi yaratan şeydir. Kısacası Tanrı evreni yaratırken kendisi haricinde bir referans noktası alamaz.

Buna Agnostik Panteizm dememin sebebi Tanrı'nın detaylı özelliklerinin asla bilinemeyeceğidir. Bu Agnostik kısımdır. Tanrı'nın evrene kendisinden bir şey bırakması durumu ise Panteist kısmıdır.

Ve evrenin Tanrı'dan aldığı şeye dair sonunda unuttuğum bir fikri hatırladım. Hatta nasıl unutmuşum bunu aklım almıyor. Yaratım Tanrı'nın evrene mirasıdır. Tanrı bilinçli olsun bilinçsiz olsun evreni yaratmıştır ve evrene verebileceği en kesin şey yaratımdır. Evren icindeki ham madde ile sürekli bir şeyler yaratır. Yıldızlar, galaksiler ve diğer gök cisimleri Tanrı'nın yaratım mirasının sonucudur.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 2 months ago

Bilgi Enflasyonu

Günümüzün problemlerinden birinin yoğun bilgi bolluğu olduğunu düşünüyorum. İlk bakışta bu bir problemden çok nimet gibi gözükebilir, sonuçta yakın zamana kadar bir bilgiyi elde etmek için yoğun fiziksel efor sarfetmek zorunda olan insan. Artık bilgiyi oturduğu yerden hem zaman hemde enerjiden tasarruf ederek elde edebilir. Ama problemde burda ortaya çıkıyor çünkü ekonominin en temel öğretilerinden biri der ki: "Bir şeyin bolluğu arttıkça ve ulaşılabilirliği kolaylaştıkça o şeyin değeri düşer." Bu durum bilgi içinde geçerlidir. Bilginin günümüzdeki değeri ve geçmişteki değeri farklıdır. Burda şunuda söyleyelim bu değer farkı tamamen bilgiye verilen önem değildir. Bunun yanı sıra bilginin işlevinin değişimide bu değerde etkilidir. Geçmişte (Skolastik Dönem ve Erken Rönesans) bilgi sindirilen bir şeydi çünkü zaten kısıtlıydı hergün yeni şeyler öğrenmek pek olağan değildi bu da öğrenilen entellektüel bir bilginin uzun süre tazeliğini koruması ve kendi içerisinde tekrar tekrar damıtılmasına sebep oluyordu hatta bilginin bilgisi çıkarılıyordu. Günümüzde ise bir bilgiyi işleyip o bilginin değerini tam olarak kavramadan yeni bir bilgi elde ediyoruz. Bu da bilginin olgunlaşma sürecini baltalıyor. Bir şey öğrenen insan o bilgiyi kendi içinde tartmaya fırsat bulamadan başka bir şey öğreniyor. Bu yüzden günümüzde genel kültür bilmenin çokta övünülecek bir tarafı kaldığını düşünmüyorum çünkü yüksek genel kültüre sahip olduğunu iddia eden kişilerin çoğunun dağınık konular hakkında yanlış, eksik veya klasik bilgiler bildiğini düşünüyorum. Mesela genel kültürünün yüksek olduğunu iddia eden birisi Nietzsche'nin nihilist olduğunu iddia ediyorsa bu kişi muhtemelen hiç Nietzsche okumamıştır veya Arthur Schopenhauer'ı sadece kadın düşmanı olarak tanımlayan birisi onun Budizm'den etkilendiğini ve acı kavramı hakkındaki düşüncelerini muhtemelen bilmiyordur. Şimdi bu iki örnek muhtemelen bazılarınızında geçmişte karşılaştığı örneklerdir hatta belkide bazılarınız felsefe öğrenmeye ilk başladığında bu tarz yanılgılara düştü. Ama burdaki asıl durumu anladınız mı? İlk başladığımızde düştük biz bu tarz yanılgılara ve zamanla felsefedeki bilgimizi geliştirdikce düzelttik. Günümüzün çoğu insanı ise eğer o konu onun tutkusunu ateşlemiyorsa üstüne gidip derinleşmeyi istemez ve yüzeysel bilgiyle yetinir. Yüzeysel bilgi ise özellikle entellektüel meselelerde oldukça yanıltıcı olabilmektedir.

