Kabuslardan uyuyamadım discord vb kullanan var mı?
öylesine sohbet muhabbet için birilerini arıyorum canım sıkıldı
öylesine sohbet muhabbet için birilerini arıyorum canım sıkıldı
Discord gelecek dostlarımı beklerim, görünen o ki gece boyu ayakta olacağım birlikte yeni subumuzu dizeriz
Bu şarkı "Fəridəm" (Feride'm) adıyla bilinen, çok sevilen bir Azerbaycan halk şarkısıdır (xalq mahnısı). En meşhur yorumu Akif İslamzadə'ye aittir; müzik düzenlemesi bestecı Andrey Babayev ile anılır, sözler ise halka ait sayılır.
Bir delikanlının, ilk görüşte vurulduğu kara kaşlı, Bakülü bir güzele — Feride'ye — duyduğu tutkuyu anlatan bir aşk / sevda türküsü. Adam kızı görür görmez aklını kaybeder, güzelliğini över, sevgisini el âleme karşı savunur ve sonunda "ölümüne bağlılık" yemini eder. Klasik bir halk aşk şarkısı kalıbı: görme → vurulma → övgü → aşkı savunma → ebedî bağlılık.
[1. Bölüm]
>
[Nakarat]
>
[2. Bölüm]
>
[3. Bölüm]
>
Türküdeki hikâye: Anlatıcı, Bakü sokaklarında kara kaşlı bir kıza rastlar. Onu görür görmez memleketini sorar ama gözlerinden zaten anlamıştır — bu, "Bakü'nün maralı" (ceylanı) dediği bir güzeldir. Kız yalnızca bir kez dönüp bakınca delikanlının aklı başından gider. İkinci bölümde araya bir halk deyişi girer: dağ başındaki kuzu, ceylan gözlü sevgili... ve asıl mesaj — "bir oğlan bir kızı severse, kimin buna karışmaya hakkı var?" Yani aşkı, toplumun kınamasına/dedikodusuna karşı savunur. Son bölümde ise en dramatik yemin gelir: "buluştuğumuz yerler mezarım olsun" — ölene dek, hatta öldükten sonra bile o sevgiye bağlı kalacağını söyler.
Kültürel arka plan:
Azerice ile Türkiye Türkçesi çok yakın olduğu için şarkının %90'ı zaten anlaşılıyor; sadece birkaç kelime farklı: haralısan = nerelisin, maral = ceylan/güzel, əqil = akıl, gülizar = gül yüzlü.
Kaynak: Claude
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Partili vekillerle bir araya geldiği toplantılarda müfredatta yapılan değişiklikleri anlattı. Yeni müfredatta ‘Kurtuluş Savaşı’ ifadesinin çıkarılarak yerine ‘Milli Mücadele’ kavramının getirileceği bilgisini aktaran Bakan Tekin sunumunda, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” dedi.
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tekin-acikladi-kurtulus-savasi-yerine-milli-mucadele-43229156
Burayı ben kurdum. Ne için kurduğumu da unutmadım.
Postmodernist, seküler, Atatürkçü insanların birbirine sırtını
yaslayabileceği bir yer olsun diye kurdum. Ortak kitaplar okunsun, biri
öğrensin biri öğretsin, herkes buradan geldiğinden biraz daha dolu çıksın
diye. Bir soruyla, yarım kalmış bir fikirle, içine dert olmuş bir şeyle gelen
adam; karşısında dalga geçeni değil, elini uzatanı bulsun diye kurdum.
Peki ne oldu? Dönüp bakıyorum, ortalık nefret kusmaktan başka bir sike
yaramayan tiplerle dolmuş. Klavyesinin arkasına saklanmış, kimseye zerre bir
şey katmayan, sırf birinin üstüne basıp kendini bir karış yükseltmek için
buraya gelen ucubeler.
Burada duruyorum ve tek kelime ediyorum: bitti.
Bugünden sonra kime dönük olursa olsun — birbirinize, bize, kapıdan içeri
giren herhangi bir insana — o toksik, çirkin, üstten bakan, sikimsonik
tavrınızın tek bir karşılığı olacak: kapının önü.
Burası ne sözde "kara mizahınızın" ne de o şişik egonuzun oyun alanı. Birinin
suratına basıp "kara mizah yapıyordum" diye sırıtmak, "ben böyleyim işte"
deyip egonuzu herkesin başına kakmak burada mazeret değil — direkt çıkış
biletidir. Uyarı beklemeyin. "Ama ben aslında" diye başlayan savunmaları
kendinize saklayın. Ucubelik yapan, artistlik taslayan, karşısındakini aptal
yerine koyan buradan ivedilikle siktir olur gider. Bu kadar basit.
