26 [f4m] #türkiye #europe still looking for a serious relationship

26 [f4m] #türkiye #europe still looking for a serious relationship

Hi probably we talked before. i hope we didnt.

Because i was posting on this sub for years.

Sometimes i had lucky encounters sometimes i didnt.

And I'm still searching.

This is me https://imgur.com/a/lSPkLl8

I dont use dating apps and since i am very introverted idk how to go outside and meet people. And i try my luck on reddit.

I live in istanbul. I am into music (rap, metal, folk) bachata, literature, poetry, cinema, history, psychoanalysis. I like swimming and singing too. Recently im trying to grow my youtube channel. I graduated in 2022, studied economics, now im working at logistics sector since many years. I have a stable life. I'm open to relocate. I dont smoke, I rarely drink. I like learning languages. I learnt french. Now I'm learning greek. Looking for a serious relationship. You should be around 25 to 38. I'm open to having kids. I expect you to be stable in your life because i am.

u/derivae — 2 days ago

Neden ecnebiler istanbul diyemiyor instanbul veya instabul diyorlar sizce?

Nereden öğrendiler bu kelimeyi?

reddit.com
u/derivae — 3 days ago

Hayatımın aşkına yazdığım mektup

Sana söylemek istediğim binlerce şey var, ama buna vaktimiz olmayacak. Öncelikle bilmeni isterim ki seni asla suçlamıyorum. Kendimi de suçlamıyorum. Sanırım bunu yaşamaya ihtiyacım vardı. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Ve yaşamayı da planlamıyordum. Ama karşıma çıktığında sonu ne olursa olsun bunu deneyimlemek istedim, çünkü bu hayatta sadece bir kere başıma gelebilecek bir tecrübe. Yatağımda uzanıyordum, ışıklar kapalı, uyumaya hazırlanıyordum, son bir kez bumble'a bakmak istedim biri mesaj atmış mı diye, sonra seni gördüm tesadüfen, ve elektrik çarpmışa döndüm. Çünkü ben bazen geleceği görebiliyorum. Ne olabilecekleri az çok tahmin etmiştim. Her neyse, eşleştik, bir yandan senle buluşmamayı çok istiyordum, çünkü beni travmatize edeceğini biliyordum, bir yandan da çok istiyordum seninle bir şeyler yaşamayı, bir geceliğine de olsa, çünkü ya şimdi ya da hiçbir zaman olduğunu biliyordum. Şanslıydım ki cuma gecesiydi, yani bu şoku atlatmak ve normal hayatıma dönmek için 2 gün tatilim vardı. Beni çağırdığında gitmeyi hiç istemedim, korktum başıma geleceklerden. Ben zihnen hastalıklı bir insanım, ki bunu profilime yazmıştım da. Seni takıntı yapmaktan korkuyordum. Fakat izin verdim kendimi bu cehenneme atmaya, sana da demiştim: "i would let you traumatize me". Böyle şeyler hayatta bir kere yaşanır. Sana sıkıntı vermek istemiyorum, başına bela olmak istemiyorum, seni incitmek istemiyorum. Senden hiçbir şey beklemiyorum. İşte insan hayatının trajedisi budur. Erkek, kadını asla anlayamaz, çünkü beyinleri tamamen farklı çalışıyordur, fakat yine de birbirlerini isterler. Eğer The Unbearable Lightness of Being'i okumuş olsaydın sana nasıl birisi olduğumu anlatabilirdim belki, Tereza karakteriyle kendimi özdeşleştiriyorum. Kadın olmayı hiçbir zaman istemeyeceğini çünkü kadınların çok yoğun hissetiklerini söylemiştin, ya da ben öyle anladım. Ne demek istediğini anlıyorum, kadın olmak gerçekten zor, bir erkek olarak aşık bir kadınla uğraşmak da zor. Bunları sana anlatmaktan utanıyorum, böyle biri olmak istemezdim. Hayatı hafif yaşayan biri olmak isterdim. Kafamın içinde değil kafamın dışında olmak isterdim. Sadece bir gözlemci olmak isterdim. Kafamın içi, olmak istediğim son yer. Duygularımı stabilize etmek ve delirmemek, normal insanlar gibi yaşamak için ağır antidepresanlar kullanmak zorundayım, ki çoğu artık işe yaramıyor. Bir hayalim vardı, aşık olmak. Ama aşık olacak birini bulamıyordum. Seni görür görmez sana aşık olacağımı, aradığım kişinin sen olduğunu anlamıştım ve bu yüzden çok tedirgindim. Ben hayatta tesadüflere inanmam. Her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım. En sevdiğim romanın Çekya'da geçmesi ve senin Çekyalı olmanın tesadüf olduğuna inanmıyorum. Senin gözlerinin şehla olması bile beni aşırı çekiyor, hiçbir zaman böyle bir fetişim olduğunu bilmiyordum. Eski osmanlı şiirlerinde şehla gözlere övgüler dizilir, belki de kolektif bilinçaltımda duruyordu.

