

Mars
MARS ŞİİRİ
Bir mağarada çıplaktık ve üşüyorduk. Bir hayvanın derisini yüzüp onu sırtımıza attık ve bir ateş yaktık. Ama bu sefer hava çok sıcak oldu. Bizde bu sefer güneşi kararttık
Kendime bir atlatl yaptım. Kemikten ve sinirden. Sonraysa metalden bir ok attım. Ardından bin derece ateş püskürten, gökyüzüne fırlattım! Yıldızları bir bizon gibi hedef aldım ve ok tıpkı spermin yumurtaya girmesi gibi bir gezegenin rahmine girdi. Sonra birtane daha ve bir adet daha. Okumun düştüğü yere yerleştik bu yeni bir kavimler göçü idi
Bu yeni bir dünyaydı ama ilk evim bir yurt gibi kubbeden ibaretti. Özel birşey değil aya sofyada da aynı çamurdan bir kulübede de aynı bir kunduzun tahtadan ini bir bedevinin yünden çadırı gibi. Sıcağı içeri geçirmemesi en önemli.
Bir taşa taşla vurdum ve ortaya biraz kıvılcım çıktı. Bu ısınmam için yeterdi, Daha büyük bir taşı bir aya atmamlaysa ortaya koca bir gezegeni yok edicek kadar çok enerji çıktı. Bu korkunç sürüngenlerin devrini bitiren şeyle aynı idi. Hayatı söndüren hayatı da getirebilirdi. Öyle veya böyle herşey taşa taşla vurmaktan ibaretti. Bu taş ister uranyum ister çakmaktaşı olsun. Bir kıvılcım ile patlama arasındaki fark boyut değildi de neydi?
Bende bu yüzden büyümeye karar verdim
Sonra tarihi tekrardan yaşadım. Uzunca süre avlandım ve topladım. Etrafımı tanıdım ve kamp ateşi çevresinde masallar anlattım. Çok çok uzun zaman önce gerçekler birer efsaneymiş. Herkes bugünün geleceğini bilir ama kimse onu tam kestiremezmiş. İnsan tarihi takvim kurmak üstüne kurulu ya, milattan öncesinde de miladiden sonrasında da aynı insan hala daha insan
Zalim bir kral varmış, bu kral küçümseyici bir biçimde ölmüş
Bir zamanlar fakir bir kahraman varmış. Eninde sonunda kaderine ulaşmış
Ve bir samanlar ejderhalar ve devler varmış, en sonunda onlarda yok olmuş
Zaman geçtikçe fantastik fantastik olmaktan çıktı ve bir zamanlar masal olan şeyler gerçekliğe aktı. Sanki mantığın barajını birileri yıktı.
Bir zamanlar insanlar cennetteymiş ama zekasını ve özgür iradesini kötüye kullanmış ve oradan sürgün edilmiş. Daha önce hiç görmediği yeni ve acımasız vahşi bir dünyaya yollanmış ve kendine yeni bir hayat inşa etmekle cezalandırılmış. Favori kardeşini bir taşla katletmiş ve bir zamanlar bildiği herşeyi yeniden öğrenmeye mahkum edilmiş. Sonra bir sopa, bir kılıç ve bir nükleer bomba. Her seferinde herşeyi yeniden tekrar inşa etmiş. Sisyphusunkisi de ceza mı siz hiç insanın tarihini izlerken sıkılmamayı denedinizmi?
insanlara neyi diz çöktürdüğünü gördüm. bir çalılığa düşen ve onlara ateşi kullanmanın gücünü veren yıldırımdı. sonraysa imparatorlukları neyin sarstığını gördüm. bir topun namlusundan çıkan gök gürültüsüydü
Ve işte savaşın tanrısı marsın adını taşıyan ölü bir kayayı, bakır sokumu, böylece ikinci bir dünya ettim. Ve onu tıpkı ademin bahçesine çevirdim.
Sonrası yine tekerrür ve yine yeni bir vahşet. Karanlık ormandaki bir yamyam
MARS MARS MARS!
