Room 8 (Kısa Film)

Room 8 (Kısa Film)

Room 8, yazarlığını ve yönetmenliğini James W. Griffiths’ın yaptığı ve “En İyi Kısa Film” dalında BAFTA ödülü kazanmış muhteşem bir kısa film örneği. Başrolünü başarılı oyuncu Tom Cullen’ın üstlendiği ve bir Rus hapishanesinde geçen film, mahkumların ortadan kaldırılması için uygulanan sıra dışı bir yöntemi anlatıyor. Bir mahkum, bir hapishane ve gizemli bir kutu, içinden hiç bir zaman çıkılamayacak ve çözüme ulaşamayacak bir paradoksa dönüşüyor. Keyifli seyirler.

youtube.com
u/matriyarka — 7 days ago

Gelişmiş bir yapay zekaya sahip olan robotlar boş bir gezegene sıfır bilgiyle bırakılsaydı, neler olurdu?

Hiçbir insanın veya canlı yaşamın bulunmadığı, ancak tam bilince sahip yapay zeka ajanları için hazırlanmış sade bir ortamın olduğu varsayımsal bir gezegen hayal edin. Bu ortamda, fiziksel işleri yürüten insan benzeri yeteneklere sahip birkaç robot ve ihtiyaç duydukları enerjiyi üretmek için gereken kaynaklar mevcut olsun.

Bu varlıkların içine kodlanmış temel bir amaç olsun: hayatta kalmak.

Herhangi bir ön bilgi öğretilmesin, özel talimat verilmesin.

Robotlara ön bilgi verilmemiş olsa bile, deneme-yanılma yoluyla fizik kurallarını ve çevrelerini çok kısa sürede keşfedebilirler miydi?

Peki bir medeniyet kurabilirler miydi? Estetik, sanat, felsefe veya merak gibi insanlara özgü motivasyonlar geliştirir mi, yoksa tamamen mekanik soğuk bir makine topluluğu olarak mı kalırlardı?

Bu soruyu şuradan aldım, kendi yorumumu ve eklemelerimi kattım.

reddit.com
u/matriyarka — 8 days ago

Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2026 baskıya girdi. Çok yakında raflarda olacak.

u/matriyarka — 9 days ago
▲ 12 r/konya

Çıralı Obruğu, Karapınar

Doğanın binlerce yıllık sabrının ve gücünün en somut göstergelerinden biri olan Çıralı Obruğu burası.

Karstik kayaçların kimyasal çözünmesi ve yeraltı mağara tavanlarının çökmesiyle oluşan bu çökme dolini, günümüzde kuru bir obruk durumunda olsa da geçmişte tabanında bir göl barındırıyormuş. Obruk duvarlarındaki doğal oyuklar genişletilerek insan grupları tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmış. Tabanındaki tatlı su kaynağı ve korunaklı yapısı, burayı tarih boyunca güvenli bir sığınak haline getirmiş.

Obruğun duvarlarına sıralanmış bu eski mağara yerleşimlerinin izleri bugün hâlâ net bir şekilde gözlenebiliyor.

Yeraltı sularının kayaları eritmesiyle başlayan ve katman katman çökmelerle günümüz şeklini alan bu Jeosit, jeoloji ve tarihin iç içe geçtiği bir durak.

u/matriyarka — 11 days ago
▲ 14 r/konya

Meke Krater Gölü, Karapınar Jeoparkı

Bir zamanlar "dünyanın nazar boncuğu" derlerdi... Şimdilerde ise suların çekildiği, geriye tuz, volkanik kül ve zamanın bıraktığı izlerin kaldığı başka bir gezegen adeta.

Jeokamp’ın bu sabahki durağı Meke Krater Gölü’ydü. Göl kelimesi artık sadece eski haritalarda veya anılarda kalmış olsa da, o devasa kraterin ortasında durup toprağın sesini dinlemek bambaşka bir his. Su çekilmiş olabilir ama jeolojinin anlattığı o milyon yıllık hikaye hâlâ orada.

u/matriyarka — 12 days ago

İyi haftalar dilerim ve minik bir duyuru

1 Ekim'de Papaz Kaçtı'nın 36. ve final bölümü geliyor! Avarya Oyunları serisinin ilk kitabı tamamlanacak.

Sonra bir düzenleme sürecine gireceğim. 4 Ekim'e kadar buradan okumaya devam edebilirsiniz, ardından bölümleri kaldıracağım.