Aslında bu kadar deli olmaktan rahatsız değilim. Hayat gerçekten sıkıcı bir yer. Hepimiz doğmak, okula gitmek, bir işe girip vaktimizin çoğunu sevmediğimiz bir işte çalışarak geçirmek zorundayız. Yaşadığımızı hissettiğimiz anlar, hayatımızın yüzde biri bile değildir. Sen bu sıkıcılıktan uzaklaşmak için sürekli yeni yerler geziyorsun, yeni insanlarla tanışıyorsun, yeni deneyimler yaşamaya çalışıyorsun, bense tam tersi, hiçbir yere gitmiyorum ama kafamın içinde evrenler yaratıyorum. Şiirler, romanlar ve sinema ile gerçeklikten uzaklaşmaya çalışıyorum. Biliyorum ki dünya kafamın içinde kurduğum evrene hiç benzemiyor. Çok daha sıradan ve tahmin edilebilir.

Hayal ettiğim hiçbir şeyin gerçek olmadığını bildiğim için roman yazıyordum. Eğer hayat yazdığım romandaki gibi olsaydı, o geceden sonra bana aşık olur ve ülkene geri döndüğünde beni düşünmeye devam ederdin. Ama zaten farkındaydım, ben sadece gittiğin ülkelerde tanıştığın, tek seferliğine veya birkaç seferliğine yattığın, sonra bir daha aklına gelmeyen onlarca kızdan biri olacağım. Sonuçta modern dünyada yaşıyoruz ve dating app'ten tanıştık, en fazla ne olabilirdi ki? Romeo ve Juliet olamazdık 2026 yılında.

Saat 5 buçuk gibi evime vardım ve uyumaya çalıştım. Yanında daha fazla kalamazdım, bunca duygusal yükü alıp gitmeliydim. Uyuyamadım, sadece seni düşünüyordum, kendime yaşattığım travmayı ve bunun gerçekten değip değmediğini. Belki öğrenmem gereken bir ders vardı ve acı da olsa öğrenmeliydim. Ateşle oynamamak. Cumartesi yataktan kalkamadım, yemek yiyemedim, 4 adet antidepresan içtim ve yaşadıklarımı hazmetmeye, normalleştirmeye çalıştım. Gece 1-2 gibi uyuyabildim. Daha kolay atlatabileceğimi düşünüyordum aslında. Ama hiçbir şey düşündüğüm gibi olmaz.