Mars herşeyiyle şiddet, barbarlık ve vahşet üzerine kurulmuş bir medeniyetti, ama bu vahşilik basit, çivili sopalar taşımak ve kasları beyinden üstün saymakla alakalı değildi, marsın vahşiliği tıpkı kendi dedikleri gibi, Roman-vari bir vahşilikti. Hor görülen her kültürün ve değerin gaddarca ezilmesi ve yok edilmesini kapsayan, benmerkezci ve küstah bir barbarlık örneği. Güçlünün zayıfı ezdiği, zenginin fakire eziyet ettiği ve zorbalığın gençleri arasında teşvik edildiği bir kültürden bahsediyorum. Mars herşeyiyle bir yamyamlar toplumuydu, hayatta kalmak için birbirini tüketen insanlarla doluydu ama her nasılsa bu insanlar gerçek yamyamlardan daha beterdi çünkü onların yamyamlığı aç birisini doyurmuyor, aksine, tüm o eti heba ediyordu. İnsan etinin yenmediği bir yamyamlık, şık giyinen barbarların ve çamur yerine mermerden duvarların olduğu bir kabile devleti! Eğerki birazcık daha fazla ormana ve daha renkli savaş boyalarına sahip olsaydı Mars hiç şüphesiz size de iğrenç gözükürdü. Ama ne yazıkki o bir toplum olarak iğrençliğini ve ilkelliğini saklamayı öğrenmişti, insan kurbanları adalet, cehalet kültür olarak pazarlanmıştı, Canlı yayınlanan ve sık sık tekrarlanan savaşlar… soykırımlar, insanların haşere gibi kurşundan ve gazdan geçirilmesi… Gladyatör dövüşleri. Bunlar sadece eğlenceydi, toplumda var olan kötülüklere ışık tutmak, onları kınamak ve mağdurları anmak için di, iyi bir şeydi! Kötülük iyiliği yaratıyordu, savaş barışın önemini anlamalarını sağlıyor ve teknolojiyi geliştiriyor, yaptıkları her rezalet en sonunda kendilerini kötü hissetmelerine ve birdaha aynı hatanın gerçekleşmemesini garantilemeye çalışmalarına sebep oluyordu, her cenneti tasvir eden görkemli kubbenin yanında onu inşa etmiş kölelerin yıkık dökük mezarlığı, o mezarlığın yanında ise köleleri anan altından bir anıt vardı. Ve doğasında melek doğuran bir canavar olan bu sistem tolere edilmekle kalınmıyor, korunuyor, aktif olarak savunuluyor ve yüceltiliyordu. Mars ekonomisi arkasındaki sömürü anlaşılmadan kopyalanmaya çalışılıyor, fikirleri onları çıkaran tarihe bakılmaksızın kabul ediliyordu.
Mars neredeyse bir kılıç sayılabilecek uzunlukta bıçaklar taşıyabileceğiniz, ama sizi bu bıçaklardan koruyacak yelekleri giyemediğiniz bir gezegendi.
Ve Mars tarihi boyunca sık sık komşularını işgal de etti. Yüzlerce yıllık bilimkurgu kehanetleri en nihayetinde gerçek oluyordu! Marslılar bize saldırıyordu ama bu saldırı bizi sığıra dönüştürmek veya kanımızı hasat etmek için değil, bunu hak ettiğimiz ayağına, intikam için yapılıyordu. “Dünya uzun zaman boyunca Marsın kaynaklarını çaldı, tazminat talep ediyoruz!” veya “Dünya da en az Mars kadar vahşi, sık sık savaşlar başlıyor ve pek çok insan ölüyor, Dünyalıları kendilerinden korumak zorundayız” gibi bahaneler o anlamını yitirene kadar kullanılıyordu. Ama benden duymuş olmayın, bu işgallerin ve çiçek savaşlarının her biri aslında Marslıların kendi aşağılık komplekslerinden kaynaklanıyordu. Mars zayıftı, sivri görünen bıçaklara ve kendi kendine ne kadar haklı olduğunu hatırlatan tezahüratlara bu yüzden ihtiyacı vardı. Mars Dünyadan bağımsızlık kazanalı pek olmuyor, hala daha o boyunduruk altındaki, aşağılanmış, kullanılmış, patronluk taslanılmış ve zorbalanmış kültürler, insanları hala daha Dünyanın fakirleri, suçluları, savaş mahkumları ve dünki sömürgeleri. Evet şu anda ibre tersine döndü. Ama bu düzenin yine altüst olması pekte imkansız değil, Dünya, veya daha doğrusu işlerin işleyişi yine eski haline dönebilir ve döndüğünde…
Roma bile yıkıldı. Marsa sonsuza kadar üstün olacağının garantisini veren neydi?
Bu yüzden Marslılar gittikçe daha da gaddarlaşıyordu, tuzakta yaralanmış bir hayvan gibi, heybetli görünselerde zamanları azalıyordu ve hayatta kalmak istiyorsalar, tıpkı o idealize ettikleri Roma gibi bir mirasa sahip olmak istiyorsalar kalan son enerjilerini üremeye harcamaları lazımdı. Kendi kültürlerini yaymaya ve diğer herkezi kendileri gibi yapmaya. Mars savaşmıyor, bir nevi ideolojik cariye akınları yapıyordu. Savaşı kültürlerin karışması, ve iyi, haklı genlerin seçilimi ve sonucunda yeni bir şeyin doğması, bir çiftleşme olarak gören bir toplumdan da başka beklenemezdi…
Mars kendi kendinden nefret ediyordu, ve bu nefreti diğer herkeze enjekte etmek istiyordu. Mars size size önce kim olduğunuzu unutturmak, daha sonra ise neden onlardan farklı olduğunuzu hatırlatmak, size zorla doğruyu/yanlışı öğretmek, kendinizi kötü hissettirmek, onlarla aynı veya daha aşağı kademeye çekmek, tecavüz etmek istiyordu. Daha sonra kendilerini kötü hissedip özür diliyeceklerinden emin olabilirdiniz. Marsın itibarı onura tercih eden medeni vahşiliği bunu gerektiriyordu…