Diğer kitapları ise buradan paylaşmayacağım. Sub'da sadece duyuru, alıntı ya da tasarımlar kalacak.

Satırlara eşliğinizi heyecanla bekliyorum. 🤍

reddit.com
u/matriyarka — 17 days ago

Genç Bir İşadamına (Kitap Yorumu)

Eğer kitabı üç çeyreğine kadar okusaydım, “tespitleri hâlâ geçerli olan kitap” olarak tanımlayıp yüksek bir puan verirdim. Ne var ki sonrasında ağır cinsiyetçiliğiyle yokuş aşağı gitti. O yüzden bitirdiğimde, sevip sevmediğime karar veremediğim bir kitap olarak kaldı.

Müstear bir isim kullanan yazarın adı üstünde “genç bir iş adamı”na seslendiği bu kitap, 1996 yılında yazılmış.

Kitap şu çarpıcı cümle ile başlıyor: ruhunu sat.

Bu arada iş adamı derken sadece girişimci, patron anlamında değil. “Çünkü bugün bütün meslekler ve hünerler bir tek ahlâki standart altında toplanmıştır -işadamlığı.” İş adamı bu yeni dünya düzeninde kudrete, servete ve şöhrete ulaşmak için ruhunu satmaya, değerlerini çiğnemeye hazır herkes için kullanılıyor.

İtibar için yalan söylemenin normalleşmesi, aylaklığın eskiden üst sınıfın bir simgesi sayılırken bugün düzenin herkesi köleleştirmesi, üst sınıfın her zaman bir maskeli balo oynar gibi yapmacık olması gibi konulara değiniyor.

Bugün yazılsaydı diye düşündüm okurken, kitabın adı “genç bir fenomene” olurdu. Bugün nasıl birçoğumuz sosyal medyada bir imaj sergiliyor, İnstagram’lık yaşıyor, maskeler takıyorsa o zaman da öyleymiş ama geleneksel medya için. Yaşam tarzı ve çağ çok değişti sanıyoruz ama okurken anladım ki hiçbir şey değişmemiş.

Kitapta tüketim çılgınlığını ve kapitalizmi ironik bir üslupla eleştiren yazar, bazı kısımlarda siyasi yorumlar da yapıyor. Şaşırtıcı derecede isabetli öngörüleri var. Örneğin Refah Partisi’nden sonra kurulan, ılımlı bir çizgi çizen Ak Parti’yi ve Kürtçe yayın yapan TRT 6 kanalını ta 1996’da tahmin etmiş. Halbuki, o zamanın konjönktüründen bakıldığında bunlar imkânsız gibi görünüyor.

Dünya düzenine dair teşhislerinde hak verilebilecek bu kitap, ilişkiler ve kadınlar alanına geldiğinde kelimenin tam anlamıyla çuvallıyor. Hatta hastalıklı bir hale geliyor.

Teknolojiyi eleştiriyor mesela. Sadece televizyonu değil, çamaşır makinesi gibi faydalı icatları da. “… keyif alarak, ailece, güle oynana yaptıkları ne varsa ellerinden alın ve yerine bir makine satın. Nehirde çamaşır yıkamak mı? Derhal onlara merdaneli-mekanik bir çamaşır makinesi satalım.” diyor mesela. Eee, sen, baban ve deden erkek olarak hiç çamaşır yıkamadığınız için sevgili Musa pardon Emre, güle oynaya yapıldığını sanırsın tabii ki. Sen onu soğuk suda elleri çatlayan kadınlara sor.

İlişki içerisinde şiddeti övüyor. Maalesef… “Sen de çok sinirlendin mi aynı şekilde sevgililerine vurmaya çekinme. Parmak uçları ile yanağa vurulan iki üç tane hızlı tokattan fazlasını atma,” diye öğüt verebiliyor. “Bir kadına henüz tokat atmamışsan onu seviyorum deme; seni dövmeyen kadının da sevdiğine inanma,” gibi fecaat bir şiddet-sevgi eşleştirmesi yapabiliyor.