Avrupa'da çok normal değil mi bu? Buluşursun, bara gidersin, sohbet edip eğlenirsin, gece sevişirsin, sabah olur her şey biter, bir daha aklına gelmez, adını bile unutursun. Bu sana normal geliyor değil mi? Bu bana hiç normal gelmiyor, distopik geliyor. Bu zamana ait değilim belki. Çünkü artık Türkiye'de de normalleşmeye başladı, Türkler avrupalı olmak istiyorlar ve avrupalıların insan ruhunu tüketen davranışlarına özeniyorlar. Bunu ilk ne zaman normalleştirmeye başladın merak ediyorum. Veya en başından beri normal mi geliyordu? Hiç birine takıntı yapacak kadar aşık oldun mu? Hiç birini, onun ruhunun en derinliklerine kadar girip, tatmak istedin mi? Seni tanımıyorum ama seni tanımak için yanıp tutuşuyorum. Çok farklı kültürlerden, çok farklı ailelerden geliyoruz. Babam beni hiç terk etmedi, babam benim için istediğim an canını verecek kadar fedakar birisi, hayatını bizim için çalışmakla geçirdi, karısı için ve çocukları için. Annem de öyle. Annem hiçbir zaman bencil bir kadın olmadı, çocukları için yaşadı, aklında sadece bizim mutluluğumuz vardı. Ben böyle bir aileden geliyorum, benim için her şeyi yapacak, canını feda edecek bir ailem var. Çok geleneksel ve dindar bir ailede büyüdüm, seninkine hiç benzemeyen. Belki insanlara kolayca bağlanma nedenim budur, kolayca güvenme nedenim budur. Senin ailenin çocuk ruhunda bıraktığı yaralar nelerdir bilmiyorum. Ve slav ailelerinde, gözlemlediğim kadarıyla, babanın evi terk etmesi, çocuklarıyla ilgilenmemesi normal karşılanıyor. Bir türk babası ailesini ve çocuklarını terk edip gitse toplumdan dışlanır, arkadaşları onun yüzüne bile bakmaz, ayıplanır.

Senden ne istiyorum? Hiçbir şey. Birbirinin kısa süre çekim alanına girmiş, bir daha hiç yan yana gelmeyecek iki gezegen gibiyiz. Oysa bana güneş veya ay gibi ol isterdim. Farklı şehirlerde yaşıyoruz, farklı hayatlarımız olacak. Ama böyle olmamasını isterdim. Seni uzaktan seveceğim, hiç dokunmadan, hiç rahatsız etmeden. İnsan psikolojisini anlamadan iyi bir komedyen asla olamazsın, bunu sakın unutma.

Bence yüzlerce insanı yüzeysel olarak tanıyıp, onların hiç derinine inemeden bir sonraki deneyime geçmek yerine bir insanı dibine kadar, en karanlık kuyularına kadar tanımak, dünyadan farklı bir gezegene inip yaşam belirtisi aramak kadar heyecan verici. Seçim senin. Sen de biliyorsun ki bir gün edindiğin hedonist felsefe seni tüketecek ve anlam yaratma ihtiyacı duyduğun günler olacak. Seni en yalnız hissettiğin bir günde tanımak isterdim. Beni unutma.

reddit.com
u/derivae — 19 days ago

tripod, alice in chains.

12 yaşındayım, 2 senedir metalden başka tür dinlemiyorum. iron maiden, judas priest, metallica, megadeth her gün hatmederken bir gün facebookta önüme bir şarkı düşüyor. "would?". dinliyorum ve aşık oluyorum. introsundaki bas melodisi ve "try to see it once my way" beni büyülemiş. evde kimse yokken salonda bağıra bağıra would söylüyorum, ingilizce bilmiyorum sadece duyduğumu söylüyorum, komşular perişan. bense heyecanlı ve tutkuluyum. sonra pearl jam black'le tanışıyorum ve aylardır yüzlerce kere dinlediğim would'u bir kenara bırakıp ona abanıyorum.

15 yaşındayım, yazlıktayım, evden çıkmıyorum ve internet yok. gelmeden önce canım sıkılmasın diye telefonuma greatest hits albümünü atmışım. kapağında boks maçı olan hani. telefonda binlerce şarkı var, arkada bir şeyler çalsın diye shuffle’a alıyorum. ne çaldığına bakmıyorum çünkü kitap okuyorum arka odada, ama bir saniye. daha introsunda vuruluyorum şarkının. ismine bakıyorum: “heaven beside you”. ezberliyorum, aklımda kalsın. sonra tekrar dinleyeceğim.