Profesyonel alana geçtiğimizde ise durum tam tersi bir hal alıyor. Az önce dediğime bakıcak olursak modern insan çok konu hakkında yüzeysel bilgiye sahip ama az konuda derinlemesine bilgiye sahip olmalıdır değil mi? Normal şartlarda evet ama profesyonel alanda işler tamamen değişiyor. Günümüzde o kadar çok bilgi var ki bir uzmanın kendi alanında profesyonelleşmesi bile yıllarını alıyor. Bu durumda başka bir alana hatta kendi alanındaki başka bir başlığa geçip orda da profesyonelleşmesi daha zor bir durum alıyor çünkü tek bir başlık altında bile onlarca farklı tartışma, fikir modeli, teori, tezler ve antitezler bulmak mümkün. Lakin geçmişte bilgi zaten az olduğu için bir felsefeci aynı zamanda matematik profesörü olabiliyordu ve bunlar çok yaygındı. Bu durumun tek sebebi bu değil farkındayım, ama sebeplerinden birisi sayılabileceği düşüncesindeyim.

Birde bilgili insanların toplumdaki yerlerini karşılaştıralım. Geçmişte özellikle entellektüel konularda bilgili olmak çok büyük bir artıydı çünkü toplumun büyük kısmı zaten okuma yazma bilmiyordu. Bu durumda bilgili kimseler toplumun gözünde doğrudan ilahi bir figüre dönüşebiliyorlardı çünkü iddialarının yanlışlığını kanıtlamak çok zordu hatta yazılı bir metne dayanarak iddialarda bulunuluyorsa doğrudan imkansızdı. Günümüzde ise değer verilen bilgi türü şekil değiştirdi. Artık doğrudan veri verebilen, ortaya analiz dökebilen, şirketler gibi çok organa sahip yapıların beyinlerine bilgi sunabilen kimseler önem gösterilen kişiler haline geldi. Entellektüel bilgi ise amaçtan çok araçlaştırıldı. Mesela bu konuda size verebileceğim en net örnek Stoa felsefesi ve Marcus Aurelius olabilir. Bu felsefe ve bu kişi günümüzde özellikle maskülenite pompalayan erkekler tarafından tam olarak araç haline getirildi. Ama aslında amaç o bilgi üzerine yoğunlaşmak olmalıydı. Lakin günümüzün hızlı tüketim toplumunda yavaşlayıp bu bilgileri damıtıp üzerine kendinden bir şey ekleyerek bilgiyi araçtan amaca çevirmek kabul görmüyor. Burda şundanda bahsediyim ki karışıklık olmasın: Bilginin amaçsallaştırılması derken bahsettiğim şey bilgiyi ilahlaştırmaktan çok günümüzdeki hızlı tüketilebilir, yüzeysel, sosyal ortamlarda harcamalık bilgiyi alıp kendi içimizde yoğurup üzerine başka şeylerde katıp damıttıktan sonra elde ettiğimiz şeydir. Bu şey ise pek tabii araç olarak kullanılabilir. Entellektüel bilgi çoğu zaman soyut bir şey olarak görülse bile aslında özellikle felsefedeki amaçlardan birisi o bilgiyi yaşamın içinde kullanmaktır. Yani bilgi ezberlenip diğer entellektüellerle soyut tartışmalar eşliğinde geliştirilen bir şeyden ziyade doğrudan hayatın içinde test edilebilen, işimize yarayan bir şey olarak kullanılmalıdır ama bunun içinde bilgiyi en başta araç değil amaç gibi görmeli ve yüzeysel bilgiyi derinleştirmeliyiz. Şimdi az önce dediklerime bir ekleme yapacağım, eğer soyut olarak tartışılan bilgi gerçekten soyutsa ve insanın faniliği yüzünden dış dünyada teste sokulamıyorsa o bilgi değersiz hale gelmez sadece farklı bir tür bilgi olur. Benim bahsettiğim şey oturup ahlak ve etik konuşup dışarıda yere tükürmek gibi bir şey.