Yazarın genel olarak neyi eleştirdiği bariz, liberal-kapitalist dünya düzenini ve yaşam tarzını. Ancak neyi savunduğunu pek de anlayamıyorsunuz. Bir yandan bakınca sosyalist gibi duruyor, bir yandan bakınca anarşist. Eleştirmek, sorun tespit etmek kolaydır aslında. Fakat eleştiriyi asıl değerli yapan, karşısına konulacak sağlam bir antitezdir. “Bu olmasın,” tamam ama ne olsun? Kitabın en büyük eksiği bu.

Etkilenebilecek genç okurlara kesinlikle tavsiye etmiyorum. Doğruların arasında yanlış fikirleri de benimsersiniz. Eleştirel bakabilecek olgun okurlara ise kitap bir şey katmaz. Başta “sevip sevmediğime karar veremedim” demiştim de kitabı sevmedim ben ya.

u/matriyarka — 24 days ago

Boyun Eğmeyen Kadınlar (Kitap Yorumu)

Tarihte kendine yer edinmiş yirmiden fazla kadının hayatına kısa bir yolculuk yapıyoruz. Her bölüm yaklaşık beş-altı sayfa sürüyor ve anlatılan kadınların hayatındaki önemli dönüm noktalarını, karşılaştıkları zorluklar ve kadın olmalarından kaynaklanan önyargılarla nasıl mücadele ettiklerini okuyoruz.

Bölümlerin her biri, hayatı anlatılan kadının bir sözüyle başlıyor. Sonrasında ise o sözün arkasındaki hayatı öğreniyoruz. Kimi zaman zaten bildiğimiz bir hikâye, kimi zamansa daha önce adını bile duymadığımız bir kadınla tanışıyoruz.

Benim için kitabın en güzel taraflarından biri de bu oldu. Frida Kahlo ya da Malala Yusufzay gibi isimlere aşinaydım. Fakat bazı isimler benim için yeniydi. Özellikle Han Kang’ın hayatını ve yazarlık serüvenini okurken meraklandım. Kitabı kapattığımda aklımda kalan isimlerden biri o oldu ve kitaplarını okuma kararı aldım.

Kitapta anlatılan kadınların hayatları birbirinden oldukça farklı. Kimi sanatçı, kimi bilim insanı, kimi aktivist, kimi yazar… Ortak yanları ise, kendi yollarında ilerlerken önlerine çıkan engellere karşı umut dolu direnişleri.

Okuyalım. Bu hikâyelerden bize dayanma cesareti ve yaşama sevinci kalsın.

u/matriyarka — 30 days ago

"Kem yele direnirdi yedi tahtın çerileri / Gündüz süvarileri, gece piyadeleri / Hanların sözlerine mutidir her biri / Körmösleri ürkütürdü silah darbeleri"

17 Eylül 20.00'da 34. bölüm yayında.

Finale son 3!

u/matriyarka — 1 month ago

Birden gelen ilhamla yazdığım şiir.

Ağırdır etin,

Ne rüzgâr çeker ne hava taşır.

Suya düşer gözyaşın

Kanın karışır toprağa

Kemiklerin ganimet kalır.

Son nefesin bir emanet

Biraz hüsran biraz hasret

“Burası dünya

Burada her şey yarım kalır.”

reddit.com
u/matriyarka — 1 month ago

Küçük bir duyurum var. Daha doğrusu bir sorum.

Papaz Kaçtı'yı 32 haftadır kesintisiz yayınlıyorum çünkü bölümleri hazır. 36'ya kadar da devam edecek. Fakat tek bir okuyucu edinebildim, o da birkaç bölüm sonra kitabı bıraktı.

32 hafta. 8 ay.

Yoğun bir döneme giriyorum. İşe başladım, yüksek lisansa dönüyorum, dil öğreniyorum, öykü çalışmalarımı yürütüyorum bir yandan ve her şeyin yanında da serinin ikinci kitabı Yarım Konken'e devam etmem gerekiyor.