daha sonraki senelerde, ne zaman alice in chains dinlemeye çalışsam heaven beside you dinleyip kapatıyorum. bakmıyorum daha fazla, “man in the box”ı bile bilmiyorum henüz.

sonra 2020 oluyor, black hole sun’a vuruluyorum nedense. grunge diye bir tür olduğu aklıma geliyor. nirvana falan derken, yolum alice in chains’e düşüyor tekrar. karışık çalıyorum, “the devil put dinosaurs here” müthiş. bayılıyorum şarkıya. içine girmeliyim bu grubun.

o zamanki sevgilim “frogs” atıyor. alice’in harikalar diyarına düşüşü gibi düşüyorum alice in chains’e, ve bir daha çıkamıyorum. frogs çok ayrı bir parça, daha önce dinlediğim hiçbir şeye benzemiyor. sonundaki monolog bana hiç yaşamadığım bir geçmişin yankılarını nüksettiriyor. kim bu layne staley?

yıl 2020 ve alice in chains diye bir efsanenin kalıntılarını araştırıyorum, tüm albümlerini dinliyorum ve biri beni çok yaralıyor, diğerlerinden çok daha fazla. nedir o? alice in chains, yani köpekli albüm, yani tripod.

alice in chains hakkında çok şey yazılıp çizildi, ama biraz da alice in chains isimli albümden bahsetmek istiyorum, çünkü bu albüm hakkında bir şeylerin söylenmesi gerekiyor.

kanaatimce, alice in chains’in en alice in chains olduğu albüm bu. yani ismini sonuna kadar yansıtıyor. facelift, sap, dirt, jar of flies’la adını tüm dünyaya duyuran, şöhretin tüm basamaklarını tırmanan ve dünya zevklerinin hepsine doyan bu grubun, tadacak hiçbir zevki kalmadığında, tüm doyum noktalarına ulaştığında artık içsel bir sorgulayış ve ne varsa açığa vuruşu olarak görüyorum bu albümü.

90ların başı. kokain, marijuana, mantar, asit, bunlar hep vardı ama seattle’ı hiçbiri eroin kadar mahvetmemişti. “when ı took that first hit, for the first time in my life, ı got on my knees, and ı thanked god for feeling good.” diyor layne, ilk eroin deneyimi için. onu sevgilisi demri’nin başlattığını biliyoruz. “flirting with death... that’s probably what’s most attractive about it at first, is danger, you know? but ı beat death, ı beat death, ı’m immortal” diyor layne, başka bir röportajında. evet, gerçekten ölümsüzleşti, ama bu hayatına değer miydi sahiden? layne’i eroin bağımlılığından ayrı düşünebilir miyiz? belki layne’i efsane yapan, alice in chains’i aic yapan sonuna kadar boka batmalarıydı.

94-95. tripod’un kayıtları bitmek bilmiyor. çünkü layne kendini tuvalete kilitleyip saatlerce çıkmıyor. bazı konserlerinde şarkının ortasında tuvalete kaçıp kendini enjekte ediyor. hayranlar öfkeli, tüm grup öfkeli, aynı zamanda çaresiz ve üzgün. herkes bu öykünün nasıl biteceğini biliyor. ve yapabilecekleri hiçbir şey yok. layne, kendini ziyan etmeyi seçti. öte yandan, alice in chains’i layne’siz düşünemiyor kimse, onu mike starr gibi kovamazlar, çünkü zaten layne staley = alice in chains. her şey ona bağlı. layne bunun farkında ve kendisinden nefret ediyor. bir yıldızın sönüşünü izliyor herkes. “ı’m not going to be like this forever” diyor kız arkadaşına. ama içten içe seçtiği yoldan çıkışın olmadığını da biliyor.

grupça üretim sürecine katılamıyor layne, çünkü sabah 8de yatıp 5te uyanıyor. sadece gecenin köründe kendine gelebiliyor. gece stüdyoda kimse yokken şarkıyı söyleyip kaydediyor ve uykuya dalıyor. bunun aslında güzel bir tarafı da var, çünkü yalnız olduğundan istediği gibi kaydedebiliyor. farklı vokal teknikleri deniyor. bu da albüme deneysel bir yön kazandırıyor.