Lügatinde "yardımlaşmak" diye bir kelime olmayan; emekleyene, düşene,
tökezleyene tepeden bakmayı marifet sanan kim varsa yavaştan toplanıp
gidebilir. Zehrinizi burada kusmayın. Size göre o yarak kürek mecralar zaten
tıka basa dolu — buyrun, gidin orada kusun. Burada yeriniz yok, olmayacak da.
Şimdi asıl lafım geride kalanlara. Birbirine değer katmak, derdini rahatça
açabileceği güvenli bir yer bulmak, buradan bir şey öğrenip gitmek isteyen
düzgün insanlara. Dostlarım, mesele en baştan beri sizdiniz. Bundan sonrası
beraber yürünecek bir yol.
O yüzden beklemeyin, şimdiden başlayın: bu sayfayı nasıl görmek istiyorsunuz,
neyi eksik buluyorsunuz, ne olsa daha iyi olur — yazın, söyleyin, önerin.
Burayı beraber kuracağız, beraber ayakta tutacağız.
Kalanlara selam olsun. Gidenlere de güle güle.
fotoğraf: Fotoğraf: Deniz Gürbüz: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/bergama-turkiye-deki-bergama-antik-kalintilari-30403272/
Telefonum gün boyu susmuyor. Etrafım her zaman kalabalık. Ama arayanların hiçbiri beni aramıyor — bir işim, bir faydam, bir çözümüm için arıyorlar. "Naber, iyi misin sen" diyen, hiçbir şey istemeden sesimi merak eden kimse yok.
Kâğıt üstünde kazandım. Çocukken hayalini kurduğum şeylerin çoğuna sahibim, kalanına da elimi uzatmış gidiyorum. Dışarıdan bakan "adamın işi tıkırında" der.
Ama işin gerçeği şu: hiçbir şeyim yokken daha zenginmişim. Sıradan bir öğrenciyken, salağın teki bir çocukken, birbirinden değerli insanlarla gerçek ilişkilerim oldu. Sahici, güzel bağlar. Hepsi bitti. Belki de bu yolda, ben yükselirken birer birer geride kaldılar. Nasıl oldu tam bilmiyorum ama gittiler.
Gerçekten yoruldum. Şikâyetten değil — her şeyi tek başına taşıyan adamın yorgunluğu bu. Kimseye yaslanmadan yürüdüm, yürüyorum da; ama kazandıkça yanımdaki sandalyeler tek tek boşaldı.
En sivri tarafı da bu galiba: istediğim çerçeveyi kurdum. Disiplinli, dik duran, kontrollü… hep olmak istediğim adam oldum. Ama şimdi o çerçeveyi karşısında indirebileceğim, "yeter, bugün adam değil de sadece ben olayım" diyebileceğim kimse yok. O kişi olmayınca da bu kalabalığın tam ortasında sessizce kayboluyorum.
Kalabalık aramıyorum, o zaten var. Aradığım tek şey, önünde zırhı çıkarabileceğim bir kişi. Beni "adam" olarak değil, olduğum gibi tutan biri. Uğruna "bin cihana değişmem" diyeceğim biri.
O çıkana kadar dik durmaya devam. Ama şu kadarını açık söyleyeyim: her şeyi var sanılan adamın tek eksiği, yanında zırhsız kalabileceği bir insanmış.
Deniz Göktaş'ın ifadesi:
"Burada yapılan paylaşımlar benim tarafımdan yapılan paylaşımlardır. Soruşturmaya konu olan video paylaşımında yer alan kişi benim bu benim 1 Haziran 2026 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosunda yapmış olduğum stand-up gösterisine ait bir video paylaşımıdır.
Şahsım tarafından bahse konu Youtube kanalına yüklenerek paylaşımı yapılmıştır. Bu standup gösterisindeki konuşmaların metni daha öncesinde benim tarafımdan hazırlanmış bir metne aittir.
Tarafıma yöneltilen ‘Halkın Belirli Bir Kesiminin Benimsediği Dini Değerleri Alenen Aşağılama’ kastım kesinlikle yoktur, bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yapmış olduğum bir gösteriye aittir. 100 bin üzerinde seyirci bu gösterimi izlemiştir ve hiç birisinden bu kısma dair incindiklerine dair bir şikayet gelmemiştir.
Gösterim boyunca birçok konuda konuşuyorum sadece dindarlar değil her türlü politik görüş yada popüler figür hakkında konuşmalarım vardır.