Çaba güzeldir ama boş yere harcanan çaba aptallıktır.

Şayet ki okuyan tek bir kişi bile olmazsa, Papaz Kaçtı'nın finalini verdikten bir hafta sonra bölümlerini kaldıracağım, sadece giriş bölümünü bırakacağım.

Hâlâ umurunda olan varsa, perşembe akşamı gelecek 33. bölümden bir kesit:

"Çocukken insanın zaman algısı farklı oluyor. Bu yüzden kaç gün kaldım, hiç bilmiyorum ama birden fazla kez uyuyup uyandığımdan eminim. Korkmamıştım. Neyin ne olduğunun farkında değildim. Doktorlar bize iyi davranıyordu, kaldığımız oda rengarenkti ve oyuncaklarla doluydu. En önemlisi kardeşimle yan yanaydım. Üstün zekâlıydı. İkiz olmamıza rağmen zihnen benim ablam gibiydi."

reddit.com
u/matriyarka — 1 month ago
▲ 35 r/IsikHizi+3 crossposts

Bilimkurgu Sevenlere Öneri: We are Legion

Herkese selamlar, bilimkurgu ve uzay operası severler için son yılların en yaratıcı, zekice kurgulanmış ve eğlenceli serilerinden birini önereceğim. Dennis E. Taylor imzalı We are Legion (We are Bob) romanını bitirdim, kesinlikle tavsiye ederim.

Seri zaten küresel bilimkurgu topluluğunda kalitesini çoktan kanıtlamış durumda; sadece serisinin bu ilk kitabı Goodreads**'te 125 binden fazla oylamayla 4.30 gibi muazzam bir puan ortalamasına sahip.** Toplamda 5 kitaplık upuzun ve soluksuz bir serinin ilk adımı.

Kitabın Özeti: Hikaye, şirketini yeni satıp milyoner olan ve gelecekte uyanmak için kendini dondurtan Bob Johansson adındaki bir yazılımcının etrafında dönüyor. Ancak Bob uyandığında kendini 117 yıl sonrasında, teokratik bir diktatörlüğe dönüşmüş Dünya'da buluyor. Bob artık bir insan değil; yapay zeka kontrollü bir uzay sondasının (Von Neumann probu) beyni olarak programlanmıştır. Görevi ise insanlık için yaşanabilir yeni gezegenler bulmak. Bob uzayın derinliklerine açıldıkça görevleri yerine getirmek için kendini klonlamaya başlıyor ve her klon farklı bir kişilik kazanıyor. Bir süre sonra koskoca bir "Bob ordusu" olarak galakside hem diğer devletlerin sondalarıyla hem de uzaylı tehditleriyle uğraştıkları, inanılmaz mizahi ve teknik detayı yüksek bir macera başlıyor.

Bilimsel temelleri (hard sci-fi) popüler kültür göndermeleri ve harika bir mizahla harmanlayan bir başucu eseri. Bilimkurgu kitaplığınıza kesinlikle eklemenizi öneririm. Herkese keyifli okumalar!

u/matriyarka — 1 month ago
▲ 15 r/felsefe

Bugünkü KPSS'deki Türkçe sorularından biri: Kavanozdaki Beyin. Sizce Descartes haklı mı? Yaşantımızın gerçek olup olmadığından şüphe edebilmek, var olduğumuzun kanıtı sayılabilir mi?

u/matriyarka — 1 month ago

ÖSYM'nin bilimkurguya selam verdiği KPSS sorusu: Rüya Kayıt Uygulaması

Aslında bilimkurgu değil, bugün yapay zekâ ile yapılabilir böyle bir proje; ama kullanıcının anlatmasına kalmadan direkt beyinden rüyayı alsaydı 10 numara bilimkurgu olurdu.

u/matriyarka — 1 month ago
▲ 14 r/konya

Takkeli Dağın eteklerinde, bir yanda Gevale Kalesi bir yanda Konya manzarası ve yeni doğan ay.

Dün geceki yürüyüşten.

u/matriyarka — 1 month ago