Sahte genel kültür şaklabanlarına tekrar geri dönmek isterim. Bu kişiler hakkında bir diğer konuda sahip oldukları yarım bilgiyle o konuya değerli zamanını uzun uzun harcamış kimseleri yenebilecekleri düşünceleridir. Bunun sebebi aslında bu kişilerin kötü kimseler olması değil edindikleri yüzeysel bilginin kendisidir. Mesela bir bilgi edinirler ama o bilgiyi oluşturan kişiyi çoğu zaman öğrenmezler. Bu da o konudaki insan piyasasını bilmemelerine sebep olur. Yani kendilerini o alandaki tek bilgi merceği olarak kodlamaları kolaylaşır. Bir fikir, bilgi, teori, tez, hipotez ve aklınıza gelebilecek her şey hakkında oturup saatlerce tasarı yapıp o konuya çalışsanız bile gidip başka bir canlı zihne sunmadığınız sürece o şey gelişemez ve gelişemediği gibi sizde de sağlıksız bir ego geliştirir çünkü ortaya attığınız fikre eleştiri getirebilecek tek zihin sizsiniz ve eğer cidden o fikre zaman ayırıp üzerine düşündüyseniz onunla duygusal bir bağ kuracaksınız, emeklerinizi boşa çıkarmamak adına fikrinizi sertçe eleştirmekten kaçınacaksınız. Ama bu farklı zihinlerin umrunda değil o yüzden çok daha tarafsız bir yorumda bulunabilirler. Ve şunuda ekliyorum: Bir konuda karşı taraf kadar bilgili olmamanız o konuda karşı tarafı eleştiremeyeceğiniz anlamına gelmez. Eğer öyle olsaydı Freud bu kadar eleştirilmezdi. Burdaki konu sahip olunan yüzeysel bilginin getirdiği anlık kibirle hareket edip içi boş eleştirilerde bulunan kimselere yöneliktir.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 2 months ago

Fani Bedenlerin Evreni Gözlemesi

İnsanın en büyük trajedilerinden birisi fiziksel bedeni dünyanın şartlarına mahkum olsada bilincinin evreni inceleyebiliyor olması olabilir. Muhtemelen asla göremeyeceğiniz yıldızlar hakkında konuşuyorsunuz, asla yüzeyine inemeyeceğiniz gezegenlerin atmosferinden bahsediyorsunuz. Torunlarının torunlarının bile gidemeyeceği gök cisimlerini inceliyorsun. Yıldızları tutmak istiyorsun ama yapamazsın. Cenneti görebiliyorsun ama gözlerin cehennemin duvarına kazınmış. İnsanın cezası bu. Ademin cezası bu. Cennetleri deneyimlemiş bir bilinç sıradan yaşamın sıkıcılığına hapsedilmiş bir bedene yerleştirilmiş. Evrenin muazzamlığına bakıyorsun ama baktığın yerle arandaki yolu hesaba katmak istemiyorsun. Sanki çok yakınındaymış gibi konuşuyorsun. Birkaç ışık yılı ötede diyip geciştiriyorsun ama sende biliyorsunki bütün insanlık tarihi boyunca bile o birkaç ışık yılını aşamayacaksın. Evren senin için yaratılmamış. Hatta bütün evren sana karşı yaratılmış gibi. Kendi toprağın dışında yaşayabileceğin bir yer var mıdır? Kendi acınasılığını taşıyabileceğin gezegenler? Evrene korku veya hayranlıkla bakıyorsun. Ama korkmalısın aslında çünkü hiçbir şey senin kontrolünde değil. Hiçbir şeyi değiştiremezsin ama her şey seni değiştirebilir. Ve sen insan sen değişimi kutsayıp "aynı suya iki kez girilmez" dersin ama en çok sen korkarsın değişimden. Üstünde yürüdüğün ve hayatta kalabildiğin tek toprağa bile saygısızlık ediyorsun, belkide bu korkunun sebebi işlediğin günahı bilmendir. Zayıf bedenlerindeki ulvi akıl mıdır yaratıcının kanıtı yoksa zayıf bedenlerinin ta kendisi midir yaratıcının yokluğunun kanıtı? İnsan bedeni bir kabuktur. O ulvi aklı koruyan bir kabuk. Ama bu kabuk aynı zamanda o aklı kısıtlar. Akıl yıldızlara bakar ama onlara dokunamaz çünkü bu mütevazi, topraktan, tembel kabuğa hapsedilmiştir. Bir hapishanedir beden. Bilinci hapseden bir hapishane. Kabuğu kıramazda insan. Nasıl kırabilir? 80 yıllık bir işkence bu. Kurtuluşu olmayan 80 yıllık bir sinema. 80 yıl boyunca en güzel manzaraları izliyorsun ama asla oralara gidemiyorsun. Sana o manzaranın ne kadar uzakta olduğu, yapısının nasıl olduğu, ne zaman yok olacağı anlatılıyor ama asla o manzarayı kendi gözlerinle göremeyeceksin. Dört duvar içindeki odanda evreni inceliyorsun. Ortaya fikirler atıyorsun. Net hükümler veriyorsun. Kendi yıldız sisteminden bile çıkamazken evren hakkında hatta Tanrı hakkında net yargılara varıyorsun. Belkide hakkın değil yıldızlara dokunmak, hakkın değil başka dünyaların havasını solumak, başka kabukların varlığını keşfetmek hakkın değil çünkü sen zaten evreni bildiğini sanıyorsun.

reddit.com
u/RowAccurate4682 — 2 months ago