aylar geçiyor. en sonunda prodüktör isyan ediyor ve layne’e albümü bitirmesi için 9 gün veriyor. bunun üzerine layne şu sözleri yazıyor “call me up congratulations ain't the real why/ there's no pressures besides brilliance let's say by day nine/ endless corporate ignorance lets me control time/ by the way, by the way” ve sludge factory gibi bir efsane böyle ortaya çıkıyor.

albümün ortaya çıkış sürecini anlatan, jerry’nin drag kılığına girdiği çok eğlenceli bir belgesel de var youtube’da: “the nona tapes” izlemenizi öneririm. en sonunda uzun, yorucu ve hummalı bir çalışmanın ardından çıkıyor 7 kasım 1995’te “tripod”. dirt ve facelift gibi bir etki yaratamıyor, fakat kanaatimce grubun en olgun eseri. alice in chains’i eğlenmek için değil de, 90ların seattle havasını içine çekmek, belki de varolmadığı bir zaman dilimine yolculuk yapmak isteyenler için eşsiz bir durak noktası. mesela ben 99da doğdum ve bunlar yaşanırken zigot bile değildim. tripod’u dinlediğimde, sanki o dönemi yaşayıp atlatmışçasına deja vu yaşıyorum. entrynin başında da demiştim “bana hiç yaşamadığım bir geçmişin yankılarını nüksettiriyor.” belki de bu yüzden bu kadar seviyorum bu albümü. hiçbir zaman yaşamayacağım bu hızlı hayatın izlerini sürebildiğim için.

u/derivae — 24 days ago

Vlandiyadan tanıştığım çocukla deyt + ağlamalı son hikayem

2 gün önce buraya koca istiyorum nereden bulabilirim yazmıştım ve modlar 5 dk içinde kaldırmıştı fakat modlar kaldırmadan önce birisi görmüş ve bana mesaj atmıştı. Güzelsen evlenelim yazmıştı ben de çirkinim şişmanım vs dedim çünkü trollüne yazmıştım ama bu lavuk bana dedi ki ben uzunum yakışıklıyım kaslıyım yine de oldurmaya çalıştım vs ben de inanmadım foto at dedim attı. Lavuk gerçekten çok yakışıklıydı bu yüzden ilgimi çekti ve konuşmaya başladık. Saatlerce konuştuk müzik ve kitaplar hakkında. Klasiklerden konuştuk. Ben de tam bir kitapkurduyum hatta kendim de kitap yazıyorum. Okuyan yakışıklı erkek bulmak gerçekten çok zor. Tam istediğim gibi biriydi gerçekten. O da benden çok hoşlandığını söyledi ve biz birbirimize aşkım vs diye hitap ediyorduk çocuğumuzun adını ışık koyalım bile dedi yani bayağı ciddi gibiydi. 'Anadolu yakasında ev tutalım'a kadar geldi konu. Ben de çok mutluydum açıkçası çünkü redditten yakışıklı iyi eğitimli erkek bulmak what the fuck yani. Ben 26 yaşındayım o da 25 yaşında ikimizin de işi kariyeri var. Bana olur gibi geldi. Ben gerçekten evlenmek yuva kurmak istiyorum artık. Salı öyle geçti çarşamba biz yine uyanır uyanmaz mesajlaşmaya başladık öğleye doğru gel kadıköyde buluşalım dedim o da tamam dedi. Akşam iş çıkışı buluştuk. Ben onun elini tuttum koluna girdim hemen. Öyle gezdik. Fotoğraflarından bile daha yakışıklıydı. Çok mutlu hissetmiştim uzun zamandır böyle hissetmiyordum. Sonra yemek yedik moda sahile yürüdük. Ben bu arada kitabımın bütün senaryosunu anlattım o da ilgiyle dinledi. Sonra parka gittik ve parkta liseliler gibi öpüşüp yiyiştik bana sarıldı falan. Annesine de söylemiş redditten bi kızla buluşacağını, hatta mesajları da gösterdi, ben de gerçekten benle ciddi ilişki istiyor sandım aq. Ama akşam çok kalamadım eve döndüm malum iş var bugün. Benle durağa kadar eşlik etti ayrılmadan önce öpüştük. Eve gittim duş aldım sonra mesaj attı. Sana bi şey söylemem lazım arayayım mı dedi. Benim orada kalbim sıkıştı anladım bi boklar olacağını. Yaz, arama dedim. Arayayım dedi ben de ısrarla yaz dedim sonra tamam dedi. Ben senin ne kadar ciddi olduğunu bilmiyordum buluşunca fark ettim ama ben eximi unutamadım bu yüzden senle bir şey yaşayamam dedi. Ben de siktir git dedim engelledim. Gece üzüntüden uyuyamadım, şu an işteyim, kalbim acıyor. Fleabag gibi hissediyorum