Burada da kötü bir şey demiyorum. Favori kitabım diyorum. ‘Çeviride sorun var’ cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum. İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur, böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.
Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok. Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık bir şekilde tartışılan konudur.
Demokrat otokrat gibi bir kelimedir sadece, gösteri boyunca bu tarz popüler figürler ideolojiler Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır, başkaca bir amacım yoktur. Üzerime atılı olan suçlamaları kabul etmiyorum." (Habertürk)
Herkese merhaba. Aslen Samsunluyum, üniversite eğitimimi Kırıkkale'de sürdürüyorum. En yakın arkadaşım Bergamalı ve yıllardır memleketini öyle güzel anlattı ki sonunda ben de kararımı verdim: Bergama'ya yerleşiyorum. Ne var ki hayatım bugüne kadar Karadeniz ile İç Anadolu arasında geçti; Ege'yi yalnızca anlatılanlardan tanıyorum. Bu yüzden şehri gerçekten yaşayanlara danışmak istedim.
İzmir dışarıdan gelen birini nasıl karşılar? Şehre ve buradaki hayata uyum sağlamak kolay mı?
Bergama yaşamak için nasıl bir yer? Güzel yanları kadar zorlayıcı yanlarını da merak ediyorum; aynı değerlendirmeyi İzmir geneli için de duymak isterim.
Benim açımdan en önemli konu şu: Turizm sektörüne yönelik çalışmayı hedefliyorum. Bergama'da turizm gerçekten canlı mı? İzmir genelinde durum nasıl?
Bergama'nın Muğla ve Antalya'ya yakınlığını da merak ediyorum; o şehirlere ulaşım ne kadar rahat?
Son olarak, mutlaka görülmesi gereken yerler nereler? Taşınmadan önce bilmemde fayda olan, dikkat etmem gereken şeyler varsa onları da yazarsanız sevinirim.
Şimdiden teşekkür ederim; yazılan her yanıtı dikkatle okuyacağım.
Gözaltına alınan Deniz Göktaş, ters kelepçeyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.
A Haber, Deniz Göktaş'ın gözaltı fotoğrafını yayınladı.
2 Temmuz 1993
Türkiye Cumhuriyeti topraklarında külleri asla gitmeyecek iğrenç katliamın yaşandığı gün.
Aynı candan, aynı kandan olduğumuz insanların Allahu Ekber nidaları eşliğinde canlı canlı yakıldığı o gün.
Ateş sadece düştüğü yeri değil, insanlığını kaybetmeyen herkesin içini yakmaya devam ediyor.
Kaynaklar: https://tr.wikipedia.org/wiki/Sivas_Katliam%C4%B1
https://www.bbc.com/turkce/articles/cpv3zw02g7ro
Katliam
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında pek çok sanatçı ve fikir insanı, dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak Sivas'a geldi.
Katliamdan iki gün önce dağıtılan bir bildiri, 2 Temmuz'da neler yaşanacağının habercisi olmasa da, işaret gibiydi. Bildiride Aziz Nesin'in o sırada başyazarı olduğu Aydınlık gazetesinde yayımlanan Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" kitabından bahsedilmiş, Nesin hedef gösterilmişti.
Bildiride dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin'in şenliklere ev sahipliği yapması eleştirilmiş, Nesin için "Şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir" denmişti.
2 Temmuz günü Cuma namazının ardından etkinliklerin yapıldığı kültür merkezinin önüne bir yürüyüş başladı. "Sivas laiklere mezar olacak" atılan sloganlardan biriydi. Saldırgan grubun bir kısmı yeni dikilen "Halk Ozanları" heykelini yıkıp, yerde sürüklerken; bir kısmı Valilik önünde Ahmet Karabilgin'i protesto etti.
Kültür Merkezi içinde karşıt grupla çıkan taşlı-sopalı çatışma, fazla büyümeden, polis tarafından zor kullanılarak önlendi. Binlerce kişiden oluşan karşıt grup, Kültür Merkezinden ayrılıp yeniden Hükûmet Meydanı'na geldi. Hükûmet Konağını taşlamaya ve slogan atmaya başlayan saldırganlar, ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak slogan atmaya devam etti. "Şeytan Aziz!", "Sivas, Aziz'e mezar olacak!" gibi sözlerden sonra sloganlar devlete ve rejime yöneldi, "Kahrolsun laiklik!", "Müslüman Türkiye!", "Yaşasın Şeriat!" sloganları atıldı.