reddit.com
u/derivae — 29 days ago

26 [f4m] #online #türkiye looking for a serious relationship

Hello all

I live in istanbul, I have an office job, I dont smoke, sometimes i drink, i am a healthy person, personality type: intj, I'm a pantheist. i never used illegal stuff in my life and i wont.

I speak turkish english and a bit french. I'm open to relocating.

I'm a clean freak. Hygiène is very important for me.

I don't have pets because i am a clean freak. I like street cats..

I like swimming and reading books, also rn I'm writing a novel. I'm into poetry and cinema too.

Looking for a bf from europe or türkiye. Here's my picture

https://imgur.com/a/0qzrDUX

u/derivae — 1 month ago

Ya ölüler bizi dizi izler gibi izliyorsa?

Ya ölüler bizi dizi izler gibi izliyorsa? Yaptığımız her şeyi binlerce ruhun izlediğini düşünün. Hem neden ölülere acırız, yaşayanları ölülerden üstün tutarız ki? Belki ölüler de bize acıyorlardır yaşamla cebelleştiğimiz, onca dertle boğuştuğumuz için.

reddit.com
u/derivae — 2 months ago

mental illness check 💄 💅

Kızlar hangi zihinsel ve ruhsal hastalıklarla diagnose edildiniz ben başlıyorum

Kronik insomnia var 4 senedir

Majör depresyon

Panik atak

Anksiyete bozukluğu

reddit.com
u/derivae — 2 months ago

tanrı bize adil davranmıyor dostlar

Bir kadının sexually active olabildiği çok küçük bi aralık var ömrünün uzunluğuna nazaran. 18-45 desek ortalama ömrün 70 sene desek. Zaten 35 yaşından sonra erkekler sana tarihi geçmiş süt muamelesi yapıyo. 35 yaşında bi erkek 35 yaşında kıza bakmıyo 25 olsun istiyo. Erkeklerin sexually active olabildiği aralık çok uzun ömürlerine kıyasla. Hem de bizden daha erken ölüyorlar.

Genç evlenen kızların hayatı zaten bitiyo. Biriyle uzun ilişki yaşayınca anlarsınız. 1 2 seneden sonra cinsel hayat durma noktasına gelir. Eskisi gibi hissettirmez...

Benim planım şöyle. Tarihim geçene kadar takılmaya devam edicem. Evlenmicem. Olabildiğince zevk almaya bakıcam. Çocuk da yapmicam aq. Bu dünyaya hiçbir şey borçlu değilim.

Tarihim geçtiğinde ise erkeklerle uğraşmayı tamamen bırakıp hobilerime odaklanıcam örn: kitap yazmak, gezmek, fotoğrafçılık, enstrüman öğrenme vs. Mezara kadar kendimi oyalayacağım

Tamamen hedonist bir hayat felsefesi edindim. Güzel tarafı şu. Yalnızlık bana koymuyor. Zaten yapayalnız bi insanım. Hep öyleydim.