Grup, önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Oteldekiler ise kurtarılmayı bekliyorlardı. Saldırganların Madımak Oteli'ni henüz yakmadıkları saatlerde Aziz Nesin, Ankara'daki Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'yü arayıp "Bizi kurtarın" dedi. İnönü buna, "Hiç merak etmeyin. Gerekli tedbiri aldık" cevabını verdi. Fakat daha sonra tutuşturulan perdeler ve otelin alt katında bulunan eşyalarla birlikte Madımak Oteli yakıldı. Saldırganlardan bazılarının, "Allah'ım bu senin ateşin! İçeriye gönder!", "Cehennem ateşi işte!", "Şeytan Aziz!" dedikleri duyuldu. Uzun süren bekleyiş sonunda oteldekiler kurtarılamadı. Otele sığınmış olan kişilerden aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak öldü. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan saldırgan kalabalığa doğru itildi. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldü.
Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ve 2 saldırgan öldü. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen 2 günlük sokağa çıkma yasağı ile birlikte güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlayabildi.
Bir iddiaya göre Sivas Katliamı, Özel Harp Dairesi tarafından planlanmıştı.
İlgili açıklamalar
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır." ifadelerini kullandı.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir." ifadelerini kullandı.
Faciadan ağır yaralı kurtulan Aziz Nesin dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün, linç girişiminden haberdar olduktan sonra “bazı yetkilileri” aradığını ve Madımak Oteli'ndekilere telefonla "en kısa zamanda takviye güç gönderileceği, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacakları" ifadelerini kullandığını söylemiştir. Başka bir kaynağa göre Dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, "Ne yapayım, yetkim yoktu." ifadelerini kullandığı iddia edilmiştir.
Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, "Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir." ifadelerini kullandı.
Refah Partisinin lideri Necmettin Erbakan, "Olaylar, Sivas'a girmiş bir ekibin halkı tahrik etmesinin sonucudur." ifadelerini kullandı.
Yargılama
Olaydan bir gün sonra 33 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü hakkında "laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda "Sivas Davası" olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No.'lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda 22 sanık hakkında on beşer yıl, 3 sanık hakkında onar yıl, 54 sanık hakkında üçer yıl, 6 sanık hakkında ikişer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.
Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını "taraflı, hukuka ve adalete aykırı" olarak niteleyerek ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, katliamın "Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu" belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No.'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.
28 Kasım 1997'de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası'nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık da 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 24 Aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi.
Sanıkların avukatlığını üstlenenler arasında olan REFAHYOL iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan, bakanlığı sırasında onları hapishanede ziyaret etti. Geniş avukat listesinde çok sayıda Refah Partisi üyesi ve yöneticisi olması eleştiri konusu oldu. Bu avukatlar ilerleyen yıllarda AK Parti ve Saadet Partisi'ne katıldılar ve içlerinden üst yönetim görevlerine yükselenler oldu. 26 kişilik bu listede biri bakan olmak üzere 4 AK Parti milletvekili de bulunmaktadır.
Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33'e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise hâlen yakalanamamıştır. Davanın firari olan 5 sanık ile ilgili kısmı 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düşürülmüştür. 2023 Eylül ayında görülen son davada ise haklarında ağırlaştırılmış müebbet istenen firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş'ın yargılanmasına dair 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşmesine karar verildi.
Sivas Davası, İstiklal Mahkemeleri sonrasında tek bir davada bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ikinci kez af yetkisini kullanarak katliamın bir asli faili olan Hayrettin Gül'ün ömür boyu hapis cezasını kaldırdı.
Hayatını kaybedenler
Şenlik katılımcıları
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
Muhibe Akarsu - 44 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
Gülender Akça - 25 yaşında
Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Behçet Sefa Aysan - 44 yaşında, şair
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci - 66 yaşında, araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır - 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı
Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı akademisyen
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin - 22 yaşında şair, sanatçı
Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa - 22 yaşında
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 15 yaşında
Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencisi
Otel çalışanları
Ahmet Öztürk - 21 yaşında
Kenan Yılmaz - 21 yaşında
Saldırganlar
Hakan Türkgil
Ahmet Alan
"Eğer CHP’de işgal sona ermezse, milletimizi asla seçeneksiz bırakmayacağız. Gerekirse yeni bir partiyle, tertemiz bir sayfa açacağız.
Yeni bir siyaseti; demokratik rekabeti, hukukun üstünlüğünü, temiz yönetimi hep birlikte inşa edeceğiz. Yeni ve kurucu bir siyasetle Türkiye’nin önünü açacağız.
Bu yeni parti, bizim partimiz olmayacak. Kadınların yeni partisi olacak. Gençlerin yeni partisi olacak. Emeklilerin, emekçilerin, çiftçilerin, esnafın, işsizlerin, yoksulların, umudu elinden alınan milyonların partisi olacak.