Issız kadın...

reddit.com
u/derivae — 2 months ago

Au lieu de prendre une douche, les gens devraient aller dans un bain public et prendre un long bain pour socialiser.

Il devrait y avoir un hammam dans chaque rue, et les gens devraient aller aux hammams pour se laver ensemble et socialiser, plutôt que d’aller dans les bars pour se rencontrer.À Rome, comme dans de nombreuses civilisations à travers l'histoire, les gens se socialisaient de cette manière. Détruire les hammams n'a jamais été une bonne idée.. (Excuse my french im turkish)

reddit.com
u/derivae — 2 months ago

çocuk yaptım nasıl olmuş

Gözleri benimki gibi mavi oldu 😍

u/derivae — 2 months ago

ev arkadaşı arıyorum (bayan)

Bu iş için instagram sayfaları vs var ama benim ig hesabım olmadığı için buraya yazıyorum. Başka nereye yazabilirim bilmiyorum.

27 yaşındayım, kadınım, 5 senedir çalışıyorum, düzenli gelirim var. İşim beykozda bu yüzden anadolu yakasında olması gerekiyor. Beraber eve çıkabiliriz veya halihazırda evin varsa benle paylaşmayı düşünebilirsin. Kira + faturalar + aidat için max 20k verebilirim ayda. Evde çok fazla kişi olsun istemiyorum en fazla 2 olmalı. Saat 10dan sonra gürültü istemiyorum. 10da uyuyorum 5-6 gibi kalkıyorum. Zaten bütün gün işteyim. Remote çalışmıyorum. Çok titiz biriyimdir, aynı derece titiz birini istiyorum. Evcil hayvana sıcak bakmıyorum. Evde sigara içilmeyecek. Eve arkadaş getirmekle sorunum yok. Öğrenci veya çalışan biri olabilirsiniz. Erkekler yazmasın. Ümraniye, Beykoz, Çekmeköy, Üsküdar civarında olmalı konumu.

reddit.com
u/derivae — 2 months ago

S2mi yorumlar mısın mı demek istiyor? Türkçe profesörleri gelebilir mi

u/derivae — 2 months ago

erkeksizlik orucu

Kızlar 13 yaşımdan beri hep sevgilim oldu. Hayatımda bi erkek olsun istedim. Benim en yakınım olsun, her gün onunla konuşayım, yanımda biri olsun vs. Ve hep de oldu. Bazen çok uyumluyduk bazen değildik sadece yanımda biri olsun diye ilişki yaşadıklarım oldu. Ama artık burnout hissediyorum. Erkeksizlik orucu tutmaya karar verdim. Sanatıma odaklanacağım. Neredeyse 27 yaşındayım ailem evlen git diye gözümün içine bakıyor. Ama ben korkuyorum , bir gün karşıma gerçekten istediğim biri çıkacak ama ben evli olacağım diye korkuyorum. Artık aramayı bıraktım. Erkeklerle flört etmeyi bıraktım. Evde yalnız yaşarken fark ettim ki istediğim hayat bu. Ben kendimle çok mutluyum. Bir erkeğe ihtiyacım yok, maddi ve manevi olarak. Zaten işim gücüm var. Yeterince de arkadaşım var. Hobilerim var beni meşgul eden, şu an bir kitap yazıyorum. Erkekleri artık vakit kaybı gibi görmeye başladım. Şu ana kadar aradığım her ne ise bulamadım ve belki ömrümün sonuna dek bulamayacağım ama yalnızlığa, kendimle kalmaya, hayatı yalnız yaşamaktan zevk almaya alışmam gerekiyor.

reddit.com
u/derivae — 2 months ago

Heated rivalrye başladım aşırı yükseliyorum imdatttt

OFF BEN NEDEN DAHA ÖNCE gay romance dizisi izlememişim yaaa hetero erkekler neden lez izliyo çok iyi anladım hetero bi kadın olarak iki yakışıklı erkeğin yiyişmesi beni çok yükseltiyo😭😭😭😍

u/derivae — 2 months ago