Siyaset normale dönecek. Kumpaslar, iftiralar, siyasi davalar bitecek. Devlette yozlaşma sona erecek. İsrafla, torpille, kayırmacılıkla, kul hakkı yiyerek ayakta kalan bu düzen artık bitecek. Siyaset, yetkiyi sadece milletten alarak ve millete hesap vererek yapılacak.
Türkiye, kurumlarla ve kurallarla yönetilen herkesin eşit olduğu bir ülke olacak. İşte o zaman bu topraklara bereket ve refah gelecek. Türkiye, demokrasisiyle, ekonomisiyle imrenilen güçlü bir ülke olarak yükselecek.
Bu yeni yol; AK Parti’nin kara düzenine karşı milletin yolu olacak. Bu yol, adaletin, eşitliğin yolu olacak. Bu yol, demokrasinin, kalkınmanın, refahın yolu olacak. Bu yol, Türkiye’yi ayağa kaldıran yol olacak."
via Notbir, Can Özçelik
Babaannemin dedesi bölgenin en güzel kızlarından birini kaçırıp evlenmiş. Sonra savaş zamanında savaşa gitmiş ve esir falan düşmüş. Kısacası uzun süre çevrede yokmuş. Yunanlıların işgal etmesiyle karısını kaçırmışlar ve uzun süre kullanmışlar... Sonrasında baygın halde meydana atıp gitmişler...
Ondan sonra köylüler dedeye mektup yazmış, karın çirkin oldu ne yapalım diye (dede o sıralar daha esir düşmemiş sanırım). Şimdi kadına köyde sahip çıkacak kimse yokmuş bu köyün işte ileri gelenleri onlara baktığı için dede bir şey diyememiş. Siz bilirsiniz demiş. Beklediği şey kadını aç bırakırlar, karanlığa kapatırlar falanmış. Peki onlar nasıl bir yöntem uygulamışlar? Kadının ellerini ayaklarını bağlayıp çuvala koymuşlar ve bölgedeki hırçın nehire atmışlar...
Diyecek tek bir şeyim var: Teşekkürler Atatürk...
ben izmirliyim. son zamanlarda özellikle de her yaz doğudan batıya bir sürü tarım işçisi amele vesayire çok geliyor urfadan diyarbakırdan mardinden
geçen günde bir kafede oturduk arkadaşla eskiden belediyenin kafesiydi ondan önceki günde başka bir belediyenin kafesine oturmuştuk
inanır mısınız 2 kafeyi de 20-40 milyon arası para basıp belediyedeki ihaleyi komple satın almışlar. tipleri zaten görsen mafyatik saç giyim göbek kopyala yapıştır hepsinin
oturdum bir tanesinin patronuyla konuştum bana birbirlerinini tuttuklarını desteklediklerini söyledi diyarbakırdan aydına ordan da izmire gelmişler
yahu bunlar bu kadar parayı nereden buluyor? neden milyon nüfusu olan diyarbakırdan gelip izmirin küçük nüfuslu ilçelerine dükkan açıyor bu adamlar? ege akdeniz bölgesinde çok tehlikeli bir doğulu yapılanması var. bunların kimlerle bağlantıları olduğu bilinmiyor o kazandıkları paralar kime gidiyor bilinmiyor 2020den beridir böyle ekonomik operasyon çekiyorlar. kafede Türk çocuklarına haftalık 3000 llira veriyor günde 10 saat çalıştırıyorlarmış 8-9 kişi vesayire çalışıyordu siz düşünün artık niyetlerini.
Kick yayınlarını kendi adım ve soyadımla yapıyorum başta burayı yayınlarımı paylaşırım diye açmıştım ama iklimi tamamen siyasete kaydı sizce burada face reveal yapmam herhangi bir risk doğurur mu
Türkiye, 200 ülkenin küresel ısınmayla nasıl mücadele edileceğine dair yıllık görüşmelerini gerçekleştireceği COP31 iklim zirvesine ev sahipliği yapacak.
Avrupa Birliği, küresel iklim görüşmeleri öncesinde konuyla ilgili diplomatik gerilimlerin arttığı bir dönemde, Türkiye'nin GKRY'yi bu yılki BM iklim zirvesi hazırlıklarından dışlamasını kınadı.
AB, Türkiye'nin GKRY'ye karşı tavrını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi.
via Reuters
Son dönemde benim safe muhalefet, eski halimizi özlediniz mi?
Bu değerli yayın kesitini bizimle ilk paylaşan arkadaşımıza çok teşekkürler hala izleyip izleyip gülüyorum